SUNUCU 2:Hayırlı geceler sevgili izleyenler. Yayınımıza harunyahya.tv sitesinden devam ediyoruz inşaAllah. Hoş geldiniz tekrardan.
ADNAN OKTAR:Hepimiz hoş bulduk. Efendim siz de hoş geldiniz, sefa geldiniz, lutfettiniz.
Evet, Berkerim başla.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Bugün zat-ı alinizin güzel bir daveti oldu. Yine birlik toplantısı yaptınız, her zamanki gibi maşaAllah. Bütün Müslüman kardeşlerimiz, her camiadan, her meşrepten olan, her partiden olan. Hepsi yanınızdaydı. Hepsi bu güzel böyle birlik toplantılarınızı övdüler, devamını dilediler. Türk-İslam Birliği’nin duasını yaptınız, onlar da katıldılar, Allah’ın izni ile. Allah’ın izni ile bu konuda, birliğe vesile olacağınızı da ifade ettiler.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Değerli yazarlar, profesörler, siyasilerden de böyle değerli kardeşlerimiz vardı, maşaAllah. Güzel oluyor böyle. Ben milletimi seviyorum, insanlarımı çok seviyorum. İnşaAllah, çok güzel, hoş günler kapıda, inşaAllah. Ama emek vereceğiz, inşaAllah. Gurur olmaması lazım, kibir olmaması lazım. Yani büyüklük hissi çok tehlikeli. Onda en başta Allah’ın gazabı tezahür edebilir. Bir de insanın aklına Allah zarar verir bununla. Yani enaniyet, kibir girdi mi insanın aklı gider. Artık o insan dengeli olamıyor. Büyüklükten Allah’a sığınacağız. En büyük tehlikelerden bir tanesidir. Bir de kendini müstağni görme, kusursuz eksiksiz görme. Ben hata yapmam gibi. Yok, herkes hata yapabilir. Ben de hata yapabilirim, siz de hata yapabilirsiniz. Eleştiriye açık olacağız. Hata oldu mu hemen düzelteceğiz inşaAllah. Sevecen bir bakış açımız olacak. Evet, Ebru Hocam sen bana aklından geçen bir soruyu sor bakalım.
SUNUCU 2:Hocam bu sizin yazılarınızda da ‘adamlık dini’ hakkında biraz bilgi verir misiniz, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Adamlık, ben çocukluğumda hep duyardım; “adam gibi adam,” işte “adam” oldu, “adam içine katıldı,” “adam ol, adam, baban gibi,” değil mi? Çok duyardık. Benim mesela, çocukluğumda arkadaşlarım olurdu, normal konuşurlardı. Çocuksu samimiyet ile konuşurlardı. Ama ileriki yaşlarda tamamen böyle mimikler değişiyor, üslup değişiyor, mantık değişiyor, işte sinirlendiği şeyler değişiyor. ‘Adamlık dini’ denen böyle kart, kıl bir ruh haline giriyor bir kısım insanlar, yapmacık. Mesela kadınların kendi aralarındaki konuşmalarında da bu kendini gösteriyor. Böyle alçak sesle falan, böyle garip bir üslupla. Beyler arasında da olabiliyor. Bunun ana özelliği, ölümü unutması bu tip insanların. Kendilerini Allah’tan büyük görerek konuşmaları, haşa. Kendini çok azametli varlık olarak görmeleri. En cahil insanda bile görünüyor bu. Ama ben o kitapta çok detaylı anlattım. O kitabın okunması bir kere şart. Adamlık Dini kitabının. Yani internete girip, HarunYahya.Org’ dan o kitabın özetini indirebilirler.
OKTAR BABUNA: Benim ikinci okuduğum kitaptı Hocam, inşaAllah. Gerçeği düşündünüz mü?’yü okuduğumda dini yaşamam gerektiğini anlamıştım Hocam, inşaAllah. Sizinle de görüşmüştüm o dönem de. Adamlık Dini’ni okuduğum da bütün özellikleri üzerimde gördüm. Tevbe edip bütün hayatım değişmişti, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Oktar gerçi sık sık başına kakıyorum ama yine söyleyeceğim. Oktar bize bir gelmişti, Amerika’dan yeni gelmişti daha. Hoş geldin, falan.. “Size bir şey söyleyeceğim” dedi. “Buyurun.” “Biz Türk aydınlarının kıymetini niye bilmiyorlar” falan dedi böyle. Yani, şimdi ne diyeyim? Sinirlerime böyle tam hakim olarak, Oktar’a böyle uzun uzun anlatmıştık. Buna benzer.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:Sen aklına gelen bir şey söyle, onu anlatayım.
SUNUCU 1:Aklıma gelen bir şey. İsmimle alakalı olabilir mi?
ADNAN OKTAR:Tamam.
SUNUCU 1: Nur’u biraz açıklayabilir misiniz bana?
ADNAN OKTAR:Nur zencide de olur. İnsanlar zannediyor ki böyle nurani beyaz, süt beyaz insana ‘nurlu’ denir zannediyor. Öyle bir şey yok. Güneş yanığı olur, kıpkırmızı olur veyahut zenci olur, nurlu olur. ‘Nur’dan kasıt; efendilik, dürüstlük. Yani ses tonunda, üslubunda, konuşmasındaki huzur. Nezaket, incelik, affedicilik ve o insanın mutmain bir yüz ifadesine sahip olması, itidal içinde olması, dengeli olması. Yani boğuşan, tersleşen, laf sokan, çirkin bir ruh hali içerisinde olan insan imajı değil. Yoksa beyaz yüzlü birçok insan olur yani. Yani o ‘nur’ anlamına gelmez. Ama ismin çok güzel tabii.
SUNUCU:Evet, şimdi daha anlamlı oldu.
ADNAN OKTAR:Tabii insanda o nur kelimesini duymak dahi ferahlık getirir. Allah’ın isimlerindendir, ve tecellilerindendir inşaAllah. Dolayısı ile mesela ‘ışık’ kelimesi ile arasında müthiş fark vardır ‘nur’un. İnsan fıtri olarak ‘nur’un ne olduğunu bilir. Yani ne kastediliyor desem belki tarif edemez ama ‘nur’un ne olduğunu bilir. Hemen hemen her insan bilir, inşaAllah. Berkerim sen bir şey söyle.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Siz söylerken bir ayet-i kerime aklıma geldi. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Secde izi alınlarındadır” diyor; tarif ettiğiniz efendiliğin, mütevekkil halin yüze vurmuş haline inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii öyle bir tip vardı, ben Ankara’da iken. “Bak alnımda secde izi var” dedi. Alnının şurasında nasırlaşmış bir rahatsızlık vardı. Yani çok cahilce bir şey tabii. Yani kastedilen o değil. Yani yüzünde, simasında, kişiliğinde, karakterinde Müslümanlığın sıcaklığı, güvenilirliği, o tatlı nuraniyeti, hoş nuraniyeti var anlamındadır. Yoksa tabii ki öyle alalen görülen bir iz anlamında değil, inşaAllah.
Efendim, ben açtım bu sayfa çıktı. “Mehdi (a.s.) Allah’a karşı son derece boyun eğicidir.” Bütün Müslümanlar Allah’a karşı boyun eğici olacak ama Mehdi (a.s.) de bu mükemmel, bu ahlak. “Ahlak bakımından Peygamber (s.a.v.)’e benzer.” (Kıyamet Alametleri, sayfa 163) “Allah, bütün insanların kalplerine onun (Mehdi (a.s.)’nin) muhabbeti ile dolduracaktır.” Son aşamalar da bu. İleriki aşamalarda. Daha önce şiddetli bir nefret ve öfke olacaktır Mehdi (a.s.)’ye karşı. Bu ileriki aşamada da tam tersine, şiddetli bir muhabbete dönüşecektir. İnşaAllah. “Mehdi (a.s.) zuhur eder, herkes sadece ondan konuşur.” Bak, “herkes sadece ondan konuşur.” Bak, ne kadar yoğunlaştı değil mi Mehdiyet bizde? Dönüp dolaşıp konuyu oraya getiriyoruz. “Onun sevgisini içer ve ondan başka bir şeyden bahsetmezler.” Mehdiyet demek zaten İslam Birliği demektir. İslam Birliği demek Kuran demektir, Kuran demek her şey demektir. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman)
“Onun hilafetinden (manevi liderliğinden) yer ve gök ehli, hatta havadaki kuşlar bile razı olacaktır.” “Hatta denizdeki balıklar bile razı olacak” diyor inşaAllah.
“Mehdi (a.s.) işi sıkı tutacak.” İşi sıkı tutmak çok önemli. Müslümanların şu ana kadar başarısızlıklarının nedeni hep işin sıkı tutulmamasından kaynaklanmıştır. Yani sıkı tutmak çok önemlidir. Gevşek adam; yemeğini yiyor, üzerine helvasını yiyor, arabasına biniyor, iş yerine gidiyor, çocuğunu okula yazdırıyor, ara sıra toplantı yapıyor. Bu, işi sıkı tutmak değildir. İşi sıkı tutmak, Allah’ın delisi olmak demektir. Meşru uykunun, meşru yemenin dışında, varıyla yoğuyla bütün gücü ile Allah’a sımsıkı sarılıp delice bir coşku ile İslam ahlakını Kuran ahlakını hakim etmeye uğraşmaktır. Bak Mehdi (a.s)’de bunu görüyoruz. “Mehdi (a.s) işi sıkı tutacak.”
“İnsanlar hakka dönünceye kadar mücadelesine devam edecektir.” İşte bu azimli mücadelesinde böyle bir kararlılık var. El-Kavlu'l Muhtasar’da bu.
“Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği Ehl-i Beytime mensup birisi (Mehdi (a.s.)) sahip olmadan günler ve geceler bitmeyecektir.” Bak; “Fitneleri önlemenin kendisine zor gelmeyeceği,” mesela basında Müslümanların aleyhine bir haber mi var, üstüne gidecek; radyoda aleyhte bir haber mi var, üstüne gidecek; evrimle ilgili Müslümanları kandıran bir haber mi var, üstüne gidecek; Resulullah (s.a.v.)’a biri dil mi uzatmış, onun dilini bükecek; birisi Allah’a bir laf mı söylemiş, boynunu bükecek ve konuşturmayacak. Tabii meşru ölçüler içerisinde yapacak bunu. Ve “zor gelmeyeceği” diyor. Mesela Darwinizmi yıkarken tereyağından kıl çeker gibi yapacak. Koydu mu oturtacak. Zorlanmayacak. Ne diyor? “Zor gelmeyeceği ve öldürmenin de onu vazgeçiremeyeceği,” kurşunlanacak, suikasta uğrayacak, ölüm tehdidi alacak, asla vazgeçmeyecek. Çünkü has delikanlı, maşaAllah. “Ehl-i Beytime mensup” seyyid olan, “(Mehdi (a.s)) sahip olmadan günler ve geceler bitmeyecektir.” Yani “Kıyamet gelmeyecek” diyor Cenab-ı Allah. Peygamber (s.a.v.) diliyle bunu söylüyor. Kıyametin gelmesini durduran, Kıyametin oluşmasını durduran, mübarek bir varlıktır. Mehdi (a.s) geldi mi, Kıyamet duruyor, bekliyor. Yani dünyaya geliyor, sarıyor; Kıyamet tam Allah’ın izni ile çökecekken, Cenab-ı Allah’ın Mehdi (a.s)’yi göndermesi ile Kıyametin eli havada kalıyor, bekliyor. Ta ki, Mehdi (a.s) vefat edip, küfür iyice azıp, sapıtıncaya kadar. Allah “Kıyamete yık” diyor, ondan sonra yerle bir ediyor Allah’ın izniyle inşaAllah. Bu da Kitab-ül Burhan’dan.
“Mehdi (a.s.) hesabını çok seri bir şekilde görecek.” Öyle yaymıyor. Mesela Darwinistler 150 yılda insanları zehirliyor, onunki belki 150 saat sürüyor. Bak 150 yıla karşılık o, 150 saatte yerle bir ediyor. Biri Peygamber (s.a.v)’e dil mi uzattı, 150 dakika sürmüyor dilini burması. Biri radyoda bir şey mi söyledi, hemen anında cevabını verecek. Bak ne diyor Peygamberimiz (s.a.v); “Mehdi (a.s.) hesabını çok seri bir şekilde görecek.” Çok dakik, seri hareket eden bir varlık, mübarek bir insan. “Ve vaadinden dönmeyecektir.” “İslam ahlakı dünyaya hakim olacak” dedi mi, yapacak. “Küfrü ezeceğim” dedi mi, ezecek. “Darwinizmi yok edeceğim” dedi mi, yapacak. “Bütün insanlara huzur ve bereket getireceğim, Allah’ın izni ile” dedi mi, bunu da yapacak. “Kuran ahlakını dünyaya hakim edeceğim” dedi mi, bunu da yapacak. Bak ne diyor Allah, Peygamberimiz (s.a.v)’in diliyle; “Ve vaadinden dönmeyecektir. “ Kitab-ül Burhan’da bu da.
“Mehdi (a.s.) Doğu tarafından çıkacak.” Yani batıya göre en doğu neresi?
OKTAR BABUNA:Türkiye.
ADNAN OKTAR:Türkiye, evet. Batıya göre. Çünkü bu izafidir. “Karşısına dağlar bile dikilse onları ezip geçecek.” Dağlar nedir? İddia edilen Ergenekon Örgütüdür, Darwinizmdir, materyalizmidir, bir kısım üniversitelerdir, ateist masonlardır, her türlü sapkın yapılanmadır, değil mi? Mahkemelerdir, davalardır, birçok şey. Bak diyor ki; “Karşısına dağlar bile dikilse onları ezip geçecek.”
Bak, “o dağlarda kendisine yol bulacaktır.” O dağları da kullanıyor, onlarda da yol açıyor. Mesela Darwinistlerin kendi sistemlerinden ilerleyecek. Materyalistlerin kendi sistemlerinde, kendi üniversitelerinde onları etkisiz hale getirecek. Anlaşıldı mı? Mahkemelerde hesaplaşacak. Mahkemeleri de onları aleyhine çevirecek, inşaAllah. Bu da El-Kavlu'l Muhtasar’dan. Bak bu manada ayet var. Şeytandan Allah’a sığınırım.
“Öyleyse sen emrolunduğun şeyi” Allah’ın emrettiği şeyi, “açıkça söyle. ”Kuran’ın hak olduğunu, Darwinizmin sahtekarlık olduğunu. “Ve müşriklere aldırış etme. ” O asrın yobazlarına, üç kağıtçılarına, sahtekarlarına aldırış etme. ‘Hakaret etsinler, iftira etsinler, ne derlerse desinler devam et’ anlamına geliyor ayet, inşaAllah. (Hicr Suresi, 94)
“Öyleyse kafirlere itaat etme ve onlara (Kur'an'la) büyük bir cihad ver.” Tam Mehdi (a.s) devrini veriyor ebcedi bu ayetin. (Furkan Suresi, 52) “(Mehdi (a.s.)’nin) Asrında cahil, cimri ve korkak olan bir adam hemen alim,” cahil bir delikanlı alim hale geliyor, “cömert,” pintiyken cömert oluyor “ve cesur” delikanlı oluyor. “Beşer beşer gelin” diyor, korkmuyor. Allah’tan başka kimseden korkmuyor. (Kıyamet Alametleri, Berzenci 186)
“Muhammed ümmetinin en hayırlısı,” işte hateme veli olması bu açıdan, en hayırlı insan o devirde. “Ve sizin zorlukları gideren veliniz,” bütün zorlukları giderecek; ekonomik krizi kaldırıyor, anarşiyi kaldırıyor, terörü kaldırıyor, hepsini kaldırıyor. “Sizin zorlukları gideren veliniz olan kimseye katılın. O Mehdi (a.s.)'dir.” (Kitab-ül Burhan)
“Devrinde yeryüzünün en hayırlısı kendisi olacaktır.” Kutuptur. Bediüzzaman ne diyor; “hem hakim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak” diyor, bak; “kutb-u azam,” kutup, “bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o da, Ehl-i Beyt-i Nebeviden olacaktır.” Nur talebelerinin bir kısmının, Mehdiyeti Bedüzzaman’ın bu kadar açık anlatmasına rağmen, ama aleni, açık anlatmasına rağmen, büyü yapıp Müslümanlara, adeta bir büyü yapıp; net, açık gerçeği gözlerinden kaybetmeleri bir mucizedir. Büyü ile yok ettiler. Çok açık diyor ki mesela; “burada bu bardak var” diyor, değil mi? Adam büyü yapıyor, “o bardak yok” diyor, “masanın üstü açık” diyor ve inanıyor adam. O hipnozla, o büyü ile. Soruyoruz, diyoruz ki; “bardak duruyor mu?” “Bardak görünmüyor” diyor. “Olur mu, burada yazıyor” diyoruz, “açık görünüyor.” Kelime kelime söylüyoruz. “Yok, göremiyorum ben” diyor. Cahilliğinden, iyi niyetinden, samimiyetinden anlamayanları tenzih ediyorum. Ama bu büyücülerin büyüsüne kanmasınlar. Mehdi (a.s)’nin özelliklerinden bak sekiz hasletini saymış. Biri “basiret sahibi olması” diyor. “Kutsal kitabı anlaması.” Tevrat, İncil ve Kuran’ı iyi bilecek. “Ayetlerin manasını bilmesi. “Tayin edeceği kimselerin hal ve hareketlerini bilmesi” yani karakterini, kişiliğini insanların biliyor. “Öfkelendiğinde bile merhamet ve adaletten ayrılmaması.” Yani ne kadar şiddetli öfkelenirse öfkelensin; merhametten, adaletten ve Kuran ölçüsünden ayrılmıyor. “Varlıkların sınıflarının bilmesi.” Herkese ayrı bir tavrı var. Durumuna göre, yaşlıya ayrı gence ayrı. “İşlerin grift taraflarını bilmesi.” En ince detaylarına kadar yakalıyor, Mehdi (a.s)’nin özelliği. “Ve insanların ihtiyacını iyi anlaması.” Sekiz haslet. Muhiddin Arabi diyor ki; “bu sekiz haslet, şu ana kadar hiçbir kimsede topluca, mükemmel olarak görmemişlerdir” diyor. “Ancak Mehdi (a.s)’de olacaktır” diyor.
“Hz. Mehdi (a.s)’nin Medine’ye geldiği ve şu anda yaşadığı söyleniyor bazı internet sitelerinde. Bu doğru mudur?” Doğru. Medine’yi Peygamberimiz (s.a.v) açıklıyor. “Hangi Medine?” diyorlar, “Konstantiniyye,” “İstanbul’dur” diyor. Medine şehir anlamında. Biz de İstanbul’da olduğunu söylüyoruz zaten Mehdi (a.s)’nin.
“Hz. Mehdi (a.s) yeşil gözlü mü?” Hadiste Peygamberimiz (s.a.v) Mehdi (a.s)’nin gözünün yeşil olduğunu açıkça ifade ediyor.
OKTAR BABUNA: Göstermiştiniz.
ADNAN OKTAR: Evet, yeşil göz.
