SUNUCU: Yayınımıza internet sitemizden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam nedir? Yine bilgisayarda bir şeyler hazırlıyorsun?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu fosillerin yaşlarıyla ilgili bilgiyi verememiştik geçen sefer. Bu deniz atını göstermiştik Hocam, inşaAllah. Bu fosil 4 milyon yıl yaşındaymış. Pliyosen dönemine ait. 4 milyon yaşında, evet. Günümüzdekiyle yani milimetre milimetresine artık o kadar ayrıntılı olarak tıpatıp aynısı. Hiçbir değişikliğe uğramamış çıktığı andan itibaren. Yengeç de 5 ile 1.8 milyon yıl yaşında. Burada görüldüğü gibi gösterdiğimiz fosil. Yeni Zelanda da çıkmış olan bir fosil. Burada günümüzdeki halinden en ufak bir değişiklik göstermiyor çok açık bir şekilde. Bakın görüyorsunuz vücut yapısı, burada kıskaçları hiçbir değişikliğe uğramamış. 23 milyon yıl boyunca hiçbir değişikliğe uğramamış. 23 ile 5 milyon yıllık. İstiridye de 24 milyon yıl yaşında. Bunu tekrar gösterelim. Oligosen dönemine ait istiridye, bakın görüyorsunuz günümüzdekiyle tıpatıp aynısı. Ve 24 milyon yıl boyunca en ufak bir değişikliğe uğramamış. Tabii bu evrimin olmadığını, Allah’ın yarattığını kanıtlayan, çok net bilimsel deliller olmuş oluyor. Fosiller zaten evrimin iddiaları sadece fosil kayıtlarında görülebilirdi. Charles Darwin de bunu söylüyor. “Tek kanıtı, fosil kayıtlarında bulunabilir” diyor. Darwin yok diyor, fosiller yok diyor, günümüzdeki bütün fosil bilimciler de yok diyor. Allah’ın yarattığı çok açık inşaAllah. Bütün delillerde bu şekilde maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, başka? Evrimle ilgili bir şeyler anlatın.
AKIN GÖZÜKAN: Ben anlatabilirim Hocam isterseniz. DNA’nın yapısı Hocam inşaAllah bayağı bir karmaşık. Yani çok kompleks bir yapıya sahip. Şimdi DNA içerisindeki harfler birden çok fazla bölgeyle ilgili olabiliyor. Mesela göz ile ilgili bölge aynı zamanda işte boy uzunluğunu da ilgilendirebiliyor. Aynı zamanda işte üreme sistemiyle de ilgili olabiliyor. Ve de buna bilim adamları Pleiotropik etki diyorlar. Yani bir genin birden fazla bölgeyi kontrol ediyor olması. Bu şuna benziyor, mesela bir kitapta şöyle bakılınca işte soldan sağa anlamlı cümleler var. Ama aynı zamanda öyle bir yapıda olması gerekiyor ki bunun yukarıdan aşağıya da her satırın yine anlamlı cümleleri var. Yani hem böyle soldan sağa anlamlı cümleler var hem bu şekilde yine harflerin anlamlı cümleleri var. Yani DNA bu kadar karmaşık bir yapı ve normalde bir insana bırakılınca bile yani herhangi bir bölümünde bir harf değişikliği, bir değişiklik yaptığı zaman insanın 7-8 bölgesine kadar bir farklılık gösterebiliyor. Yani DNA’yı daha geliştirmek için öyle bir teknik gerekiyor ki yani bu kitap sayfası içerisinde 1 noktaya öyle bir harf koyacağız ki, oradaki cümlelerin yani bütün satırdaki aşağı-yukarı sağdan sola bütün cümlelerin hepsini daha anlamlı hale getirmesi gibi bir şey. Ve de evrimciler, bunu mutasyonla olduğunu iddia ediyorlar. Yani rastgele bir harf değişikliği yaparız sayfa içerisinde, bir bakarız sayfanın işte bilgisi iki katına çıkmış gibi bir iddiaları var. Bu tek başına inşaAllah evrimi tamamen çürüten bir şey. Yani başka hiçbir bilgiye gerek kalmadan şu tek başına çürüten bir şey inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet bu anlattığını genişleterek yarın da yine anlatırsın. Daha detaylandırarak. Her anlattığınızı genişleterek ve şerh ederek anlatmaya devam edin. Yani tek seferinde kavrayamayanlar, daha detaylı anlatıldığında daha detaylı kavrarlar. Çünkü ilkokul çocuğunun bile anlaması çok önemlidir bizim için. 7-8 yaşından tut, 70 yaşına kadar herkesin anlayacağı gibi olması lazım.
