SUNUCU: Programımıza Harunyahya.tv sitesinden devam ediyoruz sevgili izleyiciler. Bu programdaki konuklarımız Dr. Oktar Babuna, Akın Gözükan, Serdar Arslan ve tüm dünyada eserleriyle takip edilen ünlü yazar Sayın Adnan Oktar. Hoş geldiniz efendim.
ADNAN OKTAR:Ne anlatalım Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Nasıl uygun görürseniz Hocam. Kunduzlarla ilgili bir iman hakikati var, eğer uygun görürseniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Kunduzlar çok şeker şeyler. Onların burnunu ısırmak lazım. Dehşetli enerji var onlarda. Göster bakalım.
Bu herifleri ben yerim. Acayip şeker bunlar. Enerjiye bak sen. Şu sesler onların mı? Ne dedi, kaç ağaç?
OKTAR BABUNA:400 ağaç.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ormanda bir şey bırakmaz bunlar. Ne diyorsun?
OKTAR BABUNA:Elhamdülillah, Allah’ın ilhamıyla olduğu çok belli maşaAllah. Daha fazla bilgiyi sizin sitenizden alabilirler Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hocam sen Darwinistleri felç ediyorsun.
SERDAR ARSLAN:Vesilenizle Hocam. Sizden aldığımız ilimle Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çünkü hep anlattığın konular bilimsel, reddedilmez deliller, değil mi? İnşaAllah.
Oktar Hocam sözlü bir şeyler anlat. Yani yazılı kaynaktan olmayacak.
OKTAR BABUNA:Bu Hocam en son Ardi konusunda iddiaları olmuştu. Siz bunu yalanladınız dünya çapında, yalanlanmasına vesile oldunuz daha doğrusu. Yine National Geographic Dergisi bir çırpınışla bunu kapaktan, işte insanın atası gibi kapak yapmaya çalışmış. Halbuki en önde gelen Darwinistler de, bunun zaten böyle olmayacağını söylüyorlar. Mesela Tim White var bunlardan California Üniversitesinden, onun itirafını da yayınlamıştınız daha önce. Daha doğrusu siz bunun bir bonobo maymununa ait olduğunu ispatladıktan sonra, Tim White da itiraf etmişti, bu fosilin aslında geçersiz olduğunu. Onun gibi başta gelen Darwinistler de söyledi ama National Geographic Dergisi yeniden bir kıpırdanma yapmaya çalışmış böyle. Kapak haline getirmeye çalışmış bunu Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne diyorsun Serdar Hocam?
SERDAR ARSLAN:Estağfurullah Hocam. Siz bütün Darwinistlerin bütün yalanlarını birer birer deşifre ettiniz Hocam. Bundan dolayı da hakikaten felçleri ondan kaynaklanıyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bunlar böyle göğsünü gere gere yalan söylerken, dünyayı bomboş bulmuşlar Allah’ın hikmeti, hayrettir yani. Birisi çıkıp da; “kardeşim niye yalan söylüyorsunuz, ne yapıyorsunuz, ortalıkta bütün milleti böyle aldatıyorsunuz” dememiş. İnanılır gibi değil. Hatta bilakis tırsıp korkup; “Kuran’da da zaten evrim var, biz de sizin gibi evrimciyiz, zaten hep beraberiz” demeye başlamışlar. Proteinleri, hücrenin yapısını anlatıyorsunuz, nefes kesici. Bak anlatıyorsunuz anlatıyorsunuz, bitmiyor anlatmakla. Tarif etmekle bitmiyor, ucu bucağı yok. Dünya çapında alenen yalan söylüyorlar ve çok kötü yalan söylüyorlar, çocukça. Böyle gırtlaklarına demeyeyim de, ümüklerine çöktüm yani, yandı bunlar. Asla yalan söyletmem. Ne cesaret? Dünyanın gözünün içine baka baka, alenen bağıra bağıra yalan söylüyorlar. Hayret ediyorum, inanılır gibi değil. Kardeşim bir kere sen nereye konuşuyorsun? Sen bir kere bir proteini açıklayamıyorsun sen, bitmişsin, konu bitmiş değil mi? Ne hücrenin yapısını açıklayabiliyorsun, ne mitokondriyi, ne kofulu, her yerinde bitmiş vaziyettesin. Bir tane fosil getiremiyorsun, oturmuşsun bize bonobo maymununu “al sana insanın atası” diyor. Boşa yalan söylüyorsun. Nitekim yalanlarını geri aldırttım. Bu kaçıncı yalanlarını geri aldırmam yani. Yalan makinesine döndüler kardeşim, gece gündüz yalan. Avrupa’daki bu yalancı takımı üretiyor üretiyor yalanları, bizim garibanlara gönderiyor, bunlar da büyük bir merakla sanki gerçek bir şeye kavuşmuşlar gibi. Kardeşim onlar oradan bir yalan attı mı, gelin bize bir sorun. “Ağabey bize bir yalan söylediler, ne diyorsun?” falan diyecekler. Söyletmem yalan. Bir kere bunu bırakacaklar. İstisnasız yalan söyleme sistemidir Darwinizm. Sürekli yalan sistemidir.
OKTAR BABUNA:Hocam siz bunlara hakikaten özür dilettiniz, izleyicilerimiz bilmiyor olabilir. Bu Ida diye bir şey çıkarmışlardı.
ADNAN OKTAR:Ama aferin bak, özür dilemeyi de öğrendiler. Yalan söyleyince, özür diliyorlar. Ne zaman yalan söylerlerse, bak kulaklarından tutuyorum, “Yalan söyledin yine kareta” diyorum. “Özür dilerim abi” diyorlar. Bu kaçıncı? Çok ayıp yaptığı. Ne dergisi dedin?
OKTAR BABUNA:New York Times özür dileyenler, BBC’ye özür dilettiniz. Ida’yı dünyanın sekizinci harikası diye tanıtmışlardı, siz lemur fosili dediniz.
ADNAN OKTAR: Dokuzuncu harikası da,onların yalan söylemesi oluyor.
OKTAR BABUNA:Gerçekten manşetten özür dilediler. “İnsanın atası değilmiş, pardon” dediler böyle Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Her seferinde bu olay olur, söyleyeyim, inşaAllah.
Efendim, başka ne öyle yalan söyleme olayları var? Şimdi ben onları teker teker rezil edeyim.
OKTAR BABUNA:Bu şeyi söylemiştiniz Hocam siz inşaAllah. Güya bir hücreden genetik materyalini alıp başka bir hücreye naklediyorlar, (haşa) hücreyi yaptık, canlı hücre ürettik gibi.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bakın, bir kere bu hikayeleri duyduğunuzda külliyen yalan. Darwinizmin bütün sistemi bu yalan üzerine kurulmuştur. Bir bilgi geldiğinde, yüzde yüz bir kere ‘yalan’ deyin, ben arkasından size ispat edeyim. Yani getirin, “ağabey bize bir yalan geldi, bize bunu açıklar mısın?” diyeceksiniz, gerisine karışmayın. Yani ortalığı boş bulduklarında bunlar yalan söylüyorlar. Bu ne münasebetsizlik ve ne cesaret? Her seferinde ümüğünüze çökmüyor muyum? Bağırta bağırta özür diletmiyor muyum? Yalan söyleyeceksen kerata -neyse tabii yalana teşvik edemeyiz de- yani şaka yapıyorum de, yalan söyleyeceğim de, aklım alsın. Ciddi ciddi koskoca adam oturup dergi, bonobo maymunu diye... Hala yaşıyor hayvan aynısının tıpkısıyla, insaf artık. Getir bu kişileri sen bana, bir görüşeyim ben onlarla.
OKTAR BABUNA:Gelemiyorlar, kaçıyorlar sizden Hocam. Gelseler. Siz İngiltere gazetesine ilan verdiniz hatta Dawkins’i çağırmak için, kaçacak delik arıyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ertuğrul Özkök bir ara böyle, ben Darwinistim marvinistim falan, yazılar çıkarttı. Herhalde benim cevap vermemi istedi. Verdik, otuz kere cevap verilmez değil mi? Darwinist olduğundan değil, ama hakikaten bir iman bunalımında, karar veremiyor, az okuyor. Yani bizim sitelere girse, konuları bir okusa, incelese tam anlayacak. Zamanında aydınlıkçı eserleri okumuş, Marksist eserleri okumuş, kafa bulanmış. Çevresi de dar, yani bilgi alacağı çevresi de yok. Halbuki dese, “gel Hocam, bir görüşelim bir konuşalım” falan. Sohbet ederiz, konuşuruz, anlatırız değil mi? Çevreleri dar olduğu için, ona konuyu anlatan adamlar da Darwinist oluyorlar. Yani Darwinist Darwinistle konuşuyor sadece ve dolayısıyla o kafalarındaki toksik maddeleri dışarı atamıyorlar. Kurtuluş bizim sitelere girmeleri, en iyisi o odur, bizim sitelere girecekler.
