SUNUCU:Yayınımıza Harunyahya.tv internet sitemizden devam ediyoruz. Hocam nasılsınız?
ADNAN OKTAR:Allah’a hamdolsun. Anlat Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Peygamberimiz (s.a.v.) Mehdi (a.s.)’nin mutlaka çıkacağını söylüyor Hocam hadiste. Hadis şu şekildeydi, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. “Eğer dünyadan bir gün bile kalsa, Allah, o (Hz. Mehdi (a.s.)) idareyi ele alıncaya kadar o günü uzatırdı.” (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir zaman.)
ADNAN OKTAR:Şimdi Mehdiyetten bizim kastımız, tabii İslam ahlakının dünya hakimiyetidir. İslam ahlakının dünya hakimiyetinden gaye de insanların en mutlu olacağı şekilde yaşamalarıdır, inşaAllah. Allah’ın varlığını iyi bilmeleri, nankör olmamaları. Çünkü aksi nankörlüktür, değil mi? Allah’ı unutmak vicdansızlık ve nankörlüktür. Belaya müstahak olur insan. Mehdiyet’in anlattığı anlam odur. Yani Mehdi (a.s.)’nin eti kemiği değil bizim kastettiğimiz, değil mi? Onun vesile olmasıyla Allah’ın İslam ahlakını dünyaya hakim etmesidir. Yani bütün güç Allah’ın elindedir. Mehdi (a.s.), bir ağaç yaprağı gibi bir vesile, herhangi bir vesiledir. Anlaşıldı mı? Bütün güç Allah’ın elindedir. Yani Mehdi (a.s.) deyince, sanki böyle (haşa) ayrı bir güç akla gelmemesi çok önemlidir, yani orada bir şirk mantığından kaçınmak lazım. Mehdi (a.s.) Allah’ın aciz bir kuludur, zavallı bir kuludur. O hakimiyete Allah onu vesile ediyor. Mesela koskoca kapı vardır, ufak bir anahtarla o kapı açılır. Ama kapıyı açan Allah’tır, anahtarı vesile eder Allah. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz dünyanın gelmiş geçmiş en büyük yazarısınız Hocam maşaAllah. 300 kitap, yok başka böyle çok yazan. MaşaAllah. Çok az uyuyorsunuz Hocam. Bilmeyebilir seyircilerimiz. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah’ın dilemesiyle inşaAllah.
Evet. Bak Cenab-ı Allah diyor ki, şeytandan Allah’a sığınırım, Araf Suresi 142, “Musa ile otuz gece için sözleştik, ona bir on daha ekledik.” Kırk ediyor bak. Hz. Musa (a.s.)’da kırklar hep hakimdir. Çölde kırk yıl gezmiştir. Kırk rakamı çok önemli bak. Kırk geceye tamamlandı. Peygamberlere 40 yaşında gelir genellikle vahiy. 40 yaş olgunluk yaşıdır diyor Cenab-ı Allah. Mehdi (a.s.)’nin mücadelesi 40 yıl. İlk imani mücadelesi 40 yıl sürüyor. Kırklarda çok hayır vardır. Kırklar vardır. Üçler, yediler, kırklar. Araf Suresi 63, “Sakınıp rahmete kavuşmanız için, içinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam,” bak “içinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam,” 2011 veriyor ebcedi. Kardeşim bu şimdi çok orjinal, çok harika bir şey değil mi bu? Kuran’da nerede böyle bir ayet varsa, 2010, 2000, 2007. Yani normal ebced bakıldığında 4918, 3711, 719 böyle rakamlar çıkıyor. Ama bu ayetlerde hiç şaşmıyor.
“Kavminin önde gelenlerinden inkâr edenler dediler ki: ‘Gerçekte biz seni 'aklî bir yetersizlik' içinde...’”, yani akli dengen bozuk diyorlar. “... görüyoruz ve doğrusu biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz.” Peygamberlere hep böyle yapılmıştır. Mehdi’lere hep böyle yapılmıştır. Ahir zaman Mehdi’sine de yapılacak muamele budur. Delilikle itham edilecektir. Yalancılıkla itham edilecektir. Bu Allah’ın sünneti bu. Sünnet hiç değişmemiş. Her Peygamberde gördüğümüz kadarıyla hep delilikle itham ediyorlar. Çünkü onların o karaktersiz sistemine zıt, alışmamış adam. Kendi gibi karaktersiz olmayınca ne diyor? Deli bu diyor. Kendi gibi böyle üçkağıtçı adam göremeyince, deli diyor. Başka diyeceği bir şey yok. Çünkü bünyesine alerji yapıyor, uymuyor adamın bünyesine. O sahtekar, o dürüst. O yalan söylüyor, o doğru söylüyor. O dünyadan geçmiş, o dünyaya aşık. Öyle olunca tabii ki olay bu şekilde gelişiyor. O zaman tek diyeceği teşhis delilik teşhisi oluyor.
