SUNUCU:Kaldığımız yerden devam ediyoruz, buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Oktarım ilim sende, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, inşaAllah Hocam, sizin vesileniz ile öğrendik her şeyi, inşaAllah. Kuran’dan, sünnetten ve sizden.
Güncel haberler var Hocam, eğer uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Anlat.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Mustafa Sungur Ağabey hastaneden çıkmış Hocam, inşaAllah. Berat Kandili’nde de birlikte olmuş sevenleri ile.
ADNAN OKTAR: Ne sevimli, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. “Uzun bir tedavi sürecinden sonra taburcu olan Said Nursi’nin talebelerinden Sungur Ağabey Berat Kandili’ni sevenleri ile birlikte ihya etti” diye haber var Hocam, inşaAllah. Kendisine dua edilmesini istemiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, durumu iyi gibi görünüyor. Ama Hocamıza iyi baksınlar. Sizde takip edin tıbbi yönden.
OKTAR BABUNA:Tamam, inşaAllah.
Said Nursi’nin ifadesini yazmış Risale Haber.
ADNAN OKTAR:Said Nursi Hazretleri’nin.
OKTAR BABUNA:Hazretleri’nin. “İslam aleminde çıkış başladı” diye. Şöyle diyor yazıda, inşaAllah Hocam; Necbettin Şahiner Son Şahitler kitabında Bediüzzaman Hazretleri ile ilgili bir anısında Üstad’ın; "İslam’ın yükselişini biz görmeyeceğiz ama siz göreceksiniz" dediğini anlatıyor. “Üstad yine o tatlı sohbetine başladı. Sohbetin arasında bir soru sormuştum: "Üstad’ım âlim-i İslam’ın hali ne olacak?" "Kardeşim göreceksiniz, iniş bitti çıkış başladı" dedi. "Hocam Şeyh Ahmet Hazretleri bana, ‘Türkiye İslam âleminin liderliğini yapacak, bunu inşaAllah göreceksiniz’ demişti. Gerçekten öyle, belki bunu biz göremeyeceğiz ama sizler göreceksiniz." Isparta’da Üstad ile biraz daha konuştuktan sonra müsaade isteyerek ayrıldık. Memleketimize gitmek için trene bindik” diyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Mehdi(a.s.)’yi müjdelemiş Hocamız. Başka ne var?
OKTAR BABUNA: Burada da Hocam, inşaAllah; “Topçu’dan şok provokatör iddiası” diye. “Son günlerde Hatay ve Bursa İnegöl’de yaşanan olayları değerlendiren Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Yalçın Topçu, terörün ajan provokatör vasıtası ile Anadolu’ya yayılmak istendiğine dikkat çekti” diyor. Siz Hocam, dün akşam, İnegöl’de yaşanan çatışmalar konusunda, bunların provakasyon olduğunu söylemiştiniz ve ülkemizi bölmek isteyenlerin işi olduğunu söylemiştiniz. Hatay’da da benzer olaylar yaşanıyor böyle. Hatay’da bir polis arabasının taranıp dört polisimizin şehit edilmesine kadar varan olaylar oldu bu şekilde Hocam, inşaAllah, ardından. Bazı kimseler de Türk bayrağı asmayan doğulu vatandaşlara ait dükkanları yağmalamışlar orada Hocam, inşaAllah. Parti başkanlıklarına saldırmışlar. İlçe de savaş alanına dönmüş.
ADNAN OKTAR: Güneydoğu vatandaşlarımıza karşı her zaman şefkatli, sevgi dolu olmak lazım. Öyle oyuna gelmek, şeytanın oyununa gelmek olur. Çok asil, kibar, nezaketli, naif insanlar. Bir suç varsa savcılığa şikayet edersin. Mahkeme tespit eder, yargılanır. Cezası ne ise verilir. Ama ‘ben hem mahkemeyim, hem polisim, hem savcıyım, hem infaz memuruyum, ben gereğini yaparım’, böyle olmaz. Bu zulüm olur. Evet, başka ne var Oktarım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Risale Haber’de çıkan bir yazı var inşaAllah. Şöyle haber; “Peygamberimizin (s.a.v.)’in gençleri” diye. Bu yazıda şöyle deniyor Hocam, inşaAllah; müsaade ederseniz okuyacağım Hocam, inşaAllah:
“Kureyş’in önde gelenleri de, önde gelenlerinden olmasalar bile yaşı ilerlemiş olanları da âlemler Rabbinden hediye olarak gelen Sözlerin En Güzeli karşısında, ‘bu kadar sene atalarımızın yolunda yaşamış iken,’ ‘hele bir bakalım,’ ‘bu Söz kurulu düzenimizi bozar mı, sürdürür mü’ diye sürüp giden hesaplarla bocalar iken, Peygamber aleyhissalâtu vesselamın yanında ve yakınında ilk önce İslâm’ı seçen gençler idi. On yaşındaki Ali (r.a.), babası ve amcaları kendi içlerinde ‘dur hele’ muhasebesi yaparken, hepsinden önce, hakkı kabul ve teslim ettiği için Resûlullah’ın nezdinde hepsinin velîsi olabilmişti sözgelimi. Sa’d, Saîd, Talha, Osman, Mus’ab, Abdurrahman... derken, Resûl-i Ekrem aleyhissalâtu vesselamdan iki yaş küçük Ebu Bekir (r.a.) dışında ilk Müslümanların tamamı ya onlu, yahut en fazla yirmili yaşlarla olan sahabilerdi.
‘Soru’lu gençler en başta hakikate yol bulurken, ‘sorun’lu ihtiyarların bir kısmı ona hiç yol bulamadı, bir kısmı hayli gecikerek yol aldı. Velid’in en başta bulduğu hakikate ağabeyi Halid onsekiz yıl sonra teslim oldu, babası ise hiçbir zaman ulaşamadı. Abdullah’ın en başta teslim olduğu hakikate teslim olması için babası Süheyl tam yirmi yıl bekledi. Abdullah’ın ablası Sehle ile eniştesi Ebu Huzeyfe’nin en başta teslim olduğu hakikate eniştesinin babası Utbe ile amcası Şeybe hiçbir zaman yol bulamadı.
Peygamber aleyhissalâtu vesselam Medine’ye hicret ettiğinde de, etrafında bir gençler kümesi bulacaktı. Enes, Zeyd, Muaz, Câbir, hele ki Abdullah’lar derken, Peygamberin gözü önünde, dizi dibinde hakikat dersi alan, hepsi Peygamber övgüsüne mazhar isimler görecekti gözlerimiz. Babalarının görmediğini gören gençler... Babalarının gördüğünü onlardan önce gören gençler... Babalarının gördüğünü babalarından daha derin ve daha engin surette gören gençler...
