SUNUCU:Harunyahya.tv sitemizden yayınımıza devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam neler anlattın demin?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu Darwinizm’in geçersizliği ile ilgili bilimsel deliller verdik. Her şey çürütüyor baştan aşağı. Onu konuşmuştuk inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi biz bunu aylarca, yıllarca nefes almadan devam ettireceğiz. Bak ama yaptıkça dikkat edin, bol bol tentürdiyot sürüyor gibi oluyoruz enfeksiyonlu alana, değil mi? Artık evrimle ilgili haber duyuyor musunuz gazetelerde filan? Atış matış var mı? Yalan söyleyebiliyorlar mı? Kıvırma var mı? Oynama var mı? Niye? Çünkü kulaklarını sekiz kere büktüm etrafında da onun için. Sıkıysa yalan söylesinler. Her seferinde vururum, her seferinde. Ve rezil rüsvay ederim her seferinde, inşaAllah. Kim yalan söylerse, yalanını kafasına dolarız inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Artık anında özür diliyorlar zaten. O duruma getirdiniz Hocam inşaAllah. Bir yalan söylemeye kalktıklarında, hemen özür dilettiriyorsunuz artık dünya çapında.
ADNAN OKTAR:Bir tek Güneydoğu’da PKK’nın tecrit ettiği bölgelerde, oralara giremediğimiz için o kadar etkili olmuyoruz. Ama orada da işte Şeş TV veyahut diğer devletin radyolarının kapısının açılması gerekiyor. Genelkurmay Başkanımız herhalde o tarzda bir konuşma yapmış. Yani bir askeri çözüm yapmaya çalışıyoruz ama, asıl sosyal, kültürel, bilimsel çözüm önemlidir, gibi kapalı yollu onu ima eden bir konuşma yapmış. Zaten çok açıktır, başka ikinci bir ihtimal olmaz. Yani terörün çözümü bilimdir. Bilimsel delillerdir, felsefedir. Ondan sonra dinin anlatılması arkasından da, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Her zaman anlattıklarınızla çok büyük müjde veriyorsunuz. Bir kere gündelik olayları çok açık bir şekilde Allah’ın dilemesiyle, yönlendirmeye başladınız. Dünya çapında vesile oluyorsunuz. Bu çok açık bir şekilde ortaya çıktı, inşaAllah. 1160 küsür söylediğiniz olay gerçekleşti Hocam inşaAllah. Ve her gün de devam ediyor maşaAllah Hocam bu şekilde. Ne söylerseniz de olduğunu görüyoruz maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Sevgili Hocam, okuduğum bir haberde İran’da bir kadına zina yaptığı gerekçesiyle 99 kırbaç cezası, ardından da taşlanarak idam edilmesine karar verilmiş. Kadın zor kullanılarak böyle bir olayın gerçekleştiğini söylemesine rağmen, cezayı geri almamışlar. Sizce bu olay makul mü Hocam? Fikrinizi paylaşırsanız sevinirim” diyor. Nilay Arca Hanım sormuş. Şimdi bu konuda biz bir İran’la bağlantı haline geçelim. Yani zor kullanılarak böyle bir olay yazık yani, kadına yazık. O elçilik mensupları vardı, onlarla da görüşebiliriz. İran’a da doğrudan soralım. En azından bunu bir ertelesinler, ne olduğuna bir bakalım, değil mi? Aklı başında, makul ve Kuran’a uygun olaya yaklaşmaları lazım. Yani “kadın zor kullanılarak böyle bir olayın gerçekleştiğini söylemesine rağmen”, tamam böyle söylüyorsa bitti. Ne oturup uğraşıyorsunuz? Hemen bir yazı gönderelim, bize bilgi göndersinler ve bunun ertelenmesini isteyelim. İlk planda bir kere bir ertelesinler. Kadın kendini savunamıyor olabilir. Bir de İran’a hiç yakışmaz, böyle bir üslup, böyle bir yöntem. Yani bir kadın bir şey söylüyorsa, inanmak lazım. Zor kullanıldı diyorsa, öyledir inşaAllah. Adam “ben böyle gördüm” diyor, kadın da böyle olduğunu söylüyor. Bir kişinin ifadesiyle veyahut iki kişinin ifadesiyle böyle bir tavır, harama girebilirler, çok büyük bir harama girerler. Zulüm olur Allah esirgesin, onu düzeltecekler, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Zümer Suresi, 38. “De ki: ‘Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler.’” Allah’a tevekkül etmek çok hayati bir olaydır. Müslüman için çok büyük bir konfordur. İnsanların en büyük başındaki belalardan birisi de tevekkül etmemesidir. Tevekkül etmediği için de sürünür insanların büyük bir bölümü. Halbuki zaten kaderde olan olacak, hiçbir şey değişmez. Boş yere telaş ediyorlar. “De ki: "Ey kavmim, Benim üzerinde bulunduğum duruma göre yapın-edin.” Elinizden geleni, ne yapıyorsanız yapın diyor. “Elbette ben de yapıp-ederim.” Ben de karşılık vereceğim. “Artık yakında öğreneceksiniz"” (Zümer Suresi, 39) diyor Cenab-ı Allah. “Kendisini aşağılık kılan azab kime geliyor ve kesintisiz azab kimin üzerine çöküp-kaçınılmaz oluyor?” (Zümer Suresi, 40) O zaman göreceksiniz, diyor Cenab-ı Allah. Evrimle ilgili bir konu anlat bana, rica edeyim.
AKIN GÖZÜKAN:Estağfurullah Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Dünyada en yüksek canlı nüfusunu böcekler oluşturmakta. En küçük canlılar onlar ve en dayanıklı canlılar da onlarda. Ama onlarda çok da yüksek bir teknoloji var. Yani bu doğada kendi kendine oluşan bir mekanizma ile açıklanamayacak kadar kompleks, mesela termitler var. Termitler 6-7 metre uzunluğuna kadar büyük kuleler inşa ediyorlar. 3-4 metre de çapında. Bu kulelerin içerisinde yüzlerce, milyarlarca odacık var. Her biri bir yere çıkıyor, böyle çıkmaz sokak. Yanlış bir mimari hatta, hiçbir şey yok. Ve sonuçta bütün kulenin sıcaklığı yaz kış artı 19 derecenin civarlarında oluyor.