Bakın, şeytandan Allah’a sığınırım, 56. ayet Araf: “Düzene konulması (ıslah)ından sonra”, Peygamberimiz (s.a.v.) geldi, İslam yayıldı, İslamiyeti herkes bildi değil mi? “Sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın.” Hitap kime? Deccal’e, deccaliyete. “O’na korkarak ve umut taşıyarak dua edin.” Bakın hem Allah’tan korkacağız, hem de kendimizden emin olmayacağız. Bak diyor ki; “umut taşıyarak” dua edin. Mehdi (a.s.) de dua ediyor, nasıl? Umut taşıyarak ve korkarak. Kendinden emin değil. Hani diyorlar ya, adam ilan ediyor dergide, gazetede falanca Mehdi (a.s.). Ne demek? Günahsız, Cennetlik. Garanti veriyor adamlar. Binlerce kişi birden garanti veriyor adamın kurtulduğuna, Cennete gideceğine garanti veriyor. Kuran’da öyle bir şey yok. Niye yalan söylüyorsunuz? Bu iftira bu sahtekarlık bu yalan, Kuran’da şiddetle telin ediliyor. Onun için hiçbir kimse çıkıp “Ben Mehdi (a.s.)’yim” diyemez. Ama hüsn-ü zan ederiz. Ben mesela sizin veli olduğunuza inanırım, hüsn-ü zan ederim, ama emin olamam. Yüzünüzdeki nuraniyetten hüsn-ü zan ederim. Ama kimse kimseye garanti veremez. İnşaAllah. Ancak vahiy olursa, Kuran’da geçerse. Kuran’dan başka da kitap gelmeyeceğine göre, değil mi? “O'na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır.” Mehdi (a.s.) iyilik yapacak, Allah’ın rahmeti de onu kuşatacak. Cemaatini de kuşatacak. İnşaAllah. “Rahmetinin önünde rüzgarları bir müjde olarak gönderen O'dur.” Mehdi (a.s.) gelmeden önce alametlerini Allah rüzgar gibi önden gönderdi mi? Ayet buna bakıyor aynı zamanda. Bak diyor ki; “rahmetinin önünde,” yani İslam ahlakının dünya hakimiyetinden önce, ikinci şerh anlamı olarak söylüyorum, “rüzgarları,” alametleri, Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerini, “bir müjde olarak gönderden O’dur.” “Bunlar ağırca bulutları kaldırıp yüklendiğinde, onları (kuraklıktan) ölmüş bir şehre sürükleyiveririz” İstanbul’a getiririz, değil mi? “Ve bununla oraya su indiririz” rahmet, Allah’ın rahmeti, ilim indiririz. “Ve böylelikle bütün ürünlerden çıkarırız.” Her yerden çiçekler açar, değil mi? Yeşillikler oluşur. Hz. Hızır (a.s.)’ın yeşilliği gibi, İslam ahlakı buram buram her yere hakim olur, ikinci şerh anlamı. “İşte biz ölüleri”, kalpleri ölmüş, ruhları ölmüş insanları, “böyle diriltip çıkartırız ki, ibret alasınız.” Demek ki ateistler, dinsizler, Darwinistler de iman edecek. Kuran’ın ikinci işari anlamını anlattım. Oktar Hocam buyur anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Darwinizmle ilgili, genetikle ilgili daha doğrusu bir film var göstermem uygun olur mu?
ADNAN OKTAR:Sen Darwinistleri fıtık etmeye kararlısın.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, siz yerle bir ettiniz Hocam. Onları kazıyacağız, dediniz.