Sonuçta, Peygamber aleyhissalâtu vesselamın, Kur’an’ı en iyi bileniniz, fıkhı en iyi bileniniz, ferâizi en iyi bileniniz, kıraatı en iyi olanınız diye sena ettiği isimlere baktığımızda, Asr-ı Saadet’ten Abdullah gibi, Muaz gibi, Zeyd gibi, Ubey gibi genç tabloları çıkacaktı karşımıza.
Peygamber aleyhissalâtu vesselamın gençlere güvensizlikle değil itimadla bakıyor oluşunun; ‘sorunlu’ görmeyip bilakis ‘sorumluluk yüklenmeye ehil’ görmesinin iki şâhikasını ise, Üsâme b. Zeyd ve Attâb b. Esîd teşkil ediyor. Zeyd b. Hârise, Cafer b. Ebu Talib ve Abdullah b. Revâha’nın şehit olduğu Mute’ye cevap olarak yine aynı rotaya bir sefer düzenlemeyi Efendimiz aleyhissalâtu vesselam murad ettiğinde, komutan olarak Mûte’nin ilk komutanı Zeyd’in oğlu Üsâme’yi vazifelendirdiğini görüyoruz. Bu tercihiyle, ondokuz yaşında bir genç olarak Üsâme’yi o günün şartlarında çölün ortasında neredeyse bin kilometrelik bir güzergâhta üç bin kişilik bir orduyu sevketme ehliyetine sahip olarak gördüğünü gösteriyor Peygamber aleyhissalâtu vesselam. Dahası, gittiği yerde, Bizans ordusuyla yapılacak savaşı da yönetebilir bir ehliyette...” demiş Hocam yazıda.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) talebeleri gençlerden oluşuyor. Ashab-ı Kehf gençlerden oluşuyor. Hz. Musa (a.s.)’nın talebeleri gençlerden oluşuyor. Gençler daha az ruhen yıpranmıştır. Yaş ilerledikçe biraz katılık oluşur. Daha güçtür yaşı ilerleyen bir insanın dönmesi. Ama genç, daha günahın batağına çok fazla girmemiştir. Daha mazlumdur. Daha ülkü gözü ile bakar. Daha idealisttir. Allah fıtrat olarak böyle yaratmıştır. O sebeple de Allah onlarda böyle bir nimet meydana getiriyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İslam’a oynanan oyun ne biliyor musun, Müslümanlara? Böyle kıl tipleri, gıcık tipleri, ahmak tipleri, aptal tipleri, sahtekarları, hakiki Müslüman gibi Müslümanların önüne gösterdiler. Bir tek Türkiye’yi değil, bütün dünyayı ürküttüler. Kardeşim, Allah öyle rezil adamları istiyorum der mi Kuran’da? Allah sevgiyi istiyor; barışı ister, mülayemeti ister. Nezafet, temizlik, kalite, yüksek akıl, derin düşünme, fedakarlık, affedicilik, şefkat, koruyuculuk, diğergamlık, değil mi? Allah’ı aşk ile sevmek, her şeyde Allah’ın güzelliğini görmek, ruh kalitesi. Adam, odun; üslup kütük, vahşi, ağzından kan saçılıyor adamın. “Bu ne?” diyorlar, “bu çok takva adam” diyorlar, “en büyük alimlerden biri” diyorlar. Ateist masonluk bu konu da çok kurnaz davrandı. Hiç uğraşmadı. Her ülkeye böyle üç-beş tane zibidi saldı; adamlar koltuğa oturdular, gerisine karışmadılar. Yani başka bir şeye gerek yok. Adam dört tane kudurmuş köpeğe bırakıyor, gerisine karışma. Almanya’da da bunu yaptılar, Amerika’da da bunu yaptılar, başka ülkelerde de bunu yaptılar. Adam hiç uğraşmadı. Bol bol bunlara pislik ve suç işlettiler, rezillik çıkarttırdılar. Bağırttırıp çağırttırdılar bütün vahşiliklerini, hayvanlıklarını. Sonra dediler ki adamlar; “halis ve hakiki İslamiyet böyle oluyor işte” dediler. Adam neticeyi aldı kendi kafasına göre. Ama biz ortaya çıktık; “ne oluyor hemşerim?” dedik. “Bir şey olduğu yok ağabey” dediler. “Aman” dedik, “bir daha böyle kepazelik istemiyoruz.” İti, kopuğu, çakalı araziye geçti ve en büyük fitneyi, büyük bir fitneyi engellemiş olduk.
Sor bakalım.
SUNUCU: “Muhterem Hocam, velayetin Hz. Mehdi (a.s.) ile son bulması ne demektir? Bütün veliler ondan önce vefat edecek midir?”
ADNAN OKTAR: Hateme veli. Yok, veliler olacak Mehdi (a.s.) zamanında. Mehdi (a.s.)’nin talebeleri veli zaten. Veli ordusu oluşuyor. Hz. İsa (a.s.) var, veli zaten. Onun vefatından sonra artık o güçte, o nezafette, o kalitede artık bir daha veli gelmiyor. Gittikçe bir düşüş ve gerileme. Geriliyor, geriliyor sonunda kopuyor, budur. Hateme velidir. Yoksa Mehdi (a.s.)’nin vefatından sonra, vefat eder etmez, dinsizlik dünyaya hakim olacak. Hiç veli kalmayacak anlamında değil. Gerileme başlayacak artık. Ama onun ayarında, gücünde bir veli olmayacak artık. Budur, kastedilen bu. İkinci sorumuza geçelim.
SUNUCU: “Selamün aleyküm Hocam.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam ve rahmetullahi.
