SUNUCU 1:Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz sevgili izleyicilerimiz. Sayın Adnan Oktar bizlere katıldılar. Hoş geldiniz efendim.
ADNAN OKTAR:Efendim sizler de hoş geldiniz. Misafirlerim de hoş geldi. Şimdi nerelerde yayın yapıyoruz şu an?
SUNUCU 1: Bugün HarunYahya.Tv sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo, Bingöl Fm, Birlik Fm’den ve Kocaeli Tv’den canlı olarak yayındayız Hocam. İnşaAllah.
Nasıl başlamak istersiniz, gelen soruların bir tanesiyle?
ADNAN OKTAR:Ne var soru?
SUNUCU 1: Bakayım Hocam. “Sayın Hocam, İstanbul Halkalı’daki bombalı saldırıda şehit düşen Jandarma Uzman Çavuş Mehmet Çağlar Bölük’ün eşi Elif, şehitlerin birinci derece yakınlarıyla ilgili yönetmelik kapsamında istediği okulda öğretmen olarak görevlendirildi. Daha önce de Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin Doğu ve Güneydoğu’daki kız çocuklarına yönelik Kardelen adlı kampanyasıyla okulunu bitirip öğretmen olmuş ve atamasının yapılması için sıra bekliyormuş. Hocam, siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?” Şafak Umutoğlu.
ADNAN OKTAR:Çok güzel, çok hoş, bayağı güzel. Ama şimdi kardelen yetiştirirken kardelene komünizmin tehlikesinin de anlatılması lazım. Güneydoğu’ya sen kardelen gönderirsin, o da can delene döner bu sefer, eğer ateist ve dinsiz yetiştirirsen yahut yetiştirilmesine göz yumarsan veyahut bunu anlatmazsan, değil mi? Yani sırf eğitimle olmaz. Eğer sırf eğitimle olsa PKK olmazdı. PKK, hep yüksek tahsilli adamlar çoğu. Yani hep lise mezunu, üniversite mezunu adamlar. Bilgisiz insanlar değil ve politik kültürleri de bayağı var. Ama komünist yetişmişler. Onun için genel kültür yanında din kültürü, din bilgisi ve anti-Marksist, anti-komünist, anti-faşist, anti-Darwinist eğitim şart. Bu yapılmadığında can yakıcı bir ortam olur. Bunu mutlaka yapmaları gerekiyor.
SUNUCU 1: “Değerli Hocam, Taha Akyol geçenlerde yazdığı yazıda ‘Saadet’te Erbakan vesayetine son verilecek’ iddiasında bulundu ve Sayın Erbakan’ın İslam NATO’su, İslam dinarı gibi önceden söylediği sözlerini eleştirdi. Siz bu yazıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?” Akif Mardin.
ADNAN OKTAR: Bir kere Saadet Partisi, Refah Partisi zihniyetini oluşturan Erbakan’dır. Saadet Partisi deyince aklıma Erbakan gelir. Mürşidi, öğretmeni, ideologu odur ve partinin kurucusu da odur. Erbakan gittiğinde, Erbakan’a karşı bir tavır olduğunda bambaşka yeni bir düşünce olur. Ben de öyle bir partiyi desteklemem. Açıkça söyleyeyim. Ben Erbakan’dan dolayı Saadet Partisi’ni destekliyorum. Yani Erbakan’a karşı eğer bir vefa, sadakat ve sevgi göremediysem herhangi bir kişide, ben o kişiyi desteklemem, açıkça söyleyeyim. Numan Kurtulmuş ile ben defalarca görüştüm. Öyle bir tavrı ve konuşması olacağına da inanmıyorum. Yani doğru olduğuna inanmıyorum o konuşmanın. Numan Kurtulmuş vefaya çok önem veren bir insan, sadakate çok önem veren bir insan ve Erbakan’a karşı son derece saygılı bir insan, seven bir insan. Erbakan çok güzel böyle bir düşünceyi, ruhu, İslami yorumu gençliğe öğreten insandır. Dolayısıyla o ifadeyi yeniden bir incelemek lazım. Aslı olmayabilir.
SUNUCU 1: “Selamun aleyküm.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “Canım Hocam, siz şöyle söylemiştiniz; "Kuran’a samimiyetle bakılınca Allah sırlarını açar. Kuran’a şüpheyle bakanı delalete düşürür." Vakıa Suresi’nin 79. ayetinde Allah şöyle buyurur: "Ona, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz." Bu ayet sizin söylediğinize mi işaret eder? Saygılar” İstanbul’dan Onur Ezber.
ADNAN OKTAR: Ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. "Ona, temizlenip-arınmış olanlardan başkası dokunamaz." Yani Müslümanlar, Melekler, temiz insanlar, abdestli olan insanlar dokunabilir anlamında ayet. Fakat “Kuran’a samimiyetle bakınca Allah’ın sırlarını açıklar” sözümün anlamı, Kuran’ı insan aklından da geçirebilir. Yani mutlaka açıp okuması gerekmez. Fakat orada sırrını öğrenebilir, anlayabilir, düşünürse derin düşünürse, bu anlamda.
SUNUCU 1: “Sanayi ve Ticaret bakanı Murat Aygün, Türkiye’nin 2023’te Dünyanın ilk on ülkesi arasına girmeyi hedeflediğini belirtti. Hocam, 2023 sizin belirttiğiniz gibi önemli yıllar, sabırsızlıkla bekliyoruz.” Sedat Seymen, Adana’dan yazmış.
ADNAN OKTAR:Bak, açıkça söylüyorum, bir daha söylüyorum. Bir kere herkesin gözü önünde söylüyorum, harikadır. Milletim buna çok şaşıracak. On yıla kadar İslam ahlakı hakim olacak. Bütün bölgeye hakim olacak. Göreceksiniz. İslam ülkeleri birleşecek, Türk-İslam Birliği oluşacak. Bu net. Şimdiden bol bol söylememin nedeni hayret diyeceksiniz yani hiç insanların ümidi yokken bu oldu ve olacak. Türk İslam Birliği’ne de ihtimal vermiyorlardı, bunun oluştuğunu gördüler. Bak, ittihad-ı İslam’ın oluştuğunu gördüler. Bu dediklerimin tamamı oluşacak. Ekonomik kriz bir sene sürecek dağılacak dediler, ben yedi yıl sürecek dedim. Benim dediğim doğru çıktı. İstanbul’da deprem olacak dediler. Olmayacak dedim İstanbul’da deprem. Çünkü Mehdi (a.s.)’nin bulunduğu bir şehir, olmayacak dedim. Hiç deprem muhabbeti görüyor musunuz, sohbeti? Yok. Eskiden deprem dede, şu dede, bu dede herkes çıkmışlar konuşuyorlardı, değil mi? Bak şimdi kimse konuşamıyor. Demek ki benim sözüme kanaat gelmiş. Ne dedim? Pasaportlar kalkacak, vizeler kalkacak dedim. Önce bütün vizeler kalktı. Şimdi sıra pasaportlarda. O da olacak, bunu da göreceksiniz. Pasaportlar da kalkacak. Sözüm söz. Ne dediysem olur inşaAllah, Allah’ın dilemesiyle inşaAllah.