ADNAN OKTAR:Şimdi biraz midelerini kaynatalım. Karbonatlarını hazırlasınlar. Pastil mi nedir ne ise alsınlar, şimdi ekranın karşısına geçsinler. Başlayalım Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bakterideki genetik mekanizmanın ne kadar mükemmel olduğunu gösteren, siz daha iyi bilirsiniz Hocam, bir örnek inşaAllah. Bu bakteri DNA’sı. Bu bakteri DNA’sını bazı enzimler üretiyor. Bu baskılayıcı bir protein gördük şimdi. Bu bir kaç tane genin var olduğu bir DNA parçası. Bu da sütte bulunan bir şeker. Normalde bu bakteri, şekeri kullanıyor, glukozu kullanıyor ama, glukoz olmadığı zaman, sütün içinde bulunan bir şeker var, laktoz diye, bunu kullanıyor. Ama bunu kullanma sistemi normalde glukoz olduğu için baskı altında. Şimdi bunun nasıl devreye girdiğini gösterecek. Bunlar iki tane enzim, bu laktozu parçalayan. Biri “Beta-galaktozidaz,” diğeri de “Laktaz.” Şimdi bu bir bakteri hücresi. Bakteri hücresindeki DNA’yı görüyoruz. Böyle yuvarlak bir yapısı var. Bu DNA’nın üzerinde, bu enzimleri üreten özel bir bölge var. Bu bölgeye işte “Lac-operon” denilen bir isim verilmiş bilimsel dilde, şu anlama geliyor bu. Şimdi buradaki enzimleri üreten genleri yan yana görüyoruz, ama bunlar normalde kullanılmadığı için, üzerine bağlı bir molekül var. Buna baskılayıcı molekül deniliyor. Bu enzimlerin üretilmesini engelliyor, israf olmasın diye. Tamamen tasarruf üzerine çalışıyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, mesela sırf şu, en kafası çalışmayan adamı bile iman ettirir. Ama bu anlatım tekniğini önümüzdeki günlerde geliştireceğiz. Yoksa bu adam, molekül ne alaka? Ben bunu baskılayayım da bunun fonksiyonu şöyle olsun, nereden bilsin? Beyni yok kafası yok. Beyni olsa ne olur ayrıca? Beyni de olsa yapamaz yani. Buyur devam et.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Burası kontrol bölgesi, genlerin aktivitesini düzenleyen kontrol bölgesi. Şimdi buraya bu molekül bağlı olduğu için, o enzimler üretilmiyor. Ama ortamda laktoz olduğunda, ki bu şöyle oluyor. Bakteri, normalde insanın bağırsağında bulunan bir bakteri bu, şeker var. Şeker olmadığı zaman, mesela insan süt içtiği zaman, sütün içerisindeki laktoz molekülleri, bakın bakterinin içerisine giriyor. Bunları geçiren bir bakteri zarından geçerek içeri giriyor. Bu laktoz molekülleri geldiği zaman, ortamda bulunan laktoz molekülleri, doğrudan baskılayıcı proteinin üzerine bağlanıyorlar. Bağlandığı anda bu baskılayıcı molekül oradan ayrılıyor. Bu şu anlama geliyor, o enzimleri yap komutu oluyor bu, laktozu parçalayacak. Nitekim o genlerin olduğu bölgeyi kopyalacak enzim, ki buna “RNA polimeraz enzimi” deniliyor, bu da bir protein, derhal bağlanması gereken yere bağlanıyor, o baskılayıcı protein oradan kalktığı için. Hemen kopyasını çıkarmaya başlıyor o enzimlerin.
ADNAN OKTAR:Kardeşim ben bu Darwinistlere ne diyeyim? Yani kardeşim kafa, beyin tamamen gitse bile, şu akla bak. Molekül aklı var. Dünyadaki bütün insanların aklından daha akıllı ve mucize bu. Doğrudan Allah’ın tecellisi, başka nasıl açıklanır bu? Bir tane iki tane değil. Katrilyonlarca böyle molekül, nefes kesecek bir akıl gösteriyor ve muazzam bir disiplinle. Çok olağanüstü bir şey bu.
OKTAR BABUNA:Ve 15 dakika içerisinde bin katına çıkartıyor bu enzimin miktarını, laktozu parçalayabilmek için.
ADNAN OKTAR:Kaç?
