SUNUCU:Yayınımıza Harunyahya.tv sitemizden devam ediyoruz, buyrun.
ADNAN OKTAR:Ne diyorsun Oktar’ım?
OKTAR BABUNA:Hocam her anlattığınız çok güzel oluyor, müjde oluyor maşaAllah. Her söylediğiniz de çıkıyor Allah’ın izniyle bugüne kadar. Elhamdülillah Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak açtım, Yasin Suresi çıktı, oradan okuyayım. Şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. “Yasin. Andolsun hikmetli Kuran’a.” Yani hikmet dolu Kuran’a. “Gerçekten sen gönderilenlerdensin.” Peygamberimiz (s.a.v.)’e ayet hitap diyor. İkinci işari anlamı Mehdi (a.s.)’ye bakıyor. Mehdi (a.s.) de gönderilenlerden inşaAllah. “Dosdoğru bir yol üzerinde(sin).” Peygamberimiz (s.a.v.) de dosdoğru bir yol üzerinde. Mehdi (a.s.) de dosdoğru bir yol üzerinde. “(Kur’an) Güçlü ve üstün olan, esirgeyen (Allah’)ın indirmesidir.” Allah’ın indirdiği bir kitaptır diyor. Bak, “Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin).” Hem Peygamberimiz (s.a.v.)’in devrine bakıyor, hem Ahir zamana bakıyor. Çünkü bak; “babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin).” hakikaten din bilgisi çok zayıf şimdi toplumda. Türkiye’de de bazı yerlerde çok azdır din bilgisi. Yani Kuran hakkında bilgileri azdır. Babalarında da bilgi az oluyor, kendilerinde de az olmuş oluyor. “Andolsun, onların çoğu üzerine o söz hak olmuştur; artık inanmazlar.” Yani anlatsan da inanmazlar diyor Allah. “Gerçekten Biz onların boyunlarına, çenelere kadar (dayanan) halkalar geçirdik; bu yüzden başları yukarı kalkıktır.” Yani enaniyetli, kendini beğenen, kafası donmuş, kafası çalışmayan, ama kendinden emin. Bir metre uzağını dahi göremeyen, ama her şeyi bildiğini zanneden bir nesilden bahsediyor Kuran. Bak diyor ki Cenab-ı Allah : “Biz önlerinde bir sed, arkalarında bir sed çektik. Böylelikle onları örttük, artık görmezler.“ Yani anlatsan da anlamazlar diyor Allah ayette. Şimdi bir cehaletle örtülüyorlar bir, dar düşünmeyle örtülüyorlar iki, onların görmelerini engelleyen çok fazla örtü de dışarıda var. Eğlence, sefahat, şu, bu falan. Bak; “Kendilerini uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; inanmazlar. Sen ancak, zikre (Kur’an’a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah)’a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele.“ Ancak Allah’tan korkanı uyarabilirsin diyor Cenab-ı Allah. Allah’tan korkmayan etkilenmez diyor. Hakikaten dünyada çok vahşi bir nesil oluştu. Deccal bu eğitimi verdi. Mesela bu çok zordur. Dar düşünen, vahşi hayvan gibi korku içinde yaşayan, egoist, sadece yemek yeme peşinde, çıkar peşinde olan, ezen ezene mantığında olan, annesine babasına dahi güvenemeyen, çünkü diyor adam; “Babana dahi güvenme” diyor. Bu darb-ı mesel değil mi? Adam samimi olarak babasına dahi güvenmiyor, hakikaten güvenmiyor. Bir tek kendini seviyor ve egoist oluyor. İşte bu sistem, deccaliyetin sistemidir. Bunun ortadan kalması için şu an verilen gayret dünyada. Buna da Türkiye öncü olacak inşaAllah. Berker’im anlat.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Bu söylediğinizi Bediüzzaman Hazretleri de, dün de anlattınız, daha önce de anlatıyordunuz Hocam. Deccaliyetin bu kültür sistemini, zalim sistemini ortadan kaldıracak olan Mehdiyet ve Mehdi (a.s.)’dir diye. Üstad Hazretleri de bu şekilde söylemiş Hocam, Mektubat sayfa 56’da. Diyor ki: “Ona karşı (deccale karşı,) Al-i Beyt-i Nebevi’nin silsile-i nuranisine, (Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in) nurani soyuna bağlanan, Ehl-i velayet (velilerin) ve Ehl-i kemalin (kamil iman sahiplerinin) başına geçecek, Al-i beytten Muhammed Mehdi (a.s.) isminde bir zat-ı nurani,” nurlu bir şahıs. “O süfyanın şahs-ı manevisi olan cereyan-ı münafıkaneyi (münafıklık akımını) öldürüp dağıtacaktır” diyor.
ADNAN OKTAR:Münafıkane cereyan. Yani Müslüman gibi görünen, ama olmayan.
ALTUĞ BERKER:Hem sadece bunu Mehdi (a.s.)’nin yapabileceğini söylüyor, hem de o veli kişilerin, kamil iman sahiplerinin başına geçecektir diyor, şahıs olarak. Seyyid olarak inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, Oktar’ım sen anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Peygamberimiz (s.a.v.)’in deccale karşı duası vardı Hocam inşaAllah. Arapçası da var ama anlamını okuyorum Hocam inşaAllah.
“Allah’ım tembellikten, bunamadan, günahtan, ödleklikten, kabir azabından, zenginlik imtihanından ve şerrinden, fakirlik imtihanı ve şerrinden sana sığınırım. Allah’ım, deccalin şerrinden sana sığınırım. Allah’ım, günahlarımın kirini el değmemiş kar suyuyla yıka, kalbimi günahlardan arındır, benimle günahlarımın arasını doğu ile batı kadar uzak eyle.” Resulullah (s.a.v.)’ın okumuş olduğu teşehhüd sonrası dualar da şunlardır inşaAllah, anlamını okuyorum. “Allah’ım ben, kabir azabından, deccal fitnesinden, hayat ve ölüm fitnesinden sana sığınırım.”
ADNAN OKTAR:Ne zaman okunuyor?
OKTAR BABUNA:Teşehhüd sonrası. Teşehhüd de namazın...
ADNAN OKTAR:Her namazdan sonra bu dua okunuyor, deccalden Allah’a sığınılıyor değil mi? 1400 yıldan beri. Ve bak 1400 yıldan beri Müslümanlar’ın Allah’a sığındığı deccal zuhur etti. Ve onun zıttı da zuhur etti. Adamlar diyor ki; “niye bu kadar üstünde duruyorsun?”. Hamburgerden falan mı bahsedelim, neyden bahsedelim yani? Dedikodu arıyor. En mühim, azam meselelerdendir yani Mehdiyet ve deccaliyet. Peygamberimiz (s.a.v.) ; “daha büyük olay yok” diyor. Yani , “Gelmiş geçmiş en büyük olaydır deccaliyet” diyor.
ALTUĞ BERKER:Nur talebesi kardeşlerimizin de duasını söylemiştiniz Hocam inşaAllah. Hergün dua ediyorlar diye inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Başka Oktar?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Çok güzel bir iman hakikati var ama.
ADNAN OKTAR:Evet, göreyim.
OKTAR BABUNA:Somon balıklarıyla ilgili Hocam inşaAllah. Çok mucizevi bir şekilde, doğdukları yere geliyorlar.
BELGESEL: SOMON BALIKLARININ GÖÇÜ
ADNAN OKTAR:Dünyayı turlayıp oraya gidiyorlar. Yani binlerce kilometre.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam maşaAllah, yani öyle bir yerlerden geçiyorlar ki geçmişler ki daracık dehlizlerden, maşaAllah. Çok hassas bir koku alma organları varmış. Onunla bu, yani binlerce kilometrelik hassas kokuları ayırt ederek yollarını buluyorlarmış inşaAllah. Bir de pusulaları var, yön tayin etmek şeklinde maşaAllah, Allah’ın yaratma sanatı, maşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman diyor ki: “Rivayetlerde her iki deccalin, harikulade icraatlarından ve pek fevkalade iktidarlarından ve heybetlerinden bahsedilmiş. Hatta bedbaht bir kısım insanlar onlara bir nevi uluhiyet istinad eder diye haber verilmiş.” Yani Allah gibi görürler diye haber verilmiş diyor. “El cevap” diyor. “İcraatları büyük ve harikulade olması ise ekser tahribat ve hevasata sevkiyat olduğundan,” yani yıkıp, yakma, anarşi, terör, bombalama, fuhuş, efendim işte gayrimeşru hayat, “olduğundan kolayca harikulade öyle işler yapar ki, bir rivayette bir günleri bir senedir, yani bir senede yaptıkları işleri 300 senede yapılmaz denilmiş.” Yani tahribat çok kolaydır, deccaliyet o yüzden başarılıdır diyor. “Ve iktidarları pek fevkalade görülmesi ise, 4 cihette sebebi var” diyor ve açıklıyor.
Evet, Berker’im anlat.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, Hz. Mehdi (a.s.)’nin, sıkıntı ve zorluklarla karşılaşacağına dair hadisler var Hocam. “Hz. Mehdi (a.s.), bizden, ehl-i beyttendir. Biz öyle bir ev halkıyız ki Allah bizim için Ahiret’i dünyaya tercih etmiştir. Benim ehl-i beytim benden sonra, bela, kaçırılma ve sürgüne uğrayacaktır. Benden sonra ehl-i beytim bela ve mihnetlerle karşılaşacaklar ve tarda maruz kalacaklardır” demiş Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
“Ey insanlar, ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun ehl-i beyti çok belalar gördü ve bizler kahr ve haksızlığa maruz kaldık.” Hz. Mehdi (a.s.)’nin, Hocam kendisine biat edildiği zamanda da bu şeyi açıklayacağına dair hadisler de var inşaAllah.