SUNUCU 1:“Esselamü aleyküm ve rahmetullah. Hocam, yıllardır PKK faaliyetleriyle ilgili ülkemiz çok şey kaybetti. Sizin dediğiniz gibi bu mesele silahla çözülecek bir şey değil. Ancak anti-Darwinist bir sistemde çözülür. Orada yıllardır kardeş kanı döküldü. Allah sizden razı olsun Hocam. Sanki siz her kargaşanın, her zulmün, her düzensizliğin ilacısınız inşaAllah. Neden sizin dediklerinizi yapmıyorlar anlamıyorum. Bu Allah’ın rahmeti. Bir de Hocam, siz 1956 doğumlusunuz. 2012’de yaşınız da 56 olacak. Bu rakamların Allah’ın izniyle bir sırrı olabilir mi?” Ersin Polat, Malatya.
ADNAN OKTAR:Ersin beni seviyor anladığım kadarıyla, hüsn-ü zannı var. MaşaAllah. Geçen, dün akşam NTV’de bir program vardı; işte tarikatler, cemaatler tehlikedir, iç tehlikedir falan. Kimler vardı? Mehmet Kutlular Ağabey vardı Yeni Asya’dan, çok sevdiğim bir insan. Ama ağabeyimiz de yetersiz kaldı. Pek cevap veremedi. Bir de janti bir beyefendi vardı. Saygılı konuşuyor. Kardeşim masonluk tarikat değil mi? Devletin birçok kademesine hakimler. Ve iddialılar da, devlete hakim olma konusunda iddialı masonluk. Hiçbir tarikatin Türkiye’de bir iddiası yok, devlete hakim olma konusunda. Gücü de yok. Ama masonluğun bu gücü de var, iddiası da var. Ve iddiasını geniş çapta gerçekleştirmiş durumda. Niye ondan bahsetmiyorsun canım kardeşim? Ve açıkça tarikat olduklarını söylüyorlar zaten. Dini bir kurum, değil mi? Eski bir tarikat ve çok garip ritüelleri var.
Din olmasa devlet çöker. Millet de çöker. PKK şiddetle dine karşıdır. Çünkü dinin olmadığı yerde PKK’nın olmayacağını bilir. Komünistler de şiddetle dine karşıdırlar. Çünkü din varsa komünizm olmaz.
SUNUCU 1:“Selamün aleyküm çok değerli Adnan Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU 1: “Sizi çok seviyoruz. Her gün sizi izliyoruz. Size bir sorum var. Obama Hz. Mehdi (a.s.)’nin Türkiye’den çıktığını biliyor mudur? Bilirse Hz. Mehdi (a.s.)’ye yardım eder mi?” Ayhan Zeybek.
ADNAN OKTAR:Yani İsa (a.s.)’nın yerini ben bilmiyorum. Bilsem de söylemem ayrıca. Ama bütün dünya liderleri İslam’a, Müslümanlığa karşı sevgi duymaya başladılar. Bu Hz. İsa (a.s.)’nın da etkisiyle olduğu imajını veriyor. Yani ben öyle söyleyeyim. O da öyle anlasın, inşaAllah. Bu olağanüstü bir gelişme, şaşırtıcı bir gelişme. Mesela İngiltere, Prens Charles’ın Müslümanlığı bu kadar güçlü savunması, diğer liderlerin bu kadar güçlü İslamiyet’i savunması bir harika olduğunu gösteriyor, bir olağanüstülük olduğunu gösteriyor. İnşaAllah.
SUNUCU 1: “Sayın Hocam art niyetli bazı inkar edenlerin Müminlere zarar vermek için her yolu deneyeceğini şu ayetlerden anlayabilir miyiz? "Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur, sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz. Sizler, işte böylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler. Siz kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki: "Kin ve öfkenizle ölün." Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir." (Al-i İmran Suresi, 118-119)” Nesli kardeşimiz.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Nesli’ye. Evet, bu ayet inkar edenlerin ve münafıkların Müslümanlara zarar vermek için gayret ettiklerini anlatıyor. Fakat boş bir gayrettir. Çünkü münafığı Allah yaratır. Kafiri de Allah yaratır. Ne kadar ne yapacağı bellidir kafir ve münafığın. Münafık kendini özgür zanneder. Her şeyi yapabileceğini zanneder. Halbuki hangi alanda neler yapacağı tek tek belirlenmiştir münafığın. İşte kafirin de ne yapacağı, hangi alanda neler yapacağı tek tek belirlenmiştir Allah tarafından. Onun dışında milim çıkamaz. Milim de içine giremez. Tam Allah’ın yarattığı kadar eylemi yapabilir. Mesela münafığa sorsan çok özgür olduğunu zanneder. Halbuki bellidir onun ne zaman sapıtacağı, ne zaman münafıkların safına geçeceği, ne zaman çakallık yapacağı hepsi bellidir. Özgür zannettiği için bunu fark edemez. Halbuki kader içerisinde yapar onu.
Bismillah. 91. ayet, Enbiya Suresi, şunu oku bakayım.
SUNUCU 4: “İffetini koruyan (Meryem); Biz ona Kendi ruhumuzdan üfledik, onu ve çocuğunu insanlığa bir ayet kıldık.”
ADNAN OKTAR:Evet her ikisi de bir ayet. Hz. İsa (a.s.) da Hz. Meryem de. Şu ayeti okuyalım. 93. ayet.