“Selamün aleyküm Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam bir şey sormak istiyorum. Bazı insanların işleri tereyağından kıl çeker gibi gider. Benim hep zor gider, nedendir bilmem. Sonunda Rabbim hep bir kapı açıyor, elhamdülillah. Ama çok sabırlı olmam gerekiyor. Hikmeti nedir sizce? Saygılarımla.” Zeynep Hülya kardeşimiz. Zeynep Hülya Hanım, bu güzel bir şey. Veli karakteridir. Zorluk önce, sonra arkasından kolaylık. Ayette ne diyor Cenabı Allah; “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.” Şeytandan Allah’a sığınırım, yine; “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” diyor. Bu ayeti tecelli ettirmiş Allah, inşaAllah.
“Hayırlı geceler Hocam. Hocam şeytan lanetlenmiş olarak hep bizlere anlatılmıştı. Ancak, insan hayatı Cennete gidebilmek için bir sınav ise bu sınavda insanların nefislerinin test edilmesinde büyük bir misyonu olan şeytanın nedenli önemli olduğu aşikar değil midir? Teşekkürler Evren.” Doğru. Önemli olduğu için zaten yaratıyor Allah.
“Selamün aleyküm Hocam.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Sohbetlerinizde zaman zaman Hz. Hızır (a.s.)’dan bahsediyorsunuz. Hocam Hz. Hızır (a.s.) tam olarak kimdir? Belli bir dönem yaşamış bir Peygamber veya veli midir?” Veli diyebiliriz. “Niye hala ölmemiştir veya dünyada yaşadığı bir yer var mıdır?” Kübra Hanım, Bursa’dan soruyor. Hz. Hızır (a.s.) İstanbul’da, ama bazen bakıyoruz Kudüs’te, bazen bakıyoruz Medine’de, bazen bakıyoruz Ankara’da. Hiç belli olmuyor mübarek, kol geziyor. Türk-İslam Birliği kurulacak ya, görevde, maşaAllah. Ama bazı faaliyetlerini anlatsam Hızır (a.s.)’a kızarlar; cahiller, bir kısım cahiller. Onun için söylemiyorum.
OKTAR BABUNA:Siz açıklamıştınız Hocam, o farklı şeriata tabi diye. Anlatmıştınız Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, evet.
“Sevgili muhterem Hocam nasılsınız?” EvvelAllah panter gibiyim, elhamdülillah. “Sayenizde evrim yalanını başkalarına anlatabiliyorum. Allah razı olsun. Size sorum, Hz. Mehdi (a.s)’nin gelişi hakkında ülkemizde birçok Hoca Hz. Mehdi (a.s)’nin gelecek yüzyılın ilk çeyreğinde geleceğini söylüyor. Bu konuda bizi bilgilendirirseniz sevinirim. Hayırlı akşamlar.” Doğru. Başında geliyor, ilk çeyreğinde de devam ediyor. Gelme ayrıdır, görünme ayrıdır, zahiri olma ayrıdır, insanların bilmesi ayrıdır. Mesela bir kısım insanların bilmesi ayrıdır, bütün dünyanın bilmesi ayrıdır. Bunlar ayrı ayrı safhalardır. Bak önce kendi kendini bilmiyor. Kendisi kendini bilmiyor. Sonra kendisi kendisinden şüphe eder, ‘acaba’ der. Ama o kadar. Sonra talebelerinden yakın olanlar ‘acaba’ der. Sonra talebelerinden geniş bir grup ‘acaba’ der. Sonra binlerce insan ‘acaba’ der. Sonra da milyonlarca insan ‘acaba’ der. İşte bu ‘acaba’ların geliştiği safhalar vardır. Kırk yolun sonunda milyonlarca insan “acaba o Mehdi (a.s) mi?” diyecektir. Şu an bence binlerce ‘acaba’ var. Sonra o milyonlarca ‘acaba’ya dönecek. Benim de ‘acaba’ dediğim birileri var. Var mı senin de dediğin?
ALTUĞ BERKER:Var Hocam.
ADNAN OKTAR:Senin?
SUNUCU 2:Var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam, sorun binlerce insanın ‘acaba’ dedikleri var.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Siz açıklamıştınız Hocam. Üstad da; “yüz sene sonra cemalini görürsünüz” diyor, 1910 yılında Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Kardeşim, bu Nur talebeleri içerisindeki büyücü kardeşlerimizin bu yeteneğine nefesim kesilerek bakıyorum yani. Bakın iyi niyetle, samimiyetle, bilgisizliğinden anlayamayanları tenzih ederim. İyi niyetle, samimiyetle anlatanları tenzih ederim. Benim sözüm büyücülere. Kardeşim, bu nasıl bir yetenektir, şeytani yetenektir ki, alenen ve açık olan bir şeyi yok hükmüne getirebiliyorlar. Bediüzzaman çok net konuşuyor, anlatıyor bakın. Bak mesela diyor ki, “Ümmetin beklediği,” şimdi büyücüye versen bunu, “ümmetin beklediği ne biliyor musun?” der. “Ümmet şahs-ı manevi bekliyor” diyor. “Ahir zamanda gelecek zatın,” “Ahir zamandan kasıt, geçmişe Ahir zaman denir” diyor. “Geleceğe Ahir zaman denmez” diyor. “Beklemeden kasıt, geçmişin beklenmesi” diyor. Adam da ona inanıyor, ağzı açık inanıyor. Yani akıl almaz mantık bozuklukları. Bu benim en hafifinden, şu anlattığım. Bakın, “ümmetin beklediği,” kardeşim bir şey bekleniyorsa, daha gelmemiş anlamına gelmiyor mu? Şimdi sen “misafir bekliyor” denildiğinde, gelen misafire, “misafir bekliyorum” der misin? Adam gelmiş, içeride oturuyor, misafir. “Napıyorsun?” “Ben misafir bekliyorum” diyor. Yani mantık bitmiş durumda. İnanılır gibi değil. Bak “Ümmetin beklediği Ahir zamanda gelecek,” şimdi misafir gelmiş, “gelecek” diyor adam. Ama ona göre gelmiş. Misafir, bu nedir?” diyorsun, “geldi ama gelecek” diyor. “Sen bakma öyle olduğuna” diyor. “Geldi ile gelecek kelimeleri birbirinin aynı” diyor. “ “‘Ümmetin beklediği’, ‘beklemene gerek yok’ anlamına geliyor” diyor. “Zaten geldi, beklediğinden kasıt o” diyor. Yani beyin yanmış artık; kafa, beyin. Ne konuşayım ben bu insanlarla, ne söyleyeyim? “Zatın,” “yok, ‘o zat’ ile kastedilen o değil, şahs-ı manevidir” diyor. Bakın, “üç vazifesi,” “nereden üç vazife çıkarıyorsun? Bir vazifesi var” diyor. “Üç diyor, burada üç yazıyor” diyorsun, “o ‘üç’ten kasıt o demek değil” diyor. “Bir demek üç, üç demek bir demektir” diyor. Tam büyücü üslubu. Berkerim sen devam et istersen, aslında üstad sensin.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, sizden öğrendik.
ADNAN OKTAR:Hayır sen hakikaten has Nur talebesisin. Çünkü biz hapisteyken Sungur Ağabeyin yanında sürekli yetişiyordun, kaynağından aldın ilmi yani, maşaAllah. Evet oku.
ALTUĞ BERKER:Kastamonu Lahikası sayfa 72’de Hocam, Üstad şöyle demiş; “Ta Ahir zamanda,”
ADNAN OKTAR:Sen yanlış anladın. ‘Ta Ahir zamanda’, ‘ta geçmiş zaman’ anlamına geliyor. Ben de başladım, ben de o ekibe katılıyorum. Derler ya; üzüm üzüme baka baka kararır. Sen oku ben yapacağım gereğini, sen söyle.
ALTUĞ BERKER:“Hayatın geniş dairesinde”
ADNAN OKTAR:‘Hayatın geniş dairesi’, işte geçti, geçmiş zamana deniyor.
ALTUĞ BERKER:“Asıl sahipleri yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri (talebeleri)”
ADNAN OKTAR:İşte bu mantıkla gidilirse böyle oluyor. Bak “asıl sahibi” diyor. “Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri Nur talebeleri değildir” diyor Bediüzzaman. “Mehdi (a.s) ve talebeleri” diyor, asıl sahipleri. Dolayısıyla en güzel şerh edecek, açıklayacak, gümbür gümbür Risale-i Nur’un gerçeğini ortaya koyacak onlardır. Baştan al da kendim olarak anlatayım bir de.
ALTUĞ BERKER:“Ta, Ahir zamanda.”
ADNAN OKTAR:Bakın, ‘ta’ takısı nedir, biliyor musunuz? Şimdi ben mesela buradaki kitaba ‘ta ortadaki kitap’ der miyim? Yakındadır. ‘Ta’ demem için evin dışında olması lazım. Değil mi? Çok uzakta olması lazım. “Taa Ahir zamanda” gelecek zamanda demektir. Uzak gelecek zamanda, en az bir 100 yıl sonra. Evet.
ALTUĞ BERKER:“Hayatın geniş dairesinde”
ADNAN OKTAR:“Hayatın geniş dairesinde,” şimdi Bediüzzaman’ın zamanında, bizim çocukluğumuzda da vardı; orta dalga, uzun dalga, kısa dalgalı radyolar vardı. Açardık radyoyu, bir de ahşap kaplamaydı böyle güzel önü de süslü müslü radyolar eskiden, şimdi bambaşka olay oldu. Jaguar araba gibi radyolar. Radyoyu açardık küt diye bir açılırdı önce. Beklerdik o lambalar ısınırdı. Böyle ışık saçardı. Radyo da ısınırdı bayağı. Soba gibi. Beklerdik beklerdik, yavaş yavaş can gelirdi radyoya. Uzun dalga sağlamdı yani. TRT’ye girerdik, orada işte mikrofonda tiyatro falan vardı. Evcek böyle dinlerdik. Çok önemli hayati bir konuydu o. On altı soru bilgi yarışması vardı. O da çok hayati bir konuydu radyoda. Ondan sonra da ‘Yurttan sesler’ dinledik işte.