OKTAR BABUNA:Bin katına Hocam, 15 dakikada. Muazzam bir süratle üretiyorlar bu proteinlerden. Şimdi bu kopya çıkartıldıktan sonra, hemen protein fabrikasında, protein yani bunu parçalayacak enzimler derhal üretiliyor. Yani 15 dakika da bin katına çıkartılıyor. Bunlar protein fabrikaları.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şimdi bunu dünyaya anlatacak bir sistemi, bunun için ayrı kitap yazılması lazım. Yani molekülün aklını anlatma sanatı. Şimdi bunu anlatıyorsun, insanların çok büyük bir bölümü, yüzde 90’ının beyni uyuşur. Bunu bizim anladığımız anlamda alamaz, yani beyni uyuşur veya değişir. Benim milletim uyanıktır, zekidir. Ama mesela Avrupa’da bir adama anlatsan, anlamaz. Bütün mesele, buradaki kafasında oluşan o büyüyü, o matlığı, donukluğu kaldırmak. Yani bunu eğer berrak bir kafayla görebilirse o insan, bacakları ayrılır, nefesi kesilir, adam biter yani. Bağıra bağıra ağlayarak iman eder, konu hemen biter. Ama anlamıyor, nasıl anlamıyor? Yani on saniye dikkatini verebiliyor, yirmi saniye dikkatini verebiliyor, kafası dağılıyor. Kafası tosta gidiyor, bilmem başka şeye gidiyor, dağılıyor kafası. O dikkati oraya toplama, o dikkati oraya verdirip, onu kavrattırma, harikalığını iyice hissettirmek çok önemli. Mesela bir teknik alete bile çok çabuk uyum gösteriyorlar, değil mi? Mesela bu cep telefonları falan çıktı. Millet daha önce, biz vargücümüzle bağırırdık. Tokat’a falan telefon ederdik buradan biz İstanbul sıraya girerdik. Eve postacı gelirdi sıranız geldi buyurun falan diye. Takım elbisemizi falan giyer hep beraber postaneye gider otururduk. Bekleyin beyefendi derlerdi, biraz sonra telefon gelecek falan. Böyle kahverengi tahtadan şeyler vardı, kulübeler vardı. Falanca numaralı kulübe, efendim buyrun derlerdi. Herkes ayağa kalkar, paldır küldür giderdik. Var gücüyle bağırarak bizim ebeveynlerimiz, ama gücü ne kadar yetiyorsa öyle bağırırdı. Zor bela duyarlardı, zor bela. Şimdi bak şu kadar telefon yaptılar. Millet gayet rahat sakin, sanki leblebi çekirdek gibi görüyor. Çabuk alışıyor insan.
Oktar Hocam anlat, devam et.
OKTAR BABUNA:Bir mucize daha var Hocam inşaAllah. Burada normalde bu laktoz olduğunda, yani sütün bu şekeri olduğunda, sütün şekerini parçalayacak bu enzimi üretiyor demiştik. Bir protein daha üretiyor, bunun da ismi “permease.” Bu da şu işe yarıyor, bakın bu da bir iman hakikati. Bu protein gidiyor hücrenin zarına yerleşiyor. Hücrenin zarında, dışarıda bulunan laktozun girişini yüzlerce, binlerce kat hızlandırıyor hücrenin içerisinde. Bu da Allah’ın yaratma sanatı olarak, ikinci şey olarak. Bakın hem parçalayan enzimi bin katına çıkarıyor 15 dakika da, ayrıca bu moleküller hücreye kolayca girsin diye bir protein daha üretiyor. O da derhal hücre zarına gidiyor-yerleşiyor ve onların içeriye girişini kolaylaştırıyor kapı açarak.
ADNAN OKTAR:Şimdi Oktar Hocam, bir mikrokozmos var bir de makrokozmos var. Küçük alemde yani bunların aleminde, biz mesela bu var ya burada enzimler; evlerimiz falan bunların içinde olsaydı, biz bu sistemin içinde bunları hareketli görmüş olsaydık, bütün dünya görmüş olsaydı, orada iman etmeyen bir tane adam kalır mıydı sence?
OKTAR BABUNA:Kalmazdı Hocam. Aklı atardı herkesin.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Göremediği için sistemi, bu dünyada da her şey sebebe dayalı olduğu için, orada sebep yok. Orada sürekli mucize var. Herkes akıllı. Buradaki sistemde de sürekli imtihanın şartları geliştiği için, insanlar belini büküyorlar. Mesela bak ne diyor kardeşimiz? Şimdi gelen bir yazı. Oku Hocam yüksek sesle.
AKIN GÖZÜKAN: İnşaAllah Hocam. “Selam’ın aleyküm muhterem Hocam.”
ADNAN OKTAR:Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü.
