OKTAR BABUNA:İyi geceler sayın izleyicilerimiz. Programımıza Hocamızla birlikte devam ediyoruz. Hocam hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Hoş bulduk Oktar Hocam. Ne konuşuyordunuz, ne sohbetiniz vardı?
OKTAR BABUNA:Münafıklık konusunu anlatmıştık Hocam. Karakterlerini, Kuran’dan ayetlerle.
ADNAN OKTAR:Bir ayet söyle, ben size açıklayayım, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.”
ADNAN OKTAR:Tamam. Münafığın azılı kahpe böyle ahmak bir ruhu vardır. Gücü nerede görürse kendince; para, yiyecek, çıkar, onu bir şekilde tehlikelerden koruyacak yer neresiyse, ama ne kadar aşağılık olursa olsun, ne kadar pis olursa olsun o tarafı seçerler. Ama birden geçmez münafık, aşamalı geçer yani. Kuran’da da bunu görürsünüz. Mesela Peygamber (s.a.v.)’in sohbetine katılıyorlar. Sohbete katılıyor ama sıkılıyor, daralıyor. Rahatsız, kurtulmanın peşinde. Ne yapıyor? Adam çıkıyorsa bir kişi onu siper alıyor, onunla beraber kenardan kaçtığını zannediyor. Ama bakın münafık ahmaklığını görüyor musun? Bir insanın arkasında birisinin olduğu görünmez mi? Yani bu pire değil ki görünmesin, karınca falan da değil, değil mi? Koskoca sığır gibi adam. Görülmez mi? Ama o ahmak fark edilmediği kanaatinde. O münafık da işte böyle eylem yaparken çok ahmakça yapar. Fark edilmediğini zanneder. Halbuki çok açıktır. Yani sinsi sinsi buluşur, fark edilmediğini zanneder. Hepsi bellidir halbuki. Münafığın karakterini birçok bölüme ayırmak lazım. Yani 3-5 tane değil, birçok aşaması vardır. Aşamalarından sadece biridir bu. Kuvveti bulduğu yere hemen it gibi sığınır. Köpek nerede yiyecek varsa oraya gider ya, bunlar da köpek gibi yiyeceği nerede bulursa oraya gider. Ve Müslümanların Allah yolunda gösterdikleri mücadele anı da, tabii risk ortamı, tehlike ortamı. Münafık tehlikeden çok kaçınır. Köpek gibi, köpek nasıl sopadan kaçınırsa münafık da riskten öyle kaçınır. En rahatsız olduğu şeydir. Fakat münafığa da Allah hiç rahatlık vermez. Münafığın, aç köpek nasıl huzursuzdur hayvan, oradan oraya kaçar, oradan oraya kaçar, yiyecek bulmak için mesela bir başka kapıya geçer, oradan kovalanır, değil mi? Sahibinden çekinir mesela zalim sahibi varsa, değil mi? Dövecek falan mesela, çekine çekine gider yiyeceği kapar, kaçar falan. Münafık da çok huzursuz yaşar. Mesela gider pis bir bunağın yemeğine talip olabilir. Pis bir bunağın pis kokusunu çekerek onun dibinde, onun pisliğinin kokusunu çekerek, onun yiyeceğinden istifade edebilir. Yani fark etmez ona. Veyahut kokoş bir bunağın pis kokusunu çekerek onun yatağında yatabilir. Tabii, ona fark etmez. Yeter ki riskten uzak olsun, yiyecek sağlansın, bir de rahat olsun. Başka bir şey yoktur. Onun için bak Allah’a karşı gelir. Peygamber (s.a.v.)’e karşı gelir, Peygamber (s.a.v.) varisi olan imamlara karşı gelir. Bu arada da kendini çok akıllı görür. Bütün münafıkların ortak özelliği Müslümanları takvaca da beğenmezler. Bak kendi imansız ve kahpe olduğu halde, onları dinde eksiklikle suçlarlar. Bak Peygamber (s.a.v.)’i bile dinde eksiklikle suçlayıp, Dırar mescidini kuruyor ahmaklar. Ayrı mescid kuruyor o devrin bunakları. “Niye kurdunuz bu mescidi?” diyorsun. “Daha güzel bu mescid” diyor. “Daha güvenli, daha iyi.” “Başka” diyorsun. “Bir de buradaki insanlar daha akıllı” diyor. “Daha ibadetleri güzel yapıyorlar” diyor. Yani “Peygamber (s.a.v.)’in olduğu yerde ibadetler o kadar güzel olmuyor. Eksiklikleri var, yanlışlıkları var” diyor. “Mesela namazı doğru kılamıyorlar. Davranışları da çok rahat” diyor. “Çok şeyler, halbuki biz daha mutaassıbız, daha tutucuyuz, daha muhafazakarız. Ama onlar çok rahatlar” diyor. Münafıkların en bunaldığı şey Peygamberimiz (s.a.v.)’in şakacılığı, neşesi, dışa dönüklüğü, hayat dolu olması, kadınlara olan sevgisi, güzel kokuya olan sevgisi, hayata olan sevgisi münafıkları çok bunaltıyordu. Peygamberimiz ne dedi (s.a.v.); “Bana üç şey sevdirildi. Bir; namaz, iki; saliha kadın, samimi kadın. Kadın sevgisi Peygamberimiz (s.a.v.)’de mükemmeldir. İman alametidir. “Ve güzel koku.” Mis gibi güzel kokuyor Peygamberimiz (s.a.v.), saçları ayrı kokuyor, vücudu güzel kokuyor. Ve neşeliydi Peygamberimiz (s.a.v.), yakalamaca oynuyor torunlarıyla, eşleriyle yakalamaca oynuyor. Koşuşturuyorlar, sevinçle. Taassuba karşı, tutuculuğa karşı, aydın ilerici bir ruhu var Peygamber (s.a.v.)’in. Müşrik ruhlu münafıklar ne istiyor? Tutuculuk istiyorlar, beğenmiyorlar. “Öyle olur mu?” diyorlar. “Nasıl olacak peki senin kafana göre?” diyorsun; “bir kere gülmek olmaz” diyor. “Gülüyor Peygamber (s.a.v.)” diyor, “gülme olur mu?” “Neşe de olmaz” diyor. Peki başka? “Hanımıyla koşuşuyor. Biz asla böyle bir şey yapmayız” diyor. Başka? “Torunuyla şakalaşıyor. Ben torunumun yüzüne dahi bakmam” diyor. “Yanıma gelip odama dahi giremez” diyor. “Ama orada namazda gelip başına oturuyorlar Peygamber (s.a.v.)’in. Böyle mescid olur mu