SUNUCU: Yayınımıza Harunyahya.tv internet sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Nasılsın Paşam?
ONUR YILDIZ: Estağfurullah Hocam, çok iyiyim inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne anlatacaksın?
ONUR YILDIZ: Bakterinin kamçısı ile alakalı bir iman hakikati var Hocam inşaAllah, onu gösterebilirim inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onun motoru falan akıl alacak gibi değil, değil mi? Fırıl fırıl dönüyor falan, nasıl oluyor bu iş?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, çok büyük mucize maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Anlat bakalım.
ONUR YILDIZ: İnşaAllah Hocam.
1900’lü yıllarda, bakterinin kamçısını çok basit bir elektrik motoru gibi tasvir ediyordu evrimciler ve bunun doğadaki tesadüfi değişimlerle, bazı iyonların yer değiştirmesiyle proteinlerin hareket edebileceğini söylüyorlardı. Halbuki önümüzdeki, özellikle elektron mikroskobunun icadından sonra, bakterinin zarında olağan üstün bir mekanizma keşfedildi inşaAllah. Burada, tamamen protoları kullanan, hücre zarının dışındaki, bu protonları kullanarak enerji üreten ve çok çok üstün bir makina ile karşılaştılar. Şimdi o makinanın parçalarını inşaAllah göstereceğim. Burada görülen, hareket eden bakteriler var. Bunlar mikroskop altındaki canlı görüntüler. O arkalarındaki birkaç tane flagellum denen, elektrik motorunu haret ettirdiği bakterinin kamçısı. Birkaç kamçının harekti ile, birleşmesi ile böyle pervane, boru gibi bir hareket yaparak su içerisinde hareket edebiliyorlar. Şimdi burada bakterinin ‘flagellum’ denen bu kamçılarının animasyonunu görüyoruz. Ve teknolojinin ilerlemesiyle, elektron mikroskopunun bize gösterdiği şekilde atomik parçalarını inceleyeceğiz. Burada ‘flament’ denen kısım, bakterinin kamçısının uzun olan kısmı. Bu bir kanca, ‘hook’ denen yapıyla hücrenin zarına tutturuluyor. Şimdi hücrenin zarında, bir saniyede 100 tur yapabilen bir parça var. Bu parçanın, elektrik motorunun şu an parçalarını görüyoruz. Burada ‘rote’ denen dönem bir kısım var. Çeşitli halkalar var ve bu halkaların çevirdiği, proteinler vasıtasıyla çevirdiği, flagellumum kamçı gövdesi var. Bunların hepsi hücrenin zarına tutturulmuş vaziyette. Şimdi bu ‘stater’ bir protein. Bunun bir arkadaşı var, o da ‘rotor’, bu da bir protein. Şimdi bunlar gelen protonları, işte gördüğümüz, hücre zarının dışında yoğun olarak bulunan protonları alarak içeriye, bunu kullanarak hareket enerjisine çeviriyorlar. Yani kimyasal atom enerjisini alıyor bakterinin flagellumundaki proteinler, bunu hareket enerjisine çeviriyor, ki biraz sonra nasıl bir hareket enerjisine döndüğünü ayrıntısı ile gösterecek. Ondan sonra hareket sağlanmış ve bakteri hücresinin kamçısı dönmeye başlamış oluyor. Burada gördüğünüz kısaca, hücre zarına gelen protonlar, hücrenin hareket eden motorundaki iki tane protein var, ‘Mot A ve Mot B’ proteinleri. Burada aspartik aside bu protonlar bağlanıyor. Moleküler düzeyde bir protonun buraya bağlanışını görüyoruz. Hiçbir yapı olmaması gereken bir yer değil. Her bir yapın mükemmel dizilmiş bir şekilde bulunuyor ve moleküller tam gelmesi gereken yerlere geliyorlar. Geldikten sonra, her bir proton bir hareket yaptırıyor. Yani arabadaki pistonların iniş kalkış hareketi gibi, hani benzin yandığında orada bir enerji oluşuyor, pistonlar yukarı aşağı hareket yapıyor, bunda da proton aynı etkiyi yapıyor. Bu iniş kalkış hareketinden sonra, oradaki proteinler dönme hareketini sağlamış oluyor. Ama bu çok hızlı, bir saniyede tam 100 tur yapabiliyor bu sayede bakterinin flagellesi. ‘Flagella’ dediğimiz yapı da, milimetrenin %1’i boyutunda bir şey. Şimdi burada hücrenin zarının kısımlarını görüyoruz. Bakteri flagellumu oluşmaya başlıyor. Şimdi bu oluşmaya başlarken şöyle bir hatırlatma yapmak gerekiyor. Bu yapının çok ilkel olduğunu ve bu yapının temel parçalarının eksilmesiyle, evrimciler yine de bir mekanizmanın olduğunu ve çalıştığını söylüyorlar. Şimdi o mekanizmayı tek tek, hani parçalarının birşey ihtiva ettiğini iddia ettikleri o parçayı şimdi tek tek inceliyoruz. Burada halkalar görüyoruz. Bu halkalar üç boyutlu yapının kesitleri. Bu halkalar, içerisinde 100 tur sürekli dönen bir yapının hücre zarından korunmasını sağlıyorlar, yani bu sayede hücre zarına sürtünmüyor. İşte şu an içerisinde o dönen, kamçı denen, uzun boru şeklindeki yapı oluşuyor. Şu ekranda şimdi oluşan, yavaş yavaş görünen her bir molekül, hepsi ayrı birer protein. Ve bakterinin kamçısında, 240 ayrı protein kullanılıyor. 240 çeşit protein kullanılıyor, öyle söyliyeyim. Şimdi bu her bir çeşit protein, bakın bu yavaş yavaş inşaasını gösteriyor ki, bu milisaniyeler düzeyinde hızla cerayan eden bir olay. Ve her seferinde, bakın şimdi bu dıştaki halka gibi yuvarlak olan yapılar, hücre zarının içerisindeki o dönen yapıyı, hücre zarının baskısından koruyor. Yani jantın içerisinde değil mi? Arabalarda lastiğindeki jant gibi bir vazife yapıyor. Şimdi bakterinin flagellesi yavaş yavaş oluşmaya başladı. Bu aşamada işte, her seferinde ayrı bir protein ekleniyor, her biri ayrı bir protein sentezi. Şu an hızlı hızlı gösteriliyor. Bu kanca yapısı oluşuyor. Kanca yapısının oluşmasındaki her bir proteini, şu kopup-ayrılan parça yönetti. Şimdi de bakterinin kamçısının ana maddesi flagellum denilen yapının şu an parçaları oluşuyor. Burada herbir flagellum denen kamçı yapısında yaklaşık 20 bin, 30 bin ayrı parça yapı taşı olarak, yani 20 bin, 30 bin tuğladan yapılmış bir inşaat gibi düşünebiliriz. Bunun her biri ayrı ayrı sentezleniyor, oraya taşınıyor ve orada birbirine tutturuluyor. Ve bu yapı o kadar sağlam ki, saniyede 100 tur sürekli dönüyor suyun içerisinde, sürtünmeye maruz kalıyor, ama hiçbir şekilde ne kopuyor, ne ayrılıyor, ne parçalanıyor. Everimciler bu yapı için diyorlar ki; “bu bakterinin 240 tane ayrı parçadan oluşan protein yapısından biz 40 tanesini çıkaralım, 50 tanesini çıkaralım. Geriye hücre zarında sentez yapabilen, hücre zarının madde alımında etki sentez yapabilen proteinler kalıyor.” Flagellumun görevine bakıyoruz, flagellumun görevi tamamen hareket ile ilgili ve saniyede 100 tur yapan proton nükleer enerjisini kullanan bir makina. Hücre zarında sürekli dönen bir makina. Evrimciler, bu yapının eksilmesiyle sentez makinasının çalıştığını iddia ediyorlar ama hiçbir şekilde flagellumun işlevinin yanına bile yaklaşmıyor. Dolayısı ile bu 240 parçadan, bir veya iki parça çıktığı zaman, bakteri hareket edemiyor ve ölüyor. Dolayısı ile flagellumun herhangi bir parçasının eksilmesi bakterinin ölümüne yol açıyor ve indirgenemez bir kompleksliğe sahip. Bu da evrimcilerin söylemiş olduğu bu basit yapının, hiçbir zaman olmadığını göstermiş oluyor. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen şimdi bu anlattığını... Bu güzel, yani bir fikir veriyor. Ama o parçaları teker teker anlatmaya kalkarsak, inan insanların nefesi kesilir. Yani sırf bundan dünyada iman etmedik hiçbir insan kalmaz. Ama tam kapsamlı bu anlatılabilirse, sırf bundan. Çünkü protein, burada anlatılan protein, insan aklının, yani dünyadaki bütün insanların aklından daha üstün bir akıl gösteriyor. Protein ayrı bir yerde duruken, hiçbir kıymeti olmazken, oraya gittiğinde, adam birden dünyadaki bütün profesörlerden daha akıllı oluyor. Protein parçası, şöyle bir parça, yani muazzam bir akıla erişiyor, bu ne demektir? Allah orada tecelli ediyor, hiçbir açıklaması yok başka. Beyni yok, sinir sistemi yok proteinin, hiçbir şey yok. Ama beyni ve sinir sistemi olan varlıklardan kıyaslanmayacak derecede yüksek akıl gösteriyor. Baştan sona, bakın milyarlarca mühendislik harikasından oluşuyor. Yani kusursuz matematik sistemi var. Bir tanesinden bir tuğla oynasa, bütün sistem çöker, tek bir tuğla oynasa.
OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi Hocam, dışarıda hiçbir anlam ifade etmiyor ama hücrenin içerisine girince muazzaman bir akıl ortaya çıkıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi siz hazırlanın, bunu biz parça parça anlatalım. Yalnız bu konu gibi en az bir trilyon konu var. Bilimin tespit ettiği onbinlerce konu var. Biz bunlardan sadece on tanesini normal anlatırsak, dünyada iman etmeyen hiç kimse kalmaz sana söyleyeyim. Aslında sırf bir tanesini anlatsak yeter. Ama daha henüz o kapsamda anlatım olmadı, benim o dikkatimi çekti. Ona hazırlanın, tam anlatalım.
SUNUCU: Merter’den Zafer Raşitoğlu demiş ki; “Sayın Hocam, sizi tekrar ekranda görmek güzel bir müjde oldu ailemiz için. Sizin tavsiyeleriniz uymak, Rabbimize yakınlaşmamıza vesile oldu, Allah razı olsun. Hocam, çevremizdeki Müslümanların dikkatini, küçük konulardan ziyade Mehdiyet’e ve İslam Birliği’ne nasıl çekebiliriz?”
ADNAN OKTAR: İslam Birliği, Türk-İslam Birliği istemek, bir kişinin istemesi... Bir kere diyorum ki “internette herkesin sitesi var Facebook’ta falan. Küçük, şu kadarcık bir yerde, diyecek ki, ‘ben Türk-İslam Birliği’ni istiyorum.’” Hani özellikler diyor ya, hani adam diyor spor yaparım, ata binerim, uzaya kaçarım, bilmem ne falan, bayağı bir döktürüyorlar. Atıp-tutanlar var bayağı, doğru söyleyen de var ama atanlar da var. Bak bir kelimesine diyecek ki, Türk-İslam Birliği’ni istiyorum, yani bir özellik olarak, o kadar başka birşey yok. Bak bunu yapsınlar, Türkiye’de mesela bu %70’i bulduğunda, bu konu bitecek diyorum. Benim yanıma gelsinler eğer olmazsa. İnşaAllah.
“Habertürk programında Serdar Turgut, Hıristiyanların Mesih (a.s.)’i, Hz. İsa (a.s.)’yı beklediğini, Yahudilerin de Mesih (a.s.)’i beklediğini söylemiş. Bunu tam anlayamadığını söylemişti. Yani iki Mesih’i aynı zannetmişti. Buna bağlı olarak Hz. Süleyman (a.s.) mabedinin Mesih (a.s.)’in gelişinden sonra inşa edileceğini, Hz. İsa (a.s.)’nın da buraya geleceğini tartışıyorlardı.” Kardeşim bu adamlar dinliyorlar bizim programları, çok etkileniyorlar. Fakat anlatan adamlar da ya bilmeyen adamlar veyahut bu konuda donuk insanlar veyahut işte malum şahıslar. Sıhhatli bilgi hiçbir zaman için veremiyorlar, hep flu oluyor. Doğru bilginin yeri burasıdır. Ben taviz vermem. Şakır şakır tam doğrusunu anlatırım inşaAllah. “Ayrıca bütün dinlerde büyük bir savaşın, Armagedon’un beklendiğini söylüyorlardı.” Böyle bir savaş yok. Armagedon oldu. Bu Irak’taki olay Armagedon’dur, o kadar. Yeri ve biçimi açısından kastedilen Armagedon’dur, yani o kadar geniş çaplı değildir. Hz. Süleyman (a.s.) mabedini de Mehdi (a.s.) yapacak. Musevilerin beklediği Kral Mesih ile Mehdi (a.s.) aynıdır, aynı kişidir. Serdar Turgut maşaAllah biraz dindar, bizden doğrudan özlü bilgi alabilir, yani tam gerekli bilgiyi alabilir. Yoksa öbürleri suni olabilir ve doğru olmayabilir inşaAllah. Ben taviz vermem, mesela Mehdi (a.s.) konusunda yalan söyleyen, samimi konuyu anlatmayan çok fazla insan görüyoruz. Bakın dikkat ederseniz ben asla taviz vermiyorum. Doğrusu ne ise tam küt diye söylerim. Benim çünkü gocunacağım, çekineceğim, işte ben bir gruptan dışlanacağım gibi bir derdim yok. Alayı dışlasın, alayı kabul etsin benim için fark etmez yani. Hakkı, doğruyu ben tam anlamıyla söylerim inşaAllah. Serdar Turgut’a söylüyorum buradan, Mehdi (a.s.) geldi. Merak ediyorsa, gelsin bize sorsun, anlatayım inşaAllah. İsa Mesih (a.s.) de, o da geldi, onu da görecektir inşaAllah. Şaşıracaklar, ayrı mesele. Benim en merak ettiğim şu, Habertürk’teki takım ne yapacak bakalım. Yiğit Bulut normal karşılar da, o gözlüklü ile öbürü bakalım, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Size bir soru vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Sor.
OKTAR BABUNA: “Birkaç gün önceki yayınınızda, hücrenin içinde yolculuk animasyon videosu gösterilmişti. Şevkimiz, imanımız arttı sayenizde. Alnımızın atomları ile seccadenin atomlarındaki mucize aklımızdan çıkmıyor. Namaz kılamaya başladık ve eskisinden çok çok anlamlı artık. Yaratıcı’nın her yerde olduğunu, yalnız olmadığımızı fark ettik, maşaAllah” demişler Hocam bir izleyicimiz.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ben açıkça söyleyeyim, dünyada samimi imanı, bak açıkça söylüyorum, Allah-u alem sadece biz anlatıyoruz. Yani şöyle, delillerini mükemmel vurgulama açısından, Kuran, hadis ve bilim ile birleştirerek bu kadar mükemmel anlatan varsa, bana söylemezlerse ben hakkımı helal etmiyorum. Yani böyle bir çalışma yapan grup var da bize söylemiyorlarsa, benim hakkım onlara helal olmasın. Zaten haram da. Söylesinler, haberimiz olsun. Dünyada böyle bir grup yok. Böyle koydu mu oturtan, çok net açıklayan, tavizsiz izah eden, bilimle, akılla, mantıkla, Kuran’la, hadisle tam uyum halinde anlatan, meseleleri tam çözen, açıklayan bir grup varsa, Allah rızası için, istirham ediyorum söylesinler. Çünkü ben onların kölesi olurum, hizmetlerine girerim, ne istiyorlarsa yaparım. Yok, inşaAllah. Şunu oku bakayım.
SUNUCU: “Selamun aleyküm Adnan Oktar. Biz Liverpool’da yaşayan birkaç Türk birleşip sizin çalışmalarınız sayesinde yaratılışçı faaliyetlere başladık. Son iki senedir aktifiz. Liverpoll’da evrim faaliyetlerinin hepsine katılıp sizin sorgulamalarınızı kullarak, evrimi yerle bir ettik. Richard Dawkins, BBC’ye katıldığı bir esnada, “bu grup Harun Yahya’nın taraftarlarından oluşur” dedi. Sizinle gurur duyuyoruz. Richard Dawkins’i de korkuttuk, hedefimiz İngiltere’yi fikren feth etmek. Allah-u Ekber, İslam olacak daimi muzaffer. Yaratılış konusunda önderimiz Adnan Oktar’a binlerce selam olsun. Teşekkürler Hocamız, sultanımız, padişahımız.” Emrah adında..
ADNAN OKTAR: Padişah mı? Padişah, onlar bizim padişahımız, inşaAllah hepsi. Onlar bizim koçumuz, aslanımız, yiğidimiz, sultanlarımız, kardeşlerimiz. Emrah, helal olsun. Peki bizim bu gençlerden niye haberimiz yok?
OKTAR BABUNA: Hocam, dünyanın her tarafında böyle öğrencileriniz var sizin tanımadığınız maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Liverpool. Aferin, ne diyor? “Evrim faaliyetlerinin hepsine katılıp sizin sorgulamalarınızı kullarak evrimi yerle bir ettik.” Koç, bak görüyor musun? Biz buradan mermiyi gönderiyoruz, bilim mermisini, tak vurup indiriyorlar aşağıya. Bak çocuklar başka yerden istifade edemiyor. Olsa demez mi, ben şuradan istifade ettim, Allah razı olsun Hocam, siz de oradan istifade edin der. Tek kaynağız elhamdülillah, Allah vesile ediyor. Tek kaynağız, tabii. Bakın tekrar söylüyorum, varsa hakikaten insanlık hali haberimiz olmayabilir, ben öyle enaniyetli falan böyle büyüklük peşinde olan bir adam değilim. Ayakkabısının altını öperim, ben onların kölesi olurum. Ama böyle faaliyet yapan yok. Yani bilim, Kuran, hadis, hepsini birleştirip bu kadar mükemmel, bu kadar akıcı, vurucu delillerle anlatan, bu kadar samimi ve korkusuz anlatan, ilmi çalışma yapan hiçbir grup yok.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, maşaAllah. Zaten olsa hemen bilirdik Hocam. Siz de dünyanın her tarafına gönderdiniz, bütün üniversiteleri gezdik hemen hemen inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. “Sizinle gurur duyuyoruz” diyor. Biz de sizinle gurur duyuyoruz koçyiğitler. “Richard Dawkins’i de korkuttuk” diyor. Korkuttuk derken ilmi korkutmuşlardır herhalde, sille tokat dövme anlamında demiyorlar. Beyefendi çok korkak hakikaten değil mi? Buraya çağırdık, gelmiyor. Kardeşim biz oraya gelelim dedik, gelmiyor. Para gönderelim dedik yine kabul etmedi. Yiğit Bulut dedi Habertürk’ten, “gel seni Adnan Hoca ile karşılaştırayım” demiş, adam yani...
