SUNUCU 1:Yayınımıza Harunyahya.tv sitesinden devam ediyoruz sevgili izleyenler. Tekrar hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Hoş bulduk.
Bazı kardeşlerimiz diyorlar ki, Hocam Diyanet’e gidiyoruz, yahut Diyanet’in eserlerinde Mehdilik inancı kabul edilmiyor, işte şudur budur. Kardeşim, Diyanet’te ilgili kişi kabul etmeyebilir. Biz Sünni inanç içerisindeyiz. Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafii mezheplerinin toplamıdır Sünni inanç. Hanefi mezhebinde Mehdi (a.s.)’nin gelişi hak. Bakın ne diyor İmam-ı Azam Ebu Hanife: “Deccalin ve Yecüc-Mecüc’ün çıkması, güneşin batıdan doğması, İsa (a.s)’nin gökten inmesi sahih haberlerin getirdiği diğer Kıyamet alametleri haktır.’’ Bitti. İmam-ı Azam. Türkiye hep Hanefidir. “Ve olacaktır. Kıyametin büyük alametinden daha başkaları da vardır. Örneğin Mehdi (a.s.)’nin gelmesi gibi. Bütün bu olaylar sahih haberlerin getirip söylediği gibi haktırlar.’’ Yani sahih hadislerde nettir bunlar, diyor. “Ve gerçekleşeceklerdir. Fıkıh Ekber’de İmam-ı Azam Ebu Hanife bunu söylüyor, bitti. Yani Diyanet öyle söylüyor, Ebu Hanife de böyle söylüyor. Biz kendi mezhebimizi esas alırız. Diyanet’teki ilgili kişi söyleyebilir, başka şeyler de söyleyebilir, bizi ilgilendirmez o. Mesela Ahmed Bin Hanbel, “Deccalin şerrinden istiaze (korunma) ile ilgili hadisleri naklederek, Ahir zamanda zuhur edeceğini ve Hz. İsa (a.s.) tarafından öldürüleceğini” söyler. İmam-ı Hanbel. Mesela bak hem deccalin gelişini, hem Hz. İsa (a.s.)’nın inişini, hem Mehdiyeti. Şafi mezhebi de aynı şekilde. İmam-ı Şafi’nin bütün eserlerinde vardır, bak uzun uzun anlatıyor. Maliki mezhebinde de aynı şekildedir. El-Muvatta’ya bakanlar bunu görebilirler, bu eserleri görebilirler. Şafi ilmihalinde de vardır, açık açık geçer. O yüzden tartışılacak bir konu değil. Şiilik’te, Caferilik’te de aynı şekildedir. Alevilik’te de, Bektaşilik’te de hepsinde Mehdiyet hak bir konu olarak işlenir, Mehdi (a.s.)’nin geleceği haktır. Dolayısı ile inkar etmeleri bir şeyi değiştirmez.
“Selamün aleyküm Hocam’’ diyor. Aleyküm selam. “Mehdi (a.s.)’nin geldiğini, Kuran ve hadislerin ortaya koyduğu deliller ile görüyoruz. Mehdi (a.s.) ortaya çıktı ve faliyetlerine devam ediyor. Peki Mehdi (a.s.)’ye ne zaman biat edilecek? Bununla ilgili tahmini bir tarih var mı? Hz. İsa (a.s) ile ne zaman namaz kılınacağı hakkında tahmini bir tarih var mı? Bir de Hocam dikkatimi çeken bir konu var. Ebcedi Ahir zamana denk düşen müjdeleyici ayetlerin çoğunluğu 2023 yılına denk düşüyor. 2023 yılında Mehdi (a.s.)’nin en ihtişamlı dönemi olmalı. Ayrıca ilginç bir konu daha var. Hükümet 2023 yılında dünyanın 10. büyük ekonomisi olmayı hedefliyor. Bu dönem muhtemelen Altınçağ olmalı.’’ 10. Büyük ekonomisi değil, 1. büyük ekonomisi olacak, 10. değil. Yusuf kardeş sormuş. Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü diyorum. En fazla 10 yıl içerisinde bunları görecek kardeşlerimiz. Yeterli değil mi 10 yıl? Daha ne söyleyeyim, çok net söylüyoruz. 10 yıl göz açıp kapayıncaya kadar geçer. Bak 79’da olsaydı, 40 yıl var diyecektik, 79’da sormuş olsaydı. Ama şu an 10 yıl var diyorum inşaAllah.
“Değerli aslan Hocam. Genelde sık sık gazetelerde kendini Mehdi (a.s.) ilan eden, Hz. İsa (a.s.)’yım diyen kişilere rastlıyoruz. Yakın zamanda bir çocuk kendinin Mehdi (a.s.) olduğunu iddia etti. Hocam bir çok saf insan da bu kişilere kanıp inanıyorlar’. Ben de Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’yi bekliyorum ama ben Hz. İsa (a.s.)’yım, Mehdi (a.s.)’yim, Hz. Hızır (a.s.)’ım diyenlere hemen tabi olmak zorunda mıyız? Doğru olanı nasıl buluruz?’’ diyor. Aslıhan Berdan Hanımefendi yazmış. İsa (a.s.)’yım derse İsa (a.s.) değildir zaten. Çünkü biz İsa (a.s.)’yı Mehdi (a.s.)’den dolayı anlayacağız. Mehdi (a.s.) bize İsa (a.s.)’yı hissettirecek. İsa (a.s.) da Mehdi (a.s.)’yi bize hissettirecek, ikisi birliktedir, yani birbirini çözen iki anahtar kişidir bunlar. Bunlar zaten olmadığını gösterir. Mehdi (a.s.)’yim diyorsa, zaten değildir. Hiç kafa yormaya gerek yok. Onun demesi ile beraber olmadığı anlaşılmış olur, konu da kapanmış olur.
SUNUCU 1:Çünkü kendisi Hocam inşaAllah öyle bir söylentide bulunmayacak geldiği zaman.
ADNAN OKTAR:Allah’tan korkar, nasıl desin? Hiç kimse öyle bir şey diyemez inşaAllah.
“Değerli Hocam çevremdekiler internette paylaşım sitelerinde karşılaştığım kişilerden aldığım tepkileri sizlerle aktarmak isterim. Olumsuz, inanılmayan, iknaya ihtiyaç gerektiren konular: Mehdi (a.s.)’den Kuran’da bahsedilmiyor iddiası.’’ Kuran’ın hemen hemen yarısı Mehdi (a.s.)’yi anlatır. Hemen hemen yarısı da deccali anlatır, yani bu konularda anlatılan konular da. Mesela İsa (a.s.) ile ilgili anlatılan konular da hep Mehdiyet’tir. Hz. Musa (a.s.) ile ilgili konular hep Mehdiyet’tir. Nemrutlar, Firavunlar hep deccaliyettir. Ama ayrıca tabii Kuran’da bir çok konu var da bölüm olarak bu konular, yani Mehdiyet ve deccaliyeti ifade eden konuların büyük bölümü, yarı yarıya bu şekilde anlatılmıştır. Kuran’da İslam ahlakının dünya hakimiyetini anlatan çok fazla ayet vardır. Bir tane, iki tane değil İslam ahlakının dünya hakimiyeti. İslam ahlakının dünya hakimiyeti zaten Mehdiyettir. Müslümanlar dünyaya hakim olduğunda bu nedir? Bu başında birisi olacak işte, buna da Mehdi (a.s.) deniyor. “Hz. İsa (a.s.)’nın tekrar yeryüzüne geleceği iddiası Kuran’da değil, değiştirilmiş kitaplarda bahsedilen, o kitaplardan İslam alemine geçmiş düşüncelerdir. Misyonerlik çalışmaları sonucu oluşmuştur iddiası var.’’ diyor. Bu zaten delil, Tevrat’ta Kral Mesih gelecek Mehdi (a.s) gelecek diyorsa, zaten Mehdiliğin delili olmuş oluyor. Hem Hıristiyanlar, hem Müslümanlar Hz. İsa (a.s.)’nın inişini bekliyorlar. Bakın Allah hiçbir Peygamber için, ama bak hiçbir Peygamber için, “O Kıyamet için bir alamettir.’’ dememiştir. Bir tek Hz. İsa (a.s.) için diyor. “O, Hz. İsa Mesih Kıyamet için bir alamettir’’ diyor Allah, bak bir tek onun için. Allah diyor ki ayrıca; “onu katletmediler’’ ma katelehu, katletmediler, “ve asmadılar.’’ diyor Allah. Ve bunu kaç defa tekrar ediyor? İki kere tekrar ediyor. “Allah onu Katına yükseltti.’’ diyor. Ref etti, Katına yükseltti. Ve Allah diyor ki; “Allah sana inananları, seni sevenleri Kıyamete kadar küfrün üstüne geçirecek.’’ Dünyaya hakim edeceğim diyor Allah. Kim inanıyor? Hıristiyanlar’dan inananlar var, bizler inanıyoruz. Ama hakkı ile inanan anlamına geldiği için, Müslüman olmuş Hıristiyanlar ve Müslümanlar. İkisi birleşerek İslam ahlakını dünyaya hakim edecekler. Bu ayetin başka bir açıklaması yok ki. Hiçbir Peygamber için bu söylenmemiş. Mesela ne Peygamberimiz (s.a.v.) için, ne Hz. Süleyman (a.s.), ne Hz. Yusuf (a.s.), hiçbir Peygambere Allah bunu söylemiyor bakın, sadece Hz. İsa (a.s.)’ya söylüyor. “Sana inananları ve seni sevenleri Kıyamete kadar küfrün üstüne geçireceğim.’’ Kıyamete kadar dünya hakimisiniz diyor Allah. Çok net. Bir tek ona mahsus bir ayet. Bakın yine Hz. İsa (a.s)’ya, bir tek Hz. İsa (a.s.) mahsus bir ayet daha, bu çok manidardır, bunun üstünde hiç durmuyorlar. Halbuki sadece bir Peygambere mahsussa, ve Kuran’da sadece o şahsın üzerinde duruyorsa, bu olağanüstüdür. Birçok Peygambere söylense, belki değişik bir anlamı var denebilir. Ama tek bir Peygambere söyleniyor. Bakın diyor ki Cenab-ı Allah; “Kitap ehlinden’’ diyor, yani Hıristiyanlardan ve Musevilerden, “sana inanmadık hiçbir fert bırakmayacağım.’’ diyor Allah. Bu nasıl olur? Şimdi Hz. İsa (a.s.) geldiğinde 12 kişi iman etti ona değil mi? Peki Allah burada söz veriyor bak, bütün dünyayı sana iman ettireceğim diyor. Bu nasıl olabilir? Gelmeden olur mu Hz. İsa (a.s.)? Gelecek, gördüğüne inanacak insanlar işte değil mi? Bak “sana inanmadık hiçbir fert bırakamayacağım” diyor. Daha evvel 12 kişiyi iman ettirmiş, bu sefer dünyanın tamamını iman ettireceğim diyor Allah. Ve Allah diyor ki; “Melekler ve Hz. İsa Mesih (a.s.) Allah’a kul olmaktan, ibadetten kesinlikle kaçınmazlar’’ diyor. Yani alt ayetin devamında; “Allah’a ibadetten kaçınmazlar” diyor. İsa Mesih (a.s.) ile Melekler Allah’a ibadet ediyorlar, Allah’ın Katında, Allah’a ibadet ediyorlar. Ölmüş bir kimse ibadet eder mi Allah’a?