SUNUCU: “Ben İngiltere’den, ismim Derviş Kaynak. Beni, sizi bilen Allah çok iyi bilir. Bu ülkede o kadar çok ateist var ki halbuki Hıristiyanların çok olduğu bilinir. Ama yanılıyorlar. Neyse tek söyleyeceğim, buradaki okullarda Darwinizm anlatılıyor. Ama ben araştırma yaptım, kendi çevremde ve okullarda anlatılan Darwinizme kimse inanmıyor Hocam. Halbuki 5-6 sene önce böyle değildi. Hangi çocuğa sorsam insanlığın maymundan mı geldiğine inanıyorsun, yoksa Adem ile Havva’dan mı geldiğine? Çocukların %90’ı “Adem ile Havva’dan geldi” diyor. Halbuki okulda maymundan geldiği anlatılıyor. Ama kimseyi kandıramıyorlar. Sebebi sizsiniz, maşaAllah. Sizin gidişatınız birilerini korkutuyor. Allah, sizi inşaAllah Türk-İslam Birliği lideri yapsın. Amin, Allah’ın selamı üzerinizde.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi yalan öyle bir şeydir ki onu muhafaza son derece güçtür. Yani muazzam bir kadro, muazzam eleman gerektirir. Darwinizm için, bu yalanı ayakta tutmak için adamlar katrilyonlar harcadılar. Yüz binlerce profesör, yüz binlerce üniversite, akademi kurdular. Tek avantajları şu idi, bütün dünya seyrediyordu bunları. Bunlar yalan bandosu, gece-gündüz orkestra, sabahtan akşama kadar yalan üzerine müzik çalışması vardı. Ama herkes de halka olup bunları seyrediyordu. 1980 yılı geldi, biz Akademiye geldik. Dedim ben bu anormalliği kazıyacağım dedim, Allah’ın izni ile. Akademinin kütüphanesine girdim, orada fosil resimleri vardı. Onların fotokopilerini çektim, dosyaladım. O zor şartlarda faaliyete başladım. Ama o gittikçe gelişti gittikçe gelişti. Sonunda atom bombası yapacak güce eriştik ve nihayet atom bombası imal ettik ve seri imalata geçtik; Yaratılış Atlası. Sonra B52’ler Avrupa semalarında görüldü böyle. Yağmur gibi sabaha kadar yağdırdık. Hallaç pamuğu gibi attık. Hollanda, Danimarka, Norveç, işgal etmedik hiçbir yer bırakmadık. Arkasından Amerika, Çin, Rusya. Ağır bombardımandan sonra dumanlar bir dağıldı; inlemeler, ciyaklamalar falan geliyor ve konu bitti. Yalan imparatorluğunu birkaç haftanın içinde yerle bir ettik dünyada. Yalanı korumak için katrilyonlar harcadılar, yüz binlerce üniversite kurdular. Ve bu okullarda muazzam faaliyetlerle öğrenciler yetiştirdiler, laboratuvarlarda çalışmalar yaptılar. Biz dedik ki; “ya siz yalan söylüyorsunuz” dedik. Bak bir kişi çıktı, “yalan söylüyorsunuz” dedi. Ciyak ciyak böyle, güneş doğunca nasıl yarasalar kaçışır, bağıra çağıra mağaralarına kaçtılar. “Gelin, mağaradan dışarı çıkın” diyoruz, “yok çıkmam” diyor. “Sen boğarsın bizi” diyor. “Boğmayacağım, terbiye edeceğim, eğiteceğim” diyorum, yine gelmiyorlar. Bakın mesela biz arkadaşımızı tanımayız bilmeyiz, maşaAllah, mübarek kardeşimiz. Bak bizzat kendi müşahedesi. Biz gazetelerden bunu haber aldık, ajanslardan haber aldık, basından haber aldık, ama bak bu halk, halktan insanlar. Yalan o kadar güçsüzdür ki bünyesi çok zayıftır yalanın. Mesela milyonlarca metreküp olur ama tek bir fiskeden kırılır kopar. Yalanın özelliği budur. Gerçek de balistik çelik gibidir, adam kafa atar çarpar marpar hiçbir şey olmaz. Geri zıplar, kendi zıplar. Bakın şimdi bize hepsi birden saldırıyorlar, biz sadece gülüyoruz hallerine. Çünkü çeliğe çarpıyorlar. Güya saldırıyor. Yalanın saldırması ne kadar olur? Rüzgar esintisi gibi. Onun için kardeşimiz güzel bir konuya dikkat çekmiş. Doğru söylüyor, maşaAllah. Devam edelim.
SUNUCU:“Selamlar saygıdeğer Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
SUNUCU:“Hocam hikmetli şerhinizden bu ayetleri şerh ederseniz lutfedersiniz. "Size ne oluyor ki, Allah’tan bir vakarı ummuyorsunuz? Oysa O, sizi gerçekten tavır tavır yaratmıştır." (Nuh Suresi 13-14) İyi akşamlar.”
ADNAN OKTAR:Ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Şeytandan Allah’a sığınırım. O sureyi açsana bana. “Size ne oluyor ki, Allah’tan bir vakarı ummuyorsunuz?” Bir vakar, “olmaz böyle bir şey” diyor adam, ummuyor. “Oysa O, sizi gerçekten tavır tavır yaratmıştır.” Mesela bak burun yapısında milimetrelik farklılıklar vardır. Ama acayip farklısınız. Hiç alakanız yok. Mesela ağızlarda yarım santim, birkaç milim oynar ama muazzam farklıdır. Kişilik farklı. Mesela kediler birbirine benzer. Köpekler, karacalar, koyunlar hep birbirine benzer ama insanlar birbirine benzemiyor mucize olarak, hiç alakası olmuyor. Tavır tavır farklı. Kuran bu mucizeye dikkat çekiyor, net mucizedir. Devam ediyor ayet, şeytan’dan Allah’a sığınırım; “Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?” Mesela göğün yedi tabaka olduğunu, 1400 yıl sonra bilim buldu. Kuran 1400 yıl önce söylüyor. 1400 yıl sonra buldular, değil mi? Bir de uyum halinde. Mesela ozon gazı direkt aşağı çökebilir, değil mi? Darmakeşan olur millet, öyle bir şey olsa. Veyahut tamamen gökteki gazlar karışabilir. Hepsi birbirine karışabilir ama kat kat hepsi ayrılıyor. “Ve Ay’ı bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır.” Yani “Ay yansıtıcıdır” diyor Allah, “Güneş de ışık kaynağıdır” diyor. Mesela bu da bilinmiyordu. Kuran bunu da bildiriyor. “Allah, sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi.” Sebze, meyve oluşuyor, bitkiler oluşuyor, otlar oluşuyor. Hayvanlar onları yiyor, hayvanlar et yapıyor, insanlar da onları yiyor. İnsanda sperm hücresi oluyor, annede yumurta oluyor. Nihayetinde topraktaki malzemeler sürekli insana geçiyor ve sürekli insan oluşuyor. Bu Fashion Tv’ye bakıyorum ben ara ara, geçenlerde de anlattım ya. Mesela birbirinden güzel genç kızlar var çok çok güzeller, bakımlı. Bir noktadan geliyorlar, karanlık bir noktadan veyahut dönemeçten aniden çıkıyorlar. Topraktan çıkıyor, geliyor geliyor yaşıyor, ömrünü bitiriyor; geri geri yaşlanarak gidiyor, toprağın içinde kaybolup gidiyor. İşte hayat bu sistem üzerine kurulu. Ama bakıyorum, çocuklar falan da vardı bugün, yüzlerinde bir boşluk, bomboş. Yani niye yaşadığından haberi yok. Mesela kokoş hanımlar falan var, onları da görüyorum. Kokino takımı. Hayatı kaymış. O, nedir o, suratını donduruyor ya bir şeyle, zehirli?