Peygamberlerle benzerlikleri vardı Hocam, onu okuyorum. “Aleyhi ve alihi Peygamberlerin her biriyle bir benzerliği vardır Mehdi Aleyhisselam’ın” diyor Hocam. Bizim kaimimiz Hz. Mehdi (a.s.) ile Allah’ın Resulleri arasında birtakım benzerlikler vardır. Nuh (a.s.), İbrahim (a.s.), İsa (a.s.), Musa (a.s.), Eyüp (a.s.) ve Muhammed (s.a.v.)) ve alihi Peygamberlerin her biriyle bir benzerliği vardır. Nuh (a.s.) ile ömrünün uzun olmasında. İbrahim (a.s.) ile doğumunun gizli olması ve halktan uzak durmasında. Musa (a.s.) ile korku dahil Hz. Mehdi (a.s.)’a yönelik tehlikelerin yoğunluğuyla, öldürme, tuzak kurma, tutuklanma, gözaltına alınma, sürgün gibi hertürlü tehlikeyle iç içe olmasıyla ve gaybette yaşamasında, sürekli gizlenerek yaşamasında. İsa (a.s.) ile halkın onun hakkında ihtilafa düşmesi ile benzerliği var Hocam inşaAllah. Bir kısım insanların Hz.Mehdi (a.s.) gelecek, bir kısım insanların da gelmeyecek demesi inşaAllah. Eyüp (a.s.) ile de, beladan sonra kurtuluşun yetişmesinde. İnşaAllah Hz. Mehdi (a.s.)’ye birçok zorluk, hastalık ve dert gelmesi ancak aynı Hz. Eyüp (a.s.) gibi Allah’ın rahmeti ile hepsinden kurtulması benzerliği yine inşaAllah. Hz. Muhammed (s.a.v.)) ile de, kılıçla kıyam etmesinde. Yani kutsal emanetlerle, inşaAllah, az önce beyan ettim, benzerliği vardır diyor Hocam inşaAllah. “İmam Mehdi (a.s.)’nin, Davut Peygamber (a.s.)’in sakınmasına ve Eyüp Peygamber (a.s.)’in sabrına sahiptir” diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Dışarıya böyle akılcı baktığımızda, insanlara baktığımızda, yani dünya laboratuvar gibi. Bir kere biz istediğimiz gibi yaşamak istiyoruz. Rahat, güzel yaşamak istiyoruz. Bizim rahat yaşamamız için de insanların mutlu olması gerekiyor. En büyük konforlardan bir tanesi, sevdiklerimizin rahat olmasıdır, mutlu olmasıdır. Bir kere, dünyada en yaygın olan duygunun korku olduğunu görüyoruz. Boydan boya dünyayı korku sarmış. Bu, konforu ortadan kaldıran bir şeydir. Güvensizlik sarmış, gelecek korkusu sarmış, değil mi? Bu muazzam bir şeydir. Bu, hayvanlarda çok yoğun olur. Mesela kurtta, vahşi köpeklerde çok olur. Ama insanların büyük bir bölümünde de bu bela var üzerlerinde. Bu korkunun sonucunda da vahşileşiyorlar. Mesela, çıkar için kendi kardeşiyle bile boğuşma haline giriyor. Mesela, bir evde kız kardeş erkek kardeş geçinemiyorlar, birbirlerine düşman oluyorlar. Değil ki komşusuyla değil ki kendi kardeşiyle. Bakın, evde kavga halinde. Annesiyle kavga halinde, babasıyla kavga halinde, kardeşiyle kavga halinde, arkadaşlarıyla kavga halinde. Bu, onları ruhen muazzam yıpratıyor. Bu kavgayı görenler de, insanlar da, strese giriyorlar bu sefer. Çünkü insan huzura göre yaratılmıştır. Bizim ruhumuz sükunet, huzur, rahatlık ve güven içinde rahat yaşayacak gibidir. İnsan zayıf yaratılmıştır. Mesela bir gürültü onu harekete geçirir, rahatsız eder. Mesela, iyi olmayan bir koku onu rahatsız eder, kir rahatsız eder. Mesela, dökülmüş saçılmış bir ev rahatsız eder. Bozuk bir konuşma rahatsız eder. Mesela, böyle rahatsız edecek bir üslup, onu tedirgin eder, açmaza sokar. Deccaliyet bunun hepsini insanlara sağlar işte, sağlıyor. Mesela bak, deccaliyet nur talebelerinin de üzerine saldırdı, onları paramparça yaptı. Mehdi (a.s.)’nin varlığına bakın burada da ihtiyaç olduğu görülüyor. Yani Mehdi (a.s.)’ye yardımcı olacağı açık olan, Mehdi (a.s.)’ye yardımcı olması için özellikle oluşturulan bir guruptur Nur talebeleri. Bediüzzaman açıkça söylüyor. Deccal onlara da pençe atmış, paramparça etmiştir. Mehdi (a.s.) onları da bir araya getirecektir. Müslümanları da parçalamıştır, onları da bir araya getirecektir. İnşaAllah. Onun için Mehdiyet’in sürekli gündemde tutulması gerekir. Çok hayatidir. Berker’im devam et.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, inşaAllah. Gaybet döneminde dahi Hz. Mehdi (a.s.)’nin devam edeceğini söylüyor Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), faaliyetlerine inşaAllah. “Beni Peygamber olarak gönderen Allah’a andolsun ki, insanlar gaybet döneminde bulutların arkasında kalan güneşten faydalandıkları gibi ondan faydalanırlar” diyor Hocam Hz. Mehdi (a.s.) için inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani şu an mesela insanlar Mehdi (a.s.)’yi göremiyor, ama herkes faydalanıyor, mesela bütün dünyanın imanına vesile oluyor. Hindistan’daki Müslümanların da imanına vesile oluyor, Amerika’daki Müslümanlar’ın da imanına vesile oluyor. Ama adam bilmiyor, nedenini bilmiyor. Yani üstüne bir cesaret geliyor, güven geliyor, bir azim geliyor. Ama araştıra araştıra araştıra en sonunda onun kaynağını bulur. Yani çok fazla yansımayla geliyor. Yani Mehdiyet Allah’tan ışığı alır, Mehdi (a.s.), Cenab-ı Allah’tan. O başka bir aynaya, mesela bir aynaya yansıtır. O ayna yüzlerce aynaya yansıtıyor. Yüzlerce ayna binlerce aynaya yansıtır, aynalardan gide gide gide güneşin kaynağını bulursun. Yani mesela, “sana bunu kim öğretti?” diyorsun, “ şu öğretti” diyor. Ona diyorsun “sen nerden öğrendin?”, “ben şu kitapları gördüm” diyor. “O kitabı sen nerden alıyorsun bu kaynağı?” diyorsun, “şuradan aldım” diyor. “Sen nerden aldın?” diyoruz. Bakıyoruz ki en sonunda Mehdi (a.s.)’ye dayanıyor. Yani kaynak budur.
Dünyanın her tarafında bakın, Eyman Zevahiri, o kim, El Kaide’nin kumandanlarından, ünlü bir şahıs. Bakın diyor ki, “Kurtuluş Türkiye’den olacak” diyor. Bu özel bir Mehdiyet bilgisidir. Bu bilgiyi sen nereden aldın? Bir Mehdiyet sırrıdır bu değil mi? Bir Mehdiyet kokusudur. Sen bu kokuyu nerden aldın? Ki, Mehdiyet’in yöntemlerini kullanmıyorlar. Çünkü Mehdiyet’te kan akıtma yok. Bak, kendilerinin yönteminin olmayacağını kabul ediyor. “Türkiye’den” diyor. Türkiye’de devlet laik, devletin din yönünde, halkı dindar yapma yönünde bir politikası olmaz. Devletin öyle bir çalışması yok. Devletin anti-komünist, anti-Darwinist bir çalışması da yok. O zaman Türkiye deyince, devleti kastetmiyor. Nur talebelerini kastettiğini düşünelim. Kendi aralarında parçalanmışlar, onların da birleştirilmeye ihtiyacı var. Muhammed Raşid Erol Hazretleri’ne soruyoruz, o adrese gidiyoruz, bak bütün kapıları geziyoruz. O diyor ki : “Benim yapacağım bir şey yok, artık Mehdi (a.s.) geldi. Biz onları sadece eğitmeye çalışıyoruz, ama bizim yapacağımız bir şey yok, bütün konu Mehdi (a.s.)’de” diyor. Gördünüz, okudunuz. Adresi araya araya araya en sonunda kapıyı vuruyoruz, “hah” diyoruz, “adresi bulduk”. Adres böyle bulunur. Olmayanlardan, olana gidilerek bulacağız. Diyor ki, “Mehdi (a.s.) nerede? Öyle bulacaksınız.” Her kapıyı çalacaksın, “Bu olabilir mi? Yok. Bu olabilir mi? Yok. Bu olabilir mi? Yok. Öyle bir kapıya gelirsin ki, bu olabilir mi deyince, Allah-u alem burası” diyeceksin. Çünkü aradığın bütün alametleri bütün şartları bulduğun kapıdır Mehdiyet. Bak El-Kaide dünyayı titretiyor. Bak, “Biz kurtaracağız” demiyor, “Mehdi (a.s.) kurtaracak” diyor. “Türkiye’de” diyor. Daha ne diyeyim?
Mehdiyet, “Ben Mehdi (a.s.)’yim, gelin beni bulun” demez. Halk onu bulur, insanlar onu bulur. Ben aramak istemiyorum, değil mi? Allah sana zorla arattırır. Kanser olan adam ne yapıyor? Doktora gidiyor, hastaneye gidiyor, değil mi? Mesela “Ben hayatta hastaneye gitmem” diyen adam, koşarak hastaneye gidiyor. Hastaneye gittiğinde de diyor ki : “Buranın en iyi doktoru kim?” diyor. Talebeleri var doktorun ama, “en has doktor kimdir?” diyor, “en iyisi?”. “Bu” diyorlar, değil mi? Gidip ona söylüyor derdini. Mehdiyet de böyledir işte. Bir hastane vardır. Doktorlar vardır, bir de baştabip vardır. Doktorlara adam gider ama, “ya, asıl şu baştabibe ben bir görünsem” der. Değil mi? “Asıl ona bir danışayım” der. Baştabip Mehdi (a.s.)’dir işte.
Yani “ben aramıyorum” diyene, zaten Allah zorla aratır. Mesela diyor ki “Ben deccali görmek istemiyorum.” Deccal seni bağırta bağırta böğürte böğürte sana kendini tanıtır. Gırtlağına çöker senin, sen bağıra bağıra dersin: “Ya sen deccalsin sen” dersin. Diyeceksin yani dedirtir sana Allah değil mi? Deccal boğazına takıldı mı, sen de diyeceksin ki “Ya Rabbi Mehdi (a.s.)’yi gönder” diyeceksin. Başka türlü kurtulamaz. Çünkü “Ya Rabbi beni kurtar” diyorsun. Hasta olan adam, değil mi? Kanser olan adam “beni kurtar”. Ne yapıyor? Doktora gidiyor. Mucize beklemiyor. Yani sebepsiz iyi olmayı beklemiyor. Sebebe sarılıyor değil mi? İlaç istiyor. İlaç Mehdi (a.s.)’dir işte.