SUNUCU 1:Hayır.
ADNAN OKTAR:Mesela Melekler secde ediyor, namaz kılıyorlar değil mi? Ölen bir insan ibadet etmiyor, ibadet kalkıyor, sakıt oluyor ibadet değil mi? O, Hz. İsa (a.s)’nin Allah Katında olduğuna dair ayettir.
ADNAN OKTAR:Bakın Allah diyor; “Sana Kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek.’’ Hangi kitap bu? Kuran. Bak; “Kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek” diyor Allah sana, çok net. Kuran'da ayet yok diyorlardı değil mi; işte ayetleri verdim. İnşaAllah. ''Sayın Hocam bir de, sizin Mehdilik iddianız tepki geliyormuş basında, medyadan lanse edildiği kadarıyla.'' diyor. Kardeşim daha nasıl söyleyeyim? Yemin ettim. Allah'ın, Meleklerin, bütün insanların laneti üzerime olsun dedim; ölünceye kadar Ben Mehdilik iddiasında bulunmayacağım dedim. Artık yani normal zekada bir adama bu yeterli değil mi? Ama kafasında bir sorun varsa bir insanın, yani ona bir şey diyemem. O dua etsin, tedavi olsun başka ne diyeyim. Defalarca, belki otuz kere yemin ettim, daha ne diyeyim, ne söyleyeyim. Ve fıkhen de açıklıyorum; bir insan çıkıp ben Mehdiyim diyemez, Kuran ayeti gerekir. Ama hüsn-ü zan ederiz, Allah-u alem odur deriz, benziyor deriz, ama Mehdilik iddia edemeyiz. Ne o iddia edebilir, ne de biz iddia edebiliriz. Hatta Hz. İsa (a.s.) konusunda da Allah-u alem Hz. İsa (a.s.) diyeceğiz. Fakat kendisinin İsa (a.s.) olduğuna kendisi inanabilir, çünkü vahiy alacak o, o normal. Ama biz vahiy almıyoruz, hüsn-ü zan ederiz, Allah-u alem o diyeceğiz. ''Kuran'dan başka hiçbir kaynak geçersizdir,'' Velev bile olsa, tamam onu kabul etsek, öyle dediğini düşünelim, ki ehl-i sünnet inancına göre bu mümkün değil. Kitap ve sünnet vardır, biz ehl-i sünnet itikatındayız. Tamam onların dediği gibi düşünelim, düşündüğümüzü farz edelim. Kuran'a göre de zaten Kehf Suresi’nde de, Zülkarneyn Kıssası’nda da, Süleyman Kıssası’nda da ve onlarca ayette de açık açık İslam ahlakının dünya hakimiyetinden bahsediliyor. İslam ahlakının dünya hakimiyeti nedir?
SUNUCU:Türk İslam Birliği'dir inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Türk İslam Birliği'dir, Mehdiyet’tir. Ve Allah Kuran’da lider seçilmesini farz kılıyor. Kuran'da ayet var, Allah'ın ayeti var. Müslümanların mutlaka bir lideri oluyor. Hatta küfrün de bir lideri oluyor. Mesela kafirlerin Firavun oluyor, Nemrut oluyor, Müslümanların da mutlaka lideri oluyor. Kuran'da lidersiz hiçbir Müslüman topluluk yok, hiçbir Müslüman topluluk yok. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “Üç kişi iseniz, aranızda mutlaka bir kişiyi lider yapmanız gerekiyor.” Ve zaten Müslümanların liderinin olması farzdır. Yani ehl-i sünnet inancında da, Şiilik’te de, Caferilik’te de farzdır, yani bunun ikinci bir ihtimali yoktur. Müslümanların başına geçen manevi liderin adı Mehdi (a.s.)’dir, bu kadar, karışık bir şey yok. Kuran'dan onlara en az yüz tane ayet gösteririm. ''Allah'ın az sayıda kulu ile yeryüzünde İslam ahlakını hakim kılabileceği mucizesine inanamıyoruz.” diyorlarmış. Allah diyor; ''Nice azınlık vardır ki, galip gelir yığın yığın çokluklara'' diyor. Ayet, Kuran ayeti. Allah diyor ki; ''Siz 20 kişi iken 100 kişiyi yenebilirsiniz.'' diyor, yine Kuran ayeti. ''Eğer inanmışsanız mutlaka galip olan sizsiniz.'' diyor Allah. Bak; ''üzülmeyin, gevşemeyin, inanmışsanız galip gelecek olan sizlersiniz'' diyor Allah. Mutlaka galip olursunuz diyor. Mesela bizden alsınlar, ben Mehdi (a.s.) öncüsüyüm, mesela Mehdi (a.s.) talebesiyim. O küçücük arkadaş grubumla, az sayıda arkadaş grubumla nasıl Darwinizm'i bağırta bağırta ezdim, dünyada yok ettim. Ne yapabildiler? Amerikan üniversitelerini, İngiliz üniversitelerini, Fransız üniversitelerini ciyak ciyak bağırttırarak ezim ezim ezmedim mi? Bak İsviçre'ye ezmeye geleceğiz, sizin iflahınızı keseceğiz dedik. Daha meydan okumamızla beraber bütün İsviçre gazeteleri ciyak ciyak bağırmaya başladı, sürmanşet, 'Adnan Hoca geliyor' diye. Niye panik oluyorsunuz o zaman? Ya turistlik ziyaret yapacaksam, niye korktunuz o kadar? Bu kadar dehşet ve paniğin sebebi ne? Nitekim de gittik, gördük ve yendik. Ve geldik, bu kadar. Her vurduğumuzu oturtuyor muyuz? Hani çoğunluğa ihtiyaç vardı? Var mı bizim üniversitemiz? Var mı milyonlarca öğrencimiz, milyonlarca laboratuvarımız, trilyonlarca sermayemiz var mı? Yok. Bak bir avuç ile hepsini boğduk, manen. Mehdi (a.s.) ile de Allah vaad etmiştir; çok az bir azınlık ile hakim ediyor. Peygamberimiz (s.a.v.) çıktığında bir kişiydi, sonra 313 kişi oldular. Şimdi bir buçuk milyar. Demek ki oluyormuş. Hz. İsa (a.s.) 12 kişiydi talebeleriyle beraber; bak Hıristiyan alemi milyarlarca kişi, demek ki oluyormuş. Şimdi bak yeniden geldiğinde Hz. İsa (a.s.), dünya ayağa kalkacak. Evanjelikler eskiden yüzde yarım falandı, Hz. İsa (a.s.)’nın geleceğine inananlar. Amerika’da yapılan araştırmada şu an Evanjelikler ve Hıristiyanlar Hz. İsa (a.s.)’nın geleceğine yüzde kırk inanıyorlar ve kısa süre içerisinde, yani önümüzdeki kırk yıl içerisinde geleceğine inanıyorlar. Kimden öğrendiler? Bizden öğrendiler. Ben bir kere emin olmadığım bir şeyi söylemem, ben bayağı akılcı adamım, hiçbir sözümde mahcup olmadım. Bak bine yakın izahım vardır, hepsi çıktı. Ben yüzde yüz sağlam kaynak olmadıktan sonra konuşmam. Kardeşim, Hz. İsa (a.s.) gelecek diyorsam, bir bildiğim vardır, yani görmüşlüğüm, duymuşluğum vardır, bir şeyler vardır, yani durduk yere söylemem ben. Hızır (a.s.) faaliyette diyorsam, bir bildiğim vardır. Mehdi (a.s.), gözlerinin içine baka baka çıktı diyorsam, net bir bildiğim vardır. Ayetullah Hamaney’e de, İran Başbakanına da, haber gönderdik inşaAllah, Mehdi (a.s.) çıktı dedik; adamların samimi kanaatleri geldi çıktığında dair. Hürriyet Gazetesi sürmanşet “Mehdi (a.s.) geliyor” diye haber yaptı sekiz sütuna manşet, değil mi? Küçük bir grubuz ama, çok etkili oluyoruz. Hürriyet’te o haberi yaptıran biziz. Ahmedinejad’a o demeci verdiren benim, benim söylememden sonra o demeci verdi. O çok sertlik yanlısıydı, İsrail’i yerle bir edeceğiz, bombalayacağız, yok edeceğiz, sel gibi kan akacak diyordu. Ben dedim; Mehdi (a.s.) damla kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi de uyandırmayacak dedim. Hadis de gönderdim, anlattım. Burada elçilik mensuplarını da çağırdım onlara da anlatım. İran’dan da yetkilileri çağırdım onlara da anlattım. Gidin söyleyin dedim ve bu konuyu her yerde anlatsın dedim, Mehdi (as.)’ın zuhur ettiğini. Gitti söyledi, Amerikalıların falan nefesi kesildi. Açıkça söyledi, Mehdi (a.s.) çıktı dedi Ahmedinejad. Demek ki bir bildiğimiz var. inşaAllah. Ahmedinejad samimi bir insan, mazlum bir insan. Öyle enaniyetli, gururlu falan değil yani öyle lanse edildiği gibi değil. İnsancıl, mülayim, söz dinleyen bir insan, doğruyu gördü mü direnmeyen bir insan, inşaAllah.
SUNUCU 3:Benim en çok ilgimi çeken konu, Karl Marks’ın ve Lenin’in sözleriyle Abdullah Öcalan’ın sözlerini bağdaştırıp o şeyleri açıklamanız beni çok etkiledi.