Oktar Hocam başka ne vardı?
OKTAR BABUNA: Bu maymunlardaki... Sizin sitenizde yine bir cevap var. 48 kromozomun, güya insanda 2 kromozomu birleşip, 46’ya indiğini iddia ediyorlardı. Siz de sitenizde Hocam böyle bir şeyin imkansız olduğunu, zaten böyle bir durum olduğunda çok ağır sakatlıklar ve ölüme giden bir şey meydana getirdiğini.
ADNAN OKTAR:Kardeşim ben buna cevap vermek durumunda kalıyorum, inanılır gibi değil. Bunların tamamı yalan ve çok kötü yalan. Rezalet tarzında yalan, çok kötü yalan. Teknik yapısı o kadar karmaşık, o kadar ince, o kadar detaylı ki yani mümkün değil. Mesela bir bilgisayarın parçaları falan hiç kalır onun yanında. Bir bilgisayarın donanımı hiç kalıyor onların yanında, o kadar karmaşık ve ince. Bunun tesadüf olması... yani ben buna cevap vermek durumunda kalıyorum, çok acayip bir şey bu. Yani diyorum ki, bilgisayar tesadüfen olamaz, der gibi yani. Bilim Darwinizmi mahvetti, paramparça etti, yerle bir etti. Bilimin karşısında sürekli mahçup olacaklar. Bilim bunları yutan canavara döndü. Yani bunlar canavar gibi görüyor şimdi bilimi.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah, maşaAllah. Ama o da sizin vesileniz ile oldu Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:EvvelAllah.
OKTAR BABUNA:Bilim vardı ama siz yoktunuz, onu Darwinizme delil gibi kullanıyorlardı.
ADNAN OKTAR:Bu kadar alenen yalan söylemeleri ve avucuma düşmeleri, o kadar aciz olmaları, o kadar zevkli oluyor ki bunları ezmek. Alenen koskoca adamlar yalan söylüyor, çok komik yani. Yani sakallı bıyıklı koskoca, binlerce yani koro halinde yalan söylüyorlar. Her ezdiğimde kaçıyor ve bir daha da kayboluyor. Bak tombul yok ortalarda, öbürü yok. Kardeşim ne mecburiyetim var yalan söylemeye? Yani seni kim mecbur ediyor? Otur evinde rahat, işine bak, niye yalan söylersin ki? Dünya bomboşmuş, kimse karışmamış bunlara, inanılır gibi değil. Bunlar enine-arşınına her şeyi yapmışlar. Biz hayt ne oluyor falan deyince, ortalıktan bunlar anında araziye geçtiler. MaşaAllah.
Başka ne var Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Hücre zarındaki proteinlerin bilinçli hareketleri ile ilgili kısa bir film var Hocam eğer uygun görürseniz?
ADNAN OKTAR:Kardeşim bak, şimdi sırf şu bile, insan utanır. Şu filmi şimdi seyrettikten sonra daha hala ben Darwinistim diyorsa yani insaf artık. Bak yedi yaşında çocuk olsa bunu yapmaz. Kapsamlı, dünya çapındaki bir aldatmacanın en çirkinidir Darwinizm.
Bakalım.
OKTAR BABUNA:Bu maddeleri taşıyan protein kapılar. Yani özel kapılar var, ama bunların taşıyıcı özelliği var. Mesela geliyor hangi maddenin olduğunu seçiyor, kendisine yararlı olanı alıyor, hücrenin içerisine geçmesini sağlıyor, özel bir sistemle.
ADNAN OKTAR:Tesadüfen diyorlar yani.
OKTAR BABUNA:Diyorlar evet Hocam inşaAllah. Bu sistemler hücrenin hayatta kalmasına vesile oluyor.
ADNAN OKTAR:Türk-İslam bayrağını böyle dikeceğiz. Darwinistler, “Hocam yani biz böyle rezil yalanın içine girdik, Allah bizi affetsin yani böyle bir rezaletin, böyle bir oyunun bizi saracağını hakikaten tahmin etmiyorduk. Allah razı olsun bizi kurtardın bu dev ve organize yalandan” diyecekler.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bir yere yazsınlar bu yaptıklarını, hakikaten acayip utanacaklar, inanılır gibi değil.
PKK’lılar geri mi dönüyormuş Habur’dan? Habur takımı vardı, gelmişlerdi, geri dönüyorlarmış.
OKTAR BABAUNA:Siz söylemiştiniz Hocam daha gelirlerken.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bak bağırarak söylüyorum, bütün milletime de söylüyorum; Darwinizmin anlatımı PKK’yı bitirecektir. Çözüm budur. Ve Türk-İslam Birliği. Doğu Türkistan’ın kurtuluşu da, bütün İslam aleminin kurtuluşu da, Türk-İslam Birliği’ne bağlıdır. Herkes arabasında, evinde küçücük bir yere yazsın. Kardeşim “ben Türk-İslam Birliği’ni istiyorum.” Desinler ki, Hocam sen dedin olmadı desinler ondan sonra bana. Bak bunu yapsınlar, olacak diyorum. Tembellik etmesinler, şu kadarcık küçücük bir yazı, bak şöyle küçük tamam mı? Şu kadar. Bu kadar da olur. Arabasına, evinin bir yerine koysun, “Türk-İslam Birliği’ni istiyoruz.” Gerisini bana bıraksınlar. Eğer olmazsa, gelip bana ne diyorlarsa desinler, anlaşıldı mı? Gerisine karışmasınlar. Öbür türlü Allah esirgesin, sakın tahayyül dahi edilemez. Bir de, bak Habur’dan geriye dönen takım diyorlar ki, biz dağa çıkmayacağız. Dağda sen zaten Darwinist evrim propagandası yapmana gerek yok. Tabii ki orda akademik eğitim yapacaksın kendi kafana göre, sahte akademik eğitim. Ne yapacak? Darwinist, materyalist, Marksist, Leninist, Stalinist propagandayı genişletecektir. Zaten o amaçla gelmiş, o amaçla devam edecektir. Bunu görmezlikten gelmek ve devam etmek çok büyük hata olur. Bakın çok büyük hata olur, çok büyük hata olur. Bilimdir bu hastalığın çözümü, bilim. Yani PKK’yı çökertecek olan bilimdir, bilimsel delillerdir, bilim adamlarıdır. Sosyolojik, felsefi yani bilimsel çalışma yapılması gerekiyor. Çünkü onların silahı bu, başka silahları yok. Biz de aynı karşıtı vermezsek, tek yanlı olursa netice alamayız. Alamayız derken tabii her halükarda alırız, onu söyleyeyim. Öyle kaçarı-kurtarırı yoktur bu işin, inşaAllah. Ama bakın ben devlet ricaline ben bunu aktarıyorum, bu olay böyle, yani net bu söz. Bilim, devletin imkanları ile eğer akılcı sunulursa; felsefi, sosyolojik, bilimsel iyi bir çalışma yapılırsa, Marksist, Leninist, anarşist, terörist düşüncenin yanlışlığı akılcı olarak anlatılırsa konu biter. Öbür türlü çorba edebiyatı ile bu işler olmaz.
Serdar Hocam bir konu anlat.
SERDAR ARSLAN: Estağfurullah Hocam. Şimdi proteinlerin varlığı büyük bir mucize, DNA’nın varlığı büyük bir mucize. Allah hücrede şekerleri ve yağları da yaratmış. Onlar için de apayrı sistemler var. Ve onların üretimi için pek çok sayıda enzime ihtiyaç var. Siz zaten ispat etmiştiniz. Her bir enzimin varlığı büyük bir mucize iken, çok sayıda enzimin varlığının şart olması evrimi tamamı ile çökertiyor inşaAllah Hocam.
Bu yağların üretimi şekerlerin üretiminde çok sayıda enzim tıpkı bir fabrikada nasıl seri bir üretim oluyor, biri diğerine teslim ediyor, onda da mükmmel bir intizam ile hücrede bu üretim yapılıyor. Hatta bazen hücrenin dışına enzimler bırakılıyor, orada bu üretim yapılıyor. Ve bunlardaki en ufak bir hata, kesinlikle bir değişime sebep olmuyor. Aksine çok büyük hastalıklara, çok büyük ölümlere yol açıyor inşaAllah.