OKTAR BABUNA:Alaattin Yavaşça’nın.
ADNAN OKTAR:Yani artık “Ey ruhu canı cananı, işte faslı cananını” artık işin yoksa dinle yani böyle güzel güzel. Uzun yolculuklarda da dinlerdik, otobüste çok iyi gelirdi. Kafayı insanın açması açısından. Bakın bir radyo var, özel radyolar yok. Çok sonradan Polis Radyosu çıktı. Orhan Gencebay’ı dinlerdik o zamanlar o lüksümüzdü yani. On ikide falan başlardı, öğlen on ikide falan. Telefon etmek için evden giderdik postaneye. Postacı gelirdi, anlatmıştım ya, davet ederdi, giderdik falan. Ciğerimiz, gücümüz ne kadar yetiyorsa bağırarak konuşmaya çalışırdık. Bak bu hayatın ‘dar dairesi’ işte. ‘Dar dairesi’nin hatta biraz açılmışı, bir parça açılmışı. Bediüzzaman’ın zamanında o da yoktu. İyice hayatın dairesi dar. 2010’a geldik, hayatın geniş dairesi. I-pod getiriyorlar kardeşim, adam elinde bir çeviriyor, şak görüntü düzeliyor. Hafif bir el hareketiyle. İstediğin radyo kanalıyla, istediğin televizyon, canlı yayın olarak izliyorsun, avucunun içerisinde. Değil mi? İnternetten istediğin yere giriyorsun. İstediğin bilgiye ulaşabiliyorsun. Örümcek ağı gibi. Radyolar, televizyonlar, mesela bak şu an yayındayız. İnternet yayınındayız. Amerika, Rusya, İsrail herkes izliyor bizi.
SUNUCU 2: Hocam cep telefonlarından da görüntülü konuşma başladı şimdi.
ADNAN OKTAR:Cep telefonları, yani say say bitmez. Hayatın geniş dairesine geldik mi? Geldik. Evet, devam et.
ALTUĞ BERKER: “Asıl sahipleri,”
ADNAN OKTAR:Şimdi kardeşim biz bir yere gideriz. “Kardeşim nedir burada arazi, ev falan?” “Ya, biz buraya geldik, oturduk araziye” diyor. “Sahibi kim?” diyorsun. “Ha, asıl sahibi ayrı” diyor. “Falanca yerdedir onlar” diyor. “Falancazadedir, onlardır sahibi.” “Siz?” “Biz boş bulduğumuz için geldik oturduk buraya” diyor. Değil mi? Bir de asıl sahibi var. Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahibi ben değilim diyor Said Nursi. Tevazu etmiyor, doğru söylüyor. “Nur talebeleri de değildir” diyor. “Mehdi (a.s.) ve şakirtleridir” diyor. Çok açık. Bediüzzaman yalan söylüyor diyorlarsa, benim onlarla bir muhataplığım yok. Çok nettir. Evet, “asıl sahipleri,”
ALTUĞ BERKER: “Yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri”
ADNAN OKTAR:Bakın ‘yani’, ‘yani’yi niye söylüyor? Anlamayanlar anlasın diye. Büyücü takımına özellikle. Yani bakın, “Mehdi (a.s.),” isim veriyor bakın, “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri,” talebeleri. Şahs-ı manevi gelecek diyor mu burada? Demiyor bakın, “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri,” talebeleri ve “onlardan oluşan şahs-ı manevi gelecek” diyor, talebeleri. “Onlara aittir” diyor Risale-i Nur Külliyatı. Büyücüler ne yapıyorlar? Bir karıştırıyor, adam görüntüyü göremez hale geliyor. Karşısında dağlar, ovalar var. “Yok, ben göremiyorum” diyor. “Ben sadece seni görüyorum” diyor.
ALTUĞ BERKER:Hatta bu bölümü çıkartıyor Hocam. Bu “Mehdi (a.s.) ve talebeleri” bölümünü çıkartıyorlar.
ADNAN OKTAR:Onu Allah-u alem yapamayacaklar bundan sonra çünkü müdahale ettim. Ödleri koptu. Bir yandan kenardan köşeden başlamışlardı. Berkerim devam et.
ALTUĞ BERKER: “Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir”
ADNAN OKTAR:“Cenab-ı Hak’ın izniyle,” Allah’ın izniyle gelir. Allah yaratıyor. “İzniyle gelir,” “gelir,” ‘gelme’ var. ‘Gelme’ var. Gelmiş ayrı, gelir ayrı. Gelmişe gelir denir mi? Büyücüye göre bambaşka bir şey oluyor. Büyücüden sormasınlar. Bediüzzaman’dan direkt okuyup öğrensinler, doğrudan. “Ey büyücü, bana anlat bunu” diyor. Kardeşim zaten bu tefsir. Tefsirin tefsiri olur mu? Müteşabih hadisi şerh edip açıklıyor zaten. Büyücüye veriyorlar, bambaşka bir şekle sokuyorlar. Güya iyilik yapıyor, kendi kafasına göre. Ve Müslümanların beynini donduruyor, ruhunu donduruyor, aklını donduruyor. Allah’ın bereketinden, feyzinden, nurundan, istifade etmelerini bir kısım büyücüler bu şekilde engelliyorlar, mahvediyorlar. Namazsız, niyazsız ve deli gibi insanlar üretmeye başlıyorlar. Kardeşim o mühendis olsa kaç yazar, bilmem ne olsa kaç yazar. “Memlekete mühendis üretiyorum” diyor, bilmem ne üretiyorum. Sen adamı “Müslüman olarak yetiştireceğim” diyorsun. E, tamam peki. Yetiştirdiğin adam dine karşı soğuk, İslam’a karşı soğuk. Sorduğunda “Müslüman’ım” diyor. Müslümanlığı da yaşamak istemiyor. Büyünün sonucunda oluyor işte. Yapmayın, bu büyüyü kaldırın bunların üzerinden. Allah’tan korkun. Bırakın beyinleri bir açılsın, kafaları açılsın. Mehdi (a.s.) sevgisi bir sarsın kalplerini. Hz. İsa Mesih (a.s.) Ulu-l azm bir Peygamberdir. Onu coşkuyla sevsinler. Heyecanla beklesinler. Değil mi? Gard almış adam, savaşa hazırlanıyor Mehdi (a.s.) ile. Hz. İsa (a.s.) ile savaşa hazırlanıyor. Allah belalarını verir ve veriyor. Akıllarını başlarına alacaklar büyücüler. Anlaşıldı mı? Ama tekrar söylüyorum bak; iyi niyetle, samimiyetle cehaletiyle yapanları tenzih ediyorum ben. Ben şeytanın emrindeki büyücüleri kastediyorum. Devam et.
ALTUĞ BERKER: “O daireyi genişletir.”
ADNAN OKTAR:Mevcut bir daire olacaktı zaten, Bediüzzaman biliyor. “Yok, olmayacak” diyor bunlar. Fakat genişletmek. Genişletiyor, genişletiyor, öyle bir genişletiyor ki Mehdi (a.s.) dünyayı kaplıyor. Mesela 10 metre kareyse, 10 milyon metre kareye çıkartıyor. Bütün dünyayı sarıyor, Allah’ın izniyle. Evet, devam et.
ALTUĞ BERKER:“Ve o tohumlar sümbüllenir.”
ADNAN OKTAR:Tohum şeklinde yani kapalı. “Kapalı gidecekler” diyor. Yani gizli. Gizli fakat tohum şeklinde, kapalı. Tohumun özelliği nedir? Açmamış, kapalı, ne olduğu belli değil. Görülmüyor yani. Dikkat çekmiyor. Sünbüllendiğinde ne oluyor? Boy atıyor, görünür hale geliyor. Etkileyici hale geliyor. “Bunu Mehdi (a.s.) yapacak işte” diyor. “Siz tohum hükmündesiniz, Mehdi (a.s.) geldiğinde açacaksınız” diyor. “Sünbüllenecek, ortalığa açılacak” diyor. Daha önce müsaade yok demek ki. Daha önce tohumluğa müsaade var. Mehdi (a.s.) devrinde de sünbüllüğe yönelik emir var. Allah’ın kaderi böyle.
ALTUĞ BERKER: “Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz.”
ADNAN OKTAR:Şimdi kabrinde ne demek? Ben o devirde Mehdilik görevini yapıyorum diyor mu Bediüzzaman? “Ben vefat etmiş olacağım Mehdi (a.s.) geldiğinde” diyor. Değil mi? Bak “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” diyor. “Mehdi (a.s.)ve şakirtleri.” Kendisinin konumu ne? “Ben vefat etmiş olacağım, ben mezarımda seyredeceğim” diyor. “Kabrimizde şükredeceğiz,” o da çok manidar. Cenab-ı Allah demek ki Bediüzzaman’a öyle bir güç vermiş. Yani o da hayret verecek bir şey, maşaAllah. Allah’ın ona lütfu. Müthiş bir şey, maşaAllah. Evet, Berkerim devam et.
ALTUĞ BERKER: Kastamonu Lahikası sayfa 139’dan başka bir yer okuyorum. “Mehdi (a.s.)’nin üç büyük vazifesi vardır” diyor Üstad. “Hem bu üç vazife birden bir şahısta, yahut cemaatte, bu zamanda bulunması,” kendi zamanında, “ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi,” çürütmemesi, “pek uzak adeta mümkün görünmüyor.”
