SUNUCU:Hayırlı geceler sayın izleyicilerimiz. Programımıza harunyahya.tv sitesinden devam ediyoruz inşaAllah. Konuklarımız, Emre Kutlu, Beril Hanım, Akın Gözükan, Doktor Oktar Babuna ve sayın yazar Adnan Oktar. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Hoş bulduk efendim. Ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah nasıl uygun görürseniz Hocam. Kehf Suresi’nden okumuştunuz, çok güzeldi Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oradan mı anlatayım?
OKTAR BABUNA:Siz nasıl uygun görürseniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam. Şimdi bu yobaz lafına bazı kardeşlerimiz alerji kapmışlar. Şimdi yobaz nasıl oluyor, bir daha tarif edeyim. Sevgiye düşman, sanata düşman, bilime düşman, akıla düşman, Ehli Beyt’e düşman. Bak bu çok önemli, Ehli Beyt’e düşman ve Peygamberimiz (s.a.v)’e düşman. Yobazın özelliğidir bu. Onlar biliyorsunuz Dırar Mescidini kurdular. Onların o şeylerinin işte veletleri, manevi veletleri devam eden. Dırar Mescidini kuran çakalların, geriye kalan bakiye çakal takımı. Yobaz bunlardır inşaAllah. Peygamber (s.a.v)’e derin sevgisi olan, Kuran’a tam tabi, sünnete tam tabi, ehl-i sünnet inancında olan adam benim sözümden beridir, inşaAllah.
SUNUCU 1:İnşaAllah Hocam. Gelen sorularımız var, sorularımızla devam edebiliriz, siz daha iyi bilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Sor bakalım.
SUNUCU 1:Peki inşaAllah. “Selamün aleyküm Hocam’’
ADNAN OKTAR:Ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü.
SUNUCU:“Daha önceki bir sohbetinizde ayetin bir anlamı olarak bütün Peygamberlerin Allah’a, Hz. Mehdi (a.s)’ye yardım etmek üzere söz verdiklerini söylemiştiniz. Hocam Hz. İsa (a.s) bizzat yardım edecek, diğer Peygamberlerin yardımı nasıl olacak? Hz. Mehdi (a.s) Peygamberlerle görüşecek mi?’’ Kübra.
ADNAN OKTAR:Peygamberlere, böyle bir durumda, diyor Cenab-ı Allah. Böyle bir durum oluştuğunda yardım edeceksiniz diyor Cenab-ı Allah. Oluşmadığında zaten sorumlu olmaz. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e de Cenab-ı Allah diyor, “Sen de,” diyor sallallahu aleyhi ve sellemiçin, “bir elçi geldiğinde ona yardım edeceksin’’ diyor. Ama Peygamberimiz (s.a.v) zamanında gelmedi. Ahir zamanda şimdi Mehdi (a.s) geliyor, Hz. İsa (a.s) ona yardımcı olacak, bu sözü yerine getirmiş olacak. Ama bu genel anlamdadır. Bu ayetin ikinci anlamı inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Almanya’dan bir mesaj var Hocam okuyayım mı inşaAllah size?
ADNAN OKTAR:Oku.
OKTAR BABUNA:“Selamün aleyküm cümleten’’ aleyküm selam. “MaşaAllah, Hocam ne güzel de konuşuyor. Hocamın ellerinden öperim. Hocamı tanıdığımdan beri içimde bir ferahlık var inşaAllah. Yakında namazlarıma da başlayacağım. Ama şu gerçek ki, Hocamı tanımadan önce dinimizi bildiğim halde bir türlü yönelemiyordum dine doğru. Ama Hocamızı tanıdıktan, bildikten, dinlediğimden beri çok rahatlık ve mutluluk var içimde. Saygılar Almanya’dan kardeşiniz’’, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Kardeşim ben de çocukluğumda dini duyardım, bize efsane gibi anlatırlardı çocukluğumuzda. Mehdi (a.s) gelecek dendiğinde benim kafamda bambaşka bir imaj vardı. İsa (a.s) gelecek derlerdi. Hem Darwinizmi anlatırlardı bize, mağarada adamlar falan kıllı kılçıklı falan bir tipler. Hem dinden anlatılır. Yani değişikti. İman ediyorduk ama öyle. Ama sonra ben okudum inceledim. Birçok şeyi insanların yanlış anladığını ve anlattığını gördüm. Ama Risale-i Nur Külliyatı’ndan anladık. Bediüzzaman’ın izahlarından anladık. Ama bizim anlatımımız ile, bir insanın iman etmemesi, normal bir insanın mümkün değil.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Bakın adı konmadı ama, bütün cemaatler, dünyadaki bütün cemaatler benim kitaplarımı ana eserler olarak okuyorlar, ana eser. Nereye giderseniz gidin. Mesela bak, birçok cemaat yasaklıyor haset ettikleri için, kıskandıkları için, bütün talebeleri benim kitaplarımı okuyor, hepsi. Bak isim vermeyeyim, mesela büyük bir cemaat var, yasak benim kitaplarımın okunması; kadın-kız, çoluk-çocuk hepsi benim kitaplarımı okuyor, tamamı. Yani hak yasak dinlemez, gerçek yasak dinlemez, bendini aşar. Yasak daha da lezzetli hale getiriyor. Risale-i Nur da yasaktı, herkes okuyordu. Herkeste tahkiki imana, İlmel yakine, Aynel yakine ve Hakkel yakine sebep oldu. Ve insanların büyük bir bölümü samimi imanın ne olduğunu anladı, geniş çapta. Çocuksu, yapmacık dini anlatan çok fazla insan var görüyorsunuz. Yani benim saygı duyduğum adamların bazen filmlerini görüyorum, içler acısı, akıl hastası gibi. Yani öyle deli mimikleri, öyle deli üslupları var ki öyle deli anlatımları ve o kadar karmaşık anlatıyor ki, hikmetsiz. Bir saat konuşuyor, bir satır ancak ortaya çıkıyor. Yani 5 dakikada anlatacağını, 5 saatte anlatıyor. Yine de anlamını oturtamıyor. Mesela Mehdi (a.s) konusunu anlatıyor, öyle sahtekarca ve o kadar karmaşık ki anlayabilene aşk olsun. Hem gelecek diyor, hem gelmeyecek diyor, hem şahs-ı manevi diyor, hem şahıstır diyor. Net konuşsana adam gibi. Değil mi? Neyse o. Yazılarını okuyorum sayfalarca, bir türlü anlaşılmıyor. En sonunda bakıyorum sinsice her ne kadar şey de olsa şahs-ı manevi olduğu, Hz. İsa (a.s)’nın galip düşüncedir diyor. Yani inmeyecek Hz. İsa (a.s) diyor. Fikri inecek Hz. İsa (a.s)’nın diyor. Ne samimiyetsizlik yaparsın. İman edemiyorsan, iman edemiyorum arkadaş de. Niye Kuran’ı reddediyorsun, niye hadisi reddediyorsun? Biz açıkça, samimi Allah rızası için, hakkı tam açıkladık. Hz. İsa (a.s) inecek, Mehdi (a.s) çıkacak, buyurun size delilleri dedik. Ne Şii kardeşlerimiz gibi karmakarışık ruhtur, olmayacak bir şeyler anlatıyoruz. Yazık Müslümanları aldatmaya, günahtır yani. Ruh şeklinde bir Mehdi (a.s.) hiçbir şekilde gelmez. Şahs-ı manevi de, İslam ahlakını asla hakim etmez. Şahs-ı manevi hiçbir şey yapamaz. Şahs-ı manevi bol bol böler. Mesela Nur talebesi kardeşimize şahs-ı manevi hakim, paramparçalar. Ve gittikçe de parçalanıyorlar. Mehdi (a.s), talebeleri ve şahs-ı manevi olduğunda bütünlük olur. Değil mi? Kafa yoksa, beden ölür. Bunlar kafa olmadan beden yaşıyor diyorlar. Yaşamaz aslanım. Yüzüstü yatar, şimdi olduğu gibi. Dürüst olun. Bütün alametler çıktı bak, açık açık söylüyoruz. Adamlar diyor ki; “şimdi sen Mehdilik mi iddia ediyorsun?” Etmiyorum, doğruyu söylüyorum ben. Evet benziyor diyorum, yalan değil, ben yalan söylemiyorum. Tıpa tıp benziyor doğru. Ama değilim, iddiam yok. Ben Allah’tan tir tir titriyor, korkuyorum ben. Hiçbir zaman şöyle bir iddiada bulunmam ben. Değil mi? Kim yapabilir bunu, nasıl cesaret etsin? Müslüman nasıl diyecek, nasıl bir mantık olsun yani. Bıraksınlar bana bu hareketleri. Samimi Müslümanlar var, iyi insanlar var, ama cidden dünyada en etkili topluluğuz. Aksini iddia eden, Allah rızası için bana yazsın, delilleri ile göstersin. Delilleri ile yazsın, Allah rızası için rica ediyorum. Çünkü ben, bir mürşidim olsa bayılırım, acayip sevinirim, ayağının altını öper peşinden giderim. Böyle bir insan, yani bizim vuruculuğumuzda ve etkileyiciliğimizde bir topluluk varsa, bize mutlaka söylesinler. Darwinizmi böyle yerle bir eden, tavizsiz. Masonluğu yerle bir eden ve iman etmelerine vesile olan, değil mi? Komünizme ve faşizme karşı böyle kahredici güçle ve ezici güçle mücadele eden varsa, bize söylesinler. İman hakikatlerini bu kadar nefis anlatan, Hz. İsa (a.s)’yı, Mehdi (a.s)’yi, Ahir zamanı bu kadar tavizsiz, korkmadan anlatan varsa bize söylesinler. Söylemezlerse hakkımı helal etmiyorum. Ama yoksa hakkı kabul etsinler o zaman, takdir etsinler hakkı. Var da nasıl bizim haberimiz