ya?” diyor. “Gelin siz bizim mescide, bak bakayım çoluk çocuk girebiliyor mu mescide? Böyle bir ortam var mı?” diyor. Yani “münafık mescidi daha makbul, oraya gidin” diyor. Şimdi münafık öyle bir pisliktir ki, tarif edemezsiniz yani. Yani öyle aşağılık mahluktur ki anlatsa da insan, tarif etse de zaten anlamaz o. Onun için Allah Cehennemin en derininde en şiddetli azabı yapıyor. Ama adamlar yine felah bulamıyor. Allah diyor; “kalpleri parçalanmadıkça onlar o münafıklıklarından vazgeçmez” diyor. ‘Kalbi parçalanmadıkça’ ne demek biliyor musun? Yani normal, gerçek “kalbi parçalanmadıkça” diyor Allah. Yani “paramparça olmadıkça vücudu, vazgeçmezler” diyor Allah. Psikopat, pislik ama sorsan son derece efendi, ağır başlı, takva, en güzelini bilen, değil mi? Ama nerede imansız, kafir varsa, gider onun pisliğinin arasında yaşar. Onun pisliğini koklayarak yaşar. Peki nur gibi Müslümanları, kokuşmuş bunaklara niye tercih ediyorsun, madem takvasın? Kokuşmuş kafirlere niye tercih ediyorsun, değil mi? Niye onların pisliğini kokluyorsun bir tabak yemek için, aşağılık köpek, değil mi? Peygamber (s.a.v.)’in mescidinden yandan yandan birisine sığınarak çıkıyor köpek. Oradaki bunak Ebu Cehil’in pislik kokan paçasının arasında, onun pislik kokusunu çeke çeke onun verdiği yemeği yiyor. Pisliğini yiyor yani onun. Ve takva olduğu kanaatinde. Bak Allah diyor ki; “onları siz bilmezsiniz, Biz biliriz” diyor. Çünkü mümin net diyemiyor, “bu münafıktır” diyemiyoruz. Peygamberimiz (s.a.v.)’e vahiyle bildiriliyor münafıklar. Onun dışında Müslüman bilmiyor. Münafığın çok kapsamlı böyle karmaşık ruh hali vardır. İblis’e çok benzer. Şeytanla tam örtüşür. Sapık ruhu açısından çok benzer. Münafık intihara eğilimlidir. Cinayete eğilimlidir. Sapıklığa eğilimlidir. Kahpeliğe eğilimlidir. İtliğe, çakallığa eğilimlidir. Başka özellikleri de sayacağım ama şimdi terbiyem müsaade etmiyor. Yani klasik var ya halk arasında bilinen, bütün vasıflar üzerinde vardır. Ruhunda vardır tamamı. Öyle bir yapıdır. Bakın nur gibi Peygamberimiz (s.a.v.)’i beğenmiyor alçak, nur gibi mescidi beğenmiyor, “biz yeni mescid açtık” diyor. “Gelin oraya” diyor. Orada da kendi Hocaları var. Kendi kafalarına göre bunaklardan oluşmuş, dinsiz, imansız böyle, müşrik. Ebu Cehil ödüyor paralarını. O devrin kahpeleri Ebu Leheb ödüyor. Orada, bak diyor burada; “asıl din burada yaşanıyor” diyor. Şimdi bunlara ne yapılır? Bir ayet daha söyle bakalım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Onlar (hiç)bir mü'mine karşı ne 'akrabalık bağlarını', ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip tanırlar.”
ADNAN OKTAR: Annesini de hiç yerine koyar, kardeşini de hiç yerine koyar. Ablasını da dayısını da eniştesini de... hiç kimseyi değerli görmez. O pis midesi, pis rahatı, pis çıkarları nerede ise, lağımın içinde o yemeğini yer o. Münafık hep lağımın içinde yaşar, onun mekanı budur. Ama ona bir sorsan, müşrik ağırlığı, enaniyeti vardır. Dünyanın en akıllısı odur. Münafığın bir özelliği vardır; haşa kendini Allah’tan daha akıllı, daha vicdanlı, daha güzel düşünür olarak görür. Bakın Peygamber (s.a.v.)’den de üstün zaten kafasına göre, haşa Allah’tan da kendini üstün görür. Ama Allah’a da inanamaz. “Tereddütler içinde bocalayıp dururlar” diyor Allah ayette. Münafık ahmaklığındandır bu. Hep ruh hastasıdır münafıklar genelde.
SERDAR DAYANIK: Hocam bir ayette şöyle buyuruyor Allah, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “kuşkuya kapılırlar, kuşkularında kararsızlığa düşerler” diyor, münafıklar için.
ADNAN OKTAR: Evet karar veremiyor. Bir ayet daha oku.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. “Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı.”
ADNAN OKTAR: “Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar.” Zaten konuştukları hiçbir zaman için içlerindekini yansıtmıyor. Bambaşka olur. Münafık sürekli oyun içindedir. Yani yaşayabilmek için akşama kadar böyle kahpece oyunlar sergiler. Bakın münafığın bir özelliği vardır; Allah Müslümanlara bunu nimet olarak, onlara bela olarak vermiştir; münafık münafıktan böyle lağımdan tiksinir gibi tiksinir. Acayip iğrenir münafık münafıktan. Yani süper pislik görürler, dünyanın en aşağılık adamı olarak onu görür. Kafiri daha iyi görür münafık. Fakat münafık münafıktan ayrılamaz, mucizedir. Yani bir kafir ile yaşayabilir, başkasıyla yaşayabilir. Hiçbir şekilde ayrılamıyor. Kavim olarak münafıklar bir arada yaşarlar. Hayrettir, mesela Peygamber (s.a.v.)’den ayrıldın, değil mi? Kafirlerin içerisine karışıp yaşamasını beklersin, değil mi? Yapmıyor. Ayrı mescid kuruyor, bütün münafıkları topluyor, “arkadaşlar niye dağıldık?” diyor, münafıklara soruyor. “Gel; sen, sen, sen” hepsini bir araya topluyor. Oba halinde, topluluk halinde yaşar, ayrılamaz. Cehennemde de ayrılamıyorlar, orada da beraberler, dünyada da beraberler. Yani bu çok acayip bir mucizedir.