Evet Hocam sen anlat.
SERDAR ASLAN: Estağfurullah Hocam. Uygun görürseniz bazı şekiller vardı onları da göstermek istiyordum.
Şimdi evrimciler bütün organların kademe kademe geliştiğini iddia ediyorlar. Örneğin bir kuş olacaksa sürüngenden kanatların yavaş yavaş olacağını iddia ediyorlardı. Hatta çizimlerini bu şekilde gösteriyorlardı. Ancak genetik bilim gösterdi ki, Allah’ın müthiş bir sanatı var genlerde. Bazı genler sırf vücudun şekline yönelik görevlendirilmiş. Ve bunlardaki ufak bir hata, onlarca gen görevli bu vücuttaki intizamla alakalı. Ufak bir hata öyle kademeli bir değişime sebep olmuyor. Komple bir yıkıntıya sebep oluyor. Bir örnek göstereceğim. Şimdi bu resimde iki tane sinek var. Biri iki kanatlı bu normaldir. Bir de bunun halter adında bir organı var. Bu da modern teknoloji de jeoskop adı veriliyor. Havada konumunu belli ediyor. Şimdi bu genler onlarca genlerden yalnızca birinde küçük bir hata iki tane değil dört tane kanada ve uçamamasına sebep oluyor. Ayrıca konumlandırmaya yarayan halter organı da tamamen yok oluyor. Yani şekillerde nasıl gösteriyorlar? Ufak ufak böyle kanat çıkıyor şeklinde gösteriyorlar. Halbuki Allah’ın yarattığı o mükemmel sistemden en küçük bir sapmada komple vücudu deforme oluyor ve hiçbir işe yaramıyor. Bu tarz böceklerde ne uçabiliyor, ne hayatını devam ettirebiliyor. Kısa sürede ölüyorlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bununla ilgili bir film de var Hocam gösterelim mi onu?
ADNAN OKTAR: Görelim.
OKTAR BABUNA: Böyle vücut, Serdar Hocamın bahsettiği vücudun yapısını belirleyen bu genlerde olan mutasyon, bakın burada bir mutasyona uğramış bir meyve sineğini göreceğiz şimdi. Kafasından anten yerine bacak çıkıyor burada gördüğünüz gibi ve hayvanı sakat hale getiriyor. Çünkü bacağın çıkacağı vücut bölümü belirlenmiş genetik olarak. Bu, vücudun neresinde, hangi organın, hangi vücut yapısında olacağını belirleyen bu genler de olacak tek bir harf değişikliği, mutlaka sakatlık ve ölüm meydana getiriyor neticesinde. Böceği tamamen fonksiyonunu bozan bir şey olmuş oluyor. Çünkü bacağın çıkacağı vücut bölümü belirli. Ve bu genetik bilgi de, genlerinde yazılı olarak var. Ki bu en hafif mutasyonlar. Çünkü daha ağır mutasyonlar da var. Sadece bacağın kafadan çıkması gibi değil de. Kansere sebep olan, öldürücü olan hatta hiç doğmamasına sebep olan. Çünkü mesela anne karnında da bebeklerde meydana gelen genetik rahatsızlıklar. Mesela diyelim ki hemoglobinde bir bozukluk oldu öldürücü olabiliyor. Ya da hayati organlarda meydana gelen, beyinde meydana gelen bu genetik bozukluklar öldürücü oluyor bu şekilde. Yeni bir bilgi olarak da, genlerde yüzde 2-3 oranında yüzde 2 ile 3’lük bir bölge genetik genlerden oluşuyor. Diğerinin ne olduğu tam olarak bilinmiyordu. Fakat buradaki tekrarlayan diziler olduğu görüldükten sonra anlaşıldı ki bunlarında bir fonksiyonu var. Çünkü bunlar da meydana gelen bir hata da ağır genetik rahatsızlıklar meydana geliyor. Hatta bunların büyük oranda beyinde olduğu anlaşıldı bu genetik rahatsızlıkların. Mesela “c,g,g” gibi tekrarlayan harf dizileri var. Bu normalde diyelim ki 30 kere tekrarlıyor. Bu tekrar sayısı 100’e çıktığı zaman Frajil X sendromu denilen böyle zeka geriliğinin en önemli sebeplerinden biri olduğu anlaşıldı. Diğer tekrarlayan harf dizelerinde de bir artış meydana geldiği zaman, özellikle beyinde genetik rahatsızlık meydana getiriyor. Dolayısıyla bunların da bir fonksiyonunun olmadığını ortadan kaldırdı bu. Çünkü artışta mesela böyle bir ek bir mutasyon olduğunda, mutasyona harf dizisi eklendiğinde mutlaka ağır bir sakatlık meydana getiriyor. Ve hatta ölümle sonuçlanıyor.