“Ya Rabbi, beni deccalden kurtar dediğinde Cenab-ı Allah ona kurtuluşu göstermiş zaten, Mehdiyet’tir. “Beni sebepsiz kurtar” diyemez. Yani çünkü sebepsiz, mesela yemek yemeden ölürüz biz. “Ya Rabbi bizi yaşat” diyoruz ama bir sebebe sarılıyoruz. Nefes almadan ölürüz, su içmeden ölürüz. Yani sebebe sarılacak. Mehdiyet ekmek ve su gibidir. Mutlak ihtiyaçtır Allah’ın izniyle, sebep olarak. Mehdiyet’te Allah tecelli eder. Onun için, adamlar lakayt da görünse, alakasız da görünse mutlaka deccali de görecektir, Mehdiyet’i de görecektir. Mesela bak, Türkiye’de insanlara “sen deccali tanıyor musun?” desen, “tanımıyorum” der. “Burayı kim bombaladı?” diyorsun, “PKK bombaladı” diyor. PKK’ya orayı kim bombalattı? Deccal, deccaliyet değil mi? Görmemezlikten gelmek mümkün mü?
Değil mi, birçok insan şarapnel parçası taşıyor üstünde, kurşun taşıyor. Deccalin kurşununu üzerinde taşıyanlar var. Deccal gözünü koparmış kolunu koparmış deccaliyet. Çocuğunu elinden almış, çocuğunu şehit etmiş, evini yıkmış, sokakları birbirine katmış. Diyorlar ki: “Deccalin icraatı var şu an, dışarı çıkmayın” diyorlar, kimse dışarı çıkamıyor. Deccal sokakta bir kol geziyor değil mi? Bir gövde gösterisi yapıyor, kimse evinden dışarı çıkamıyor. Diyor ki: “Ben deccali bilmiyorum.” Bilmemen önemli değil ki sen yaşıyorsun zaten deccali, adını bilmiyorsun sadece. Seni dışarı çıkartmayan işte o deccal. Deccaliyet çıkartmıyor seni dışarıya. Belki çıkarım, “dec” diyorsundur, “cal” diyorsundur, heceleyip çıkaramıyor olabilirsin. Cehaletin önemli değil. Ama fiilen deccalin etkisi altındasın. Kurtuluş arıyorsan, o evden sen çıkamazsın Mehdi (a.s.)’nin dışında. Yani Allah’a sığındığında, “Ya Rabbi” diyeceksin, “bana bir kurtarıcı gönder”. Peygamberler de böyle diyorlar, ayette de böyle diyorlar. “Yarabbi bize bir kurtarıcı gönder.” Şimdi halkın da, insanların da istediği “yarabbi bize bir sebep gönder, bir kurtarıcı gönder” diyorlar. İşte bu kurtarıcı Mehdiyet’tir. İnşaAllah. “Ben anlamazdan geliyorum” diyorsa, ona anlayacak şekle getiriyor Allah. Yani deccaliyete karşı zaten Mehdiyet, vücuda böyle şeker taşıyan, oksijen taşıyan kan gibidir. Yani doğal olarak biz, vücudumuzda hissediyor muyuz biz, bize şeker taşıdığında, bize oksijen taşıdığında? Bilmiyoruz. Doğal olarak o yayılır.
Mesela bütün Türkiye’de bir Türk-İslam Birliği olacağı hissi var. Mesela Azerbaycan’la vizeler kalktı. Bir hükümet, zeminden, tabandan kuvvet almadıktan sonra hareket edemez. Hükümet, milletten gücünü alır. Milletin talebini uygular hükümet. Hükümet kendi kafasına göre hareket edemez. Vizenin kalkmasını millet istedi, hükümet yaptı. Bak millet diyor ki : “Pasaport da istemiyoruz” diyor değil mi? Şimdi bak onu da kaldıracaklar. Millete bunu öğreten, millete bunu anlatan bir güç var. Bu da Mehdiyet’tir işte. Bu görülmez. Yani görünmeyen bir güçtür Mehdiyet ve sürekli ilerler, gelişir. Ve insanlara nimete vesile olur. İnsanlar farkına bile varmaz. Hatta diyor bir şiirde, Mehdi (a.s.) ile ilgili çok fazla şiir vardır, onlarda anlatılıyor. “Onların bereketine, onların mutluluğuna sebep olan insana, insanlar düşman oldular” diyor. Onu kurtarıyor, yani onu ölümden kurtarıyor, adamın boğazına sarılmışlar. Onun boğazından elini alıyor, o ele düşman oluyor haberi yok. Onu kurtarana düşman oluyor. Ama Mehdiyet tabii “beni ille tanıyın” iddiasında değil. Mehdiyet öyle bir iddiada bulunmaz. İnşaAllah. Ve en ahmakların, en akılsızların da olduğu ortamda, ahmağa da hizmet eder, akılsıza da hizmet eder, cahile de hizmet eder, alime de hizmet eder, vicdanlıya da, vicdansıza da hizmet eder. Yani dinsizi de kurtarır, dindarı da kurtarır. Ahmağı da kurtarır, akıllıyı da kurtarır. Yani ahmak diye ahmağı bırakmaz orada. Ahmağa da acır Mehdiyet. Ona kin duymaz ahmağa. Veyahut vefasıza, akılsıza kin duymaz. Çünkü onu da Allah yaratıyor, ona da acır, onu da koruyacaktır. Mehdiyet’te kin olmaz, nefret olmaz. Yani bir bölüme ayırmaz, yani şu akıllı şu akılsız. Herkesi Allah’ın yarattığı bir kul olarak görür. Hepsine şefkat duyar, yani o zaman zaten Mehdiyet olmazdı. Çünkü Allah’ın Rahman ismiyle, Rahim ismiyle tecelli eder Cenab-ı Allah. Allah’ın “Rahman ve Rahim” isminin tecellisidir Mehdiyet. Mazlumu, zengini, fakiri, akıllıyı, akılsızı, kafiri, münafığı hepsini kurtarma peşindedir. Ama illa “kurtulmamak istiyorum” derse, zaten Allah onun belasını verir. Münafığı da kurtarmak ister Mehdiyet. Ama münafık direnir, zorla o ahlaksızlığın içerisine girer. Yani Mehdiyet’in yapacağı bir şey kalmaz. Hani var ya doktora geliyor, acil getiriyorlar. Serum veriliyor, kalp masajı yapılıyor, değil mi? Oksijen veriliyor, şok yapılıyor. “Elimizden gelen her şeyi yaptık, ama vefat etti” diyor. Tabii münafık buna benzemez, ama teşbih olarak için söylüyorum. Münafıkta da insan elinden gelen her şeyi yapar, ama münafık Cehennem için kesin kararlıdır. Yani mıknatıs gibi çeker onu Cehennem. Mehdiyet onu kurtarmak için uğraşır, ama o gider, Cehennemin en dibine yapışır. Öyle yaratılmış o, yani mıknatıs gibi onu çekiyor Cehennem, illa ki gidecek. İnşaAllah. Berker’im anlat.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Hocam deccaliyetin, deccalin, Mehdi (a.s.)’yi iki ayağından ve iki elinden zincirleyeceğini söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:Mehdiyet’in evet, ellerine de zincir vurulacak, ayağına da zincir vurulacak. Mehdi (a.s.)’nin alametlerindendir, doğru.
ALTUĞ BERKER:“Mehdi (a.s.) hakkında olumsuz yorumlar yapılmasına rağmen, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Kuran’ın hükmünü icra eder” diyor Hocam. “Hiç dinlemez” diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah, şimdi Kıyamete inanmıyorlardı, Kıyametin yakın olduğuna, bir Kıyamet korkusudur sardı bak bunları. Hocanın kurtarış müjdesi yetmedi. “5 milyar yıl” diyordu bak değil mi? Cübbeli de “570 yıl” diyordu. Hiçbirinin olmadığını bak bilim adamları da söyledi artık. Onlar da anladılar olayın ne hale geleceğini inşaAllah.
Bir ara verelim.
OKTAR BABUNA:İyi geceler sayın izleyiciler, programımıza devam ediyoruz inşaAllah. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman, deccal konusuna çok geniş yer ayırmıştır. Çok çok geniş yer ayırmıştır. Nur talebesi kardeşlerimiz bu konuda da bir kısmı örtücü bir üslup içerisindeler. Çünkü deccalden bahsedince, Mehdi (a.s.)’den bahsetmek gerekiyor. Dolayısıyla Mehdi (a.s.) alerjisinden dolayı bir kısmı deccalden de bahsedemiyor.
Deccalden bahsedince, İsa (a.s.)’dan da bahsetmeleri gerekiyor. O yüzden ondan da bahsedemiyorlar. Bir garip durum. Ama Allah mecburen hissettirir. Öyle kaçmayla kurtulunacak bir şey değildir deccaliyet. İnşaAllah. Kurtulunur, Mehdiyet’in yöntemleriyle inşaAllah. Kuran’a tam tabi olmak, sünnete tam tabi olmak, Mehdi (a.s.)’ye tabi olmak inşaAllah. Mehdiyet’e tabi olmak.
Anlat pehlivan.
SERDAR ARSLAN:Estağfurullah Hocam, bu hücrelerdeki güzel bir mucize var inşaAllah, uygun görürseniz onu anlatayım.
Hocam cıva canlılar için çok zararlı bir atom inşaAllah, element. Buna karşı bakterilerde çok özel bir sistem Allah yaratmış. Normalde bakteriler, hani evrimciler hayati bir yaşam mücadelesi olarak görüyorlar ve bu yaşam mücadelesinde bencilliği esas alıyorlar. Halbuki, bakteriler o küçücük yapılarıyla muazzam görev görüyorlar. Civa çok aktif bir madde.
ADNAN OKTAR:Hayır bencil de olsa zaten harika yani. Bencil de olsa harika, her yönden akıllı ve çok yaman varlıklar.