ERDEM ERTÜZÜN: Elhamdülillah, maşaAllah. Hocam Allah ayetinde şöyle buyuruyor inşaAllah; “sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. Şimdi mesela toplanıyorlar, birlikte yemek yiyorlar. Ama o onu dünyanın en aşağılık pisliği olarak görüyor, o da onu dünyanın en aşağılık pisliği olarak görüyor. Mesela beraber resim çektiriyor farzedelim böyle sırıtarak falan, fakat akıl almaz iğreniyorlar. Çünkü birbirlerinin aşağılık olduğuna samimi olarak kalben inanıyorlar. Çünkü delil var net, emin. Yani kahpe olduğuna, dönek olduğuna, aşağılık olduğuna yüzde yüz inanıyor. O kadar ahmak değil münafık, onu görüyor. Çünkü elle tutulur bir şey o. O inkar edebileceği gibi bir şey değil. Onun için o azapla yaşar. Hem ayrılamaz, hem de dünyanın en aşağılık adamlarıyla birlikte yaşamaya mecbur kalır. Değil mi? Mesela nötr insanla da yaşayabilir, daha az azap çeker. Ama yapamıyor, en pislik adam kim varsa onun yanında yaşar.
Bir ayet daha söyle.
OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırım; “şayet korku gelecek olsa, ölümden dolayı üzerine baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün.”
ADNAN OKTAR: Münafığın en korktuğu şey nedir biliyor musunuz? Ölmektir. Münafık şimdi gelir bakar şöyle bir “Aa, burada bir şey çıkmış.” Ee, ne olacak? “İşte kanser, ölebilirim.” “Nefesim daralıyor” diyor, “ölüyorum herhalde.” Bazı ruhen hasta olan insanları ben tenzih ederim, o ayrı mesele. Gece gündüz ölüm korkusu içinde yaşarlar. “Öldüm, öleceğim, öldüm öleceğim, çöküyorum, hastalandım, iki büklüm oldum, şu çıktı, bu çıktı, hayat geçiyor…” Her yıl bir azaptır. Mesela farzedelim 25 yaşında mı, 26. yaş onun sırtına ok gibi batar. 26. yaşı büyük bir ızdırapla bekler o. 26’ya girdiğinde sanki bir odun içerisine batırılmış gibi olur. Korkunç ızdırap çeker. Bu sefer 27’nin acısını çekmeye başlar. Çünkü ölüm sürekli üzerine geliyor demektir. Yani dinozor adımları oluyor ya filmlerde, güm güm geliyor böyle, her adımda mesela 26, 27, her adım ona ölümün gelmesi demektir. İçgüdü ile de mahvolacağını bilir onlar. Münafığın korkusunun nedeni de odur. Çünkü Cehennem’e gideceğini de hisseder o. Ama buna rağmen kahpece devam eder ahlaksızlığına.
Devam et.
OKTAR BABUNA: “Onlara; gelin Allah’ın resulü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin denildiği zaman başlarını yana çevirirler. Sen onların büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmiş olduklarını görürsün.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ayeti bir daha oku.
OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırım. ”Onlara; “gelin Allah’ın resulü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin” denildiği zaman, başlarını yana çevirirler. Sen onların büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmekte olduklarını görürsün.”
ADNAN OKTAR: Enaniyet, birinci vasfıdır münafığın. Acayip enaniyetlidir. Halbuki zavallı etten kemikten oluşmuş bir mahluk, bir varlık ve mezarın içerisinde ağzından, burnundan pisliği çıkarak vefat edip gidecek, bedeni yok olacak. Ama o ahmağa göre o çok azametli. Mesela Ebu Cehil’in, Ebu Leheb’in enaniyeti, o devrin münafıklarının enaniyeti çok kavi idi. Ebu Cehil bir köle sahabe tarafından köpek gibi katledildi. Tam katledecek iken, “bu benim çok ağırıma gider” diyor. Böyle senin gibi bir köle tarafından katledilmek” diyor. “Çok ağırıma gider böyle.” Kavmin bir ileri geleni mi öldürsün? “Sen kimsin de beni öldürüyorsun?” diyor. Bak psikopatlığın şiddetini görüyor musun? Muazzam bir enaniyet, muazzam bir delilik ruhu vardır münafıklarda.
Sen ayetin devamını açıkla.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Başını açıkla ayetin.
OKTAR BABUNA:“Allah’ın Resulü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin.” Allah’ın Resulü (s.a.v.)ne gel, iman et, onu takip et, Kuran’a tabi ol denildiğinde...
ADNAN OKTAR: Peygamberin (s.a.v.) bağışlanma dilemesi Kuran’da var. Müslümanlara bağışlanma diliyor Allah’tan. Peygamber (s.a.v.)’i haşa beğenmediği için yani zaten itaat etmek istemiyor, bağlanmak istemiyor. Onun dua etmesini zaten hiç istemiyor hiç kabul etmiyor ve başını çeviriyor köpek gibi. O tabii kendine uygun bir şey. Peygamberimiz (s.a.v.) de tabii nezaketli bir insan, çok kibar, saygılı, efendi. Ah o devirde ben olacaktım Oktar Hocam. Yani o kafayı öyle çevirecek...
Evet devam edelim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım; “yoksa onlar Allah’ın kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar?”
ADNAN OKTAR: Münafığa en çok koyan nedir biliyor musun, ızdırap veren? Yani onun ciğerine koyar böyle, çok ızdırap verir, ciğerine oturur. Müslümanın zenginliği, neşesi, gençliği, dinçliği, kudreti, gücü, Oktarım; sıhhati, muhabbeti kahreder, kahreder yani. Allah onlara onu azap olarak verir. Zenginliği, evinin güzelliği. Onun için, Müslüman çok zengin olacak, güçlü olacak, yaman olacak. Münafık kızdırmak dünyanın en zevkli işlerinden bir tanesidir. Buyur, devam et.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Hayır, onlar tartışmacı ve düşman bir kavimdir.”
ADNAN OKTAR: Hah “düşman ve tartışmacı” böyle mahalle şeyi gibi tartışmaya çok meraklıdır. Demagoji yapar. Açıklarsın, “o zaman niye şu şöyle?” der. Onu açıklarsın, “o zaman niye bu böyle” der. Amacı öğrenmek değil. Sırf demagoji olsun. Sırf kargaşa olsun. Yani çelişki var. Yani çelişki var imajını vermek. Anlaşamıyoruz, fikirce anlaşamıyoruz imajını vermek için cedele çok meraklıdır. Tartışmacıdır. Allah diyor ayette; “insan her şeyden çok tartışmacıdır.” Bu münafıklarda acayip gelişmiştir. Tartışma dedin mi üstüne yoktur. Sürekli araştırıyor havasındadır, sürekli. Kararsız olduğu için arar da arar, arar da arar. Ama müşriklere daha yatkındır münafık. Onların içerisinden bir şeyler bulmaya çalışır. Şirke daha yatkındır. Müşriklerle daha iyi anlaşır. Kafirler de şeydir ama müşriklerden daha haz eder. Şirki daha çok arar ve çok tartışmacıdır. Enaniyetinden dolayı o. Çünkü enaniyeti besleyen bir şeydir tartışmak. Tartışmada yenmek, cedelde yenmek, kavgacılık, laf sokmak, didişmek münafığın bir özelliğidir. Devam edelim inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır.”