ADNAN OKTAR:Çok acayip.
AKIN GÖZÜKAN:Yani günümüzde böyle bir teknoloji yok. Klima veya doğalgaz veya soba, ısıtıcı veya soğutucu olmadan, yaz kış yaklaşık aynı derecede duran bir bina yapılması imkansız. Mimarlar bu kuleleri nispeten taklit ederek %30-%40’lara varan yakıt tasarrufu ancak sağlayabilmişler. Bu kuleleri inşa eden termitler ise, gözleri görmeyen canlılar. Kör canlılar.
ADNAN OKTAR:Ben bu termitlere hayret ediyorum. Gözü görmediği halde o kadar şahane mimari yapı yapması, yer altına beton doldurarak onların yuvaları tespit ediliyor. Erzak odaları, bilmem ne odaları, adamların yemeleri içmeleri muntazam, temizlik muntazam, her şeyleri mükemmel ama gözleri de görmüyor.
OKTAR BABUNA:Bir de Hocam sizin Termit Mucizesi kitabınızda, termitleri yuvayı yapmaya başlar başlamaz ikiye ayırmışlar, tamamen birbirlerinden bağımsız bir şekilde. Sonunda yaptıkları binaları görünce hayrete düşmüşler Hocam. Birisi tam yarısını yapmış, diğer grup tam yarısını yapmış, ama tam simetriği birleştirince bir bütün çıkıyor, birbirlerini görmedikleri halde. Ayırmışlar tamamen, fakat her nasılsa o grup bir yarısını yapmış binanın, bu grup bir yarısını yapmış böyle bu şekilde. Birleşecek şekilde.
ADNAN OKTAR:Aslında sırf bu konuyu bile insan dikkatlice biraz düşünse, çok acayip bir aleme girer. Allah’a hayranlığı, sevgisi çok şiddetli olur. Ama her insanın düşünmesi o kadar kolay olmuyor. Yani bir kere hem dikkat verilmesi lazım, hem konsantre olunması gerekiyor. İnsanın kafası bir anda dağılabilir. Çok yoğun konsantre olmaları gerekiyor.
Sen anlat Oktar.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, bir film var Hocam DNA’da kopyanın çıkartılması ile ilgili göstereyim mi onu?
ADNAN OKTAR:Göreyim.
OKTAR BABUNA:Bu DNA’dan kopya çıkartılması sırasında görev alan parçacıklar var önce, RNA polimeraz diye bir enzim. DNA’nın bir parçasının kopyasının çıkartılması aşamasının canlandırmasını göreceğiz inşaAllah. Bu bir DNA zinciri, burada kopyalamanın başlayacağı bir bölge var, onu gösteriyor. Bu bir işaret. TATA diye T, A, T, A harflerinden oluşan ve başlama noktası burası, görüyorsunuz. Arttırıcı bir bölge var, şimdi ne işe yaradığını gösterecek birazdan. Bakın bu kopyalamayı başlatacak olan faktörler var. Bunlardan bir tanesini görüyorsunuz. Bunlar kopyalama işlemini başlatan protein parçaları. Bu bir parça, geliyor tam o TATA denen işaretin üzerine, başla işaretinin üzerine bakın yerleşiyor. Ayrıca diğer parçacıklar da geliyor. Bunların hepsi protein yapısında, bakın görüyorsunuz. Birleşiyor, bir parça daha geliyor. Bu parçaların hepsi birden tamamlandığında, bakın şimdi göreceğiz, bu sefer bir enzim geliyor. Buna RNA polimeraz enzimi denen, bu da protein yapısında, DNA’nın üzerine yerleşebiliyor, ama bunlar yerine yerleştiği zaman. Bu kopyayı çıkartan enzim, şimdi görüyoruz. Ayrıca buna da yerleştikten sonra, bakın kaç parça etti. Başka parçalar da geliyor, ekleniyor. Bunların biri bile eksik olsa, sistem çalışmıyor. Bunun için enerji lazım. Bu sefer enerji molekülleri geliyor ATP denen, pil gibi, enerji veriyorlar ve enerji verildiği anda kopyalama başlıyor. Bakın çok seri olarak ve diğer parçalar da ayrılıyor bu sırada kopyalama işlemi sırasında, hemen kopyası çıkartılıyor. Ve hatasız olarak gezdiği bölgenin, nereye kadar? Bitiş işareti var. Bitiş işaretine geldiğinde hepsi ayrılıyor yerinden. Hiçbir hata yapmadan, başlangıç ve bitiş işaretinin olduğu, nerenin kopyalanacağının belli olduğu bir sistem izliyoruz burada. Üstelik bu kapkaranlık bir ortamda, bir milyon ansiklopedi sayfası arasında hangi sayfanın olduğu mutlaka bulunuyor doğru olarak, ki yumak olarak durduğu halde DNA.