SERDAR ARSLAN:MaşaAllah, cıva çok aktif bir madde ve dışarıda böyle başka maddelere karışmış olarak da bulunuyor. Bakteri bu cıvayı dışardan alıyor, bunun için özel proteinler var. Bunları kendi hücresinin dışına salıyor. Sanki böyle zararlı bir madde olduğunu bilircesine, cıvaya özel bir şekilde yaratılmış proteini dışarı salıyor. O protein söküyor, maddelerden cıvayı söküyor. Başka bir taşıyıcı proteine emanet ediyor. Emanet alan protein de onu hücrenin içine taşıyor. Hücrenin içinde bu zararlı haldeki cıva değiştiriliyor, elektriksel olarak yapısı değiştiriliyor. Bu yeni haliyle artık daha az zararlı oluyor. Kimyasal olarak indirgenme deniyor buna. Bu hali daha az zararlı olduğunu bilircesine, bu haliyle dışarı veriyor. Aynı şekilde, organik maddelere de bulaşmış şekilde bulunabiliyor cıva. Ordan da söküp alan başka bir protein var. Dolayısıyla 4 tane gen sırf bu iş için yaratılmış, cıvanın daha az zararlı hale getirilebilmesi için. Bu çok, hakikaten çok önemli. Mesela Japonya’da 1950’li yıllarda bir çevre felaketi oluyor. Orada, 800 küsür insan ölüyor. Bir fabrikadan cıvanın yayılması üzerine oluyor bu. Halbu ki bakteri o küçücük boyuyla, bu cıvaları temizleyebiliyor. Burada büyük bir mucize daha var. Böyle bir dörtgen başı boş da bırakılmamış. Bunlara “operon” deniliyor. Operonlar organize gen toplulukları. Yani, ortak bir amaç için bir araya getirilmiş genler inşaAllah. Bunlar, doğru zamanda bakterinin bu sisteminin çalışmasını sağlıyor. Çünkü bakteri çok çeşitli ortamlarla karşı karşıya kalabiliyor. Her ortamda da bunun çalışmasının bir anlamı yok. Mesela cıvanın olmadığı bir ortamda, bunun çalışmasının hiçbir gereği yok. Bakteri bunu bilircesine, doğru ortamda çalıştırabilmesi için iki tane genle donatılmış. Bu da başlı başına bir mucize. Bakterinin kapısına kilit vuruluyor. Bu fabrika kapısına kilit vuruluyor. Özel Allah bir işaret dizisi yaratmış. Burada bir protein dizisi de yok, özel bir bölge, “Mer OP” deniyor buna. Buraya, başka bir gen tarafından üretilen protein, bağlanılıyor ve fabrikanın kilidi kapatılıyor. Bütün bu haliyle bile olsa, sistem eksik. Çünkü, cıvanın olduğu bir durumda, kapısı kilitli bir fabrika olmuş oluyor, hiçbir anlamı yok. Cıvanın olduğu durumda, protein yapısı değiştirelecek şekilde, özel bir sistemle yaratılmış. Cıva, o kilit vuran proteine bağlanıyor, ve o şekli değişiyor. Şekli değişen protein de, fabrikanın kapısının açılmasına ve burada o sözünü ettiğimiz 4 tane proteinin üretilmesine sebep oluyor. Bunun içerisinde cıva temizleniyor ve etrafa veriliyor. Ve cıva tekrar azaldığında, tekrar fabrikanın kilidi vuruluyor ki, gereksiz yere kaynak israfı olmasın. Her yönüyle, büyük bir mucize. Her yönüyle büyük bir detay var. Ve her yönüyle de büyük bir mükemmellik gözüküyor. Bu da inşaAllah, Allah’ın sanatının mükemmelliği inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Bilim adamları, fizikçiler, biokimyacılar, böyle hücrenin yapısını inceleyenler, aslında onların tamamı Allah’a inanıyorlar. Ama etrafındaki insanlar inanmalarını kınadıkları için imanlarını gizliyorlar. Bunu bilen bir insanın, bu konuyu bilen bir insanın, yani sırf şu konuyu bilse başka bir konu değil, Allah’a inanmaması nasıl mümkün olsun? Beyni isyan eder. Beynine güç yetirmeye kalksa, böyle bir şey mümkün olmaz. Her yönden çok açık.
SERDAR ARSLAN:Demir de başlı başına çok büyük mucize Hocam. Demir, cıvanın zararları var bize karşı. Halbuki demir, yaşam için vazgeçilmez. Pek çok enzimin aktif hale gelebilmesi için demire ihtiyaç duyuluyor. Özel enzimlerde, proteinlerde demire özel bölgeler Allah yaratmış. Mesela, oksijen taşıyan hemoglobinde, orda, “HEM” diye bir grup var orda, o grubun tam ortasına konuluyor. Ve bununla, oksijenin bağlanması ve taşınması sağlanıyor. Çok sayıda görevi var demirin, bu sadece biriydi. Mesela sadece bakterilerde 400 kadar gen tespit edildi demirle alakalı. Şimdi, demir böyle olmasıyla beraber, fazla olduğu durumda da, hücre için zehir hükmünde. Serbest radikaller dediğimiz yapılar oluşmasına sebep oluyor. Bu serbest radikaller de, siz daha iyi bilirsiniz Hocam, proteinlere, DNA’ya, yağlara zarar veriyor. Yani hücrenin dünyasında terörist ajanlar gibi bunlar. Her tarafı darmadağın ediyorlar. Buna karşın, demirin fazla da olmaması gerekiyor. Ne fazla olacak, ne az olacak. Az olduğunda enzimler çalışamıyor, çok olduğunda da zarar veriyor. Dolayısıyla, o hassas oranın da tutulması gerekiyor. Halbuki demir, hücrenin dışında da çok aktif olduğu için, başka maddelere yapışık halde bulunuyor. Dolayısıyla, demirin hücre içine alınıp doğru oranda tutulması çok büyük bir mesele. Oradan temini için, özel moleküller üretiliyor hücrede. "Siderofor” deniyor bunlara, siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Bu moleküller dışarı veriliyor. Bunlar ajan moleküller gibi, kendi dışında apayrı bir yerde bir göreve gönderiliyor özel olarak. Orada, bileşiklerden söküp alınıyor demir ve bu sökülmüş haliyle beraber, hücrenin içine alınması gerekiyor. Şimdi hücrenin zarı da öyle kompleks bir yapı ki, her şeyi almıyor. Yani atom düzeyinde bir kontrol var. Ve, başka bir maddeyle birleşmiş bir halde. Allah sırf ona özel kapılar yaratmış, hücrede. O ikisinin bağlantısını algılayacak şekilde ve içeri alacak şekilde. Onu algılıyor. Algıladıktan sonra, taşıyıcı proteinler var, taşıyıcı proteinlere emanet ediyor. Bunlar hepsi, böyle bir zincir halinde devam ediyor ve zincirdeki tek bir eksiklik, sistemin çökmesine sebep oluyor. Taşıyıcı proteine verdi, taşıyıcı protein ikinci bir kapıdan geçiyor.Sonra da hücre içine geliyor. Hücre içine geldiğinde ordan sökülmesi gerekiyor demirin. Çünkü enzimlere verilmesi gerekiyor. Ordan da söken şartlar oluşturuluyor, enzimler var. Ondan sonra da görevi olan enzimlere eriştiriliyor. Şöyle olabilir, demirin oranı çok farklı pozisyonlarda olabiliyor. Eğer fazlaysa, bu demir hücre içinde bir zarar olacağı için, depo proteinleri var, depo proteinlerine iletiliyor. Bunların da şekli öyle özel ki, binlerce, burada da bir örneğini inşaAllah göreceğiz, binlerce demir atomunu inşaAllah saklayabiliyor. Mesela burada, bir tane yapısını görüyoruz, bunun şekli o kadar özel ki, içi için Allah özel bölge yaratmış inşaAllah. Bu içine demir, yine başka enzimlerce yerleştiriliyor. Dolayısıyla, fazla olması durumu engellenmiş oluyor. İhtiyaç olduğunda da, demir tekrar bu depo edilen yerlerden çekiliyor. Her aşaması mükemmel bir düzen içinde. Yani, hücrenin dışından alınması, dışardan alındığında hücrenin içine taşınması, taşındıkta sonra o taşıyan proteinden ayrılması, görevli olan enzimlere eriştirilmesi, fazla olduğunda depo edilmesi, tekrar ihtiyaç olduğunda o depolardan alınması. Her birindeki enzimlerin varlığı şart. Ve bu, böyle de yeterli değil. Burada birbirinden bağımsız bir sürü yapı var. Bunlar da ortak orkestra şeflerine benzetiyorlar bunları. “Fur” adı, adlı bir protein var, bu proteince kontrol ediliyor. Bütün bu genler, proteinler kontrol ediliyor. Yani mesela, demir eğer azsa hücrede, dışarı ajan salınması lazım, ama ajan miktarı yok, bunların üretimi sağlanıyor. Kapılar olması lazım hücrede, o kapıların üretimi yapılıp, ilgili yerlere eriştiriliyor. Böyle 400 kadar genin çalışmasından sorumlu proteinler de var. Ve bir bütün halinde, sistem mükemmel bir şekilde çalışıyor. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, ve neticede, bu demir sisteminde hiçbir kusur olmadan sistem çalışıyor inşaAllah. Allah’ın muhteşem bir sanatı.
OKTAR BABUNA:Hocam, dediğiniz gibi, sırf şunu bilen bir insan, Allah’a kesin iman eder inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu anlatılanın onda birini bilen. Yani çünkü her aşaması mühendislik harikası. Her aşamasında mükemmel bir disiplin, kontrol ve kusursuz mekanizma var. Yani, hatalı tek bir nokta yok, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir de siz daha iyi bilirsiniz, zaten çok yüzeyden anlatıyor, bilimin bilmediği kısımları da var ayrıca bir de derinliğinde daha derinliğinde... inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu anlatılan zaten yüzeyselin yüzeyseli. Derin detay çok daha fazla. Kıyas olmaz. Berker’im anlat.
ALTUĞ BERKER:Hocam “Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde, kimsenin biatı Mehdi (a.s.)’nin üzerinde, boynunda olmayacaktır” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:Evet, hiçbir tarikata bağlı değil. Hiçbir yere bağlı değil. Herkes ona bağlanıyor evet.
ALTUĞ BERKER:Bir başka hadisinde de Hocam, “Hayırda, görünüşte ve ahlakta en çok Hz. İsa (a.s.)’ya benzeyen, Hz. Mehdi (a.s.)’dir.” diyor inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam, Ertuğrul Özkök Hocama ve Hürriyet ailesine ne diyorsun, bu Saadet Partisi’ne yönetici olmaları?
OKTAR BABUNA:Açıkladınız Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani üslup öyle. Gördüğüm kadarıyla yönetici gibi konuşuyorlar. Yani “bu” diyor, ne diyor, ağır sanayi var, onun hikaye olduğu kanaatinde zaten. Değil mi? Milli Görüş’ün mantıklı olmadığı kanaatinde. “Bizim aklımıza göre hareket etseniz daha iyi olur” gibi üslup. İnşaAllah. Bunun üstüne daha ne söylemeye gerek var?
Evet, Berker’im anlat, başka bir şeyler anlat.
