SUNUCU: Yayınımıza kaldığımız yerden Adnan Oktar ile devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Ben de Oktar Hocama müracaat edeceğim tabii. Oktar Hocam, bir kere sende çok şahane haberler oluyor. Bir kere haberlerden başlayalım.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah sizin vesile etmenizle inşaAllah.“Kurşunlar Bediüzzaman’a tesir etmiyordu” diye Risale Haber’de çıkan bir haberde Hocam, son şahitlerden Halil Çınar, Bediüzzaman ile yaşadıklarını anlatıyor. Bu 1.Cihan Harbi’nde Erzurum Pasinler cephesinde Ruslara karşı çarpışan Halil Çınar 1889’da Van’ın kazasında doğmuş ve yine aynı yerde 1970’ de rahmete kavuşmuştu. Oğlu Mahmur Çınar bir anısını naklediyor Hocam, babasından duyduğu. “Birinci Cihan Harbi’nin o dehşetli günlerinde, Kafkasya Dağları’nda; kışın yağmur ve karları altında, mevzide bulunurken, amansız bir müsademe ve çarpışma oluyor. Bediüzzaman Hazretleri, bizzat kendi askerlerinin ve keçe külahlı fedaîlerinin başında milis albayı olarak yağmur gibi yağan Rus'un kurşunlarının önünde, mevzileri ve siperleri mütemadiyen gezmek suretiyle idare ediyordu. Çok celalli ve heybetli bir şekilde askerlere kumanda ediyordu. Rus'tan gelen kurşunlar, Bediüzzaman'ın aziz vücuduna isabet ettiği halde, kendisine hiç tesir etmiyordu. Aynı zamanda elini kaputunun cebine atarak, Rus kurşunlarını cebinden çıkararak, Müslüman askerlere gösteriyordu. Vücuduna değmeyen kurşunları askerlere gösterirken, şöyle diyordu: ‘Bu kurşunlar bihakkın Müslüman olanlara tesir etmez’.” Babasından nakletmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:İşte diyorum, “Hızır’ın talebesi Üstad” diyorum. Bir bildiğimiz var ki söylüyoruz. MaşaAllah, harika üzerine harika tabii. Bak görgü şahidinin ifadesi ki doğru bir ifade. Başka?
OKTAR BABUNA:Sayın Ali Bardakoğlu’nun bir açıklaması var, Diyanet İşleri Başkanı’nın. “ ‘Ayrılık gayrılık bir ateş çukurudur.’ Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, Türkler ve Kürtler arasında nifak tohumları saçılmak istendiğini, ancak bu fitne ateşinin tutmayacağını söyledi. ‘Okuduğumuz Kurân, bizi birliğe çağırıyor. Bir ayeti hatırlatayım: (şeytandan Allah’a sığınırım.) 'Allah'ın gönderdiği kurtuluş halkası olan Kurân’a ve Allah'ın dinine sımsıkı sarılın. Sakın ola ki ayrılık ve gayriliğe düşmeyin. Siz bir zamanlar, ta uçurumun kenarına gelmiş ve ateş çukuruna düşmek üzereydiniz. Allah size acıdı da İslâm'ı, Kur'ân'ı ve Hz. Peygamber (s.a.v.)'i gönderdi. Gönderdi de sizi uçurumun kenarından kurtardı.'“ Bu ayeti hatırlatmış Hocam inşaAllah. “Okuduğumuz Kurân, bizi birliğe çağırıyor” diyor, İslam Birliği’ne maşaAllah. Tam sizin söylediğinizi teyid eden Hocam, İttihad-ı İslam’ı teyid eden, “okuduğumuz Kurân, bizi birliğe çağırıyor” demiş.
ADNAN OKTAR:Birlik olmamız için önce putların yok olması lazım. Putun yok olması için Darwinizmin yok olması lazım. Darwinizmin yok olması için bilimsel yöntemlerle karşılık vermemiz gerekiyor, çalışma yapmamız gerekiyor ve putları ortadan kaldırmamız gerekiyor.
OKTAR BABUNA:İsmet Berkan bir yazı yazmış bugün Hocam. Günümüzde artık solculuk kavramının değiştiğini, solcuların da artık dindar olduğunu anlatmış burada. Oval Ofis ile başlamış. “Orada Bill Clinton’ın açıklamalarını beklerken” diyor, devam ediyor, “Oval Ofis'in az sayıdaki rafında yer alan kitapların isimlerini, duvarlardaki resimleri ve en önemlisi Başkan'ın çalışma masasının üstündekileri not almaya başladım. Bir ara masaya fazla yaklaştığım için Beyaz Saray görevlilerince uyarıldım ama beni uyaran görevliye bazı sorular sormayı da akıl ettim. Clinton'ın masasında camdan yapılma küçük bir levha dikkatimi çekmişti. Levhada Hıristiyanların kutsal kitabı İncil'den kısa bir alıntı, bir özlü söz yazılıydı. Adil olmak, yönetirken kimsenin hakkını çiğnememek üzerine kısa bir cümle. O zaman düşünmüştüm, bizim başbakanımızın masasında Kuran'dan böyle küçük bir özlü cümlenin yer aldığı bir levha olsa, gazeteler ne derlerdi acaba, diye. Bill Clinton tek örnek değil” diyor Hocam. Tony Blair’i de söylemiş, “o da dindardı aynı Clinton gibi. Düzenli olarak kiliseye gider, konuşmalarında zaman zaman dini referanslara yer verirdi. Başbakanlıktan ayrıldıktan sonra Katolikliği seçtiğini açıkladı” diyor. Ve günümüzde Hocam, solculuğun da bu şekle geldiğini savunuyor bu yazısında inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Yaratılış Atlası”’nı bunların hepsine gönderdim mi, adı geçenlerin?