olmaz? Benim bir iddiam yok ki, kardeşim nasıl sevinirim ben biliyorsunuz siz benim fıtratımı. Hz. İsa (a.s) olacak, ben onun ayakkabısını öperim, çamurlarını öperim ayağının. Mürşid çok büyük bir nimettir. Anlaşıldı mı? Ama bu kalitede faliyet yapan çok az insan var. Çok az topluluk var. Ama bu güç açıkça görülüyor. Allah’ın bir lütfu bu, inşaAllah. Ne söylesek ispat ediyoruz. Ve hurafelerle Müslümanları aldatmıyoruz. Onları deli bir ruhun içinde boğmuyoruz. Asla olmayacağını bildiği halde, gidip anlatıyor. Ne büyük zulümdür. İnanmıyorsan, neden anlatıyorsun inanmadığın şeyi. Kendi aklının yatmadığı şeyi neden insanlara zorluyorsun? Zorla imansız yapıyorsun adamları, değil mi? Ruh şeklinde Mehdi (a.s.) olur mu bütün dünyayı kaplayan? (Haşa) Allah gibi diyor. Bütün odada, her yerde Mehdi (a.s) var diyor. Bu olacak iş mi bu? Hz. Adem (a.s.)’den, yani Allah demeye getiriyor işte (haşa). Böyle bir şey yok, Mehdi (a.s) Allah’ın kuludur. Aciz bir kulu. Allah onu vesile ediyor. Peygamberler de Allah’ın aciz bir kuludur. Allah’a tabi olmuşlardır, boyun eğmişlerdir. Hz. İsa (a.s) da Allah’ın bir kuludur. Allah değildir, ilah değildir. Siz diyorlar, Hz. İsa (a.s)’yı ilah olarak çıkarttıysanız, biz de Mehdi (a.s)’yi ilah olarak çıkarttık der gibi olur o. Ne gerek şeytana uyuyorsunuz kardeşim? Hakkı, doğruyu söylesenize, ne kaybedersiniz? Bütün alametler çıkmış Mehdi (a.s)’nin. Madem Peygamber (s.a.v)’e uyuyorsunuz, dürüstçe kabul etsenize. Alametler çıkınca Mehdi (a.s.) çıkmaz mı, değil mi? Kokusu gelmiş, sesini duyuyorsun, kapıyı açmış, adım adım içeride yürüyor, bu yetmiyor mu bu sana daha? Kuru inat için olmaz, samimi olacağız, inşaAllah. Biz Darwinizme karşı tavır koymasak bütün İslam ülkelerini ele geçirmişlerdi Darwinistler. Türkiye’yi de ele geçirmişlerdi. Türkiye’deki ulemanın büyük bir bölümünü ele geçirmişlerdi. Karpuz gibi patlattık böyle, bayat karpuz gibi, darmakeşan oldular. Delikanlıysanız çıkın dedik, ses yok. Canları çıktı, kanları ilikleri çekildi. Tombul top gibi hopluyordu, bak yok ortada.
OKTAR BABUNA:İbn-i Miskeveyh diyorlardı, o da yok oldu.
ADNAN OKTAR:İbn-i Miskeveyh’in hayranı da ortada yok. Hepsi ortadan çekildiler, değil mi?
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam ne anlatayım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam nasıl uygun görürseniz. Biz Hocam yurt dışında da çok şahit olduk. Hakikaten sizin eserleriniz, tek kaynak olarak gösteriliyor. Sizin için Hocam çok söylediler bunu ki oranın ulemalarından, profesörlerinden olanlar, sizin vesilenizle iman etti insanlar, biz iman ettik, Müslüman olmaktan iftihar ettik, estağfurullah diye çok ifade oluyor inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Müslüman olduğunu iddia edip gizli imansız epey bir kitle vardı. Hatta sarıklı, cübbeli ama imansız. Bizim kitaplarımızı böyle gizli gizli okuyarak samimi iman ettiler. Bize muhalif ama, benim fikirlerimi beyninde tam kabul ediyor, dilinde kabul etmiyor. Anlattıklarımı bak beyninde tam kabul ediyor. O yüzden samimi iman ediyor, ama dinin kabul edemiyor çünkü ata var grubundan, inşaAllah.
EMRE KUTLU:İnşaAllah. Hocam estağfurullah yurt dışında ben de şahit olmuştum. Bir taksi şoförüne denk gelmiştim, İngiltere’de giderken. O Pakistanlı bir Müslümandı. Sizin eserlerinizi okuduğunu ve internetten takip ettiğini söylemişti bizzat kendisi.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Endonezyası, Malezyası, Japonlar maponlar hepsi bizim kitapları okuyor. Şimdi okuduğunda kafanda en ufak bir izdifam, şüphe oluşmuyor. Kardeşim bazı efendi hazretlerinin kitaplarını okuyorum, içler acısı. Normal akılda olan bir adamın iman etmesi mümkün değil onu okuyup da. Allah rızası için o gözle bir baksınlar o kitaplara. O konuşmalara bir baksınlar, o mimiklere, o üsluba, o surattaki ifadeye, o cıvık tavırlara bir baksınlar. Aklı başında bir insan öyle konuşur mu? Hayır detay vereceğim anlaşılacak, onun için söylemiyorum. Ben utanıyorum onlar konuşurken. O kadar kişiliksiz ve o kadar akılsız bir üslup ki, ve konuşmaları o kadar münasebetsiz ve uzun ki, dini konuları tenzih ederim. Yani ona bir insanın tabi olması adeta imkansız gibi. Sarhoşçasına, samimi iman etmeden bağlanıyorlar, olmaz öyle şey. Ama samimi imanı bizim kitaplarda buluyorlar, inşaAllah, bizim eserlerde buluyorlar, inşaAllah. Allah vesile ediyor. Bizim bir olağanüstülüğümüz olduğundan mı? Hayır, biz Allah’ın gariban, zavallı varlıklarıyız. Et ve kemik görüntüsünde zavallı varlıklarız. Allah tecelli ediyor, bizi vesile ediyor, değil mi? Mesela Allah karıncada tecelli ediyor, kelebekte tecelli ediyor, insanda da tecelli eder. Hiçbir vasfımız yok. Tamamen güç, kuvvet Allah’a aittir. Hiçbir özelliğimiz yok o anlamda inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Allah üstün ahlakınıza karşılık olarak Hocam, bu 300 eserle dünyada küfrü yerle bir etti maşaAllah. Bu en son Reuters’in bir oylaması olmuştu Hocam dünya çapındaki Müslümanların katıldığı, iki milyon oyla dünyadaki en etkili Müslüman seçtiler Hocam, dünyanın her tarafından Müslümanlar sizi.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şimdi en etkili seçmek, seçilmek o o kadar önemli değil, onun üzerinde durmayın. 20 milyon da seçebilir, yani bazı parti lideri oluyor, mesela adam 30 milyon oy alır, 40 milyon oy alır, o önemli değil. Onu bir ölçü olarak almayın. Fiili durum esastır. Adamın konuşmasından üslubunu anlarsın. İmanının kökenine bakarsın, samimi iman edenlerden mutlaka bizim gölgemiz görünüyor, mutlaka inşaAllah. Hasta adamları da görüyorsunuz, üslubundaki hastalığı, samimiyetsizliği. Allah o deliliği onlarda zuhur ettiriyor, gösteriyor. Şimdi Paşam.
EMRE KUTLU:Emredin Hocam.
ADNAN OKTAR:Estağfurullah. Rica ederiz, sen de lütuf, kerem buyurursun. Bu kısmı oku baştan sona kadar, sonra ben onu açıklayacağım inşaAllah.
EMRE KUTLU:Üstad Bediüzzaman Hazretleri; “Bir kısım zahiri (hadislerin dış anlamlarına bakarak hüküm veren alimler), o rivayet ve hadislerin zahirine (dış anlamlarına) bakıp, şüpheye düşmüşler, veya sıhhatini (doğruluğunu) (hurafe gibi, masallarda anlatılan gerçek dışı bir şey gibi yanlış) inkar edip veya hurafevari bir mana verip adeta muhal bir sureti (adeta imkansız, aklın vicdani kanaatle karar verme özelliğini ortadan kaldıracak özelliklerde bir şahsı) bekler bir tarzda (anlattıkları için), avam-ı Müslimine (böyle metafizik açıklamalara inanmada zorlanacakları veya bu sebeple hiç inanmayacakları için, halktan bilgisi olmayan Müslümanlara imani yönden) zarar veriler’’ (Kastamonu Lahikası S. 80).
ADNAN OKTAR:Mesela Muhammed Raşit Erol Hazretleri, Allah rahmet etsin. O çok samimi bir insandı. Yüzüne bakan iman ediyordu, yüzüne bakan. Mesela gözü ile 5 saniye, 10 saniye bağlantıya geçiyor, iman ediyor. Onlar bizim canımız. Mesela Şeyh Nazım Hazretleri de öyledir. Diyor ki adam, işte Bediüzzaman için şöyle dedi, böyle dedi. Onların ağzından nur akıyor, Bediüzzaman’la onlar manevi alemde beraberler zaten. Bir bildiği vardır, hayır hikmet, Mehdi (a.s)’ye dikkat çekmek için söyler. Tam anlamı ile samimi, nur gibi bir insan. Evine gideceksin, orada bir tas çorba içse adam, onun yüzüne baksa, konuşsa, o mübareğe ömür boyu ona yeter. Kafasına kan gelir böyle, açılır. Peygamberin (s.a.v.) kokusunu taşıyor onlar, tertemiz insanlar. Efendim Esat Coşan rahmetli, o da öyleydi. Diğer büyük alimlerde öyle, Sultan Baba Hazretleri de öyle, hep öylelerdi maşaAllah. Şimdi Oktar’ım sen bunu cümle cümle bize bir şerh et, ama zaman zamanda dur, ben eksiğin olduğunda açıklayacağım. Şuradan itibaren başla.