SUNUCU:Botoks.
ADNAN OKTAR: Adam böyle donmuş, gülemiyor da, acayip bir şekil almış böyle. Yani balmumundan yapılmış gibi. Mesela oradaki kokoş hanımlara falan da bakıyorum. Çoğu tedavi görüyor onların. Kimi kanser tedavisi görüyor, kiminde şeker hastalığı var, kiminde eklem bozuklukları var, kimi romatizma tedavisi görüyor, hep ölümden dönmüş tipler. Bir de tombul bir tip var orda, bilmiyorum neyin nesidir, sürekli gösteriyorlar böyle arada sırada falan. Kardeşim tek kelime Allah’tan bahsedin, bir kere. Elegant, very sexy, bilmem ne, falan. Bir Yaratandan bahsedin, o elbiseleri size kim yaratıyor, beyninizin içinde kim gösteriyor? Uçuyorlar, sanki olağanüstü bir şey var zannediyorlar. Taş binanın içine giriyorlar. Aşağı-yukarı, o çocuklar bir aşağı yürüyorlar bir yukarı yürüyor. Bir aşağı yürüyor bir yukarı yürüyor. Yani alçı kullanacağına et kullanıyorlar, insan kullanıyorlar. Fakat yani Yaratanı hiç düşünmüyor görünümleri var. Senin beyninin içinde o görüntüyü sana kim gösteriyor? Bir düşünsene. Beyninin içinde göstermese, istediği kadar yürüsün adam, sen ne göreceksin? Değil mi? Bir hamd etsene, sana o görüntüyü gösterene. O ona poz yapıyor, o ona poz yapıyor. Bir dahaki seneki bir programa bakıyoruz kokoşların yarısı yok. Nerede diyorsun? Toprak altında. Bir dahaki seneye bakıyorsun. İşte o kart bilmem nelerin bir kısmı yok. Hepsini tenzih ederim; iyi niyetli, aklı başında olanları tenzih ediyorum da kıl tipleri diyorum, onlar da yok. Yani hiç düşünmüyorlar. Geçen sene bu adamlar vardı, bayağı havalardaydılar, poz yapıyorlardı ama şu an toprağın altında hiç kıpırdaman duruyor bu adamlar. Orada o program devam ederken, o adam iki metre toprağın altında, nemli toprağın altında, zifiri karanlıkta, hiç kıpırdayamadan, ağzına-burnuna toprak dolmuş olarak, gözüne toprak dolmuş olarak bekliyor. Orada onlar müzik dinlemeye devam ediyor. Arkasından sıra öbürüne geliyor, orada artistlik yapana geliyor. Şimdi öbürünün yanına onu da alıp götürüyorlar, iki metre toprağın altına onu da sokuyorlar. Onun da ağzına burnuna toprak doluyor. Bu sefer öbürleri eğlenmeye devam ediyor sanki hiçbir şey yokmuş gibi. O ona poz yapıyor, o ona artistlik yapıyor. “Sıra sende şimdi” diyorlar, teker teker bak, idam mahkumu gibi, onu da alıp bunun yanına koyuyorlar. Umurlarında bile değil. Akıl almaz bir gaflet, akıl almaz sathilik, derinlikten yoksunluk var. Çok ürkütücü bu kadar akıllarının zayıf olması. Aklı güçlü olanları tenzih ediyorum. Ya insan bunu nasıl bilmez, bu harikuladeliği nasıl bilmez? Mesela o güzelim genç kızlar, çok çok güzeller, yüzlerinde hiçbir anlam yok. Et, kemik yığını gibi. Var nadiren böyle şahsiyetli. Bir nevi bir varlık gibi, herhangi bir varlık haline gelmişler. Bu çok ürkütücü. Halbuki insan kişiliğiyle, karakteri ile aklı ile derinliği ile imanıyla bununla zengin olur. Bununla kalite olur. Yoksa nedir ki? Nefes alıp veren, yiyen, içen, etten, kemikten oluşmuş bir varlık olmuş olur. Nitekim bir kısmı da onların, onları gelişmiş bir maymun türü olarak görüyor. Maymuna elbise giydirdiğini düşünüyor adam, maymun bir aşağı yürüyor bir yukarı yürüyor diye düşünüyor adam. Çocuklar orada oturuyor, kafalarına falan kağıtlar mı sarmışlar, yaldızlı bir şeyler var kafalarında sanki. Alıyor alıyor tozu suratlarına sürüyor çocukların. Ciltleri falan ne oluyor onlar öyle? O program bitiyor, hadi bakalım çıkartın onları, başka bir şey. O sprey mi nedir onlar, yapışkan bir madde. Suratına falan sıkıyor çocuğun. Kardeşim onun ciğerine dolar, bilmem ne, saçına maçına her yerine sıkıyorsun onun. Ne olur çocuk? Oradan çıkıyor, başka yere gidiyor, yine aynı şey. Bir muamele daha yapıyorlar ve “mankenlik kaç yıl gider?” diyor, “en fazla 23 yaşına kadar gider” diyor. Niye biliyor musun? Felaket çöküyor da onun için. Yazık, günah değil mi bu çocuklara? Bunları dolu dolu yetiştirsenize. Böyle kişilikli, akıllı, derin düşünen. Allah’ı, dini sevsin, değil mi? Yaratanın farkına varsın. Mesela elbiseyi sunarken Allah’ın güzelliğinden bahsetsin, Allah’ın yarattığını söylesin. Öbür türlü çok ürkütücü, kabus gibi bir şey. Teker teker hapishanede bekleyen idam mahkumları gibi. “Gel falanca” diyorlar, “şimdi seni alacağız” diyor, onu götürüp asıyorlar, koyuyorlar. Onlar ama oynamaya devam ediyor habire. İçki şişesi var ellerinde. Sanki meşrubat reklamı yapıyor. Kardeşim onun ciğerlerini yakacaksın sen, beynini yakacaksın adamın. Sen mutlu mu edeceksin sonunda adamı? Fashion Tv için demiyorum da bazı kanallarda görüyorum. Yani bir mutlu son değil ki adam koskoca bardağı dolduruyor, saf alkolü. Sek mi, tek mi bilmem ne falan, sanki marifetmiş gibi. Yakar kavurur onun içini, midesini ne yapar bir düşünün. Oradan geçiyor karaciğere. Karaciğere o saf alkol girdiğinde ne yapar? Hayır kardeşim alsınlar bir ciğer alsınlar dükkandan, 100 gram, sokun karaciğeri alkolün içine, çıkarın. Bembeyaz olur, anında öldürür.