OKTAR BABUNA: Para teklif etmiş hatta.
ADNAN OKTAR: Sağlığı bozulmuş korkudan, gelemiyor. Yani bu kadar olmaz.
OKTAR BABUNA: Sizin adınızı duyunca kaçıyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, hedefimiz İngiltere’yi fikren feth etmek. Haydi bakalım aslanlarım, “Allah-u Ekber” diyorlar. “İslam olacak daim muzaffer.” MaşaAllah. “Yaratılış konusunda da her konuda da önderimiz.” Önder? İyi, güzel bir şey önder olmak. Tabii, onu kabul ederim inşaAllah. Önderimiz, ama onlar da bizim önderimiz. Baksana onlar da İngiltere’yi fethediyorlar maşaAllah değil mi? MaşaAllah. “Adnan Oktar’a binlerce selam.” Benden de sizlere binlerce selam koçyiğitler, maşaAllah maşaAllah, elhamdülillah.
SUNUCU: “Sevgili Hocam, Kutsal Emanetler sizce ne zaman bulunur? İnşaAllah bulunacak olması çok heyecan verici. Saygılar.” Hale adında bir seyircimiz.
ADNAN OKTAR: Hale, işte Müslüman cinler, bakalım şöyle bir karar versinler, meclisi toplasınlar. Onların da bir padişahı var. Ona Cenab-ı Allah emredecek. Cenab-ı Allah emretmeden, onlar bir bilgi veremiyorlar. Şu fakiri çok seviyorlar kardeşim, nedir yani maşaAllah. Ankara’da cinlerle ilgilenen bir hanımefendi var, muhterem bir hanımefendi, bizim kardeşimiz gitti. Doğru söylüyorlar mı bir bak bakalım, dedim. Suya bakarak söylüyormuş. Kardeşim o kadar detay verdi ki yani Allah-u alem inanılır gibi değil. Olay çok net. Arkadaşın cüzdanının alt iç katında ne var onlara varıncaya kadar söylemiş artık. İçinde kullanılan malzemelere varıncaya kadar, arabasını falan hepsini anlatmış. Başka şeyler de anlatmış, bu fakirle ilgili güzel şeyler de anlatmış. MaşaAllah. Onlar da “Hocamızın emrindeyiz” demişler. Estağfurullah, biz onların emrindeyiz. Bütün mümin cinlere selam ediyoruz, hürmet ediyoruz.
Bize bir Allah’ın izniyle, ilk önce Hz. Süleyman (a.s.)’ın, Hz. Musa (a.s.)’nın o Tabut-u Sekine’sini, onu bir istirham ediyoruz. Onun yerini bize bir bildirsinler, bir, inşaAllah. Güvenlikle, şöyle güzel bir halde çıkaralım, bütün milletimizin bir gözünün önüne koyalım, bunu istiyoruz, bir. İkincisi, içindeki Kutsal Emanetler’i. Bir kısmı başka yerde, Taberiya Gölü’nün dibinde var bir kısmı, bir kısmı Antakya’da. Antakya’daki mağarada olanı istirham ediyoruz. Bize bir yol göstersinler inşaAllah. O hanımefendi ile de inşaAllah görüşeceğim. Bir seans yapsın bakalım, ya Allah Bismillah, şu yiğit cinler bize yerini bir göstersinler değil mi? Yani onlara göstersinler de, bize söylesinler. Ben şimdi o seanslara katılmıyorum, öyle bir şeyden benim haberim yok. Bak ben de gitmedim, İbrahim’i gönderdim. Hakikaten ben gitmedim yani. “Hocam getireyim misafiri buraya” dedi, o cinlerle bağlantı kuran hanımı. Tabii bir şeref olur benim için ama, yani aracı ile olsa daha güzel inşaAllah, değil mi? Şimdi yani bu daha doyurucu, daha şey inşaAllah. Evet.
SUNUCU: İstanbul’dan Volkan Kahraman’ın şöyle bir sorusu var. “Muhterem Hocam. Kuran’da; “ Allah’ın veli kulları için korku yoktur, onlar üzülmezler” buyuruluyor. Acaba bu durum Ahiret için mi kastedilmiştir, yoksa dünyada mı geçerlidir? Eğer dünyada da geçerli ise, veli kullar sadece fiziki olarak mı imtahan olurlar. Yani artık hiç manevi sıkıntı ve hüzün yaşamazlar mı?”
ADNAN OKTAR: Veli olana bela yağmur gibi yağar, yağmur. Yağmur nasıl yağıyor? Cin şeytanlar ayrı musallat olur, ins şeytanlar ayrı musallat olur. İnsan şeytanlar ve cin şeytanlar nefes aldırmaz o mübareklere. Böyle sivrisineklerin saldırısı olur ya, arı saldırısı olur ya, hani herkesi sokar ya böyle, arı saldırısı gibidir o mübareklere. “Yağsın başımdan taşlar yağmur gibi. Dostun attığı bir gül yaralar beni” diyor değil mi? Resulullah sallallahu aleyhi ve selleme yağmur gibi yağıyordu, yağmur gibi. Hz. Musa (a.s.)’ya yağmur gibi yağmıştır, ta çocukluğundan itibaren, o canlar canına, vefatına kadar o aslanın. 130 yaşında vefat etti maşaAllah. 40 yıl çölde çile çekti, 40 yıl. O yüzden Hz. Musa (a.s.) oldu değil mi? Hep Allah diye kalbi gitti inşaAllah. En Allah’a yakın olana, en fazla bela gelir, kardeşime cevabım bu. İnşaAllah.
SUNUCU: “Hocam, inşaAllah Mehdi (a.s.) geldiğinde ve görevinde kendisi siyaset ile hiç ilgilenmeyeceğine göre, acaba takip edeceği yol, Türk-İslam Birliği’ni yönetenlere çözüm önerileri sunmak ve manevi bir lider olarak en büyük söz sahibi olmak değil midir inşaAllah? Sevgiler ve saygılar. Kardeşiniz Serdar Yavuz.” İskoçya’dan.
ADNAN OKTAR: Serdar Yavuz, o tanınan bir şahsiyet değil mi? MaşaAllah, o bayağı bir faaliyet yapıyor. Serdar’ın sorusuna cevap verelim de Serdar bunun cevabını biliyordur kerata da, beni konuşturmak istiyor. Bakın Bediüzzaman diyor ki: “Siz hiçbir şey yapmasanız, evde otursanız, 100 sene sonra Mehdi (a.s.)’nin yüzünü göreceksiniz.” diyor. Ben bunu sebebe sarılmak için söylüyorum. Adam ister yazsın, ister yazmasın, illaki olacak. Hızır (a.s.), ilgili şahısların boynundan tuttu böyle. Evire-çevire zorla yaptırıyor yani, öyle bir konu yoktur. Allah zorla hakim edecek, inşaAllah. Öyle bir acaba macaba yok.