ADNAN OKTAR:Münafıklar için 70’in özel bir anlamı var. Kuran’da o 70 özellikle geçiyor. Bak diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “70 yıldan beri Cehennem tarafına yuvarlanan bir taş, şu anda Cehennemin dibini buldu. Ses oradan geldi” diyor hadiste. Biliyorsunuz bir gürültü işitiliyor sahabelerle beraberken, “bu nedir ya Resullullah (s.a.v.)?” diyorlar. “70 yıldır bir taş Cehennem tarafına yuvarlanıyordu, şu an Cehennemin dibini buldu” diyor. Sahabelerden birisi geliyor, diyor ki; “Ya Resullullah (s.a.v.), sizin münafık olduğunu söylediğiniz falanca kişi 70 yaşındayken vefat etti” diyor. Herkes birbirine bakıyor, ne demek istediğini anlıyorlar Peygamber (s.a.v.)’in. Yani müteşabih olarak onu anlatmış oluyor. Kuran’da da bak orada bir 70 geçiyor. Münafık için hakikaten istediğin kadar kalbinde bir sevgi duymaya çalış, muhabbet et, kurtulması için dua et, iyi olması için dua et; Allah “Ben intikam alacağım” diyor. Allah intikam sahibidir. İntikam da Müslüman için Cehennemde onlara bir yapılan ızdırap, küfre verilen azap Müslümanlar için bir şehvettir. En büyük zevklerden bir tanesidir. Çünkü Müslüman Allah taraftarı olduğu için zalimi, kahpeyi Cehennemde gördüğünde “Oh, elhamdülillah” diyor. Bir daha, bir kendinde bir bayram havası, bir zevk havası. Cennet zevklerinden bir zevktir. Cennetin sırf köşkleri, güzelleri, çeşmeleri değildir zevk. Münafığın Cehennemdeki ızdırabı mümine çok şiddetli bir zevk dalgası olarak verilecek Allah tarafından. Allah sevgisinin bir tezahürüdür bu. Çünkü pislikten nefret, iman alametidir. Ama kafir merttir. Kafirdir ama merttir. Açıkça söyler. “Arkadaş,” haşa “ben kafirim” diyor. Biliyorsun. Evine davet edersin, yemek yersin. Kahpe değil, söylüyor. “İnanmıyorum ben” diyor. Acırsın, kurtarmaya çalışırsın. Münafık kahpe. “Ben Müslümanım” diyor. Sonuna kadar “Müslümanım” diyor adam. Ve verem mikrobu gibi gizli gizli sürekli Müslümanların aleyhinde faaliyet yapar. Karşılaştığında da “selamün aleyküm, ben sizi çok seviyorum” der. Selamla karşılıyor dikkat ederseniz, Kuran’da da. Hep muhabbet gösteriyor. “Benim aklımın ucundan geçmez, sizin için öyle bir kötülük düşünemem ben” diyor. “Şöyle çöle gittim ben, uzaklarda kafamı dinliyorum” diyor. Halbuki değil, kahpe oradan, Müslümanların aleyhine bir operasyon olacak, olay olacak, bir saldırı olacak onun haberini bekliyor. Darmakeşan olacağını düşünüyor Müslümanların. Müslümanların dağılması mümkün değil. Müslüman Hz. Ali (r.a.)’nin kılıcı gibi zaten. Biçmeye gelir, küfrü biçmeye gelir. Mümkün değildir o. Öyle gibi görünür. Görünsün, görünecek tabii, şanından o. Delikanlıdan bela eksik olmaz zaten. İnşaAllah. Delikanlı dediğin zaten belalıdır. Belası yoksa delikanlı olmaz. O muhallebi olmuş oluyor. Şekerli muhallebi. Harbi delikanlıysa yağmur gibi bela yağar. Hz. Ali (r.a.)’yi mübarek 17 yerinden yaraladılar Hayber’in fethinde. 17 tane derin yara. Kıpkızıl kana bulandı böyle. Sarığı da kıpkızıl oldu. Kıpkırmızı kandan. Aslanlar gibi ayakta hiç oralı bile değildi. Ayakta, yatmıyor bile. Tedavi de görmüyor. Deve sütü içiyor o kadar. MaşaAllah. Devam et.
OKTAR BABUNA:“(Mal, mülk ve servette) Çoklukla övünmek, sizi 'tutkuyla oyalayıp, kendinizden geçirdi. Öyle ki (bu,) mezarı ziyaretinize (kabre gidişinize, ölümünüze) kadar sürdü.”
ADNAN OKTAR: İşte münafık para, pul neredeyse oraya çöker. Halbuki o onun mezarıdır. Yediği bela olur. Hastalığa sebep olur. Girdiği evin pis kokusu, onun bilmediği pis bir koku vardır, şeytani koku, o da ona bir beladır. Münafık suratı ateştir, yakar insanın suratını. Münafık suratına tahammül, en azap verici olaylardan birisidir. Münafık münafığın yüzüne baka baka yanar, yanar, yanar, simsiyah olurlar. En büyük azaplardan biri. Münafığın yüzünden yayılan pis elektrik kavurur adeta. Elini, yüzünü perişan eder. Pislik yayılır onlardan. Müminden nur yayılır. Münafığın pis bir elektriği vardır. Yani nasıl böyle ultraviyole falan insanı yakıyor fazla kaldın mı, münafık da öyle, zararlı ışık yayar ve yakar, etrafını da yakar. Onun için münafıklara bakın, münafık tiniyetine bakın, bir pislik çöker. Çok sağlıksız ve pislik bir havaya bürünürler. Gülse de ağlamaya benzer onun gülmesi. Sahte gülmüştür. Oyun oynar. Neşe oyunu oynar. Münafık gece-gündüz içinden ağlar. Bu bilinmez. Allah diyor ki ayette bak; “az gülsünler, çok ağlasınlar” diyor. Allah gece-gündüz ağlatır. Gülerken ağlar, ciddiyken ağlar, yemek yerken ağlar. İçin için ağlar münafık. Kurtulamaz ondan. Müslüman da sinirli halinde güler, ciddiyken yine güler. Gülerken yine güler, hep neşelidir. Müslüman’ın özelliğidir, vasfıdır. Devam et inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Gerçekten sizden olduklarına dair Allah adına yemin ederler. Oysa onlar sizden değildirler...”