OKTAR BABUNA: “Üstad Bediüzzaman Hazretleri, bir kısım zahiri ulemalar.”
ADNAN OKTAR: Ne demek zahiri ulema onu söyle.
OKTAR BABUNA: Hadislerin dış anlamlarına bakarak, müteşabih anlamlarını dikkate almadan, zahiri anlamlarıyla açıklama yapan sözde ulemalar.
ADNAN OKTAR: Mesela desen ki bir kabaca; “benim aslan arkadaşım geldi.” Bu müteşabihtir. Aslanı, sevdiğin için ona aslan diyorsun. Adam ne anlıyor? Hakikaten kükreyen aslan anlıyor. Şimdi zahiri ulema işte böyle anlar. Ama şerh eden, açıklayan der ki; “heybetli, akıllı, sevdiğim insan der” değil mi? Devam et.
OKTAR BABUNA:“O rivayet ve hadislerin zahirine” yani dış anlamlarına, “bakıp şüpheye düşmüşler.” Onların bu zahiri anlamlarıyla, müteşabih anlamı dikkate almadan.
ADNAN OKTAR: Makul görülmediği için, görünüşü makul görülmediği için değil mi? Şaşırtıcı görüldüğü için kabul edemiyor, evet.
OKTAR BABUNA: “Veya sıhhatini” yani doğruluğunu “hurafe gibi (masallarda anlatılanı gerçek dışı bir şey için yanlış) inkar edip” veya bunu kabul etmeyip...
ADNAN OKTAR: Yani öyle ukala tipler vardır. Bizim komşu vardı da, o ukela demişti, aklıma o geldi. Ukalaya hep ükela diyordu, acayip hoşuma gitmişti. Bir komşu vardı bir genç, o da eski Ankara efelerindendi, yaşlı bir amcaydı. O konuşmada diklenerek falan bir cevap konuşmalar yaptı. “Sen sus ükela şey” dedi. Acayip hoşuma gitti üslubu onun o karşıdaki zınk diye sustu o. Oradan kalma, ne alaka diyeceksin, yani yandan bir kesit.
OKTAR BABUNA: “Veya hurafevari bir mana verip, adete muhal bir sureti”, yani hurafe haline getirip...
ADNAN OKTAR: Şimdi bak iki türlü var. Bir ukalalık yapıp böyle, ukala tipler, işte falanca sahih dedi ama, öbürü de o ravinin sahihi olmadığını söyledi. İşte falanca alim de orta derecede güvenilir dedi. Kardeşim hadis hadistir bir kere, bırak. Tahakkuk etti mi, etmedi mi? Tahakkuk etti, ötme artık, bitti o. Sahih hale geldi demektir o, ötme demeyelim de, yani açıklamaya gerek yok. Konuşsun, çünkü bülbülde öter, yani kötü bir söz demedik, anlaşıldı mı? Zuhur ettikten sonra, sahih olduğu anlaşılmış oluyor, bitti değil mi? Veyahut diyor, evet.
OKTAR BABUNA: “İnkar edip veya hurafevari bir mana verip.”
ADNAN OKTAR: Cübbeli Hocamız gibi, Cübbeli Hazretleri gibi. Tam anlamıyla hurafe tarzında anlatılıyor, evet.
OKTAR BABUNA: “Adeta muhal bir sureti, (adeta imkansız, aklın vicdani kanaatle karar verme özelliğini ortadan kaldıracak özelliklerden bir şahıs)”.
ADNAN OKTAR: Yani ne diyor hazret, Cübbeli Hazretleri? Mesela en barizlerden bir tanesi, Atlas Okyanusu’nda bir adadan bahsediyor. Amerika’nın henüz tespit edemediği bir ada. Orada Deccal, herhalde serinlemek için olacak, ayaklarını denizin Atlas Okyanusu’nun dibine basmış. Kaç denizin derinliği?
OKTAR BABUNA: Kilometrelerce Hocam, 10 kilometre bile olabilir.
ADNAN OKTAR: Haydi 5 kilometre diyelim. Ayağı denizin dibinde, herif poposunu da adaya koymuş, kafada atmosferde, 15–20 kilometre bulutların arasında. Amerika yani o kadar kuşmuş ki yani ona göre, onun mantığına göre, göremiyormuş, tespit edemiyormuş. Adamlar havadaki uçan kuşu buluyorlar radarla, kilometrelerce Deccal’i göremez mi adamlar? En azından uçaklar falan çarpar o gökte dururken. Eşek gelecekmiş, Deccal’in eşeği, o da yaklaşık 300 -400 metre falan boyunda havada uçarak, anırarak eşek geliyor, kulakları 30’ar metre. Cübbeli’nin muhabbeti bunlar, sorsunlar isterse anlatsın. Millet gözlerine inanamıyor. Zaten buyurun diye çağırıyor, “beni sevenler yanıma gelsin” diyor. Gerçi yanına fazla yanaşamıyorsun hazretin bir koltuğu var böyle padişah koltuğu gibi arma falan. Herhalde gönlünde o var. Osmanlı sultanı olmak istiyor herhalde, böyle bir efendi efendi oturuyor arada sırada geğirerek falan böyle. Aslında sevimli bir tip yani bir şey demiyorum yani, değişik. Anlatıyor, gitsinler sorsunlar. Dizinin dibine gitsinler otursunlar, Hocam bize anlat desinler Deccal’in eşeğini falan, bak nasıl anlatıyor. Gözüne inanamıyor anlattıkları da onun için. Eşek kulaklarını açmış olarak geliyor, Deccal’i oradan alıyor adadan, adam adada sıkılıyor, zincirlerini çıkartıyor, eşeğine biniyor. Şimdi bununla en iyi mücadele edecek olan kimdir? Bastonuyla Cübbeli Ahmet Hocamızdır. Başka alim yok dünyada, en büyük alim, çünkü herkesi eleştiriyor. Bediüzzaman’ı eleştiriyor, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ni eleştiriyor, eleştirmediği adam yok, yani en büyük o hissediliyor. Zaten ifadelerinden de anlaşılıyor, başka ifadeleri de var. Şimdi eşek gelecek, İstanbul’a gelmemesi mümkün mü? Zaten burada değil mi mücadele? Burada, İstanbul’da. Uçarak eşeğin üstünde herif, kilometrelerce Deccal, 300 metrelik eşeğe nasıl sığacak, onu da bilmiyoruz. Ayakları yerde gidecek herhalde böyle. Eşeğe binen köylü olur ayağı yerde gider hep böyle, o da öyle gidecek. Cübbeli Efendi’ye söyleyeceğiz, külliyeden diyeceğiz, Hocam geldi Deccal, değil mi? Bastonuyla çıkacak hazret yer mi, yemez mi Deccal’e girecek. Artık bir şekilde yapacak, eşeğe binmesi, ona da binecek ki Deccal’in kafasına kadar çıkması lazım ki kafasına kafasına bastonu vursun. Gitsin sorsunlar, bana inanmıyorlar Allah Allah, sorun adam aynısını anlatıyor, inşaAllah. Bediüzzaman’ın dediği işte bu. Adamı Habertürk’e çıkartıyorlar, adamlar yerlere yatarak gülüyorlar. Adamların en büyük eğlence olarak gördükleri konulardan bir tanesi de o. Ben olaya el koymasam, çok büyük olay çıkacaktı. Onu acayip kullanacaklardı. Müslümanlara karşı sevgisi olan da var ama kalbinde böyle biraz rahatsızlığı olanlar da var. Habertürk de onu herhalde biraz espri konusu olarak kullanacaktı Cübbeli’yi ve bir imaj meydana getirecekti. Bir Müslüman imajı meydana getirecekti, yani Müslüman böyle olur diyecekti. Hemşerim bir dakika, şöyle bir kenara çekilin bakayım, aklınızı başınıza alın dedik. Fatih Bey olay böyle değil, sakın sakın dedik böyle değil mi? Ben buradayım, böyle bir şey yapamazsın dedik, bak kenara çekildiler. 6 ay sonra görüşürüz diyor. İstersen 6 günde bir görüş. Böyle bir imaj verdirtmeyiz, anlaşıldı mı? Olaya el koyduk ve bir daha da yapamadılar. Müslüman’ın imajını mı soruyor, bak söyleyeyim; dünyanın en akıllı en kaliteli adamına Müslüman denir. İmaj istiyorlarsa bu. Devam et.
OKTAR BABUNA: “Âdeta muhal bir sureti bekler bir tarzda (böyle anlattıkları için) avam-ı Müslimine (böyle metafizik açıklamalara inanmada zorlanacakları veya bu sebeple hiç inanmayacakları için, halktan bilgisi olmayan Müslümanlara imani yönden) zarar verirler bu açıklamaları ile. (Kastamonu Lahikasi, S. 80)” Avam-ı Müslimine zarar verirler diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hem de ne zarar. Şimdi devam et.
OKTAR BABUNA: Tekrar okuyayım mı Hocam inşaAllah. “Bir kısım zahirî ulemalar (hadislerin dış anlamlarına bakarak hüküm veren alimler), o rivayet ve hadîslerin zahirine (dış anlamlarına) bakıp şüpheye düşmüşler. Veya sıhhatini (doğruluğunu) inkâr edip veya hurafevari (hurafe gibi, masallarda anlatılan gerçek dışı bir şey gibi yanlış) bir mana verip âdeta muhal bir sureti (adeta imkansız, aklın vicdani kanaatle karar verme özelliğini ortadan kaldıracak özelliklerde bir şahsı) bekler bir tarzda(anlattıkları için), avam-ı müslimîne (böyle metafizik açıklamalara inanmada zorlanacakları veya bu sebeple hiç inanmayacakları için, halktan bilgisi olmayan Müslümanlara imani yönden) zarar verirler.”