ADNAN OKTAR:“Kabil görünmüyor.” Evet. Şimdi sen ne anladın oradan Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Mehdi (a.s.)’nin üç vazifesi olduğunu ve o üç vazifesinin Bediüzzaman’ın yaşadığı dönemde, hepsini birden, bir kişinin veya bir topluluğun icra etmesinin mümkün olmadığını söylüyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi onu bir büyücü mantığıyla bakalım mı? Büyücü bunu nasıl açıklar? Büyücü kafasıyla bakmasalar da Müslüman kafasıyla, nur kafasıyla, salih bir kafayla baksalar ne oluyor? Açık değil mi bu, beş yaşında bir çocuğa sorsan, ilkokuldaki çocuğu getirelim, “yavrum ne anlatılıyor burada?” desen anlar, anlaşılmayacak ne var burada?
OKTAR BABUNA:Çok açık Hocam.
ADNAN OKTAR: “Üç vazifesi yani siyaset, diyanet, saltanat alemindeki vazifelerinin üçünü birden bir şahsın mükemmel olarak yapması, birbirini etkisiz hale getirmemesi benim zamanımda mümkün değil” diyor. “İmkansız” diyor. Sonra ne diyor?
ALTUĞ BERKER: “Ahir zamanda Al-i Beyt’i Nebevi’nin (Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyunun) cemaati nuraniyesinin (nurani cemaatini) temsil eden Hz. Mehdi (a.s.)’de ve cemaatindeki şahsı manevi de ancak içtima edebilir.”
ADNAN OKTAR:Şimdi bir büyücüye sorsan bunu kim bilir sana nasıl anlatır? O kısmı bana şerh et, anlat.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. “Ahir zamanda” kendinden sonraki gelecek zamanda, şimdiki yaşadığımız zamanda, “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyunun nurani cemaatini temsil eden” yani hem soyundan olup,
ADNAN OKTAR:Seyyid neslini temsil eden, seyyid olan.
ALTUĞ BERKER:“Hz. Mehdi (a.s.)’de,” şahsında.
ADNAN OKTAR:Hz. Mehdi (a.s.) dediğinde sen ne anlarsın?
OKTAR BABUNA:Hz. Mehdi (a.s.)’yi anlarım Hocam.
ADNAN OKTAR:Büyücü nasıl anlıyor? Bambaşka bir şey anlıyor.
ALTUĞ BERKER:“Ve cemaatindeki şahsı manevide”
ADNAN OKTAR:Bak Mehdi (a.s.) var. Ve cemaatindeki şahsı manevi var. Ne zaman? “Benden sonra gelecekler” diyor. “Benden sonra vazife yapacaklar” diyor. Kardeşim bu nasıl bir yetenektir, bu büyücü yeteneği? Bu inanılır gibi değil.
ALTUĞ BERKER:“Ancak içtima edebilir.”
ADNAN OKTAR:Bak, “Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’de ve talebelerinde ancak içtima eder” diyor. “Hayatın geniş dairesinde;” internetin, televizyonun hepsinin olduğu bir zamanda, “bu konu mükemmel olarak uygulanır ve hayata geçer” diyor. İnsan utanır; bunu anlamazdan gelerek, oturup çatır çatır gözüne baka baka yalan söylemeye. Yani şu kadar utanma hissi varsa, bu kadar aleni yalan söylemeye gücünün yetmemesi lazım insanın. Ve koskoca insanlar, insan yüzüne bakamaz bu kadar aleni yalan söylerken. Bu kadar diri diri yalan söylemeye ne gerek var? Şu iki tane örnek, böyle yüzlerce örnek var Risale-i Nur’da.
SUNUCU 1:Kısa bir aradan sonra tekrardan birlikteyiz sevgili izleyenler. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Hoş bulduk efendim, sizler de hoş geldiniz. Şeref verdiniz. Anlat ilmi, güzel bir konu anlat.
AKIN GÖZÜKAN: Estağfurullah Hocam. Şimdi evrimciler organlarla ve sistemlerle ilgili konuşurken şöyle bir şeyi gözardı ediyorlar inşaAllah.İnsan vücudunda hayati organlarda var. Hayati olmayan organlarda var. Mesela kalp hayati bir organ, işte beyin hayati bir organ. Ama göz, kulak işte veyahut da apandiks organı var mesela bu da hayati bir organ değil. Şimdi hem hayati, hem de hayati olmayan organların ikisi de Evrim Teorisi’ne ters. Çünkü eğer hayati bir organsa evrimcilerin iddiasına göre bir anda oluşması gerekiyor. Yani eksiksiz, kusursuz bir şekilde bir anda oluşması gerekiyor. Evrimin mantığına da bu ters. Çünkü evrime göre yavaş yavaş oluşması gerekiyor. Hayati olduğu için bir anda oluşması yani yaratılmış olması gerekiyor mutlaka, inşaAllah. Hayati olmayan organlarda da şu şekilde bir durum var. Evrim mantığına göre doğal seleksiyonla yani yaşam mücadelesine göre canlıların oluştuğunu iddia ediyorlar. Halbuki hayati olmayan organların da yaşam mücadelesi ile oluşması mümkün değil. Çünkü adı üzerinde, hayati organ değil. Allah’ın bizim lüksümüz için verdiği birer nimet olmuş oluyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evrimcilerin özel bir dünyaya bakış açısı, olayları özel değerlendirme şekilleri var. Bir kere evrimcilerde derin düşünme yok. Orta dereceli derin düşünme de yok. Çok sathi düşünme üzerine kurulu. Mesela Karl Marx dünyayı açıklarken alabildiğine sade ve ilkel bir mantıkla açıklar. O da adamların hoşuna gidiyor. Yani tam anlamıyla yüzeyseldir, derinlik yoktur. Allah’ı inkar edenlerin, evrimcilerin, ateistlerin ruh halini ve kavrama güçlerini, yorumlama güçlerini ilmi bir çalışmayla kitap haline getirelim. Yani mantık örgülerindeki zayıflığı.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MeselaErtuğrul Özkök’ün yazılarını çıkartın, bu konudaki eserlerini yahut köşe yazılarını çıkartın. Mesela onun on tane köşe yazısından; zihin yapısını, kültürünü, anlayışını, perspektifini, olaylara nasıl baktığını çok detaylı analiz edebiliriz. Mesela dar görüşü nasıl, nasıl sathi bakıyor olaylara, nasıl yüzeysel bakıyor? Mesela diyor ya; “aptal hücre” diyor. Hücrenin aklını fark edemiyor. Ama bunu tabii ben kısa bir hatırlatma olarak yaptım. Yoksa orada; kompleksleri neler, neleri kavrayamıyor, nelere önden dikkatini verebiliyor fakat geniş açıyla olaylara bakamıyor, bunların bir analizini yapın. İnce ince Özdemir İnce mi ne, bir amca var, ona bakın. Onun yazılarına bakın. Mesela on tane yazısından bütün kişiliğini çıkartabiliriz. Bir karakter analizi yapın. Yani şahsiyeti, detayları ne derece görebiliyor? Yani toplumun ne derece etkisinde, yani toplumun desinlerine ne kadar önem veriyor? Yani ne yönden sükse yapmak istiyor? Ne yönden mesela kompleksleri var? Ne yönden kendini büyütmek istiyor fakat beceremiyor? Nerelerde zorlanıyor? Anlaşıldı mı? Böyle on tane yazarı, sırf on tane, fazla değil, on yazarı alın, yazılarını bana getirin. Ondan ben kısa bir analiz yapayım, kitap yapalım. Ben teybe okuyayım yahut video kameraya okuyayım, siz onu kitap haline getirin. Ben onunla şimdi tek tek uğraşmayayım. Uğraşırım da vaktimi çok alır. Mesela ben onu akşam on ikide başlasam, saat üçte-dörtte bitiririm. On yazarın, on yazısını bana getirin siz. “Materyalist Düşüncenin Zihin Yapısı” tarzında olabilir. Buna benzer bir kitap oluşturabiliriz. Şimdi siz anlatırken karşımızda sanki böyle olaylara makul bakan, makul perspektifi olan, makul derinliği olan bir insandan bahsediyor gibi bahsediyorsunuz. Halbuki makul bir perspektifi, makul bir derinliği olmuyor. Bizim zannettiğimiz gibi olmuyor. Yani daha harika, daha şaşırtıcı, daha garip, hayret verici bir zihne sahip olduklarını görüyoruz. Yani umduğumuzun dışında; yüzeysel bakan, sathi bakan, incelikleri göremeyen, hatta bazı yönleri hiç göremeyen bir ruha sahip olduklarını görüyoruz. Kişiliklerindeki benzerlikleri bir kere anlatalım. Mesela a, b, c, d de aynı mutabık olduklarını göreceksin. Anlaşıldı mı? Mesela yıldırma metotları nasıldır? Bilinçaltı kurgulama yapmaya çalışıyorlar mesela kendi kafalarına göre. Mesela diyor ki Ertuğrul Özkök; “ben” diyor, “falanca gün bir kitap aldım. Sabah bir anda allak bullak oldum” diyor. “Allah inancım bir anda sarsıldı” diyor. “Bir anda fikirlerimde bir değişiklik oldu” diyor. Mesela o yazıyı alırız. Orada bilinçaltı kurgulamayı nasıl yapmak istiyor, bilinçaltını nasıl etkilemek istiyor. Mesela zayıf insanlara nasıl mesaj göndereceğini düşünüyor. Bir de zayıf insanların ona nasıl baktığını düşünüyor. Bir de onu hakikaten öyle gözünde büyütenler de oluyor. Yani bazen böyle insanlar, bazı insanları gözünde büyütürler, yani değişik bakarlar. Şaşırırsın, yani hayret edeceğin şekilde onu gözünde bazı yönleriyle olağanüstüleştirebilirler. Halbuki hiç tahmin ettiği gibi değil, tam tersine. O göremedikleri yönlerini onlara gösterelim, yani gerçek kişiliklerini