ADNAN OKTAR: Evet Hocam sen anlat.
AKIN GÖZÜKAN: Estağfurullah Hocam. Şimdi evrimciler yine bu konuyla ilgili canlıya yeni bir bilgi eklenirken, işte bir mutasyon oluyor, bir bilgi tekrarlanıyor, o tekrarlanan bilgi gelecek nesillere aktarılarak birikerek en sonunda anlamlı hale geliyor diyorlar. Şimdi Oktar Hocamın dediği gibi yani DNA’nın içerisinde bir bilgi eğer yine eklenirse, canlıya zarar veriyor. Yani hatta Down sendromu gibi bir hastalığa neden olabiliyor yine DNA’daki bir tekrar. Yani hiçbir şekilde DNA o kadar hassas ve kompleks ki, hiçbir şekilde bir mutasyon veyahut bir müdahale insan müdahalesi dahi bir şey getiremiyor. Yani ek bir yeni bir bilgi getiremiyor inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah dünyanın en büyük bilgisayarlarından. Yani teknolojinin ulaşabildiği en son nokta. Böyle binaların içine yerleştirilen bir bilgisayar. Bizim bildiğimiz bilgisayarlardan çok farklı. Dolayısıyla çok yüksek bir kapasitesi var normal bilgisayarlardan. Tek 1 gram DNA molekülünün içindeki bilgiyi hesapladılar. Yani 1 gram tırnağımın ucu kadar bir yer oluyor böyle. 1 gram içindeki bilginin miktarı 1 trilyon CD’ye yani 200 trilyon kitaba eş değer bilgi varmış içerisinde. Bu bir insanoğlunun erişebildiği teknolojinin çok çok üstünde. İnsanın yani hayal bile edemeyeceği kadar bir bilgiyi taşıyabiliyor DNA molekülü ve üstelik hatasız olarak taşıyor. Tabii bu da çok üstün yaradılışı gösterir. Yani 200 trilyon kitap demek, insanlık tarihi boyunca yazılmış olan tüm kitapların yüz binlerce kat fazlası 1 gram DNA’nın içine yerleştirilmiş oluyor. 200 trilyon kitaba eş değer bilgi Allah tarafından maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bunun tesadüfen olduğunu söylüyorlar.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Biz onların kafası bu konuyu alıncaya kadar ısrarla anlatacağız, inşaAllah. Sen anlat.
SERDAR ASLAN: İnşaAllah Hocam. Bir şekil daha göstereceğim. Vücudumuzda sayısız enzim görevli. Ve bu enzimler metabolik yollar adı verilen bir sistemi meydana getiriyorlar. Görüldüğü gibi çok sayıda kompleks ara basamaklardan oluşuyor bu. Her nokta bir maddeyi ve yollar da o maddelerden diğer maddelere geçişleri gösteriyor. Şimdi, burada bu geçişler için Allah enzimleri yaratmış. Enzimler de protein yapısında ve her bir protein mükemmel olarak var olmak zorunda. Enzimler de en ufak bir hata, o enzimin işlememesini ve bu metabolik yolların bozulmasına sebep oluyor. Dolayısıyla metabolik yolların yani bu yüzlerce enzimin, hepsinin aynı anda var olmaları gerekiyor. Zaten bu enzimlerde olan en ufak bir hata, canlılarda kalıcı hastalıklara ve ölümlere sebep oluyor. Dolayısıyla kademe kademe gelişim iddiası gerçekten de, biyokimyasal açıdan da, genetik bilimi açısından da son derece, artık bu yüzyılda son derece büyük bir saçmalık. Bunun artık savunulacak hiçbir tarafı yok inşaAllah.