OKTAR BABUNA:Gönderdiniz Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Darwinizm gidince, putlar gidince, ne gelir? İnanç gelir. Dolayısıyla da inanç bütün dünyada yayılıyor. Putları tepelemeseydik ne olurdu? Allah vermesin, belki çok daha beter olacaktı. Putu kırdın mı, hayır gelişir artık, güzellik gelişir. İbrahimi bir yöntemdir, önce putu kıracaksın, putu parçalayacaksın, ondan sonra dini anlatacaksın. Putu bilimle kıracaksın, bilimle, felsefeyle. Ondan sonra da Kuran ile hakikatleri anlatacaksın. Yaptığımız yöntem başarılı, elhamdülillah. Dünya çapında başarılı.
OKTAR BABUNA:Muazzam bir başarı verdi Allah maşaAllah. Allah razı olsun sizden elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “’7 Devlet 1 Millet Bayrak Alanı’ törenle açıldı” diyor Hocam. Tam İslam Birliği, sizin söylediğiniz şekilde. “Bursa merkez Yıldırım İlçe Belediyesi Meclis kararı ile tüm üye parti belediye meclis üyelerinin onayı ile Ahmet Taner Kışlalı Meydanı'nın bir bölümüne yapılan ve 7 kardeş ülkenin bayraklarının dalgalandığı '7 Devlet 1 Millet Bayrak Alanı' törenle açıldı.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu ne? Türk-İslam Birliği değil mi bu? Gelişmeler demek ki mükemmel gidiyor.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam. Yine Hocam siz 2-3 sene önce “vizeler kalkacak, sonra pasaportlar kalkacak” demiştiniz. “Vizesiz ülke sayısı 61’e çıktı, işadamları AB ülkeleri ve Kuzey Afrika’yı da istiyor” diyor maşaAllah. O zaman inanması zor gelmişti yine insanlara. Şu anda 61 ülkede kalkmış oldu Hocam geçen sürede maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Osmanlı kahve çok şahane bir şey. Yalnız bu kahveyi sallayıp sallayıp ters çevirip böyle, ondan sonra da olmadık yalanlar söyleyenler oluyor bazen, onlara da kanmamak lazım. Yok deve gidiyor, yok koyunlar falan. Şimdi genel izahlar çıkar, diyor ki mesela “eve para gelecek” diyor. Para bir şekilde gelir insana. Ya da “para çıkacak” diyor, para çıkar. “Birisinin hastalandığını gördüm” diyor. İnsan hastalanır yani, mesela grip oluyor, “tam dediği çıktı” diyor. Genel konular söylüyorlar, dolayısıyla atıyorlar yani, başka bir şey yok. Bir kere gayb, mümkün değil, ancak Allah Peygamberlere bildirir gaybı. Geçmişle ilgili de söylüyorsa zaten serbest, istediğini söylesin.
Peygamber olması lazım yani Allah’ın seçtiği, bizim bildiğimiz bir Peygamber olması lazım, inşaAllah. Yani başka türlü olmaz değil mi? Allah elçilerine diyor ayette, çok net söylüyor. Gaybı elçilerine bildiriyor. Ondan gerisi atış, inşaAllah. Cinlere de sorarsan gaybdan, direk yalan söylerler, ama çok nadir tutar da. Mesela dersin ki, önümüzdeki günlerde yağmur yağacak, yağabilir yani. Adam dedi, tuttu mu diyeceğiz. O konuda dürüst olmaları gerekiyor. İnşaAllah. Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, bir röportajınızda “kuşlara evler ve restoranlar yapılacak” demiştiniz. Şimdi Eyüp Belediyesi de Hocam, böyle bir proje başlatmış. Bir izleyicimiz de yazmış bunu. Aslıhan Berdan isimli. “Hocam siz ne derseniz mutlaka bir bir gerçekleşiyor. Hocam fakat kuş evi diye bal kabaklarını oyup koyacaklarına, Osmanlı zamanındaki incelik ve sanat zevki olan kuş evleri yapılsa, daha göze hoş gelmez mi? Hocam siz söylerseniz zevkli, gösterişli kuş evlerini de yaparlar diye düşünüyorum. İnternetten Osmanlı zamanında yapılan kuş evlerinin resimlerini buldum. Programınızda bu resimleri yayınlar mısınız? Sizin bu konuda fikriniz nedir Hocam, merak ediyorum? Aslıhan Berdan.”
ADNAN OKTAR:Aslıhan aynı görüşte olduğumuzu biliyorsun, ama teyid etmek için sormuşsun. Şahane şahane, Aslıhan Hanım’ın sözü mutlaka yerine getirilsin, muhteşem, çok güzel. Tam Osmanlı sanatı ile yapılmış çok güzel kuş evleri. Bu tarzda olması lazım, doğru söylüyor. Çok çok güzel.
OKTAR BABUNA:Ama siz söyledikten sonra belediye de başlamış Hocam. Ama bu şekilde değil de daha.
ADNAN OKTAR:Yok, bal kabağı falan olmaz, bu şekilde yapacaklar. Hakikaten nefis bunlar, çok çok güzel. Çok çok güzel, inşaAllah. Zaman zaman da hatırlatalım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Bir de ne deseniz oluyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Başka Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Hocam güzel canlılar var inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam göster.