ADNAN OKTAR: En hayati nokta. Nasıl zarar verirler biliyor musun? Adam bir okuyor. “Bunu Peygamber (s.a.v.) mi söylemiş?” diyor. “Müslümanlık bu mu?” diyor. Bakıyor her yerden Allah’ın varlığı belli. “O zaman ben dine inanmıyorum da Allah’a inanıyorum” diyor. Ve böyle mahvediyorlar Müslümanları. Ona ne diyorlar öyle, sırf Allah’a inanıp, Peygambere inanmayan?
OKTAR BABUNA:Deist Hocam.
ADNAN OKTAR:Deist. Bugün deist olan yarın başka bir şey de olabilir. İşte deist olmaya mecbur ediyorlar. Kardeşim şimdi üniversite mezunu adam, Atlas Okyanusu’nda on beş kilometre, kafası bulutların içinde bir adam var dersen, eşeğine binip İstanbul’a gelecek, Cübbeli de onu sopasıyla kovalayacak. Şu mantık mı? Buna adam inanmakta zorlanıyor, inanmıyor ve imansız oluyor. İşte “avam-ı müslimîne zarar verirler” dediği bu. Biz bu belayı durdurduk işte. İmansızlık belasını durdurduk. Bu Mehdi (a.s.)’nin bir vasfıdır. Biz de Mehdi (a.s.) talebesi olduğumuz için, ben de Mehdi (a.s.) talebesi olduğum için, bu zıl ve gölgenin etkisiyle biz bunu yapıyoruz, Allah’ın dilemesiyle inşaAllah. Mehdi (a.s.)’nin görevlerinden bir tanesi budur, Müslüman avamın imanını muhafaza. Aç bak Risale-i Nur Külliyatı’na, imanı muhafaza. Darwinizmi, materyalizmi yerle bir etmek görevidir. Ama avamın imanını muhafaza da bir görevidir. Hemen gıyabında açıklar, devamında. Biz bu gölgenin içine girdiğimiz için biz de de zuhur meydana geliyor. Mehdiyet halleri meydana geliyor. Mesela senin üslubunda Mehdiyet halleri oluyor. Sende Mehdiyet halleri oluyor. Bende Mehdiyet halleri oluyor. Çünkü o zıl ve gölgenin içine girdik. İnşaAllah. Dünyayı kapladı o gölge. Müslümanları beladan kurtardık, imansızlık belasından. Ne sahtekarlıklar, ne oyunlar vardı. Müslümanlar arasında bir kere bir yalan furyası başladı bir ara, rüya yalanı. Herkes rüya görüyor. Peygamber (s.a.v.)’i görenler, Abdülkadir Geylani’yi görenler. Evlenecek mesela, işte falanca genç kız, “Melekler kollarına takmış olarak beni aldılar getirdiler, rüyamda gördüm” diyor. “Bembeyaz, üzerimde gelinlik gibi bir şey vardı, tam çıkaramadım” diyor. “Baban da kapıdaydı” diyor, “ben de ona lokum, şeker veriyordum” diyor. Böyle gıcık gıcık hareketler. Bu yalanı söyleyenler şu an akıllarına gelince hemen hatırlıyorlardır. Yüzüme baka baka daha hala sahtekarlarla karşılaşıyorum, bana da yalan söylüyorlar. Ben anlatıyorum, artık yapmayın, etmeyin. Kudurmuş gibi yalan söylüyorlar. Ve bu deliliğe sebep oluyor işte, bak bir çeşit deliliktir bu. Mesela gözlerine kadar kapalı, ama yapmadık rezillik bırakmıyor. Mesela kapalı olup namaz kılmayan çok fazla genç kız var, çok fazla. Artı başka şeyler de var. İstihbarat, bilgi Müslümanlardan elde edilen bir şeydir biliyorsun. Ama kapalı olup da Hz. Meryem gibi olanlar da var. Onun gibi olamazlar ama onun gibi, andırıyorlar yani inşaAllah. Açık olup güzel ahlaklı olan çok yüksek ahlaklı olan kız kardeşlerimiz var. Ama açık olup bozuk olanlar da var. Ama benim milletimin ben bütününü çok seviyorum. Ama milleti imansız yapma planını ağızlarına böyle geri teptik, yutamıyorlardı, zorla odunla ağızlarına soktuk, yutturdum ağızlarına. Bir daha yapamazlar bu oyunu. Ne Darwinizm, ne materyalizm bu memlekete bir daha girer, yüzde doksan dokuz şu an, Türkiye’ye sokamıyorlar artık imansızlığı. Yüzde doksan dokuz Allah’a inananların sayısı. Darwinizme inanmayanların sayısı yüzde doksan. Cumhuriyet tarihinin en yüksek oranına çıktık. Vesile olduk tabii. Amerika’da, Fransa’da, her yerde oranı tavan yaptı, en yükseğe çıkarttık. Cürümümüz çok küçük, atom bombası da bayağı küçük, bir şehri yok ediyor, değil mi? Bizim de cürümümüz küçük ama hidrojen bombası gibiyiz. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:Yerle bir ettiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:EvvelAllah, evvelAllah. Ve daha yeni başlıyoruz. Kök söktüreceğim evvelAllah, fikren, Allah’ın izniyle. Azerbaycan, Türkistan, her yer Harun Yahya kaynıyor, her yerler. Geçenlerde Azeri gençler geldi buraya, genç kızlar, Azeri genç kızlar, delikanlılar falan. Tam serdengeçti maşaAllah, koçyiğit hepsi maşaAllah. Bir tane, iki tane, on tane, yüz tane değil. Devam et.
OKTAR BABUNA: “MaşaAllah, sanki Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bugünleri görmüş gibi isabetli tespitlerde bulunmuş. Merak ediyorum acaba Cübbeli Ahmet bu sözlerden kendisine pay çıkartıyor mu?”
ADNAN OKTAR:Cübbeli şu an turistik gezi yapıyor. O teleski onun çok hoşuna gitti. Ayağında da tokyo terlikler, püfür püfür, bayağı mutlu, bastonuna da dayanmış, etrafı seyrederek geziyor.
Burma’da Müslümanları doğruyorlar. Doğu Türkistan’da kan revan içerisinde memleket, o da 570 sene sonrasına bıraktığı için Mehdi (a.s.)’nin gelişini, gönlü çok ferah. Artık teleski mi dersin, jetski mi dersin, adam uçuyor. Çünkü sağlama bağlamış vaziyette bak. 570 yıl geriye bıraktı, gönlü rahat. Öbür Hoca da beş milyar yıl geriye bırakıyor, 5 milyar. O tam uçuşa geçti maşaAllah, manevi uçuşta. Ben ilk defa görüyorum böyle bir tipi de, beş milyar yıl. Tam Vatan gazetesine yakışacak şekilde bir Hoca, tebrik ediyorum onu, o yönüyle. Tebrik mi edeyim, kınayayım mı? Kınayayım, tebrik demeyelim tabii. İnşaAllah. Vatan’a dedik ki; “Kardeşim, Vatan gazetesi Atan gazetesi olmasın, doğru yazın” dedik. Dediler “özür dileriz”, müdürü, “benim haberim yoktu bu haber çıktığında” dedi, “hemen düzeltelim, getirin bir tekzip.” Bekliyoruz da bekliyoruz, daha çıkacak. Vatan gazetesine bu yakışmadı, çok ayıp yaptı, çok. Ben bunu yıllarca gündemde tutacağım, bu Vatan gazetesinin olayını, ünlü Vatan vakası diye. Vatan, Atan gazetesi olmayacak. Ben bunun için gayret edeceğim inşaAllah. Bu konuda attılar, inşaAllah. Bu atmayı toplatacağız inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Haberin, bir cümle doğru değildi içinde.
ADNAN OKTAR:Kardeşim insaf, ben böyle bir olay görmedim. Mesela bir haber olur, bir kısmı doğru olur. En başından en sonuna kadar yalan. Bazı saf kardeşlerimiz de inanıyorlar. “Vay Hocam böyle bir durum varmış. Bu neyin nesi?” diyorlar. Tuzu kuru takımından. Adam rahat, işi gücü yerinde. Biz göğüs göğüse bunlarla mücadele ederken, onlar da “nasıl oluyor böyle bir şey?” diyorlar. Sen bir Allah yolunda mücadele et, bak sana ne diyorlar değil mi? Tabii. Marmara’nın ılık denizinde böyle ayağında palet, ılık ılık yüzerken, biz bak bu sıcakta göğüs göğüse mücadele veriyoruz. Onun için Vatan gazetesi anti-Darwinist bir çalışmaya karşı tabii ki biraz alerji duyuyor. Ürtiker mi deniyor, deriler meriler dökülüyor, ürtiker mi, nedir o? Oktar söyle ilim ehlisin, doktorsun, biz sana güveniyoruz, sen anlatmıyorsun.
OKTAR BABUNA:Sizden öğrendim bildiklerimi Hocam zaten maşaAllah. Sizin tıp bilginiz, ilminizi Hocam herkes biliyor.
ADNAN OKTAR:En iyisi ben ara vereyim.