ALTUĞ BERKER:Başka bir hadiste Hocam, saldırıların ve baskıların Hz.Mehdi (a.s.)’yi daha da güçlendireceğini söylemiş Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve genişletilir” diyor Hocam. “Deccal onu karnı üzerine uzatır, yaralayın der” diyor. “Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve genişletilir” diyor. “İnsanlar, deccalin onu bir ateş içine attığını sanırlar, halbu ki o bir Cennet içine atılmıştır” diyor inşaAllah. Aleyhinde söylenecek sözlerin, ona yapılacak oolan komploların, tüm aleyhte olan her türlü şeyin, Hz. Mehdi (a.s.)’nin şanını ve gücünü, mücadele gücünü, her şeyini arttıracağını Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu şekilde söylemiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Sen oku bak orayı, ben parça parça açıklayayım sana.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. “Mümin şahıs Hz. Mehdi (a.s.), deccali görünce, ‘Ey insanlar, Resulullah (s.a.v.)’ın zikrettiği deccal işte budur’ der. “
ADNAN OKTAR:Biz ne yapıyoruz şu an, ne anlatıyoruz? Diyoruz ki, Resulullah (s.a.v.)’ın kastettiği deccal, evleri yaşanmaz hale getiren, sokakları kan revan içinde bırakan, isteseniz de istemeseniz de sürekli muhatap olduğunuz, televizyonu açtığınızda sürekli kan revan içinde olayları duyduğunuzda, karşısına çıkan varlıktır diyoruz. Resulullah (s.a.v.)’ın kastettiği deccal budur diyoruz. Mehdi (a.s.) öncüsü olarak, Mehdi (a.s.) talebeleri olarak biz bunları söylüyorsak, Mehdi (a.s.) de aynısını söyleyecektir.
ALTUĞ BERKER:“Deccal hemen onunla ilgili emrini verir de, o zat karnı üzerine uzatılır.”
ADNAN OKTAR:Hah, deccal bunu dile getiren, kendiyle mücadele eden adama ve insanlara ne yapıyormuş? Saldırıyormuş. Ne yapar? Tutuklatır. Hapse attırmaya çalışır, işkence eder, hakaret eder, iftira eder, aleyhinde yazılar çıkarttırır, kamuoyunda fısıltı gazetesi yayar. Zaten korkak ve ürkek olan ve korkak ve ürkek olması için de özel eğitime tabi tuttuğu bir kısım insanları eğitir ve Mehdi (a.s.)’ye karşı onları bilinçlendirmeye, olumsuz yönde bilinçlendirmeye gayret eder. Değil mi? Ve Mehdi (a.s.)’yi derdest kontrol altına alır, kendi kafasınca. Ellerinden kollarından tutar, ayaklarından tutar, değil mi? “Kollarına kelepçe takacak” diyor. “Ayağına zincir takacak” diyor değil mi? “Ve onu alır bir yere atar” diyor. Devam et.
ALTUĞ BERKER:“Arkasından onu alın da yaralayın” der.
ADNAN OKTAR:Hah, bak “yaralayın, hakaret edin, iftira edin, baskı kurun, saldırın, aleyhinde yazılar çıkartın, kamuoyu oluşturun, yaralayın onu, yaralamaya çalışın” diyecek. Evet.
ALTUĞ BERKER:“Artık o zatın sırtı ve karnı döve döve genişletilir.”
ADNAN OKTAR:Her yönden saldırıyorlar. Kahpece, sırtından da vuruyorlar, yüzüne karşı da saldırganlar, değil mi? Hadis ona işaret ediyor. Saldırdıkça ne oluyor mübarek? Hacim alıyor, büyüyor, Türkiye’ye yayılıyor, Amerika’ya yayılıyor, Afganistan’a yayılıyor, taa efendim, ne o, Eyman denen şahıs, değil mi? Bakın Zevahiri’ye kadar şanı yayılıyor değil mi? Herkes biliyor, duymadık insan kalmıyor. Onlar saldırıyor, onun şanı yayılıyor, onlar saldırıyor onun şanı yayılıyor, gücü yayılıyor. Devam et.
ALTUĞ BERKER:“Bu sefer deccal onu iki eli ve iki ayağıyla yakalar da fırlatır atar.”
ADNAN OKTAR: Hah, yani artık korkudan deccal ne yapacağını şaşırıyor. Her yönden onu etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Elini tutuyor, ayağını tutuyor. Ama öyle acar ki mübarek, mümkün mü Oktarım?
OKTAR BABUNA:Kesinlikle mümkün değil Hocam, durdurulamaz. Kesinlikle mümkün değil inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Durdurulamaz, zinciri kırar. Kelepçeyi koparır. İlla ki hizmet eder mübarek. “Dağlar çıkar önüne, yol bulur geçer” diyor. “Dağlarda yol bulur geçer” diyor. Dağları da kendine hizmet ettiriyor. Evet.
ALTUĞ BERKER:“İnsanlar deccalin onu bir ateş içine attığını sanırlar, halbu ki o bir Cennet içine atılmıştır.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii. Çünkü deccal ona saldırdıkça, o Cennete biraz daha yaklaşıyor ve dünyayı biraz daha Cennete çeviriyor. İnsanlar Cennet ruhuna biraz daha yaklaşıyor. Ama deccal de zarar verdiğini zannediyor. Evet. Ravisi kim, kaynak?
ALTUĞ BERKER:Söyleyeyim Hocam inşaAllah. Mehdilik ve İmamiye, İbrahim Süleymanoğlu, sayfa 40.
ADNAN OKTAR:Güzel, maşaAllah. Oktar’ım anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bir kurbağa var Hocam, kışın donuyor, bütün organları donuyor, sonra canlanıyor baharda. Göstereyim mi onu?
ADNAN OKTAR:Göreyim, bakayım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Şimdi donacak bu kurbağa, kaskatı bir şekilde. Soğukla beraber, kurbağa iç bölgelerindeki suyu dışarıya çıkarıyor, organlarının dışına. Bu organların etrafında bir su birikintisi oluyor. Sonra bu birikinti buza dönüyor.
ADNAN OKTAR:Ha, adam resmen donuyor.
OKTAR BABUNA:Evet donuyor. Anlayamadıklarını söylüyor bilim adamları; ne solunum kalıyor, ne böbrek, ne kalp. Kaskatı donuyor. Ve uzunca bir süre devam ediyor bu. Haftalarca devam ediyor. Normal bildiğimiz ölü gibi, fakat ölü değil. “Dışardan bir taş gibi” diyor. Tamamen hareketsiz. Ve şekeri de antifriz gibi ve kurbağa dağılmıyor bu şekilde. Ta ki bahar olana kadar.
ADNAN OKTAR:Donmuş vaziyette kalıyor.
OKTAR BABUNA:Kalıyor Hocam. Burada bir ısınma başlıyor güneş açtığında. Toprak da ısınıyor. Şimdi burada o mucizeyi gösterecek. Kurbağa da yavaş yavaş ısınmaya başlıyor. Haftalarca, aylarca atmayan kalbi şimdi birden atmaya başlayacak, burada gösteriyor onu. Yavaş yavaş, çok yavaş hareketlerle başlıyor kalp. Bir kere atıyor, bir daha atıyor, 10 saat içersinde kurbağa yavaş yavaş gerinerek kalkmaya başlıyor maşaAllah. Tamamen donan kurbağa, fonksiyonları da kaldığı yerden devam ediyor. “Neden?” diyorlar, “bilmiyoruz” diyor. MaşaAllah. Güneş kurbağanın yüzeyini ısıtmasına rağmen, önce bu şekilde kalbinin içi, beyni çözülüyor, açıklayamadıkları bir şekilde iç organlarında başlıyor önce ısınma. Bu da bir mucize. Normalde dışının önce ısınıp, içinin sonra ısınması lazım.
ADNAN OKTAR:Sonra ısınması gerekiyor tabii.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Nasıl başladığını da, nasıl bittiğini de bilmiyorlar. Şeytandan Allah’a sığınırız, “İşte böyle; şüphesiz Allah hakkın kendisidir ve şüphesiz ölüleri diriltir ve gerçekten her şeye güç yetirendir.” (Hac Suresi, 6) MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Berker Hocam anlat.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Ancak Hz. Mehdi (a.s.)’ye kurulan tuzakların hiçbirinin başarılı olamayacağını söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hocam. Ve aleyhine de hiçbirşey bulunamayacağını söylüyor. “İnananların efendisi dedi ki :“ O Mehdi (a.s.) insanlardan saklanırken, iz sürücüler arasalar bile, onun ayak izlerini görmezler.”
ADNAN OKTAR:Hah, iz sürücüler, demek ki ona birçok insan karşı olacak. Ama bakın, ayrıca iz sürücüler onu takip edecekler. Telefonunu dinleyecekler, takip edecekler, gözetleyecekler, ama buna rağmen onu engelleyemeyecekler. Değil mi? Konuşmalarını dinleyecekler, uzaktan teknik takip yapacaklar, birçok şey olacak, ama durdurmak mümkün olmayacak Mehdi (a.s.)’yi. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Üstad Hazretleri, sizin söylediğiniz bir şey vardı, Mehdi (a.s.)’nin tüm Müslümanlar’ı delaletten kurtarma özelliği. Birinci vazifesini, iman vazifesini yaparken, onun için şöyle diyor : “Ümmetin beklediği, Ahir zamanda gelecek zatın, 3 vazifesinden en mühimi (önemlisi) ve en büyüğü ve en kıymettarı olan iman-ı tahkik-i neşr, (gerçek imanı yayma) ve ehl-i imanı delaletten, (iman edenleri sapmaktan) kurtarmak.” Allah’ın izniyle inşaAllah Hocam, söylemiştiniz, deccali deşifre ederek, deccalin oyunlarını anlatarak, ve gerçek imanı, köklü imanı insanlara anlatarak, delaletten kurtarmak Hocam. Materyalizmin etkisinden, Darwinizmin etkisinden.
ADNAN OKTAR:Şimdi sen baştan oku, ben onu kelime kelime açıklayayım. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. “Ümmetin beklediği, Ahir zamanda gelecek zatın.”
ADNAN OKTAR:Ümmet bir kere bekliyor. Gelmiş olsa, Bediüzzaman “ümmetin beklediği” demez. Bediüzzaman yalancı değil, dürüst bir insan. Onun yalancılıkla itham edenler, kendileri yalancılar, kendileri sahtekarlar. O dürüst ve doğru bir insan. Cahilliğinden söyleyenleri tenzih ediyorum, ama böyle ahmaklar var. Bediüzzaman’ı yalancılıkla itham eden bazı ahmaklar var. Birdaha baştan al.
ALTUĞ BERKER:“Ümmetin beklediği, Ahir zamanda gelecek zatın.”
ADNAN OKTAR:Ahir zamanda gelecek. Bak ümmet bir kere bekliyor. Gelmiş olsa, Bediüzzaman’ın kendisi olmuş olsa, “ümmetin beklediği” der mi? “Ahir zamanda gelecek” der mi, ne gerek yalan söylemeye? Ne gerek? Devam et.
ALTUĞ BERKER:“3 vazifesinden en mühimi.”
ADNAN OKTAR:3 tane vazifesi varmış bu zatın. Bölünmüş değil. Bölücü parçaya ayırıyorlar. 1. vazife başkasının, üçünü birden yapacak diyor Bediüzzaman. Evet.
ALTUĞ BERKER:“En mühimi ve en büyüğü ve en kıymetlisi olan iman-ı tahkik-i neşr” ( yani gerçek imanı ).