ADNAN OKTAR: Kardeşim mesela burada şu parça geliyor, bu parça geliyor; şimdi her parçanın gelmesi için, karanlık, zifiri karanlık ortamda, bu parçaların insan aklının çok çok üzerinde bir akla sahip olması lazım ve orada bir bilgi verilmesi lazım; senin buraya gitmen gerekiyor diye. O parça nerede imal ediliyor, ki çok karmaşık ve çok detaylı bir parça, çok muazzam, girift özellikleri olan bir parça, ilgili yeri nereden bilirsin sen, gidip yapışırsın? Öbür parça, ilgili yeri ta uzaktan, alakasız bir yerden gelip nereden bulursun, yapışırsın. Öbürü gelip, nereden gelip bulur yapışır? Enerji verecek sistem nasıl gider onlara yapışır, bağlantıyı kurar ve emri verir ve nasıl parçalar? Ve aynısının tıpkısını nasıl oturup çıkartır, kusursuz? Hata olduğunda da gidip hatayı tespit edip, ilgili hatalı parçayı çıkarıp, gerçek parçayı yerleştirir, doğru parçayı alıp götürüp, yerleştirir? Yani 4 yaşındaki çocuğa sorsan “bu nedir?” diye, nefesi kesilir. Yani bütün dünyanın aklı bir araya gelse bunu yapamaz. Diyor ya Ertuğrul Özkök; “aptal hücre” diyor. Ertuğrul Özkök’ün bütün gazetedeki arkadaşları toplansa, Avrupa’daki diğer gazeteler de toplansalar, tamamının aklı o hücrenin aklı kadar olmuyor, yetmez. Bütün Darwinist profesörleri toplasan, yine yapamazlar oradaki harikayı. Nasıl akılsız oluyor bunlar? Akıl üstü akıl var, yani olağanüstü bir akıl var. Allah’ın aklının tecellisi var inşaAllah. Yalnız işte bunları yedire yedire, teker teker girift anlatmak lazım. Mesela o parça nasıl geliyor, öbür parça nasıl geliyor; teker teker nasıl yerleşiyor? Şimdi mesela anlattın ya, parça geldi yerleşti, bakan ona dikkat vermezse, onu sıradan bir olay olarak zannedebilir. Çok özenli anlatılması lazım. O zaman hayret verici yapı ortaya çıkar, detay çıkar ortaya inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bu kopya da Hocam, hala bilinmiyor zaten. Mesela o kopya çıkartılıyor, o harflerden oluşuyor. Ama o harfleri kim getirip doğru harfi oraya arada girip ki saniyede 60 harf kopyalanıyor. Nasıl doğru harf o araya girip de, 60 harf çıkıyor bir anda, saniye içerisinde o bilinmeyen noktalar zaten bunlar, dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR:Bilinse ne olur? Yine bir kanun çıkıyor ortaya, hayret verecek bir kanun ortaya çıkmış oluyor. Yani sadece nasıl olduğunu öğreniyorlar, kanun ortaya çıkıyor. Kanunun nasıl yaratıldığını bilmiyorlar zaten. Zaten kanunu ortaya çıkarınca “biz bulduk, çözdük olayı” diyor. Sen neyi çözdün? Kanunu çözdün sen.
AKIN GÖZÜKAN:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, bu tip buluşları yapan birçok bilim adamı da Nobel ödülü aldı. Dünyada çok ciddi ödüllere layık görüldüler. Ama dediğiniz gibi inşaAllah, sadece bir kanunu bulması bile ödüle layık oluyor ama...
ADNAN OKTAR:Tabii. Mevcut olan kanunu buluyor. O filmi yeniden göster.
OKTAR BABUNA:Bir DNA parçası, bunun kopyası çıkartılacak. DNA’nın üzerinde özel protein kodlayan bölümler var, bunlara “gen” deniliyor. Bir genin kopyasının nasıl çıkartıldığını göreceğiz, protein üretmek için. Kopya çıkartma faktörleri var, yani değişik parçacıklar var; bunların hepsini toplu halde görüyoruz şimdi.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak burada şu parça ne, şu parça ne, şu parça ne, şu parça; bunları tek tek isimlendirerek ve sakin anlatacağız, birer birer. Yani bu nereden geldi, şu nereden geldi, şu nereden geldi ve ne kadar saniye içerisinde bunlar geliyorlar, ilgili yerlerde ilgili yere nasıl tam oturuyor? Mesela tersten de gelmiyor, düzden geliyor, tam kalıp gibi oturacak gibi geliyor oraya, tam ilgili yere geliyor. Mesela ters de yapışabilir, yandan yapışabilir, başka yerden yapışabilir; bu yapışma nasıl elde ediliyor?
OKTAR BABUNA:Bu, kopyalamayı yapan enzim.
ADNAN OKTAR:Mesela bu enzimin yapısını da açıklayalım. Bunu ayrı bir konu olarak ele alalım ve bu nerede yapılıyor ve buraya nasıl gelmiş, nereden haber aldı da geldi, bunu da ayrı anlatacağız.
OKTAR BABUNA:Bu, enerji molekülleri pil gibi enerji taşıyor, gerekli olan enerjiyi veriyor.
ADNAN OKTAR:Mesela şimdi bu “enerji” deyince çok alelade bir şey zanneder insan, bu hayati bir konu. Bu enerji nedir, bunu nasıl elde ediyor? Bu boğumların içerisinde neler var, bu bölümlerde neler var? Bunun içyapısı ve oraya gelmeye nereden karar veriyor bu? Yani oraya gitmesi gerektiğini nereden biliyor ve kaç tane olunacağını nereden biliyor, kaç adet pil geleceği?
OKTAR BABUNA:Burada DNA zincirini görüyoruz. Kopyalanacak bölgeyi gösterecek şimdi. Üzerinde özel işaretler taşıyor, neresinin kopyalanacağı belirli. Burada da hiç başıbozukluk yok çünkü özel bir işaret var. T, A, T, A harflerinden oluşan.
ADNAN OKTAR:Tamam, o işareti bu nasıl tanıyor, nereden tanıyor ve tam ilgili yerde, zifiri karanlıkta o işareti nereden buluyor? Bu kadar malzeme, topluca.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam. Buraya “artırıcı bölge” deniyor. Şimdi bu parçalardan bir tanesi başlaması için, ki “transkripsiyon faktörü 2D” diye bir isim vermişler buna. Bir TBP isimli bir parçayla birleşip, işaretin üzerine geliyor yerleşiyor, ikisi birlikte.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak mesela kalıp gibi geliyor, ters de oturabilir, yan da oturabilir, alttan da yapışabilir, tam ilgili şekilde gelip yapışıyor değil mi? Ve tam ilgili yere, böyle milimetrenin milyonda biri kadar, trilyonda biri kadar hata yapmıyor. Bir insana “bir şeyi yerleştir” desen, masanın üzerine, ya ilerisine ya gerisine koyuyor; 30 kere ölçse yine yapamaz. Burada milimetrenin milyarda biri kadar hata yapılmıyor. Bak milimetrenin milyarda biri kadar, tam ilgili yere geliyor; milimin milyonda biri kadar, ne ileri ne geri. Bu kadar hassas bir hesabı yapması, nasıl oluyor? Bunu araştıracağız, bunu soracağız. Adama mesela dersin; “burada çizgi var, kalemi tam ortasına koy” dedik, milyon kere denese yapamaz. Hiçbir şekilde o düzgünlükte yapmak mümkün değildir. Bütün dünya bir araya gelse, getiremez, imkansızdır, mutlaka kayar ya ileri, ya geri. Ama adam bak milyonda bir, milyarda bir hata yapmadan, milimetrenin milyarda biri, milyonda biri kadar hata yapmadan, tam ilgili yere yerleştiriyor. Evet, devam edelim.