OKTAR BABUNA:Tıpta göstermişlerdi Hocam, dediğiniz gibi, ders olarak gösterilmişti.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Mesela ağza dokundurulduğu zaman bembeyaz olur, öldürür dokuyu. Yani ilk tabakayı komple öldürür. Bunu ciğerin içerisine doldurmanın ne alemi var? Adamların midesinin içerisine, kanına, beynine gönderiyorsun. Mahveder yani. Yani böyle bir sahte mutluluk havası veriyorlar. Sahte bir dünya sunuyorlar. Boyayla, bilmem neyle, zoraki ayakta duran tipler. O gün o program için gelmeden önce romatizma ilaçlarını alıyor, kalp ilacını alıyor, doktoruna görünüyor, bel korsesini takıyor. Onu gören çelikten zanneder onu. Kanser hapını kapıda alıyor ayrıca, devam ediyor, değil mi? Tabii. Saçı başı dökülmüş, saçına peruk takıyor belli olmasın diye. Fakat tam anlamı ile artistlik hareketler falan. Sanki hiçbir şey olmamış gibi. Bir ayakları hastanede, bir ayakları eğlence yerinde. Gerçekçi bakın, Allah’a bir tam teslim olun, Allah’ı sevin. İçiniz Allah sevgisiyle, sevinciyle dolsun, kafanız bir açılsın. Sanki Allah’ı sevince mutlu olmayacak. Kardeşim zaten mutlu değilsin, sürünüyorsun sen. Bir kere gerçek mutluluğu tadacaksın o zaman. Sürünmeden çıkacaksın sen. Mesela gazinoya gidiyor, eğlence yerine gidiyor. Orada mafya, orada bilmem ne, sapık, bilmem nerede seri katil, ne olduğu belli değil, orada nasıl mutlu olsun yani? İnsan güvendiği insanlar içinde mutlu olur. Tanıştığında bile insan, biraz tanımadan yine rahat edemiyor. Acaba neyin nesidir, kimin fesidir falan. Tam kanaati gelince biraz rahat ediyor insan. Hatta evli adamlar bile birbirini tanımıyorlar uzun süre. Çok acayip bir şey. Güven, bak Cennete girince, “Selam size” diyor “güven ve esenlikle içeri girin” diyor. Güven en büyük ferahlıktır. En büyük ferahlıklardan bir tanesidir. Mutluluk kaynağıdır. Kardeşim tamam eğlence olur. Gidersin, herkes birbirini tanıyordur, güveniyordur. Tertemiz yiyecekler gelir. Güzel bir müzik vardır. Kimse kimsenin namusuna, haysiyetine el uzatmaz, kimse kimsenin canını yakmaz, hakaret etmez, can güvenliğin tam yerindedir, kimse kimsenin onuru ile oynamaz. Ödü kopuyor bir şey olacak diye. Mesela su içerken herhangi bir şekilde mahcup olmamak için olağanüstü özen gösteriyor. Su bile başına bela oluyor yani. Adam onu kullanmasın, karşı taraf suyu şöyle içti demesinler diye onunla uğraşıyor. Yemek yerken olağanüstü dikkat ediyor. Poza giriyor ki karşı taraf bir şey demesin diye. Mesela yemeğin hepsini yiyecekse, yemiyor laf olacak diye, dedikodu çıkacak diye. Yani bir rezalettir gidiyor. Biraz önce bir sapık yemek yiyor, onun tabağını suya batırıp çıkarıyorlar usulen, adama salata koyuyor, yeniden getirip onun önüne koyuyorlar. Ne mecburiyeti var o pis adamın yemeğini, pis dokunduğu, onun da yemek durumunda olması niçin böyle bir gereksinim olsun, değil mi? Yani asla hiçbir şekilde muhatap olmayacağı bir adam. Mecburen onunla tam kontağa geçirtmiş oluyor. Onun pis ellerinin dokunduğu yerlere dokunduruyor. Onun oturduğu pis yere onu oturtmuş oluyor. Onun pis tabağından yediriyor. Yıkama öyle mi olur? Titiz bir temizlik olması lazım. Tam bir Müslüman titizliğiyle olması lazım. Kafalarımız rahat olacak, değil mi? E havuz, havuza giriyor adam, tuvaletten çıkıyor, balıklama gidiyor havuzun içine atlıyor. Adamın ne kadar kiri varsa havuzun içinde yıkanıyor. Ya derisinde bir rahatsızlık oluyor; enfeksiyon, mantar hastalığı falan oluyor, balıklama dalıyor suyun içerisine. Veyahut hepatiti var, hiç oralı bile değil. Hepatit sanki grip, nezle gibi. Kardeşim çok tehlikeli bir şey. Ilık suda bu rahatça yaşar. Adama geçireceksin. Allah’tan kork yani. Mahvedeceksin adamı. Karaciğere, kansere kadar gider bu çok tehlikeli bir şey. Umurlarında bile değil. Mantar mesela rahatça yayılıyor. Havuza gidiyor, bir geliyorlar sinüzit. Mesela çok inatçı bir hastalıktır. Soruyoruz; “bende sinüzit var,” ona soruyoruz, “sinüzit var.” Kardeşim, bak bela oradan geliyor işte. Orta kulak iltihabı, mikroplu suya giriyor, orta kulak iltihabı, enfeksiyon, mantar. Genç kızlarda falan, delikanlılarda falan. Yani tam bir rezalet. Ama sahte mutluluk oluyor. Halbuki tertemiz olması lazım Müslüman’ın. Havuza girecekse de o tip şeylerden şiddetle kaçınması lazım.
OKTAR BABUNA:İncil’de Allah’ın birliğinden bahsedildiğini, Hz. İsa (a.s)’nın insan olduğunu dolayısı ile bu teslisten vazgeçmelerini söylemiştiniz. Allah’ın birliği ile ilgili ifadeler var, daha önce de açıklamıştınız siz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, bakın ben hayret ediyorum Hıristiyan kardeşlerimize; böyle bir konuyu bize anlattırıyorlar. Allah, insan olur mu? Allah aşkına yani beş yaşında çocuk söylemez şunu. Bu nasıl bir şeydir. Kabus gibi, inanamıyorum, nasıl yapıyorlar? Bundan hemen vazgeçmeleri lazım. ‘Allah birdir’ diyecekler. ‘La ilahe illAllah’. Bütün dünyada bu hakim olacak. İsa Mesih (a.s.) görünmek için bunu bekliyor. %51, bu olacak. Yani anlatacağız tabii, başka türlü olacak gibi değil. Yani Kuran’dan anlamazlar, kabul etmedikleri için Kuran olmaz. İncil’den Allah’ın birliğine ait bütün hükümleri gösterelim, anlatalım ki içleri rahatlasın, inşaAllah.