“Esselamün aleyküm Hocam” diyor. Ve aleyna aleyküm selam Yusuf Kardeş. “Size bir sorum olacak inşaAllah. Mehdi (a.s.)’nin bu zamanda geleceğini çoğu kişi kabul ediyor.” İsterlerse kabul etmesinler zaten gelecek yani geldi daha Türkçesi. “Ve herkesin ayrı bir zannı tahmini var.” Hiç zararı yok. “Ben daha çok sizin tahmininizi merak ediyorum. Mehdi (a.s.) gelmiş ise, büyük ihtimal ile kimdir?” Tamam, söyleyeyim. Bir kere “ben Mehdi (a.s.)’yim” diyen hiç kimse değil. Mehdi (a.s.) gelmedi diye çırpınanlara baksınlar, oradan adresi bulurlar. Bakın bir güzel örnek vereyim. Yani tersten düze gitsinler. Bağırtının geldiği yerdedir Mehdi (a.s.). Bağırtı nerede ise, oradadır. Mehdi (a.s.) gelmeyecek diye kimler bağırıyor bir bakın. Onlar kime düşman ise, kimden korkuyor ise, Mehdi (a.s.) odur. Bakın daha ne sır vereyim yani, değil mi Oktar’ım? Bakın şartı şu; Mehdi (a.s.) gelmiyor diye bağıracak adam. Panik olacak ve en şiddetli düşman olduğunu bana göstereceksiniz, en şiddetli. Mehdi (a.s.) işte o. Anlaşıldı mı? Bu kadar. Daha bunun üzerine delil olur mu? Bilmiyorum yani inşaAllah. Niye üzerinde duruyoruz biliyor musunuz? Sırf güzellik olsun diye. Çünkü Mehdi (a.s.)’yi, 2012’lerde muazzam bir heyecan olacak, söylüyorum. 2014’lerde muazzam bir heyecan olacak. 17’lerde falan Mehdi (a.s.)’nin böyle, burnumuza, yüzümüze kokusu her tarafımıza gelecek, anlayacağız. Herkes kabul edecek, arayacak. Bela Avrupa’yı bütün kaplayacak, ekonomik yönden tamamen çökecekler ve tek kurtuluş Mehdi (a.s.) olacaktır, göreceksiniz. PKK konusunda da, tek kurtuluş Mehdi (a.s.) olacaktır. Hiçbir çözüm bulunamayacaktır, göreceksiniz. Vargücümüzle gayret edeceğiz ayrı mesele, ama kader böyle. Tek çözümü Mehdi (a.s.)’dir. Ortadoğu’nun, İsrail’in, Filistin’in, hepsinin çözümü Mehdi (a.s.)’dir. Allah böyle yaratmış, başka çözüm yoktur. Kardeşim mesela mikrop var, su sürüyorsun gitmiyor. Süt sürüyorsun, geçmiyor değil mi? Reçel sürersin, geçmez. Ama tentürdiyotu bir sürersin, cayır cayır yakar. Mehdiyet tentürdiyottur. Kavurur atar, yakar atar yani, bitirir olayı. Bak Bediüzzaman da Mehdi (a.s.)’den çok bahsetmiştir. Niye biliyor musun? Güzellik olsun. Yani bir yerde söylerdi geçerdi, iki yerde söylerdi geçerdi. Eze eze anlatmış. “O zat” diyor, “O şahıs”, yani Mehdi (a.s.) ve Risale-i Nur’un da sahibidir o.” diyor. Bak, Nur talebelerinin gözünün içine baka baka bunu söylüyor. Kendi has talebelerinin gözünün içine baka baka söylüyor. Diyor ki: “Siz gerçek sahibi değilsiniz.” Şimdi ben size desem ki, gerçek sahibi siz değilsiniz desem, olağan üstü bir şey vardır. Bakın, bütün has talebeleri ağabeyler varken, ki 12 kişidir, o devirde seçmiştir, hepsine söyledi Bediüzzaman. “Hiç biriniz Risale-i Nur’un gerçek sahibi değilsiniz” dedi. “Gerçek sahibi Mehdi (a.s.)’dir, Mehdi (a.s.) ve talebeleri. Ve benden 100 yıl sonra gelecek.” Bir de anlamayanlara net tarif veriyor, “1400’de gelecek,” Hicri 1400’de net. Bediüzzaman’ın dediğinin doğru olduğunu görmek dünyayı şok edecek. Veliler söyler genellikle de doğru çıkmaz çoğu. Birçoğu doğru çıkmaz. Asrın, kendi asrının kutbu olduğu ve büyük bir insan olduğu, belki kahtani olduğu böyle tahakkuk etmiş olacak. Bakın, ilhamla hareket eden bir insan, ilham. Normalde doğu şivesiyle pek konuşamayan bir insan Said Nursi. Zannediyorlar ki, hani muazzam hitabeti olan, rahat akıcı konuşan bir insan. Öyle bir şey yok Bediüzzaman’da. İrticalen, akıcı konuşamıyor. Sungur Ağabey var yanında, cılız hafif bir sesle konuşuyor, o açıklıyor. Tek tek yavaş yavaş konuşan bir insan. Ama sünuhat ve ilham geldiğinde, bir noktaya bakıp, Arabi ise Arabi, Türçe ise Türkçe yağmur gibi sabaha kadar söylüyor. Nefes almadan söylüyor ve sürekli kayıt alıyorlar. Onun için diyor bak; “Allah bana ilham etmedi. Mehdi (a.s.)’ye ilham etti. Bu Mehdi (a.s.) içindir Risale-i Nur Külliyatı. Ve ben gözümle görmediğim bir şeyi anlatmadım.” Bak, “güzümle görmediğim bir şeyi anlatmadım.” diyor. “Lise mektebine bakıyordum, 50 sene sonraki halleri gözümün önüne geldi” diyor. 50 sene sonra ne demek biliyor musun? Bu zamanlar. “Görmediğim şeyi söylemem ben” diyor Bediüzzaman.
OKTAR BABUNA: Şeytandan Allah’a sığınırım. “’Yoksa onların bir merdivenleri mi var ki, onunla yükselip en Yüce makamda konuşulanları dinliyorlar. Öyleyse dinleyenleri açık bir delil getirsin.’ (Tur Suresi, 38) Hocam, ayetin ilk kısmında yükselmekten bahsediliyor. Tur Suresi 52. sure, ayet numarası 38. 52 çarpı 38, eşittir 1976 yapıyor. 1976 yılında insansız uzay aracı Viking I, Mars’ın yüzeyine başarılın bir iniş gerçekleştirmiş ve ilk yüzey fotoğraflarını dünyaya ulaştırmış. Hocam, bu ayet işari mana olarak, uzaya çıkılmasına işaret ediyor olabilir mi? Mustafa Altınok.”
ADNAN OKTAR: Kardeşim bizim talebeler, kardeşler, gençler ne yamanlar maşaAllah. Biri ebced gönderiyor geçenlerde baktım, mükemmel tespitler yapıyor çocuk. Mesela bak bu da çok güzel.
OKTAR BABUNA: Sizin vesilenizle Hocam, maşaAllah.
Bende tek derdi arkadaş olmak isteyen bir kaplumbağa (video) var Hocam.
ADNAN OKTAR: Tek derdi arkadaş olmak istiyor? Bakayım, bir göreyim nasıl bir şey. Benim kaplumbağa arkadaşlarım vardı bahçede, normalde kağlumbağa adam gördü mü kaçar biliyorsunuz, kafasını falan içine çeker. Yanıma geldi mi, duvara doğru tırmanıp kafasını böyle bana uzatıyordu. Tabii, maşaAllah.
Yazık hayvancağıza. Samimi olmak istiyor sadece hakikaten. Ama kedi de çok şekermiş. Hayvanı delirtecek. O da ona yüz vermiyor pek.
OKTAR BABUNA: Bayağı bir musallat oluyor.
ADNAN OKTAR: Nedir bu herif böyle?
OKTAR BABUNA: Goril yavrusu. Böyle bir goril var Hocam, o da altı aylık yavrusu, onu gezdiriyor. Zar zor gezebiliyor.
ADNAN OKTAR: Çok acayip şeker bir şey. Ama eşgal acayip bozuk bunun.
“Hayırlı sohbetler. Bu soruyu sormam doğru mu bilmiyorum? Bana iki tane Hoca, ayrı ayrı iki Hoca, Mehdi (a.s.)’nin ordusunun olduğunu söyledi. Buna ne derece inanmalıyım? Teşekkürler.” Yani makul. Bütün Müslümanlar Mehdi (a.s.) ordusundandır zaten. Yani imanlı muttaki ise istese de, istemese de zaten Mehdi (a.s.) ordusuna tabidir. Sorunun cevabını vermiş olduk. Bilim adamı kardeşim, anlat sen bir şeyler.
ONUR YILDIZ: Estağfurullah Hocam. Evrimciler ara geçiş fosili olmadığını bir yerde itiraf ediyorlar Hocam. Diyorlar ki; “biz insanın atası olarak nitelendirdiğimiz Austarlia-pitekus’un atasının fosilini bulamadık diyorlar. Burada bir itiraf var. Önceden ara geçiş fosili ile alakalı spekülasyon yapıyorlar.
ADNAN OKTAR: Deveye sormuşlar, neden sırtın eğri diye. Nerem doğru ki, demiş. Kardeşim evrimcilerin neresi doğru ki, arkadaşlarımızın yani. Şimdi ne diyeyim yani? Uygun bir üslupla konuşmaya çalışıyorum. Evet, benim nurlum bana bir sayfa açsın versin, herhangi bir sayfa.
SUNUCU: Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR: “Semure’nin rivayetine göre, Resulullah aleyhissalatü vesselam şunu söyledi: ‘Allah, avuçlarınızı acemlerle (Türkler’le) dolduracaktır.’” Yani Türkler sizi zengin edecek diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Ondan sonra onları arslanlaştıracak,” çok manidar. “Ve onlar sizin düşmanlarınızla (inkar edenlerle) savaşacak (mücadele edecek)” diyor. Hakikaten de böyle olmuştur. Tarihte bunu gördük inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.)’nin yardımcıları Arap olmayacak, fakat Arapça konuşacaklar,” hadis.
Oktar, sen Mehdi (a.s.) talebesi olmayı çok isteyen birisin. Bak, “yardımcıları Arap olmayacak fakat Arapça konuşacaklar” diyor. Arapça’yı biraz öğren. Bayağı bir öğrenen var bizim çocuklardan, sen de öğren.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Arabistan’da olan çok fazla kardeşimiz var, Arapça bilenler var.
OKTAR BABUNA: Evet, var Hocam. Çok iyi bilenler var maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah. Biz de talebesiyiz Mehdi (a.s.)’nin inşaAllah. Sen de talebesisin, inşaAllah değil mi, sen?