OKTAR BABUNA:Bu buraya yerleştikten sonra, bu sefer diğer parçalar eklenebiliyor. Bu ancak yerleştikten sonra olabiliyor o işaretin üzerine, diğer parçaların gelmesi.
ADNAN OKTAR:Şimdi mesela bu nereden geliyor? Neden özel eğimle yapışacağı yeri nereden biliyor? Yapışacağı yerin bu açıda ve bu kalıpta olduğunu nereden biliyor ve tam o ilgili açıyı vererek, mesela tam alttan ilgili yere yapışmayı nereden biliyor? Yani ne tür bir yapıştırıcı kullanıyor yapışırken? Kim “gel” diyor ve nasıl oraya yapışma ihtiyacı duyuyor, tam o açıda?
OKTAR BABUNA:Diğer parça da eklenebiliyor böylece. İşte şimdi kopyalamayı yapacak olan enzim gelebiliyor, onlar yerleştiği için yerlerine.
ADNAN OKTAR:Mesela bak tam ilgili yerden üzerine yapışıyor. Mesela bak, bu kısmın oraya geçmesi gerektiğini nereden biliyor, o kısmın üzerine oturması gerektiğini nereden biliyor ve bunun teknik aksamı ne? Çünkü binlerce, milyonlarca parçadan oluşan bir yapı bu. Kusursuz olması gerekiyor. Moleküllerin, milyonlarca molekülün, milyonlarca atomun çok kusursuz yerleşmesi gerekiyor. Yani bir tanesi ileri geri gitti mi, bütün sistem bozuluyor değil mi? Evet.
OKTAR BABUNA:Şimdi diğer başlatıcı faktörler de gelip enzime eklendiler.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak, diğer başlatıcı faktörler, mesela bunlar ne? Bunların içinde binlerce parça var. Binlerce molekülden, milyonlarca atomdan oluşuyor, değil mi? Ve çok hassas girift bir yapıyla yapılmış. Mesela biri ters dönse, biri yan dönse, yahut ilgili atomlardan bir tanesi eksik olsa veyahut fazla olsa, moleküllerden bir tanesi eksik veya fazla olsa bütün yapı bozuluyor mu? Bozuluyor. Yani böyle bir parça oluşmuyor ve geçerli olmuyor. Ve bütün sistemi öldürüyor. Tamam.
OKTAR BABUNA:Şimdi enerji gerekli olduğu için piller geliyor. ATP denen bu piller, gerekli olan enerjiyi veriyorlar.
ADNAN OKTAR:Mesela kaç tane pil gelecek ve nerelere yerleşecek ve enerjiye ihtiyacı olduğunu nereden biliyor? Bu niye harekete geçmiyor daha önce enerji gelmeden? Enerji gelince harekete geçeceğini nereden biliyor? Şimdi bir Darwinist bunu, bunlar tesadüfen oldu diyor ya; bunu Ahiret’te, Cehennem’de çok detaylı soracak Allah buna. Yani aynı bu şekilde, bunları teker teker açıklayacak nasıl tesadüfen olduğunu. Yani artık göğüsünü gere gere mi anlatıyor, göğüsünü içine kaçıra kaçıra mı anlatıyor, bir şekilde anlatacak yani. Anlaşıldı mı? Yani burada böyle atıp tutma mümkün oluyor, ama bakalım Ahiret’te de aynı şekilde öyle atıp tutacaklar mı göreceğiz. İnşaAllah. Evet.
OKTAR BABUNA:Enerjiyi aldığı anda çok süratli bir şekilde kopyalama başlıyor, diğer parçalar da ayrılıyor. Görevleri bitmiş oluyor kopyalama başladığı için. Hemen ayrılıyorlar.
ADNAN OKTAR:Sana kim söyledi mesela? Görev bitti, iş bitti diye sana kim söylüyor mesela burada bu parçaya? Ve ayrılıp gidiyor, yine görevine devam ediyor. Adamlar yine boş durmuyorlar. Bu sefer gidip aynı konuda başka işe giriyor, aynı görevi yapıyor. Yapıştıysa kalması lazım orada onun. Yok, işim bitti bana müsaade diyor, gidiyor adam. Nereye gidiyorsun diyor? Yeni bir iş var, ona gidiyorum diyor. Bu ne kadar oluyor? Trilyonlarca böyle vaka oluyor peş peşe ve birbirleriyle hiç çelişmeden, çatışmadan ve muntazam. “Bu nasıl oluyor?” diyorsun. Tesadüfen oluyor diyor. Anlatırsın, bol vaktin olacak yani. Yani beş yaşında çocuğa söylesen bunu, nefesi kesilir yani. Tesadüfe benziyor mu bu?
OKTAR BABUNA:Çok üstün bir akıl var Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani üstün akıl, üstün üstü, üstün üstü, üstün. Yani olağanüstü bir olay bu. Net mucize bu, hem müthiş bir mucize. Yani denizin yarılma mucizesinin çok çok daha üstünde bir mucize bu. Tabii. Yani bir ölünün diriltilmesinden çok daha büyük mucizedir bu. Evet. Ve böyle bu kadar açık mucizeyi gördüğü halde, daha hala diretiyorsa bir adam, açıklayacak onu. Ben açıklarım diyorsa, iyi işte vakti olacak yani. Allah müjdeliyor zaten. “Onlara müjde ver, şölen var” diyor Allah Cehennem’de. Bayağı anlatacaklar yani inşaAllah. Müslümanlar için iyi. İbret alacak müslümanlar çünkü. Bayağı hayretle göreceğiz nasıl anlattığını. İnşaAllah. İyi derken, tabii yaptığı iyi anlamında demiyorum (haşa). Allah affetsin, o yanlış anlaşılmasın. Yani yaptığı münasebetsizliği kendisi anlamazlıktan geliyor ama, karşılığını aldığında bu Müslümanlar için bir nimet olacaktır. Bu yönden bize iyi. Yani Müslümana iyidir inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bu şekilde kopya, çok süratli bir şekilde çıkartılıyor Hocam inşaAllah. Daha sonra bu da protein üretiminde kullanılıyor. Onlar da apayrı bir sistem. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne diyorsun Hocam bu duruma?