Bu kerata ne böyle, nakış gibi işlenmiş, maşaAllah. Bak Cenab-ı Allah onu dantel gibi yaratmış, dantel gibi işlemiş. Çok acayip güzel yaratmış, maşaAllah. O da sükseli sükseli geziyor oralarda, hava atıyor, haklı. Ama Allah’ın yaratması tabii, maşaAllah, onu unutmayacak inşaAllah. Bak süsleri hepsinin birbirinin aynı, bayağı güzel. Cenab-ı Allah renklerini, desenlerini çok güzel yaratıyor, bir de nereden birbirlerini bulurlar? Gidip evleniyorlar, çoluk-çocuk sahibi oluyorlar, bir arada geziniyorlar. Herbirinin ayrı orijinal bir karakteri oluyor, bir kişiliği oluyor. Müthiş tatlıymış, maşaAllah. Bak şefkate, Allah nasıl şefkat, sevgi yaratıyor. Hayvan nereden bilsin? Allah yaratıyor.
Oktar Hocam ben yokken neler anlattınız?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Darwinizmin, siz proteinler üzerinde çok duruyordunuz, protein aşamasından itibaren geçersizliğini anlattık inşaAllah. Ondan sonra fosil göstermiştik, bu fosillerden. Ve bunun gibi 350 milyon fosil olduğunu ve Darwinizmin nasıl komünizme, teröre, bölücü örgüte, ondan sonra iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’ne gidişinin mantıklarını ve deliller vererek anlatmıştık sizin kitaplarınızdan Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak bir gazimiz yazmış, biraz sitemkâr yazmış. Ama özetle şunu söylüyor kardeşimiz. Pirinçten Devlet Övünç Madalyası vermişler kardeşimize, gazimize, pirinçten Devlet Övünç Madalyası. Bak; “aynı amaç uğruna, kolunu, bacağını, gözlerini ve çeşitli organlarını kaybeden gazilere bir altın madalya verilmesi gerekir” diyor inşaAllah kardeşimiz. Sitemkâr yazmış da, ben tabii düzelterek okuyorum. “1998 yılında bana da madalya verildi, ama sarı pirinçten Devlet Övünç Madalyası.” Bak bir kere gazilere, mesela farz edelim yeşil kurdeleli, ama 24 ayar altın. Para vereceğiz biz, devletimiz buna karar versin, para yok desin, bir banka hesabı versinler, ben toplayacağım. Yani ben bunu istiyorum, ben rahatsız oldum. Bir vatandaş olarak ben gazi ve şehitlerin en mükemmel şekilde yaşamasını istiyorum. Ben, bana devlet hizmet etsin istemiyorum, bana yardımcı olmasın. Ben onunla rahatlayacağım, hoşuma gitmedi bu. Kardeşim bak, vatanı, milleti, namusu, haysiyeti, şerefi korumak için kardeşlerimiz gidip canını veriyor, aslan gibi delikanlılar. Kolu kopuyor dibinden, ayağı kopuyor ve evinde oturuyor bu insan. Bu nasıl tahammül edilir bir şey? Gaziler bir kere her yere dolacaklar, biz onları alıp kucaklayıp, havalandıracağız nereye giderlerse, değil mi? Alınlarını öpeceğiz her gördüğümüz yerde. Bir yere geldiğinde gazi, biz onu madalyasından tanıyacağız, biz nereden anlayacağız. Sarı pirinç madalya gördüğümüzde bizim içimiz burkulur, ben istemiyorum. Altından olsun istiyorum. Para bulacağım diyorum. Bulacağız, toplayacağız, biz millet olarak vereceğiz, veririz inşaAllah. Ve biz onları iyi hayat şartlarında gördüğümüzde mutlu oluruz. Ben bir gazi ailesi, mesela gecekonduda oturuyor, unutulmuş, kimse gitmiyor ziyaretine. Bu beni rahatsız eder, istemiyorum ben bunu, değil mi? Ben asfalt da istemiyorum, ben yürüyerek giderim. Elbise de istemiyorum, yani yarım ekmekle ben idare ederim. Ben bunu istiyorum, ben bununla rahatlayacağım. Vatandaş olarak hakkım değil mi? Rica ediyorum, istirham ediyorum. Canını Allah’a teslim eden, şehit olan, ölmeyen şehit olan, gazi mesela ne renk olabilir? Kahverengi de olabilir, kırmızı da olabilir, ama saf altından, 24 ayar altın. 23 değil bak, 24 ayar. Maddi değeri yok, benim hoşuma gidiyor, böyle görmek istiyorum, yani bir anlam ifade eder. Sarı ne demek, niçin olsun ki? Ben onların yakasında onları göreceğim. Lokantaya götürecek gaziyi, oturacak, yemeğini yiyecek, iltifat edilecek. Hatta araba tutacak lokantanın sahibi, sarı taksi, ne ise, “efendim götürsün istediğiniz yere” diyecek. Senin canını kurtarmış bak, malını kurtarmış, namusunu, vatanını kurtarmış. Ve bu uğurda kolunu, bacağını kopartmış gitmiş, yani sen nasıl ondan para istersin? Ben yapamam yani. Yapanlar olabilir, ama ben yapamam. Bir insan neyini kaybeder? Yani ne olur bir gaziye biz bedava yemek yedirsek, ne kaybederiz? Bir şehit ailesinde, gitti mesela bir ceket aldı şehit babası, bunun