ADNAN OKTAR:Evet tahkik-i imanla ilgili kitaplar hazırlayacak, çalışmalar yapacak, konuşmalar yapacak. Radyo, televizyon, internet hayatın geniş dairesindeki bütün imkanları kullanacak Mehdi (a.s.). Evet.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah, “ve ehl-i imanı delaletten kurtarmaktır.”
ADNAN OKTAR:Ehl-i imanı delalete düşürmek için, sahtekar Hocalar bulacaklar, üçkağıtçı Hocalar bulacaklar. Müslümanları böyle ateist, Darwinist, materyalist yapmak için bu sahtekarlar uğraşacak. Kimi de yobazlığa çekmek için uğraşacak. Müslümanları ümitsizliğe çekmeye çalışacak. Müslümanları samimiyetsizliğe çekmeye çalışacak. Bu sahtekarlara karşı, Mehdi (a.s.) Müslümanların imanlarını muhafaza edecek, değil mi? Bu üç kağıtçılara karşı Müslümanlar’ı beladan koruyacak bir faaliyet içerisinde olacak ve çok başarılı olacak. Dimdik ayakta duracak Müslümanların imanı, elhamdülillah. Devam et.
ALTUĞ BERKER:Başka bir yerde Hocam: “Bu üç vazifeyi birden bir şahısta yahut bir cemaatte, bu zamanda (kendi zamanında) bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerh etmemesi (çürütmemesi) pek uzak adeta kabili mümkün görünmüyor.” demiş.
“Ahir zamanda Al-i beyt-i nebevinin (Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyunun) cemaat-i nuraniyesini (nurani cemaatini) temsil eden Hz. Mehdi (a.s.) de ve cemaatindeki şahsı-ı manevide ancak içtima edebilir.”
ADNAN OKTAR:Kardeşim en gerizekalı insana şu konuyu anlatsan, anlar bunu. Yani inanılır gibi değil. Bu büyücülerin, bir kısım büyücülerin, koskoca insanları, 30 yaşında, 40 yaşında insanları büyüleyip, bunu tam tersine çevirmeleri bir mucize. Yani deccaliyetin gücünü gösteriyor bu. Çünkü bu da deccaliyetin gövde gösterisidir. Bu kadar açık bir konuyu tam tersine çevirmek. Saflığından, cahilliğinden, eksik bilgisinden dolayı çarpıtanları tenzih ediyorum. Ama bundan açık nasıl izah olabilir? Oku baştan.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. “Hem bu üç vazifeyi birden bir şahısta yahut bir cemaatte bu zamanda bulunması.”
ADNAN OKTAR:Bak, “bir şahısta yahut cemaatte ve bu zamanda bulunması” diyor. Bediüzzaman kendi zamanında ne bir şahıs olarak bunu yapabilir diyor, ne bir cemaat olarak yapılabilir, ne şahs-ı manevi olarak yapılabilir, hiçbir şekilde yapılamaz diyor, benim zamanımda olacak bir şey değildir diyor. Yani Mehdi (a.s.)’nin çıkması mümkün değil diyor benim zamanımda. Ne zaman çıkabilir diyor Mehdi (a.s.)? Ahir zamanda. Kendi zamanını geçiyor bir kere. Daha ileri bir dönemde. Evet.
ALTUĞ BERKER:“Al-i beyt-i nebevinin (Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyunun) cemaat-i nuraniyesini (nurani cemaatini) temsil eden Hz. Mehdi (a.s.)’de”
ADNAN OKTAR:Hah, bir temsilci var. Yani bir şahıs var temsil eden. O şahs-ı maneviyi, o topluluğu temsil eden bir şahıs var. Ve seyyid olan bir şahıs var. Bu Mehdi (a.s.)’de, bir kere Mehdi (a.s.)’yi açıklıyor değil mi? “Mehdi (a.s.)” diyor. Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:“Temsil eden” diyor “o cemaat-i nuraniye, (nurani cemaati) temsil eden Hz. Mehdi (a.s.)’de ve cemaatindeki şahs-ı manevide.”
ADNAN OKTAR:Cemaati var, bak Mehdi (a.s.) var, cemaati var ve şahs-ı manevisi olacak diyor. Değil mi? Mehdi (a.s.), cemaati ve ikisinden oluşan şahs-ı manevisi. Ve ancak...
ALTUĞ BERKER:“İçtima edebilir” toplanabilir.
ADNAN OKTAR:Toplanabilir ve ancak o zaman başarılı olurlar diyor. O yapar bu görevi diyor, o zaman yapabilirler diyor. Benim zamanımda mümkün değil diyor. Buna rağmen diretmenin anlamı ne? Yani mümkün değil benim zamanımda diyor, Mehdi (a.s.)’nin çıkması diyor. Olamaz diyor. Ne şahıs olarak ne cemaat ne şahs-ı manevi olarak mümkün değildir diyor. Ancak ilerde, Mehdi (a.s.)’nin şahsı, cemaati, seyyid olan Mehdi (a.s.)’nin bak cemaati var, şahsı var ve şahs-ı manevisi var. “Ancak onlarda içtima edebilir ve başarılı olabilirler” diyor. O zaman olacak diyor ve işte kastettiği vakit bu vakittir.
Tamam ara veriyoruz.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra yayına tekrar devam edeceğiz.
SUNUCU:Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam.
ALTUĞ BERKER:Siz her vesileyle söylüyorsunuz Hocam. Mehdiyet, herhangi bir insanın övüneceği, güç gösterisi yapacağı bir konu olmadığını, Allah’ın izniyle kaderinde İslam ahlakını hakim etmek olduğunu.
ADNAN OKTAR:Tabii öyle birisi çıkar zannediyorlar, heveslenir, işte “benim kaşım benziyor, gözüm benziyor, beni Mehdi (a.s.) ilan edin, ben bir tahtın üzerine çıkayım, size hükümran olayım...” böyle bir inanç var zannediyorlar. Yani Allah dünyayı başıboş yaratmıyor. Böyle bir şey olmaz. Allah’ın emrettiği, kaderdeki insan, kadere tabi olarak, “Allah’ın” diyor ayette, Cenab-ı Allah “alnından tutup denetlemediği hiçbir canlı yoktur” diyor. Kaderine boyun eğmiş zavallı bir kuldur Mehdi (a.s.). Allah’ın emrettiğini milimi milimine kaderine uyarak yapar. Ve insanlar da ona milimi milimine uyarlar, Allah’ın emrine uyarak. Yoksa, yani birisinin bir uyanıklık yapması, gözü açıklık yapması, ortamı fırsatı uygun bulup ortaya çıkmasıyla oluşmuş, tesadüfen oluşmuş bir yapı değildir. Tesadüf hiçbir yerde olmaz. Allah’ın ona verdiği başarı Allah’ın emriyledir. Kaderinde olduğu için olur o. Bazı akılsızlar da zannediyor ki birisi çıkar, ortam müsait olur, işte “benim kaşım gözüm, boyum da müsait, beni Mehdi (a.s.) seçin” der. Rastgele, tesadüfen adam Mehdi (a.s.) olunur zannediyor. Böyle bir şey olmaz, hiçbir şekilde olmaz böyle bir şey. Peygamberler de kaderlerinde olduğu için Peygamber oluyorlar. İmam-ı Rabbani kaderinde olduğu için İmam-ı Rabbani olmuştur. Abdülkadir Geylani rastgele ortaya çıkmış bir insan değildir. Kaderinde olduğu için Abdülkadir Geylani olmuştur. Mehdi (a.s.) de kaderinde olduğu için o şekildedir.
Şimdi insanlar mutluyuz zannediyorlar. Bir kısım gençler, dışarı çıkıyorlar, “Ne yapalım abi?” diyor “Hadi bir diskoya gidelim” diyor. Kız arkadaşı geliyor, erkek arkadaşı beraber gidiyorlar. Müthiş bir gerilim. Kızda, çocukta bir gerilim, herkeste bir gerilim. Diskoya gidiyorlar, herhangi bir ülkeden herhangi bir yerden bahsediyorum. Ölüm tehlikesi kol geziyor. İti, kopuğu, çakalı, zaten Hint horozu gibi, kavgaya hazır tipler. Yani nasıl vahşi köpek böyle kavgaya hazırdır, onlar da bazı yerlerde, biz bunu görüyoruz, vahşi köpek gibi kavgaya hazır. Hatta kızlar da vahşi köpek gibi kavgaya hazır. Bir kız kavgası var, saç saça, baş başa kepazelik yapmaya hazır. Önce laf dalaşı, sonra saldırganlık. Bir de it çakal delikanlıların savaşa hazır olmaları var, Hint horozu gibi. Mesela suratından anlaşılıyor kavgaya hazır olduğu. Hemen kepazeliğe hazır. Zaten yanlarında taşırken, onu da göz önünde bulundurarak taşıyorlar. Bir kere, sırf şu bile bir azaptır değil mi? Muazzam bir gerilim. Orda rakibi olan kızlar oluyor. Onlar ona rakip onlar ona rakip. Yani en ufak bir kıvılcımla kavgaya çıkması mümkün oluyor. Alkolle bitkinleşiyor, sigara dumanıyla sersemleşiyor, uykusuz, perişan. Orada konuşulan konular incir çekirdeğini doldurmaz. Kafasında ölümünü düşünüyor adam, ordaki insanlara bakıyor, hiç kimsenin ondan haberi yok. Herkes, hemen hemen herkes oradakiler, alaycı, laf sokan, münasebetsizlik yapan adamlar. Kimi züppelik yapıyor, mesela ağzında sakızla böyle züppe üslubuyla konuşuyor yani lakayt. Kimi dışarı bakıyor, mesela arkadaşına bakmıyor, dışarıya bakıyor, başka bir yere bakıyor. Yani o da bir züppelik göstergesi. Yani “seni kaale almıyorum” der gibi. Mesela, bir soru soruyor, böyle çakal züppe üslubuyla cevap veriyor. Böyle kısa ve lakayt. İtlik gösterisi şeklinde. Bir elemdir, acıdır orda yaşanıyor. Mutlu olmaya gidiyor ama mutluluğun m’si yok. Paralarını kaptırıyorlar, zamanını kaptırıyor, mutluluğunu kaptırıyor ve acı içerisinde geri dönüyorlar. Eve dönüyor annesiyle kavga ediyor, babasıyla kavga ediyor, kardeşiyle kavga ediyor. Yolda arkadaşlarıyla laf kavgası var. Dışarıya gidiyor, bir yere geliyor, böyle kuduz köpekler olur, hayvan hem korku içindedir, hem saldırgandır. Hem saldırganlık, hem korku içerisinde böyle. Kuduz köpek korkusu içersinde. Her an bir şey olacakmış korkusuyla yaşıyor. Ya düşünmüyor, “Ben niye bu dünyada bu kadar huzursuzum? Yani ben böyle sürünmeye mi geldim? Niye bu kadar acı çekiyorum?” demiyor. “Bu acının kaynağı ne?” demiyor. Halbuki acının kaynağı belli. İmansızlık, Allah sevgisinden, Allah korkusundan uzak olmak. Köpek gibi yaşamak için geldiğini zannediyor. Köpek gibi sürünmeye geldiğini zannediyor. Yani, “dünyanın kanunu budur” diyor. Halbuki dünyanın kanunu deccal bu hale getirmiş, deccaliyet bu hale getirmiş. Niye böyle olsun kanun? Dünyanın kanunu Cennettir, Cennet gibi olmaktır. Allah onun için yaratmış dünyayı. Bir nevi Cennettir. Ahiret’te de sonsuza kadar Cennettir. Deccal onlara Cehennemi meydana getirmiş, o da Cehennemin içersinde, Cehenneme uyum sağlamış, Cehennemin elemanı olmuş. “Zaten biz Cehennem için yaşarız, Cehennemde yaşarız” diyor. Bunu bünyesi kaldırmıyor, çöküyorlar. Ağzı acılaşıyor, saçları bozuluyor, cildi bozuluyor, sapsarı bir yüz, unutkanlık, bitkinlik, dikkat bozukluğu, konsantrasyon bozukluğu, sinirlilik, alınganlık, tarif edilemeyen bir korku, her şeyden rahatsız olmak. Yiyecekten rahatsız oluyor, müzikten rahatsız oluyor. Müziği koyuyorlar, “Değiştirin bunu, hoşlanmadım” diyor. Onu koyuyor, “ondan da hoşlanmadım” diyor. “Bu mekandan hoşlanmadım, buradan çıkalım, gidelim” diyor. Gidiyor, “buradan da hoşlanmadım” diyor. Somurtuyor, “akşama kadar somurttun” diyor, bu sefer onun için kavga ediyorlar. “Hadi buradan eve gidelim o zaman” diyor, evde de ayrı bir kavga. Babası zaten baş düşmanı oluyor. Annesinden ayrı nefret ediyor, kardeşi zaten sille tokat giriştiği adam oluyor. Böyle bir dünya yok, bunu deccal insanlara sundu. Bu belayı kaldıracak yer Türkiye’dir. Ki Türkiye’de bile bunlar yaşanıyor, birçok yerde bunlar yaşanıyor. Birçok kişi bunu bilir. Bunun ortadan kaldırılması en acil görevlerden bir tanesidir. Mehdiyet, çok uzun bir çalışmayla bu belayı ortadan kaldıracak, Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın dünyada vesile kılmasıyla inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hz. Ali (r.a.), Hz. Mehdi (a.s.)’nin kıyamının getirdikleri hakkında şöyle buyurmuş Hocam.