SUNUCU:Hocam mucize diyorum.
ADNAN OKTAR:Değil mi?
SUNUCU:Yeni evet. Mükemmel.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
SUNUCU:Evet, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Anlattınız mı yaprağı falan, şunları?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. 50 milyon yıllık Huş Ağacı yaprağı. Günümüzden hiçbir farkı da yok. Günümüzdeki halini göstereyim.
AKIN GÖZÜKAN:Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Allah fosilleri de çok çeşitli yaratıyor. Bir yaprağın fosilleşme olasılığı çok az. Normalde yumuşak bir doku olduğu için hemen doğada yok oluyor, kayboluyor. Böyle bunların da fosilleri kömürleşme denen reaksiyonla, olduğu gibi kalıyorlar. Onu da Allah inşaAllah günümüzde böyle insanlara gösteriyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Aslında ne hayvan, ne bitki, hiçbir şeyin kalmaması gerekir normalde. Bir balığı dışarı koysan ne olur? Paramparça olur, anında yok olur. Değil mi yani? Yaprak da öyle. Anında toz toprak olur, kaybolur yani. Allah milyonlarca, hatta milyarlarca fosili muhafaza etmiş. Gözlerine gözlerine biz de sokuyoruz, anlamazlıktan geliyorlar. Bakalım bunları da Ahiret’de nasıl açıklayacaklar. Çok merak ediyorum inşaAllah. Göreceğiz inşaAllah. Şimdi bir Ahiret’le ilgili program vardı, demin televizyonda seyrediyordum, hangi kanaldı o? CNN’de miydi? Okan Bayülgen, evet. O da böyle ciddi ciddi dinliyordu, bilmiyorum yani. Hakikaten merak ettiği bir konu olabilir. Hakikaten öğrenmek istiyor da olabilir. Bütün televizyonlarda, yazarlarda, insanlarda, Avrupa’da, dünyada böyle dine karşı müthiş bir eğilim başladı. Ahiret inancı çok güçlenmeye başladı insanlarda. 1980’lerden sonra bu müthiş bir tırmanışa geçti. İnşaAllah. Bu Mehdiyet’in gölgesi işte.
OKTAR BABUNA:CNN Türk’müş Hocam kanal. Üç dinin mensubu ölümü anlatıyormuş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. “İmam Mehdi (a.s.) çıktığı zaman,” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “fıkıh alimlerinin bir kısmı Mehdi (a.s.)’ye düşman olacaklar” diyor.
OKTAR BABUNA:Hocam buna da siz vesile oldunuz maşaAllah. Dünyada Darwinizm tartışmasız hakimdi. Elhamdülillah bütün dinin yayılmasına ve Darwinizm’in ortadan kalkmasına, ayrıca bu sadece İslam dünyasında değil, Hıristiyanlara ve Musevilere de vesile oldunuz Hocam inşaAllah. Onlar da eziliyorlardı. Sahip çıktınız ve üçlemenin yanlışlığını anlatıyorsunuz en son, o da tamam dendi, benim gördüğüm kadarıyla bu röportajlarda, radyo röportajlarında.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım. Nisa Suresi, 113. “Eğer Allah'ın fazlı ve rahmeti senin üzerinde olmasaydı”. Demek ki, Müslümanların üzerinde Allah’ın fazlı ve rahmeti oluyor inşaAllah, Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle. “Onlardan bir grup, seni de saptırmak için tasarı kurmuştu.” İddia edilen Ergenekon Örgütü, Darwinistler, materyalistler, Ahir zamana uygun düşünürsek. “Oysa onlar, ancak kendi nefislerini saptırırlar ve sana hiçbir şeyle zarar veremezler.” diyor Allah. “Allah, sana Kitabı ve hikmeti indirdi,” Kuran’ı ve hikmeti indirdi. “ve sana bilmediklerini öğretti. Allah'ın üzerinizdeki fazlı çok büyüktür.” diyor Allah. Her yerde görüyoruz, maşaAllah.
Oktar Hocam, sen bir şey anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah. Size soru var Hocam.
ADNAN OKTAR:Oku.
OKTAR BABUNA:“Selamun aleyküm Hocam. Allah’ın sevgisi ve selamı sizinle olsun. Ben Fransa’dan Murat Bozan. Hocam bu akşam MPL TV.’deki Bab-ı Alem Programı konuğu yazar Ahmet Turgut Bey şöyle birşey söyledi. ‘Allah neden Kendisi dururken, İblis’e Hz. Adem (a.s.)’e secde etmesini istedi? Allah yardımcınız olsun.”
ADNAN OKTAR:Onlar muhabbet ehli. Yani dinde konunun özüne bakmak lazım. Şimdi Allah var, apaçık görülüyor, belli. Allah olunca da amaçsız, gayesiz yaratılmayacağımız belli, her zaman söylüyorum. Şimdi bu ne bu?
OKTAR BABUNA:Bilgisayar kumandası.
ADNAN OKTAR:Neye yarıyor bu?
OKTAR BABUNA:Bilgisayarı kumanda ediyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Amaçsız değil, değil mi?
OKTAR BABUNA:Değil Hocam, estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Güzel. Bu ne?
OKTAR BABUNA:Kalem.
ADNAN OKTAR:Neye yarıyor?
OKTAR BABUNA:Yazı yazmaya.