AKIN GÖZÜKAN: Estağfurullah Hocam. Birçok insan canlılar içerisindeki çeşitliliğin yani türler içerisindeki çeşitliliğin mesela köpek çeşitleri oluyor, kedi çeşitleri oluyor yani tür içerisinde pek çok cins oluyor. Bunun oluşmasıyla evrimin bir bağlantısı olduğunu zannedebiliyorlar. Yani evrimcilerin zaten en çok kullandıkları taktiklerden bir tanesi. Halbuki şöyle bir şey var; bir tür içerisinde mesela köpek türü içerisinde her köpeğin DNA’sında hem uzun kulak bilgisi var, hem kısa kulak bilgisi var. Uzun tüy bilgisi var, kısa tüy bilgisi var. Bütün hepsi gen havuzu denen bir kavramla o DNA içerisinde var. Şimdi varyasyon denen Allah’ın yarattığı bir mekanizma var inşaAllah. O mekanizma sayesinde tür kendi içerisinde çeşitlenip çeşitli cinsler oluşturuyor. İşte pek çok köpek cinsi var, kedi cinsi var yani her türde var bu çeşitlilik. Fakat hiçbir zaman bir türü başka bir türe dönüştüren bir mekanizma gözlemlenmedi şu ana kadar. Yani bir köpeği bir ata. işte atı bir file dönüştürecek ne bir mutasyon, ne de bir mekanizma şu ana kadar gözlemlenmedi. Yani evrimciler varyasyona mikro evrim diyorlar. Bir türün başka bir türe dönüşmesine de makro evrim diyorlar. Halbuki mikro evrim dedikleri şey normal de bilimsel olan ve ismi de varyasyon olan bir kavram. Fakat makro evrim dedikleri şey tamamen hayali ve onların uydurdukları bir şey, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktar Bey buyurunuz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. İşte bu da bir örneği, genetik mutasyon olduğu zaman bu hayvanda görüldüğü gibi bir bacağı sırtından çıkmış. Dolayısıyla mutasyon mutlaka zararlı oluyor burada görüldüğü gibi. Sakat hale getiriyor o canlıları. Ağır, daha ağır olursa tabii öldürücü oluyor. Yani var olan mükemmel bir mekanizmaya, en ufak bir dışarıdan müdahale ki, insan aklıyla bile yapılamayan bir müdahale bu. Mutlaka rahatsızlık meydana getiriyor. Bunun için de Richard Dawkins’e sorulduğu zaman zaten,bakın şimdi 17 saniye süreyle havaya bakıyor. Evet. Ve yayını durduruyor. Ondan sonra soruyorlar Hocam daha sonra niye cevap veremedin diye. Verdiği cevap da, buradan daha da kötü. “Ben onların yaratılışçı olduğunu anladım” diyor “böyle bir soruyu sadece yaratılışçılar sorabilir” diye bir cevap veriyor.
ADNAN OKTAR: Ama uzaya bakıyor o anda. Uzaylılarla bağlantıya geçmiş olamaz mı?
OKTAR BABUNA: Olabilir Hocam.
ADNAN OKTAR:Çünkü cevap olarak uzaylılar yaptı diyor. Öyle değil mi? Yani “bu kromozomları hücreyi kim yaptı” dediğinde “uzaylılar yaptı” demiyor mu? Uzaya bakması da o zaman, belki bağlantı kurmaya çalışıyor adam.