ortaya çıkartalım, gerçek şahsiyetlerini. O zaman onların vuruş gücü de ortadan kalkar. Bu çok hayati bir konudur. Mesela bunun içine ünlü Darwinistleri de alalım. Mesela on tane yerli, on tane de yabancı olabilir. Mesela Dawkins; Dawkins’in karakteri, mesela onun alaycılığı neden oluyor? Mesela alaycılığı kullanırken alaycılar, kendisinde çok etkili olduğunu zannettiği veyahut hakikaten hissettiği şeyleri dışarıya karşı kullanırlar. Bazı zayıf insanlar ondan çok etkilenirler. Mesela Dawkins’in oraya buraya bazı şeyleri mesela alaycı bir üslupla yaklaşması, mesela bazı şeylerde kurnazlık yapması. Halbuki bakıyoruz adam, ilkokul çocuğuyla tartışıyor ama diyor ki; “ben onla tartışmam, falancayla.” “Niye?” diyorsun. “İlmi yönden yetersiz” diyor. İlkokul çocuğu niye yeterli oluyor o zaman? Değil mi? İlmi yönden yetersiz deyince böyle aklı zayıf olan insan, zayıf insanlarda ona karşı bir hayranlık oluşabilir. “ya” der adam, “baksana ilmi yönü yetersiz adamla tartışmıyor, kimbilir amma üst perdeden gidiyor adam,” gibi. Kafasında büyütebilir. Büyütmenin de çeşitli şekilleri olabiliyor. Yani mesela bazı insanlarda daha ilkel bakış olacağına, daha yüksek olur. Mesela bazen elinde puro içen bir adama, cahil bir insan hayran olabilir, puro içtiği için. Halbuki puroyla kendini zehirliyor. Değil mi? Mesela bir akılcı bakan, daha başka türlü bakan “yahu bu ne biçim insan, koskoca sigarayla ciğerlerini perişan ediyor” der. Ama bir başkası da hayran olur adama; “ya amma zengin, puro içiyor” der. Değil mi? Bir başkası da, “bu insanüstü birisi, bak hiç kimse puro içmiyor ama o puro içiyor” diyor. Bambaşka bakabilir. Mesela boğazına kazağı bağlıyor adam farzedelim. O onun nefesini kesiyor, bazı kişilerin veya bir cahilin. Bir başkası da başka türlü etki yapar, yani çeşit çeşit etkileri vardır. Mesela Ertuğrul Özkök uzanıyor, ayaklarını çatıyor, ayakkabılarının tabanını kameraya çeviriyor böyle, yatağın üzerinde falan. Adamın hiç alışmadığı bir şey, yatağın üzerinde ayakkabı olmaz ona göre. “Bunu yaptığına göre o insanüstü birisi o zaman” diyor. Başka birine göre de “temizliğine o kadar dikkat etmiyor herhalde” diyor. Değil mi? Bir başkası da “herhalde hava atıyor kendi kafasına göre” diyor. Bir başka kültürde bambaşka türlü yorumlar, başka bakış açıları bulabilir. Orada neyi kastettiğini açık açık söylemek, onları felç edecektir, yani bütün alanlarını hareketsiz hale getirebiliriz. Yani neyi, niçin yaptığını; hangi yöntemi, hangi kurnazlıkla yaptığını; ruh halini, bilinçaltını tam olarak insanlara tarif edersek kavrulur kalırlar, felç olurlar. Tabii bazı sevdiklerim de var, dokunmak istemiyorum. Mesela Ayşe Arman, mesela o saç modelini neden yapar, mesela neden öyle fotoğraf çektirir; flu, gölgeli fotoğraflar çektirmiş, hiçbir şeyi belli olmayan, gözünün rengi belli olmuyor mesela, kulağı hissedilmiyor, görülmüyor falan, öyle fotoğraflar çektirmiş. Ama toplumda mesela bazı safatoriklere, o bambaşka bir etki yapar. Halbuki onun bilinçaltında bambaşka bir nedeni oluyor ama onu görende bambaşka bir etki meydana gelmiş oluyor. Mesela bazı sağcı yazarlar falan görüyorum, onu duvarın üzerine çıkarttırıyor, süper mini giymiş onun yanında oturuyor falan. O ultra model dünyaya onu adım attıran ilk kadın olmuş oluyor. İlk defa kendini aşıyor, boyutunu aşıyor. İlk defa evrenle kucaklaşmış oluyor, yani modern dünyaya açılmış oluyor. Ondan sonra zaten karakter değişimine giriyor. Ondan sonra Aydın Doğan’ın sazlı sözlü ortamına girmiş oluyor, yani bambaşka bir aleme girmiş oluyor. Aydın Doğan mesela bizzat elceğizleriyle yaptığı köftelerden yiyor, farzedelim. Onun için o bambaşka bir şey. Oradaki ruh hallerini, oradaki felsefeyi ve mantığı… Tabii ben ağır bir dil kullanmıyorum yoksa yani onu ben tam tarif ederim neyi niçin yaptıklarını bu tiplerin de. Fakat üsturuplu kullanıyorum. Ama kadınlara karşı ben her zaman şefkatliyim, yani hafiften yaklaşabilirim ancak yani ağır bir dil veyahut üzücü, kırıcı bir şey yapmam. Ayşe Arman’a karşı şefkatim var ama bir parça sezdirmek istiyorum; yani neyi, niçin yaptığını bildiğimizi, bildiğimi. Anlaşıldı mı? Fark edemeyenlere bunları göstermek çok çok etkili olur. Özellikle sağda, kendini böyle bazen -çok çok nadir olarak- hanzo gören tipler oluyor. Bunlar medenileşmekten çok haz duyuyorlar ama birinin onun elinden tutması gerekiyor. Yani hanzoluktan insanlığa geçiş aşaması açısından. Mesela kömüş kokusundan kolonya kokusuna geçiş onun için büyük bir aşama olmuş oluyor. “Ya, adam artık limon çiçeği kokuyor” diyor. Değil mi? “Artık kömüş kokusu gitmiş” diyor. Mesela o hakikaten onun için atılım olmuş oluyor. Yani kolonyadan da ikinci aşama onun için bir rüya olmuş oluyor ama tabii çok büyük bir atılım. Mesela tokurdaklı ayakkabıdan normal bir ayakkabıya geçiş onun için müthiş bir şey oluyor böyle. O zevksiz, kıl renklerden başka bir şeye geçmek. Yani onu fark ettikçe de o delirir, dine karşı da bir tavır almaya başlıyor bu sefer. Yani “vay be, nasıl bir dünya varmış, ben bilememişim” diyor. Oradaki, o aşamalardaki, onların o ruh hallerindeki bozuklukları da bölüm bölüm açıklayabiliriz. Yani psikolojik analiz kitapları aslında en etkili kitaplardır. Mesela, onun için benim Adamlık Dini kitabım, en çok satan o olmuştu. Fakat zordur tabii bunları hazırlamak, kolay olmaz. Ben genellikle hep hazır eserlerden aldığım için, alıntılarla yazıyorum, kolay oluyor, akıcı oluyor. Ama bunlarda çok detaylı yazılar oluyor. Ben onları tek tek yazmakla uğraşmak istemiyorum. Doğrudan kameraya, video kameraya sohbet anında alıp onları ondan sonra döküm haline getirip oradan kullanalım. Ama tabii redaktörünüz mü neyiniz varsa artık onlar ilgilensinler.
AKIN GÖZÜKAN:Estağfurullah Hocam, bir örnek verebilir miyim eğer uygun görürseniz, inşaAllah. Şimdi canlılarda yumurta ve sperm sayısı çok farklı oluyordu, yani insanda veya başka canlılarda, çeşit çeşit hepsinin kendine ait bir yumurta ve erkeğin de sperm sayısı oluyordu. Celal Şengör de şöyle bir şey söylüyor, bu yumurta ve sperm sayılarıyla ilgili; “Bunlar çok dengesizdir” diyor, “yani bir canlıda çok fazla olur, bir canlıda çok az olur. Dolayısıyla bu bir düzensizliğin göstergesidir, evrende bir düzen yoktur” diyor. Halbuki siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah Hocam, insanda anne rahmi çok güvenli olduğu için Allah orada sadece tek bir yumurta yaratıyor ama bir somon balığı yumurtalarını dereye bıraktığı için ve güvensiz olduğu için somon balığında çok fazla yumurta yaratıyor Allah. Allah her canlıya özel inşaAllah, yumurta ve sperm sayısı yaratıyor, en güvenli, türünü en güzel şekilde devam ettirecek sayıyı belirliyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu konu mesela tek başına, başlı başına yeterli bir konu. Ama onu söyler geçerseniz olmaz. Bunları genişletmek, detaylara girmek çok önemli. Ama tabii çok geniş detaylar iyi değildir. Bir kesit alıp, küçük bir bölümün çok ince detayını vermek lazım.
“Selamün aleyküm, aslan ve adaletli Hocam.” Aslan olmak güzel, adaletli olmak da güzel, inşaAllah adaletliyimdir, inşaAllah. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nur Sultan Nazarbayev, kardeşi Bolat Bey’le yapmış olduğumuz inşaatlardan oluşan toplam 27 milyon dolar alacağımızı ödemediler.” Ödemediler, 27 milyon dolar, Kazakistan’da öyle mi? “Ve devletin içinde suistimale açık kötü niyetli kişileri kullanarak bizi sınır dışı ettiler. Geride kalan, tamamı bize ait olan fabrikalarımıza, ofislerimize, iş yerlerimize el koydular. Bugüne kadar haklarımızı savunmak için tuttuğumuz avukatları tehdit edip sindirerek dava açmamızı engellediler. 15 sene boyunca Kazakistan’da yaptığımız tüm yatırımlarımızı bu komployla kaybetmiş olduk. Ne yapmamızı tavsiye edersiniz Hocam?” Yani Kazakistan’da hakikaten bir ara Türk işçilerine muazzam saldırılar oluyordu, bu ünlü bir şirket vardı.