SUNUCU 4:“Onlar, işlerini kendi aralarında parça parça dağıttılar (dinlerinde bölünmeler yaptılar); hepsi Bize döneceklerdir.”
ADNAN OKTAR: Demek ki dinde bölünme olmuyormuş. Ayrılmayacağız, sahabe dönemindeki gibi birleşeceğiz. Ayrıldın mı bak Allah kınıyor. Enbiya Suresi, 86.
SUNUCU 2:“Onları rahmetimize soktuk, şüphesiz onlar salih kimselerdi.”
ADNAN OKTAR: Oradaki rakam kaç yazıyor.
SUNUCU:2066
ADNAN OKTAR: Evet. Ebcedi 2066’yı veriyor. İslam ahlakının anlı şanlı hakimiyet devri inşaAllah.
SUNUCU 1:Hocam burada da Enfal Suresi’nin bir ayeti var.
ADNAN OKTAR:Tamam, okuruz inşaAllah.
SUNUCU 3:“Zekeriya da; hani Rabbine çağrıda bulunmuştu: "Rabbim, beni yalnız başıma bırakma, sen mirasçıların en hayırlısısın."”
ADNAN OKTAR:Evet Müslümanın duası, yalnız kalmayacak. Müslümanlarla birlikte olacak. Yalnız bazı tipler vardır. Gider bir yere odanın içine girer. Yalnız yaşamak ister. Hep yalnızlığı ister. Sonra da şizofren olur. Halk tabiri ile kafayı çizer böyle, ruh hastası olur. Müslüman Müslümanlarla birlikte olmaktan zevk alacak. Yalnız yaşamak genellikle hasta eder insanı. Anormalliktir. Müslümanın bundan kaçınması gerektiğine dair bir Kuran ayeti, bir yönü ile işaret ediyor.
SUNUCU 1:“Aslan Hocam, Enfal Suresi’ni okurken sizin Darwinizm ile olan mücadeleniz aklıma geldi ve sizinle paylaşmak istedim. 57. ayette Allah “onları yakalarsan, öyle darmadağın et ki, onlarla arkalarından gelecek olanlar(ı caydır). Umulur ki ibret alırlar” şeklinde bildiriyor. Hocam evrimcileri öyle darmadağın ettiniz ki gönderdiğiniz Yaratılış Atlasları ile bir gecede yıkıma uğrattınız. Caydırdınız. Ayette “onlarla arkalarından gelecek olanları caydır” ifadesinde olduğu gibi hiçbir evrimci karşınıza çıkamıyor.” İstanbul’dan Zeynel.
ADNAN OKTAR:Hakikaten dünya büyük bir beladan kurtuldu. Çok büyük beladan kurtuldu. Çünkü Müslümanları sindirmişlerdi. Hocalar, alimler, profesörler. Halen de görüyorsunuz, daha hala zehrin etkisi altındalar. Onlar “Kuran’da Darwinizm var” diyorlardı. Fitneye teslim oldular. Baş edemeyince bükemedikleri bileği öptüler. Ben ne yaptım. Bükülmeyen bileği kırdım, ellerine verdim. Bir daha da karşımıza gelecek halleri kalmadı. Hatta Mısır El Ezher Üniversitesi’nde de, başka yerlerde de Hocalar hep Darwinisttiler. Bütün İslam alemini Darwinist yapmışlardı. Hepsinden kazıyıp attık Allah’a çok şükür. Bütün dünyadan Darwinizmi kazıdık. Yani direnme önemli değildir. Bir şeyi yıkadıktan sonra hafif üzerinde kir kalır. Yani kabaca yıkamak, genel yıkamak çok önemlidir. Çamuru gittikten sonra lekesi kalır. O önemli değil.
SUNUCU 1: “Selamünaleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU:“Sizin eserleriniz vesilesi ile ateizmin, Darwinizmin ne kadar çürük bir mantığa dayalı olduğunu öğrendim. Gerçekten o insanların varlığı müminlerin imtihanı için değil mi Hocam? Madde ile ilgili olan eserlerinizden de öğrendiğim kadarı ile beynimizin içinde oluşan bir dünyada yaşıyoruz. Kaderimizi izliyoruz. Peki Hocam, bu görüntülerde korkunç, sıkıntılı anların olmasının hikmetlerinden bahseder misiniz? Ellerinizden öperim değerli Hocam. Allah razı olsun.” Bakü’den Cafero Dilara.
ADNAN OKTAR:Eğer biz sıkıntı, zorluk çekmezsek güzelliğin bir anlamı kalmaz. Kıyas çok önemlidir. Mesela biz burayı daha önce düz yaptık sonra mavi ışık verdik. Hoşumuza gitti. Ama kıyasla hoşumuza gitti. Mesela örtüsünü değiştirdik. Mavi örtü getirdik. Daha önceki örtüye göre daha hoş olduğunu gördük, hoşumuza gitti. Yani mesela sıcak oluyor, bir serinlik verildiğinde hemen o fark hoşumuza gidiyor. Bize bir nimet oluyor. Mesela sıcak bir ortamda soğuk bir içecek hoşumuza gidiyor. Yoksa doğrudan soğuk bir içecek alsak, doğrudan bir serinlik olsa, "o ne ki?” falan deriz. Onun için bizim aksi olan şeylere çok ihtiyacımız var. Ve bir de hiçbir şekilde unutmayacağımız konular. Mesela yorulmaya ihtiyacımız var. Cennette hiç yorulmayacağız. Her yorulmayışımızda şaşıracağız. Cennette adam koşuyor, geliyor geliyor, yorulmuyor. Yemek yiyor, doymuyor. Uykusu bir türlü gelmiyor. Halbuki bak uyku burada çok büyük sorundur, dünyada. En az sekiz saat uyumak gerekiyor. Sekiz saat ne demek? Günün yarısı nerdeyse. Çünkü en hayati vaktini almış oluyor. Mesela gece çok güzel bir vakit, geceyi komple alıyor. Veya gündüz çok güzel bir vakit, komple alıyor gündüzü. Sekiz saat dev bir zaman. Banyo yapmaya, yemeğe falan ayrılan vakitler de üç, dört saat de ona desek, geriye bir şey kalmıyor. Ama Ahirette bu yok işte. Uyku gelmiyor. Müthiş bir vakit kazancı var. Bir de vaktin sonu yok. Burada vaktin sonu var. Hemen haftalar geçiyor, hemen aylar geçiyor, hemen ömür bitiyor. Orada ömür de bitmiyor, haftalar da bitmiyor, gün de bitmiyor. Yani bitmeme insanın çok hoşuna gider. Mesela bir yemeğin bitmesi insanın hoşuna gitmez. Mesela güzel bir döner kebap geliyor. Döner geldiğinde daha başlangıçta biteceği endişesi başlıyor insanlarda. Değil mi? Çünkü hemen biter. Ama Ahirette öyle değildir. Döneri yersin bitmez, yersin bitmez. Hiçbir şekilde bitmez. İstediğin kadar yersin. Rüyamızda da mesela biz döner yeriz. Tuzunu, tadını, kokusunu biz tam anlamı ile alırız, lezzetini alırız. Değil mi? Pidesini, hepsini yeriz, domatesini, biberini. Aklımızın ucundan geçmez onun görüntü olduğu.