ADNAN OKTAR:Parti programında kelimesi kelimesine aynısını söylüyorlar, aynısını. PKK’nın Kandil toplantılarında, Avrupa’daki yaptıkları toplantılarda, komünist partinin, PKK’nın yaptığı toplantılarda kelimesi kelimesine aynısını söylüyorlar ve hepsi Darwinist. Karl Marks da Darwinist, bunlar da Darwinistler. Zaten Darwinist olmadan Marksist olması mümkün değildir. Bir de Darwinist olanın da Marksist olmaması adeta mümkün değildir, çok nadir faşist oluyorlar. Mecburen Marksist oluyorlar, çünkü bir evrim varsa, bir evrim düşünülürse, tarihin evrimini de kabul etmek durumunda, doğanın evrimini de kabul etmek durumunda. O zaman o Marksist gelişmeyi de kabul etmek durumunda. Marksist gelişmede de terörü kabul etmek durumunda, şiddeti kabul etmek durumunda. Çünkü hayvanlar da birbirini ezerek hâkim oluyorlar diyor, değil mi? Güçlü olan hayvan, zayıf olan hayvanı yok ediyor diyor. Komünistlerin de güçlü olması için diğer hayvanları ezmesi gerekiyor diyor, özetle bunu anlatıyorlar. Yani tabii ben özetin özeti olarak anlatıyorum. Bütün parti programlarını, Marks’ın konuşmalarını falan hepsini kitaplaştırmışlar zaten, satır satır aynı.
SUNUCU 3:Yani aslında şiddeti destekleyenler bir yandan da Evrim Teorisi’ni destekliyor, ama belki de farkındalar mı, onu da bilmiyoruz.
ADNAN OKTAR:Farkına bile varmıyor, onu ilmi bir teori zannediyor. Hâlbuki sinsi bir teori, onun üstüne Marksizm bina ediliyor. Darwinizmi çektin mi, Marksizm pat diye düşer aşağı, hiçbir şey kalmaz. Bilim de çökerttiği için paniklerinin sebebi bu. Güneydoğu’da anti-Darwinist propaganda yapmak mümkün değil. Devletin radyosunu kullanalım diyoruz, müsaade etmiyorlar. Şeş Tv’yi kullanalım diyorlar; orda halay davul zurna, her gün düğün var. Zılgıtlar çekiliyor falan. Kardeşim millet zılgıtla açılmaz. İman hakikatleriyle, bilimsel açıklamalarla, felsefi açıklamalarla Darwinizmin, Materyalizmin yerle bir edilmesi lazım. Darwinizmi yerle bir ettin mi, senin yapacak başka bir faaliyete ihtiyacın kalmaz, yani hiçbir tedbir almana gerek kalmaz. İlmi yönden ezilen bir düşünce, ilmi yönden ezilen Marksist düşüncenin ayakta tutulması mümkün değildir. Yani adam o gücü bulamaz zaten, devam ettiremez, taraftar bulamaz. İkna etmeye çalışıyoruz ama tabii bir kere anlatmayla pek olmuyor. Bak akşam daha hala NTV’ye çıkmış adamlar; en büyük tehlike dindir diyor. En büyük tehlike komünizmdir, PKK’dır. Din sayesinde sen büyüdün, bu hale geldin. Osmanlı İmparatorluğu’nu din meydana getirdi. Yedi kıtaya şan salmamızın sebebi yine dindir. Bizi millet yapan asli çimento, asıl birleştirici unsur yine dindir. O zaman ırkçılık ortaya çıkıyor. Din olmadığında, herkes ayrı baş çekmeye çalışıyor.
SUNUCU 2:Yani PKK’nın komünizmle olduğunu mu düşünüyorsunuz?
ADNAN OKTAR:Ben düşünmüyorum, kendi parti programları, kendileri söylüyorlar. Biz komünistiz diyor adamlar. Marksist, Leninist, Stalinist düşünceye sahibiz diyorlar. Zaten PKK’nın parti programı tamamen Marksist ilkelere göre kurulmuştur, Marksist düşüncededir. Ve yapılan terör de Stalinizmin gereği olarak yapılıyor, Stalinizmde terör vardır. Leninizm ve Stalinizm de eğer terör yoksa zaten taviz vardır, revizyonizm vardır. Revizyonist olmuş oluyor onlara göre, yani artık ona komünist demezler, düşman olarak bilirler. Ve bir komünist için de revizyonistin tek hükmü vardır; öldürülmesidir. Yani Revizyonist hain demektir, din gibi yani, asla taviz verilmez komünizmde. Mesela diğer ülkelerde, orada-burada falan hep birbirlerini revizyonist diye öldürmüşlerdir. Troçki’yi, şunu bunu falan hepsini revizyonist diye öldürmüşlerdir. Komünistlerin katlettiği yönetici sayısı çok çok fazladır. Bilim adamlarını, profesörleri falan hepsini katletmişleridir. Niçin? Tek suçlama vardır; revizyonist suçlaması. Revizyonist ne demek? Komünizmi, Leninizmi değiştiren adam, taviz veren adam demektir. Taviz vermeyeceksiniz diyor adamlar, yani kanla iktidara gelinir diyorlar, bu kadar. Bunlar da tatlı tatlı sohbet ediyorlar, diyorlar ki; “bizler kurumlar ve kuruluşlar olarak ve yöneticiler olarak, iş adamları olarak PKK’ya sesleniyoruz” diyorlar. “Ey PKK, terörü durdursana sen. Çok can yakıyorsun, ayıp yapıyorsun.” diyor. Yani ne diyeyim ben buna. Kardeşim bir kere sen PKK’nın bir numaralı hedefisin; iş adamısın sen. Sen burjuva sınıfısın ona göre ve yok edilmesi gereken bir sınıfsın sen, yani komünizmin bir numaralı hedefisin sen. Asker, polis ve burjuvazi. Seni adam ne dinler? Gelin barışa, kardeşliğe diyor. O da sana komünist kardeşliğine geleceksin sen de diyor. Kabul ediyorsan gel diyor zaten. Kardeş olalım, dağa çıkalım, dağda beraber halay çekelim diyor. Kardeş olmayalım demiyor ki adam. Ama komünist, Leninist olarak kardeş olacağız diyor, o şekilde kabul ederim ben diyor.
SUNUCU 1:Sizin söylediğiniz gibi zaten bizim dinimizde, ya da bu dinde, bu kötülüklere yer olmazdı Hocam, bu kadar çok kan dökülmesine.
ADNAN OKTAR:Hayır, diyor ki adam; benim ideolojim komünist, Leninist düşünce, Stalinist düşünce, senin düşüncen ne?” diyor. “Benim hiçbir düşüncem yok, sadece iyi olmak istiyorum ben. Ekonomiyi geliştirelim, annen de sana çorba yapsın, seni evlendirelim biz, hiçbir sorunun kalmaz” diyor. Yani tam alnını kaşır gibi laf. Hangi komünist evlenemediği için dağa çıkar, canın vermeye kalkar? İş bulamıyor da onun için böyle yapıyorlar diyor. Adam gider mafyada çalışır, yine onu yapmaz yani. Olağanüstü büyük bir tehlike içinde yaşıyor adamlar, hepsi canını veriyor adamların, adamları çorbayla ikna etmeye çalışıyorlar. Yani Kardelen, buzdelen falan, onunla da olmaz. Kardelen’e sen anti-Darwinist, anti-materyalist eğitim vermezsen, anti-Stalinist, anti-Leninist eğitim vermezsen Kardelen’in yapacağı hiçbir şey yoktur.
SUNUCU 3:Okusa da gider yani.
ADNAN OKTAR: Tabii Kardeleni, candelen haline getirirler bir anda. İdeolojisini değiştirdin mi, onu bir anda komünist yaparlar. Ve dağda PKK’nın büyük bir bölümü kadın ve Mehmetçiğimizi şehit edenlerin büyük bir bölümü kadın. Aylarca, yıllarca uzaktan keskin nişancılık öğretiliyor, eğitim alıyorlar uzun namlulu silahlarla. Mesela 2000 metre menzilli, 1500 metre menzilli silah kullanıyorlar. Tam alnından vuruyor veyahut tam yüzünden vuruyor. Dürbünlü silah kullanıyorlar, attığını vuruyor. Yani genellikle de geri dönüyorlar, geldikleri yere geri geliyorlar. Eğitim olmadan dünyanın hiçbir yerinde komünizm durdurulamaz, tek çözümü budur. Felsefi, bilimsel karşılık verilmesi lazım. Bak din değil, dini dinlemez. Diyor ki; “dini eğitim”, PKK’lı adamlara, onlara mevlüt dinletiyorlar Şeş Tv’de, PKK’ya. Kürt kardeşlerim mevlütü aşkla dinler, onlar dindar. Ama PKK’ya dinletiyorsan sen mevlütü, neticede mevlüdü dinlemez o. Onun dinleyeceği bilimsel açıklamadır, felsefi açıklamadır. Anti-Darwinist, anti-marksist düşünceyi bilimsel delillerle anlatmaktır. Onun bilimden başka anlayacağı şey olmaz. Bilimsel yönden o putu çökerttikten sonra onu anlatabilirsin. Dini de hurafe tarzında değil, Cübbeli’nin tarzında değil, onların tarzı yine mahvedersin adamı. Yani adamın olan imanını da kaybettirirsin, öyle olmaz. Tam gerçekçi, akılcı ve doğru anlatılması lazım. Tam Kuran’a uygun, hadise uygun; hadisin de gerçek manasına uygun olması lazım, müteşabih haliyle değil. Çözülmüş haliyle, oradaki sırrı açıklayarak olur, başka türlü olmaz.