ADNAN OKTAR:Şimdi bu örnekleri milyarlarca, trilyonlarca çoğaltabilir miyiz?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Diyoruz ki adama; “insan niçin oldu, ne için var?” “Hiçbir amacı yok, amacı yok” diyor. Bunu açıklayacak işte. Yani bu nasıl oluyormuş değil mi? Bu kadar kapsamlı yaratılan bir varlık, nasıl amaçsız olur? Bir hücresinde bile görüyorsunuz, Allah’ın nefes kesecek sanatı var. “Hiçbir amacı yok” diyor. Bunun cevabını verecek ve sonsuza kadar verecek bunun cevabını, sonsuza kadar, Cehennem’de Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah. Şimdi Allah’ın orada kastettiği tabii ki imtihanın önemi. Yani şeytanın Adem (a.s.) ile bağlantısındaki olaylar hep imtahanın önemini göstermek içindir. Mesela Hz. Adem (a.s.) Cennet’te ama rahat olmuyor. Yani nasıl rahat olmuyor? Allah’a tam bağlanamamış bir üslup var itaat konusunda. Allah; “onu sebatlı bulmadık” diyor. Ne diyor Cenab-ı Allah? Cennet’te rahat yaşayın diyor. Ama bak; “şeytan size sonsuzluk ağacını vereceğim” diyor. Sen zaten Allah’ın kontrolündesin mübarek, Peygamberimiz Hz. Adem (a.s.). Sen demeyeyim de, Allah affetsin, zat-ı aliniz inşaAllah. Seni yaratan zaten sonsuza kadar sana bakacak olandır, değil mi? Yani şeytan mı orada o konuyu halledecek yani? Değil mi, Allah’a güvenilmesi lazım. Orada Hz. Adem (a.s.) zellede bulundu, hata yaptı, Allah bunu gösteriyor. Bazıları diyor ya, niye Allah bizi doğrudan Cennete koymuyor? Olmaz, huzurlu olmaz insan, rahat edemez. Çünkü bir bu aklımızla gideceğiz. Yani birçok şeyin anlamı düşer, azalır, yok olur. Bizim burada aldığımız eğitimin önemini Allah bize gösteriyor. Vefa, başlıbaşına bir güzelliktir. Sadakat, nezaket, tedbirli olmak, cesaret, cömertlik, sabaha kadar sayarım. Şimdi biz Ahirette, bir insanı Cennette bu yönleriyle mi sevsek iyi, güzel, zevkli? Bu yönleri hiç olmadan mı sevsek daha güzel?
OKTAR BABUNA:Bu yönleriyle inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu yönleriyle değil mi? Bir anlam kazanıyor çünkü. İşte bizim sevgiyi böyle doyasıya yaşamamız için, bir sebep olarak Allah bu sistemi kurmuştur, konu bu. Yoksa şeytana o gücü veren de Allah. Yani onu orada Allah Melek ediyor. Yoksa olay tesadüfen gelişmiş bir olay değil ki. Şeytanın ne diyeceğini biliyor Allah. Ona onu dedirten Allah zaten. Hz. Adem (a.s.)’in ne diyeceğini de biliyor Allah, ona da onu dedirten Allah. O sistemi kuruyor Allah, yani batını onun çok daha değişiktir. Şeytan aklına esip de istediği gibi böyle birşey yapamaz. Allah’ın yaratmasıdır o. O, onun kaderinde, kaderin dışına çıkamaz. Yani şeytan Allah’tan bağımsız karar veremez. Allah diler, önce Allah diler, sonra o dileyebilir, inşaAllah. Bu imtahanın bir gereğidir, inşaAllah. Ama bazıları böyle şeyleri muhabbet olsun diye sorarlar, o anlaşılır soruluş şeklinden, onun üzerinde o kadar durmasınlar. Öze yönelik konular çok önemlidir, yani konunun özü. Mühim olan nedir? Allah var, Kuran hak, hemen anlaşılıyor. Ben Tevrat’a, İncil’e evde hep bakıyorum, hak değil, bozulmuş belli. Hak izahlar var, duruyor içerisinde ama Kitap bozulmuş. Tevrat’a da bakıyorum, Tevrat bozulmuş, yani samimi kanaatim, belli görülüyor. Kuran demese dahi, görülüyor, ki ayrıca Cenab-ı Allah Kuran’da demiş. Kuran’a baktığımızda, saf vahyi olduğu anlaşılıyor. Evet, şimdi devam et Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bir soru daha var, sorayım mı?
ADNAN OKTAR:Evet sor.
OKTAR BABUNA:“Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun saygıdeğer Hocam. Sizi Allah için çok seviyoruz. Rabbim sizi başımızdan eksik etmesin. Rabbim dünyada ve Ahirette bizi sizden ayırmasın, amin. Muhterem Hocam, Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde, ‘İstanbul mutlaka feth olunacaktır. Onu feth eden komutan, ne güzel komutan. Ve onu feth eden asker, ne güzel askerdir’ buyuruyor. Saygıdeğer Hocam, bu hadis-i şerifte Peygamber Efendimizin (s.a.v.) kastettiği, Ahir zamanda gelecek ve İstanbul’u manen fethedecek olan Hz. Mehdi (a.s.) ve talebeleri olabilir mi? Saygıdeğer Hocam, hürmetle, muhabbetle o nurlu ellerinizden öpüyorum. Azil kabul etmez talebeniz Beytullah Aydın, Zonguldak”.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çok güzel bir üslup kullanmış maşaAllah. İşin doğrusu tabii hadisin açık ifadesi, doğrudan Mehdi (a.s.)’ye bakıyor net olarak. İkinci anlamı, Fatih’e ve İstanbul’un fethedilmesine bakar. Çünkü, “Nazarı nübüvvette, ehemmiyet sırasına göre olaylar anlatılır” diyor Bediüzzaman, ehemmiyetine göre. En ehemmiyetli şey en önde anlatılır. Dolayısıyla İstanbul’un fethi ile ilgili çok fazla hadis var. Onlardan birinin de o olduğu görülüyor. Bütün zaten hadisler, küllidir o hadisler. O hadislerden o, sadece bir tanesidir ve tamamı Mehdi (a.s.)’ye yöneliktir o hadislerin, hepsi. Bu hadis de Mehdi (a.s.)’ye yöneliktir ama, ikinci işari anlamı olarak da Fatih Sultan Mehmed’e ve İstanbul’un maddi fethine bakar. Çünkü manevi fetih çok önemlidir, Mehdi (a.s.) manen fethedecektir. Toprak olarak fethetmek ayrı bir konudur. Toprak olarak fethedebilirsin, ama manen fethetmedikten sonra bir anlamı kalmaz. İnşaAllah. Mesela biz, farzedelim biz Osmanlı ordusu Zigetvar’ı da muhasara etmişti, ta Viyana’ya kadar da dayanmışlardı. Ama manevi fetih olmadı, yani hepsi Müslüman olmadı orası, toprak olarak alındı. Bir önemi olmuyor. Mesela manevi fethetsen bile, karşı tarafın aldığını düşünelim, fethetse de ne olur yani, hiçbir şey olmaz. Sen Müslümanlığı gürül gürül yaşadıktan sonra, o fethetse ne olur yani? Askerini doldursa ne olur? Polisini doldursa ne olur? Sen gürül gürül imanı yaşıyorsun yani. Üflersin giderler zaten, öyle bir konu olmaz. Zaten gelemezler de, gelseler üflersin giderler. İnşaAllah. Evet devam edelim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. “Essalamun aleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhü. Sayın Hocam, Müslümanların Hz.Mehdi (a.s.)’ye olan iştiyak ve ihtiyaçları arttı. Dünyada Müslümanlara olan zulüm ancak Hz.Mehdi (a.s.) vasıtasıyla inşaAllah kalkacak. Çin’de ki Uygur, Sincan olaylarını dile getirmeniz takdire şayandır, çünkü dile getirdiğiniz her mesele hayat buluyor, çözüm yoluna gidiyor inşaAllah. Mardin’den Abdülrahim İlan”.