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Naim buyurdu ki: ‘Ben Hz. Mehdi (a.s.)’yi Peygamberlerin suhufunda; Adem (a.s.), Şit (a.s.), İdris (a.s.) ve İbrahim (a.s.) Peygamberlere indirilen sahife şeklindeki kitaplarda) şöyle bulurum: "Hz. Mehdi (a.s)'nin amelinde (uygulamalarında) ne zulüm ne de ayıp yoktur." Bize diyor ki; “kardeşim niye Mehdi (a.s.)’den bahsediyorsun?”. Allah bahsediyor, Allah. Peygamber Kitapları’na koymuş Allah bak. Adem (a.s.), Şit (a.s.), İdris (a.s.) ve İbrahim (a.s.)’in kitaplarında var. Tevrat’ta var. Kuran’da, onlarca hadiste Mehdi (a.s.)’den bahsediliyor, işaret ediliyor. “Peygamberlere dair olan Kitaplarda, ‘Hz. Mehdi (a.s.)’nin işi zulüm ve kötülük değildir şeklinde işaret edilmiştir.” Hadis yine. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 49) Mehdiyet bütün dünyayı buram buram kaplamışken, bizim Mehdiyet’ten bahsetmememiz olur mu?
OKTAR BABUNA: Olmaz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Vatan Gazetesi’nde bir Hoca var, neydi onun ismi?
OKTAR BABUNA: Süleyman Ateş.
ADNAN OKTAR: Süleyman Ateş. Geçenlerde ona bir arkadaş soru sormuş. “Hocam, Adnan Hoca gece gündüz Mehdi (a.s.)’den bahsediyor, Kıyametin yakın olduğunu söylüyor, doğru mu?” diye sormuş. Hocam, aslan Hocam öyle şahane bir fetva vermiş ki, aklın hayalin durur. “Daha Kıyamete 4-5 milyar yıl var” diyor. Hay maşaAllah yani. 4-5 milyar yıl. İşte görecek inşaAllah. Hoca görecek, o görecek Mehdi (a.s.)’yi. Ondan sonra zaten ifadesini değiştirir. O Vatan Gazetesi’nde vardı ya o sahipleri, neydi o adamlar?
OKTAR BABUNA: Zafer Mutlu.
ADNAN OKTAR: Zafer Mutlu, o esmer vatandaş değil mi? Bir kişi daha vardı onlarda ünlü. Güngör Mengi, o duruyor daha değil mi? Hani bu Vatan bizim yazıyı tekzip edecekti?
OKTAR BABUNA: Evet, söz verdiler ama.
ADNAN OKTAR: Aydın Doğan’ın kızı ile gittik, konuştuk. “Ben bu adamlara söz geçiremiyorum, yani kusura bakmayın. Şimdi söylersem ters teper” falan dedi. Yani o da acayip, ters mers lafı da acayip de. “İyi hadi tamam, olmuş bir kere.” dedik. Genel Müdürü ile konuştuk adamla, “benim haberim yok. Ben olsam böyle yayınlatmam. Ben böyle şeye şiddetle karşıyım. Yalan haberden hiç hoşlanmam. Hemen getirin tekzip edelim” dedi. Biz de nacizane bir tekzip götürdük, verdik. Kaç gün geçti aradan?
OKTAR BABUNA: Haftalar geçti Hocam.
ADNAN OKTAR: Bekliyoruz da, bekliyoruz. Allah-u alem daha da çok bekleriz. Ama biz mahkeme yoluyla tekzibi çıkarttıracağız tabii inşaAllah. Vatan gazetesi çok ayıp yaptı. Bakın, haber en başından, en sonuna kadar yalan. Ayıp kardeşim, ayıp. Güngör Mengi’ye de ayıp, Zafer Mutlu’ya da ayıp yani inşaAllah. Aydın Bey’e de ayrı ayıp. Kızı, neydi o çocuğun ismi, hanım kız o? Arzuhan Yalçındağ değil mi? Evet, o çocukken gelmişlerdi onlar bize. 17-18 yaşındayken gelmişlerdi. Kızkardeşiyle beraber, ikisi birden gelmişlerdi. O zaman sohbet etmiştik. Eve gelmişlerdi, bizim eve gelmişlerdi, Ortaköy’deki eve gelmişlerdi. Halen de efendi kız. Hakikaten güçleri yetmiyor mudur, nasıl oluyor bu böyle? Vatan Gazetesi’nde mesela yalan haber çıkarttığında, arkadaş hemen bana haberin kaynağını gönder, diyemez mi bir insan, değil mi? Yani merak ediyorum, hani tamam haberin güzel de bir kaynağını görelim, demesi lazım. Haberi kaynağı yok. Baştan sona yalan. Nasıl bir insanın buna gücü yetmez? Ve bu ne biçim söz vermek? Bak bir daha doğru olmayan bir şey yaptılar. Söz verdiler tekzip edeceğiz dediler. Yok. Kardeşim bari doğru söyle, yani tekzip etmeyeceğim de. Haberim yoktu, diyor. “Özür dileriz, kusura bakmayın, yanlışlık oldu, getirin tekzip çıkaralım,” diyor. Ondan sonra tekzip yok. Hayır meraklısı değiliz canım tekziplerinin de fakat ayıp yapıyorlar ayıp.
OKTAR BABUNA: Hiç doğru yoktu yani, bütün yazı yalandı.
ADNAN OKTAR: Evet. 10 yıl sonra o haberleri ben onlara göstereceğim o dosyaları. Oktar, şöyle sayfa sayfa çevireceğim. Zafer Mutlu’yu sağıma oturtacağım o gün, Güngör Mengi’yi de soluma oturtacağım; sayfa sayfa bak neler yapmıştınız diyeceğim ve özür dileyecekler. Bütün Türkiye’nin gözü önünde özür dileyecekler.
Bak Bediüzzaman ne diyor? Nur talebelerine bunu sık sık hatırlatmak lazım. “O ileride gelecek acip bir şahsın (yani Mehdi (a.s.)’nin) bir hizmetkarıyım” diyor Bediüzzaman. “Ve ona yer hazır edecek bir dümdarıyım (yani öncü bir talebesiyim) ve o büyük kumandanın pişdar bir neferi, öncü bir askeri olduğumu zannediyorum” diyor. Bu açıklama net değil mi? Tevil edilecek gibi mi bu?
OKTAR BABUNA: Değil Hocam inşaAllah. Bu sizin özellikle bir kitabınızı görmüşlerdi Hocam, Şeytanın Silahı Romantizmçok hoşlarına gitmişti, anlatıyorlar, okumaya başlamışlar.
ONUR YILDIZ: Hocam, iman hakikati anlatayım. Fotoğraflarla bir iman hakikati var.
ADNAN OKTAR: Nedir o?
ONUR YILDIZ: Kutu balığı diye bir balık var, bunun sürtünme kuvvetini çok aza indirdiğini bulup bundan tasarlanılarak bir araba yapmışlar. Bu kutu balığını gören bilim adamları ilk olarak, aerodinamik, hidrodinamik suyun içerisindeki hiçbir anlam verememişler. Herhalde bu hidrodinamik olamaz demişler. Daha sonra incelediklerinde hakikaten %40’a varan oranda suyun içerisinde helezonlar yaparak su dalgalarından uzaklaştığı için, bunun havada da, karada da hareket eden araçlarda %40’a kadar sürtünme kuvvetini azalttığını tespit ederek bu arabayı tasarlamışlar. Çok büyük bir araba firması, araç firması.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. “Ve ona İshak’ı ve Yakub’u armağan ettik.” diyor Cenab-ı Allah, Hz. İbrahim (a.s.)’e. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de Nuh’a ve onun soyundan Davud’u, Süleyman’ı, Eyyub’u, Yusuf’u, Musa’yı ve Harun’u hidayete eriştirdik. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.” diyor Allah. “Zekeriya’yı, Yahya’yı, İsa’yı ve İlyas’ı da hidayete eriştirdik.” Onların ayrı bir bölüme almış bak. Zekeriya (a.s.) ve Yahya (a.s.), benim canlarım, ikisi de şehit edildiler kahpece ve alçakça. Helal olsun Allah’ın güzel nurlularına, Zekeriya (a.s.) ve Yahya (a.s.)’ya. Bakın ne kadar mübarek insan, şehit olurken; “Yarabbi, baki olan Sensin” diyor. Benim canım, maşaAllah. “İsa (a.s.) ve İlyas (a.s.)’ı da hidayete eriştirdik.” Bu tabii çok manidar hepsinin bir arada olması. Bak, “Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden, kimini (bunlara kattık);” ilave ettik diyor. Hz. İbrahim (a.s.)’in soyundan gelen kimler var başka? En son kim geliyor? Mehdi (a.s.) inşaAllah. “Bu, Allah’ın hidayetidir”. Yani “Hadi” isminin tecellisidir diyor. “Kullarından dilediğini bununla hidayete erdirir.” Ve ebcedi bu yüzyılın, tarihini veriyor, inşaAllah. “Onlar da şirk koşsalardı, elbette bütün yapıp-ettikleri ‘onlar adına’ boşa çıkmış olurdu.” Ama anti-şirktir Mehdi (a.s.). Put kırıcıdır, onun için bu Allah’ın hidayetidir. “Kullarından dilediğini bununla hidayete erdirir.” diyor Allah. İnşaAllah. Bak, “Bunlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir. Eğer bunları tanımayıp-küfre sapıyorlarsa, andolsun, Biz buna (karşı) inkara sapmayan bir topluluğu vekil kılmışızdır.” diyor, Mehdi (a.s.) ve cemaatidir. Bakın diyor ki; “Eğer bunları tanımayıp;” Darwinist, materyalist, ateist, imansız, Allah’sız, Kitap’sız oldularsa, diyor Cenab-ı Allah; yani tabii onlara göre, bizim Allah’ımız var, ama onlar inanmıyorlar. Allah yenin ediyor; “Andolsun, Biz buna karşı inkara sapmayan bir topluluğu vekil kılmışızdır.” İşte Allah’ın “Hadi” ismiyle tecelli ettiği, Mehdi (a.s.) demek, zaten Allah’ın “Hadi” isminin tecellisi anlamına geliyor. Yani hususi hidayete erdirilmiş, “hidayete erdiren” anlamındadır, inşaAllah, vesile olan. Bak, “İşte Allah'ın hidayet verdikleri bunlardır;” bu topluluktur. “öyleyse sen de onların bu hidayetlerine uy.” Mehdi (a.s.)’ye ve cemaatine uy diyor Allah Kuran’da, işari anlamda. “De ki: "Ben bunun için sizden bir ücret istemiyorum.” Biz para istiyormuyuz insanlardan? Mehdi (a.s.) de istemeyecek işte. Talebeleri de istemeyecek. Biz de Mehdi (a.s.) talebesi olarak, üzerine para veriyoruz. Gençliğimizi veriyoruz, hayatımızı veriyoruz, malımızı, mülkümüzü veriyoruz, feda olsun inşaAllah.