Şimdi bu proteinlerin varlığı büyük mucize. Ancak proteinler yalnızca düz aminoasit zincirlleri değiller. Bunlar doğru görevlerini yapabilmeleri için 3 boyutlu yapılanmada olmaları gerekiyor. Ancak bu 3 boyutlu yapılanmaları dahi ihtimal hesapları açısından imkansız, kendiliğinden olması (haşa) imkansız. Kaldı ki bir protein olabilmesi için, çok sayıda başka proteine ihtiyaç var. Dolayısı ile sistem bir bütün halinde yaratılmış. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir protein olması için başka bir protein, bir kere dünyada bu slogan olması lazım. Bakın ‘bir protein olması için başka bir proteine ihtiyaç var’ ne demektir bu biliyormusun? Darwinizm rezalet bir yalandır. Anlamı bu, rezalet. Bakın bir yalan var, bir de rezalet yalan. Rezalet yalandır yani. İnanılır gibi değil, külliyen tamamı yalana dayalıdır. Hepsini tek tek anında anlatırım. Bir de anlatmak durumunda kalıyoruz, hani vardır ya çocuklar, kaplumbağaya bindim Newyork’a gittim gezdim, geri geldim der. Anlatırsın yavrum böyle hayali şeyler anlatma yalan söyleme falan dersin, bu ondan daha büyük rezalet yani. Çünkü bunu koskoca sakallı bıyıklı herifler anlatıyor yani.
Mustafa Çetindağ; “Dünyada ismi geçecek bir halife kalmayıncaya kadar Mehdi (a.s.) çıkmayacaktır. (El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar. Ahmet İbn-i Hacer-i Mekki) Çok muhterem, büyük bir ehl-i sünnet alimidir. Ne demek? Yani Mehdi (a.s.) halifelik kalktıktan sonra zuhur edeceği açıkca anlaşılıyor. Halifelik 1924 yılında kaldırıldı. Halifeliğin kaldırılması Hz. Mehdi (a.s.)’ nin çıkış alametidir.” İnşaAllah.
Münafıklardan anlattım, münafıklar böyle asit dökmüş solucan gibi kıvranmaya başladılar geçen günler. O sahtekarları çok iyi tarif ettik maşaAllah.
Münafık, böyle aç köpek gibidir. Yemek yemek, uyumak, eve sığınmak, çıkar peşindedir, başka bir şey aramaz. Ama Allah’ın olma ihtimaline göre de -(haşa) onun kafasına göre- korkan. Onun için Müslümanların da dinsiz olmasını ister ki bir kurtulsun, o baskıdan kurtulsun, yani iman baskısından kurtulsun, çünkü vicdanı rahat değildir münafığın. Ya Allah varsa kafasındadır, daralır. Müslümanları da dağıtıp böyle vesveseye düşürmek için uğraşırlar. Böyle köpek nasıl kulübesine meraklı ise, münafık da eve meraklıdır böyle. Hemen gitsin, kuyruğunu bir soksun. Yesin, içsin. Annesini, babasını, ailesini sevdiğinden değil de onları bir çıkar makinesi olarak görür. Çünkü anası yemek pişirir, dedesi onu besler, bilmem işte şu başka ihtiyacını karşılar. Onları bir menfaat makinesi gibi görür, yani sevdiğinden değil. Normalde nefret eder münafık.
Sen aç münafık ayetlerini, biraz da oradan anlatalım. Oku bir ayet, ben şerh edeyim inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gizli toplantıların fısıldaşmalarından' (kulis) men edilip sonra men edildikleri şeye dönenleri; günah, düşmanlık ve Peygamber'e isyanı(aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun?”
ADNAN OKTAR:Tamam şimdi orada dur. Ne anladın ayetten?
OKTAR BABUNA:Men edildikleri şeye dönenleri, yani günaha düşmanlık ve Peygamber (s.a.v.)’e isyanı.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak, münafıkların özelliğidir, çok alçak ve kahpece gizli toplantılar yaparlar. Sezdirmezler, Müslümanların haberi olmaz. O köpek gibi böyle uyuz köpek, kuduz köpek nasıl böyle duvar diplerinden falan gider bulur münafıkları. Ve Müslümanlar hakkında bilgi verir ve konuşur. “Ne yapalım, nasıl çökertelim, nasıl durduralım?” diye bilgi alış-verişinde bulunurlar. Kuran buna işaret ediyor, işte anlattığı budur.
Evet devam et.
OKTAR BABUNA:“Onlar sana geldikleri zaman, seni Allah'ın selamladığı biçimde selamlıyorlar.’’
ADNAN OKTAR:Çok kahpe olurlar. İşte ben kitap dağıtıyorum, İslam’ı yayıyorum der. İslam’dan, dinden bahseder ki sen şüphe etmeyesin, rahat olasın, anlatabildim mi? O bir örtülemedir. Esselamun aleyküm der, mesela gelir, ben Müslümanım elhamdülillah. Hocam, yahut kim ise artık orada, saygı gösterir sezilmemesi için. Resulullah (s.a.v.)’ın yanına geldiklerinde de hürmet ile eğiliyorlar ama çok kahpe. Onun hakkında bilgi edinmek Resulullah (s.a.v.) hakkında, sahabeler hakkında bilgi edinmek ve onu küfre bildirmek kastıyla geliyorlar. Devam et.
OKTAR BABUNA:“Ve kendi kendilerine: ‘Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azap etse ya.’ derler.’’
ADNAN OKTAR:Şimdi münafığın ölçüsü odur. Yani eğer münafıklık yapıyorsam, yani hakikaten (haşa) Allah varsa der onlar -Allah var da, o kelime anlaşılması için. Fakat onun mantığına göre (haşa) eğer Allah varsa mantığındadır- o zaman belasını vermesi gerektiğini düşünür. Bela da gelmediğine göre, onun mantığına göre, demek ki Allah yok der (haşa). Çünkü bela olsa, hemen belamı vermesi gerekir diyor. Halbuki Allah onu bekletiyor. O ahmak, o belanın kıyaslanmayacak derecede şiddetli ve sonsuza kadar olanının içine girecek. O ahmak küçük bir şey bekliyor, ufak küçücük bir şey. Ya kafasına bir odun çarpacak, ya kanser olacak. Kanser onun için ne ki, onun için böyle sürünmek ne ki? Onlar hiçbir şey. Bakın sonsuza kadar gayya kuyusunun en derinliğinde, en şiddetli azap ile sonsuz kadar çıkamıyor, sonsuza kadar. Allah onun için, özel müsade ediyorum diyor Allah. Sakın şaşırmayın diyor Allah, Müslümanlara söylüyor. Yani Benim onlara mühlet vermeme, imkan tanımama sakın şaşırmayın diyor. O ahmak mesela girer orada, pis boğazını gider orada doyurur, pis pis oralara gider sığınır, yer, içer, yatar, Müslümanların haberlerini uzaktan izler. Bir de Müslümana ne kötülük yapabilir? İt gibi de korkar Müslümanlardan yalnız münafık, bir de öyle bir özelliği vardır. Yani it gibi, acayip korkar. Çünkü Müslümanların ahiretteki intikamı, Allah’ın dilemesi ile pek şedidtir, pek pek şedidtir değil mi? Çünkü Allah’a sözcü ile şikayetçi olacaklar ve alınacak intikam da pek şedid olacaktır. Onun için it gibi korkarlar yani. Bizim bildiğimiz it anlamında değil, ben onları çok seviyorum. Şeytan itler vardır onlardan bunlar inşaAllah, dediğim münafıklar.
Evet sen Oktar Hocam şimdi sen devam et, biraz genişletelim. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Onlara Cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o, ne kötü bir gidiş yeridir.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bak dediğimin açıklaması işte. Ne zaman oluyor biliyor musun? Mesela sığınıyor, diyor ki: “Beni falanca kurtarır, dedem kurtarır, babam kurtarır.” Senin deden iki on sene sonra, münafıklık yapan deden, böğüre böğüre ölecek değil mi? Ayağını titretecek, atıp kuyunun içerisine koyacaklar. Sen yine köpek gibi ortada kalacaksın. Sen de arkasından öleceksin, it gibi ayağını titreteceksin. Seni de 2 metrelik kuyunun içine koyacaklar, sonra Allah’ın huzuruna geleceksin, münafık takımı ile birlikte. Allah, sen orada yedin içtin, kısa bir süre imkanlar kazandın, şimdi ne yapacaksın, diyecek. Mesela farz edelim, tabii Cenab-ı Allah’ın sorgulamasını ben bilmem. Değil mi? Yapacağı hiçbir şey yok. Sonsuz azabın ne olduğunu bilmiyorlar, onu görecekler. Mesela yüz milyon sene geçecek, bitmiyor. Dört trilyon sene geçiyor, bitmiyor. Yüz trilyon sene geçiyor, bitmiyor. Binlerce kere, milyonlarca kere pişman olacaklar. Bak diyor ki Allah; “onulmaz hasretlerle acı çekecekler”, onulmaz hasretlerle. Allah’ı anlamıyorlar. Allah’ı zannediyorlar ki (haşa) yaşlı bir dede, ağlar zırlar, Allah da onları affeder zannediyorlar. Allah affeder ayrı, Allah’ın affediciliği vardır. Fakat münafıklar için değildir bu. Münafık olarak öldüyse, yandı o. Öyle ağlamak, zırlamak, sahtekarlık falan hiçbir şekilde kurtulamaz. “Allah yapmaz” diyor. Yapar mı, yapmaz mı göreceksin sen. İnşaAllah. Allah’ın intikam sahibi olduğunu göreceksin. Kardeşim bir kere canınızı alıyor, bütün insanların canını alıyor. Alıyor mu, almıyor mu? Alıyor. “Allah yapmaz” diyor, yapıyor görüyorsun değil mi? Mümin ise canı ferahlık ve neşe içinde alınır, sevinçle. Bak Peygamberimiz (s.a.v.) göğe bakıyor nur yüzüyle, Refik-i Ala’ya diyor. Yani Yüce Dost’a, aşkla ölüyor, aşkla ruhunu teslim ediyor. Ebu Cehil köpek gibi debelenerek, böğüre böğüre öldü. Pis canını Cehenneme teslim etti inşaAllah.