Ama bakın bütün bunlara rağmen, dediklerimin bir bir olduğunu görüyorsunuz ve göreceksiniz inşaAllah. Ne diyor Bediüzzaman Said Nursi? “Biz imanı kurtarmak ve Kuran’a hizmet etmek için,” bak “imanı kurtarmak”. Yani dinsizlik cereyanına karşı mücadele etmek ve Kuran’a hizmet etmek için, “Mekke’de olsam da buraya gelmek lazımdır.” İstanbul’a gelmek lazımdır diyor. Cübbeli de Mekke’ye gitmek lazım diyor. Halbuki Mehdi (a.s.)’nin zuhur yeri İstanbul’dur. Tabii bak, Bediüzzaman açık söylemiş. “Senin mektubunda benim istirahatimi ve eğer iktidarım olsa, benim Şam ve Hicaz tarafına gitmeme dair sizin hükumet-i hazıraya müracaat maddesi ise:” diyor. Hükümete müracaat edelim seni, Bediüzzaman’ı ya Şam’a ya Hicaz tarafına yani Mekke, Medine tarafına gönderelim daha rahat edersin. Burada sana eziyet ediyorlar, hapsediyorlar, rahat edersin diyorlar. “Evvela: Biz, imanı kurtarmak ve Kur’ân a hizmet için, Mekke de olsam da buraya gelmek lazımdı. Çünkü en ziyade burada ihtiyaç var.” Burada İstanbul’da diyor. “Binler ruhum olsa, binler hastalıklara müptela (tutulmuş) olsam ve zahmetler çeksem, yine bu milletin imanına ve saadetine hizmet için burada kalmaya (İstanbul’da kalmaya) Kur’ân’dan aldığım dersle karar verdim ve vermişiz.” Asla ayrılmam diyor Anadolu’dan, İstanbul’dan. “Saniyen: Bana karşı hürmet yerine hakaret görmek noktasını mektubunuzda beyan ediyorsunuz.” Diyorlar ki; “sana hürmet gösterecekler, git Mekke’ye, Medine’ye, Şam’a git orada sana hürmet ederler. Burada hep hakaret görüyorsun, aşağılıyorlar küfrediyorlar.” diyorlar Bediüzzaman’a. “Oralara git, gönderelim seni,” diyorlar. "Mısır’da, Amerika’da olsaydınız, tarihlerde hürmetle yad edilecektiniz" dersiniz.” Mısır’da, Amerika’da olsaydınız yani Mısır’a git diyorlar. Amerika’ya da git diyorlar. “Tarihlerde (tarihe geçtiğinizde) sonra hürmetle yad edilsin,” şu an hep hakaret ediyorlar size diyor, değil mi? Mesela şu an bize de hakaret ediyorlar, Ona da hakaret ediyorlarmış. İftihar ederiz. “Aziz, Dikkatli Kardeşim, Biz, insanların hürmet ve ihtiramından (saygı göstermesinden) ve şahsımıza ait hüsn-ü zan ve ikram ve tahsinlerinden (hayranlıklarından, beğenilerinden) mesleğimiz itibarıyla cidden kaçıyoruz.” Ben meraklı değilim milletin iltifatına diyor Bediüzzaman. Hiç derdim değil diyor. “Hususan acip bir riyakarlık olan şöhretperestlik ve cazibedar bir hodfuruşluk (övünme, kendini beğendirmeye çalışma) olan tarihlere şaşaalı geçmek ve insanlara iyi görünmek ise, (insanların beğenisini kazanmak ise) nurun bir esası ve mesleği olan ihlasa zıttır ve münafidir (aykırıdır).” Yani milletin beni beğenip beğenmemesi önemli değil diyor. Ben de öyle diyorum. Adamlar diyorlar ki sana şunu, desin, istediğini desin. Yağmur gibi yağsın başıma, hiç fark etmez. Ben hak olan doğru yolda giderim. “Onu arzulamak değil, bilakis şahsımız itibarıyla ondan ürküyoruz.” Bana iltifat etmeyin diyor. “Yalnız Kur’ân’ın feyzinden gelen ve icaz-ı manevisinin lemeatı olan Kuran'ın (insanları aciz bırakan manevi anlatımının) ve hakikatlerinin tefsiri bulunan ve tılsımlarını açan Risale-i Nur’un revacını (değerini, kıymetini) ve herkesin ona ihtiyacını hissetmesini” ve devam ediyor. Beni Amerika’ya götürmek, Şam’a götürmek, ben onları hiçbirini istemiyorum diyor. Tehlike de olsa, hastalık da olsa bak diyor. “Binler ruhum olsa, binler hastalıklara müptela (tutulmuş) olsam ve zahmetler çeksem” hapsedilsem de burayı bırakmam diyor. Yani bana ne Şam’ı ne Amerika’yı hiçbir yeri teklif etmeyin diyor Bediüzzaman. Mehdi (a.s.) gidecek mi Türkiye’den? Gider mi Mehdi (a.s.)?
SUNUCU 1:Gitmez Hocam.
ADNAN OKTAR:Hadis var, değil mi? Anadolu’dan çıkmayacak, hadiste çıkmayacak diyor.
“Gözümüzü açan, imanımızın artmasına en büyük vesile çok sevdiğimiz sayın Hocam.” En büyük demeyin, vesile deyin. Çünkü bakın böyle konuşmada, mesela en çok sevdiğim denmez, sevdiğim denecek. Veyahut şöyle desin, yaşayan insanlar içerisinde en çok sevdiğim denir. Ama en çok sevdiğim, bizim Allah’tır en çok sevdiğimiz, Peygamber (s.a.v.)’dir, Peygamberlerdir. Böyle külliyet ifade eden konuşmadan kaçınmak lazım. En büyük vesile, en büyük vesile Kuran’dır, Allah’tır inşaAllah. Allah Kuran’ı vesile eder. “Dün sabah Kuran okurken bir ayet dikkatimi çekti, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili olabileceğini düşündüm, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Fatır Suresi 32. ayette, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım”, şeytandan Allah’a herkes sığınsın. “Sonra Kitab'ı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık.” Ayetin ebcedinin Hz. Mehdi (a.s.) dönemini vereceğini düşündüm. Ancak bu hesabı bilmediğimdem size sormak istedim.” Meryem Hanım yazmış. “Bizleri Türk İslam Birliği, Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) ile müjdeleyip, şevkimizi arttırdığınız için, Allah razı olsun Hocam.” Şimdi dediklerimin doğru çıktığını görünce daha da şevkiniz artacak. Hayret edeceksiniz. Çünkü bunları insanlar hikaye zannediyorlardı, eskiden, bir de baktılar ki, hayatın ta kendisiymiş, ve hiç kesilmemiş mucizeler. Yani din hiç kesintisiz devam ediyormuş, bunu gördüler. Eskiden, eskiden olurmuş mucizeler, harikalar, işte Mehdi’ler olurmuş, İsa (a.s.)’dan bahsedilirmiş, onun gibi bir inanç vardı. Baktılar ki din ile içiçe yaşıyormuyuz, bunu gördüler.
“Sayın Oktar. Uzun yıllardır sizi takip ediyorum, başınıza gelen tüm musibetlerden, basına yansıyan kısmından haberdarım. Her daim, iddia ettiği üzere bir lider koşulları ne olursa olsun, aşık olduğu yerde başına gelen musibetleri bir nimet gibi görür ve buna zevkle katlanır, derdim. Ne yazık ki ve de ne mutlu ki bir tek siz bu vasfa uydunuz. Bir de sizin ağzınızdan dinlemek isterim. Neden diğer lider gözüken, dava adamı gözüken şahıslar gibi kendinizi yurtdışına atıp, daha rahat bir hayat tarzı şeçmediniz? Selam ve dua ile.” Muzaffer Aydın. Kanada.
Şimdi yurtdışına giden insanların bir kısmı, mesela Fethullah Hoca’yı diyorlarsa, onda bir mecburiyet var. Şimdi sağlığı da müsait değil, yani çok şey insan. İşte şekeri var, başka şeyleri var, bir de hassas bir insan. Şimdi üstüne gidilse, Allah vermesin sağlığına zarar gelebilir. Bir de çevresindeki insanlar çok tedirgin olabilirler. Çünkü birçok hizmeti var, dünya çapında hizmeti var. Olabilir yani, bu da bir yoldur, yani böyle bir şey olabilir. Başka evet, başka Hocalardan, alimlerden çoğu yurtdışına gittiler, doğru. Ama tabii bir hikmeti vardır, bir bildikleri vardır. Yani kaderde Allah onları o şekilde yönlendiriyor. Daha faydalı olduğunu düşünüyorlarsa, yani olabilir, ben bir şey diyemem. Ama ben İstanbul’dan ve Türkiye’den ayrılmam. Yani kardeşlerimi böyle fitnenin, fücurun içinde bırakmam ben. Sonuna kadar, dişe diş, cana can Allah’ın izniyle mücadele edeceğiz, İnşaAllah. Ama giden Hocalarımızı tenzih ederiz, tabii bilemiyorum.
Evet. Tamam. Şimdi bir ara verelim, sonra yine devam ederiz. İnşaAllah.
SUNUCU 1:İnşaAllah. Kısa bir aradan sonra, tekrardan birlikte olacağız sevgili izleyenler.
SUNUCU 2:İnternet yayınımıza, sayın Hocamız ve misafirlerimizin katılımıyla devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Buhari, Müslim, Tirmizi’den biraz hadisler okuyayım. “Ebu Hüreyre (Radiyallahü anh)'den rivayet edildiğine göre Resulullah (Sallallahü aleyhi ve sellem): İsa İbn-i Meryem, gökten sizin yanınıza indiği zaman,” hani yoktu Hz. İsa (a.s.)’nın inişi? Buhari’de bak; “Devlet reisiniz kendinizden, namazda imamınız olduğunda “ bu kim ? Mehdi (a.s.). “Hz. İsa (a.s.)’da imamınıza iktida ettiği halde, bakalım nasıl olursunuz? buyurmuştur.” Sahih Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sahih Tercümesi ve Şerhi. Hadis numarası 1406. Ebu Hüreyre (Radiyallahü anh)'den Resulullah (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “Hayatım yed-inde olan Allah’a yemin ederim ki,“ yemin ediyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Muhakkak yakında İsa İbn-i Meryem (a.s.), Muhammed ümmeti arasında, Muhammedi bir Hakim-i Adil olarak gökten yere inecektir. O salibi kıracak,” yani putperest düşünceyi kaldıracak. “Hınzir”ı katledecek, yani domuza karşı olacak, domuz yenmesine karşı olacak. Kuran’a göre hareket edecek. “Zımmilerden cizyeyi kaldıracak.” Vergi kalkıyor, zenginlikten dolayı halktan vergi alınmayacak.