SUNUCU:“Şeytanın şerrinden Allah’a sığınırım. "Ağızları ile Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar, oysa kafirler istemese de Allah Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O dini (İslam’ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayet ve hakla (dinle) gönderen O’dur. " (Tevbe Suresi 32-33. ayet) Sevgili Hocam, Rabbimiz nurunu tamamlayacaktır, biz buna inanıyor ve dua ediyoruz inşaAllah” demişler, Erzincan’dan Cansu Hanım.
ADNAN OKTAR: Erzincan’dan evet, tamam. İslam ahlakının hakim olmasını isteyenler ne yapsınlar biliyor musun? Müslümanları sevsinler. Bakın bugün biz bir yemek verdik. Bu Hz. Nuh (a.s.)’un gemisi gibi gemide güzel bir yemek verdik. Herkes vardı, yani her partiden insan vardı. Her meslekten insan vardı. Değerli Hocalarımız vardı, büyük alimlerden vardı inşaAllah. Çok güzel bir ortam. Güneydoğulu kardeşlerimiz de vardı. Onlar bizim canımız. Bu bir mutluluk sebebidir. Müslümanlar yemeği tek yemesinler evlerinde. Köylerde falan çok zevkli ve güzeldir. Hele şehit ailelerini ev ev gezdireceksiniz. Kardeşlerimiz bana bir kere söz versinler, şehit ailelerini her akşam bir eve davet edecekler. Ama arabayla alacaklar inşaAllah yemeğe, güzel sohbet edecekler, konuşacaklar. Bizim milletimiz şahane bir millettir. Sevgiyi çok iyi yaşayacak bir millettir. Biz sevginin böyle kitabını yazarız. Nezaketin, efendiliğin millet olarak, Allah’ın izniyle. Kuran’a tam tabi olduğumuz için güzel ahlaklıyız. Yalnız bu Türk konusuna kafayı takıyorum ben, buna biraz şaşırıyorum. Kardeşim bak, ben diyorum ki “bak bende Çerkezlik var, Türkmenlik de var, Araplık da var, seyyidim ama Türk’üm.” Türkiye’deki Kürtlere, Lazlara, Çerkezlere, Boşnaklara, Abazalara hepsine toptan verilen ismin adına Türk denir ve bunların hepsi Müslümandır zaten. Yani biz ırkla, genetik kodla ilgili bir şey söyledik mi? Durup durup böyle alerjik bir üslup kullanıyorsunuz. Almanya’da adamlara Alman Milleti deniliyor değil mi? Her türlü adam var orada. Adama sorduğunda “Almanım” diyor. Amerika’da, aklına gelen, dünyanın yetmiş iki milletten adam var. Nerelisin dediğinde “Amerikalıyım” diyor. Bunda gıcık olacak ne var? Bu münasebetsizlik nedir, anlamıyorum. Türk ecdadları Müslümandır. Bunu garip bir üsluba çevirmenin alemi yok. Allah bu milletin, Anadolu’da yaşayan milletin ismini Türk koymuş. Kaderimizde Türküz bir şey yok bunda, rahatsız olacak bir şey yok. Güzel ahlaklı olan bir millet, ahlakından dolayı seviyorum. Ahlakından dolayı Allah onları lider yapıyor.
Bak bugün profesör Hocamız vardı, ismini vermeyeyim, yanımızda bugün konuşuyorduk. “MaşaAllah çok şuurlu, ideal Müslüman kişiyi de gösteriyorsunuz cemaat olarak, topluluk olarak” diyor. “Kasten, yamuk yumuk pislik tipler çıkartıp istihbarat örgütleri Müslümanları küçük düşürmek için özellikle bunları ortaya çıkarıyorlar” diyor. “Sizler çok güzel bir örnek olup bu fitneyi ortadan kaldırıyorsunuz” dedi Hocamız, maşaAllah. Hakikaten de doğru söylüyor çiçek gibi olacak Müslüman, aklı başında. Genç kızlar da böyle hoşsohbet, konuşkan. Mesela kapalı, tam kapalı ama nobran, kavgacı, şüpheci, manyak gibi. O kadar çok rastlıyorum ki. Herkese tepeden bakar, konuşmaz. Namaz kılmıyor, namaz yok, canı istediğinde kılıyor. Ayda yılda bir. Mesela açık birisini görüyor, olmadık laf ediyor. Dedikodu, fitne. Ama bazı kapalı genç kızlar da var, onlara da rastlıyorum. Hakikaten Hz. Meryem (a.s.) ahlakı gibi ahlaklılar, çok güzel huylular. Mesela bazı açık kız kardeşlerimiz var, müthiş dindar, namazını muntazam kılıyor beş vakit. Gayet güzel ahlaklı. Bir kısmı namazını kılmıyor ama çok dürüst, çok efendi, yalan söylemez, sahtekarlık yapmaz, kimsenin dedikodusunu yapmaz, İslam ahlakını büyük bir bölümüyle yaşıyor. Belki o yönde bir eksiği var, inşaAllah onları da tamamlar. İnsanlara tepeden bakmak, kendini beğenmek, enaniyet, kibir, bu çok tehlikeli. Bundan şiddetle kaçınmak lazım. Tuzakçı olmamak. Kadınlar çok mazlum varlıklar, onların korunması çok önemli. Her yerde bir kere kadınlara karşı dev bir saygı olması lazım. Mesela iş yerinde adam alınacak, en az yarısının hanım olması lazım, koruyucu olmak lazım. Mesela ağır bir yük taşıyorsa elinden alıp taşıyıp götüreceksin. Mahcup etmemek, mağdur etmemek. Kadınlar iffetlerine titiz olur, onların bir güzelliğidir; onları o konuda bir korkunun içerisine sokmamak lazım. Yani şüpheli, onları kuşkulandıracak şeylerden kaçınmak lazım. Yazık, çünkü o iffeti onun hayati yönü. Şimdi bir çakal bir laf çıkartıyor, bir söz çıkartıyor, yakıyorlar çocuğu. Mahallede mesela bir dedikodu çıkıyor, bazı avanaklar da ona inanıyor yayıyorlar etrafa, çocuk mahcup oluyor. Durduk yere iş çıkıyor. Cenab-ı Allah diyor; “böyle bir söz söyleyen, dört tane, namazında niyazında şahit gösterecek” diyor. “Gözleriyle görecekler” diyor Cenab-ı Allah. Gözüyle görecek, kulağıyla işitecek bizzat dört kişi, dört tane salih Müslüman. Bak Allah’ın kadınlara