ADNAN OKTAR: Abdülrahim maşaAllah. Abdülrahim kalp ehli bir kardeşimiz maşaAllah. Maneviyatı çok derin olan bir kardeşimiz. Hem kardeşimize selam, çevresindeki bütün sevdiklerine, mürşidine, mürşid efendiye, öbür muhteremlere hepsine selam ediyorum inşaAllah. Allah feyzlerini, bereketlerini arttırsın. MaşaAllah. Abdülrahim’in ifadesini bir daha baştan oku bakayım. Orada, onun arasında böyle güzel işaretler var.
OKTAR BABUNA: “Essalamunaleyküm ve rahmetullahi ve berekatuhü. Sayın Hocam, Müslümanların Hz.Mehdi (a.s.)’ye olan iştiyak ve ihtiyaçları arttı. Dünyada Müslümanlara olan zulüm ancak Hz. Mehdi (a.s.) vasıtasıyla inşaAllah kalkacak. Çin’de ki Uygur, Sincan olaylarını dile getirmeniz taktire şayandır, çünkü dile getirdiğiniz her mesele hayat buluyor, çözüm yoluna giriyor inşaAllah. Mardin’den Abdülrahim İlan”.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah çok hikmetli, güzel yazmış kardeşimiz. Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhü. Şimdi Mehdiyet öncüsü olduğumuz için, Mehdi (a.s.) talebesi olduğumuz için, Mehdi (a.s.)’nin kokusunu taşıdığımız için, onun zıl ve gölgesi altında hareket ettiğimiz için, ben de sizler de, hakikaten vurduğumuzu oturtturuyoruz, tuttuğumuzu kopartıyoruz. Yani küfrün perçeminden tuttuğumuzda ayırıp indiriyoruz aşağıya inşaAllah. Ve her yere damgamızı vurduk Allah’a çok şükür. Yani Resulullah (s.a.v.)’ın o güzel mührünü her yere vurduk inşaAllah. Ve müminlerin alnına vurduğumuzda, nur gibi onları parlatıyor, kafirin alnına vurduğumuzda da simsiyah kesiyor, Dabbet-ül Arz gibi maşaAllah. Ve bir kader-i ilahi ile sevk oluyoruz. Mesela Cenab-ı Allah bana sus dediğinde susuyorum, konuşmuyorum. Konuş dediğinde de, konuşuyorum. İlhamla, bütün Müslümanlar ilhamla hareket ederler. Cenab-ı Allah yaratır, biz kendiliğimizden konuşamayız, Allah konuşmaya meydana getirir.
Mesela Doğu Türkistan, Uygur Türkleri dediğimiz kardeşlerimizin olduğu bölge, deccalin cehenneminin içine düşmüş Müslümanların yaşadığı bir yerdir. Çin deccaliyeti orada bir cehennem oluşturdu Müslümanlara. Ve Müslümanları o cehennemin içine attı. Orada onların makamları tabi cennet oluyor ama dünya tarihinde görülmemiş bir zulüm, korkunçluk ve bir kabus, orada vargücüyle şu an devam ediyor. Ve dünyanın hiçbir yerinde böyle bir zulüm yoktur. Ne Afganistan’da ne Irak’ta ne şurda ne burda. Oradaki korkunçluk, oradaki zulüm ve oradaki psikopatlığın tarifi mümkün değil. Kardeşim, şimdi evde oturuyorsun değil mi, gece ikide yattın uyuyorsun. Adam bir şeyler diyerek kapıyı çalıyor, tak tak tekmeliyor. Buyrun kardeşim, diyor adam. Adam çince bir şey diyor ama suratında meymenet yok böyle, oksit sarı bir surat. Yürü gidiyoruz, diyor adam özetle. Onu söylüyor. Nereye gidiyoruz, diyorsun. Açıklama yok. İzah yok. Gidiş o gidiş. Yok oluyor adamlar. Kanun, adalet, hukuk hiçbir şey yok. Hakim, savcı, polis... yani dünyada bir hukukun olmadığı tek ülke. Ne hakimi, hakim zaten bizzat cinayet işliyor adam. Bana videolar gönderdiler Çin’de çekilmiş. Kardeşim, polis kaynıyor. Polis açılıyor böyle daire haline getiriyor, o psikopat Çinli psikopatlar var, elinde sopalarla, Uygurlu genci yatırıyor, Doğu Türkistanlı genci, vura vura vura orada şehit ediyorlar. Adamlar sadece bakıyor. Seyrediyor adamlar. Alayı katil oradakilerin. Rezalet yani.