parası niye alınsın? Ama biz bakalım madalyasına, şak diye anlayalım. “Amca göster bize kimliğini, senin şehit olup olmadığını,” şimdi bu yakışır mı? O ısrar edecek diyecek ki; “ben parasını vereceğim”. “Yok”, diyeceğiz biz. Almayacak, evine gönderirim, taksi tutar evine gönderirim zorla, bu kadar, yani adabı edebi vardır. Bak tekrar ediyorum, canını, malını, namusunu, vatanını, toprağını kurtarıyor. Ve bu uğurda Allah rızası için canını Allah’a teslime diyor. Nasıl yalnız bırakırsın öyle bir insanı evinde? Yani “bana ne” der gibi bir laf bu. Sağ kalmana sebep olmuş. Sen de ölecekken, sen şehit olacakken veyahut ölecekken, illa şehit olacak diye bir şey yok değil mi? Seni kurtarmış ve sağ kalmana vesile olmuş bu insan. Bu bir vefa borcudur, insan yerinde duramaz. Evin varsa feda olsun kardeşim. Senin canını, vatanı kurtardıysa sen daha ne istiyorsun? Bir şehit babası evde yalnız başına otururken, bir insan nasıl rahat eder vicdanen? Gazi arabayla gidiyor, gazi olup olmadığı belli değil. Ve genellikle de evlerinde oturuyorlar, niye öyle olsun kardeşim? Düğüne götüreyim mi, alıp götürürüm. Evde mesela bir yemek var, “getirin gazimizi” derim. Kucaklarız omzumuzla, alır karşımıza oturturuz. Gözünü kaybediyor bak gençliğinde, dünyayı bir daha göremiyor Allah için. Sarıl sarıl alnından öp değil mi? Koçyiğit, yani insan ihya eder altın madalya ile. Bir tek onunla da değil, ne bileyim. Yani mesela 3 tane araban var, ne yapacaksın, niye beklesin orada? Coşarsın, al bu araba da senin dersin, bitti, bu kadar basit yani. Bereket olur, bir güzellik olur, insanın içi açılır, beynine kan gelir insanın. Öbür türlü insan kasılır, çöker, azaptır bu. Ben şehit ailelerini görüyorum. Mesela gecekonduya subaylar gidiyorlar, bayrak asılmış. Akşam, kimse yok. Bu nasıl iştir? O gecekonduyu ben villa yaparım. Bir köy yapamaz mı, bir köy. Toplanırsınız, imece usulüyle yaparsın, villa haline getirirsin, geniş de bir salon. Şehidin resmini de duvara asarım. Orada namaz kılsınlar, sohbet etsinler, Kuran okusunlar. Akşamları yemek veririm. Her gün birisi yemek versin, şehit ailesine. O sevinci onlara yaşatmak lazım, gazilere, şehitlere. Onun hazzını yaşayacak. Şehit oldu mu, bayram etsinler, sevinecekler, “Benim oğlum şehit oldu” diye göğsünü gere gere. Tuttuğunda alnından öpeceksin öyle babayı değil mi? Her gördüğün yerde uçuracaksın, havada uçuracaksın onu. Bu nasıl iştir böyle? Para yoksa, ben vereceğim diyorum. Yani ben istemiyorum hizmet, hiçbir şey istemiyorum. İnşaAllah. Mesela bak bu kardeşimize, çok rahatsız oldum ben, pirinç ne demek, niye pirinç olsun? Gıcır gıcır böyle. Bakın zaten satılmaz o, paraya dönüşecek bir şey değil. Ben öyle görmek istiyorum. Parasıyla değil mi? Ben vereceğim, alacağım, istiyorum. Bunu istemeyen Türkiye’de kim var? Bana bir kişi getirsin, buna razı olmayan bir kişi getirsin. Hepimiz istiyoruz, o zaman yapılsın bu. İstemeyen bana bir gelsin, burada konuşacağım, karşılıklı olarak. “Ben bunu istemiyorum, böyle bir şey yapılmasını istemiyorum” diyen bir kişi gelsin, konuşacağım ben burada. 70 milyon tamamımız istiyoruz, yapılsın bu, bu kadar. Yani mesela bizim evin yolu farz edelim, asfalt değil mi? Tamam ben çamurda yürürüm, yapmasınlar asfalt. Ben bunu istiyorum. Ben moral yönünden rahatlamak istiyorum. Mesela bak bu beni çok kızdırdı, kardeşimizin durumu yani. Aslan gibi delikanlı, iki bacağı birden yok, düşünün. Kolu da gidiyor, gözü de gidiyor bazen. Bu evinde nasıl bırakılır böyle bir insan? Her gün bir evde olacak o, gezdireceksin. Böyle sarılıp sarılıp bağrına basacaksın. Bütün ihtiyaçlarını gidereceksin. 1.sınıf, yani mükemmel yaşaması lazım o insanın mükemmel, ömrünün sonuna kadar, çok mükemmel. Çoluğunu çocuğunu her gördüğün yerde tebrik edeceksin. Mesela “bu şehit oğlu” dedin mi, alıp bağrına basacaksın, bir sağdan bir soldan, değil mi? Her şeyinden sorumlu olacaksın. Yemesinden, içmesinden, her şeyinden. Tam, ne gerekiyorsa artık. İnsan çocuğuna, ailesine ne yapıyor? Onun daha üzerinde hatta, daha da üzerinde. Bunu takip edeceğiz.
SUNUCU 1:Hocam bir şey sorabilir miyim, size? Sizce neden bizim ülkemizde şehitlere böyle davranılıyor? Nedeni nedir sizce?