AKIN GÖZÜKAN: İnşaAllah. “Hocam sizi çok seviyorum. Sayenizde Allah’a olan sevgim, dünyaya bakış açım muhteşem değişti. Hocam ben Almanya’da doğdum ve büyüdüm. Anlattığınız gibi Avrupa’da gençlerimiz çok zor şartlar altında yetişiyorlar. Gerçekten dinin, Allah’ın neredeyse unutulduğu bu yerde aileler de çocuklarını yetiştirmekte çok zorlanıyorlar. Güzel Hocam, ben naçizane sizden öğrendiklerimi her fırsatta anlatmaya çalışıyorum, ama bu pek de kolay olmuyor Hocam. Benim de kendime göre hatalarım ve yanlışlarım var. Allah’tan bütün Müslüman kardeşlerime ve kendime iman dolu bir hayat diliyorum. Hocam sorum şu. Burada sizi seven ve can-ı gönülden dinleyip ve dediklerinizi anlayan ama yine de bazı huylardan kurtulamayan kardeşlerimiz var. Hocam bu kardeşlerimiz için neler söylersiniz? Sizin fikirlerinize gerçekten çok ihtiyacımız var. Serkan”
ADNAN OKTAR:Serkan kardeşimiz. MaşaAllah. Ben orada olsam, Mehdi (a.s.)’nin de çıktığını bilsem... Her insanın hataları eksiği olur. Ve mucizeler dolu bir asırdayım. Kalbimi Allah’a bağlarım, mürşidimi de çok severim Mehdi (a.s)’yi. Gıyabında biat ederim, görmeden, gıyabında. Ya Rabbi derim, gıyabında biat ettim. Gücüm yettiği kadar İslam’ı yaşarım. Hatalarım olsa da eksiğim olsa da yaşarım. Hata, eksik bizi dinden çevirmez. Nice ben aşıklar görüyorum, Allah aşığı görüyorum. Namaz da kılmıyor, oruç da tutmuyor ama deli aşık. Mehdi (a.s.) mürşid olarak başa geçtiğinde, manevi mürşit olduğunda, ruhlarının kilitleri açılacak. Hepsi namaza kalkar. Bak ruh gibi kalkacaklar göreceksiniz. Işık gibi, müthiş rahat olurlar. Helali haramı çok rahat yaparlar. Bir mürşidin başta olması çok önemlidir. Peygamberimiz (s.a.v.) baştaydı, sahabelerin ruhları eriyordu. Uyku tutmuyor mübarekleri. Şimdi İslam’ı güzel yaşayan bir örnek var, canlı örnek var. Harikalarla dolu bir insan var. İnsanlarda bu hep fıtraten bir ihtiyaçtır. Mehdi (a.s.) ekmek, su gibi bir ihtiyaçtır. Mehdi (a.s.) çıkacak da, Nur talebeleri otuz parçaya ayrılacak böyle, öyle mi? Böyle mezhepler olacak, birbirleriyle boğuşacaklar, öyle mi? Mümkün mü? Tahayyül dahi edemez, tahayyül. Kafasından dahi geçiremez. Namaza üşene üşene kalkacak, öyle mi? Mümkün değil. Çünkü Allah aşkını daha keskin görecektir. Daha net görecektir. O feyzi daha iyi alacaktır. Allah diyor, sebebe sarılın, Allah’a yaklaşmak için sebebe sarılın. Bir sebeptir Mehdi (a.s.). Yani mesela dinsiz bir toplumun içerisinde dini yaşamak daha zordur. Dindar bir toplumun içinde yaşamak daha kolaydır. Mehdi (a.s.) tek başına bir dünya toplumudur, tek başına. Bütün dünya için bir ışıktır, Allah tarafından gönderilmiş bir ışıktır, bir ferahlıktır. Gönülleri rahat olsun. Devam etsinler. Oktar Hocam devam et.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu proteinler geldiği anda hücrenin zarına, laktoz girişi de çok yüksek olarak artıyor hücrenin ihtiyacı karşılansın diye. Buradaki göründüğü sistem bu şekilde işliyor. Ne zamana kadar? Bu şeker ortaya çıkana kadar. Laktoz azaldığında ve şeker ortaya çıktığında, derhal laktozun girşi durdurluyor. Bu protein yeniden gelip genlere bağlanıyor. Bütün o yapılan enzimlerin yapımını durduruyor. Hiçbir israf yok.
ADNAN OKTAR:Kardeşim işte bu nedir? Sırf şu tek başına nedir bu olay? Adam nereden biliyor kardeşim “gelip yeniden buraya yapışacağım” bilmem ne yapacağım. “Şimdi kalkıp gideyim. Şu şunu yapsın, bu bunu yapsın. Tamam bu iş bitmiş, ben gelip vazifeme döneyim...” Devlet memuruna söylesen gene yapamaz bunu. Muazzam bir sistem var. İşte bu alemde yaşasa insanlar, hepsi iman eder. İşte oradaki melekut alemi mükemmel. Görmeyen başka türlü oluyor, gören başka türlü oluyor. İnşaAllah. Hocam anlatacağım bir şeyler dedin. Buyur anlat.