Evet devam et.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sizinle birlikte çıksalardı, size 'kötülük ve zarardan' başka hiçbir şey ilave etmez...’’
ADNAN OKTAR:Bu herifler sadece pisliktir. Bir kere korkak ve aşağılık oldukları için bir işe yaramaz. Dini yaymaz, güzel ahlak göstermez, oyun oynar, sadece Müslümanlardan menfaatlenmeye çalışır. O da onun içine koyar, bayağı ağır gelir. Hep ölüm korkusu içerisindedir münafık, hiç rahat yaşayamaz.Tam klasik baş belasıdır, gittiğinde Müslümanlar ferahlarlar. Ama gidince de uyuz köpek gibi orada ürür, rahat durmaz, illaki bir şey yapar. Bir de özgür olduğunu zanneder avanak, halbuki münafık kaderinde olanı yapacaktır, başkasını yapamaz. O özgürce kötülük yapabileceğini düşünür. O mesela iki, dört, üç, beş, kaç tane ise yapacağı hepsi bellidir kaderinde, sadece onu yapabilir, altıyı yapamaz, istese de yapamıyor. O üç beşi var ya, olduğu gibi Müslümanlara sevap olarak gelenlerdir. Münafık olmazsa, Müslüman çok az sevap alır. Münafık, sevap makinesi gibidir böyle, yağmur gibi sevap üretir Müslümanlara. Muazzam sevap kazandırır. Mesela kafir çok sevap getirir Müslümana, onun görevi odur, Müslümana sevap getirmek. Ama münafık, mesela o milimleyse, o kilometre hesabı ile getirir. Münafığın çok daha fazladır getirdiği sevap. Aldığı günah, kafirin aldığı günahla kıyas olmaz, çok çok daha fazladır. Çok aşağılık bir mahluktur münafık. Peygamberimiz (s.a.v.)’in devrinin münafıkları vardır, onlar çok korkunç azılılardı. Mehdi (a.s.) devrinin, Mehdi (a.s.)’nin de münafıkları vardır. Mehdiyetin bereketidir onlar, Mehdiyeti göğe çıkarıyorlar. Münafıklar olmasaydı, Mehdiyet dar kalırdı. Muazzam güç verir. Küfür, Darwinizm, materyalizm Mehdiyeti göğe çıkartır. Ama münafıklık, göğün de üstüne çıkartır, acayip gücü vardır münafıklığın. Yani Müslümanları sevaba götürme, Cennetini parlatma gücü vardır. Onları Cennete ittikçe, kendilerini Cehenneme iterler münafıklar, orantılı olarak. Yani onları ne kadar Cennete iterlerse, o kadar da kendilerini onlar Cehenneme iterler. Onun için, Müslümanlar için çok büyük bir hayırlı ve berekettir münafık, büyük bir ihtiyaçtır, yani kan gibi. Özel yaratılır münafık, inşaAllah.
Devam et.
OKTAR BABUNA:“Ve aranıza fitne sokmak üzere içinizde çaba yürütürlerdi. İçinizde onlara 'haber taşıyanlar' vardır. Allah, zulmedenleri bilir.”
ADNAN OKTAR: Haber taşıyanlar, işte onların yaptıkları bu. Haber taşıyınca, kötülük yaptığını zannediyor ahmak. Halbuki onunla Müslümanları güçlendiriyor ve taşıdığı haber onların başına bela olur. Taşıdığı haberle tuzak kuracak ya, o tuzağa kendi düşer, onların kendileri düşerler. Özel bir sistem vardır, bilemezler onu. Münafığın ana özelliği, Allah’a inanamadığı için özgür hareket ettiğini zannetmesi. Onun için zaten münafıklık yapar münafık. Yani Müslümanların kader içinde hareket ettiğine inanmaz o. Onların o inancına şaşırır o. Zaten üstte görmesinin sebebi odur. Kendini büyük görür münafık, daha üstte görür.
Devam et.
OKTAR BABUNA: “Allah, zulmedenleri bilir.” “İnsanlardan öyleleri vardır ki: ‘Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik’ derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azab vardır.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bir daha oku ayeti.
OKTAR BABUNA: “İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve Ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar.”
ADNAN OKTAR: Kendi kafasına göre, o avanak kafasına göre, evet.
OKTAR BABUNA: “Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azap vardır.”
ADNAN OKTAR: “Kalplerinde hastalık vardır.” Zaten komple psikopat oluyorlar, cins mahluklar. Ama münafığa ihtiyaç, ekmeğe, suya ihtiyaçtan daha şiddetlidir Müslüman için. Allah’a müthiş yaklaştırır. Darwinizm, materyalizm yok, kafirler de yok, münafıklar da yok. Mehdi (a.s.) çıktı diyelim, ne oluyor? Yüz trilyon sevap alacaksa, on sevap alır. Yüz trilyon nerede, on nerede? İhtiyaç mıymış?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Devam et.
OKTAR BABUNA: “Oysa izzet (güç, onur ve üstünlük) Allah'ın, O'nun Resûlü'nün ve mü'minlerindir. Ancak münafıklar bilmiyorlar.”
ADNAN OKTAR:Niye bilmiyor? Avanak olduklarından, kafa çalışmıyor. Onlar kendilerini çok uyanık zannederler. Müslümanların boş işle uğraştığını düşünürler. Gece, gündüz uğraşıyorlar, işte tebliğ yapıyorlar, paralarını veriyorlar, bir aradalar. “Kardeşim istikbalini düşün, evlen, işine gücüne bak, iş yeri aç” değil mi? “Kendini ne oturup böyle dine kaptırıyorsun” der münafık. “Bak ben ne güzel işte bahçelerde geziyorum, eğleniyorum.” Sen gez, eğlen. Böyle iki metrelik kuyunun dibine geldiğinde, üstün senin tamamıyla bir örtüldüğünde, sana gel diyecekler değil mi? Sen o kısmı bir gör bakalım. Orada sen bayağı bir şenlik göreceksin. Müslümanlar açısından şenlik, Allah “şölen” diyor zaten, onlar için de şölen diyor, bela şöleni. Müslümanlar için de kalp ferahlığı şölenidir inşaAllah.
Devam et.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. “Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar, oturup kalmalarına sevindiler.”
ADNAN OKTAR:Şimdi bak, bu yeterli mesela, bölüm bölüm. Bak, “oturup kalmalarına”, bunlar böyle mahalle şeyi gibi çok meraklıdırlar oturmaya. Bak ev, eve çok meraklı, ev olacak, yiyecek, içecek, yatacak, gezecek, yine yiyecek, içecek, yatacak, gezecek. Derdi budur, ölmek de istemez. Mümkün mertebe uzun yaşamak ister. Tabii ki Müslüman da uzun yaşayıp Allah’ın dinini yaymak ister, ama o dünyaya bağlı olduğu için, Ahiret’e de inanmadığı için ödü kopar ölümden, hiç istemez. Ama ev, in, herhangi bir in bir münafık için çok önemlidir, yeterki Müslümanlardan uzak olsun. Riskli görür Müslümanları, tehlikeli görür. Uzaktan haber alma onun için çok önemlidir. Halbuki sen en büyük tehlikeye giriyorsun avanak, Cehenneme gidiyorsun sen, değil mi? Adım adım Cehenneme gidiyorsun sen. Cehennemin kapısında nöbet bekliyor, haberi yok. Çok akıllı hareket ettiğini zanneder. Her münafık süper uyanık olduğu kanaatindedir. Onları bir konuştursan acayip bilmiştir.
Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanının, Dırar Mescidi’nin münafıklarını bir araya getirsen züppelik, ukalalık, münasebetsizlik, dangalaklık hepsinin üzerindedir. Bakın ahmaklara, Peygamber (s.a.v.)’den ayrı mescid kuruyor. Bak, münasebetsizliğe cesarete bak. Gelin diyorlar, Peygamber (s.a.v.)’in kurduğu mescide ne gerek var. Bizim mescide gelin orada namaz kılın, diyorlar. Orası o kadar iyi değil, diyorlar. Oradaki konuşulanlar da o kadar iyi değil, diyorlar. Peygamber (s.a.v.)’nin anlattıklarından daha güzel şeyler biz anlatıyoruz, bizim yanımıza gelin, diyorlar. Kardeşim şimdi bu adamlara ne denir? Ben o devirde olacaktım, ben o Dırar Mescidi’nin orada olacaktım... Bakın, cesarete bakın. Peygamber (s.a.v.) sohbet ediyor. O güzeller güzeli, dünyanın nuru sohbet ediyor. Adam çıkıyor, siper ediyor. Bak, ahmaklığa, münafık ahmaklığına bak. Sezdirmediğini zannediyor. Münafık hep öyle gizli işler yaptığını zanneder ve fark edilmediğini zanneder. Halbuki Müslüman onu görür zaten. Münafık sezilir yalnız, o yanlış anlaşılmasın. Münafık hiç bilinmez değil. Net teşhis koyamazsın. Yoksa münafığın alameti vardır. Bağırır münafık, böyle kaynar. Tabii, adam böyle katran gibi kaynar. Belli olmaz diye bir şey yok, belli olur. Ama teşhis koyma imkanımız olmaz. Sen münafıksın arkadaş, diyemeyiz. Yoksa korkaklığından, kahpeliğinden, sinsi işlerinden, Allah’ı anmamasından, çekingen tavrından, Müslümanlara bir harcama yapmaktan çekinmesinden... sayarız da sayarız. Her yerinden anlaşılır.
Devam et.
OKTAR BABUNA:“Ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla mücadele etmeyi çirkin görerek: "Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler.
ADNAN OKTAR: "Bu sıcakta”, bak akıldaneliği görüyor musun, züppeliği görüyor musun? Bakın, “bu sıcakta”, güya onların sağlığını koruyor. Niye yapıyorsun arkadaş dediğinde, senin sağlığını koruyorum, sıcak hava. Sanki oradakiler bilmiyor, Peygamber (s.a.v.) bilmiyor, (haşa) Allah bilmiyor, bu avanaklar biliyor. Ya aileyi koruma adına, ya sağlığı koruma, ya dini koruma adına böyle ahlaksızlık yapar bunlar. Çok münasebetsiz deliller kullanırlar, yani herkesin bileceği. Peygamber (s.a.v.) bilmiyor mu sıcak olduğunu, tamam sıcak hava doğru. Ama çocukları, kadınları, yaşlıları yok edecek bir sistem var. Katledecekler, şehit edecekler, katledecekler demeyeyim de şehit edecekler, ırzına, namusuna saldıracaklar. Şimdi sıcak mı önemli, onların can güvenliği mi önemli, değil mi? Ama o ahmağa göre sıcak daha önemli. Ve bunu bir keşif yapmış gibi, yeni bir buluş bulmuş gibi anlatıyor. Sanki onu bilmiyor Müslümanlar. Çok züppe bir ukalalık anlayışı vardır. Bana geçenlerde birisi yazmış, diyor ki; “Ağabey, münafıklar hakkında neden Oktar Ağabey aşağılayıcı sözler ediyor?” Biz canlı yayın olduğu için nezaketli konuşuyoruz. Ben özelde olsa, ona öyle bir anlatırım ki, bu milyarda biri falan dersin. En azını söylüyoruz söylenecek sözün. Münafığa karşı nefret, iman alametidir. Kahredici bir nefret olacak Müslüman’ın kalbinde. Bu nefretimizi biz İslam’ı yayarak, Kuran ahlakını dünyaya hakim ederek, Türk-İslam Birliği’ni oluşturarak, bilimi geliştirerek, sanatı geliştirerek yapacağız ki, münafığın kalbi paramparça olsun ızdıraptan. Müslüman’ın zaferi münafığı perişan eder.
Biraz ara verelim.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra tekrardan birlikte olacağız sevgili izleyenler.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz sayın izleyicilerimiz. Hocam nasıl devam edelim inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Şimdi, Nur talebesi kardeşlerimizin Mehdiyet’i örten üsluplarını bütün Müslüman kardeşlerimiz takip etsinler. Burada büyük bir anormallik var. Ve gereksiz bir korku var; ya Mehdi (a.s.) çıkmazsa, ya Bediüzzaman’ın dedikleri doğru olmazsa korkusu. Böyle din anlayışı olmaz. İnanamıyorsan, dua edersin. Bilmiyorum de, ama yalan söyleme olmaz, doğru söylememek olmaz. Mehdiyet’i şahs-ı manevi olarak anlatmak, vicdanlı bir hareket değil. Tabii ki şahs-ı manevi var ama, mesela şimdi bak burada bir şahs-ı manevi yok mu? Var. Ama, Hocam mesela burada yönetici farzedelim. Bizler varız değil mi? Mehdi (a.s.) var, talebeleri var ve şahs-ı manevisi olur. Mehdi (a.s.) yok, talebeleri de yok, ne var? Şahs-ı manevi var. Olmadı. Bu dürüst bir açıklama değil. Yahut Mehdi (a.s.) var ama şahs-ı manevi yok. Bu da doğru ifade olmaz. Mehdi (a.s.) varsa, mutlaka talebeleri vardır. Talebeleri varsa, mutlaka şahs-ı manevi vardır. Üçü bir bütündür. Başbakan vardır, bakanlar vardır, hükümet vardır, hükümetin şahs-ı manevisi vardır. Hükümet bütün Türkiye’ye etki eder değil mi? Hükümet var, Başbakan yok. Nasıl oluyor hükümet? Olur mu öyle şey? Yahut bakanlar da yok, hükümet de yok ama hükümet var. Oldu mu bu şimdi? Bıraksınlar bunu, bu çok büyük ayıp ve bunu bu yıla kadar devam ettirmişler. Sırf Nur talebeleri değil, bütün Müslüman kardeşlerimiz bunun üstüne gitsin, bu yanlış bilgi düzeltilsin. Bak yalan demiyorum ayıp olmasın diye, yani alenen yalan denecek durum var, fakat demiyorum. Doğru olmayan bu söz düzeltilsin. İnşaAllah.
Mesela bakın ne diyor Bediüzzaman? Mesela Mehdi (a.s.)’nin üç büyük vazifesinden bahsediyor. Üç büyük vazifesi var. Bu, bizzat sağken Mehdi (a.s.) başında durarak yaparsa bir anlamı olur. Yoksa Mehdi (a.s.)’nin üç büyük vazifesi var dendiğinde, mesela Mevlana Halid geldi, on ikinci yüzyılın müceddidi. Allah razı olsun geldi, diyanet yönünde bir faaliyet yaptı, devrinin Mehdi (a.s.)’si. Diyor ki adam; “o Mehdi (a.s.) idi.” evet. Talebeleri onun siyaset alanındaki görevini yapacak ve saltanat alanındaki görevini de diğer talebeleri yapacak. O zaman Bediüzzaman da onun talebesi olduğu için, Mevlana Halid’in talebesi olduğu için, Bediüzzaman’ın bütün faaliyetlerini Mevlana Halid’e aktarmış oluyoruz. Dolayısıyla o Nur talebeleri de Mevlana Halid’in talebeleri olmuş oluyor. İmani faaliyet devam etmiş oluyor. Ondan sonra da, Bediüzzaman’dan sonra da, biz de yine Mevlana Halid’in talebesi oluyoruz manen, çünkü müceddid, seviyoruz. Diyanet aleminde, siyaset aleminde bütün faaliyetler Mevlana Halid’e ait olmuş oluyor. Böyle bir sistem olur mu? Böyle Mehdilik olur mu? Ondan sonra Abdulkadir Geylani’ye vermemiz gerekir, bir evveline, aynı sistem. O zaman Abdulkadir Geylani’den itibaren bütün sistem ona ait olmuş olur. Hayattayken her üç görevi birden yapacak. Bu çok önemli. Bu konuda doğru söylememek çok ayıp.
Oktar Hocam devam et.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Tiktaalik roseae diye bir fosil uydurmuşlardı Hocam. Bunun siz böyle olmadığını tam geri yutturdunuz Hocam inşaAllah. En son sitenizdeki açıklamada onun gövdesinin de sahte olduğu, kafaya gövde eklenerek, bütün dünya çapında ilan ettiniz Hocam. Tam rezil rüsvay ettiniz. Bu fosile de çok önem veriyorlardı, buna. MaşaAllah Hocam. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bu Avrupalı Darwinistlerin yüzünde teneke çakılı adamların, alenen yalan söylüyorlar. Artık bu kadar rezalet olmaz. Kameraların önünde adam açıkça timsahın sırtının derisini yapıyor, timsah kafası buluyorlar, açıkça belli, oraya başka bir monte daha, arka tarafına başka bir monte daha ve bütün milletin gözünün önünde yapıyorlar bunu. Bir kısım insanlar da bunu yutuyor. Ama biz yutulan kısmı gırtlağına böyle çöküp geri dışarı çıkarttırıyoruz.