Demin kardeşimizin sorusu vardı, yarım kaldı, onu cevaplayayım. “Ayşe Arman herkesin bildiği Ayşe Arman ise biraz kafam karışıyor. Çünkü ortalıkta çıplak resimlerle dolaşan bir kadın için nasıl dindar diyebiliyoruz?” Dindar derken tabii 5 vakit namazında, Hacca gider işte tam takvadır anlamında... dindardan kastım Müslüman, diyorum. Müslüman anlamında söylüyorum. Müslümanlığı kabul eden her insan dindardır. Yani dindar ne demek? Dini yaşayan, değil mi? Dini kabul eden, dini seven, Müslüman olduğunu söyleyen. Mesela günahkar dindar vardır. Bir de takva olan dindar vardır. Mesela fısk içinde olan Müslüman olur, değil mi? Takva olan Müslüman olur. Eksiği kusuru olan Müslüman olur. Ama her insanın az veya çok kusuru olur, inşaAllah. Yani dindardan kastım Müslüman. İnşaAllah diyorsa ve inşaAllah’ı da övüyorsa, peki bunun başka ne anlamı olur? Tabii ki Müslüman diyeceğiz, ne diyeceğiz başka? “Kızmayın” diyor. Tamam kızmadım.
“Esselamü aleyküm ve rahmetullahi” diyor. Aleykümselam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Bir zamanlar Diyanet İşleri Başkanlığı yapmış olan Prof. Ateş birkaç hafta önce Ömer Çelakıl ile bir münakaşaya giriyor. Ve ‘senin söylediğin ayet ve hadis yanlıştır’ diye bir söz söylüyor. Sizden açıklama beklediğim konu şu Hocam, Ömer Çelakıl Allah yolunda ilerleyen bir kişi midir? Yoksa sayın Ateş uzun yıllar göremediklerinin bir gencin görmesi zoruna mı gitmiştir? Bir cevap bekliyorum Hocam. Allah’ın bereketi üzerinize olsun.” Senin de Allah’ın rahmeti, bereketi üzerine olsun. Benim okuduğum, dinlediğim kadarıyla Ömer Çelakıl son derece samimi, yiğit, hiçbir çıkar peşinde olmayan, enaniyeti kibiri olmayan, mazlum samimi bir Müslüman. Anlattıklarının da %99’u doğru. Çok nadir hatalı olanlar oluyor, onları da açıklıyoruz zaten. Ama çok büyük bir bölümü doğru dediklerinin ve hepsini de iyi niyetle söylüyor. Zaten bir insan kusursuz olmaz. Hata yapar her bilim adamı, her Hoca, her alim hata yapar. O da insan, onun da ufak tefek hataları oluyor. Ama genel anlamda dediklerinin çok büyük bir bölümü doğru ve çok isabetli yaptığı çalışmalar da. İyi bir insan. Prof. Ateş, o önemli değil. Profesör olması veyahut olmaması önemli değil. Doğru olup olmaması önemlidir. Doğru söz söylerse, tamam. Takdir ederiz ama doğru olmayan bir söz söylüyorsa onu da kabul etmeyiz.
“Hocamız bize kızmasın biz sadece buradaki çelişkiyi anlatmaya çalışıyoruz.” Yeniden yazı göndermiş kardeşimiz. “Kimseyi linç etme, karalama niyetimiz yok. Bu konuda samimiyiz. Tabii Allah’a inanan her kişi için güzel bakarız. Hatta anmayan her kişi için de iyi niyetli oluruz. Ama Ayşe Arman bir gün ‘inşaAllah’ diyor, ertesi gün ‘kızım çeşit çeşit seks yapmalı’ diyor. Hangi çeşitliliktir bu.” Ben böyle bir şey dediğinden haberim yok. Var mı Ayşe Arman’ın böyle bir sözü?
OKTAR BABUNA:Ben de bilmiyordum Hocam.