karşı şefkatinin ve onları korumasının bir tecellisi işte bu. Çünkü kadın hassas varlık, lafa gelmez, üzülmeye gelmez. Psikolojik dengesi çok önemlidir. Korkuyu yaşatmayacaksın, saygıyı yaşatacaksın, sevgiyi, hürmeti, nezaketi ve koruyup kollamayı ve değer vereceksin. Saygı duyduğunu açıkça hissettireceksin. Sağlığına dikkat edeceksin. Ufacık bir şeyden alınır. Alınmaması için özen göstereceksin, açıklık getireceksin, kuşkulu bir şey onun kafasına takılır. Ne zorun kardeşim, açıkla; “bunu ben şu sebeple yaptım.” İçi rahatlasın eğer kuşkuluysa. Baktın buruk biraz, içini açacak bir şey yaparsın. Allah’ın bize bir emaneti, mükemmel varlıklar, dünyanın süsüdür onlar, en büyük nimettir. Otlar var, çiçekler var, hayvanlar var, bitkiler var, yiyecekler var ama kadın en büyük nimettir, inşaAllah. Nimetin hakkını takdir etmek gerekir, inşaAllah. Özen gösterilirse bunlar güzel olurlar, “başının çaresine bak” denmez kadına. Mesela hastaneye geliyor, sıra var, “buyurun kardeşim” dersin. Erkek adamsın, biraz sonra gir, ne olacak yani. Ağır biraz yük var, sen üstüne alacaksın. Otobüste hanım, yirmi yaşında genç kız ayakta. Olmaz kardeşim. Olmadı, her şey olabilir. Sağlama al, oturttur oraya bir yere, korunsun, sağlam olsun. İnsan her kadını kıskanması gerekir, onu koruyup kollaması lazım. Kıskanma demek sahip çıkmak. Delikanlı adamsın, koskoca herifsin, oturacaksın; genç kız orada birçok insanın içerisinde; onu rahatsız eden olabilir, bilmem ne olabilir, şu olabilir, bu olur, bilmem ne. Ayakta zaten yorulur, naif varlıklar. Ver yerini, delikanlı adamsın, Allah sana kuvvet verir. Rahat etsin orada çocuk, ne güzel. Vicdanen rahat edersin ve oradaki bütün insanların takdiri, sevgisi olur. Ne güzel insanların sevmesi, değil mi? Oradaki o delikanlılığını herkes takdir eder. Sessiz sedasız bir güzel ahlak gösterirsin. Mesela bir yerde kuyruk var; “buyurun kardeşim, siz ayakta beklemeyin, geçin şuraya.” Delikanlı adamım, bana bir şey olmaz. Bir de iki saat onun övgüsünü de beklemeye de gerek yok, yani hani teşekkürünü falan. Sessiz sedasız ortadan kaybolmak lazım. İşte bu Mehdi (a.s) devrinde olacak olanlardan çok kısa bir kesittir.
“ABD Ortadoğu’ya saldırmaya hazırlanıyor. İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad gelecek 3 ay içinde Ortadoğu’da en az iki ülkeye askeri saldırı düzenleyeceğini öne sürdü.” Şimdi kardeşim bakın, ben Ahmedinejad’a ben buradan söylüyorum. Meçhul Mehdi (a.s) inancı çok tehlikelidir. Bu korkutur; Amerika’yı da korkutur, Avrupa’yı da korkutur, böyle şey olmaz. Yani Mehdi (a.s) görünmez bir ruh olarak geziyor, bana fısıldadı dedin mi her şey olur burada, bu olmaz. Mehdi (a.s) görünür bir varlıktır. Şii inancındaki bu yanlış düşüncenin mutlaka kalkması lazım. Adam kalkarsa bir tane İranlı yönetici; “Mehdi (a.s) geldi, görüştüm, "yerle bir edeceksiniz, her yere atom bombası atacaksınız " dedi” dese, ne diyeceğiz biz o adama? Olur mu öyle şey? Mehdi (a.s) görünür, anadan-babadan olmuş bir insandır ve kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz. Mehdilik ahlakını iyice vurgulasın Amerika’ya, Hıristiyanlara vurgulasın. Daha önce yerle bir edeceğiz edebiyatı vardı. Allah’a çok şükür, rica ettik, istirham ettik, yapmayın etmeyin, böyle değil, doğrusu budur dedik. Anlattık. Birkaç kere anlattı. Anlatılacak şey budur. Meçhul Mehdi yani Ruh Mehdi inancı Amerika’yı da korkutur Avrupa’yı da korkutur. Bu olmaz. Adam muhatap arıyor. “Senin liderin nerede?” diyorsun. “Bu odada, şu an göremiyorsunuz” diyor. “Bu odanın içinde ruh olarak geziyor.” Adamın kanı iliği çekilir, çok korkar o zaman. Ona güvenip adam siyaset yapar mı senle? Sen diyorsun ki “ben Mehdi (a.s)’ye bağlıyım. Ne derse yaparım” diyorsun. İran’ın Anayasası’nın birinci maddesini Mehdi (a.s)’ye bağlıyorsun, ama o Mehdi (a.s.)nerede denildiğinde de “ruh” diyorsun ve “bütün dünyada da görünmez şekilde geziyor” diyorsun. Bu, bütün dünyayı korkutur böyle bir şey. Böyle olmaz. Böyle bir Mehdi yok. Mehdi (a.s.) şahıs ve insandır, açıkça görülür. Bunun o zaman, Amerika muhatabını görmüş olur. Dersin, işte bak falanca kişi olabilir. Bu Mehdi (a.s) öncüsü dersin, ima edersin. Amerika’nın da Avrupa’nın da içi rahatlar. Armagedon şu bu muhabbeti yapılıyor, ortalığı hazırlamaya çalışıyorlar. Biz de bu fitneyi gece-gündüz söndürmeye çalışıyoruz. Çoktan yapacaklardı bu melaneti, durdurduk. Yani defalarca görüşmelerle durdurduk. Bak şimdi yeniden körüklemeye çalışıyorlar, yine durduracağız, inşaAllah. Bunun çözümü Şii inancındaki görünmez Mehdi inancının kalkmasıdır. Görünür Mehdi (a.s.)’ye dönecekler ve doğrusu da budur. Hangi Peygamber ruh olarak geldi ve görünmedi? Peygamberimiz (s.a.v) ruh olarak mı geldi? İnsan olarak geldi. Nuh (a.s.), İbrahim (a.s.), İshak (a.s.), İsmail (a.s.), Yusuf (a.s.) hepsi insan olarak geldi. Nereden çıkarıyorsunuz, böyle görünmez ruh olan Mehdi’yi? Ve bütün dünyayı korkutuyorsunuz gereksiz yere.