ADNAN OKTAR: Ayeti açıkla, okuduğun ayeti.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Korkak karakterliler, “sizden olduklarına dair Allah adına yemin ederler.” Sahtekar ve yalancı oluyorlar. Müslümanlara onlardanmış gibi görünüyorlar. Halbuki Müslümanlardan değiller. Küfürle iş birliği yapıyorlar.
ADNAN OKTAR:Tabii. Mesela haber gönderir. Der ki “haşa benim size karşı derin sevgim var, muhabbetim de var.” Sadece otlanmak için oraya gittiğini, pis işkembesini doyurmak için oraya gittiğini, o yüzden gittiğini söyler. “Yoksa kalbim sizde kaldı” der. “Çok seviyorum sizi ama bazı eksik yönleriniz var; Kuran’a uymayan, İslam’a uymayan. Mesela neşelisiniz, nasıl oluyor bu?” Nasıl gelir Hasan, Hüseyin namazdayken, secdede Peygamberimiz (s.a.v.)’in başının üstüne oturuyorlar? Olur mu böyle şey? Onların kafasına göre. Münafığın kanununda zaten çocuk camiye giremez bir kere. Nereye? Babasının kucağına da oturamaz. Yanına gelemez. Odaya giremez. Peygamberimiz (s.a.v.) hanımıyla koşuşturuyor, “haşa” diyor, bakıyor; “Peygamber (s.a.v.) nasıl yapar bunu kardeşim?” diyor. “Ebu Cehil’in ağırlığına bak” diyor. “Falanca münafığın ağırlığına bak” diyor. Değil mi? “Müslüman dediğin böyle olacak” diyor. “Peygamber (s.a.v.) ne yapıyor böyle?” diyor, haşa. “Ne yapalım biz?” diyor. “Dırar mescidine girelim en iyisi” diyor. Münafığın böyle çarpık, hasta bir mantığı vardır. Evet devam edelim.
OKTAR BABUNA:“Ancak onlar ödleri kopan bir topluluktur.”
ADNAN OKTAR:Münafığın sürekli yaşadığı şey korkudur. Sürekli gece gündüz ölüm korkusu. İnsanlardan korkar, etrafından korkar. En çok ölüm korkusudur ama. Münafık gece yatarken, “sabah kalkacağım mı acaba?” Sabah kalktığında, “akşamı bulacağım mı acaba?” “Ne kadar yaşayacağım acaba?” Gece gündüz ölüm korkusu içindedir. Onun ana özelliklerinden bir tanesidir.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah. Evet programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam bir şey sor, konuşayım.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, anlattığınız konu hakikaten çok önemliydi Hocam, maşaAllah, elhamdülillah.
Size gelen bir mesaj vardı okuyayım mı onu Hocam?
ADNAN OKTAR:Oku.
OKTAR BABUNA:“Selamün Aleyküm, El-Haris, arslan Hocam inşaAllah.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
OKTAR BABUNA:“Elhamdülillah, sizi görünce gönlümüzde Cennet bahçesi kuruluyor, maşaAllah. Elhamdülillah. SubhanAllah. Allah-u ekber. Hemen şimdi Türk-İslam Birliği inşaAllah. Gönlümüzde sizin sevginizi yaratan ve her gün daha da çoğaltan Rahman ve Rahim olan Allah’a hamd olsun. Övgü sizin de belirttiğiniz üzere Yüce Allah’adır. Hakan Eryılmaz.” MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Zaten Türk-İslam Birliği olmadan ne Türkiye’nin, ne bölgenin bir kurtuluşu yok. Yani bunu anlamazdan gelenler, bir süre sonra diyecekler ki “hakikaten başka kurtuluş yok” diyecekler inşaAllah.
Mustafa Sungur Hocamız taburcu olmuş öyle mi? MaşaAllah. “Bediüzzaman Said Nursi talebelerinden Mustafa Sungur… fizik tedavi sürecinin devam edeceği bildiren ailesi sevenlerin dualarını eksik etmemesini istedi.” Ama çok sevimli Hocamız, maşaAllah. Çok sevimli bir tipi var. MaşaAllah. Ama daha titiz bakabilirler Hocamıza.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Yani kolay bir şey. İnşaAllah. Siz sürekli ilgilenin ama, takip edin sağlığıyla ilgili. Allah razı olsun ilgileniyorlar ama daha teknik, daha iyi şey yapabiliriz. Bir de Hocamızın bir vaktini bir ayarlayın da, akşam vakti nasıl olur, olur mu? Rahatsız etmiş olur muyuz, geç olur mu?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, siz daha iyi bilirsiniz, geç olmazsa eğer inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam bir bakalım hangi vakitlerde ayakta Hocamız. Bir 10 -15 dakika görüşelim.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Siz benim hastalığımda, ki 6-7 sene sürmüştü, gösterdiğiniz ihtimam yani eşi benzeri olmayan ve hayatta kalmama da vesile olmuştunuz Hocam, maşaAllah. Hiç mikrop kapmadım, hiç ateşlenmemiştim Hocam. Doktorlar; “bu bir mucize” demişlerdi, sizin aldığınız önlemlerle.
ADNAN OKTAR:Benim sevimlimin de hayatta kalmasına vesile oldum. Değil mi? Kerata seni.
ERDEM ERTÜZÜN: MaşaAllah. İnşaAllah Hocam. Bütün buradaki, İstanbul’daki bütün doktorlar “hiçbir şeyin yok” diyordu Hocam. Siz inşaAllah yurtdışına gitmemi tavsiye ettiniz, yurtdışında hemen buldular.
ADNAN OKTAR:Ben sevimliyi Amerika’ya gönderdim, değil mi? Apar topar hemen.
OKTAR BABUNA: Hocam siz normal rutin kontrol yaptırıyordunuz. Hatta ailesi, dedesi falan karşı çıkmışlardı, bu yaşta çocuğa kalp ekosu çekilir mi diye. Siz çektirdiniz Hocam. Hastalığı çıkmıştı onun üzerine ve ameliyat olmuştu. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah. MaşaAllah. Koç gibi oldu, elhamdülillah.
OKTAR BABUNA:Sizin vesilenizle Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani ölümcüldü, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet ölümcüldü. Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kurtuldu, elhamdülillah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, Allah razı olsun Hocam.
ADNAN OKTAR:Burada doktorlar teşhis edebildi mi?
OKTAR BABUNA:Edemediler Hocam.
ADNAN OKTAR:Mecburen Amerika’ya.
OKTAR BABUNA:Benim de hastalığımı teşhis edemediler. Siz bu kanser diye beni de Amerika’ya göndermiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Hepsi “yok bir şeyi” dediler. Ben dedim ki; “bu apaçık kanser” dedim. Tabii gönderdim. Amerika’da biraz tetkiklerden sonra kanser dediler.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. Allah razı olsun.