ADNAN OKTAR: “Her şey olsa da sonra tevbe etmişse tabii ki bizim için bembeyazdır. Ama bugün inşaAllah deyip, ertesi gün soyunup özel seksi pozlar vermek, nesi oluyor” diyor özetle. “Hocam bize kızmayın sadece buradaki hüsn-ü zannınızın kapsamını anlamaya çalışıyoruz. Gerçi kızsanız da siz yine bizim aslan Hocamızsınız.” Yok yok kızmam. Doğru canım ben onu gösterdim zaten geçen gün. Vatan Gazetesinde vardı işte. Seks eşittir aşk eşittir seks mi? Yazmıştı ama Vatan Gazetesi kendi yapmış herhalde. Ama onun bu tarz üslupları da oluyor tabii böyle rahat üslupları da oluyor. Ama gelişiyor, eskiye göre çok iyi anlamında diyorum. Yani daha iyi oluyor. Yaşı ilerledikçe olgunlaşıyor. Daha bilgisi artıyor. İyi olan yönünü söylüyoruz. Kötü yanlış yönlerini de söyleriz. Yani anormal bir şey söylerse onu da söyleriz. “Kızım çeşitli çeşitli seks yapmalı” o yazıyı da gönder bize de okuyalım. Bakalım, onu da eleştiririz, öyle bir şey diyorsa onu da eleştiririz. Bizde doğruya doğru, eğriye eğridir, özetle. Doğru neyse destekleriz, eğri yönünü de eleştiririz.
OKTAR BABUNA:Mesela bunun güzel bir örneğini daha vardı Hocam, siz Hülya Avşar’ın dine karşı bir sözü olmuştu, eleştirdiniz. Sonra daha sonra dini öven sözleri oldu. Onu da övdünüz yani bu şekilde.
ADNAN OKTAR:Tabii tabii. Ben Ayşe Arman yanlış yaptı mı, eleştiriyorum. Veya bir başkası yaptığında eleştiriyorum. Ama güzel bir söz söylediğinde de tebrik ediyorum. Gelişmesi için, daha iyi olması için, değil mi? Bir insana iyisin, iyisin dersin, iyi olması umulur, inşaAllah. Güzel yönde gidiyorsa tebrik etmek, teşvik etmek önemli.
İlim deryası kardeşlerimiz anlatacaksınız.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bu mutasyonla ilgili, güya faydalı olabileceğini iddia ettikleri mekanizmalardan bir tanesi ki, hiçbir şekilde yeni genetik bilgi oluşturabilecek bir mekanizma yok. Bu da aynı şekilde. Genlerin bölünme sırasındaki bazen aynısı kopyası oluyor, bir fazlası oluşuyor ve bu da DNA’nın içerisinde yerleşiyor. Buna da duplikasyon diyorlar, bilimsel bir dille. Çift olma anlamına geliyor. Yani bir gen var, bölünme sırasında bir hatadan dolayı onun aynısından bir tane daha oluyor. Güya bu şekilde olan bir genin daha sonra onun üzerinde olan değişikliklerle aynısı var olduğu için organizmaya zarar vermediği bu nedenle diğerinde olan değişikliklerin onu faydalı bir hale getirip faydalı ekstra bir genetik bilgi oluşturduğunu iddia ediyorlardı. Ama bu mantık olarak çok saçma. Şundan dolayı saçma, bir kere zaten var olan bir gen, birçok mekanizma tarafından kontrol ediliyor ve onun meydana getirdiği proteinler çok sıkı denetim altında. Mesela onun meydana getirdiği proteinler bir maddeyi parçalıyorsa, o madde çok fazla parçalandığı zaman hemen durduruyor proteinin yapımını. Ya da ihtiyaç olduğu zaman çok arttırabiliyor. Böyle mekanizmalar var. Dolayısıyla ikinci bir gen, fazladan bir gen devreye girdiği zaman organizmanın dengesini bozuyor. Mesela insülin hormonu var diyelim. İnsülin hormonu çok sıkı kontrol altında. Hep an an kontrol ediliyor ki çünkü şeker seviyeleri sürekli değiştiği için vücutta, insülinde sürekli kontrol ediliyor. İkinci bir insülin yapan gen hata sonucu eklendiği zaman DNA’ya vücudun, organizmanın dengesini alt üst ediyor. Hipoglisemi, şok, koma ve ölüm meydana getirir. Bütün proteinler içinde aynı şekilde geçerli bu. Ekstra bir gen kesinlikle genetik bilgide, bir artış fayda değil, zarar meydana getiriyor. Bu bilinen bir şey zaten. Dolayısıyla söyledikleri bu mekanizma da son derece anlamsız. Ayrıca o genin hemen yakınında onu kontrol eden bölgeler var. Sürekli olarak onun aktivitesini denetliyor. Dolayısıyla başka bir gen oluşup, farklı bir yere gittiği zaman o denetimden kurtulacağı için tamamen kontrolsüz de bir hale geleceği için bu yönden de zararlı. Dolayısıyla söylediklerinin hiçbir anlamı yok, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, pehlivan sen anlat bakalım.