Evet, bana bir soru gelmiş. İşin doğrusu saldırgan sorular çok hoşuma gidiyor. Daha iyi, kapsamlı cevaplar veriyorum. Hani diyorlar ya, “kızmayın”, kızmıyorum da hamiyet-i İslamiyem kabarıyor. Çok seri ve irticaen çok iyi konuşuyorum o zaman ben. Normal olduğunda makul konuşuyorum. Ama gadab-ı şahanem oluştuğunda diyelim, çok akıcı ve irticaen saatlerce konuşabilirim. Yani kesintisiz, inşaAllah. Bayağı da güzel konuşurum inşaAllah.
MaşaAllah, maşaAllah, bak Kaya’nın yazısını sen oku istersen.
SUNUCU 4:“Selamün aleyküm ve Rahmetüllahü ve berekatühü canım kadar çok sevdiğim saygıdeğer Adnan Hocam. Hocam, bugün Cuma namazında ilk defa İslam Birliği oluşsun ve bütün Müslümanlar kardeş ve birlik olsun diye dua ettik cemaat halinde. Bu beni çok şaşırttı. Senelerdir Cuma namazına giderim. Hiç böyle dua etmedik. Hemen aklıma sizin fikirleriniz geldi Hocam. MaşaAllah. Allah sizden razı, hoşnut olsun inşaAllah. Saygılarımla. Yasin Kaya”.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Elhamdülillah. Ben de ilk defa duyuyorum. Demek ki şeytanın baskısı insanın üstünden kalkmaya başladı. Bir insan nasıl istemez Türk-İslam Birliği’ni. Yani biz niye Türkistan ile birleşmeyelim? Niye Doğu Türkistan ile birleşmeyelim? Niye Azerbaycan ile birleşmeyelim? Suriye, Irak falan hep bizim memleketimiz, hep bizim yerlerimiz. Değil mi? Ecdadın kaleleri, havuzları, bahçeleri hepsi duruyor olduğu gibi. İnşaAllah. Kardeşime de ve aleykümselam ve rahmetüllahi ve berakatühü diyorum ve diğer selamını almadığım herkese de ve aleyna aleykümselam ve rahmetüllahi ve berakatühü diyorum.
“Selamünaleyküm Sayın Hocam. Ateist kafadaki bazılarının size atmaya çalıştığı bir iftiraya halkımız hiç itibar etmedi ve inanmadı.” Ama ben de çok iyi cevap veriyorum canım. Tamam, inanmıyorlar ama ben de ciğerine ciğerine oturtuyorum ve mutlaka ispatlı delilli, çok net konuşuyorum inşaAllah. “Hocam inşaAllah halkımız da uyandı. Bu tür haberlere ve kişilere artık prim vermiyor.” Ben ayrıca mükemmelim, kusursuzum demiyorum ki, ben Peygamberim de demiyorum. Ben kusurlu, günahkar, normal bir Müslümanım. Günaha da girebilirim, bilmiyorum. Elimden geldiği kadar günahtan, hatadan kaçınmaya çalışıyorum ama insanım. Ben ne diyorum? Peygamberler kusursuz diyorum ve Kuran’a uyalım diyorum. Sahabeye uyalım diyorum. Gelin bana uyun, herkes benim gibi olsun dedim mi ben hiç? Ben masumum, kusursuzum diyor muyum? Herkes gibi ben de günahkar, normal Allah’ın bir kuluyum yani. Kuran’a uyalım diyorum. İslam’a uyalım diyorum. İnşaAllah. Dolayısı ile dese ne olur ayrıca dediği adam, dese ne olur? Fark etmez ki mühim olan benim insanları doğruya davet etmem önemli.
SUNUCU 3:Yol gösteriyorsunuz.
ADNAN OKTAR:Tabii. Yapar veya yapmaz. Artık takdir onun. Allah kaderdekini yaratacak. Kaderde ne varsa. “Sayın Hocam hakkınızda çıkartılan bütün yalan ve asılsız haberler bir bakıma sizin dürüstlüğünüzün ve gücünüzün göstergesi oluyor. Sayın Hocam siz de bilirsiniz ki meyve veren ağacı taşlarlar.” Doğru. Bir tane daha söyleyeyim. Bu da Anadolu’dan. Derici derler, dabak, beğendiği deriyi yerden yere vururmuş. En beğendiğini yerden yere vururmuş. Ben mesela kimseden haberim yok ama birçok kişinin benden haberi var ne hikmetse. Mesela ben Vatan Gazetesi’nin yöneticilerini falan da bilmiyorum. Ama hepsi beni tanıyor ne hikmetse. Hayali hikayeler uydurmada da üstlerine yok. Buna rağmen tam ciğerine ciğerine oturtuyorum, tam cevabını veriyorum inşaAllah. Arzuhan Yalçındağ mı, neydi?
SUNUCU 3:Arzuhan Yalçındağ.