Başka film gösterdiler, yine aynısı yine aynısı. Bana, gel diyorlar Doğu Türkistan’a seni gezdirelim. Festivale gideceğiz yani. Kardeşim bana önce o adamları sopayla şehit ediyorsunuz, bir kere onu bana bir anlatın. Değil mi? O karakolların altını bana bir anlatın, kıyma makinelerini falan. İnsanları kıyma makinesinden geçiriyorsunuz, koskoca Çin yapımı o deccalin aletlerinden geçiriyorsunuz Müslümanları, değil mi? Ben ne yapacağım orada, şangay mangay orada gezeceğiz falan. Ben biliyorum turistik geziyi, ben ne yapacağım onu. Bir kere hukuk, makul bir hukuk olması gerekir Çin’de. En azından Avrupa hukuku gibi olması lazım. Avukat tuttuğumuzda avukatın bir şey konuşabilmesi lazım. Avukat da yok oluyor kardeşim. Avukat ertesi gün yok adam, kıyma yapıyorlar, onu da kıyma yapıyorlar. Bu rezaletin bitmesi lazım.
Onun için, Türk İslam Birliği’ni istemeyen bir insan, Doğu Türkistan’daki bu kabusu da kabul etmiş olur. Ve görülmemiş bir kabus yani akıl almaz bir kabus. Orası çok büyük bir ülke biliyorsunuz Doğu Türkistan, çok büyüktür arazisi. Çok kalabalık nüfusu vardı. Bakın, 30 milyon kişiyi şehit ettiler ve yok ettiler. Dünyanın en büyük soykırımlarından biri uygulandı. Avrupa’nın haberi bile yok, yani muhatap dahi olmuyorlar. Amerika da, muhatap dahi olmuyorlar. İslam ülkeleri de; adamlar göbeğini kaşıyarak gidiyorlar İngilterede futbol takımı satın alıyor, at yarışlarına gidiyorlar. Bir kısmı tabi, hepsini tenzih ederim de adamlar aleminde, kendi işinde gücündeler. Vazife Türkiye’de. Burası delikanlı kaynıyor, yiğit kaynıyor Türkiye. Vazife bizde inşaAllah.
Onun için her Türk vatandaşı Türk İslam Birliği için hem dua etsin hem yardımlaşsın, internette arkadaşlık grupları oluştursunlar, ev sohbetleri yapsınlar, Allah dualarına icabet edecek inşaAllah. Devam edecekler inşaAllah.
İnşaAllah. Evet devam et Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Selam değerli Hocam”...
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
OKTAR BABUNA:“Lokman Suresi 28. ayette, şeytandan Allah’a sığınırım, ‘Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz, yalnızca tek bir kişiyi yaratıp, sonra diriltmek gibidir. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.’ Hocam bu ayette Rabbimiz bütün insanlığı yaratmanın tek bir kişiyi yaratmak kadar kolay olduğunu söylüyor. Hocam ikinci anlamı olarak şöyle de diyebilir miyiz? Hayal ve vehim olarak bakarsak, dışarıda var dediğimiz dünyanın, yani bütün insanlığın yaratılması tek bir kişinin beyninde yaratılması gibidir. Sevgiler, Dilara”.
ADNAN OKTAR: Şimdi biz Allah’ın sanatını bilmiyoruz, kainatı nasıl yarattığını bilmiyoruz. Ama sadece kolay yarattığını biliyoruz, yani kolayca bizi yarattığını. Kolayın kolayıdır Allah için, zaten zorluk diye bir şey yoktur. Kolaylık diye kastedilen de bizim zorlanmamız gibi veyahut bizim emek harcamamız gibi bir konu yoktur. Allah bir anda yaratıp bitirmiştir. Tek bir anda, sonsuz kısa zamanda, sonsuz uzun zamanı yaratmıştır Allah ve bitirmiştir. Çok olağanüstü bir olaydır. Ama yani öyle bizim aklımızla çözeceğimiz bir şey değildir bu, çünkü bize ne kadar düşüneceksek o kadar bilgi veriliyor. Ne kadar anlatacaksak o kadar bilgi verilir. Biz ne kadar çabalarsak çabalayalım bunun üzerinde ki bilgiye ulaşmamız imkansızdır, mümkün değildir. O çabaladığımız da çünkü kaderimizde oluyor. Şu konuştuğum da kaderdedir. Bunun dışında bir şey olmaz, mümkün değildir. Onun için, çözmek için uğraşmak tamam, gayret edebilir Müslüman. İbadet olarak devam edecektir, ama Allah’ın dediği kadar da kalır, o kadar. Ama bizim istediğimiz bilgiyi Allah bize vermiştir zaten ihtiyacımız olan bilgiyi, Ahiret bilgisini. Allah var, Ahiret var, adalet var, Cennet var, Cehennem var, geçmiş Peygamberler var, Melekler var, cinler var. Şeytanları Allah yaratmıştır, imtihan oluyoruz, karmaşık değildir din. Helaller, haramlar bellidir ve dini Allah çok kolay yaratmıştır. Cenab-ı Allah diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “Hz.İbrahim (a.s.)’in dini gibi kolaydır” diyor. “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” diyor. Mehdi (a.s.) işte bu ayeti uygulayacak, bu ayeti bak, “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” ayetini uygulayacak, bunu hadislerde de görüyoruz. Ve bütün mezhepleri kaldıracaktır. Dine ilave edilen bütün bidatları kaldıracaktır. “Allah sizin için zorluk dilemez, kolaylık diler” “Hz. İbrahim (a.s.)’in dini gibi kolaydır” ayetleri, tam anlamıyla Ahir zamanda tahakkuk etmiş olacaktır yeniden. Peygamber (s.a.v.) zamanında tahakkuk etmişti, şimdi bir daha tahakkuk edecek inşaAllah. Sonradan dini zorlaştırdılar, karmakarışık hale getirdiler. Din en sade şekliyle, sahabe döneminde ki şekliyle, Peygamberimiz (s.a.v.)’in zamanında ki şekliyle, aynısıyla yeniden nur gibi zuhur edecek inşaAllah.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Allah'ın İsimleri
Devamı ...