AKIN GÖZÜKAN:Estağfurullah Hocam, şimdi mutasyonla kandaki hemoglobin denen bir molekül var. Bu oksijeni taşıyor. Biz nefes aldığımız zaman akciğerlerden oksijeni alıp tüm vücuda dağıtıyor oksijeni. Bütün hücrelere teker teker dağıtıyor, hemoglobin molekülü. Bu hemoglobin içerisindeki 138 tane aminoasitten sadece bir tanesinin değişmesiyle yer değiştirmesiyle kişi ‘orak hücre anemisi’ denilen bir hastalığa yakalanıyor. Bu da ölümcül bir hastalık. Çünkü hemoglobinin şeklini değiştirdiği için oksijen taşıma kapasitesini düşürüyor. Yani dolayısıyla kişi de oksijeni daha az alma durumu oluyor. Bütün organlarını, bütün vücudunu etkiliyor bu. Ve de bu sadece büyük bir organda, bir hücrede bir değişim değil. Sadece tek bir vücut içerisindeki tek bir aminoasitin yer değiştirmesiyle oluşan bir şey. Yani canlılık bu kadar hassas inşaAllah. Hiçbir şekilde böyle mutasyonun etkisiyle işte bir aminoasit yer değiştirecek, daha da gelişecek, değişecek bu tarz bir mekanizma insan vücudunda kesinlikle yok. Sadece bir aminoasit bile insanın hayatı için yerinde olması gereken bir yapı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:Buna bir ekleme yapabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Yap tabii. Ekleme zaten mutlaka olsun ki, geliştirelim daha anlaşılır hale gelir.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Sizin kitabınızda bu detaylı olarak anlatılıyordu, inşaAllah. Tek bir amino asit değişikliği hemoglobin molekülünü kristalize hale getiriyor. Kristalize hale getirdiği için alyuvarlar deforme oluyor içinde bulunduğu alyuvarlar damarları tıkıyorlar. Bundan dolayı beyin ferci, böbrek yetmezliği, akciğerlerde zature, kemik sistemi çöküyor, dalakta hasar meydana geliyor. Bütün organlar da hasar meydana geliyor ve öldürücü bir hastalık. Bu sefer diyorlar ki; bizim kastettiğimiz yani her iki genin de hemoglobin yapısını kontrol eden her iki genin de hastalıklı olduğu hali değil, heterozigot dedikleri. Yani bir sağlam gen var, bir hastalık geni var. Bundan dolayısı ile hastalık belirtilerine yakalanmıyorlar bu hastalığa. Ama aynı zamanda bu şeyden dolayı da orak hücre anemisi sıtmaya karşı daha az yakalandıkları için bir de fayda getiriyor diye iddia ediyorlardı. Yani bunu faydalı mutasyona örnek vermeye çalışıyorlar. Bir kere birincisi iki gen hasta olduğu zaman öldürücü bir hastalık. Az yaşıyorlar bu hastalar ve bütün sistemleri zarar gördüğü için erken vefat ediyorlar. Dolayısı ile bu faydalı mutasyona hiçbir şekilde örnek değil. Diğer söyledikleri yani bir genin hasta, bir genin sağlam oldukları durum da ise; bunların hakikaten önemli bir kısmı hastalığa yakalanmıyor, ama bir kısmı yine de yakalanıyor. Bir kere hastalık belirtileri ortaya çıkıyor. Bu bakımdan doğru değil bu iddiaları. İkincisi, alyuvarları daha kırılgan hale geliyor. Yani her ne kadar bir gen sağlam, bir gen hasta olsa da alyuvarları daha kırılgan hale geliyor. Ağır egzersiz yaptıklarında mesela dağa tırmandıklarında oksijen azaldığında veya ağır spor yaptıklarında mutlaka yine hemoglobinleri kristalize oluyor ve hastalık belirtileri bütün şiddeti ile oluşuyor. Bu da şuna benziyor; Hocamızın kitabında verdiği örneği vermek istiyorum yine. Mesela doğuştan genetik olarak özürlü, sakat, kötürüm olan insanlar olabiliyor. Tabii Allah’ın bir lütfu olarak. O da bir imtihan konusu sevapları çok artıyor inşaAllah. Fakat bu insanlar şöyle deniyor işte, doğuştan kötürüm olmak faydalı çünkü bunlar bu tip insanlar trafiğe daha az çıkıyorlar trafik kazalarından daha az ölüyorlar dolayısıyla faydalı gibi bir mantık. Yani bu son derece saçma bir mantık herkes bilir bunu. Çünkü zaten orada, insanı sakat hale getiren alyuvarlarını hemoglobinin sakat hale getiren bir mutasyon var faydalı bir gen sağlam olsa da dolayısı ile hiçbir şekilde faydalı mutasyona örnek değil. Her bakımdan zararlı yine de.