“Halkın kişisel reylerini (yorumlarını) boşverir, Kuran’ın hükmünü icraya başlar” diyor Mehdi (a.s.) için.
ADNAN OKTAR:Hah, dedikodu, itin kopuğun lafları, tehditleri, çakalların iması, değil mi? Soysuzların iftiraları, baskıları, Mehdi (a.s.)’ye vız geliyor, hiç muhatap olmuyor. Ne yapıyor? Bu mübarek kitaba sarılıyor. Kuran’a sarılıyor, sünnete sarılıyor. Ve iflahlarını kesiyor, iflahlarını. Ne diyor? Gece nedir diyor?
OKTAR BABUNA:Gece abid, gündüz arslan.
ADNAN OKTAR:Hah, geceleri de dolu Mehdi (a.s.)’nin, gündüzleri de dolu değil mi? Allah’ın yeryüzündeki manevi kılıcı. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Dünya herc-ü merc içinde kaldığında (kargaşa, zulüm), fitneler zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde, bazıları bazısına hücum ettiğinde, büyük küçüğe merhamet etmediği, büyüğe vakarlı davranmadığında, Allah, bu sırada onlardan adavetin (düşmanlığın) kökünü kazıyarak, delalet kalelerini fethedecek ve evvelce benim ayakta tuttuğum gibi, Ahir zamanda dini ayakta tutacak, önceden zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak, Hz. Mehdi (a.s.)’yi gönderecektir” diyor Hocam Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:Bak, “zulümle dolu olan dünyayı” diyor bak, zulümle dolu, çaka çaka. Zulüm deyince insanın aklına geliyor ki insan sadece döver ve öldürür, öyle değil. Zulüm, öküz gibi bakar suratına, zulümdür. Konuşurken, suratını başka bir yere çevirir, bir zulümdür. Abuk sabuk konuşur, zulümdür. Yemek yerken hayvan gibi yemek yer, o da bir zulümdür. Ortalığı batırır, o da bir zulümdür, küfür ahlakı çünkü bunlar. Sevgi gösterebilecekken göstermemek zulümdür. Tehlikenin, belanın içine sevdiklerini sokar, bir zulümdür. Değil mi? Uyuşturucu kullanır, zulümdür. İçki içer, zulümdür. Ciğerine zulmediyor, bedenine zulmediyor değil mi? Tehdit eder, korkutur, bir zulümdür. Millete saldırır zulümdür, Allah’tan bahsetmez, zulümdür. Zulüm, yani binlerce çeşit zulüm dünyayı kaplayacak. Zulüm deyince insanlar hep dövme, sopayla dövme ve öldürme akıllarına geliyor. Zulümün çapı çok geniştir. Mehdi (a.s.) açıkça müjdelendiği halde Mehdi (a.s.)’yi gizler, zulümdür. Deccal zuhur ettiği halde “deccal yok” der, gizlemeye çalışır, bu da bir zulümdür. Bela memleketin üstüne çöker, anlamazdan gelir, tefle darbukayla eğlenmeye devam eder. Bu da bir zulümdür. Değil mi? Hadisi bölüm bölüm açıklayalım, söyle.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. “Dünya herc-ü merc (kargaşa, zulüm) içinde kaldığında.”
ADNAN OKTAR:Herc-ü merc. Herc vakaları. Herc, ölüm, saldırılar, acı, azap bütün dünyaya yaygın mı şu an?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, yaygın.
ADNAN OKTAR:Türkiye dahil. Evet devam et.
ALTUĞ BERKER:“Fitneler zuhur ettiğinde...”
ADNAN OKTAR:“Fitne,” fitne her yeri sarmış durumda mı şu an?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Ve zuhur etti, evet,
ALTUĞ BERKER:“Yollar kesildiğinde,”
ADNAN OKTAR:Güneydoğu’da, gece arabaya binip bir yerden bir yere gitmen mümkün mü?
OKTAR BABUNA:Değil.
ADNAN OKTAR:Mardin’den istediğin bir yere, ara yollardan, köy yollarından.
OKTAR BABUNA:Değil Hocam.
ADNAN OKTAR:Yollar kesilmiş mi?
OKTAR BABUNA:Evet, kesilmiş.
ADNAN OKTAR:Ve binlerce kilometre yol bu şekilde. Gece oldu mu çıkış yok, gündüz de çıkamıyor adam. Çünkü gündüz de konvoy halinde gidilebiliyor. Gece hiç çıkılamıyor. Hadis tam tahakkuk etmiş durumda. Yollar kesilmiş durumda. Bir genç kız gece dışarı çıkabiliyor mu? Yol manen kesilmiş durumda. Korkuyor, yanına abisini alıyor, kardeşini alıyor, buna rağmen, yine korkuyor. Kesilmiş, manen kesilmiş. Bir kısmı da fiilen kesilmiş durumda, eşkiya tarafından. Evet.
ALTUĞ BERKER:“Bazıları bazısına hücum ettiğinde.”
ADNAN OKTAR:Görüyor musunuz şu an, yapıyorlar mı? Bazıları bazılarına hücum ediyor mu?
OKTAR BABUNA:Ediyor Hocam.
ADNAN OKTAR:O ona, o ona şehirlerde, evet.
ALTUĞ BERKER:“Büyük küçüğe merhamet etmediği, büyüğe vakarlı davranılmadığında.”
ADNAN OKTAR:Yaşlı insanlara saygı olmuyor. Küçüğe de şefkat, merhamet olmuyor. Evet.
ALTUĞ BERKER:“Allah, bu sırada onlardan adavetin (düşmanlığın) kökünü kazıyarak.”
ADNAN OKTAR:Bak kökünü, kökü ne? Darwinizm, materyalizm. Üstünü kazır demiyor Peygamberimiz (s.a.v.) değil mi? Hadiste bak, üstünü değil, ortasını da demiyor. Kökünü. Kökü nedir? Materyalizmdir, Darwinizmdir. Kökünü kazıyacak Mehdi (a.s.). Evet.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. “Delalet kalelerini fethedecek.”
ADNAN OKTAR:Hah, delalet kaleleri. Ateist, Darwinist, materyalist aydınların hakim olduğu manevi kaleleri fethedecek, etkisiz hale getirecek. Onları fikren darmadağın edecek. Evet.
ALTUĞ BERKER:“Ve evvelce benim ayakta tuttuğum gibi, Ahir zamanda dini ayakta tutacak.”
ADNAN OKTAR:Aynı Asr-ı saaddet gibi. Sakalı göbeğinde bir yobaz gördüm, Asr-ı saaddet gibi olmaz diyor. Bak Peygamber (s.a.v.) öyle olacak diyor, “Asr-ı saadet gibi olacak” diyor. Nasıl olmaz? Neye benzesin istiyorsun? İlla kendi iblis sistemini kuracak. Kendi dediği gibi olacak. Asr-ı saadet gibi olacak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediği budur. İnşaAllah. Devam et.
ALTUĞ BERKER:“Önceden zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak birini, Hz. Mehdi (a.s.)’yi gönderecektir.”
ADNAN OKTAR:Hah, adalet. Zulüm kalkıyor, yerine adalet geliyor. Her yerde zulüm var. Az veya çok, her yerde. Mesela hastanede, insanlar acı çekiyor hastanelerde. Kuyruklarda acı çekiyorlar. Acının diğer adı zulümdür. Yani eğer acıyı durdurmak mümkünken bu durdurulmuyorsa, bunun adına zulüm denir. Adamın kolundan ameliyat yapacaksın, anestezi ile yapmayıp da canlı canlı adama ameliyat yaparsan, canını yakarak yani uyuşturmadan yaparsan, bu da bir zulümdür. Yani zulüm çok yaygındır. Geniş bir kavramdır. Adamın sıkıldığını bildiğin halde zırvalarsan, boş lafla onu sıkarsan, bu da bir zulümdür değil mi? Müthiş imkanlarıyla, televizyon imkanıyla, radyo imkanıyla çok güzel hayırlı işler yapacakken, boş işlerle, münasebetsiz işlerle insanların vaktini alıyorsan, bu da zulümdür. Yani milyonlarca çeşit zulüm şeklini ortadan kaldıracaktır Mehdi (a.s.). 3-5 tane, 10 tane zulüm değil, milyonlarca zulüm şeklini “kökünü kazıyacak” diyor, kökünü. Ta dibinden, en dibinden yok edecek inşaAllah.