“Mal çoğalacak, hatta kimse mal kabul etmez olacak.” Kabul etmiyor, millet. Sahih Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sahih Tercümesi ve Şerhi. Hadis numarası 1018. Sahih-i Müslim, Ebu Hüreyre (Radiyallahü anh) şöyle demiştir: “Resulullah (s.a.v.) buyurdu: Hayatım yed-inde olan Allah’a yemin ederim ki,” yani hayatım Allah’ın elinde diyor. “Allah’a yemin ederim ki, Meryem oğlu İsa İbn-i Meryem (a.s.) adil bir hakim olarak, sizin içinize inmesi muhakkak yakındır.” Yani her an inebilir. “O salebi haçı kıracak, haça tapmayı kaldıracak, domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek, cizyeyi kaldıracaktır. O zamanda mal o kadar çoğalıp taşacak ki, hiç kimse mal kabul etmez olacaktır.” Sahih Müslim ve Tercümesi, cilt 1 sayfa: 206. “Nihayet Meryem oğlu İsa (a.s.) iner. Müslümanların emiri ona, gel bize namaz kıldır der, bunun üzerine İsa (a.s.); ‘Hayır Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak, sizin bir kısmınız diğer bir kısmınızın üzerine emirlersiniz”’ der. Sahih Müslim ve Tercümesi. İmamlık, Mehdi’de kalıyor, inşaAllah. Süneni Tırmızi, sahih hadis kitaplarından. “Ebu Sayid El Hudri (Radiyallahü anh) den rivayet edilmiştir ki, dedi ki: ‘Peygamberimizden sonra bir hadise baş göstermesinden korktuk, ve Resulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem’e sorduk ve buyurdu ki; “Ümmetimde Mehdi vardır.” Tırmızide sahih hadis kitabı, “çıkacak ve 5 veya 7 veya 9 yaşayacaktır.” Yani tabii bu çeşitli zaman dilimlerini ifade eden bir uslüp, yoksa Mehdiyet sırf ilk bölümüyle 40 yıl, Peygamberimiz (s.a.v.)’in diğer hadislerinde belirtiliyor. Mehdi (a.s.) uzun yaşayacaktır, Allah’ın dilemesiyle. İnşaAllah. Uzun bir mücadele dönemi vardır. Evet. Hz. İsa (a.s.) ile birlikte mücadelesi döneminde, bu son dönemde yani, İslam’ın dünyaya tamamen hakim olmasından sonra, Hz. İsa (a.s.)’nın inişinden sonraki dönemler olarak açıklanabilir, inşaAllah.
Abdullah (Radiyallahü anh)’dan rivayet edilmiştir, dedi ki: Sallallahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu: “Ehli Beyt’imden, ismi ismime mutabık olan,” Ahmet Mahmut Muhammed Mustafa, demiyor.“ İsmi ismime mutabık olan, bir kişi Araplar’a malik oluncaya kadar, dünya sona ermeyecektir.” Araplar’a malik olacak. Demek ki Araplar’ın dışından geliyor, çünkü demek ki Araplar lidersiz o dönemde. Araplar’ın dışından geliyor. Onlara dışardan malik oluyor. Bu Türkiye’den Mehdi (a.s.)’nin çıkacağına dair yine bir işarettir.
Araplara malik olması için değil mi, Araplar’ın içinde olmaması gerekiyor ve Araplar’ında başsız olması gerekiyor. “Abdullah (Radiyallahü anh) den rivayet edilmiştir, Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu; -Yani öyle bir uslüp var burada, o anlamda diyorum- “Resulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem buyurdu ki; Ehli Beyt’imden ismi ismime mutabık olan, bir kişi başa geçecektir.” İsmi ismime mutabık, aynı diyor Peygamberimiz (s.a.v.), ismi ismimle aynı, denk, mutabık. Eğer ismi Ahmet Mahmut Muhammed Mustafa olsa doğrudan söyler Peygamberimiz (s.a.v.), ismi şu der. Ama söylemiyor, sırlı bir şekilde. Yani ayrıca diyor ki başka bir rivayette de; “babasının ismi de babamın ismiyle aynıdır, adı da adımla aynıdır.” Abdullah oğlu Muhammed’dir diye şerh etmişler, açıklamışlar. Değil, Peygamber (s.a.v.) dili var, söylerdi. Babasının ismi Abdullah, ismi de Muhammed’dir derdi. Öyle demiyor, bak ne diyor; “İsmi ismime mutabık olan.” Diğer bir rivayette de; “babasının adı, babamın adına mutabıktır, adı da adıma mutabıktır.” O zaman şu ortaya çıkıyor, daha öncede söylemiştim, Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyadı ne? Adnan. Babasının soyadı ne? Adnan. Dedesinin soyadı ne? Adnan. Asrımızda, şu an devrimizde kişilere nasıl hitap ediliyor? Soyadı ile hitap ediliyor değil mi? Mesela daha öncede anlatmıştım, Süleyman Demirel’e biz Süleyman demiyoruz, Demirel diyoruz, Sayın Demirel diyoruz. Sayın Başbakanımız’a Tayyip demiyoruz değil mi? Sayın Erdoğan diyoruz. Çocuğuna ne diyoruz? Sayın Erdoğan diyoruz. Babasına ne diyoruz? Sayın Erdoğan diyoruz değil mi? Başka bir isim kullanılmıyor, Erdoğan. O zaman adı adıma, babasının adı babamın adına mutabık ve denk, aynı ne demek ? Adnan demektir. Babasının adı da Adnan’dır, kendi ismi de Adnan’dır.
OKTAR BABUNA:Siz bir de daha öncede açıklamıştınız Hocam. Adı adıma denk diyor, adlarıma demiyor demiştiniz. Yani dört tane ismi var.
ADNAN OKTAR:Bak ismi ismime mutabık diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Ahmet Mahmut Muhammed Mustafa, dört tane ismi var. İsimlerime uygun derdi, ama bak; adıma uygun, adı adıma uygun diyor. Babasının adı da babamın adına uygun diyor. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in babasının ismi de, yine Araplar’da tek isim kullanılmıyor, ama soyadı birtane var. Tam mutabık olmuş oluyor, denk, aynısıdır, denktir diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyadı, Ben-i Adnan’dır. Gerçi Cübbeli anlamazlıktan geliyor, Çeşitli soy aralarından isimler vermeye kalkıyor ama, herkes bilir ki Adnani soyundan gelir Peygamberimiz (s.a.v.), inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir de sizin açıkladığınız üzere Hocam, Hz. Ali de “Mustafa Adnan Peygamber” diyor kasidesinde.
ADNAN OKTAR:Cübbeli diyor ki, “hiç kullanılmamıştır, tarihte”. Aç bak Hz. Ali’nin kasidesine, orada diyor, değil mi? Mustafa Adnan Peygamber, diyor. Adı Mustafa, soyadı Adnan. Evet çok uzun bu hadisler, devam ediyor. Peygamberimiz (s.a.v.) durduk yere birşey söylemez. Emin olmasa bir şey söylemez. Tevrat’ta, Cenab-ı Allah uzun uzun Mehdi (a.s.)’yi anlatıyor. Kuran’da uzun uzun Mehdi (a.s.)’ye işaretler var, anlatımlar var. Bütün sahih hadis kitaplarında Mehdi (a.s.) bahsediliyor, İsa (a.s.)’nın inişinden bahsediliyor. Dört mezhepte hak Mehdi (a.s.)’nin gelişi. Hanefi, Hambeli, Maliki ve Şafi, inkar edilecek bir yönü yok. Ama keyfine düşkün, zevkine düşkün böyle bir kısım insanlar, “Mehdi (a.s.) gelirse halimiz nice olur, işte enaniyetimiz kalmaz, tahsilim yarım mı kalır acaba? İşime zarar gelir mi?” Evliliğine mi zarar gelir, keyfine, zevkine, hayatına bir zarar gelir mi? Kendi derdinde olduğu için, bu konuyu pek açmak istemiyorlar. Bediüzzaman Said Nursi; “Mehdi (a.s.)’nin öncü ve pişdarıyım, Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırlıyorum” derken, Mehdi (a.s.) öncüsü olarak Allah tarafından özel gönderilmiş bir insandır. Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırlanması konusu, ona tevdi edilmiştir özellikle, Allah tarafından. Ve Mehdi’ (a.s.)’yi çok kapsamlı olarak tarif etmiş, çok kapsamlı zemin hazırlamış, ve Mehdi (a.s.)’nin anahtarlarını ilgililere dağıtmıştır. İnşaAllah.
Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla; “Münafıklar sana geldikleri zaman, ‘biz gerçekten şahadet ederiz ki, sen kesin olarak Allah’ın elçisisin’ dediler. Allah’da bilir ki, sen elbette Allah’ın elçisisin. Allah şüphesiz münafıkların yalan söylediklerine şahidlik eder.” (Münafıkun Suresi, 1-3) Münafıklar hep takva görünümünde ortaya çıkarlar, bu çok önemli bak. Münafıkların ana özelliği, daha iyi dini yaşama iddiasıdır. Daha mükemmel dini yaşadığı iddiasıyla ortaya çıkar. Yani siz bilmezsiniz, ben daha iyisini bilirim der. Mesela bunun en keskin, en şiddetli, en çirkin şekliyle Peygamber efendimiz (s.a.v) zamanında münafıklar göstermiştir. Dırar Mescidi diye ayrı daha süslü, daha konforlu bir mescid yapmışlardır. Ve Peygamberimiz (s.a.v.)’e dediler ki; “biz burada dini daha güzel yaşıyoruz, İslam’ı daha güzel yaşıyoruz. İstersen sen de gelebilirsin, ama asıl orada ki Müslümanlar gelsinler.” dediler. Gelsinler de burada namaz kılsınlar diyorlar. Peygamberi (s.a.v.) de beğenmiyorlar (haşa), oradaki Müslümanları da beğenmiyorlar, biz daha güzelini yapıyoruz diyorlar. Bütün münafıklar kahpe, kalleş, haysiyetsiz ve şerefsizdir. Ve çıkarlarını takva adı altında Müslümanlara ilka etmeye, ikna etmeye çalışırlar, bir oyundur bu. Daha güzel ibadet yaptıklarını, daha mükemmel ibadet yaptıkları iddiasıyla, Müslümanları sapkınlıkla suçlayarak hareket ederler. Ama gönülleri bomboş oluyor, Allah’a, Kuran’a karşı içlerinde bir sevgi olmuyor. Nitekim gittiklerinde münafıklar, ya küfre hizmet ederler, ya kendi nefislerine hizmet ederler. İslam’ı, Kuran’ı yaymak diye bir şey yok, usulen o münafıkların, Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında yaptıkları gibi, usulen namazlarını kılarlar, usulen dini anlatırlar, sırf vicdani bir baskı yaşamamak için. Yani dışarıdan insanlar desinler diye, kısmen kendilerini Müslüman gibi gösterirler, yani rahatlarını kaçırmayacak kadar. Mesela belki gider kitap verir, belki gider bir Kuran ayeti anlatır, ama asıl isteği dünyayı yaşamaktır onun. Çünkü gerçekten niyeti olmuş olsa, bütün varlığıyla İslam’a kendini hibe eder. Etmez o, kısmen, münafığın özelliği insanların göreceği kadar, kendi vicdanında kendini kandıracağı kadar, dine hizmet ediyor gibi gösterir. Bunu Dırar Mescidi’nde çok açık gördük biz. “Onlar, yeminlerini bir siper edinip Allah'ın yolundan alıkoydular. Doğrusu ne kötü şey yapıyorlar.” Bir de bunlar, bak hep yemin ederek konuşuyorlar Allah adına, sanki hep Allah’tan yanaymış gibi. “Fakat Allah yolundan alıkoydular, doğrusu ne kötü bir şey yapıyorlar.” Asıl niyetleri İslam’ın yaşanmamasıdır münafıkların, ama doğrudan ben İslam’a karşıyım demez. İstemeye istemeye namaz kılmaya devam eder, istemeye istemeye oruç tutmaya yine devam eder, istemeye istemeye dini anlatır, ama nihayi hedefi Müslümanların dağılması, İslam’ın gücünü kaybetmesidir. Çünkü o zaman münafık rahatlayacaktır. Çünkü bak; “sizin de kendileri olmanızı isterler. “ diyor Allah ayette. Bakın Cenab-ı Allah açıklıyor, diyor ki; şeytandan Allah’a sığınırım, “Bu, onların iman etmeleri.” Önce iman etmeleri, “sonra inkar etmeleri.” bak önce iman ediyor, sonra inkar ediyor, “dolayısıyla böyledir. Böylece kalplerinin üzerini mühürlemiştir, artık onlar kavrayamazlar.” yani artık avanak oluyor, klasik ahmak, anlatsan da anlamaz. Yani münafığın deli bir ruhu vardır, neyi anlatacaksan istediğini anlat münafık kendi süzgecinden geçirir, yani münafığın bölümü diye bir bölümü vardır. Senin anlattığın münafığın bölümünden bir geçer, münafık mantığından geçtikten sonra beynine gider. Dolayısıyla anlattıklarını da münafık gözüyle değerlendirir ve hiçbir şekilde doğru olarak almaz. Bak diyor ki; “kalplerinin üzerini Allah mühürlemiştir, artık onlar kavrayamazlar.” Anlasa da, kavrayamazlar. Onun için münafığı anlamaya çalışsan da anlayamazsın, gariptir yani. “Sen onları gördüğün zaman cüsseli yapıları beğenini kazanmaktadır.” Yani dış görünüm olarak, mesela iyi yaşıyorlar, iyi yiyorlar, iyi giyiniyor, rahatı yerinde. “Konuştukları zaman da onları dinlersin.” Yani hakikaten Kuran’dan, sünnetten bahseder, Allah’tan, Kitap’tan bahseder, sanki hakikaten Müslüman zannedersin. “(Oysa) Sanki onlar (sütun gibi) dayandırılmış ahşap-kütük gibidirler.” Odun gibi insanlardır, boşturlar diyor Allah. “(Bu dayanıksızlıklarından dolayı da) Her çağrıyı kendileri aleyhinde sanırlar.” Mesela gazete de bir haber çıkar panik olur, birisi bir şey söyler panik olur her şey kendi aleyhine. Mesela birisi ona bakıyordur panik olur. Çünkü hayatı sevdiği için, kendine zarar gelsin asla istemez. Yani asıl onun putlaştırdığı şey bedeni ve hayatıdır. Allah onun için çok gerilerdedir (haşa). Asıl olan bedeni ve köpek gibi rahat yaşamasıdır, yani bir eli yağda bir eli balda. Gerekirse herkese yaltaklanır, köpeklik de yapar, yalakalık da yapar, muhbirlik de yapar, oyun da oynar, yeter ki o pis bedenini muhafaza edebilsin, inşaAllah. “Her çağrıyı kendi aleylerine sanırlar, onlar düşmandırlar,” diyor Allah. Yani elinde değil, Müslümanlara karşı içinde bir nefret olur. Küfüre, münafıklara karşı da it gibi onlara sığındığı için bir köpek sadakati oluşur. Yani mesela vahşi bir köpeği düşün, yiyecek veren sahibine karşı yaltaklanır değil mi? Mesela saldırgan bir köpek. Kendini sevdirmeye çalışır ama kudurmuşsa insanlara saldırır, kimseyi dinlemez, yani o zehri almışsa. “Bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının” diyor Allah. Yani uzak durun. “Kaçınıp ve sakının,” her türlü pisliği yapabilir, tetikte olun diyor Allah inşaAllah. “Allah onları kahretsin; nasıl da çevriliyorlar.” diyor. “Allah onları kahretsin;” diyor, “Nasıl da çevriliyorlar?” diyor Allah, nasıl dönüyorlar diyor Allah inşaAllah. Yani Allah iç huzursuzluğu, iç acısı vererek, ölüm korkusu vererek içlerine, çünkü her an kanserden öleceğini düşünüyor, başka bir şeyden öleceğini düşünüyor, hayatının kısalığını düşünüyor. Hayatı çok sevdikleri için, bütün hayatları azap içinde geçer. Ve münafık da münafıktan çok nefret eder, Allah da pisliği pislik içinde yaşatır, yani öyle bir azap verir onlara. Münafığın en nefret ettiği münafıktır, fakat Allah pislik böceği gibi onları pislikle iç içe yaşatır, kurtulamaz ondan, o pislikten. Yani en tiksindiklerin ile Allah muhatap eder. Çünkü kendi de münafık olduğu için, mecburen münafıklarla birlikte yaşar. “Onlara: ‘Gelin Allah'ın Resûlü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin,’ denildiği zaman başlarını yana çevirdiler.” Zaten kabul etmiyorlar ki Peygamberi (s.a.v). Mehdi (a.s.) ‘yi de kabul etmezler, Hz. İsa (a.s.) ‘yı da kabul etmezler kendilerini putlaştırmışlar. Başlarını yana çevirmişler, uzak dururlar diyor Allah. Saygısız ve küstah oluyorlar. “Sen, onların büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmekte olduklarını görürsün.” Bak; “büyüklük taslamışlar olarak,” acayip garip bir enaniyet, dini daha iyi yaşadığı iddiası, “ve yüz çevirmiş,” Müslümanla görüşmek istemez. Yüzünü onlardan çeker, mümkün mertebe uzak durur. Bak Allah’ın kanunu bu, Allah böyle yarattım diyor. Ama Allah böyle yarattığı için bunlar bunu yapıyor, fakat bunlar tabii kendisi bağımsız yaptığını zanneder. Yani hür yaptığını zannediyor, halbuki kaderi böyle. “Senin onlar adına mağfiret dilemen ile mağfiret dilememen onlar için birdir.” Yani affedilmelerini dilesen de, dilemesen de fark etmez diyor Allah. “Allah, onlara kesin olarak mağfiret etmeyecektir” diyor inşaAllah.
Şimdi Hocam anlat bir şeyler.
AKIN GÖZÜKAN:Estağfurullah Hocam. Şimdi DNA içerisinde çok fazla bilgi var. Yalnız evrimin çökmesi sadece bu bilgilerle ilgili değil, aynı zamanda istatiksel olarak da evrim zaten imkansız. Çünkü şöyle bir durum var, tek bir proteinin oluşma ihtimali 10 üzeri 950. Yani 500 amino asitten oluşan proteinin oluşma ihtimali 10 üzeri 950. Hocam siz onun inşaAllah öyle de olmadığını, imkansız olduğunu söylemiştiniz inşaAllah. Ama onun haricinde zaten evrenin ömrü 10 üzeri 18 saniye, yani normalde evren içerisinde her saniye protein denemesi yapan, protein üretmek için deneme yapan bir sistem bile olsa, zaten o kadar ihtimali deneyecek bir vakit yok. Yani evrenin başlangıcında 15 milyar olduğu hesaplandı inşaAllah.15 milyar yıl 10 üzeri 18 saniye yapıyor, ama bir proteinin oluşma ihtimal sayısı zaten 10 üzeri 950, yani o ihtimalin katrilyonca birini bile deneyemeden bile zaten evrenin süresi bitiyor. Ama ayrıyetten de zaten evrende protein yapmayı deneyecek bir akıl yok. Yani onu farklı farklı amino asit birleşimlerini deneyerek bir protein oluşturacak bir mekanizma yok inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Senin şu anlattığını bazı insanlar çok çabuk kavrar. Ama bazı insanlar da çok fazla tefekkür edip düşünmeden kavrayamazlar. Onun için bu konunun yüz kere anlatılması gerekebilir. Yani çünkü biz en uçta anlamayan insana da anlatmak durumundayız. Yani bu zannedildiği kadar kolay kavranan, beynin hemen anladığı bir şey değildir. Bazı insanlar çok çabuk, zehir gibidir hemen kavrar ve hayretler içinde kalır. Ama bazı insan, mesela doksanıncı kerede hayretler içinde kalır, çok şaşırır. Bazısı yüz onuncuda hayretler içinde kalır. Onun için tekrar, Müslümanın asla vazgeçemeyeceği vasfıdır. Çok tekrar edilmesi lazım. Mesela tehlikeye de çok dikkat çekilmesi lazım. Bir çok konuda bu böyledir. Sen anlat Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu bir fosil bulup, dünyayı ayağa kaldırmışlardı. Tiktaalik roseae diye, siz buna bir cevap vermiştiniz Hocam. Bunun doğru olmadığını, bu fosilin gerçeği yansıtmadığını, çünkü ara geçiş formu gibi göstermeye çalışıyorlardı, iddiaları bu şekildeydi. Güya sudan karaya çıkmaya hazırlanan balığın, kara canlısına, yarı kara canlısına dönmüşü gibi iddia etmişlerdi. Bunun sahtekarlık olduğu iyice açığa çıktı Hocam inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Bu buldukları kafatası 380 milyon yıllık bir kafatası. Bakın burada gördüğünüz, buna “Tiktaalik roseae”, “sığ su balığı” ismini vermişlerdi. Bu gördüğünüz kafatası bakın dikkat ederseniz, Çin’de yaşayan, böyle timsah türü var, “Alligator sinensis” deniyor buna. Bunun tıpa tıp aynısı. Gözleri bakın dikkat ederseniz üstünde, kafatası yassı bir canlıya ait.
ADNAN OKTAR:Timsahı alıp bize delil diye ortaya koymak kalktılar değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. Hatta siz bunu ortaya koydunuz Hocam. Bu Çin’deki hali, bu bakın, siz söylemiştiniz Hocam, bu yassı kafatasını buldukları yerde gövde yok, boyun da yok, arkasında taş başlıyor. Sadece bir kafatası buluyorlar.