ALTUĞ BERKER:Enka.
ADNAN OKTAR:Enka. Evet Enka’nın işçilerine saldırdılar, kan revan içinde bıraktılar, Türklere saldırdılar, Türk işçilere saldırdılar. Nur Sultan Nazarbayev Beyefendi’nin iç güvenliği sağlaması gerekiyor. Gidemiyorlar Kazakistan’a şu an, can güvenliği olmadığı için gidemiyorlar. Bilmiyorlar ne olacağını. Adam kaçırma olabiliyor, tehdit olabiliyor, böyle adam dövmeler oluyor. Öldürülen, şehit edilen Türkler oldu, kardeşlerimiz oldu. Hep üzeri kapandı. Bu olayların hepsini Nur Sultan Nazarbayev Hazretleri kardeşimiz açıklığa kavuştursun. Kazakistan bizim canımız. Türk-İslam Birliği’nde önemli bir ülke. Türk-İslam Birliği’ni engellemek isteyen kişiler, bu ülkeleri yaşanmaz hale getiriyorlar. Hakikaten birçok insan gidemiyor şu an Kazakistan’a. Enka işçileri dahil. Kan revan içinde havaalanına dönmüşlerdi, feci şekilde dövdüler ve birçok insan da şehit oldu. Onun için Nazarbayev Beyefendi’nin, Cumhurbaşkanı Nazarbayev’in bu konuda çok köklü önlemler alıp, adaleti tesis etmesi lazım ve orada o kardeşlerimizi dövenlerin hepsini cezalandırıp ilgili cezalarla tecziye etmelerini sağlanması lazım. O şehit olan kardeşlerimizin katillerinin ortaya çıkartılması lazım ve hak ettikleri ceza ile tecziye edilmeleri gerekir ve paralarını alamayan kardeşlerimizin de paralarının ödenmesi gerekir. Bu konunun üzerinde duracağız. Bu zulme dur demesi lazım, öbür türlü bak Kazakistan felç oldu. Kimse gidemiyor, yani yakışmaz. Bu Bolat denilen kişi kimse, Nur Sultan Nazarbayev’ın kardeşiymiş, onunla bağlantıya geçip bu konuyu açıklığa kavuşturması lazım, ben bu konunun üzerinde duracağım inşaAllah, yani Türk devletlerinde kardeşlerimizin rahat etmesini engelleyen herkesin üzerine gideceğiz. Ayrıca Kırgizistan’da bu tip olaylar oluyor. Kırgizistan’ı da Cehenneme çeviriyorlar, Kazakistan’ı Cehenneme çevirmeye çalışıyorlar. Bunlara müsaade etmeyeceğiz. Bunları konuşacağız inşaAllah. Bugün sathi bir giriş olsun, önümüzdeki günlerde daha yoğun olarak bu konuların üzerine gideceğiz, inşaAllah. Berkerim anlat.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, Ahir zamana, Mehdi (a.s.)’a bakan bir ayeti daha evvel tefsir etmiştiniz Hocam, onu okuyorum. Taha Suresi, 10. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım; “Hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti:” Hz. Musa (a.s.)’dan bahsediyor Hocam, Allah, inşaAllah, “Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum.” Burada ‘yol gösterici’nin Hocam, Hz. Mehdi (a.s.)’ye işaret ettiğini söylemiştiniz bu ayetin.
ADNAN OKTAR:Evet, doğru inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ve ‘bir ateş’, hem ‘yol gösterici’nin Mehdi (a.s.)’ye işaret ettiğini, hem de Mehdi (a.s.) ile birlikte bir ateşin görüleceğini inşaAllah anlıyoruz. Bu konuyla ilgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisi de var şu şekilde; “Gökyüzünde doğu cihetinden, geceyi aydınlatan büyük bir ateş gördüğünüz vakit, işte o an, Hz. Mehdi (a.s.)'nin geliş vaktidir” diyor Hocam inşaAllah. 1979 yılının 15 Kasım gününde, Hocam inşaAllah siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Independenta gemisi İstanbul’da patlamıştı ve günlerce ateşle, inşaAllah, Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olarak bunu zikretmiştiniz Hocam, anlatmıştınız.
ADNAN OKTAR:İstanbul’da böyle bir ateş, böyle bir patlama hiç olmamıştı. İstanbul’un tarihinde yok. Böyle aniden gündüz olmasını sağlayan, İstanbul’un. İnsanlar gündüz oldu, öğlen vakti oldu diyerek gece yataklarından fırlamaları olayı hiç olmamıştı. Böyle dev bir duman sütunu, boğazı kaplayan bir duman sütunu hiç olmamıştır. İlk defa oluyor İstanbul’un tarihinde. İki bin yıllık tarihine bakın, yoktur. Üç bin yıllık tarihine bakın, yoktur. İlk defa olmuştur. Büyük bir olaydır, önemli bir olaydır. O yüzden bu hadislere geçmiş bir konu.
Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan, Azerbaycan gibi ülkelerde Türkiye’den gitmiş vatandaşlarımızın, kardeşlerimizin güvenliği için de devletimiz önlem alsın. Oranın cumhurbaşkanı ve başbakanları ile görüşsünler, inşaAllah. Orada yapılan cinayetlerin ve zulümlerin bir an önce açıklığa kavuşması için adalet sisteminde süratli tedbirler alınsın. Yanlarına kaldı şu an Kazakistan’daki cinayetler adamların. Ve faili meçhul cinayetler oldu Türklere yönelik. Faili meçhul yaralanmalar oldu. Bunların örtbas edilmesi olmaz. Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül Beyefendi çok nezih, efendi bir insan. Mesela Nursultan Nazarbayev ile görüşebiliyor, diğer cumhurbaşkanları ile görüşebiliyor. Her görüştüğünde en az Türkiye kadar demokrat, hukukun üstünlüğü prensibini savunan bir yapının oralarda da oluşabilmesi için gayret edilmesini istirham ediyoruz. İnşaAllah. Yani onların bunu yapmalarını sağlamalarını, teşvik etmesini talep ediyoruz, istiyoruz inşaAllah, Başbakanımızdan da, Cumhurbaşkanımızdan da inşaAllah. Ve bu konunun sürekli gündemde tutulması gerekir. Bilinmeyen meçhul ülkeler havasına sokup sonra diyorlar ki gelin buraya turistik ziyaret yapın. Kardeşim adam canına güvenir mi oraya. Gitti bizim kardeşlerimiz orada; ENKA’nın da diğer şirketlerin de insanları şehit oldular. Katilleri meçhul şu an. Ve feci şekilde dövülüp yaralanıp gönderildiler. Nerede bu adamları döven, yaralayan insanlar, öldüren insanlar yahut şehit edenler? Neredeler? Ellerini kollarını sallayarak geziyorlar. Böyle bir ülkeye insan gitmek ister mi? Bu Türk-İslam Birliği’ni engellemek için yapılmış mafyanın oyunları. Buna karşı çok acele tedbir alınması gerekir. Çok süratli tedbir alınması gerekir. Evet, Berkerim, ne anlatacaksın başka?
ALTUĞ BERKER:Hocam, Muhammed Raşid Hazretleri ile ilgili bahsediyordunuz. O aklıma gelmişti. Bir sözü vardı bende kendisinin, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili, şöyle diyor; “Nakşibendi tarikatı Hz. Mehdi (a.s.)'ye kadar bozulmadan devam edecek ve Hz. Mehdi (a.s.)'ye intikal edecek.”
ADNAN OKTAR:İşte bak geçenlerde soru soran kardeşimize cevap. Ve “Mehdi (a.s.) de gelmiş” diyor. Muhammed Raşid Erol Hazretleri ve “görev artık Mehdi (a.s.)’dedir” diyor ve “ona intikal etti Nakşibendilik” diyor. Kadirilik de ona intisap etmiştir, ona bağlanmıştır, Şazelilik de ona bağlanmıştır. Dolayısıyla bütün tarikatlar Mehdi (a.s.)’ye bağlanmıştır ve ondan hitam bulup mükemmellik kazanmıştır. Yani son bulmuştur. Artık mürşid odur, inşaAllah. Ben söylemiyorum, Muhammed Raşid Erol Hazretleri söylüyor. Ben söylemiyorum, İmam Rabbani söylüyor. Mevlana Halid söylüyor, büyük alimler, büyük mürşidler bunu söylüyor. Biz naklediyoruz sadece.
“O (Mehdi (a.s.)) güzel bir delikanlıdır, güzel yüzlüdür. Yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir.” Demek ki öyle kazınmış bir saçı yok. “Yüzü parlayan yıldız gibi nurludur.” (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar)
AKIN GÖZÜKAN: Estağfurullah Hocam, başka bir hadiste de Peygamberimiz (s.a.v.); “Hz. Mehdi (a.s.), Cennetin yakışıklısıdır” diye belirtmiş.
ADNAN OKTAR: “Cennetin yakışıklı gencidir” diyor evet. Mehdi (a.s.) devrinde silah var mı?
OKTAR BABUNA:Yok Hocam inşaAllah, bütün silahlar kalkacak. Siz açıklamıştınız inşaAllah, Tevrat’ta da bu şekilde olduğunu. Hatta “mızraklar da faydalı işlerde kullanılır” diyor, kılıçlar, Tevrat’ta inşaAllah, şerhi olarak.