OKTAR BABUNA:Kimse bilmiyordu Hocam. Siz duyurdunuz, bütün dünyaya ilan ettiniz şu anda.
ADNAN OKTAR:Yalan yasak.
Hocam anlat.
AKIN GÖZÜKAN:Estağfurullah Hocam. Yaratılış Atlası çıkmadan önce Hocam ara geçiş fosili tanımını bir canlının bir kısmı, başka bir canlının da başka bir kısmı şeklinde anlatıyorlardı. Hatta Oktar Hocam onun fotoğrafını gösterebilir. Sende vardı zannediyorum. Yarı-balık, yarı-sürüngen şeklinde canlıların olduğunu, yahut yarı-sürüngen, yarı-kuş şeklinde canlıların olduğunu söylüyorlardı. Fakat böyle fosiller bulunmadığı, Yaratılış Atlası ile, inşaAllah Hocam, sizin vesilenizle belli olunca, bu sefer; “biz öyle bir şey hiçbir zaman iddia etmedik, o denilen ara fosil tanımları mitolojilerde olur, yarı-balık, yarı-sürüngen gibi. Biz öyle bir şey söylemedik” demeye başladılar. Halbuki kendilerinin de eskiden yaptığı çizimlerde hep o şekilde canlılardan bahsediyorlardı. Bir de Yaratılış Atlası’ndan önce yine canlıların sürekli olarak değiştiğini ve sürekli olarak evrimleştiğini iddia ediyorlardı. Geliştiğini iddia ediyorlardı ve bunun tüm canlılarda, tüm doğa tarihinde olduğunu söylüyorlardı. Fakat Yaratılış Atlası çıktıktan sonra böyle hiç fosil olmadığını, siz de Hocam inşaAllah, binlerce fosilin hiçbirinin değişmediğini, hatta 350 milyon fosilin hiçbirisinin değişmediğini gösterdiğinizde, bu sefer de; “tamam, bazı fosiller değişmemiş olabilir” gibi, hatta “birçoğu da değişmemiş olabilir” gibi açıklamalarda bulunmaya başladılar. Halbuki önceden doğanın sürekli bir değişim ve gelişim içinde olduğunu iddia ediyorlardı. Bütün iddialarını Hocam inşaAllah geri aldırttınız.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, evvelAllah. Serdar Hocam anlat.
SERDAR ARSLAN: Estağfurullah Hocam.Önceki günlerde ben bir seminerde bir biyokimya profesörü şunu söyledi; “Darwin arsenik zehirlenmesinden öldü” diye. Detayında şöyle bir durum var. Bir tane enzim var. Bu enzim hücrede enerji temininde kullanılıyor, ama çok sayıda enzimden sadece biri. Bu enzim de çok sayıda amino asitten oluşuyor. Bu enzimde bir amino asit hatası dahi sistemin çökmesine sebep olmuyor. Enzimin içinde iki tane atom var, sülfür atomları. Bunların arasında bir bağ var. Arsenik bu aradaki bağı bozuyor ve bağı bozulmuş olan bu enzim görevini yapamadığı için, hücre enerji temin edemiyor ve ölüyor. Burada şunu görüyoruz; mükemmel bir sistem var. Çünkü değil amino asit hatası, en küçük bir atomdaki hata dahi bütün sistemi durduruyor. Dolayısıyla kademe kademe gelişim tamamen bir hayal. Hiçbir gözleme dayanmıyor. “Zan ve tahminle yalan söylerler” ayetinin de tecellisi oluyor inşaAllah Hocam, siz daha iyi bilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Milletime ben bir daha söylüyorum; Darwinizm en ilkel yalanların, toplu bir araya geldiği bir sistemdir ve tamamı akıl almaz derece cesaret gösterilmiş münasebetsiz yalanlardan oluşuyor. Her yalanı bize sorsunlar, kapsamlı açıklayalım. Bayağı eğlenceli oluyor.
Oktar Hocam, anlat.
OKTAR BABUNA: Yine böyle Hocam, bir yalanlarıyla ilgili sizin bir açıklamanız var sitenizde. Neandertal adamıyla ilgili sahtekarlığı da açıkladınız. Neandertal soyu tükenmiş bir insan nesli. 200 milyon yıl önce yaşamış ve 60 milyon yıl önce soyları tükenmiş. Bu Neandertallerin dik yürüyemediğini, çıkık alına sahip olduğunu ve beyin yapısından dolayı konuşamadıklarını iddia ediyorlardı. Halbuki Neandertal’in diz eklemlerinde bir çeşit enfeksiyon olduğu, bundan dolayı tam dik yani tam düz duramadığı eklemlerinin ortaya çıktı. Siz bunu ortaya koydunuz daha doğrusu inşaAllah ve kasıtlı olarak fosili eğik gösterdiklerini siz deşifre ettiniz Hocam inşaAllah. Neandertallerin beyin hacimleri 1600-1700 cm3. Yani normal insandan daha büyük kafatası var, hatta dikiş iğnesi ve flüt buluyorlar, 30 bin yıllık, 70 bin yıllık. Dolayısıyla çok gelişmiş kültürlerinin olduğu, müzik yaptıkları, notaları bildikleri, dikiş diktikleri, tekstil yani sanayiler gibi bir şeylerinin olduğu, çalışmalarının olduğu zaten anlaşılıyor burada. Bu yalanı da siz deşifre ettiniz Hocam, maşaAllah. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim adamların kafası şöyle falan. Şimdi konuşturmasınlar, bayağı akıllı adamlar Neandertaller. Serdar Hocam, sen anlat.
SERDAR ARSLAN:Estağfurullah Hocam. Şimdi bu proteinlerin, enzimlerin tek başına varlığının bir önemi esasen yok. Çünkü bunlar doğru görevlerini, doğru şartlarda icra edebiliyorlar. Mesela her hücre organelinin kendine özgü bir asit-baz değeri var. Hücrenin mesela midesi hükmünde olan lizozom organelleri var. Bunun içinde çok sayıda enzim var. Bunlar ancak doğru asit-baz değerlerinde çalışabiliyorlar. Bu asit-baz değerlerinin doğru olarak ayarlanabilmesi için mükemmel motorlar yerleştirilmiş hücre zarına.
ADNAN OKTAR: Serdar Hocam, şimdi bunların beyni olmadığı halde, bu moleküllerin bu kadar insan aklının, bütün dünyadaki insanların aklından daha üstün bir akla sahip olması mucize. Beyni yok, gözü yok, kulağı yok; molekül, fakat nefes kesecek bir akla sahip. Nefes kesecek akla sahip. Hangi biçimde, hangi açıda bir parçayı gidip tam oturtacağı, mesela 360 derece her yönde parçayı oturtabilir. Tam ilgili açıda oturtuyor, adam götürüyor, şak oraya koyuyor. Öbürünü götürüyor, tam ilgili açıda, tam ilgili yere koyuyor. Bütün parçaları teker teker eksiksiz yerine koyuyorlar ve her parça da akıl almaz karışık sistemlerden oluşuyor ve kusursuz bir düzgünlükte bu yerleştiriliyor. Bunu dünyadaki adamları bir araya getirsen, bütün profesörleri, bilim adamlarını, bunun tek bir tanesini yapacak konumda değiller. Yani o açıyı tutturma ve tam ilgili parçayı yerleştirme; günlerce, yıllarca uğraşsa yine bulamaz onu. Yine yapamaz. Zifiri karanlıkta adam onu yani böyle simit, ekmek yahut başka bir şey yer gibi süper huzurla yapıyor, rahatça yapıyor. Kafası, aklı olmadan. Geçen gün evde bakıyordum, o çok acayibime gitti. Çünkü her parça nefes kesecek bir akıl gösteriyor. Molekül, hiçbir şey yok başka; atomdan oluşan molekül. Muazzam bir akla sahip. Allah orada tecelli ediyor. Hiçbir açıklaması yok. Yani orada mantık bitmiş. Yani bir sebep, sebep de kalmamış. Mesela insanda beyin sebeptir. Orada sebep kalkmış, hiçbir şey yok. Yani çok az sayıda atomdan oluşmuş bir molekül. Adam orada deha oluyor. Dışarıda hiçbir şey yapamayan bu molekül, oraya gidiyor; Einstein, milyonlarca Einstein’dan daha akıllı adam. Bir anda deha oluyor. Fakat bunu dünyaya anlatmak, çok ustalık gerektiren bir sistemle anlatılırsa olur. Yani dünya bunun farkına varamadı daha. Bunun küçücük bir bölümünü, ufacık bir bölümünü bile fark etmiş olsalar, yer yerinden oynar. Nefes kesilir. Devam et, Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Hocam proteinleri yapan protein fabrikaları var. Onlar da proteinden oluşuyor. Protein fabrikalarını üretmek için yine proteinler gerekiyor. Bunların kopyası DNA’da var. DNA’daki kopyasını çıkaran, DNA’daki orijinalinin kopyasını çıkaran proteinler var. O proteinlerden protein fabrikaları oluşuyor. Protein fabrikaları da protein üretiyor ve bunların hepsi dairesel bir şekilde birbirine bağlı. Biri olmadan, diğeri olmuyor. Bütün sistemin kusursuz ve eksiksiz var olması yani yaratılmış olması gerekiyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi o hücrenin içinde moleküllerin gösterdiği akıl, molekül aklının üzerinde çok duralım. Moleküllerin oluşturduğu parçacıkların gösterdiği aklın üzerinde çok duralım. Kardeşim insan beyni sıfır onun yanında neredeyse. Yani katrilyonlarca mucize var hücrenin içerisinde. Bir tane, iki tane, on tane değil. Allah çok muhteşem tecelli ediyor. Ama bunu çok yönlü anlatırsak boğulur insanlar orada. Tek tek, gösterilen aklın yüksekliği parça parça gösterilmesi lazım, anlatılması lazım. Önümüzdeki günlerde bunu yapmaya çalışalım.