ERDEM ERTÜZÜN:Benim de hiçbir şikayetim yoktu Hocam, siz “kontrole git” dediniz. İnşaAllah kontrolde çıkmıştı.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
SERDAR DAYANIK:Bu Oktar’ın hastalığında da Hocam, son bir karar da uygulatmıştınız, bitkisel hayat gibi bir durumu vardı. Siz ona müsaade etmemiştiniz.
ADNAN OKTAR:Evet dediler ki bana hastaneden; “Oktar bitkisel hayata girerse, bu kan ilik nakli ameliyatı anında, atın şuraya imzayı, fişi biz çekeceğiz” dediler. “Arkadaş” dedik, “sakın ha, böyle bir şeyi asla kabul etmeyiz” dedik. “İşinize gidin” dedik. Öbür hastaneyle anlaştık; “fiş çekme, bilmem ne falan kabul etmiyoruz” dedik, “tamam” dediler. O şekilde ameliyatını yaptırdık.
OKTAR BABUNA:Evet Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:Dünyada başka yaşayan var mı bu hastalıktan?
OKTAR BABUNA:Yok Hocam. Siz vesile oldunuz Hocam, maşaAllah. Allah razı olsun. Hatta bir kere Hocam kan değerlerim çok düşmüştü, düşüktü. Siz özel karşımlar tavsiye etmiştiniz, Türkiye’den özel olarak telefon açıp.
ADNAN OKTAR:Yani acayip beslemiştik.
SERDAR DAYANIK:Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ve sonunda kan değerlerin normal adamlardan çok daha fazla çıkmıştı.
OKTAR BABUNA:Çıkmıştı. Doktor demişti ki; “sen ne yiyip, ne içiyorsun?” diye sormuştu bana.
ADNAN OKTAR:Yani, bir bildiğimiz var.
SERDAR DAYANIK: İnşaAllah Hocam, evvelAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ne anlatayım Serdarım.
SERDAR DAYANIK:Estağfurullah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.)…
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s.)’den mi anlatayım diyorsun.
SERDAR DAYANIK:Estağfurullah, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şimdi Mehdi (a.s.)’den bahsetmemizin nedeni, Mehdi (a.s)’ye dünya binlerce seneden beri hazırlanıyor. Binlerce seneden beri. Yani bu böyle kapatılacak, örtbas edilecek bir konu değil ki. Tevrat’ta var, İncil’de var, Zebur’da var, Peygamberlerin Suhuflarında var. Cenab-ı Allah Nuh (a.s.) devrinden beri dünyayı hazırlıyor Mehdi (a.s.) için. Allah dünyanın en güzel şehrini Mehdi’ye (a.s) hazırlamış. İstanbul’u seçiyor. Cenab-ı Allah, kaderde; “burada çıkacaksın” diyor Mehdi (a.s)’ye. O kaderinin sevki içerisinde İstanbul’da çıkıyor. İstanbul’u Allah özel süsledi. İnsanları vesile edip ayrıca süslendi. İnşaAllah. Bak Bediüzzaman diyor; “ben Mekke’de olsam, buraya gelirim” diyor. “Beni Amerika’ya göndermeye kalkıyorsunuz; daha onurlu, daha sükseli olur diye mi o şekilde?” diyor. “Ben, onur, sükse hiçbir şey aramıyorum” diyor. “Amerika’ya da gitmiyorum, hiçbir yere de gitmiyorum. İstanbul’da da kalacağım, hapiste de yatacağım” diyor. “İsterlerse öldürsünler, şehit olurum” diyor. “Burada kalacağım ve mücadele edeceğim” diyor. Aslanlar gibi mücadele etti.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar sen bir soru sor bakalım, bak sen şu makinana, bana bir soru sor.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi binlerce soru geliyor, onlara bizim cevap vermemiz mümkün değil. Yani benim on bin sene ömrüm olsa ona yine yetmez ona.
OKTAR BABUNA:Gerçi anlatmıştınız ama Hocam, Peygamberlerle benzerliği Mehdi’nin (a.s), bütün Peygamberlerin bir özeti olarak tarif etmiştiniz.
ADNAN OKTAR:Evet. Cenab-ı Allah’ın hikmeti yani Ahir zaman, aslında bak bir baksınlar tarihe; dünyanın hangi devrinde böyle bir teknoloji, hangi devrinde böyle bir nüfus olmuş, bu kadar kalabalık olmuş? Radyolar, televizyonlar, iletişim araçları hangi devirde böyle olmuş? Dünya böyle hiç olmadı, hiç. Bir kere oluyor bakın, son kere ve bir kere. Yani bu kadar şehir çok olması; köyler, kasabaların çok olması; eğitimin bu kadar yüksek olması, kültürlü okur-yazar insan sayısının bu kadar olması; radyolar, televizyonlar, internet hiç olmamıştır daha önce. Ve böyle bir devirde işte Allah İslam’ı hakim ediyor dünyaya, son kere. Ve bakın Mehdi (a.s.) için, Allah Ulu'l-Azm bir Peygamber olan Hz. İsa’yı (a.s) gönderiyor. Ona vezir olarak. Çok çok büyük bir olaydır. Ve hakikaten bütün Peygamberlerin bir özetidir Mehdi(a.s). Bunu da göreceğiz, inşaAllah. Bir ayet oku Oktar.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Münafık erkekler ve münafık kadınlar, bazısı bazısındandır; kötülüğü emrederler, iyilikten alıkoyarlar, ellerini sımsıkı tutarlar.”
ADNAN OKTAR:Şimdi münafık kadınlarla, münafık erkekler ahbaptırlar. Bir arada toplanırlar. Münafık kadının suratına bakmak bir ızdıraptır. Münafık bir kadın için de münafık bir erkeğe bakmak büyük bir ızdıraptır. O onu yakar o onu yakar. Mahvederler. Çünkü en tiksineceği kadına bakıyor. O da en tiksineceği adama bakıyor. Tiksinecek adamlara baka, baka, baka, baka böyle domuz gibi şişerler. Yani bir küfür şişmesi olur içlerinde. Bir azap şişmesi, bir sıkıntı şişmesi olur. O sıkıntıdan çatır çatır yanarlar içten. Kalpten içlerini yakan bir ateş onları kavurur. En ızdıraplı şeydir yani münafıkla iç içe yaşaması, münafığın. Müslüman’ı açar. Kafasına kan gelir. Gücünü arttırır, inşaAllah.
SERDAR DAYANIK: Münafıklar sürekli oluyor mu Hocam Mehdi (a.s.) cemaatinde? Mesela Altınçağ’da, İslam ahlakı hakim olduğunda yine olacaklar mı?