“O (Kur'an), alemlere bir 'öğüt ve hatırlatmadan' başkası değildir” diyor Allah, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar: "Allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir" demekle Allah'ın, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler.” Yani Allah’ı takdir edemediler diyor, küfür. Yani Darwinist, materyalist, ateistler, satanistler, küfüre dalanlar Allah’ı takdir edemediler, diyor Allah. “De ki: "Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça) kağıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi?” diyor Cenab-ı Allah. “Sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir. ‘De ki: "Allah."’ diyor Allah. Ben öğrettim diyor, inşaAllah. Bak; “Gökleri ve yeri bir örnek (model) edinmeksizin yaratandır.” diyor Allah. Şimdi diyor ki adamlar, atom duruyordu, çamurun içinde atomlar. Bir gün kafalarında tasarlamış atomlar, bir insan yapalım. Yani kaşı olsun, gözü olsun, gözü ile görsün, üstelik renkli görsün diyor, düz. Böyle üç boyutlu görsün, gülü koklasın, duysun, hissetsin, atomlar konseyi böyle bir karar almışlar. Bunu, Ahirette bir daha anlatacaklar bunu onlar. Eğer sıkıysa, anlatabiliyorlarsa. Bak diyor ki Allah: “Ben yarattım. Gökleri ve yeri bir örnek (model) edinmeksizin,” ben yarattım diyor Allah. Atom kendi model meydana getiremez diyor Allah, değil mi? İşari anlamda, evet.
Bak diyor ki Yusuf (a.s.)’un babası: “Dedi ki: ‘Ben dayanılmaz kahrımı,” bak dayanılmaz, imtihanı görüyor musunuz? Peygamber diyor bunu. Makul bir şey olsa, dayanılır bir şey olsa, böyle ifade kullanır mı? Bak; “dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah’a şikayet ediyorum.” Bazıları vardır, işte kolum ağrıyor, bacağım ağrıyor, ev ev gezer. Sadece doktora şikayet edilir. Veyahut doktora götürecekse birisine dersin ki “bir rahatsızlığım var, doktora götür beni” dersin değil mi? İnşaAllah. Aslan Yusuf (a.s.)’umuz, aslan Yusuf (a.s.)’umuz, canımız ciğerimiz, o mübarek Peygamberimiz. Bak ne diyor Hz. Yusuf (a.s.): “Bu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne sürün. Gözü (yine) görür hale gelir. Bütün ailenizi de bana getirin." Bu kanlı gömleği bulacağız Hz. Yusuf (a.s.)’un. Bak müjde veriyorum. “Bu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne sürün. Gözü (yine) görür hale gelir.” diyor. Hz. Yusuf (a.s.)’un gömleği bulunacak, üzerindeki kan ile. Sahte kandır, Hz. Yusuf (a.s.)’un kanı değil, sahte kan. O devre ait kandır inşaAllah. Kardeşlerinin suni olarak yaptığı kandır. Ama gömleğindeki kokuyu da görürsek, yani eğer buna rağmen daha iman etmeyen varsa artık başka söyleyecek söz yok. Hz. Yusuf (a.s.)’un gömleği bulunacak onu söyleyeyim, inşaAllah. "Sen gerçekten Yusuf musun, sensin öyle mi?" dediler.” diyorlar bak. Mehdi (a.s.)’yi de böyle bulacaklar, “Sen o musun” diyecekler, “Sensin öyle mi?” "Ben Yusuf'um" diyor Hz. Yusuf (a.s.). Ama, “Ben Mehdi (a.s.)’yim” demiyor. Mehdi (a.s.) de diyecek işte, ben falanca oğlu falanım diyecek, o kadar. Mehdi (a.s.)’yim demez. Bak Allah ne kadar üzerinde durmuş, çok önemli olduğu için. “Müjdeci gelip de onu (gömleği) onun yüzüne sürdüğü zaman, gözü görür olarak (sağlığına) döndü” diyor. Bu çok büyük mucizedir. İnşaAllah. Oktar Hocam, sana ne anlatayım ben?
OKTAR BABUNA: Hocam, sürekli çok ilim geliyor sizden. Yine konuşmuştuk böyle arkadaşlarla da, bütün topluma, bütün dünyaya maşaAllah. Hem Musevileri aydınlatıyorsunuz, hem Hıristiyanları, hem de dünya çapında Müslümanları. Bu Hamaney’in de söyledikleri, sizin söylediklerinizden sonra olan, gelişen olaylar bunlar.
ADNAN OKTAR: Ben bizzat Hamaney’e haber gönderdim, Mehdi (a.s.)’yi müjdelesin diye. Müjdeliyoruz dediler Hocam, söyledik, açıklıyoruz ama basın pek üzerinde durmuyor. Bir daha müjdelesin, açıkça Amerika’da gitsin söylesin dedim, bütün herkesin gözü önünde söylesin dedim. Bir de savaş ilave etmiş mübarek, yani onu çıkartsınlar. Sen ne gidip onu anlatıyorsun, ne savaşı? Savaş yok. Damla kan akmayacak diyor Peygamber (s.a.v.), bitti. Uyuyan uyandırılmayacak diyor, yani o kadar nezihtir Mehdi (a.s.). İnsanların burnu dahi kanamaz, diyor. Ve silahlar kırılacak, Hz. İsa (a.s.) da bunu yapacak. Bu Buhari ve Müslim’de geçiyor. Tırmızi’de geçiyor değil mi? Evet. Bak diyor ki; şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah göklerin ve yerin nurudur.” Bunun ebcedi 1950 küsurlu bir tarihi veriyor. “Onun nurunun misali, içinde çerağ bulunan bir kandil gibidir; çerağ bir sırça içerisindedir; sırça, sanki incimsi bir yıldızdır ki,” 2037 tarihini veriyor. Allah’ın nurunun cayır cayır etrafa yayılacağı dönem. “Doğuya da batıya da ait olmayan kutlu bir zeytin ağacından yakılır;” Demek ki oralarda bir zeytin ağacı bulunacak. İncir ve zeytin. İncir ağacının ve zeytin ağacının yoğun olduğu bir yer. “(Bu öyle bir ağaç ki) neredeyse ateş ona dokunmasa da yağı ışık verir.” Yani kendinden ışık saçacak etrafa diyor. “(Bu,) Nur üstüne nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-iletir.” Ebcedi kaç? 1980, Mehdi (a.s.)’nin çıkış tarihini veriyor. Tam, harfi harfine. Ne bir rakam eksik, ne bir rakam fazla, tam 1980. Bak; “Nur üzerine nurdur. Allah, kimi dilerse onu kendi nuruna yöneltip-iletir.” İnşaAllah, 1980’i veriyor. Bak devamında diyor ki Allah; “Allah insanlar için örnekler verir. Allah her şeyi bilendir.” İnşaAllah.