Oktar Hocam sen anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Dediğiniz gibi bir film var, gösterelim mi Hocam onu?
ADNAN OKTAR: Bakayım.
OKTAR BABUNA: DNA’dan kopyalanmayı gösteren inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi bir molekül aklı seyredelim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.DNA’dan nasıl kopya çıkarıldığını gösterecek inşaAllah. Bu bir DNA molekülü burada. Burada da kopyalamayı yapacak parçacıkları gösteriyor. Bu bir tane enzim RNA polimeraz ismi veriliyor, bu kopyalamayı yapan. Bunun için kopyanın çıkartılması sırasında enerji gerekiyor. Bu enerjiyi de bu moleküllerden, ATP denen bu moleküllerden sağlanıyor. Burdaki DNA’yı görüyoruz, şimdi kopyanın çıkartılacağı bölgeyi gösteriyor. Burada özel bir bölüm var T A T A harflerinden oluşuyor. Burada bir başlatıcı ve arttırıcı bölge var. Şimdi bu kopyayı yapacak olan motor makina yani bu enzim.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu motor makina, nasıl oluşuyor bu makina? Yani şu bilgisayardan çok daha karmaşık yapısı ve en ufak kusuru olmayacak şekilde, moleküllerin muntazam yerleşmesi ile oluşuyor ve her birinin ayrı çok mükemmel bir akıl göstermesi gerekiyor. Devam edelim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Şimdi bunun nasıl yerleştiğini gösterecek. Geliyor bu bölgeye, sadece buraya ama, o da protein yapılacağı zaman yerleşiyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, şimdi bak dünyada ki bütün bilim adamlarını toplayalım. Hocam hoş geldin falan diyelim, elektron mikroskopta zaten göremezler de, hadi gördüler diyelim. Karanlıkta biz ışıkla aydınlatıyoruz. Bak karanlıkta görüyor, biz onlara ışık vereceğiz. Getir bu parçayı ilgili yere git bul desek, alayı bir araya gelseler de bulamazlar ve bu açı ile oturtamazlar. Mükemmel bir akıl, Allah’ın aklının bir tecellisi var. Devam edelim.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam. Siz daha önce söylemiştiniz milimetrik, atomik bir hassasiyet ile.
ADNAN OKTAR: Kardeşim zifiri karanlıkta yapıyor adam bunu ve tam ilgili yeri biliyor ve tam ilgili açı ile şak diye oturtuyor.
OKTAR BABUNA: Şimdi ikinci bir parça geliyor.
ADNAN OKTAR: Parça deyince insanlar sanki ağaç parçası falan zannedebilirler. Bilgisayardan daha karışık sistemlerden oluşan parçalar bunlar ve her biri birbirini bütünleyen, ve birinden haberdar olan parçlar bunlar evet.
OKTAR BABUNA: O da tam yerine dediğiniz gibi, çok hassas bir şekilde yerleşiyor. Bunların ikisi bağlanınca, bir diğer parça geliyor, o da tam yerini buluyor. Bunların hepsi birden bağlandığı zaman asıl okumayı gerçekleştiren.
ADNAN OKTAR: Bakın yapışma yerini gördünüz değil mi? Tam ilgili yerden kalıp gibi oturuyor, evet.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Ve o da yerine yerleşiyor, onun üzerine ek parçalar geliyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi parçalar deyince, işte bak burada o çok önemli, parçalar akıl almaz karışık sistemlerden oluşuyor ve nefis bir dizilim ile dizayn edilmiş, evet.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Bunların hepsi birlikte görev yapabiliyor. Zaten eksiklikleri olduğu zaman bu görev yerine gelmiyor. Bütün bu her şey tam olarak yerine kusursuz bir şekilde oturduğu taktirde ve enerji sağlayan bu moleküllerde varsa ortamda, ki bunlar çok özel üretiliyor, onların üretimi de apayrı bir sistem, enerji veriliyor ve hemen okuma başlıyor.
ADNAN OKTAR: Enerji sağlayan moleküller. Oktar ne kadar kolay anlatıyorsun. Enerji sağlayan moleküller, enerji sağlayan böyle bir sistem santraller oluşması ve hücrenin bunu bilmesi, imal etmesi, bu bitti bir kere. Yani sırf buradan biter yani, hiçbir açıklaması yok bunun üzerine, değil mi? Devam edelim.
OKTAR BABUNA: Ve mükemmel düzgünlükte kopyasını çıkartıyor DNA’nın, buna da RNA deniyor. İşte protein bu RNA denen kopyadan üretiliyor. O da apayrı bir iman hakikati maşaAllah. Yalnız görev yerinin bittiğini, yine oradaki özel şifrelerden anlıyor ve o molekül ve diğer moleküller birbirinden ayrılıyor ve herkes işine gücüne dönüyor Hocam ondan sonra da.
ADNAN OKTAR: Oktar öyle bir anlatıyorsun ki, sanki toplantı yapıldı kahvehanede, adamlar işine gidiyor gibi. Yani nefes bir kesecek olay, sıfır şu olay, bunun tek parçasının gösterdiği akıl konuyu bitirir. Bunun üzerine adam hala Darwinizmden bahsediyorsa, ne diyelim?
OKTAR BABUNA: Hocam biraz önce bir şey söylediniz maşaAllah. Dediniz ki, bir sebepler vardır ama, bu moleküllerde dışarıda ki, dışarıda değil de hücrenin içine girdiği zaman sebepler kalkıyor dediniz. Mesela insanın bir beyni var, biraz önce söylediniz maşaAllah çok özel bir şey.
ADNAN OKTAR: Dışarıda hiçbir şey bunlar. Hücrenin içine girdiğinde adam, bütün dünyadaki bilim adamlarından daha yaman oluyor. Ne yapması gerektiğini çok iyi biliyor adam. Ama bakın hepsi mükemmel bir terbiye, mükemmel bir akılla tamamı biliyor bunu. Hepsi deha, yani hepsi akıllı hücrelerin, moleküllerin hepsi akıllı ve muazzam bir terbiye, düzgünlük, sistem içerisinde, temizlik, intizam ve disiplin içerisinde hareket ediyorlar.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:Ertuğrul Özkök Beyefendi ne diyor? “Aptal hücreler” diyor. Kimin aptal olduğunu hücreler anlatıyor değil mi? O sahte bilim adamları aptaldır. Hücreler çok akıllılar. Hem de onlarla kıyaslanmayacak derecede akıllılar. Serdar Hocam anlat.
SERDAR ARSLAN:Estağfurullah Hocam. Şimdi bu evrimciler hakikaten o kadar yüzeysel bakıyorlar ki, işte hücrenin zarı işte yağ tabakasından oluşuyor diyorlar, halbuki orada dahi o kadar fazla çeşit var ki, çeşit çeşit yağ molekülleri kullanılıyor, proteinler kullanılıyor ve onların oraya gelmesi için mükemmel bir fabrika sistemi var. Ve sadece bazı çok çeşit yağdan sadece bazısındaki eksiklik, o yağın yıpranmasına ve ölüme sebep oluyor ki, nitekim bazı bakterilerde virüsler, bakterinin hücre zarındaki bir tane molekülü hedef ediniyor. Onda bir tahribat meydana getiriyor, onunla hücreyi mat ediyor. Dolayısıyla sistemi bütün halinde bir araya geldiğinde bir anlamı var. O da Allah’ın zaten mükemmel bir şekilde yaratması inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Hücrenin zarını ayrı değerlendirelim, çekirdeğini ayrı, kofulu ayrı, mitokondriyi ayrı, teker teker. Bir koful zaten konuyu bitirir, sırf mitokondri bitirir, golgi cisimciği bitirir tek başına. Ama biz kafalarına tek tek atacağız hepsinin. Sen anlat, inşaAllah.