ADNAN OKTAR:O hanım, çok hanım bir kız. Çok terbiyeli. Geçen anlattım ya, onunla konuştuk. O da çekiniyor Vatan Gazetesi’nin yöneticilerinden. Ben böyle bir şey görmedim. Kendi gazetesi, sahibi kendisi. Bunlara engel olamaz mısın, dedik. Bu adamlar sürekli atıp tutuyor, yalan haberler yapıyorlar, dedik. “Şimdi müdahale edersem ters teper” dedi kadın, “ters etki yapar” dedi. Yani “sen bize müdahale mi ediyorsun filan derler” diyor. Evet, ediyorum. Nasıl ederim? Derim ki kardeşim bana kaynağını getir haberin, istediğin gibi haber yap. Sana haber yapma diyen var mı? Kaynağını göster. “Kaynağı yok”. O zaman yalancısın sen de. “Yalan haber yapmak istiyorum”, çık git derim ben de. Ne yapacağım? Dürüst adam gelsin derim, yalan söylemeyen. Değil mi? Yalan söyleyenin ne işi var orada?Yani belki boş bulundu öyle konuştu ama mantıklı konuşmadı yani. Çünkü delil istemesi lazım. Adam belgesini getirsin. Tamam konuşsun, bir şey dediğimiz yok. Haberi istediği gibi yapsın. Ama belgesiz atış yapıyor adam. Baştan sona yalan. Yani bir tane doğru yok, alayı yalan yani. Hayali hikaye inşaAllah. Bugün de onların müdürü ile görüşeceklerdi, Vatan Gazetesi’nin. Görüştüler mi ne yaptılar bir sorsana, müdür mü başı mı neyse. “bazı ateist kafalı insanlar, çamur at tutmasa da izi kalır mantığı ile yaklaşmış. Sizin gibi dürüst insanları sindirmeye ve korkutarak susturmaya çalışmışlardır.’’ Benim üstüme çamur attıklarında ben çamuru havada yakalayıp geri atıp alınlarına yapıştırıyorum. Bana dokunmadığı için ne izi kalıyor, ne pusu kalıyor, bir şey kalmıyor. Ama benim attığım da çamur suratına tam yapışmış oraya attığı çamur. “Ancak size karşı hiçbir zaman başarılı olamadılar ve inşaAllah olamayacaklar.’’ Kaderlerinde yok da onun için. Yani normalde beni ekarte etmek o kadar kolay ki etkisiz hale getirmek. Bir tane insanım ben. Değil mi? Bir insanı etkisiz hale getirmek ne kadar kolay. Kardeşim otuz yıldan beri kılıma dokunamıyorlar, Allah’ın hikmeti. Fikren, bağırta bağırta eziyorum hepsini. Dünya çapında yani ciyak ciyak bağırıyorlar. Masonu, iti, komünisti, bilmem nesi falan hepsi, hiçbir şey yapamıyorlar elhamdülillah. Meydan okuyorum, yerim de burası gelin diyorum, kimse bir şey yapamıyor. Çünkü Allah’ın korumasındayım ben onun için. Yoksa bir insan defalarca ekarte edilir, ortadan kaldırılır inşaAllah. “Sayın Hocam, bu ateist kafalı insanların size saldırmalarının bir sebebi de Türk-İslam Birliği’ni savunuyor olmanızdan dolayıdır.’’ Doğru. Savunacağız, olay da olacak ayrıca. Tabii biz yani bunu derken illa Vatan Gazetesi demiyoruz biz, kimse o yani. Sahtekar, üçkağıtçı takımını kastediyoruz biz. Vatan Gazetesi’ni belki kandırdılar öyle, birisi öyle gürültüye getirip haber çıkarttırmış da olabilirler. İyi niyetli olanları tenzih ediyoruz.
“Değerli Hocam geçen yıl Doğu Türkistan’da yaşanan şiddet olayları ve yüzlerce Uygur vatandaşımızın şehit edilmesinin ardından tam bir yıl geçti. Önümüzdeki 5 Temmuz’da bu katliamın sene-i devriyesi olacak. Çin hükümeti yine sokaklara silahlı askerler ve polisler yığmaya başlamış. Hükümet yine sebepsiz olay çıkarmaya hazırlanıyor gibi görünüyor. Hatta şu andan olayların çıktığına, arka sokaklarda cinayet işlendiğine dair söylentiler var. Sizin Uygurlu vatandaşlarımıza bir öneriniz, tavsiyeniz var mı? Nasıl davranmak lazım, ne yapmak lazım komünistlerin hakim olduğu bu ortamda? Allah razı olsun Hocam. Saygılarımı ve sevgilerimi iletiyorum.’’
Çin hükümetinin büyükelçisine ben haber gönderdim, nedir bu olay falan diye. Geçenlerde anlatmıştım. O da, Büyükelçi yardımcısını gönderdi, açıklama yaptı. “Hocamızla da görüşelim” dediler. Onlar benim yanıma da gelmek istiyorlar. Tamam, gelsinler görüşelim dedim. Bir de teşekkür ettiler. Dediler ki, “hiç kimse bize sormuyor tek yanlı davranıyorlar. Sizin sormanıza hayret ettik. Size biz kapsamlı bilgi vermek istiyoruz” dediler. Şimdi de beni Çin’e davet etmişler. Gider miyim ben... İşte “yemeniz, içmeniz, her şeyiniz bizden”. Sanki bizim böyle bir şeye ihtiyacımız varmış gibi. Hayır, iltifat olarak yapıyorlar gerçi de. Bir de orda şimdi kedi eti falan mı sunacaklar bize, ne yiyeceğimiz de belli değil.
Bir kere Çin güvenli değil, ben gitmem Çin’e. Kimseyi de göndermem. Bir kere güvenli hale getirsinler. Bak, Çin’e biz nasıl gideriz? Biz nereleri görmek istiyoruz? Karakolları göreceğiz, hapishaneleri göreceğiz, hapishanelerin gizli bütün bölümlerini göreceğiz, akıl hastanelerini göreceğiz. Ondan sonra Çin istediğini yapsın, hiçbir şey demiyoruz. Bize hapishaneleri göstermedikten sonra, karakolların alt katlarını bize göstermedikten sonra, askeri işkencehanelerin bodrum katlarını bize göstermedikten sonra Çin’in bize göstereceği hiçbir bilgiye biz inanmayız. Ama hodri meydan. Bunu kabul ediyorlarsa, ben onların alnından öperim, tam anlamı ile onları da desteklerim. Bakın askeri tesislerinde, işkence yapılan askeri tesislerin alt katlarını bize gösterecekler. Çünkü milyonlarca, otuz milyon vatandaşımız kayboldu. Doğu Türkistan da bizim vatanımız. Öz be öz Türk Müslüman kardeşlerimiz. Otuz milyon insan. Daha yeni yüz bine yakın Müslüman Uygurlu genç kızı ortadan kaybettiler. Buhar mı oldu bunlar, nereye gittiler? Bize bunları bildirsinler. Yani kaybolan insanlar hakkında bize bilgi versinler. Yoksa tamam Çinliler bize şenlik yapabilirler, gösteri yapabilirler, yemek yeriz. Ama bize inandırıcı gelmez.