ADNAN OKTAR:Haber 7' de “Kırkbir ülkenin İslam alimi Gazze'ye gidecek. İstanbul'da bir araya gelen kırk bir farklı ülkeden 500’ün üzerinde İslam alimi Türkiye'den gönderilecek yeni bir floyla Gazze’ye gitme kararı aldı. Alimler “Müslüman ve Arap ülkelerinde Türk malı kullanın çağrısı da yaptı’“ diyor. Kardavi Hocamız konuşmasında ayrıca İstanbul'a aşık birisi olduğunu belirtmiş. İstanbul'un Allah’ın Cemil ve Cemal isimlerinin tecellileri olduğunu ifade etmiş. Yani Allah'ın güzelliğinin tecelli ettiği bir şehir olduğunu söylemiş. “Burası bir zamanlar evlerin başkentiydi.’’ Yani bütün dünyanın başkentiydi, İslam alemin başkentiydi diyor. “Yeryüzündeki en güçlü ordu karargah olarak burayı seçmişti.’’ Osmanlı ordusunun da merkeziydi. “Kardavi 2. ve 3. Umab Genel Kurul toplantısı gibi 4. toplantının da İstanbul'da düzenleneceği bilgisini verdi. Katılımcıların bolca tekbir getirdiği programda konuşan Bülent Yıldırım da Mavi Marmara gezisinde düzenlenen saldırıyı anlatmış. İslam dünyasının özgürlüğe kavuşma vaktinin geldiğini söylemiş’’ maşaAllah. “Ümmetin alimleri ittifak etmezse, ümmet birleşmez.’’ demiş. Yani alimlerin bir kişi de ittifak etmeleri gerekiyor. Yani Mehdi (a.s) ile ittifak etmeleri gerekiyor. Bu ne demektir? Bak, ümmetin alimleri ittifak etmezse, ümmet birleşmez, ne demektir? Mehdi (a.s) zuhur etmezse ümmet birleşmez, anlamı budur. İttifak ettikleri bir şahıs olması lazım. “Afganistan, Irak, Filistin, Keşmir, Doğu Türkistan bizim için tam bir dayanışma ile bir araya gelmemizi beklemektedir’’ diye konuşmuş. Necmi Sadıkoğlu, doktor maşaAllah. “Afganistan, Irak, Filistin, Keşmir, Doğu Türkistan bizim tam bir dayanışma ile bir araya gelmemizi beklemektedir.’’ Yani Mehdi (a.s)'nin zuhurunu beklemektedir, diyor. Çünkü bir insanda -bir lider- ülkede ittifak gerekiyor. Başka türlü Müslümanlar birleşmez. Ayrı ayrı olmayla, eğer onunla halloluyorsa zaten şu an ülkeler ayrı ayrı. Her ülkede bir alim var. İttifak ettikleri alimler var ama dünya çapında bir birleşme olmadı daha. Bu olmadan da bakın hiçbir netice alınamıyor. Şu ana kadar hiçbir netice de alınamadı alınmaz da. Ancak Müslümanların ittifakı ile olur inşaAllah. Yani tek bir kişide ittifakı ile.
Evet, şimdi bir ara verelim.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...
Yeni Bilgiler 2
Devamı ...