AKIN GÖZÜKAN:Estağfurullah Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Milyonlarca çeşit canlı var yeryüzünde ve bunların hepsinin tüyleri belirli bir uzunluğa geldikten sonra duruyor. DNA’larında inşaAllah bu şekilde kayıtlı. Sadece milyonlarca çeşit canlıdan, sadece insanda saç sınırsız bir şekilde uzayabiliyor. Yani evrimcilerin iddiası şu olmuş oluyor; şuursuz mutasyonlar ve tesadüfler sonucunda sadece yani bunu yapabilecek, saçını düzeltebilecek, saçını kesebilecek, buna önem verecek olan dünyada milyonlarca canlıdan sadece insan var. O kadar canlı arasından ve şuursuz tesadüflerin bunu bildiğini iddia etmiş oluyorlar ve ona göre insanın saçını, DNA’sını uzayacak şekilde kodladığını iddia etmiş oluyorlar.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam sen anlat.
OKTAR BABUNA:Hocam, bir protein üretileceği zaman, mesela bir hormon bir proteini ürettiriyor ve o şekilde bir reaksiyon zincirini başlatıyor. DNA katlanmış olarak yumak halinde bulunuyor hücrenin içerisinde, yani bir, bir buçuk metre uzunluğundaki DNA molekülü, katlana katlana yumak gibi böyle, milimetrenin on binde biri, binde biri kadar bir büyüklük içerisinde katlanıyor, yani tam bir yumak şeklinde. Proteini kodlayan bölge de, bu yumağın içerisinde herhangi bir yerde. Kapkaranlık ortamda, bir buçuk metrelik, üç milyar harfin, yani bir milyon sayfanın arasında bir tane sayfa var. Nerede olduğunu kimse bilmiyor bunların. Fakat o protein üretileceği zaman, mutlaka o doğru sayfa bulunup, bir milyon sayfa arasından sadece o sayfanın kopyası çıkartılıp, ama ne fazla, ne eksik. Öbür sayfaya hiç taşma olmuyor. Tam durması gereken yerde.
ADNAN OKTAR:Ertuğrul Özkök başta, Aydın Doğan’ı da alsa, bütün Afrika’daki, Amerika’daki bütün profesörleri toplasalar bunu yapabilirler mi?
OKTAR BABUNA:Kimse yapamaz Hocam bunu inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hani aptaldı hücreler, değil mi? Lafını, sözünü seçerek söyleyecek. Değil mi? Hocam sen anlat.
SERDAR ARSLAN:Estağfurullah Hocam. Oktar Hocamın dediği gibi, orada öyle mükemmel bir katlanma var ki, orada da çeşitli enzimler vazifeli. Bu enzimler eğer fazla üretilirse, oradaki ayar hassas bir şekilde olmazsa, o zaman fazla katlanıyor, fazla sıkıştırılıyor ve bu kansere sebep oluyor. Bazı kanser tiplerinin bundan kaynaklandığı gösteriliyor. Olmazsa hücrenin içerisine sığmıyor. O üretimi fazla olursa da, o zaman da kanser oluyor. Dolayısıyla en başta böyle mükemmel bir şekilde olması bir zorunluluk inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hücreye kanser emrini Allah verir. Çok akıllı onlar. Hepsi Allah’a kuldur onların, inşaAllah. Sen anlat.
AKIN GÖZÜKAN:Estağfurullah Hocam. Dünyada ve evrende genel olarak inşaAllah insanın yaşamına hizmet eden bir yapı var. Yani dünyadaki ekosistem, oksijenin atmosferdeki oranı, canlıların yaptıkları işte hareketler, rüzgarlar, bulutlar bunların hepsi, hatta yıldızların birbirine uzaklığın dahi, hepsi insan yaşamına hizmet ediyor inşaAllah. Bazı evrimciler işte kalkıp şey diyebiliyorlar; “evrende keşmekeş bir durum var, işte her şey birbirine girmiş durumda, bir düzen yok” gibi iddialarda bulunabiliyorlar. Ama bilim adamları evrende “İnsancı İlke” diye bir ilke olduğunu ve dünyadaki her şeyin, evrendeki her şeyin insan yaşamına hizmet ettiğini inşaAllah buluyorlar. Allah da bu konuyu bir ayette, şeytandan Allah’a sığınırım, “Güneş'i ve Ay'ı hareketlerinde sürekli emrinize amade kılandır” diye bildiriyor Allah inşaAllah ayette. Hatta başka ayetlerde de evrendeki başka şeylerin de insanların emrine verildiğini Allah bildiriyor ve hepsi insan yaşamına hizmet ediyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Bir film var Hocam hücreyle ilgili, göstereyim mi?
ADNAN OKTAR: Bakayım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Hücrenin içinde nasıl bir alem olduğunu gösteren bir film. Bunlar hücrenin özel kapıları, bu kapılardan sadece hücrenin işine yarayan moleküller giriyor hücrenin içerisine. Bu hücrenin iskeletini oluşturuyor, bu gördüğümüz yapılar. Duvardan duvara böyle protein yapılar var. Şimdi burada bu kesenin içerisinde protein molekülleri var, bunları taşıyan, özel yürüyen moleküller var. Bakın proteinin yürüdüğünü gösteriyor burada. Yürüyerek bu yükü taşıyor. Onun altında da o yollar imal ediliyor ki, yürüyebilsin diye hücrenin içerisinde. Bu bütün hücrelerde olan bir sistem, insanın bütün hücrelerinde var bu sistem. Gitmeleri gereken doğru adreslere götürülüyor, hiçbir zaman şaşmıyor. Nereye gideceğini belirleyen de özel sistemler var. Bu da, hücrenin giriş kapılarını görüyorsunuz. Girdik hücrenin çekirdeğinin içerisine. Hücre çekirdeği içerisine. DNA molekülünü gösteriyor burada. DNA’nın üzerinde kopyalamayı gösteriyor. Çok süratli bir şekilde proteinin, DNA’nın kopyası çıkartılıyor, bu kopya hücre çekirdeğinden dışarı geldi, bakın gördüğünüz gibi. Şimdi ondan nasıl protein olduğunu, üretildiğini gösterecek. Bu gördüğünüz bir protein fabrikası. Fabrikanın içerisine getirildi kopya, orada bakın derhal protein üretildi. Bu protein golgi cisimciği, ayrı bir organele taşınıyor. Onun içerisine girdikten sonra özel şekli veriliyor, protein düz bir zincir halinde değil, üç boyutlu şekli. Bakın kaç aşamada protein molekülünün oluşumunu gösteriyor. Yanda da yürüyen proteinleri görüyorsunuz. Onlar da yüklerini taşıyorlar. İşte hücrenin içerisinde saniyede iki bin tane protein bu şekilde üretiliyor ve on milyar protein var her an hücrede. On bin çeşit proteinin olduğu düşünülüyor her hücrenin içerisinde.
ADNAN OKTAR:Müzik de şahaneymiş. Bu kadar intizamlı, bu kadar muntazam hareket etmeleri, Allah’ın emrinde olduklarını açıkça gösteren bir sistem. Yani Allah’ın tecellisi olduklarını görüyoruz inşaAllah. Çok mu küçük bu parçalar. Oktar Hocam küçük mü?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam çok küçük.
ADNAN OKTAR:Onun içindekilere bir sor bakalım, onlar ne söylüyorlar? Onlara göre nasıldır sence?
OKTAR BABUNA:Çok büyük.
ADNAN OKTAR:Çok büyük değil mi? Kimine göre evren kadar büyük.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Serdar Hocam sen anlat.
SERDAR ARSLAN:Estağfurullah Hocam. Şimdi hücremizde çok sayıda enzimler, proteinler, DNA’lar var ama, bunların en ufak yapı taşları için dahi Allah onlardan katbekat kompleks sistemler yaratmış. Mesela sadece demiri alalım. Bir demirin hücre içerisindeki vücudumuza gelmesi, hücre içine girmesi, orada görev yerlerine dağıtılması, bunun için kendi ebatlarına nazaran yani katbekat büyük yapılar gerekiyor. Halbuki onların olabilmesi için de demire ihtiyaç var, beraber inşaAllah. Mesela demir az olduğunda, enzimlerin aktif bölgelerinde çalışıyor bunlar, enzimler görevlerini yapamıyor. Çok olduğunda, hücre zehirleniyor. Onun içinde özel mesela depo molekülleri var, sırf demire özel. Merkezinde binlerce demir iyonu saklayabiliyor ve gerektiği zaman da alınıyor. Fazla olduğunda hücredeki iyonlar oraya bırakılıyor ve bunun gibi demirle alakalı çok sayıda protein var. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Biraz düşünen buradaki harikalığı görür.
Tamam yine ara verelim.
SUNUCU:Sevgili izleyenler kısa bir aradan sonra tekrar birlikte olacağız inşaAllah.
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...