ADNAN OKTAR:Bir şey olmuş demek ki, bir gariplik. Bence bu şeytanın milletimize oynadığı bir oyun. “Euzü billahi mine’ş şeytanirracim bismillahirrahmanirrahim” deyip, şeytandan Allah’a sığınıp, bundan kurtulmamız lazım. Yani bu açıklanacak gibi değil ve bu çok utanç verici olur, çok çok utanç verici olur. Bekletilmesine de gerek yok bunun. 5 dakika, hemen yıldırım gibi yapılsın. Mesela birçok hizmetler var ya anlatılan, spor, ben istemiyorum, yapmayacağım spor, ben bunu istiyorum. Benim sporum bu. Ben bununla açılırım. Yani benim sağlığımı düşünüyorsa devlet, ben bununla açılacağım, rahatlayacağım. Sağlık kazanırım ben bununla. Sporu ben yapmam, istemiyorum, inşaAllah. Stadyum, mtadyum, önce bunlar hallolsun, içim rahatlasın. Çünkü her gördüğümde bakıyorum, ya üst baş perişan, amcalar kasketli gazi babaları. Kardeşim niye öyle bir şey olsun? Evin yolu perişan durumda, ev perişan durumda. Bakın en vahimi, unutuluyor, gazi evi nasıl boş olur? Şehit evi nasıl boş olur yani? Düğün evi gibi, orası kaynayacak o ev. Ve gençler hizmet edecek, bu bir heyecandır. Sokağa çıkıyorsunuz, güzel mesela “kahrolsun PKK” diyorsun, güzel, peki bu? Bu kahrolsun PKK’dan daha önemli bu konu. Yani o yapmadığın hizmetten daha önemli. Ve kıyaslanmayacak derecede önemli. Asıl o zaman PKK kahrolur. Yani kahrolmasını istiyorsan, bunu yaptığında, değil mi? PKK felç olur; “bu imanlı millet, biz bunlarla baş edemeyiz. Bunlara komünistlik, Stalinistlik, Leninistlik, Darwinizm, materyalizm sökmüyor, olmuyor. Biz yalçın kayaya çarptık, beceremiyeceğiz bu işi” diyecekler, çekilecek adam bu kadar basit, değil mi? Adam ses getirdiği kanaatinde, olmaz bu. Yani bu benim hayati konularımdan bir tanesi bu. Bu olacak yani, inşaAllah.
Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: Korkan bir ayı yavrusu var Hocam.
ADNAN OKTAR: Neden korkuyor?
OKTAR BABUNA: Aslanlardan korkuyor, gösterelim mi?
ADNAN OKTAR: Yazık hayvana, kapat şunu. Vahşilik bu, hayvancağızı öyle korkutmak, yazık ona. Çok şeker bir şey. Onu kucağına alıp seveceksin. Korkar tabii, bilmiyor ki ne olduğunu, parçalayacağını zanneder, öldüreceğini zanneder. Çok küçük daha o, aklı almaz ki onun. Eğer sıkı delikanlı ise, hakiki ayı karşısına çıksın da bir göreyim bakalım. Koydu mu uzatır yani, öyle bir şey olmaz.
Bak ne diyor Abdullah Öcalan denen katil; “Kürdistan devrimi olarak nitelendirdiği çatışmaların”, devrimci bu, devrimci adam “ben devrimciyim” diyor. Hepsi devrimcidir zaten, bütün “PKK’lılar biz devrimciyiz ve bizi devrimciler de destekliyor” diyor, adam. Yani “Darwinistler, materyalistler, komünistler bizi destekliyor” diyorlar. Solcu olur, fakat haysiyetli olur. Gerçek solcu eğer haysiyeti varsa, insanlığı varsa, bunları desteklemez. Ne diyor? Mesela tam komünist ağzı konuşmalar yani. Tam Darwinizm, materyalizm, Stalinizm bunlardan başka konusu yok, onlardan bahsediyor, inşaAllah.
Ahmet Altan da mesela, bütün aydınlarımızda dine karşı bir eğilim oluştu, onda da var şu an ama hep kuşku içindeler. Aslında bunlarla biz sohbet etsek, iki gün, üç gün sohbet etsem hiçbir şeyleri kalmaz, inşaAllah.
Erbakan, hapis tehdidi ile karşı karşıya”. Erbakan Hocamıza laf yok. Onu biz hapise attırtmayız Allah’ın izniyle, o bizim canımız. Allah vermesin öyle bir şey olmaz, inşaAllah. Bir de Başbakanlık yapmış, çok değerli, çok muhterem bir insan. Bütün Türkiye’de herkes sever Erbakan Hocamızı sağcısı, solcusu, hepimiz çok seviyoruz. Yalnız geçenlerde bir yazı çıkmıştı, neydi o?
OKTAR BABUNA:Erbakan Hocamızın gölgesi kalksın gibi böyle, Numan Kurtuluş’a ithaf etmişler yazıyı ama.
ADNAN OKTAR:Var mı o yazı sende? Bak şimdi Numan Hoca genel başkan olmadan önce bize geldi. Sohbet ettik, ben dedim; “Hocam sizin genel başkan olmanız iyi olur, güzel olur. Ama Erbakan Hocamıza karşı bakışınız nasıl?” dedim. Müthiş bir sadakat, müthiş bir sevgi gördüm. “Allah bereketli etsin, Allah muvaffak etsin. İnşaAllah genel başkan olursunuz” dedim. Ama sadakat çok hayatidir, dedim. İnsan mürşidine, büyüğüne efendim değil mi? Hocasına karşı saygılı ve vefalıysa, o insan benim için kutsaldır. “Bu yönünüzden dolayı ben sizi çok sevdim” dedim, çünkü çok sadık konuştu. “Ve Allah muvaffak etsin” dedim. Iki kere görüştüm, bir önce tanışma tarzı oldu, yine aynı konuydu, içime pek sinmedi. Bir daha “acaba Erbakan Hocamıza bakışı nasıl acaba” dedim, yani iyice kanaatim gelsin gibisinden. Bir daha konuştum, tam kanaatim geldi. Hakikaten çok sevdiğini gördüm ve mütevazi ve mazlum bir uslübu vardı. Canı gönülden destekledim, kalben ve dua ettim başkan olması için. Eşe, dosta da tavsiye ettim, yani bildiklerime, ”iyi olur” dedim, inşaAllah. Bu Taha Akyol bir şey söylüyor, bunu yalanlaması lazım, yani ne diyor?