ADNAN OKTAR: Müslümanlarda, Mehdi (a.s.) cemaatinde eğer münafık yoksa, Mehdi (a.s.) cemaati olmaz o. En çok belki de o devirdeen çokMehdi (a.s.) cemaatinde olacaktır münafık. Hatta hadiste “üç defa Medine sarsılır” diyor, münafıklar böyle bit sürüsü gibi ayrılıyorlar. Öyle bir tane, iki tane değil, çoğu dökülüyor. Hatta “buğday içindeki” diyor bak Hz. Ali (r.a.), “buğday içinde, buğdaya musallat olmuş kurt gibidir” diyor. Çok fazla oluyorlar. Mehdi (a.s.) avucuna alıyor buğdayları, bakıyor kurtlular var; alıyor atıyor, alıyor atıyor, alıyor atıyor, temizliyor. Bir süre sonra bakıyor, yine kurtlanmışlar. Yine alıyor, yine alıyor atıyor. “En sonunda tertemiz buğdaylar kalır” diyor. Mehdi (a.s.) cemaatinin özelliğidir bu.
Şimdi Oktar sıra sende, hadi bakalım.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bir soru var Hocam, okuyayım mı size?
ADNAN OKTAR: Oku.
OKTAR BABUNA: “Sayın Hocam. Şu ayeti okuyunca, aklıma İslam Birliği’ni oluşturmadığımız için Allah’ın vermiş olabileceği karşılıklar geldi, korkum çok arttı. Sürekli Türk-İslam Birliği için dua etmeye başladım. Hocam, siz bu ayet ile ilgili düşüncelerinizi söyler misiniz? Şeytandan Allah’a sığınırım. ‘Allah bir şehri örnek verdi. Halkı güvenlik ve huzur içindeydi. Rızkı da her yerden bol bol gelmekteydi. Fakat Allah’ın nimetlerine nankörlük etti, böylece Allah yaptıklarına karşılık olarak ona açlık ve korku elbisesini tattırdı.’ (Nahl Suresi 112), Fikret.”
ADNAN OKTAR: Ekonomik kriz. Paris’i de vurdu Allah, Londra’yı da vurdu, Moskova’yı da vurdu, her yeri vurdu Allah. Yani birçok şehre işaret ediyor bu. Ahir zamanda nankörlüğün, şükürsüzlüğün cezası olarak Allah bir perişanlığı dünyaya yaşatıyor şu an, inşaAllah. Anlat.
SERDAR DAYANIK: Estağfurullah Hocam. Bir şey gelmişti aklıma Hocam. Bu bir ayette, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, “Aslandan kaçan yaban eşeklerine” benzetiyor Allah, münafıkları ve küfrü. Acaba Hz. Mehdi (a.s.)’ye bakıyor olabilir mi? Darwinistlerin o yıkıcı etkisini bozacak, Evrim Teorisi’ni yerle bir edecek bir çalışma veya ateistlere karşı çok ciddi bir faaliyet yapacak. Hadislerle de mutabık olabilir mi diye soracaktım, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bunu 3-4 kere açıkladık bu ayetten, yani, Mehdi (a.s.)’ye baktığını izah ettik. Aslandan kaçar gibi yaban eşeklerini de, inşaAllah. ‘Haris bin Harras’, aslan oğlu aslandır Mehdi (a.s.), inşaAllah. İt gibi kaçacaklar, inşaAllah. “Aslandan ürkmüş yaban eşekleri gibidir” diyor Cenab-ı Allah. Normal ehil eşeğe de benzemiyor, yaban eşeği gibi. Yani delice bakıp bakıp kudurmuş gibi kaçacaklar. Mehdi (a.s.)’den kaçmak, münafıkların bir özelliğidir, inşaAllah. Yakar onun ateşi maneviyat olarak, dayanamıyorlar, inşaAllah. Onun nuruna dayanamıyorlar. Hani nasıl yarasalar böyle ışıkta ciyak ciyak bağırarak karanlık mağaraya kaçarlar ya, münafık da Mehdi (a.s.)’yi gördü mü, böyle ışık görmüş yarasa gibi ciyak ciyak bağırarak kaçar.
OKTAR BABUNA: Hocam bir haber gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Göster.
OKTAR BABUNA: Sizin söylediğiniz konu ile ilgili maşaAllah. “Şehidin ailesi, gece yarısı dükkan açılıp giydirildi” Hocam. Sizin çok üzerinde durduğunuz bir konu bu.
ADNAN OKTAR: Helal, maşaAllah. Oku bakayım, devam et.
OKTAR BABUNA: “Şehit komando dün Adana’nın Kozan ilçesinde toprağa verildi. Bir portakal bahçesinde bekçilik yapan ve aynı bahçe içindeki briketten yapılmış iki göz odada yaşayan şehidin ailesi önceki gece...”
ADNAN OKTAR: “Bir portakal bahçesinde bekçilik yapan ve aynı bahçe içindeki briketten yapılmış iki göz odada yaşayan şehidin ailesi,” evet.
OKTAR BABUNA: “Önceki gece yarısı Ak Partili Kozan Belediye Başkanı Kazım Özgan’ın talimatıyla açılan bir mağazaya götürüldü ve oğullarının cenaze töreni için tepeden tırnağa giydirildi.”