SUNUCU: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz inşaAllah sevgili izleyenler. Hocam, nasıl devam edelim inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi buna (Burma’daki diktatör) bütün Müslümanlar bir kere bir kafayı taksınlar bu adama. Efendi ve terbiyeli olacak, şefkatli olacak. Ne istiyorsun mazlum, tertemiz Müslümanlardan? Önüne gelen Müslüman katlediyor, şehit ediyor. Bu yüzyılın modası bu yani, Müslüman şehit etmek, kolay geliyor yani. Dünyayı ayaklandıralım. Bu rezalet duracak. Bu zulüm duracak inşaAllah.
Efendim, Serdar Turgut. Dindar mı Serdar Turgut?
ALTUĞ BERKER:Hocam, Allah’a inanıyor.
Bu söyledikleriniz Hocam Mehdi (a.s.)’ye ne kadar ihtiyaç olduğunu gösteriyor. İşte anlattıklarınız, Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR:Burma’ya bütün Müslümanların dikkati çekilsin. Diğer yerlere de çekilsin, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, söylediğiniz Burma’yla ilgili konu, yani Hz. Mehdi (a.s.)’ye ne kadar ihtiyaç olduğunu gösteriyor Hocam ve Üstad Hazretleri de siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, “bu İslam alemindeki zulümatı ve karanlığı ancak Hz. Mehdi (a.s.) dağıtabilir ve dağıtacaktır” diyor inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah maşaAllah, elhamdülillah.
Bir hadis söyle açıklayayım, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sahih-i Buhari’den Hocam inşaAllah. “Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, muhakkak ileride Meryem oğlu İsa (a.s.) sizin içinize adaletli bir hakem olarak inecektir. O zaman o, salibi kıracak, domuzu öldürecek, cizye vergisini kaldıracak, mal o kadar çoğalacak ki, hiçbir kimse mal kabul etmeyecek. Nihayet bir tek secde, dünyâ ve dünyadaki her şeyden daha hayırlı olacaktır.’"
ADNAN OKTAR:Devam et.
OKTAR BABUNA:Sahih-i Müslim’den Hocam inşaAllah. “Peygamber (sav)’den işittim, buyuruyordu ki: ‘Ümmetimden bir taife kıyamet gününe kadar hak üzerinde mukatele (mücadele) ederek muzaffer olmakta devam edecektir.’ Nihayet Meryem oğlu İsa (a.s.) iner ve Müslümanların emiri ona: Gel, bize namaz kıldır, der. Bunun üzerine İsa (a.s.): Hayır, Allah'ın bu ümmete bir ikramı olarak sizin bir kısmınız diğer bir kısım üzerine emirlersiniz, der.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, Allah’ın bir ikramı olarak. Verilen bir söz var çünkü. Zer aleminde verdiği söz. Sen devam et Berker.
ALTUĞ BERKER:“Peygamber (s.a.v.)’den işittim, buyuruyordu ki: "Ümmetimden bir taife,”, bunu okumuşuz Hocam. Başka bir hadis okuyayım. Ebû Hureyre (r.a.)'den rivayete göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Canım, Kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Meryem oğlunun adaletli bir hakem olarak size inmesi pek yakındır. O gelince haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak, mal o derece çoğalacak ki kimse onu kabul etmeyecektir."
ADNAN OKTAR:Devam et.
ALTUĞ BERKER:“Mücemma b. Cariye el Ensari (r.a.)'den işittim şöyle buyurdu: "Meryem oğlu İsa (a.s.), Deccâl'i "Bab-ı Lûd" denilen yerde yok edecektir." İnşaAllah. “(Şu) on büyük alâmet vuku bulmadıkça kıyamet kopmayacaktır’’ Sünen-i İbn-i Mace’de.“Güneş'in batı tarafından doğması, Deccâl, Duhân, Dâbbet-ül Arz, Ye'cûc ile Me'cûc, İsâ bin Meryem'in (gökten inip meydana) çıkması,biri doğuda, biri batıda ve biri Arap yarımadasında olmak üzere, üç Hufûs (yâni arz'ın çökmesi) ve Ebyene'nin Aden memleketinin en uzak yerinden çıkıp, insanları Mahşer (yerin)e sevkeden öyle bir ateş ki, insanlar geceleyince o da onlarla beraber geceler ve insanlar öğle vakti uyuyunca o da onlarla beraber uyur."
ALTUĞ BERKER:“Ashabı Kehf Hz. İsa (a.s.)’nın yardımcıları olacaktır.’’
ADNAN OKTAR:Hah, geçenlerde soruyordu bir hanımefendi işte bak duysun. Şu an dinliyordur. Sevdiğimiz saygı duyduğumuz bir kardeşimiz, inşaAllah. İlim ehlidir maşaAllah, merak ediyordu.
ALTUĞ BERKER:"Ashab-ı Kehf, Hz. İsa (a.s.)'nın yardımcıları olacaklardır." Hz. İsa (a.s.), Hz. Mehdi (a.s.) zamanında yere inecektir. Hz. Mehdi (a.s.), deccalin yok edilişinde Hz. İsa (a.s.)'ya muvafakat eder. Onun saltanatı zamanında, Ramazan ayının on dördünde Güneş tutulacaktır; o ayın ilkinde ise ay kararacak. Bunların oluşu, adetin ve müneccimlerin hesabı hilafına, ihtilafına (tahmin edilmeyen, umulmadık şekilde) olacaktır.’’ Mektubat. Bu kadar Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İmam-ı Rabbani Mektubatı evet. Bu açıklamalar içinde şahs-ı manevi geçiyor mu, Peygamberimiz (s.a.v)’in açıklamalarında?
OKTAR BABUNA:Geçmiyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Putu kıracak diyor değil mi? Peygamberimiz (s.a.v) haçı, yani putu kıracak. Domuzu öldürecek, cizyeyi kaldıracak diyor. Şahıstan bahsediyor değil mi? Mehdi (a.s) ile beraber namaz kılacak diyor. Bu hadisleri, Peygamberimiz (s.a.v)’in bu hadislerini, Ahir zamanda şahs-ı maneviciler Allah’ın huzurunda sorduğunda açıklayacaklar bunları değil mi? Nasıl şahs-ı maneviymiş anlatacaklar. Bak güçleri yeterse tabii inşaAllah. O Kuran’ın ayetlerini de öyle, şahs-ı manevi ne demekmiş açıklayacaklar. Başsız şahs-ı manevi olmaz. Yani bu Mehdi (a.s) korkusu İsa (a.s) korkusu kalkacak ve Mehdi (a.s) sevgisi, İsa (a.s) sevgisine dönüşecek inşaAllah. Aklı zayıfsa, imanı zayıfsa ayrı mesele veya cahilliğinden ise, işte doğrusu bu. Hocam anlatacağım bir şeyler diyordun, anlat bakalım.
EMRE KUTLU:Estağfurullah Hocam, Kuran mucizesi anlatabilirim. Kuran mucizelerinden astronomi ile ilgili olan bölümden bir-iki bir şey anlatabilirim Hocam. 20. yüzyılın başına kadar yeryüzünde dünyanın geçmişten bugüne kadar durağan bir modelde geldiği varsayılıyordu. Yani geçmişten bugüne kadar dünya, sonsuzluktan bugüne kadar gelmiş ve sonsuzluğa kadar böyle devam edeceği savunuluyordu. 20. yüzyılın başlarına kadar Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu Karl Marks falan da öyle sanıyordu değil mi?
EMRE KUTLU:Evet.
ADNAN OKTAR:Bak saçı sakalına karışmış ama, kafa çalışmıyor demek ki. Yaban bizonu gibi. Ama şu cahilliğine rağmen gidip adama uyuyorlar. Yani akıl almaz cahil. Darwin de o da. Bilim hiç gelişmemiş o devirde, çok zayıf. Mikroskop çok ilkel. Alet edevat çok ilkel. O şartlarda bunlar bunu geliştirdiler. Ve daha hala asrımızda bilim teknoloji artık hat safhada gelişti, adamların peşinden gidiyorlar. Bilim bunları parçaladı, lime lime etti, tozunu çıkardı. Devam et.
EMRE MUTLU:İnşaAllah. 20. yüzyılın başlarından itibaren dünyanın sonsuzluktan bugüne kadar var olmadığı, yaratılabileceğini söyleyen bilim adamları çıktılar. Ve bu bilim adamları, bunun bilimsel delillere dayandırılabileceğini iddia ettiler. 1929 yılında Edwin Hubble kendi yaptığı teleskobuyla, Hubble teleskopu ile bir bilimsel keşif yaptı. Bilimsel keşifte şunu anlatıyordu; evrenin sürekli genişlediğinden bahsediyordu. Bir balonun üzerine keçeli kalemle işaretler konulup, o balonun havayla üflenilerek şişirilmesi gibi, bütün gezegendeki, bütün galaksideki, bütün taşlar, Dünya, Güneş Sistemi birbirinden uzaklaşarak genişlemeye devam ediyordu. Bunu da Hubble teleskopu ile yaptığı gözlemlerle buldu. Bu 1400 yıl önce indirilmiş kitapta Yüce Allah tarafından bize ayetle bildirilmişti. Ayeti okuyayım inşaAllah. Zariyat Suresi 47. ayette, kovulmuş Şeytandan Allah’a sığınırım, “Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz, (onu) genişleticiyiz.’’ diye buyuruyor Yüce Allah. Yani bu 1400 yıl önce indirilmiş kitapta yüzyıllarca önce insanlığa bildirilmişti. Ancak 20. yüzyılın başlarında bilimsel bulgularla ispatlanmış olabildi. Ve ateist düşüncenin, ateist felsefenin savunduğu gibi, evren sonsuzluktan bu yana gelmiş ve sonsuza kadar gidecek değildi. Genişleyen ve en başında büyük bir patlama ile, Big Bang denilen büyük bir patlama ile meydana gelmiş ve gittikçe genişleyen ve belli bir tarihe kadar, Allah’ın bize sunduğu belli bir tarihe kadar genişleyecek olan bir yapıya sahipti. Bu da 20. yüzyılda ispatlanmış oldu.