Bizim Çinliler ile bir alıp veremediğimiz yok. Ben şefkat duyuyorum, acıyorum, iyi olmalarını istiyorum. Türk-İslam Birliği içerisine onları da alalım. Mutlu olsunlar, güzel yaşasınlar. Ben Çin ırkı kaybolsun, yok olsun demiyorum. Allah huzur, bereket versin. Ama hep beraber huzurlu olalım. Bize karakolları açacaklar. Bak tekrar söylüyorum. Bana daha yeni kardeşimiz mektup yazdı Çin’den, Uygur bölgesinden. Gizlice geldi mektup. Yani ben inanmakta zorluk çekiyorum. “Karakola insan gidiyor” diyor. “Bir tanker çıkıyor” diyor. “Sıvı hale getiriyorlar insanı” diyor. “Alt katında sıvı hale getiriyorlar” diyor. Yani “çok fazla sayıda insanı sıvı hale getiriyorlar” diyor. Kıyma makineleri kullanıyorlarmış. Kardeşim bu korkunç bir kepazelik. Önce bunu bir halletsinler yani. Nereye gitti bu insanlar? Onun için bak bütün milletim benim bu konunun üstüne gitsin, bu çok büyük bir olay. Ve bu genç kızlar ses çıkaramıyor. Çin savcısına gittiğinde adam çekik gözlü manyak gibi bakıyor sana boş gözlerle. Ne dediğini de anlamıyor adam, dinlemez seni, psikopat. Karakola gittiğinde seni öldürürler. Karakola şikayete gidemiyorsun. Savcıya, karakola gidemiyorsun. Mahkeme yok, adalet yok, bir şey yok yani. Kabus ülkesi. Yani tam anlamıyla bir kabus. Ne olduğu belli değil. Bırakmıyorlar, dışarıya da çıkamıyorsun, içeri de giremiyorsun. Bir acayip.
Bir kere Doğu Türkistan’ı basına açsınlar. Yabancı basına açacaklar. Çinli heyet de gelsin, hükümetten adam görevlendirsin Çinliler. Bütün karakolları gezeceğiz, özellikle alt katlarını. Temiz çıkarlarsa ne mutlu. Ama, kardeşlerimizin akıbetini bize bildirecekler o zaman. Yani milyonlarca insan, genç kızımız nerede, bize bilgi verecekler. Daha yeni alıp götürdüler, yakın zamanda. Kamyonlarla, otobüslerle götürdüler genç kızlarımızı. Nereye götürdüler bilmiyoruz. Bu kepazeliğe son verecekler. Yani benimle görüşmeleri hiçbir şeyi değiştirmez. Yani götürelim sizi heyet halinde götürelim diye yazı gelmiş geçenlerde. Nerede o yazı, ver bakayım bana.
“Öncelikle en derin saygılarımı sunar size heyet başkanı olarak, Vakfınızdan iki kişi, Çin’le iş birliğini geliştirmek isteyen tarafsız bir sivil toplum kuruluşundan üç veya dört kişi birlikte Ağustos ayının başlarında Çin halk Cumhuriyeti’nin ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla görüş alışverişinde bulunmak üzere Çin’e davet etmekten şeref duyarız.” Biz de şeref duyuyoruz, teşekkür ederiz. Hakikaten benim bir alıp veremediğim yok Çin ile. Bunu açıklığa kavuşturacaklar. Yani milyonlarca adamı bize açıklayacaklar, bu kadar. “Seyahatinizin uluslararası ulaşım giderleri hariç Çin’de kalınan süre boyunca iaşe- ibate ve Çin içi ulaşım giderleri Çin tarafından karşılanacaktır. Söz konusu ziyaretin....” işte Çince bazı şeyler saymış, “planlanmaktadır. Uygun olması halinde konu ile ilgili görüşlerinizi ve isim listesini en kısa zamanda elçiliğe bildirmenizi rica eder, çalışmalarınızda başarılar dileriz. Saygılarımızla, Çin Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçiliği. Temmuz 2010” diye göndermişler. Güzel, ama bu çok kolay. Yani bizim Çin’le niçin bir sorunumuz olsun ondan sonra. Bir de açsınlar kardeşlerimizi, görelim biz Uygurlu kardeşlerimizi, Doğu Türkistanlı. Nasıl masum kızlar, bir görsen çok tatlılar, çok şekerler. Bir de onlar kapalı yetiştiği için iyice terbiyeliler, çok şekerler, kuzu gibiler. Ne istiyorsunuz da gece yarısı alıp götürüyorsunuz? Yani kimden izin alıyorsunuz siz? Nasıl alıp götürürsün? Bu nasıl bir kanundur? “Selamün aleyküm, alıp götürüyorum” denir mi? Ve kime şikayet edeceğiz? Bize bir merci göstersinler Çin’de. Bize şikayet edeceğimiz merci göstersinler, netice alacağımız. Değil mi? Dilekçe, dilekçe diye bir konu yok yani. Avukat diye bir konu yok. Nasıl bir memlekettir burası? Bunun şiddetle üstüne gitsin kardeşlerimiz.
Bir de filmler geldi bana. Akıl almaz rezalet. Döve döve öldürüyorlar Uygurlu Türkleri. Çocuklar gizli çekmişler cep telefonuyla, bana gönderdiler görüntüleri. Orada burada, tuttuğu yerde. Polis sadece seyrediyor, Çin polisi. Eli cebinde seyrediyor adam böyle. Bir tane, iki tane, on tane değil, çaka çaka polis var. Onların önünde dövüyorlar ve döve döve öldürüyorlar, seyrediyor adamlar. Ondan sonra bizi buraya davet ediyorlar. Şimdi nasıl, bu ne demek bu? Böyle davet olur mu? Önce o filmlerdeki olayları bana bir açıklayacaklar. Ben böyle kepazelik görmedim.