Bunu bir netleştirelim. Ahmedinejad da bu mantıksızlığa inanmıyordur fakat İran halkı genel olarak… Öyle bir şey oluyor ki böyle bir olay, mesela sen onu öyle düşünüyorsun, o da onu öyle düşünüyor zannediyor. Bu toplum psikolojisi meydana getiriyor. Buna İran’da inanan bir kişi yoktur. Bak tek bir tane yoktur. Herkes birbirini tahrik edip teşvik ettiği için, “hepimiz böyle inanıyoruz” diyorlar. Haşa, “Allah gibi” diyorlar. Olur mu öyle şey, görünmeyecek Mehdi yani. “Bin küsur seneden beri yaşıyor” diyorlar. Ama dünyanın her yerinde ruh olarak yaşıyor. “Yemek yerken bizi görüyor” diyorlar, “otururken bizi görüyor, kalkarken bizi görüyor.” Öyle bir Mehdi yok. Mehdi (a.s) insandır; çile çekecek, hapse girecek. Sen ruhu hapsedebilir misin? Bak Şii kaynaklarında Mehdi (a.s)’nin hapsedileceğinden, acı çekeceğinden bahsediliyor. Aynı zamanda ruh olduğunu söylüyor. Ruh hapishanede durur mu? Dünyanın her yerinde diyorsun sen zaten. Akıl almaz bir çelişki var. O çelişkiyi tam ilmi olarak açıklayalım, Amerika’yı da bu korkudan kurtaralım inşaAllah. Çünkü onlar da Musevileri korkutuyorlar. Museviler de fıtraten ürkmeye korkmaya çok müsaitler. Bu sefer panik meydana geliyor. Adamlar can havli ile, “o zaman biz İran’ı yok edelim” diyorlar. Kastettikleri o yani. İran ve Suriye’yi kastediyor, inşaAllah.
O zaman ilmi bir çalışma yapalım. Bir, Allah’ın birliği konusu üzerinde duralım. Çünkü yazık Musevilere de yazık, Museviler de anlamıyorlar. Evanjelikler zaten Musevileri eninde sonunda yok etmeyi planlıyorlar. O gariplerim de orada devlet kurduk diye seviniyor. Yani oraya kurdukları devlet zaten bir imha için, toplu imha için oraya topladılar Musevileri, Evanjelikler. Yani hepsini tenzih ederim, bir kısmı. Çünkü inançlarına göre, Hz. İsa (a.s) gelecek, belirli bir kesim Musevinin dışında tamamını imha edecek. Şimdi onlarda da bir çılgınlık olabilir. Mesela bir psikopat çıkar, der, “bu İsa (a.s)” der. Amerika’da ne kadar nükleer bomba varsa oraya yağdırıp “İsa (a.s) bu infazı yaptı” diyecekler belki. Onun için bu deliliğe karşı da tedbir alınması gerekiyor. Bu garibim Musevileri de oradan tamamen yok etme düşünceleri var. Bu tehlikeye karşı da onları uyaralım. Ve akılcı olaylara bakmalarını sağlayalım. Ama bunları tabii kaynaklarıyla, delilleriyle anlatalım yarın. Çok kapsamlı anlatalım. Ahmedinejad’a gerçi gittik konferansa. Arkadaşlarımız döndüler değil mi İran’dan?
OKTAR BABUNA:Döndüler evet.
ADNAN OKTAR:Yüz tane kitap dağıttık, yaklaşık.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, bakanlara da vermişler.
ADNAN OKTAR:Bu hemen tabii etkisini göstermez, biraz vakit alır. Ama büyük bir savaş, Armaggedon yok. Armaggedon Irak savaşıydı. Bundan sonra öyle bir olay yok. Fakat Ahmedinejad’ın tek başına yapacağı bir şey değil bu. Ahmedinejad’tan önce halkı eğitmemiz gerekiyor. Ahmedinejad, “görülür bir Mehdi (a.s.)’ye inanıyorum, şahıs olan Mehdi (a.s.)’ye inanıyorum” derse, onu kabul etmezler. Yani Şii inancına göre görünmeyen bir Mehdi’yi, Ruh Mehdi’yi kabul etmesi gerekiyor. O yüzden de ondan kurtulamıyor. Amerikan halkı da, düşünüyorlar, “bu çok büyük bir tehlike o zaman” diyorlar. O yüzden bu fitneyi ortadan kaldıracağız, inşaAllah. Berkerim anlat.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Şu anda söylediğiniz, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, o da bir Ahir zaman hadisinin tecellisi. “Savaş olmayacak ama savaş çığırtkanlığı olacak.” Şimdi izah etmiştiniz Hocam, daha evvel izah etmiştiniz.
ADNAN OKTAR:“Savaş naraları atılacak” diyor ve şu an bunları görüyoruz, inşaAllah. Bu tiki tonki takımı da hiç haberi yok bunların. Halbuki dünyada bütün politika Mesih (a.s.)’in üzerine kurulu. Yani şu an evanjeliklerin politikası o yönde, Musevilerin politikası o yönde, Müslümanların politikası o yönde. Yani Mesih (a.s.) -Mehdi (a.s.) inancı üzerine kurulu. Bütün Ortadoğu’daki olayın, gerilimin sebebi budur. İsrail Devleti’nin kurulmasının sebebi Mehdiyet ve Mesihiyettir. Sırf onun için kuruldu. İsrail’in kan dökmesinin sebebi de odur. İran’ın bir milyon kişilik bir Mehdi ordusu var. Direkt bu konu için hazırlanmış. İran devletinin kuruluş amacı zaten Mehdiyete dayanıyor, doğrudan Mehdiyete göredir. Suriye’de de böyledir, Irak’ta da böyledir. Bütün Şii sistemde böyledir. Sünnilikte de Sünni inançta da Mehdiyet ana konudur. Mesela Nur talebelerinde, Risale-i Nur talebelerinde de Mehdi (a.s.) inancı ana konudur, temel konulardandır ve Mehdi (a.s)’nin geldiğine inanıyoruz biz, Nur talebeleri olarak ve hadislerin açık ifadelerine göre. Ama şahıs olarak. Dünya politikası bu konu üzerine döndüğü için, biz de bunu çok hayati bir konu olarak detaylı inceleyelim, inşaAllah. Ne yapalım? Biz de ne yaparız, Harunyahya.Tv’den devam ederiz.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo, Samsun Aks ve Tv Kayseri ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz. İyi akşamlar.
Ses kasetleri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Allah'ın İsimleri
Devamı ...