ADNAN OKTAR:Şimdi dinsizlerin kafası tabii çöktü. Ama samimi dindar bulamadıklarında da insanların kafası bulandı. Rahiplere gidiyorlar, yemek yiyen bir Peygamberi (a.s.), uyuyan Peygamberi (a.s.) Allah ilan ediyor. Adam olacak gibi değil, oradan bir geliyor. Buraya geliyor Cübbeli ile karşılaşıyor. O da diyor ki; “deccalin ayağı Atlas Okyanusu’nun dibinde, başı da bulutlarda göremiyorlar şu anda” diyor. Adam kabus gördüğünü zannediyor, oradan da gidiyor. Bu sefer Budistlerin yanına gidiyor, onlar zaten malum. Öbür tarafa gidiyor, putperestler var. Adam en sonunda diyor ki, ben değiştim arkadaş diyor. İşte bu belayı durdurduk biz. Dikkatlice baksınlar böyle acayip insanlara, yani bizle bir kıyaslasınlar. Bir gariplik var. Ben, yoksa aklı başında böyle güzel anlatan faydalı olan alimler tabii ki var. Ama hakikaten, bizim ayarımızda etkili olan bir topluluk görsem ben, yani acayip sevinirim, acayip sevinirim ve tam tabi olurum. Hocam derim emrinizdeyim, talebenizim derim, ne güzel. Ama yok. Bu çok büyük bir mucize bu. Yani bak tam akılcıyız, bayağı samimiyiz. Net delillerle konuşuyoruz. Yapmacıklık yok, ilave yok, ek yok. Bak tam doğrusunu söylüyoruz ve hiç kimse bizi yalanlayamıyor. Dil sürçmeleri oluyor, ufak-tefek şeyler oluyor o kadar. Onun dışında mutlaka dediklerimiz doğru. Ve her dediğimizde doğru çıkıyor, Allah’a çok şükür, elhamdülillah.
OKTAR BABUNA:Hocam çok net inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Sizin dışınızda küfür herkesi eziyordu Hocam inşaAllah. Allah sizi vesile etti, küfrü siz ezdiniz Hocam maşaAllah. Bu çok ortada inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Küfür, Müslüman’la böyle avucu içerisinde adeta oynuyordu avucunun içerisinde. Biz avucunu tuttuk, büktük, küt diye kırdık, dana gibi böğürttük böyle, dana gibi böğürdüler. “Ne oluyor ya birden bire böyle, nerden çıktı bunlar?’’ dediler. Allah gönderdi inşaAllah. Allah görevlendirdi inşaAllah. Nefes aldırmayız. Bak dünyanın neresinde olursa olsun mutlaka yeniliyorlar. Aklı başında, çok güçlü bir Müslümanlık anlayışı bütün dünyaya yayıldı. Bu sayede Hıristiyanlar da samimi olmaya başladılar. Musevilikde de samimi Musevilik gelişmeye başladı. Onlarda da üçkağıtçılık çoktu, Hıristiyanların da üçkağıtçısı çoktu, Müslümanların da çoktu. Bütün üçkağıtçılarda bir toparlanma oldu. İnşaAllah. Aklı başında olmaya başladılar.
OKTAR BABUNA: Gerçek anlamda modernliği ve sanatı da sizde gördüler Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim Müslümanlığın zaten modernliği... şimdi zannediyor ki insanlar, modernliği insanlar yaratır, din de onu alır. Modernlik doğrudan Allah’a aittir. Bilgisayarı Allah yapar, yedi sülalesi bir araya gelse yapamaz, Allah yaratır. Her şeyi Allah yaratır, öyle bir gücü yoktur insanın. İnşaAllah. Berkerim anlat.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Üstad Hazretleri, Hz.Mehdi (a.s.) ile Üstad’ı Mehdi (a.s.) zanneden Risale-i Nur talebesi kardeşlerimize Üstad cevap vermiş Hocam, “Siz iltimas ve sehiv yapıyorsunuz, karıştırıyorsunuz, benzetiyorsunuz beni, benzettiğinizden dolayı da karıştırıyorsunuz ve hata ediyorsunuz” demiş. “Ben Mehdi (a.s.) değilim, Mehdi (a.s.) telakki ediyorsunuz Risale-i Nur’u ve tercümanı olarak da beni öyle zannediyorsunuz, ama değilim” demiş Hocam. “Çünkü, esas diğer iki vazifeyi, iman çalışması hariç olan diğer iki vazifeyi, yani İslam Birliği’nin kurulması ve onun başına geçip manevi lideri olması ile, İslam ahlakının dünya hakimiyeti vazifelerini hiç dikkate almıyorsunuz, bunları dikkate almadığınız için yanılıyorsunuz, şaşırıyorsunuz, o yüzden beni Mehdi (a.s.) zannediyorsunuz. Halbuki ben değilim, sonra gelecek Mehdi (a.s.)” kendisinden “bir asır sonra gelecek hakiki beklenilen Mehdi (a.s.)” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi Mehdi (a.s.) beklemediğinde Nur talebesi, evlenip işine gücüne bakabilir. Rahat, hastane kurar, sakin sakin yer içer, haftada bir toplanır, bölünür parçalanır, hiçbir sorun çıkmaz. Ama Mehdi (a.s.) beklediğinde, bu, dünya devrimidir, çok büyük bir olay bu. İnsanlığın devrimi, hayatın bütün yönlerinden çekilip dev bir hareketin içine girmek demektir. Bazıları istemiyor bunu tabii. Ilık sütünü içecek, hanımıyla beraber salata yapacak, televizyonda haberleri seyredecek, vurup kafayı yatacak. Rahatı kaçıyor.
OKTAR BABUNA: Size soru var Hocam.
ADNAN OKTAR: Sor.
OKTAR BABUNA:“Selamlar saygıdeğer Hocam,”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
OKTAR BABUNA:“Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım, ‘Ey Peygamber, mü'minleri savaşa karşı hazırlayıp-teşvik et. Eğer içinizde sabreden yirmi (kişi) bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlub edebilirler. Ve eğer içinizden yüz (sabırlı kişi) bulunursa, kafirlerden binini yener. Çünkü onlar (gerçeği) kavramayan bir topluluktur. Şimdi, Allah sizden (yükünüzü) hafifletti ve sizde bir za'f olduğunu bildi. Sizden yüz sabırlı (kişi) bulunursa, (onların) iki yüzünü bozguna uğratır; eğer sizden bin (kişi) olursa, Allah'ın izniyle (onların) iki binini yener. Allah, sabredenlerle beraberdir.” Hocam bu ayetleri okuyunca aklıma şunlar geldi; Hocam programınızdan önce Ahir zaman Müslümanları hakkında “daha öncekiler de, daha sonrakiler de takvada onlara yetişemezler” şeklinde bir hadis olduğunu açıkladınız. Enfal Suresi de “sabreden yüz kişinin, bin kafir kişiyi mağlup edebileceğini” söylüyor. Sonraki ayette ise Allah, “Şimdi, Allah sizden (yükünüzü) hafifletti ve sizde bir za'f olduğunu bildi” diyerek sabreden yüz kişinin, ikiyüz kişiyi mağlup edebileceğini söylüyor. Hocam sabredip za’f göstermedikleri takdirde aslında bir kişinin, iki değil on kişiyi mağlup edebileceğinin bildirildiği bu ayetlerdeki topluluk, Ahir zamanda Mehdi (a.s.) cemaatindeki müminler olabilir mi? Mehdi (a.s.) cemaatinin de sayıca az olacağını hadislerle açıkladınız. Cemaatteki her müminin fikri mücadelede derinlik olarak da, ilim olarak da on insan hükmünde olacağına işaret olabilir mi? Hocam bize Kuran’ın hikmetlerini açıkladığınız için Allah sizden razı olusn. Allah İslam’ı dünyaya hakim etsin inşaAllah.” Kübra.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah Kübra Hanım gecenin bu vaktinde samimiyetle takip ediyor, güzel tabii, doğru söylüyor. İnşaAllah.
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, “Hamd, Kitab'ı kulu üzerine indiren ve onda hiçbir çarpıklık kılmayan Allah'a aittir.” Kuran’da Allah hiçbir çarpıklık yok diyor, eksiklik yok. “Dosdoğru (bir Kitap'tır) ki, Kendi Katından şiddetli bir azapla uyarıp-korkutmak ve salih amellerde bulunan” samimi olan “mü'minlere müjde vermek için Kuran’ı indirdi; şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır” sevap vardır . “Onlar orada ebedi olarak kalıcıdırlar.” Yani “sonsuza kadar kalacaklar” diyor Allah. “(Bu Kur'an) ‘Allah çocuk edindi’ diyenleri uyarıp-korkutur.” Bakın iki şeye Müslümanlar yüklensin, bir bu teslis inancı, eğer Hz.İsa (a.s.)’yı seviyorsa Hıristiyanlar, Allah’ı seviyorlarsa, Allah rızası için şu felaketten vazgeçsin. Şu teslis inancından vazgeçsinler. Belli bu kardeşim, yapmasınlar, etmesinler, yani çocuk olsa anlar bunu. Hz. İsa (a.s.) Allah olur mu? Niye iftira edersiniz bu Allah’ın güzel Peygamberine? Niye zulmetmeye kalkıyorsunuz? Allah sorguluyor, soruyor Hz. İsa (a.s.)’ya, “sen mi dedin?” diyor. “Yarabbi ben Seni tenzih ederim. Ben böyle bir şey demişsem Sen bilmişsindir” diyor. Yapmasınlar böyle bir iftirayı, Allah rızası için vazgeçsinler. Bundan vazgeçerlerse kısa sürede görecekler Hz. İsa (a.s.)’yı. Bak bunu bekliyor Hz. İsa (a.s.), zuhur için bunu bekliyor. Teslis inancından vazgeçsinler, bir %70’e çıksın, %51 de olur bak, %51, Hıristiyan alemi tek Allah’a inansınlar, Hz. İsa (a.s.) zahir olacak, görünecek, gelecek. Bakın seviyorlarsa, muhabbetleri varsa, Allah’ın sözünü dinlesinler, Allah rızası için bundan vazgeçsinler.