ADNAN OKTAR: “Bulutların semada toplandığı gibi, Allah onun (Mehdi (a.s.)’nin) etrafına bir kavim toplar. Onların kalplerini uzlaştırır,” birbirine arkadaş yapar. “Onlar içlerinden şehit düşene üzülmez.” Demek ki Mehdi (a.s.)’nin talebelerinden de şehit olanlar olacak. “Kendilerine katılana da sevinmezler.” Onu bir başarı olarak görmezler, Allah’ın gönderdiğini bilirler, Allah’a o gücü vermiş olurlar.
“Sayıları Bedir ashabı kadardır.” Ne kadar Bedir’in sayısı? 313. “Evvelkiler onları geçmediği gibi,” bakın Peygamberimiz (s.a.v.) sahabelerle kıyaslıyor. “Evvelkiler onları geçmediği gibi sonrakiler de onlara yetişemezler.” “En mükemmel insanlardır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). (Kitab ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy il Ahir Zaman)
“Bedir Savaşı’ndaki askerler gibi 313 kişinin kumandasını elinde tutarak etrafa meydan okuyacak.” “Darwinistine, materyalistine, ateistine, komünistine, hepsine meydan okuyacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Çünkü bu 313 kişi gece abid,” yani takva, alim; gece tebliğ yapıyorlar, Allah’tan bahsediyorlar gece, “gündüz kahraman,” gündüz de hareket halindeler, “kahraman niteliğini taşımaktadırlar.” (Kıyamet Alametleri, s. 169)
“Hz. Mehdi (a.s.)'ye aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişi biat edecektir.” Burada bir kişi fazla olarak söylüyor, bu rivayette.
“Onun (Mehdi (a.s.)'nin) kumandanları insanların en hayırlısıdır.” Hep veliler onun etrafında. (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar)
“Onlar (Mehdi talebeleri) Allah yolunda hiçbir kınayanın kınamasından, dedikodusundan korkmayan İslam ahalisidir.” Basında, gazetelerde, radyolarda, televizyonlarda onları kınayacaklar, dedikodularını yapacaklar. Onlar hiç takmayacaklar tabiri caizse.
Mehdi talebeleri için diyor ki Peygamberimiz (s.a.v); “Muhakkak ki onlar hidayet sancaklarıdır.” Hidayete sebep olurlar.
“Şehitleri, şehitlerin en hayırlısı,” “bütün şehitlerin en hayırlısı onların şehitleridir” diyor, “emirleri, emirlerin en üstünüdür. Onlar Allah'ın has kullarıdır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). (Kıyamet Alametleri)
“Evvelkiler onları geçmediği gibi, sonrakiler de onlara yetişemezler.”
“Mehdi (a.s.)’nin yardımcıları Arap olmayacak, diğer milletlerden olacak.” (Kıyamet Alametleri)
“Onun (Mehdi (a.s.)’nin) bayrağı altındaki hiçbir birlik mağlup edilmez.” Mehdi (a.s.)’yi yenemiyorlar, talebelerini yenmek mümkün değil. Tartıştığında, konuştuğunda küt oturtuyorlar, inşaAllah. (Ölüm-Kıyamet-Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri)
“Resulullah buyurdu ki; "Ümmetimden bir cemaat (Mehdi cemaati), Allah'ın emri tahakkuk edinceye kadar,” İslam ahlakı dünyaya hakim oluncaya kadar, “batıla,” Darwinizme, materyalizme, “galebe çalarak hak içinde devam edecek ve onları yardımcısız bırakanlar,” yani onlardan ayrılan münafıklar, “onlara zarar veremeyeceklerdir."” Sünen-i Tirmizi, sahih hadis kitabı.
“Hz. Muaviye’den rivayet edilmiştir; "Ümmetimden bir taife herkes üzerinde hakim olmadıkça,"” bütün dünyaya hakim olmadıkça Mehdi (a.s.) ve cemaati, “kıyamet kopmaz.” Önce bir hakimiyet.
“Onlar kendilerini terk edenlere aldırmaz,” münafıklara aldırmıyorlar “ve kendilerine yardım edene de aldırmazlar.” (Ramuz El-Ehadis, 376, Sünen-i İbn-i Mace’den alıntı)
“Bu iş, onlardan ayrılanlara (münafıklara) rağmen muzaffer olarak devam edecektir. Muhaliflerin ve ayrılan münafıkların onlara zararı olmaz.” (Ramuz El-Ehadis) Taberânî Kebir’inde var ayrıca.
“Mehdi (a.s.) hiçbir bidatı bırakmayacak.” Bütün uydurma, üç kağıtçı yobazların uydurduğu her türlü bidatı kaldıracak. (El-Kavlu'l Muhtasar)
“Mehdi (a.s.) kaldırılmadık bidat bırakmayacaktır.” Her türlü uydurma; müşrik ve sahtekarların, münafıkların, yobazların çıkardığı her türlü uydurmayı kaldıracak. Tam Resulullah (s.a.v.) devri gibi olacak, Asr-ı Saadet gibi olacak. Bunu kim söylüyor? Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, inşaAllah. Biz naklediyoruz.
“Mehdi (a.s.) bizdendir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “benim soyumdandır.” “Allah bu dini nasıl bizimle başlatmışsa, onunla (Mehdi (a.s.)’yle) sona erdirecektir” diyor.
“Onlar bizimle nasıl şirkten kurtulmuşlarsa, onunla da fitneden kurtulacaklardır.”” Mehdi (a.s.) ile de fitneden kurtulacaklardır” diyor. Kitab’ul Burhan’da. “Hz. Peygamber (sav) en başta İslam'ı nasıl ayakta tuttuysa,” nasıl Asr-ı Saadet oluştuysa, “Hz. Mehdi (a.s.)de en sonunda aynı şekilde,” Asr-ı Saadet’in aynı şekilde, sahabe devri gibi “İslam'ı ayakta tutacaktır.” Bazı yobaz, avanak takımı diyorlar ki, “nereden çıkarttın?” El-Kavlu'l Muhtasar’dan çıkarttım, sahih hadis kitaplarından. Anlaşıldı mı? Ben onlar gibi atarak konuşmam, delile dayandırırım.
“Mehdi (a.s.) benim izimi takip edecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “hataya düşmeyecektir.” Mükemmel, teşhisler mükemmel, uygulama mükemmel. Kıyamet Alametleri’nden.
“Mehdi (a.s.), dini Peygamberin (s.a.v.) zamanında olduğu gibi,” diyorlar ki; “Asr-ı saadet gibi nasıl olabilir?” İşte, avanak oluyor ki Peygamber (s.a.v.) de söylemiş. Ne kendi kafana göre söylüyorsun? Peygamber (s.a.v.) sevgisi havasında Peygamber (s.a.v.)’e meydan okuyor, ahmak. Bak Peygamber (s.a.v.) söylüyor bunu. ““Mehdi (a.s.), dini Peygamberin (s.a.v.) zamanında olduğu gibi aynen,” aynen diyor bak, aynen ne demek? Aynısı. “…uygulayacak. Yeryüzünden mezhepleri kaldıracak.” Hiçbir mezhep kalmıyor. “Halis ve hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak.Onun düşmanları içtihad alimlerinin taklid edenleri olacak.” Mukallit bazı sahte yobazlar. “Çünkü onlar Mehdi (a.s.)’nin mezhep imamlarının tersine hükmettiğini gördüklerinde bundan hoşlanmayacaklar”, kanlarına dokunacak, “maddesine dokunacak” diyor Cübbeli, inşaAllah. “Fakat karşı da gelemeyecekler.” Nasıl karşı gelsin. “İlim kılıcından korktukları için ister istemez hakimiyetine boyun eğecekler.”
“Cimri ve korkak olan bir adam,” hemen alim, mesela cahil bir delikanlı hemen alim hale geliyor. “Cömert”; pintiyken cömert oluyor ve cesur delikanlı oluyor. “Beşer berşer gelin” diyor yani. Korkmuyor, Allah’tan başka hiç kimseden korkmuyor. (Kıyamet Alametleri, Berzenci 186)
“Muhammed ümmetinin en hayırlısı”; işte hateme veli olması bu açıdan, en hayırlı insandır, o devrin. “ve sizin zorlukları gideren veliniz”; bütün zorlukları giderecek, ekonomik krizi kaldırıyor, anarşiyi kaldırıyor, terörü kaldırıyor hepsini kaldırıyor. “Sizin zorlukları gideren veliniz olan, kimseye (Mehdi (as)’ye) katılın, o Mehdi (as) dir”. (Kitab-ül Burhan)
“Onun açık düşmanları fukaha olacak.” Yani bir kısım yobaz fukaha, halis hakiki Ehl-i Sünnet alimleri değil, sahtekar fukaha. “Çünkü halk arasında imtiyazları kalmayacak.” Kimse takmayacak, rezil rüsvay olacaklar. “Hatta ahkam konusunda ilimleri de azalacak. Bu imamın (Mehdi (a.s.)’nin) gelişiyle alimlerin hükümlerdeki anlaşmazlıkları da giderilecek... Şayet elinde kılınç (ilim) olmasaydı fakihler onun ölümüne fetva verirlerdi.” Meraklılar ya astık kestik diye. “Lâkin Allah onu kılınç ve cömertliği ile dünyaya hakim kılacak. “Bütün dünyaya hakim olacak” diyor Allah. “Ondan hem korkacaklar hem de bir şeyler umacaklar. Kalben ondan nefret edecekler. Fakat buna rağmen ister istemez hükmünü kabul edecekler.” (Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci, Kıyamet Alametleri)
ADNAN OKTAR:Yine bir ara verelim.
SUNUCU 2:Kısa bir aradan sonra tekrar birlikte olacağız, inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...İttihad-ı İslam
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...