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi bu çok küçük bir bölüm. İki göz odada ben onu yaşatmam. Belediye, kardeşim belediye bir kere mutlaka bir ev, büyükçe bir ev, şehit ailesine büyük ev yakışır. Ziyaretçileri olacak, iki odaya sığmaz, orası mescid gibi, değil mi? Düğün evidir orası. Biz gideceğiz, babasının alnını öpeceğiz. Başkası gelecek, alnından öpecek, inşaAllah. Girer girmez hemen göğsüne madalya. “Gel babam” diyeceksin, alnından öpeceksin. “Senin atana milyonlarca kere, sonsuz kere rahmet olsun” diyeceksin değil mi? “Bütün sülalene, hepsine rahmet olsun, ne şeref” diyeceksin. “Bütün kasaba emrinde” diyeceksin şehit ailesine, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Belediye; “bütün yemen, içmen bizden bundan sonra. Ev de bizden.” Değil mi? “Hepimiz oğlunuz,” bir sürü. Dışarıya çıktı mı, taksi durakları bilecek. Şehit madalyasını gördü mü, “buyur baba, emret. Nereye gidiyorsan götürelim” diyecekler. Yani başta taşıyacağız. Onlar mübarek insanlar. Şehidin bereketi çoktur. Onlar rahmet vesilesidir. Allah’ın rahmetine vesiledir. Allah’ın “Rahman ve Rahim” isminin tecellileridir onlar, inşaAllah. Onun için muhabbetle bağrımıza basacağız. Elbise ne? Elbise zaten mağazaya girdi mi, elbiseyi seçecek, gelecek, fiş ödemeye gelecek, “estağfurullah” diyeceksin. “Bir de üzerine para mı isteyeceğiz? Sen şehit ailesisin. Sen vatan için, millet için, Allah için evladını gitmişsin şehit ettirmişsin, değil mi? Bir de üzerine ben senden para mı alacağım?” diyecek. “Senin buradan bunu alman bize zaten bereket. İhya ettin bizi. Gel seni bir alnından öpeyim” diyecek, o kadar. Ne parası, değil mi? Yani onun parası ile ihya mı olacak o mağaza aldığında? Almayınca batacak mı? Almayınca bereketi artar. Alınmaz para şehit ailesinden.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Babası taksiye binmiş, gidiyor. Madalya göğsüne takılmış. Araba durdu, ne olacak, ücret mi verecek? Taksici koşacak, kapıyı açacak, elini öpecek; “baba şereflendirdin, Allah razı olsun” diyecek. Aklının ucundan dahi geçmeyecek para. “Onun bereketi bana yeter, Allah razı olsun, ne şeref” diyecek. Kardeşim bak; dinini, imanını, namusunu, vatanını, milletini korumak için, 20 yaşında aslan gibi delikanlı gidip, Allah’a kendini teslim ediyor ruhunu ve şehit oluyor. Bir de üzerine para isteyeceğiz. Olur mu böyle şey? Kardeşim buna hangi ruh dayanır, hangi kafa dayanır, olacak iş mi şu? Her yerde bu böyle olması lazım. Bana gazilerden de yazı geldi, sarıdan. Kardeşim niye sarıdan olsun? Mutlaka 24 ayar altın. Değeri, kardeşim satacak hali yok onu zaten. Yakışmaz. Gazi az bir şey değil ki, ama şehidinki değişik olması lazım. Mesela gazininki kırmızı ise, şehidinki yeşil olsun. Fark etmesi lazım. Kardeşim gözünü kaybetmiş. Allah gözünün ışığını almış. Canım benim onlar. Ben onun vurulan gözünün öperim alnından. Kolu kopmuş benim aslanımın, değil mi? Evinde oturacak, ondan sonra sarıdan da madalya takacağız, kimse ziyaretine gitmeyecek. Bakkala gidecek kolu kopmuş, iki kolu birden kopmuş, ayağı kopmuş, “ver parayı bakalım” diyeceksin. “Peynir aldın, zeytin aldın, dök teker teker.” Bu para alınır mı kardeşim? O para yenir mi? Kullanabilir mi o parayı insan?
OKTAR BABUNA: Kullanılamaz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Gazi gelmiş, ceketin kolunu katlıyorlar, iğneliyorlar buradan, kopmuş benim aslanımın kolu yani. Nasıl ondan para alınır? Olacak iş mi şu yani? Arabaya binmiş, asla. Şehit çok mübarektir. Gazi çok mübarektir. Kaç tane? Ha yüz bin, yüz binine de bu şekilde.
Yalnız PKK’ya karşı mücadele bilim ile olur. Bakın, PKK sahte bilim kullanarak ve felsefe ile Güneydoğu’ya çöktü. Geçenlerde bir internet sitesinde baktım. O kalpaklı adam var ya, Yalçın Küçük, şey sakallı böyle bir dede var, böyle vurarak falan konuşuyor. Eğer yanlış görmediysem, Abdullah Öcalan falan var, orada onlara tarih dersi yapıyor, PKK’nın toplantısında. Şimdi kardeşim bu eğitim değil mi? Eğitim veriyor, değil mi? Biz buna karşı eğitim veriyor muyuz, bir karşı eğitim? Yok. Avrupa’dan felsefeciler geliyor, bilim adamları geliyor; sahte bilim adamları, sahte felsefeciler. Gece gündüz PKK’ya felsefe eğitimi ve bilimsel, sahte bilimsel eğitim veriyorlar. Bunun karşıtı bir bilgi verilmiyor. Tek yanlı eğitim var ve tek yanlı eğitim ile dağa adamları dolduruyorlar ve PKK taban tutuyor. Bilimsel eğitimi, felsefi eğitimi yok hükmünde sayıyor birçok insan. Yok, adam kabul etmiyor, “öyle bir konu yok” diyor. “Ne yapalım?” diyorlar. “Çorbadan bahsedelim” diyorlar. “Ananızın çorbasını size içirtelim, dağdan inin” diyorlar. Kardeşim, senin mercimek çorbana inmez adamlar dağdan, yapmayın, etmeyin yani. Aklınızı başınıza alın. Bilimsel, felsefi eğitim yapılması gerekiyor. “Biz bilmiyoruz.” Kardeşim biz hazırız. Ya siz yapın, ya biz yapalım, anlaşıldı mı? Yani siz derken, devletimizin kadrosundaki insanlar, bilim adamlarına sesleniyorum. Yahut bize bırakın, biz yapalım. Kenardan, köşeden seyretmekle olmaz. Adam durduk yere PKK’lı olur mu kardeşim? Eğitim ile PKK’lı olunur. Bu tavuk yumurtası değil ki, altına koyasın oradan PKK’lı gibi çıksın, değil mi? Yumurtadan çıkmıyor PKK’lı. Tavuk yumurtası gibi oluşmuyor, değil mi? Eğitim ile oluşmuyor mu bu adamlar?
OKTAR BABUNA: Eğitim ile oluyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Eğitim ile kalkar bu, başka ne ile kalkar, değil mi? Askeri çözümün olmadığını görüyorsunuz işte. Kaç yıl sonra anlayacaksınız benim dediğimi?
OKTAR BABUNA: Siz yıllardır söylüyorsunuz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bir kere bir sözümü tutsunlar. Bak bilimsel eğitim yapıldığında, felsefi eğitim yapıldığında konu biter. Din sonradan anlatılması lazım. Herif zaten dinsiz, o anlamaz dinden. Bilim ile çökerteceğiz. Çünkü diyalektik felsefenin kazınması gerekiyor. Güneydoğu’da diyalektik felsefe hakim. Diyalektik felsefe zaten devletin ders kitaplarında da hakim. Devletin ders kitaplarından diyalektik felsefeyi çıkaracağız, PKK’nın diyalektik felsefesine karşı da anti-diyalektik, akılcı, gerçek bilime dayalı, hakiki bilim ile karşı felsefi atak yapacağız. Çözüm budur.
OKTAR BABUNA: Bunu da sizden başkası yapamaz Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR: Allah’ın izniyle, haydi bakalım. Selam.
İttihad-ı İslam
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...