ADNAN OKTAR:Net olarak timsah kafatası o zaten.
OKTAR BABUNA:Evet, burada mesela inceleme anında tek bir kafatası var, bu dikdörtgen içindeki bölüm, yassı kafatası. Üzerinde çalışma yapıyorlar. Fakat fosili lanse ederlerken Hocam, boyun ve gövde ekliyorlar, orada buldukları bir balığın yüzgeçleri olan, gövdesi ve yüzgeçlerini buna ekleyerek yarı balık, yarı sürüngen diye. “Bakın” dediler, “işte ön taraftakiler ayak gibi, yüzgeçleri var”, balık. Halbuki buldukları yerde yüzlerce balık fosili buluyorlar beş sene boyunca. Beşinci senenin sonunda tam paraları bittiğinde, biz bu fosili bulduk diye ortaya çıkıyorlar. Bütün dünyayı yine ayağa kaldırdılar. Bu bir timsah kafatası ve balık gövdesi eklemişler buna, yarı balık, yarı sürüngen diye Hocam.
ADNAN OKTAR:Bazı safatorikler de buna inanmışlar yani.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, siz bunu açığa çıkardınız zaten. Cevabını vermiştiniz, bir daha detaylı olarak açığa çıkardınız.
ADNAN OKTAR:Samimi olarak bilgisizlikten inananları anlarım da, yani safotorikliğinden inanları da artık Allah akıl, fikir versin diyelim. Ne diyeyim yani? Yani kaçıncı numaraları bunların bu, kaçıncı aldatmaları. Adamlar adın ne; aldatma, soyadın ne; sahte deliller. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Ama Allah razı olsun, siz varsınız Hocam inşaAllah. Bir de film var, bu film de hazırlayan adamın nasıl sahtekarca hazırladığını anlatıyor. Onu göstereyim mi?
ADNAN OKTAR: Göreyim. Her zaman olduğu gibi.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Şimdi; “ben bu rekonstrüksiyonu yapan biriyim. Ama sorunlarla karşılaşıyoruz” diyor, başlıyor şimdi. “Soyu tükenmiş bir canlıya bakıyorsanız ve onu direkt olarak kıyaslayacağınız bir canlı yoksa, günümüzde yaşayan canlı yelpazesine bakarak özelliklerini, kasların kemiklerin nasıl bağlandığını inceleyerek, canlıyı yeniden yaratırız” diyor bakın, uydurarak yani, hayali bir şekilde.
ADNAN OKTAR:At atabildiğin kadar mantığıyla.
OKTAR BABUNA:Burada bakın böyle istediği gibi süslüyor, hayali bir şekilde kendisi, söylüyor bunu zaten.
ADNAN OKTAR:Pul yapıyor, balık pulu yapıyor.
OKTAR BABUNA:Evet. Burada söylüyor bakın; “başlangıç noktamız sadece fosil kalıntısıdır” diyor, kemik parçaları, "ve bunları canlandırmak çok fazla spekülasyon gerektirir” diyor, hayal gücü.
ADNAN OKTAR: Yani serbest atış, atan atana.
OKTAR BABUNA:Bu adam bu fosili hazırlıyor işte, dünyaya yutturdukları fosili bu hazırlıyor Hocam. Sadece bu kadar bir kemik parçası buluyorlar, kafasının bir bölümünü.
ADNAN OKTAR:Hayır o direk timsah zaten, net görülüyor. Ona balığın gövdesini oturtturup. Bakın pul yapmasını bir daha göster de bizim Darwinistler anlasınlar nasıl oluyormuş, nasıl kafalanıyorlarmış bir anlasınlar.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Bakarak böyle, bir ona bakarız, bir buna bakarız, istediğimiz gibi çizim yapıyoruz.” diyor hayali.
ADNAN OKTAR:Poligona geçip istediğimiz gibi atış yaparız diyorlar öyle mi?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Bazılarını ıslak bazılarını donuk gösteririz, onların dokularını belirleriz diyor. Burada da pul yapıyor, balık pulu.
Hocam siz olmasanız dünyada kimse bilmiyordu bunları maşaAllah.
Burada da; “gözlerin şekli ve büyüklüğü daha spekülatiftir” diyor. Daha atmasyondur, yumuşak dokudur diyor. “Bir balıklara bakarız, bir kurbağalara, o canlılara, en azından neyin doğal görüneceği hakkında bir fikir edinebilirsiniz yani aklımıza ne gelirse, siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, bir oradan alırız bir buradan.
ADNAN OKTAR:''Münafıklık edenleri görmüyor musun ki?'' diyor Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah'a sığınırım. ''Kitap ehlinden inkar eden kardeşlerine derler ki”; yani dışarıdan insanlara, onları destekleyenlere, “Andolsun eğer siz çıkarılacak olursanız mutlaka biz de sizinle birlikte çıkarız.’’ Yani bir yere giderseniz, biz de sizin yanınıza geliriz diyor münafıklar. Siz neredeyseniz, biz oradayız diyorlar. “Ve size karşı olan hiç kimseye, hiçbir zaman itaat etmeyiz.’’ Yani Müslümanlar eğer size karşıysa, hiçbir şekilde biz onlara itaat etmeyiz, onlardan yana da olmayız, Müslümanlardan yana olmayız. Ben daima sizden yana olurum diyor münafık. “Eğer size karşı mücadele ederlerse elbette size yardım ederiz.” Yani size karşı bir şey olursa, münafıklara karşı Müslümanlar mücadele ederse diyor münafıklar, biz size yardımcı olacağız. Yani münafık, münafıkları destekler diyor özetle. “Oysa Allah şahitlik etmektedir ki, onlar gerçekten yalancıdırlar.’’ Yani münafığın ana vasfıdır bu. Kendini takva gösterir, dinden yana gösterir ama sahtekardır. “Andolsun çıkarılacak olurlarsa, onlarla birlikte çıkmazlar. Onlara karşı savaşırlarsa da kendilerine yardımda bulunmazlar. Yardım etseler bile dönüp kaçarlar. Sonra kendilerine yardım edilmez.” Yani münafıklar, münafıklara da kahpeler. Onlara karşı da kalleşlik yaparlar, onlar sıkıştı mı, onları da bırakıp kaçarlar, diyor Allah ayette. Yani tam kahpe, klasik kahpeler yani. “Herhalde içlerinde dehşet ve yılgınlık uyandırma bakımından siz Allah’tan daha çetinsiniz.” Yani Allah’tan daha çok sizi düşünürler ve sizden daha çok çekinirler diyor Cenab-ı Allah. “Bu şüphesiz onların derin bir kavrayışa sahip olmamaları dolayısıyla böyledir.’’ Yani yüzüne baktın mı, o ahmaklığı ve boşluğu görürsün münafıkta. Yani derin bir ahmak bakışı vardır, böyle boşluğa açılır kafası ve bir türlü kavramaz. Allah ona dikkat çekiyor diyor ki: “Bu şüphesiz onların derin bir kavrayışa sahip olmamaları dolayısı ile böyledir.’’ Yani bak derin bir kavrayışa sahip değil. O herhangi bir şeyi kavradığında onu kavradığını zannediyor. Halbuki derin kavrayış ayrıdır. “Onlar iyice korunmuş şehirlerde veya duvar arkasında olmaksızın sizinle toplu bir halde savaşmazlar.’’ Yani sizle mücadele etmezler. Ancak birlikte ve bir ev, bir mekan, bir şey olursa bir araya gelirlerse mücadele ederler diyor. “Kendi aralarındaki çarpışmaları ise pek şiddetlidir.’’ Münafıklar en tiksindikleri yine kendileri olduğu için, birbirleriyle acayip çatışırlar. Yani gider gitmez kavga eder, konuşmaz, tersleşir. Çünkü o da çıkarcı, o da çıkarcı olduğu için, ikisi de birbirlerinin aşağılık ve ahlaksız olduğunu bildiği için doğal bir nefret oluyor. O ondan nefret eder, o da ondan nefret eder. “Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır.’’ Bak; “sen onları birlik sanırsın,’’ sanki ittifak halindeymiş gibi, bir araya geldiğine göre dersin değil mi? Hakikaten birbirlerini koruyorlar. Bak diyor ki Allah; “oysa kalpleri paramparçadır’’. Hepsi ayrı baş çeker diyor Allah. Hepsi kendi çıkarı peşindedir. “Bu şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısı ile böyledir.” Bak; “bu şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısı ile böyledir.’’ Hepsi akılsız oluyor, ahmak oluyorlar.
ADNAN OKTAR:Arada ben anlatırım siz devam edin. Sen anlat.