SUNUCU: Yayınımıza kısa bir ara veriyoruz, sonrasında devam edeceğiz inşaAllah. Yayınımıza değerli konuklarımız ve sayın Hocamızla kaldığımız devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam çok güzel ayetleri tefsir ediyordunuz, Ahir zamana işaret eden yönlerini, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili. Dikkatlice dinliyorduk inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İslam ahlakının dünya hakimiyeti ile ilgili ayetleri ara ara okursanız iyi olur, inşaAllah. Bizi seven kardeşlerimiz birbirleri ile irtibat halinde olsunlar, görüşsünler. Ama yani güvenme konusunda da mesela bazen, yani herkese tam anlamıyla da güvenilmez tabii. Mesela özellikle bayanlar beylerle yazışırken falan böyle ulu orta, hani bu Müslüman, işte tamam, öyle olmaz yani değil mi? Adamın dangalağı çıkar, münasebetsizi çıkar, bilmem neyi çıkar. Bak Kuran ve ayetle, hadisle konuşuyorsa tamam. Ama sulu ve cıvık adamlarla hiç muhatap olmalarına gerek yok, bağlantıyı kessinler. Tamam? Yani işte kardeşim falan, Kuran’dan bahsediyorsa, efendi ise tamam. Böyle boş muhabbet, adam geyik muhabbeti yapıyor, işte derya muhabbeti yapıyor, ipsiz sapsız böyle elalemin gevezeleri ile günü saati geçirtmek olmaz. Çünkü dipsiz kuyu gibi o. Zaten her yönden çirkin olur, kötü olur, öyle şey olmaz. Din adına, İslam adına konuşup da dangalaklık yapanlar da olsa, terbiyesizlik yapmayacaklar. Çok nadir de olsa böyle kişilere rastlıyoruz, duyuyoruz, kulağımıza geliyor. Edepsizlik, terbiyesizlik yapmayacaklar, inşaAllah. Yani kimsenin samimiyetine nezaketsiz bir karşılık vermeyecekler. Ama bunun dışında samimi olmak, kardeş olmak çok önemli, anlaşılır. Allah’tan korkuyorsa güvenin, korkmuyorsa o kadar, yani konu bitmiştir. Böyle bazen aklı, ruhu zayıf olan kişiler olur, öyle değil. Ruhu güçlü olan insanlarla görüşsünler. İmanı güçlü, Allah’ı gerçekten sevenlerle. Adam solucan gibi kıvranıyor, böyle bilmem ne kılıklı, yani oturup onunla vakit kaybetmeye, onlar insanın kalbini zehirler. Onlar böyle çelik gibi adamların üstesinden geleceği tiplerdir. Zayıf adamlarla muhatap olmak iyi değildir. Çünkü kendisi daha yeni İslam’ı öğreniyor, adam hasta. Şimdi oturup hasta ile ilgilendin mi, mikrop kapar, tehlikeli olur yani, anlaşıldı mı? Şimdi verem hastasının ağzının dibine gidersen, mikrobu kapabilirsin. Steril maskesi olan sıkı doktorlar olur, onlar onlarla muhtap olacaklar, anlaşıldı mı? Ama Kuran’dan, ayetten bahsediyorsa başımın üzerinde yeri var. Buna çok dikkat etmek lazım, bir. İkincisi, coşkun bir sevgi ile Müslümanları sevmek lazım. Partisine göre, şuna göre falan ayırmak olmaz. Cemaatine göre, şuna buna göre de ayırmak olmaz. Hepsi çok iyi insanlar. Bugün Süleyman Efendi’nin talebelerinden ağabeylerimiz geldi, kerdeşlerimiz geldi, beraber yemek yedik. Nurlar, bana müjdeler verdiler, nasıl hoşuma gitti. MaşaAllah her yerde Kuran kursları açmışlar, yurtdışında. Kimi doktor, buraya gelen falan böyle, çok kaliteli insanlar var, çok Avrupai, maşaAllah. Bir hanım da, yine başı örtülü mütesettire, Süleyman Efendi’nin talebelerinden, o da vardı, maşaAllah, birlikte yemek yedik. Baştan sona kadar müjde aldık. Gönlümüz açıldı böyle. Özellikle dedim Süleyman Efendi’nin talebelerinden ki, bayağı ileri gelen insanlar. Canım, ciğerim onlar benim. Bak ben Nur talebesiyim, ama onlar benim ruhum ve büyük görüyorum, değerli görüyorum ben onları. Ayrı-gayrı da görmüyorum. Onlarla konuşuyorum, onlar da aynı fikirdeler. Hocam dediler, annem babam falan herkes sizi çok seyrediyoruz akşamları internetten. Bak, ayırım yapmıyor görüyormusun? İşte biz Süleyman Efendi’nin talebesiyiz, işte Adnan Hoca Nur talebesidir veyahut işte kendisine has bir ekolü vardır, biz seyretmeyiz demiyor. Coşku ile, gördün.
ALTUĞ BERKER: Tabii Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, sohbetleri çok güzel.
ALTUĞ BERKER: Ve birlik olmanın öneminin üzerinde durduğunuz için ona da çok teşekkür ettiler. Onlar da aynı şeye katıldıklarını söylediler.
ADNAN OKTAR: Evet. MaşaAllah. Ne güzel, ne güzel, maşaAllah. Bazı cemaatler, Müslüman cemaatler çok kapalılar. Müslümanların, ben mesela bazı Müslüman cemaatlerini hiç tanımıyorum. Yani ne gerek var bu kadar gizli kapaklı olmaya, değil mi? Tanıtalım birbirimizi, kardeşiz, tanışalım. Ne zarar gelir, ne yapabilir? Riskli gördüğün bir şey varsa sen şey yap. Ama dışa dönük olmamak biraz, yani bu kadar kapalı olmak, ne alaka? Hıristiyanlarla çok samimisin, Museviyle çok samimisin, Budistle çok samimisin, Müslümanla da samimi ol, nedir bu yani? Ne riski olabilir? Gırtlağına mı sarılacak, ne yapacak? Zaten dinden, imandan bahsedeceksin. İstemediğin bir bilgi varsa, kimse senden istemez, almaz. Adres belli, söylediklerimi anlıyorlar, yani yapmasınlar onu. Mutlaka ortaya çıksınlar, onları da çok sevelim, herkes sevsin. Yani az biliniyorlar, az seviliyorlar. Ben akşam da konuştum, hakikaten değil mi? Böyle bir şey değil inşaAllah. MaşaAllah alimsin, elhamdülillah.
SERDAR ARSLAN:Sizden Hocam eğitim aldık inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Kuran, hadis ve vesile olarak da ben inşaAllah. Çocuklar ne kadar kültürlüler maşaAllah. Anlatıyorlar, böyle hayret içinde dinliyorum, mükemmel. Bu anlattıkları, öğrendikleri bilginin binde biri değil şu anlattıkları konular, binde biri değil. Deryalar maşaAllah. Yabancı dili bilmem ne, hepsi güzel. Hangi okuldan mezunsun sen?
SERDAR ARSLAN:Hocam, Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nden mezunum.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Hangi bölüm?
SERDAR ARSLAN:Elektrik, Elektronik Mühendisliği.
ADNAN OKTAR: Elektronik Mühendisliği, maşaAllah. Bak gayet mütevazi, kuzu gibi geldi böyle. Hocam tanışmak istiyorum dedi. Gel, dedik. Kendi kendine, ben böyle araştırma yap demedim. Kendi kendine öğrenmiş, araştırmış, gelmiş. Öbür çocuklar da öyle ve yüzlerce kardeşimiz var. Derya maşaAllah. Bunlardan bir tanesi olsa, hepsini toz duman eder.
SERDAR ARSLAN:İnşaAllah, vesilenizle Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama çok ilmi anlatıyorlar. Şimdi ben de onu tabii sadeleştirmeye çalışıyorum, halkın anlayacağı gibi bir üsluba.
“ Merhaba Hocam. Benim adım Berra Aydın. Berra ne demek? Bir gir bakayım internete, öğren. Ben büyüyünce sizin gibi bir birey olmak istiyorum. Ben sizinle tanışmayı çok istiyorum, ama yaşım 11. Ah severim ben senin canını. 11 olduğumdan, bunun erken olduğunu, sizinle tanışmak için kendimi daha fazla geliştirmek ve daha fazla sizin kitaplarınızdan okumam gerektiğini biliyorum. Ve Allah izin verirse inşaAllah yapacağım da. Sizin gibi bir birey olmam için” ne sevimli üslup böyle? “Daha neler yapmalıyım Hocam? Sizinle tanışmayı çok istiyorum.” Söyle annene babana alıp getirsinler seni kerata. Tabii, ne var değil mi? Annesiyle babasıyla gelirse olur, kabul ederim. “Bunun için kaç yıl beklemeliyim?” Hiç bekleme bence. Söyle annene babana, bana geliyor annesiyle babasıyla çocuklar, niye gelmesinler? Gelirsin, değil mi? Hiç beklemene gerek yok. “Belki biliyorsunuz, benim kendime ait bir sitem var.” MaşaAllah, bizim nasıl haberimiz olmuyor? “Sitende daha neler paylaşmamı önerirsiniz?” Şu geçenlerde bana öyle bir şey göstermişlerdi, o Berra herhalde. Epey oluyor, bir ay önce falan, tahmin ediyorum o. Eğer Berra tahmin ettiğim ise, helal olsun sana, maşaAllah, yani bildiğim ise. Babanı anneni de al-gel, onlarla da tanışırız, çok iyi olur. Berker’im kükre.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Berra’nın anlamı, doğru sözlü, hayır işleyen kimseymiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Evet, Berra şeker bir genç kız, böyle çok sevimli. O olacak tahmin ediyorum. Niye olmasın? Annesi ile, babası ile rahatça gelir. Biz ağırlarız, hürmet, saygı gösteririz, çok güzel olur.
Hazret anlat.
SERDAR ARSLAN:Estağfurullah Hocam. Şimdi DNA çok büyük bir bilgi yığını. 3.2 milyar harften oluşuyor.
ADNAN OKTAR: Kaç?
SERDAR ARSLAN:3.2 milyar harf. Bilim adamları bunu şuna benzetiyor. 950 ciltlik Ana Britanica Ansiklopedisini üst üste koyun, bu da 8 katlı binanın sonuna kadar erişir. O kadar bilgi var içinde.