OKTAR BABUNA:“Erbakan’ın vesayetine son. Saadet Partisi lideri Numan Kurtulmuş, partisinin yaklaşan kongresi için medyaya ziyaretler yapıyor. ‘Bana Sayın Erbakan’ın hiç müdahalesi olmadı, ama partimiz üzerinde bir ‘Erbakan Vesayeti’ olduğuna dair kamuoyunda bir algı var’.”
ADNAN OKTAR:İftihar ederiz, yani bir insanın Hocasını, partinin kurucusunu sevmesi, niye anormal oluyor?
OKTAR BABUNA:Olmaz Hocam tabii ki inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Taa 70 yıllarından ben hatırlıyorum Erbakan Hocamızı. Açık açık meydanlara insan topluyordu, çok güzel konuşmalar yapıyordu. Gülen gençler vardı, dedi ki; “gülün gülün, son gülen en iyi gülendir” dedi, inşaAllah. Şimdi bu vesayet değildir, insan büyüğünü sever, o fikri ona öğreteni sever. Kendini kültürlü, bilgili, eğitimli hale getireni sever, saygı duyar. Onu bir önder olarak görür. Erbakan sürekli bir manevi önderdir, Allah ömrünü uzun etsin, vefat edinceye kadar. Benim Numan Bey’e sevgimin sebebi Erbakan’dan dolayıdır. Yani ona gösterdiği sadakat ve saygıdan dolayı. Şimdi ben burada tedirgin oldum, yani bu ifadeden tedirgin oldum. Bunu mutlaka Hocamız açıklaması lazım, onun böyle bir şey dediğine ben inanmıyorum.
OKTAR BABUNA:“Kongremizde bu algıyı kaldıracağız. Hem söylem, hem kadro olarak!”
ADNAN OKTAR:Bir de ünlem koymuş oraya, niye? Kadro ne demek yani, Erbakan’ı sevmek suçmu yani? O zaman Saadet Partisi diye bir şey kalmaz ki zaten. Yani ben şahsen desteklemem öyle bir şeyi. “Erbakan’ı sevmiyorum” diyorsa bir insan, ben onun fikirlerine değer vermiyorum diyorsa, ben şahsıma diyorum tabii takdir onların, ben hiç karışmam yani. Ben samimi olarak hiçbir şekilde desteklemem. Yani vefa yoksa, bunun arkası nerelere gider, değil mi? Ben o Saadet Partisi’ndeki o sıcaklığı göreceğim. Benim desteklemem için evlerde birbirleriyle sohbet edecek, konuşacaklar, partililer konuşuyor ya sohbet ediyorlar, o legal toplantıları kastediyorum tabii, illegal zaten bir şey olmaz. Ben o sıcaklığı seviyorum. Böyle bir şeyde benim için o parti yoktur. Yani şahsi kanaatim tabii, herkesin fikrine saygı duyuyorum.
OKTAR BABUNA:“..hem kadro olarak!” “Kendisini tebrik ettim çünkü yenilenmek iyidir.”
ADNAN OKTAR:“Erbakan’ın gölgesinde kalsaydım”, Erbakan Başbakan oldu yani, Başbakan oldu. Gölgesi değil, kendi başbakan oldu, nasıl büyümüyor yani? Başbakan olmadı mı?
OKTAR BABUNA:Oldu Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Türkiye’ye damgasını vurmuş bir insandır, çok değerli ve büyük bir insandır. 28 Şubat olmasaydı, kim bilir ne olurdu değil mi? Ben, mesela bak oradaki ifadeleri de çok acayip, “MHP’nin de oyları rahmetli Türkeş’ten sonra arttı” diyor. Türkeş yoksa MHP yoktur zaten benim için. Yani Türkeş’e bir insanın saygısı yoksa, değer vermiyorsa, benim için o MHP’li değildir, yani bana göre değildir, benim inancım olarak. Ben çünkü Türkeş’le bizzat görüştüm, konuştum. Çok mübarek ve muhterem bir insan. Yani büyüğüne karşı saygıdan insanları uzaklaştıran bir uslüp. Sadakat ve vefadan uzaklaştıran bir uslüp bana buz gibi gelir, çok soğuk gelir. Yani içimde ben çok acayip bir his duyarım ve uzaklaşırım oradan, şahsım adına diyorum. MHP’yi, MHP yapan Türkeş’tir. Bu nasıl bir ifade bu? Yani sanki önüne engelmiş gibi bir uslüp. MHP Türkiye’nin çimentosudur, yani çimentolarından birisidir diyeyim, inşaAllah. “AK Parti Erbakan’ın gölgesinde kalsa büyür müydü?” AK Parti ayrı bir partidir, Saadet Partisi ayrı bir partidir, niye onu onunla karıştırıyorsun değil mi? Apayrı partiler, yani zihniyeti, düşüncesi, stili ayrı olan partiler, inşaAllah.