İşte bak, Türk İslam Birliği’ni oluşturmayanlar, ittihad-ı İslam’ı oluşturmayanlar bundan sorumlular. Bunun günahı, olduğu gibi onların boynuna gidiyor. Orada dövülerek öldürülen her kardeşimiz, şehit edilen her kardeşimizin sorumluluğu da onların boynunadır. Milyonlarca insanın sorumluluğu onların üzerinde oluyor.
“Vatan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ile görüşüldü. Yapılan habere çok şaşırmış. Yayınlandığı gün gazetede olmadığını söylemiş.” Kardeşim hep bana mı rastgeliyor, bize mi rastgeliyor, anlamıyorum. “Tekzip metni yollarsanız yayınlarız demiş.” İyi, tamam, teşekkür ederiz. Bunu bari düşünmüş, güzel. Habertürk haberimiz yok der, Hürriyet haberimiz yok der, sürmanşet kapaktan, Adnan Hocan yandı, bilmem ne. Ne yakıyorsun, yanacak adam değiliz biz, nur saçarız, ışık saçarız inşaAllah. Yana yana bitmedik, otuz yıldan beri yakıyorsunuz. Kılıma, tüyüme dokunamazlar inşaAllah, Allah’ın izniyle. Bak diyorum, ölsem, Allah’tan izin alırım, Cenab-ı Allah’tan yine gelirim, yine yakalarını bırakmam inşaAllah, yani şehit olsam, Allah’ın izniyle, inşaAllah.
Bütün milletim bu Doğu Türkistan konusuna dikkatini versin. Bakın çok vahim bir şey. Kim ister böyle bir şeyi? Allah vermesin. Şimdi kapıya uğursuz suratlı adamlar geliyor, Çin polisi veya Çin askeri. İşte bir şeyler söyleyip alıp götürüyor seni, sürükleyip götürüyorlar. Nereye götürüyorsun, diyorsu. Cevap yok veyahut ağzına bir yumruk vuruyor. Bir daha konu yok, bir şey diyemiyorsun adama. Dilekçe versen gülerler adama Çin’de. Dilekçe verince muhatap dahi olmuyorlar. Bütün dünya seyrediyor bu kepazeliği, bütün dünya. Bir köpek oluyor Avrupa’da, araba eziyor. Bütün millet ağlıyor. Burada milyonlarca insanı bağırta bağırta, döve döve şehit ediyorlar, kimsenin umurunda değil.
Bana yüzlerce film geldi Çin’den, kardeşlerimizin şahadetleriyle ilgili. Yüzlerce, bir tane iki tane de değil. Ceple, şununla bununla çekmişler, gönderdiler. Benim sitelerimi yasakladılar internette Çin’de. Bu ne oluyor peki? Hem bizi davet ediyorsun, hem benim internet sitemi yasaklıyorsun. Bu nasıl iştir? Ben gidince orada konuşacağım, susacak mıyım?
Türkiye’den bir heyet gitsin. Çin hapishanelerine gitsin baksınlar, bu Uygurlu kardeşlerimize ne yapıyorlar, değil mi? Birleşmiş Milletler’den adam gitsin, Fransa, İngiltere falan hepsi, Rusya’dan da adam getirelim. Bu kabus sona ersin, bu rezalet sona ersin. Hayır, Çin ne kaybeder ayrıca bu kepazelik biterse ne kaybeder? Daha çok kazanır işte. Ticaret yaparız, geliriz, gideriz. Millet korkudan gidemiyor yani. Değil mi?
Allah Müslümanları öyle bir imtihan ediyor ki mesela münafıklar bir yandan, kafir bir yandan, zulüm bir yandan... Tam Ahir zamandayız, tam Mehdiyet. Böyle gırtlak gırtlağa bir mücadele var. Ama söke söke, eze eze galip geleceğiz. “Allah hizbul galibin” diyor, Allah hizbi daima galip olandır inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınıyorum. On birinci ayet, İsra Suresi.
SUNUCU 4: “İnsan hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir. İnsan, pek acelecidir.”
ADNAN OKTAR:Allah öyle yaratmış. Acelecisin değil mi?
SUNUCU 3: Herkes gibi ben de aceleciyim.
ADNAN OKTAR:Ama hayret mesela, bu bir mucize, Allah’ın mucizesi, “aceleci” diyor Allah, herkes aceleci. Halbuki gayet acelecilikten uzak durabilir kişiliği.
SUNUCU 3:Sabretmeyi öğrenmek lazım.
ADNAN OKTAR: “Hayra dua ettiği gibi, şerre de dua etmektedir” diyor. Yani hayır da arar ama belasını da arar diyor insan. On ikinci ayet, İsra Suresi.
SUNUCU 2:“Biz geceyi ve gündüzü iki ayet kıldık; gece ayetini sildik de Rabbinizden bir fazl aramanız, yılların sayısını ve hesabı öğrenmeniz için gündüzün ayetini aydınlatıcı kıldık. Biz, her şeyi yeterince açıkladık.”
ADNAN OKTAR:Kuran yetersiz diyenler var, değil mi? Allah ne diyor? “Biz her şeyi yeterince açıkladık” diyor. Şimdi biz bu üçkağıtçı takımına mı inanacağız, Kuran’a mı inanacağız. Allah, “Biz her şeyi yeterince açıkladık” diyor. Kuran ne diyorsa o. On beşinci ayet, İsra Suresi.
SUNUCU 3: “Kim hidayete ererse, kendi nefsi için hidayete erer; kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hiçbir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Biz, bir elçi gönderinceye kadar (hiçbir topluma) azap edecek değiliz.”