İkincisi, Müslümanlara yapılan bu zulme karşı her yeri ayaklandıralım. Şu Burma’da yapılan zulüm. Neydi o adamın ismi? Kardeşim ne zorun? Bir karnın bir sırtın, ne gerek var Müslümanlara zulmetmeye yani değil mi? Bu arkadaştan istirham ediyoruz, bu zulmü durdursun Burma’da. Kardeşim ne istiyorsa söylesin. “Arkadaş ben şunu istiyorum” desin, biz sağlayacağız. Müslümanların yakasını bıraksın. Doğu Türkistan konusunu da gündemde tutsun kardeşlerimiz, her yere şikayet edelim. Birleşmiş Milletlere dilekçe verin, Amerikan Dışişleri Bakanlığına, Amerikan Başkanına, efendim İngiliz, Alman, Rus, her yere bildirin. Biz duymadık bilmedik demesinler. Bakın şimdi bildirildikten sonra hüküm netleşir. Önce günahı bir netleştirelim, suç bir netleşsin, suçu netleştirsinler. Yazın her yere adamlar suçunu bir bilsin, suç işlediğini bir bilsinler. Müdahale etmeyenler de suç işlediğini bir bilsinler, ondan sonrasını beklesinler. Anlaşıldı mı? Yani bir bildiğim var. Vakit, saat tamam yani inşaAllah, Allah’ın izniyle. Bu kanı bu zulmü durduracaklar. İnşaAllah. Uyarsınlar, uyarı etkili olacak inşaAllah. Her yere bildirin, resimlerle falan, girin bizim internet sitelerimize alın oradan fotoğrafları gönderin. Obama’ya da bizzat mektup, el yazısıyla da olur kağıda yaz, daha güzel. Atın imzanızı, adresinizi de koyun. Hatta resminizi de koyun, “ben buyum” dersiniz yani, vesikalık resminizi zımbalayın gönderin, göndersinler. “Bu zulmü istemiyoruz biz” diyeceksiniz. “Rahatsız olduk, bizi gerdi, vicdanen rahatsızız, bunu durdurun” diyeceksiniz. Dünyanın her yerindeki zulmün durması için, her yere mektup yazın, inşaAllah.
Bak Cenab-ı Allah bu teslis inancı için diyor ki, Kehf Suresi 5, “Bu konuda kendilerinin ve atalarının hiçbir bilgisi yoktur.” “Yalan söylüyorlar” diyor Allah. “Bir bilgiye dayalı değil” diyor Allah. Bak “Ağızlarından çıkan söz ne (kadar da) büyük” diyor Allah. “Onlar sadece yalan söylüyorlar.” “Şimdi onlar bu söze (Kur'an'a) inanmayacak olurlarsa Sen, onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle mi)?” Peygamber (s.a.v.)’e “üzülme” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) çok üzüntüye açık, o dünya güzeli her şeye üzülüyor, Müslümanlara üzülüyor, onlara üzülüyor. “Sakın üzülme” diyor Allah. Bak “kahredeceksin kendini” diyor. Ne kadar şiddetli rahatsız olmuşki Peygamber (s.a.v.) Allah uyarıyor sallâllâhu aleyhi ve sellemi. “Şüphesiz Biz, yeryüzünde olan şeyleri ona bir süs kıldık;” “Hepsini Ben yarattım” diyor Allah. Ağaçları, bitkileri, binaları, eğlence yerlerini, hepsini. “Onların hangisinin daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye.” İmtihan için yarattım diyor Allah hepsini. “Biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru-çorak bir toprak yapabiliriz.” Bunu yapacak Allah göreceksiniz. Kıyamette böyle böyle böyle kum dağılır gibi dağlar, binalar falan yavaş yavaş yavaş, tıkır tıkır tıkır bir de bakacaksınız ki dünya dümdüz olmuş böyle. İşte ayetin dediği bu, “kupkuru çorak bir toprak” dediği bu. Su mu yok hiç dümdüz toprak. Kıyameti kastediyor. 9. ayette başlıyor Allah. “Sen,” sallâllâhu aleyhi ve selleme hitap ediyor Allah. “Yoksa Kehf ve Rakim Ehlini Bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?” diyor Allah. “Bizim şaşılacak ayetlerimiziden mi sandın?” Allah geçiyor 10. ayete, “O gençler, mağaraya sığındıkları zaman, demişlerdi ki: ‘Rabbimiz, Katından bize bir rahmet ver.’” Allah’tan önce bir rahmet istiyorlar. “Ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır.” Hah, bir faaliyet var ve doğru, yani doğru hareket etmenin bilinmesi lazım, bunun da kolaylaşması lazım. “Kolaylaştır,” çünkü zor olursa içinden çıkamazsın, kolaylık istiyorlar “kolaylaştır”. 11’de Cenab-ı Allah diyor ki “Böylece mağarada yıllar yılı kulaklarına vurduk.” İşitmeyi kaldırdık diyor Allah. İşitme duyusu kalkıyor. “Sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini belirtmek için onları uyandırdık.” Derin bir uyku, ama işitme duyusu kapatılıyor, kulakları kapatılarak. Bu daha ileride daha netleşecek. İnşaAllah. “Biz sana onların haberlerini bir gerçek olarak aktarıyoruz. Gerçekten onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi.” Bak iman etmişler demiyor Allah, “gerçekten iman etmişlerdi” diyor ve genç. “Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.” Hidayet denen bir şey var. Kafa keskinliği, görüş keskinliği, iman netliği, Allah’’ın hidayet dediği bir şey. “Onların kalpleri üzerine (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik;” Netleştirdim diyor Allah, kesinleştirdim. “Kıyam ettiklerinde” 14. Hicri yüzyıla bakıyor 14. ayet. “Kıyam ettiklerinde” harekete geçtiklerinde, başlıyor bak, kıyam. “Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: ‘Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir; İlah olarak O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız,’” ne Darwinizme ne materyalizme ne komünizme ne faşizme hiçbir şeye inanmıyoruz diyor, bir tek İslam’a inanıyoruz. “Tersini söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin dışına çıkarız" yalan söylemiş oluruz diyor. “Bunlar bizim kavmimiz; O'ndan başkasını ilahlar edindiler,” bak ilah değil ilahlar. Atomları ilahlar ediniyor adamlar, çok fazla ilahı var. Katrilyonlarca ilahlar edinmiş adam. “Onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi?” Fosil, mikrobiyolojiden bir delil herhangi bir delil. Soruyoruz biz Darwinistlere “delil var mı?” diyoruz, “var” diyorlar, “nerede” diyoruz, “yok” diyorlar. “Hani vardı” diyoruz, “var” diyorlar, “getirin” diyoruz, “yok” diyor. Yani kardeşim uykunu mu alamadın canım ciğerim, sıcak başına mı vurdu ne oldu, hasta mısın sen? Bak, “Öyleyse Allah'a karşı yalan uydurup iftira edenden daha zalim kimdir?" diyor. Niye zulmediyorsunuz? diyor Allah. İftira ediyorsunuz, yalan söylüyorsunuz diyor. “(İçlerinden biri demişti ki:)” Kim?
OKTAR BABUNA: Hz. Hızır mı?
ADNAN OKTAR: Allah-u alem. “Madem ki siz onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrıldınız, o halde mağaraya sığının.” Yani bu çok önemli bir karar. Böyle bir kararı herhangi bir kimse veremez. Tehlikeli bir ortam var, çok tehlikeli, mağaraya sığın; adam der ki, kardeşim bizi mağaraya gelir boğarlar, der adam. Mağarada biz nasıl yaşayacağız? Ne yiyip ne içeceğiz, der değil mi? Mağaraya sığınmak -bir bilgisi yoksa bir adamın- bir yöntem değil, mağarada ölürsün. Yiyecek de bulamaz. Hava alırsın, uyursun belki ama başka bir şey yapamazsın, mağarada hiçbir şey yapılmaz. Bir bildiği var demek ki. Bildiği var demek ne demek? Olağanüstü bir bilgisi var demektir, herhangi bir bilgi değil. “Mağaraya sığının da Rabbiniz size rahmetinden yaysın.” Nereden biliyor? Vahiyle bilir insan. “Ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın." İşiniz de hallolacak diyor. Yarar ve kolaylaşacak diyor. Kimbilir nasıl bir surette göründü orada mübarek. Allah-u alem o, üsluptan anlaşılıyor inşaAllah. “Görürsün ki, güneş doğduğunda” hah, “görürsün ki,” hitap kime? Peygamberimiz (s.a.v.)’e. “Görürsün” diyor. O zaman görmüş. “Görürsün ki,” o anlama gelmiyor mu?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Güneş doğduğunda mağaralarına sağ yandan yönelir, battığında onları sol yandan keser-geçerdi ve onlar da onun geniş boşluğundalardı.” Geniş bir boşluk. “ Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Allah, kime hidayet verirse,” Mehdilik verirse “işte hidayet bulan odur,” Mehdi (a.s.) olan odur inşaAllah “kimi saptırırsa” deccal yaparsa “onun için asla doğru-yolu gösterici bir veli bulamazsın.” Yan yatar biter iş. “Sen onları uyanık sanırsın,” baktığında uyuyor gibi görünüşü yok, yani normal, tavırlarında uyumaya ait bir alamet yok. Mesela sokakta birisine baktığımızda uyuyor diyebilir miyiz? “Sen onları uyanık sanırsın” diyor, Peygamber (s.a.v.)’e hitap ediyor. Peygamber (s.a.v.) bayağı feraseti keskin bir insan, basireti, aklı çok açık. Bak diyor ki; “sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır.” Başka bir boyuttalar adeta, uyuyorlar. “Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk.” Sağ yandan yöneliyor güneş, batığında sol yandan kesip geçiyor. Sağ yana ve sol yana çeviriyor Allah. Şimdi bunların hikmeti bir süre sonra ortaya çıkacak. İnşaAllah. Bak iki kere geçiyor. “Köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu.” Köpekleri de var. Birde iki koluna dikkat çekilmiş. Köpek zaten yatar ama Kuran onu özellikle vurguluyor. Bazen de toplar köpek ayağını, ama uzatır da değil mi? İnşaAllah. “Onları görmüş olsaydın, geri dönüp” devam etmezdin diyor Allah, geri dönerdin “onlardan kaçardın,” diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e. “Onlardan içini korku kaplardı” diyor. Yani ürkütücüdür görünümleri. Mehdi (a.s.) talebeleri gibi. Gören kaçacak, gören kaçacak, “bize müsaade” diyecekler. Korkacaklar, tehlikeli bulacaklar.