Dolayısı ile böyle bir teşvike karşı Numan Bey suskun kalmasın, ona mutlaka cevap versin diye gönlüm arzu ediyor, ben şahsi olarak, şahsen. Benim gönlüm öyle rahatlar. Senin gönlünün rahatlaması önemli değil diyorsan, tamam, ona da saygım olur, anlaşıldı mı? Ama dua etmem, yani dua etmem, çünkü çok acayip bir durum. İnsan büyük bildiği bir insana saygı duyması bir kere zevktir, bir insanın ruhunda bir heyecandır, bir güzelliktir. Nasıl biz şeyhe de sevgi duyuyoruz, nasıl büyükbabamıza saygı duyuyoruz, büyük dedemize saygı duyuyoruz? Mesela geldi mi, ayağa kalkıyoruz. Bu bir heyecandır, zevktir, hayatın tadıdır bunlar. Erbakan Hocamız bize bir kere geldi, sen yoktun, saatlerce böyle anlattı. Abdülhamid devrinden başladı, uzun uzun anlattı. Hakikaten de çok bilmediğimiz konulardı. Saatlerce izah etmişti böyle tek başına. Çok nezih bir insan. Bak bu yaşında, o kadar çok hastalığı var ki. Vargücüyle Allah için hizmet ediyor. Ne çıkarı olabilir böyle bir insanın? Ne çıkarı olabilir maddi? Bana bir tane, şöyle milim bir şey söyleyin. En zor şartlarda, o kadar hastalığına rağmen var gücüyle Allah için gayret ediyor, vatan-millet için. Onun için bu üslubun arkasındaki niyeti Numan Hocamızın görmesi gerekir diye düşünüyorum ben. Bir de bak, ifade de çok acayip arkasından. “Aksine baş kaldırıp,” baş kaldırma ne demek? İnsanın ayrı bir zihniyette olası ayrıdır, ayrı bir düşünce geliştirmek, ayrı bir stil geliştirmek ayrıdır, baş kaldırma ayrıdır. Baş kaldırma ne demek? Yani insan büyüğüne baş kaldırma diye bir cümle kullanabilir mi? Vefa nereye gidiyor o zaman? Saygılı bir üslupta bu olur mu? Hocam dersin, size Allah selamet versin, sizi çok takdir ediyorum, seviyorum. İzninizle ben başka bir stil ve yöntem ile siyasette devam etmek istiyorum. O da, “Allah selamet versin, devam et” der, bu kadar. Bu baş kaldırma mı bu? Buradaki, bunun altında yatana kendini bırakmasın Numan Kurtulmuş Beyefendi bence, şahsi kanaatim. Yani Müslümanlığın ruhunda, bizim Anadolu ruhunda, Anadolu terbiyesinde bir karakter vardır. Onu yaşatsın, göstersin inşaAllah derim, şahsi kanaatim olarak, inşaAllah.
Helal olsun, bak aferin kardeşimize. Bak diyor ki; “Hocam selamlar.” Aleyküm selam. “Hocam gazi ve şehitlerimiz için, bir günü bayram günü ilan edip kutlasak, onlar için törenler düzenlesek ve varsa sorunlarının çözümü için organizasyonların yapıldığı bir gün olsa, uygun olur muydu acaba?” Ağzından nur akmış, hay atana rahmet, çok güzel, çok doğru. Herhangi bir günü biz dilekçe ile Meclise teklif edelim, bir gün. 1 Mayıs İşçi Bayramı oluyorsa, değil mi? Devlet onu kabul ediyorsa, işte mesela ne diyelim? Bana herhangi bir ay söyle.
OKTAR BABUNA: Haziran, Nisan, Mayıs.
ADNAN OKTAR: Mayıs, Mayıs’ın kaçı diyelim? 15 Mayıs, başka bir kutlama var mı o gün?
OKTAR BABUNA: Yok Hocam. 29 Mayıs var.
ADNAN OKTAR: 15 Mayıs diyorsun, mesela niçin olmasın? Çok şahane olur. Gazilerimiz toplansınlar şöyle madalyaları ile falan hep beraber bir alkışlayalım. Şöyle bir geçsinler önümüze, bir bağrımıza basalım değil mi? Çok güzel fikir inşaAllah. Kim söylediyse helal olsun ona, maşaAllah. Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu tsunami olmuştu Endonezya’da. Sadece camiiler Hocam hasar görmemiş, onun dışında her şey yıkılmış, onunla ilgili bir görüntümüz vardı.
ADNAN OKTAR: Şu Taha Akyol’un sözüne yine aklım takıldı. Ona da bakacağım da, şimdi onu bir daha anlatayım. Benim dönemimde komünistler Türkiye’ye hakim olmak üzereydi. Bütün mahalleleri, sokakları, her yeri komünistler kaplamıştı. Yani o dönemde siz herhalde kundaktaydınız, bilmiyorum yani. Ondan sonra MHP’nin büyük bir yürüyüşü oldu, ünlü, Ankara’da. O gün dediler ki; “Komünizm artık bu memlekete girmez.” Hakikaten benim de gönlümde bir ferahlık olmuştu o gün, yani tabii Cenab-ı Allah’ın sebep etmesi. Sağ acayip güçlenmişti. Erbakan Hocamız ayrı, MHP ayrı, böyle çok güzel bir yapı meydana getirmişti, gönlümüz ferahlamıştı. Onu ayrı bir konu olarak söyleyeyim. Yani Türkeş’i devreden çıkaran bir üslubun da altında başka şeyler yatıyor olabilir, burada dikkatli olmak lazım. Şimdi sen anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu tsunamiden sonra sadece camiilerin hasar görmemesi ile ilgili bir film Hocam inşaAllah. Endonezya’daki tsunami görüntülerini gösteriyor. Her şey yerle bir olmuş bu tsunamide, 2005 yılındaki görüntüler. Sadece 27 tane cami ayakta kalan binalar olmuş Hocam, bunları gösteriyor şimdi tek tek. Bu yine böyle etrafındaki bütün her şey yıkılmış cami. Etrafta her şey yıkılmış cami. Yine başka bir yer her taraf yıkık, bir cami.
ADNAN OKTAR: Yalnız bu çok büyük olay. Yani bak bu binalarda kullanılan malzeme demir, buradaki bütün binalarda hepsinde aynı, diğerlerinde de aynı. Aynı zemin üzerinde, yani çok güçlü binalar hepsi yıkılmış, istisnasız camilerin tamamı kalmış, bu çok şaşırtıcı değil mi? Bak bütün binalar yerle bir olmuş, atom bombası patlamış gibi. Ama çok güçlü binalar, yani betonarme binalar, bir tek camiler ayakta kalmış. Bak minaresine varıncaya kadar ayakta.