ADNAN OKTAR: Karl Marx ne diyor? “Şu anda kitabını okumakta olduğum Darwin tek kelimeyle muhteşem” diyor. Abdullah Öcalan ne diyor? Aynısını söylüyor. “Bizim görüşlerimizin doğal tarih temelini içeren kitap işte budur” diyor Marx, Darwin’in kitabına. Aynısını iddia eden Stalin, aynısını iddia eden PKK. “Ülkede iktidarın kimde olacağı sorunu, yani burjuvazinin yaşatılıp yaşatılmayacağı sorunu Anayasa maddelerinde değil”, PKK niye Anayasa’yı dinlemediğini burada açıklıyor bakın, PKK’nın kafası bu, aynısı PKK’nın parti programında var, “şiddetin her biçimine başvurularak çözülecektir”, Anayasa’ya göre değil diyor, şiddetle çözeceğiz biz diyor. Bak PKK’nın aynı parti programıdır bu. “Kızıl terör ölmeye mahkum ve buna katlanamayan bir sınıfa karşı kullanılan bir silahtır” diyor, kızıl terör. Bak, “Kızıl terör” komünist terör “ölmeye mahkum”, bir kere mahkum ettik diyor hepsini ölmeye; asker, polis zaten PKK tarafından infaz emri verilmiş. Bunlar diyorlar, mahkemesi yapıldı, yargılaması yapıldı, idam kararı aldık diyorlar. Şimdi infazını yapıyoruz diyorlar. Alınmış kararı uyguluyoruz biz diyorlar. Bak ne diyor adam “Kızıl terör ölmeye mahkum ve buna katlanamayan”, bunu istemeyen, “bir sınıfa karşı kullanılan bir silahtır” diyor. Adam da çıkıyor televizyona “din” diyor, “memleketi bu hale getiriyor” diyor. Komünizm memleketi bu hale getiriyor, PKK’yı bu hale getiren komünizm, din değil. PKK Allah’tan korksa bunu yapmaz. Masonlara da çıtını çıkartmıyor monşerimiz, değil mi? Müslümanlar olmasa memleket çoktan gitmişti zaten, sen ne konuşuyorsun sen. Cemaatler, tarikatlar, şunlar bunlar... Tarikat derken klasik anlamda tarikat değil, artık onlar cemaat oldular, çünkü tarikatın vaktini geçtik, çünkü Mehdiyet’e bağlandı bütün tarikatlar artık, “Mehdi (a.s.) ile tamam ve tekmil olmuştur” diyor, İmam Rabbani.
Bak Lenin ne diyor bak, “Polisleri, askerleri, devlet memurlarını öldürmek, devlet kurumlarında yangınlar çıkartmak... Devletin hazinelerinden paraları almak... Devrimci komünist güçler yenilmez silahlı bir güç olarak ortaya çıkmalı.” Gel size çorba içirelim, doğudaki sosyal sorunlardan kaynaklanıyor demiyor adamlar. Olayın kökeni direk komünist ideoloji. “İnsanları öldürerek, bombalayarak, binaları havaya uçurarak korku yaymak ve bu şekilde toplumun üzerinde komünist diktatörlüğünü teşkil etmek iktidara ulaşmamızın önemli unsurlarındandır.” PKK’nın parti programının aynısıdır bu ifade birebir. Bak Lenin ne diyor, “Terörü prensip olarak hiç reddetmedik ve hiçbir zaman da reddetmeyiz” diyor. Lenin yine ne diyor, “Bazı kimseler bizi zalimliğimiz sebebiyle ayıpladıkları zaman, bu kişilerin en basit Marksist prensipleri dahi nasıl unutabildiklerine hayret etmekteyiz.”
İşte doğu Türkistan’daki kardeşlerimizin kıyma makinesinde yok edilmesinin nedeni budur. PKK’nın yaptığı zulmün nedeni budur. Bak onlar da komünist, bunlar da komünist. Aynı kafadır, aynı düşüncedir, onlar Maocu komünist, bunlar Stalinist, komünist ve her ikisinin de ortak düşman oldukları nokta dindir. Baksana Abdullah Öcalan’ın kitabından, “Genelde insan dışı tüm canlı varlıklarda süren doğal evrim süreci”, Darwinizm, “insan toplumunda kendi kavrama ve ifadesiyle bilinçlice sürdürülmektedir.” Evrim devam ediyor diyor, Darwinizm. “İnsan türünün Homo Sapiens türünde günümüzün dil yapısına yol açan kavrama sürecindeki sıçrama, iradeli toplum oluşumlarına sıçratma imkanı vermiştir.” Evrim geçirmiştir insan diyor. “Yabanıl toplum aşamasında insan grupları bir nevi gelişkin hayvan topluluklarının düzeyini yaşıyordu”, yani hayvandan geldik, hayvanlığa gidiyoruz diyor adam özetle, bunu anlatıyor. Bunu da devlet kitaplarında Evrim Teorisi olarak devlet okutuyor, yani Evrim Teorisi’ni, aynı teoriyi, aynı düşünceyi devlet okutuyor. Bu olmaz bu, bunda devlet karar verecek; ya evrimi savunacak ya yaratılışı savunacak. Bu şekilde olmaz. Çünkü Darwinizm ile Marksizm iç içe. Marksist olunca da Leninist olmak mecburiyeti vardır, Leninist olunca terörist olma mecburiyeti vardır. Bu gerçeği devletin görmesi gerekir. O devlet okullarının en azından Darwinizmi hadi anlatsın, karşıtını anlatsın, cevabını anlatsın. Zaten Darwinizm anlatılmasın demiyorum ki ben, faşizm ve komünizm de anlatılsın. Allah şeytanı anlatıyor ama şeytanın cevabını veriyor, şeytanın ne olduğunu bize tarif ediyor. Burada da şeytani olan Darwinizm anlatılsın ama cevabı da anlatılsın. İlmi, bilimsel cevabı. Bilim bunları pestil gibi eziyor, bilimi gördü mü bunlar yarasa gibi böyle, ışık görmüş yarasa gibi kaçıyorlar.
Evet, devlet bunu belki iyi niyetle, belki değil iyi niyetle yapıyor. Bilmiyor yani bu süreçlere sebep olacağını belki. Devlet derken, devletin ilgili kurumu tabii, devlet derken devlet kocaman bir müessese, ilgili kurum ve kişi kimse onu kastediyorum. Bunların bu konuya son derece önem vermeleri lazım. Burada yaratılışı savunan bir tavır içinde olmaları lazım, evet. Çünkü Marx da, Lenin de, Abdullah Öcalan da, hepsi de evrimci ve “evrim olmadan komünizm olmaz” diyorlar. “Evrim eşittir komünizm, komünizm eşittir şiddet” diyor adamlar. Bunu ortadan kaldırmak istiyorsak başka türlü bir yöntem yok. Başka bir yol yok. Bilimsel metodlarla anti-komünist, anti-faşist, anti-Darwinist çalışma yapılması gerekiyor.
Kapatalım internetten devam edelim.
SUNUCU: İnşaAllah Hocam. HarunYahya.Tv sitesinden yayınları yirmi dört saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv sitesinden devam edeceğiz. Hayırlı geceler sevgili izleyenler.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...