19, “Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik. İçlerinden bir sözcü,” o sözcü bir türlü kesilmiyor dikkat edersiniz. “Dedi ki: ‘Ne kadar kaldınız?’” Niye sorsun bir insan durduk yere? Üsluba dikkat ediyor musunuz? “Ne kadar kaldınız?” sorgulayan o. “Dediler ki: ‘Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık.’" “Dediler ki:” diyor ama, ona bir bakalım "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin.” Para da bunlarda var, paraya sahipler. “Hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin;” temizliğe çok titizler. “Ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin." Mehdi (a.s.) talebeleri gibi gizliler. Toplum düşman Mehdi (a.s.) talebelerine olduğu gibi. Bilmeyecekler, insan bilmediği şeyin düşmanıdır. Yani iç güdüyle düşman olacaklar, bilmeden. Bak, “Çünkü durumunuzu bilip ele geçirirlerse, sizi taşa tutarlar veya dinlerine geri çevirirler; bu durumda ebedi olarak kurtuluş bulamazsınız." İnşaAllah. Bugünkü bu kadar olsun. 19’a kadar. Oktar’ım şimdi sen devam et.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun Hocam inşaAllah. Film var Hocam iki tane, biri arılarla ilgili biri de mürekkep balıklarındaki yaşayan ışıklı bakterilerle ilgili. Hangisi uygun olur Hocam?
ADNAN OKTAR: İşte başla birinciden.
13 derece, şöyle şu açıyla yapıyorlar değil mi? İki tarafından örmeye başlıyorlarmış, o altıgenleri getirip getirip getirip ağız ağıza çakıştırıyorlar. Arı olsan yapabilir misin Oktar?
OKTAR BABUNA: Yapamam Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu Habertürk ekibi arı olsa yapabilir mi?
OKTAR BABUNA: Yapamaz. Kimse yapamaz Hocam Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR: Hiçbiri yapamaz değil mi? Ama bunlar yapıyorlar.
OKTAR BABUNA: Daha detaylı bilgi için Hocamızın “Arı Mucizesi” kitabını ve filmlerinizi buradan, onlardan hazırlanmış bir film zaten inşaAllah, seyredebilirler inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nur talebesi kardeşlerimiz bir oyuna getirildiler şeytan tarafından, bir kısmı, bir kısmı şeytan tarafından bir oyuna getirildiler ve aldatıldılar. Mehdi (a.s.) konusunda ve Hz. İsa (a.s.) konusunda aldatıldılar. Ahir zaman konusunda aldatıldılar. Pasifleştirildiler, manevi güçleri kırıldı, ruhlarını kavurdular, bir oyun oynadılar. Allah rızası için akıllarını açsınlar. Olağanüstü bir devirdeyiz, dünyada çok büyük dev bir devrim olacak, çok büyük olaylar olacak. Mehdi (a.s.)’yi görecekler ve İsa (a.s.)’yı görecekler. Allah rızası için bu şeytanın oynadığı oyunun dışına çıksınlar. İyi niyetle yapanları tenzih ederim, saflığından yapanları tenzih ederim, cahilliğinden yapanları tenzih ederim ama tehlikeli bir oyun oynanmıştır. Dikkatlice baksınlar, Bediüzzaman’ın eserlerini dikkatli okusunlar. Batın tefsircilerine, yalan tefsircilerine bakmasınlar, Risale-i Nur’dan kendileri bizzat okuyup samimi kanaatleriyle karar versinler. Batın tefsircilerinin bir kısmı şeytanın etkisindeler, bu oyuna gelmesinler. İnşaAllah. Oktar’ım anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Su içen bir çocuk var Hocam gösterelim mi?
ADNAN OKTAR: Bakayım. Ben bu herifi yerim, iyiki buralarda değil. Kulağını mulağını ısırırım ben bunun. Böyle delikanlının bıyığı ile oynanır mı? Ne şeker şey bu böyle? Keyiften uyuyor. Ama bir büyür de, o bıyığı ile bir oynarlarsa herhalde değişik olur.
ADNAN OKTAR: Başka var mı filmin?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah. Mürekkep balıklarıyla ilgili bir şey var.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, anlat bakalım.
OKTAR BABUNA: Kısa kuyruklu bir mürekkep balığı ve ışık veren bakteriler Hocam inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Gündüz kendini avcılardan korumak için mürekkep balığı kuma gömülüyor. O şekilde yaşıyor, gündüz gizleniyor. Işık suları aydınlattığında, aşağıdan bakıldığında bu şekilde görünüyor. Mesela ay ışığında yukarıdan bakıldığında her tarafı aydınlık ama onun gölgesi vuruyor dibe. Buna karşı Allah’ın yarattığı bir durum var Hocam. Mürekkep balığının ışıklı bakterileri barındırdığı bir kesesi var. Bu gözü, hemen orada ışık organı var Hocam inşaAllah. Solda normal görünümü. Sağda da o bakteriler o ışık organına yerleştiğinde ışık veriyorlar Hocam, aşağıdan bakıldığında görülmüyor bu şekilde. Yani yukarıdan gelen ay ışığına karşın kendini aydınlattığı için bakterilerle, aşağıdan görünmüyor, böyle bir kamuflaj.
ADNAN OKTAR: Vay uyanık vay.
OKTAR BABUNA: Yalnız bakteriler gündüz boyunca sürekli çoğalır ve gece gerekli sayıya ulaşır. Gece ihtiyacı olduğunda gerekli sayıya ulaşıyor. Gece boyunca ışıklı bakteriler görevlerini yerine getiriyor. Fakat gündüz ihtiyacı olmadığı için, bakterilerin %95’ini, özel pompaları var, dışarıya atıyor, onları beslememek için fazladan. O sırada gün boyunca yine çoğalıyorlar gece olana kadar ve gerekli sayıya ulaşıyorlar. Mürekkep balıkları yumurtalarını sakladıkları yere de bu bakterilerden bırakırlar. Mürekkep balıklarının yansıtıcıları sayesinde ışık miktarı arttırılır ve mürekkep kesesi dışarı verdiği ışığın miktarını dışarıdaki ışığa göre hesaplar ve ayarlar Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman’a sadakat göstermiş olmuyorlar yani Mehdi (a.s.)’yi reddetmekle, Hz. İsa (a.s.)’yı reddetmekle, şahs-ı manevi deyip yok etmekle, Bediüzzaman’a iyilik yapmış olmuyorlar, en büyük kötülüğü yapmış oluyorlar, en büyük kötülüklerden birini ve zulmediyorlar Bediüzzaman’a. Resulullah (s.a.v.)’ı bir nevi yalanlamış oluyorlar. Bak cahilliğinden yapanları tenzih ediyorum. Akıllarını başlarına alsınlar. İnşaAllah. Anlat.
EMRE KUTLU:Estağfurullah Hocam, bir iman hakikati anlatabilirim. Kas sistemi, insanın vücudundaki kas sisteminde, el hareket ettikçe enerji üreten bir takım paketler var. ATP denilen paketler var. Bu ATP paketleri biz kolumuzu hareket ettirdikçe, sürekli parçalanarak enerji açığa çıkartıyorlar. Ancak insan vücudunda sürekli hareket olduğu takdirde belli paketlerden kalmadığı, daha az miktarda kaldığı durumda, artık insan vücudunda yavaşlatılması gerekiyor. Bu da yorgunluk belirtisiyle, ATP’nin yıkılmasıyla ortaya çıkan laktik asitte -ki yorgunluk belirtisiyle ilk başta insan vücudunda belirginleşiyor. Daha fazla insan vücudu kolunu yada bacağını hareket ettirmeye devam ederse eğer, insan vücudunda bir kilitlenme oluyor. O da kas kasılması olarak, halk arasında kas kasılması olarak tabir edilen bir kilitlenme oluyor. Dolayısıyla insan vücudu, insan bu kolunu ya da bacağındaki kası daha fazla hareket ettiremiyor. Dolayısıyla o mevcut tükenmiş olan ATP miktarlarını daha da fazla harcayamıyor ki kritik boyutlara inilmiyor. Bu da vücudun bir savunma mekanizması oluyor. Allah bu şekilde yaratırken insanoğluna böyle bir de armağan bahşetmiş. Biz vücudumuzu tüketircesine kullanamıyoruz, vücudumuz buna karşı bir önlem alıyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...