SERDAR ARSLAN:İnşaAllah Hocam. Hocam vücudumuzda, bize zararlı olan bakteriler var. Bu bakterilere karşı da Allah bize mükemmel bir koruma sistemi yaratmış. Bunlar antikor adlı proteinler. Bu antikor proteinlerini vücudumuz bakterilere karşı salgılıyor ve etrafını sarıyor. Bakterilerin virüslerin etrafı bu antikorlarla sarılınca, o zaman etki edemiyor bizlere. Hücrelerimize etki edemiyor. Ancak bakterilerde buna karşı bir sistem var. Allah’ın muhteşem bir yaratılışı. Bakterilerde o dış yüzeyini belli eden kimlik bilgileri var. Antikorlar da bu kimlik bilgilerine bağlanıyor. Ancak bazı bakterilerde bin kadar farklı kimlik bilgisi bulunmuş. Bunu da şunun için yapıyorlar, eğer bir antikor fazla üretilmiş ve onu hedef edinmişse, bu seferde ikinci kimlik bilgisini yüzeye çıkartıyor. Onu da antikor sararsa, üçüncü kimlik bilgisini yüzeye çıkartıyor. Böylece zamandan tasarruf edip, savunma sisteminden kaçmaya çalışıyor. Burada mükemmel bir sistem, şekli de gösterebilir miyim Hocam? Şurada, üstelikte bunlar yan yana bin kadar gen var. Bu genlerden her biri bakterideki kimlik bilgisini değiştirmeye yönelik. Ve zamanla ilk önce birini, sonra diğerini, sonra diğerini kullanıyor. Bu tıpkı şuna benziyor; zamanla bir askerin üniformasını değiştirip, düşmandan kaçmasına benziyor. Burada çok şuurlu bir iş var. Bazıları hücrede bir akıl olmadığını düşünüyorlardı ama böyle muazzam sistemlerle donatılmış hücreler maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam sen anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu grip virüslerindeki mutasyonları evrime delil gibi göstermeye çalışıyorlar. Burada bir virüs görüyoruz, grip virüsü denilen, tam bir yaratılış mucizesi. Çünkü yapısı itibari ile, bakın gördüğünüz gibi bir kabuktan oluşuyor, protein kılıfından oluşuyor. Bunun üzerinde yine protein yapıları var gördüğünüz gibi. İçinde de genetik bilgi var. Bunların bir milyon tanesi, bir toplu iğne ucu kadar yer kaplıyor. Burada da AİDS virüsünü görüyoruz. Yine bakın yapısı itibari ile o kadar ufak ki bunlar, milimetrenin milyonda biri gibi düşünebilirsiniz, o kadar ufak yapıları var. Fakat mükemmel düzgünlükte ve kendi genetik bilgileri var. Hücreden farkı bunların; herhangi bir organelinin olmaması. Yani çoğalmak için virüs, çoğalmak için mutlaka bir canlı hücresine gereksinim duyuyor. Kendi genetik bilgisini canlı hücresi içerisine yerleştirdiği zaman ancak çoğaltabiliyor. Dolayısı ile canlı hücresi gibi organelleri olmadığı için, mutasyonlarda virüslerde canlı olmadığı için, virüsler öldürücü olmuyor. Böylece önemli bir tahribat meydana getirmiyor. Ne oluyor mesela? Bu dış protein kılıfında bazı değişiklikler meydana gelebiliyor. Mesela bu çıkıntı gibi görünen yapılarda, bunun protein yapısında bazı değişiklikler oluyor. Dolayısı ile biz mesela her sene yeni grip salgını olduğunda, meydana gelen mutasyonlar grip virüsünde ufak tefek değişiklikler meydana getiriyor. Ama tahribat yapmıyor canlı olmadığı için, fakat bu evrime kesinlikle delil değil. Çünkü yeni genetik bilgi eklenmesi söz konusu değil burada. Grip virüsü yine grip virüsü olarak kalıyor. Hiçbir zaman başka bir çeşit canlıya, hücreye v.s dönüşmüyor. Evrime hiçbir şekilde delil değil. Ama kendisi zaten yaratılış mucizesi. Çünkü bu yapısı ile, mükemmel yapısı ile kendi genetik bilgisini girdiği hücrenin içerisine yerleştirip, kendini çoğalttırıyor ve organizmaya bu şekilde zarar veriyor. Ama aynı zamanda bunları tanıyan ve bunları tahrip eden silahlar, bizim genlerimizde yazılı olarak var. Bu insanı yaratanın, insanın bağışıklık sistemini yaratanın Allah olduğunu, gribin virüsünü Allah olduğunu gösteriyor. Çünkü dışarıdaki bir şeyin yapısını insan daha doğmadan nasıl olurda DNA’sında yazılı olarak bulunabilir? Bu ancak Allah’ın yaratması ile açıklanabilir.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şimdi grip virüsü küçük diyoruz. Ama grip virüsünü, başka bir şuur fil kadar algılıyor, fil büyüklüğünde. Kimisi bir kedi büyüklüğünde alıyor. Kimisi bir dünya büyüklüğünde, kimisi bir evren büyüklüğünde algılar, yani oradaki şuurun ona algısına bakıyor.
“Hocam hep bir bildiğimiz var deyip geçiştiriyorsunuz. Eğer bildiğinizi bize söylemezseniz çıkan Mehdi’lere inanmak zorunda kalıyor bu millet. Ben Mehdi (a.s)’yim diyen Evrenosoğlu’nun bile binlerce müridi var. Biz sizin gördüğünüz gözle göremiyoruz bazı şeyleri.’’ Estağfurullah, siz de görüyorsunuzdur. “Siz daha iyi ayırt edebilirsiniz inşaAllah. Bize net cevap verin lütfen ve binlerce kişiyi günaha sokmayın.” Beni sorumlu tutuyor kardeşim ama, tamam ne gerekiyorsa yapacağım. “Evrenesoğlu’nun peşine gidenler ya dinden çıktı, ya da Allah Katında sevilen kullardan oldu. Bu şüpheleri artık içimizden kaldırmanız için sizin yardımcı olmanız gerekiyor. Lütfen net konuşun.” Onur, diye bir kardeşimiz. “Binlerce kişiyi günaha sokmayın”. Onur kardeş ben daha önce uyarmadım mı? Anlatmadım mı? Defalarca izah ettim. Herhalde dinlememiş Onur, öyle görünüyor. Veyahut bizim sitelere girip bakmamış. Harunyahya.net, Harunyahya.org değil mi? Sen cevap ver.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam.Siz şahsen de söylediniz. Bir kere genel olarak çok açık. Kuran’a göre Mehdi (a.s.) demenin haram olduğunu inşaAllah. Ayrıca hadiste de Mehdi (a.s.)’nin yine hiçbir zaman ben Mehdi (a.s.)’yim demeyeceği çok açık bir şekilde bildiriliyor. Dolayısıyla bir kere zaten; “ben Mehdi (a.s.)’yim diyen bir kişi Mehdi (a.s.) değildir.” Bugün programda da söylediniz bunu, çok net olarak. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Mehdi (a.s.) olmadığının çok net, kesin bir delili zaten. Ayrıca da o şahıs için de Hocam inşaAllah, onu cezbe halinde söylemiş olabilir. Eğer öyleyse, o zaman bunun bir anlamda o şekilde kabul edilebileceği, ama yine de bu şekilde söylemenin haram olacağını siz defalarca söylediniz zaten Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi cezbe halinde söylediyse, olsa da sorumlu olmaz, çünkü aklı gitmiş. Ama ona inanan sorumlu olur. Yani Evrenesoğlu cezbe halinde söylüyorsa, o sorumlu olmaz. Yani bir nevi şuuru kapalı olmuş oluyor, bir anlamda, cezbe halinde. Tasavvufta da var, o sorumlu olmaz. Ama inanan sorumlu olur inşaAllah. Bakın çok net ölçü veriyorum, “Ben Mehdi (a.s.)’yim” diyenin, Mehdi (a.s.) olmadığı nettir. Onur kardeş, bu yeterli. Başka bunun üzerine ne bilgi gerekir yani, inşaAllah. Mesela Evrenesoğlu çıkıp “ben Mehdi (a.s.)’yim” diyorsa, kesin Mehdi (a.s.) olmadığının net delilidir. Bir başkası çıkıyorsa, net değildir yani. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, “Mehdi (a.s.) Mehdi’yim demez” inşaAllah. Yani hadislerden ve Kuran’dan anlıyoruz. Vahiy alması gerekir, vahiy alıyorsa yeni bir Peygamber olması gerekir. Başka Peygamber gelmeyeceğine göre, demek ki doğru değil, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Sadece Hz. İsa (a.s.) söyleyebilir demiştiniz vahiy aldığı için.
ADNAN OKTAR:Ama kendi sorumlu sadece, inanmakla mükellef değil. Tabii, Mehdi (a.s.)’ye inanmakla mükellef değildir.
Yine aynı paralelde bir soru daha gelmiş kardeşlerimizden. 10 yıl İslam’ı tebliğ edecek kardeşlerimiz özetle. Ömrünün sonuna kadar yapacaklar ama, yani Mehdi (a.s.)’yi görecekler diyorum, bana inansınlar. İsa (a.s.)’yı da görecekler. Ben buradayım, İstanbul’dayım, gitmedim ve gitmiyorum da ve gitmeyeceğim de. Çok zorlu günler olacak dedim önümüzdeki günlerde. Büyük olaylar olacak dedim. Oldu mu?
OKTAR BABUNA:Oluyor Hocam. Her gün oluyor, her gün bir şey var, büyük olay var.
ADNAN OKTAR:Dedim, oldu. Bir bildiğim var dediğimde bana güvensinler. Peygamber söylüyor, ben demiyorum. Peygamber söylüyor ve aynısıyla oluyor.
OKTAR BABUNA:Sizin söyleyip de çıkanların sayısı 1100’ü de aştı. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben Evrenesoğlu’yla görüşmüştüm. Daha önce hiç anlatmamıştım; bizim eve geldi, talebeleriyle geldi. Onun meşhur bir cezbe hali var, böyle nefes alırken bir yüksek ses çıkartır, öyle bir cezbelendi. Bana sarıldı, konuştuk, çok makul konuşuyordu. Atomun yapısından bahsetti. Ama böyle bir sorun var hakikaten, yani açık açık Mehdilik ilan ediyor, ben gördüm. Ama muhtemelen cezbe halinde söylüyor, yani inanmak haram olur, inananlar açısından. Ama kendisi ehl-i tarik olduğu için cezbe halinde onu söylüyor olabilir. Şuuruna bir hal geliyor, yani dünyada olmuyor o anda, bir başka hale girmiş oluyor. Cezbe halinde bir çok alim öyle demiştir yani, o tip üslup kullanmışlardır, ona itibar edilmez. Hatta Allah esirgesin, küfürlü sözler de söylüyorlar cezbe halinde, itibar olmaz. Talebeleri sorumlu olur söylerlerse. Kendi cezbeden çıktıktan sonra, yani normal hale geldikten sonra, cezbe bittikten sonra, ondan sonra söyleyemez ama, yani “ben Mehdi (a.s.)’yim” diyemez. Ama o anda söylüyorsa, o sorumlu olmaz. inşaAllah. Talebelerinin inanması ve iddia etmesi haram olur. Yani inanması değil, iddia etmesi haram olur. İnanabilir, yani kalben inanabilir, ama söylemesi haramdır. Yaşlı başlı bir insan şimdi Allah rızası için kendince gayret ediyor. Ama çok büyük hataları var tabii, yanlışlıkları, eksiklikleri var. “Bana vahiy geliyor” demiş, mesela onlar olmaz. Ama Kuran’a tam tabi olursa, sünnete tam tabi olursa tamamdır. Ama inşaAllah cezbe halindedir, kurtulur inşaAllah, dua etsinler. Normal hale gelsin, cezbeden çıksın, İslam’a hizmet etsin. Talebeleri de ona faydalı olmak istiyorlarsa, o Mehdi’lik iddiasından vazgeçmeleri lazım. Alenen söylenmez, kalben inanıyorsa inansın, inşaAllah.
Biraz ara verelim sonra devam edelim.
SUNUCU:Programımıza kısa bir ara veriyoruz. Sonrasında internet yayınımıza devam ediyoruz.
Makaleler
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...