ADNAN OKTAR: Kusursuz değil mi?
SERDAR ARSLAN:MaşaAllah, kesinlikle öyle. Çünkü tek bir hata, bu genlerdeki tek bir hata, çok ağır hastalıklara ve ölümlere sebep oluyor. Zaten biyologlar da, bütün bu genlerin, proteinlerin, enzimlerin işlevlerini o mükemmel yapıda kusurlar meydana getirerek anlıyorlar. Çünkü mükemmel yapıda, en ufak bir hata hastalıklara sebep oluyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah. Berker’im anlat.
ALTUĞ BERKER: Hocam bir izleyicimizin bir mesajı vardı, daha önce Oktar Hocam bahsetti mi bilmiyorum. Sizin sitelerinize yönlendiren bir site açmış. Daha evvel Darwinizm.com olarak, Darwinizmnedir.com’a yönlendirmiş Hocam inşaAllah kendisi. Şimdi de, Osmanlıkitapevi.com sitesini alarak, sizin eserlerinizi oraya yerleştirerek, ihtiyacı olanlara ücretsiz dağıtmak amaçlı bir internet sitesi kurmuş inşaAllah Hocam. Burada da canlı yayında okumamızı rica etmiş, Muhammed Ali Eryüksel.
ADNAN OKTAR: Oku, tam anlaşılacak gibi bir daha söyle.
ALTUĞ BERKER: Osmanlıkitapevi.com isimli bir internet sitesi açmış.
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle.
ALTUĞ BERKER: Osmanlıkitapevi.com. Orada sizin eserlerinizi oraya yerleştirmiş ve ücretsiz dağıtmak amaçlı yapmış bu siteyi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, elhamdülillah, sayısı artsın inşaAllah. Bir profesörden daha bilgilisin maşaAllah. 30 kere katlarsın birçoğunu. Devam et.
SERDAR ARSLAN:İnşaAllah Hocam, vesilenizle inşaAllah. Şimdi bu 3.2 milyar harften bahsettik ama, bu sadece böyle bir bilgi yığını değil. İçerisinde özel işaretler de var. Onları örnek vereceğim inşaAllah izninizle.
Şimdi burada bazı özel işaret dizileri gözüküyor. Telomer, replikasyon merkezi ve sentromer adlı bunlar. Bunlar ne anlama geliyor? Şimdi mesela “sentromeri” alalım. DNA’nın hücre bölündüğünde çoğalması gerekiyor. Çoğaltıldığında da bunların birbirinden ayrılması gerekiyor. Şimdi bu o kadar mükemmel bir iş ki, bu aynı kitaptan iki tane yanyana duruyor ve bunların birbirinden çekilmesi gerekiyor. Bunun için Allah özel moleküler motorlar yaratmış, bunlar için de özel çekim yerleri yaratmış. Buradaki işaret dizileri bunlar. Bu işaret dizilerine tutunuyor sentromer motorları ve onları oradan düzgün bir şekilde çekiyor. Bunun olmadığı durumda ne oluyor? Hastalıklar oluyor. Hücre bölünemiyor ve sentrom, mucize molekülün hiçbir anlamı olmuyor, niye? Çünkü çekip ayıramıyor. Dolayısı ile sistemin bir bütün halinde yaratılmış olması gerektiği burada da gözüküyor. Motorun bütün parçaları ile, ona özgün tutunma yeri ile ve o özgün tutunma yeri ile doğru yerde de olmalı. Çünkü ortasından çekecek ki DNA’yı, o zaman sağlıklı bir şekilde çekme olsun. Ona özgün güzel bir yer de Allah takdir etmiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, mesela sırf şu konuyu tam anlatabilirsek, yer yerinden oynar. Çok hayati bu. Bu genellikle sathi anlatılıyor. Berker’im anlat.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.)’nin tanınmamasının hikmetlerini siz daha önce anlatmıştınız. İlk başta sayısı az oluyor yanındakilerin ve ilk başta tanınmıyor. Kendisi halkın içerisinde dolaşmasına, pazarlarda dolaşmasına karşın, halkın içerisinde olmasına karşın, halk onu görüyor. Hatta meşhur şanı olan bir kişi olarak da belki görüyor, siz daha iyi bilirisiniz inşaAllah. Ama Hz. Mehdi (a.s.) vasfı ile onu tanımıyorlar. Bir süre sonra, inşaAllah Allah’ın takdir ettiği bir zamanda tanıyorlar inşaAllah Hocam. İlk başta imanın nuru ile tanınır diye izah etmiştiniz inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İslam ahlakı hakim olacak, bunun adı Mehdiyet’tir zaten. İstedikleri kadar korksunlar, istedikleri kadar çekinsinler Allah nurunu tamamlayacak, müşrikler istemese de, inşaAllah.
SUNUCU 2: Hz. Mehdi (a.s.) konusu daha çok şu anda gündemde, o yüzden dinlemek de çok hoşuma gidiyor.
ADNAN OKTAR: Tamam, inşaAllah. Mahmut Samioğlu, Ankara. Onu bir oku Berker.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. “Müslümanları Hz. Mehdi (a.s.) konusunda olumsuz yönlendirmek için; 1. Hz. Mehdi (a.s.) geldi geçti, artık beklemeyin diyorlar. 2. Hz. Mehdi (a.s.)'yi, Kuran-ı Kerim'e, Hadis-i şeriflere, Sünnetullah'a uygun olmayacak şekilde akıl almaz özelliklerle bekliyorlar. Tarif ettikleri tarzda bir Mehdi'nin gelmeyeceği açıkça bellidir.
3. Hz. Mehdi (a.s.), yüzyıllar sonra gelecek diyorlar. 4. Kütübü Sitte'nin tamamında çok fazla sahih Hadis-i Şerifte Hz. Mehdi (a.s.)'nin geleceği açıkça belirtildiği halde, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili Hadis-i şerif yoktur diyerek gelişini kökten reddediyorlar. Demek ki şeytan boş durmuyor. Fakat bütün bunlar Hz. Mehdi (a.s.)'nin gelişini hiçbir şekilde durdurmaz. Bilakis hepsi Hz. Mehdi (a.s.)'nin varlğının çok daha iyi anlaşılmasına sebep olan gelişmelerdir.” Demiş Hocam Mahmut Samioğlu.
ADNAN OKTAR: Tamam. Necati Rahvan, Kastamonu.
SUNUCU 1: “’Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.’ (Al-i İmran Suresi, 139. ayet.) Hz. Mehdi (a.s.) işi sıkı tutacak. (Kıyamet Alametleri, Berzenci, s. 175) ‘Yoksa onlar, işi sıkı mı tuttular? İşte şüphesiz Biz de işi sıkı tutanlarız.’ (Zuhruf Suresi, 79) Hz. Mehdi (a.s.) mücadelesinde asla bir gevşeklik göstermeyecek, mücadelesini çok sıkı tutacaktır. Azimli kararlı, cesur, sabırlı, metanetli ve vefalı olacak yani çok yüksek bir ahlaka sahip olacaktır. Türk-İslam Birliği oluşuncaya kadar önüne çıkan her engeli aşarak müthiş bir mücadele verecektir. Bu Birliğin arkasından da Hz. İsa (a.s.)'nın nuzülüyle birlikte dünya hakimiyeti gelecektir. Allah, görünmeyen Meleklerle Hz. Mehdi (a.s.)'ye yardım edecektir. Maddi manevi her yönden, ‘İman etmişseniz en üstün olanlar sizlersiniz.’ ayet-i kerimesi dünya çapında tahakkuk edecek ve iman eden, gerçek Müslümanlar Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) devrinde dünyaya hakim olacaklardır. Bütün alametler oluşmuş, vakit gelmiştir. Anlamazlıktan gelenler önemli değil. Bu durum Allah'ın kaderini değiştirmez, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.) Doğu tarafından çıkacak. Karşısına dağlar bile dikilse onları ezip geçecek, o dağlarda kendisine yol bulacaktır. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, s. 39). İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Meral Aktan, Sinop. Baştan itibaren evet. Anlamadığın yeri geçebilirsin. Bir mahsuru olmaz, evet rahatça oku. Bilmediğin cümleleri geçebilirsin, ben düzeltirim sonra.
SUNUCU 2: Abdullah (r.a) dan rivayet edilmiştir: Resulullah (s.a.v) buyurdu ki: Ehl-i beytimden ismi ismime mutabık olan bir kişi başa geçecektir. Dünyanın ancak bir günlük ömrü kalmış olsa, onu Hz. Mehdi (a.s.)’nin başa geçmesi için Cenab-ı Allah o günü behemehal uzatır. (Sünen-i Tirmizi 4/92) Hz. Mehdi (a.s.) Hicri 1400 yılında gelmiştir. Belki dünyanın bir günlük ömrü vardı ve Allah dünyanın ömrünü Hz. Mehdi (a.s.) vesilesiyle uzatıp, Hicri 1500 kadar sürecek bir dünya hakimiyet nasip edecek. Allah-u alem inşaAllah.”
ADNAN OKTAR: Bir ara verelim, sonra devam ederiz.
SUNUCU 1: O halde yayınımıza kısa bir ara veriyoruz tekrar.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...