OKTAR BABUNA: Evet, maşaAllah. Her şey yerle bir olmuş Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bazen insanların gözünden kaçıyor böyle hakikatler. Mesela Allah bir mucize gösteriyor, dikkat verilmezse insanların gözünden kaçabilir. İnşaAllah.
Bana sen Kuran’ı uzat inşaAllah. Ya Allah, bismillah. Tevbe Suresi, 32. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. Sırf 32. bunu okuyacaksın.
SUNUCU 1: Tamam. “Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.”
ADNAN OKTAR: Ebcedi 2002 tarihini veriyor. Bak ne 2003, ne 2004, tam 2002. Mesela 700’lü, 800’lü rakamlar da çıkabilir, bin küsürlü de çıkabilir, tam. “Müşrikler istemese de,” Allah’a şirk koşanlar istemese de, “O, dini, (İslam’ı) bütün dinlere üstün kılmak için, elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur.” Şimdi Ahir zamana göre yorumlarsak, “Ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar.” Yani Darwinist, materyalist, Stalinist çalışmalarla İslam’ı ortadan kaldırmaya çalışıyorlar, diyor Cenab-ı Allah. “Oysa kafirler istemese de,” materyalistler, satanistler, artık kim ise, yahut Leninist, komünist, kim varsa. “Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor.” Yani Allah’a inanmayanlar kastediliyor burada ayette. Ama Allah, “Ben de nurumu tamamlayacağım.” diyor. Yani İslam’ı, Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) ile bütün dünyaya hakim edeceğim diyor, inşaAllah Cenab-ı Allah. Bak; “Müşrikler istemese de, O, dini ( İslam’ı) bütün dinlere üstün kılmak için,” Mehdi (a.s.)’sini ve Hz. İsa (a.s.)’yı, “hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur.” Mehdi (a.s.) zaten “Hadi” isminin tecellisidir biliyorsunuz. “Hadi” kökenlidir, “Hidayet” kökenlidir. Evet. 45’inci ayeti oku.
SUNUCU 1: “Artık kötülüğü örgütleyip düzenleyenler; Allah’ın kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya şuuruna varamayacakları yerden, azabın gelmeyeceğinden emin midirler?”
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, daha önce de söylemiştik. 45’inci ayet, ne aklına geliyor?
OKTAR BABUNA: 1545 Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kıyametin kopuş tarihine bakıyor değil mi? İnşaAllah. Bak; “şuuruna varamayacakları yerden, azabın gelmeyeceğinden emin midirler?” Hiç tahmin etmedikleri bir yerden, dünyaya bir yıldız çarpması olacak ve tespit edemeyecekler bunu. Yani teğet geçecek zannedecekler, ama feci şekilde bindirecek, inşaAllah.
“Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve Melekler Allah’a secde ederler ve büyüklük taslamazlar.” Hepsi Allah’a teslim olmuşlardır diyor Cenab-ı Allah. Evet söyle.
OKTAR BABUNA: Hocam sizin söylediğinizle ilgili olarak bir canlandırma hazırlamışlar “Amerikan Çarpışma Gök Bilimi Uzmanları”. Hocam bir göktaşı teğet geliyor dünyaya, teğet vuruyor, dünyanın dönüş yönünü, eksenini değiştiriyor. Fakat kendisi teğet vurduğu için spin atmaya başlıyor, spin attıktan sonra gelip dünyaya ortadan vuruyor. İkinci bir çarpma daha böyle ve dünya yok oluyor şeklinde bir canlandırma Hocam.
ADNAN OKTAR: Nerede dedin?
OKTAR BABUNA: Amerika’da çarpışma uzmanları var inşaAllah, onlar hazırlamışlar, gök bilimciler.
ADNAN OKTAR: Evet, ben bunu anlatmış mıydım böyle bir şey?
OKTAR BABUNA: Evet, tam siz söyledikten sonra yapmışlar bu canlandırmayı zaten Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Demek başlarına geleceği biliyorlar.
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Şu ayeti de okursun bir daha, Rum Suresi 6’ıncı ayet.
SUNUCU 1: “(Bu,) Allah'ın va’didir; Allah, vadinden geri dönmez. Ancak insanların çoğu bilmezler.”
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’nin çıkacağını Allah vaad ediyor mu? Hz. İsa (a.s.)’nın ineceğini de vaad ediyor. Allah vaadinden döner mi? Ne diyor Cenab-ı Allah? “(Bu,) Allah'ın va’didir; Allah, vadinden geri dönmez.” İslam ahlakı dünyaya hakim olacak. “Ancak insanların çoğu bilmezler.” Şu an bilmiyorlar, hiç önemli değil. Bak, çoğu zaten bilmeyecek diyor Allah. Ama sonunda bilecekler diyor Allah. Göstereceğim ve bilecekler, diyor. “Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı (zahiri) bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır.” Farkına varmaz onun, bilemezler diyor Allah, bir kısmı için tabii. “Kıyamet saatinin kopacağı gün suçlu günahkarlar umutsuzca yıkılırlar.” diyor Allah. Yıkılıyor yani, manen yıkılıyor artık, perişan vaziyette inşaAllah. “Kıyamet saatinin kopacağı gün,” ayrılırlar diyor Allah. Müminler ve kafirler ayrılırlar, diyor Allah. “Böylece iman edip, salih amellerde bulunanlar, artık onlar için bir Cennet bahçesinde sevinç içerisinde ağırlanırlar.” Allah, müminleri ayıracağım diyor Cennete, inşaAllah.
Evet, programımız bitmiş, harunyahya.tv’den devam ederiz inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu - Video
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...İlanlar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...