KONUŞMACI:İnşaAllah Hocam. Görmeyle ilgili bilgiler vereyim Hocam inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Şimdi Güneş’ten fotonlar geliyor dünyamıza ve 10 üzeri 25 tane dalga boyu var. Yani 10’un yanına 25 tane sıfır koyalım. O kadar sayıda dalga boyundan sadece bir tanesi dünyamıza ulaşıyor ve atmosferden de bu uygun bir şekilde geçiyor fotonlar ve bu fotonların sadece geçmesi yetmiyor, aynı zamanda bunlar bir cisme çarpıyor. O cismin atomlarının da ona uygun olması gerekiyor yine aynı zamanda. Atomlara çarptıktan sonra atom onu yansıtıyor, sadece ilgili rengi yansıtıyor.
ADNAN OKTAR:İlgili rengi?
KONUŞMACI:Evet, ilgili rengi yansıtıyor inşaAllah. Orada da elektronlar görev alıyorlar. Bulundukları yeri değiştiyorlar. Sonra eski yerlerine döndükleri zaman elektronlar 7 renkten sadece bir rengi yansıtıyor. O foton yine devam ediyor yoluna. Ondan sonra gözümüze geliyor. Gözümüzün de yine onu, o fotono algılayacak şekilde olması gerekiyor ve gözümüze değdikten sonra da o içeride oluşan görüntü elektrik sinyallerine çevriliyor. Elektrik sinyalleri sinirde giderken bazı bölümlerde kimyasallara dönüştürülüyor. O kimyasallar en sonunda yine elektrik sinyali olarak beynin ilgili bölümüne geldiği zaman da biz görüyoruz diyoruz. Yani burada Güneş’in uyumlu olması gerekiyor, atmosferin uyumlu olması gerekiyor, değdiği atomların uyumlu olması gerekiyor. Gözün uyumlu olması gerekiyor. Sinir ağı, en son beynin uyumlu olması gerekiyor. Bu 6-7 safhanın tamamının aynı şekilde ve birbiriyle entegre çalışması gerekiyor. En sonunda biz gördük diyoruz.
ADNAN OKTAR:İmansız bilim adamları bunlara tek tek cevap verecekler Ahiret’te. Nasıl şimdi imtihanlarda bir bir cevap veriyorlar, değil mi? Bir bir bir... mesela profesörlük imtihanında bir bir cevap veriyorlar. Bunlara da birer birer cevap verecekler. Bu nasıl tesadüfmüş kendi kafalarına göre anlatacaklar. Çünkü hiçbirinin tesadüfen olmayacağını onlar çok iyi bilirler. Anlamazlıktan geliyorlar. O vicdani tezahür, yanlış vicdanı Allah Katında açıklayacaklar. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Dünya’daki atmosferde oksijenin oranı %21. Bugün bundan bahsetmiştik. Fakat tarih boyunca bu hiç değişmiyor. Değişse hayat olmayacaktı. Bu şöyle sağlanıyor, tüketen canlılar var. Bütün insanlar, hayvanlar, mikroplar, yeryüzünde olan bütün canlılar oksijeni tüketiyorlar. Bitkiler ve fotosentez yapan bakteriler var, bunlar da oksijen üretiyor. Şimdi düşünelim hep birlikte. Katrilyonlarca bakeri, canlılar, dünyadaki, ormanlardaki bitkileri düşünelim. Onların yapraklarını düşünelim. Heryerde yeni birki açıyor, bir kısmı ölüyor. Yani an an bütün canlıların sayılarında değişiklik var. Bunların yaptığı solunumda değişiklik var. Atmosferdeki oksijen oranı hiç değişmiyor. Bunu yapan sonsuz akıl sahibi, bu hesabı bilen bir akıl olması gerekiyor. Yani bunu, hiçbir akıl bu hesabı tutturamaz ama tarih boyunca bu hep kontrol altında. Üretenle tüketen arasında denge hep %21 olarak kalıyor Hocam inşaAllah atmosferdeki.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şimdi bir ara verelim inşaAllah.
SUNUCU:Yayınımıza kısa bir aradan sonra devam ediyoruz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Dergiler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...