SUNUCU:Hocam kitabınızda vardı, bataklıktaki sinekleri öldürmek için bataklığı kurutmak lazım.
ADNAN OKTAR:Hah, maşaAllah. Bataklığı kurutacak, sineklerle boğuşmayacak. Değil mi?
ALTUĞ BERKER:Üstad, “ben seyyid değilim” diyor Hocam. “Halbuki Ahir zamanın o büyük şahsı Al-i beytten olacaktır, seyyid olacaktır” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii, Bediüzzaman tek ölçü olarak budur demiyor, “ben Kürdüm” diyor. Ve şeceresi de ortadadır Bediüzzaman’ın. Baktığımızda şeceresi, yani mesela Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde, biz Mehdi (a.s.)’nin şeceresini bilimsel olarak göreceğiz. İlmi olarak araştırma yapılır bu, yani devletin arşivi ortada. Bediüzzaman’ın da soyunu tespit etmek istediğimizde, şecere ortada. Yani nüfus kütüğüne baktığımızda, Kürt kökenden geldiğini görüyoruz değil mi? iftihar ederiz. Selahattin Eyyübi mesela Kürttür. Kürt kökenden gelir. Medar-ı iftiharımızdır. Bir Türk büyüğüdür, bir Türk arslanıdır, Kürt asıllıdır. Benim üstadım Bediüzzaman, o da Kürttür inşaAllah. Fakat Bediüzzaman, Mehdi (a.s.)’nin net bilineceğini bildiği için, hiç bilinmeyen hususlarını açıklamıştır. Diğer detaylara girmemiştir. Mesela Bediüzzaman’ın sakal bırakmamasının nedenlerinden bir tanesi, Mehdi (a.s.) ile arasındaki farkı iyice vurgulamak içindir. Yani o iddiayı ortadan kaldırmak için, sebeplerden bir tanesidir. Buna rağmen ne yapıyorlar biliyor musun? Mehdi (a.s.) ile ilgili hadis var ya, bakın buradaki acayipliğe. O hadisi okusana.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.)’nin sakalıyla ilgili olarak bakın nasıl ilginç bir açıklama yapıyorlar.
OKTAR BABUNA:“Hz. Mehdi (a.s.) ota boylu, meczum.”
ADNAN OKTAR:Sakalı meczum, meczum sakallı, evet.
OKTAR BABUNA:“Kevsec,” uzun olan.
ADNAN OKTAR:Evet bak, şimdi şöyle yapıyorlar. “Kevsec,” sakalları yanda az ve ince anlamına geliyor kevsec. “Meczum” da sakalının alt kısmı toparlanmış. Daha uzun ama cezm edilmiş. Yani şekil verilmiş. Yani hadisin anlamı budur. Bu hadisi, Bediüzzaman’a alıyorlar, diyorlar ki: “Yani sakallarını kesmiş olacak, hadis bunu kastediyor” diyorlar. Ya kardeşim orada bir kere sakaldan bahsediyor. Bediüzzaman zaten sakallarını tamamen kesmiş, sakal hiç yok ortada. Bir tek bıyığı var Bediüzzaman’ın. Değil mi? O şekillendirilmiş bir sakaldan bahsediyor, değil mi? Cezm edilmiş değil mi? Ve meczum, cezm edilmiş. Ve kevsec, yanlarda da diyor, az ve incedir. İnce sakalı vardır diyor. Yani, Bediüzzaman tamamen kesmiş. Bunu Mehdi (a.s.) olmasında delil olarak kullanıyorlar. Kardeşim bu perişanlığa ne gerek var? Yani bu zorlamalara ne gerek var? Değil mi? Yani sakal var, sakalın biçimini tarif ediyor Peygamberimiz (s.a.v.). Kenarlardan ince ve meczum, cezm edilmiş, düzenlenmiştir sakalı diyor. Ama bir sakalı var ortada. Bediüzzaman tamamen kesiyor sakalını. O uyuyormu bu hadise o zaman? Yani bu zorlamalar, bu perişanlığa ne gerek var?
Ben, bir ağabeyimiz vardı Ortaköy’deyken. “Mehdi (a.s.)’nin sakalı varmış Hocam” dedim “bu nasıl oluyor?” “Yok yok, hadis var” dedi. “Sadece saç sakal, saç sakal,” böyle bir ağzıyla geçiştirdi. “Kesermiş sakalını Mehdi (a.s.) hadislerde, işte bunu kastediyor, bu hadisi kastediyor.” dedi. Bu hadiste sakal kesme var mı? Sakalın şekli anlatılıyor, vasfı anlatılıyor. Kenarlarda ince ve ince sakaldan oluşması, ve cezmedilmesi. Alt kısmının daha uzun, fakat düzenlenmiş olması. Cezm, açsın baksınlar Türkçe sözlüğe. Türkçe-Arapça sözlüğe baksınlar. İnşaAllah. Burada tamamen kesilmiş sakaldan bahsediliyor mu?
OKTAR BABUNA:Bahsedilmiyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Olmayan bir sakaldan bahsediliyor mu? Hiç olmayan bir sakal var burada, Bediüzzaman’da. Değil mi? Orda bir şekil verilmiş sakaldan bahsediliyor. İşte bu tarz bir metotla, bazı kardeşlerimiz ilginç açıklamalarda bulunuyorlar. Bir tane, iki tane, on tane değil. Yani zorlama, zorlama zorlama, o zaman okuyan insan da saygısını kaybediyor. “Burada bunu bu kadar değiştiriyorlarsa, bu kadar anlamı bozuluyorsa, o zaman kim bilir diğerlerinde ne yapıyorlardır” diyor adam. “O zaman arkadaş ben inanamıyorum size samimi olarak kanaatim gelmiyor” diyor. Bunu niye yaparsınız? Bu kadar samimi anlatan bir insanın ve harika gösteren, keramet gösteren bir insanın mükemmel eserini niye görünmez hale getirmeye kalkıyorsunuz? İnşaAllah.
Mesela, bak, ne kadar büyük bir mucize, mucize demeyeyim de, harika ve keramettir. “Mehdi (a.s.)’nin” diyor bak, “vakti dardır” diyor, vakti olmaz. Ben kafamda Mehdi (a.s.)’yi vakti çok geniş bir insan olarak biliyordum imkanlarını. “Hal de müsaade etmez” diyor bak. Mehdi (a.s.)’nin halini nerden biliyorsun? Nasıl bilir? Harika yani değil mi? Hal. Mehdi (a.s.)’nin Darwinizm’e, materyalizme yöneleceğini ben mesela hiç tahmin etmezdim, anlamazdım yani. “Birinci vazifesi” diyor Bediüzzaman. Bak hiç umulmadık bir açıklama bu. “Birinci vazifesi budur” diyor. Ve “iman hakikatlerini anlatacak” diyor. Ben, çıkacak hemen Mehdi (a.s.) kısa sürede neticelendirecek zannederdim, yani çocukluğumda. Harikalar getirecek sanıyordum. 40 yıl süreceğini anladım. Bediüzzaman diyor “çok uzun bir süre, vaka-yı Ahir zaman uzun bir süredir, biz bir faslındayız” diyor. Çok uzun sürüyor, çok önemli bak. Ben Mehdi (a.s.) çıktığında hemen tanınır zannederdim. Bediüzzaman diyor ki, “tanınmayacak” diyor. Mesela bak ne kadar hayati bir bilgi. “Kendisi dahi kendisini bilmez” diyor. Bak daha da harika. Ben, Mehdi (a.s.) zaten kendini bilir, yani net bilir, etrafındakiler de çok açık bilir zannediyordum, yani çıktığında. “Böyle değil” diyor Bediüzzaman. “Kendisi dahi kendisini bilmez, belki o eşhas-ı Ahir zaman imanın nuruyla tanınabilir” diyor. Belki, ilk çıktığında. “Bedahat derecesinde bilinmez” diyor ilk çıktığında, açıklık derecesinde. Ama bak ne kadar kısa ve özlü bilgi bak. “İlk çıktığında bedahat derecesinde bilinmez.” Bu cümleyi ele aldığımızda, bak hikmetli açıklamaya, “ilk çıktığında bedahat derecesinde bilinmez.” Bunun arkasını getirmeye gerek duymuyor Bediüzzaman. Ne demektir biliyor musun? Son çıktığında bedahat derecesinde bilinir. Mesela diyor ki : “Hatta avamın dahi imanını” diyor Bediüzzaman, “arttırmak için uğraşır, avamın dahi.” Aydınlara, kültürlü ve bilgili kesime, üniversiteye yöneleceğini açıklamaya gerek duymuyor Bediüzzaman. Biz buradan anlıyoruz. “Hatta avamın dahi” diyor. Ne anlarsın böyle deyince? Direkt üniversiteyi, liseyi ve aydın kesimi hedeflediği anlaşılıyor Mehdi (a.s.)’nin, “avamın dahi” deyince. Bak görüyor musun hikmeti, kapalı anlatımı? Ve ne kadar net ve sarih. Kısa zamanda çok büyük bir açıklama yapmış oluyor.
OKTAR BABUNA:Hocam size Yunanistan’dan mesaj var.
ADNAN OKTAR:Ne diyor kardeşimiz?
OKTAR BABUNA:“İyi akşamlar Hocam, ben Yunanistan’dan şu anda sizi internetten izliyorum. Sizden başka kimse Mehdi (a.s.)’yi konuşmuyor. Neden acaba Hocam? Korkuyorlar mı acaba Hocam? Özay.”
ADNAN OKTAR:Özay çözmüş. Mehdi (a.s.), deccalden de bahsedemiyor. Deccal kasıp kavuruyor. Mahalle şeyi gibi dedikodu yapıp anlatıyorlar, konuşuyor, gazetelerde uzun uzun izah ediyor bir kısım şahıslar, deccalden tek kelime bahsetmiyor. İsa Mesih (a.s.)’ten, o benim gözümün nurundan bahsetmiyor. Mehdi (a.s.)’den bahsetmiyor. Niye bunaldınız? Niye bahsedemiyorsunuz kardeşim? Sen bahsetmezsen kaç yazar, kaç yazar yani. Deccaliyet kasıp kavuracaktır ortalığı, Mehdiyet de deccaliyeti kasıp kavuracaktır. O da onu yok edecektir inşaAllah. Ve ediyor, ve edecek inşaAllah. Hep birlikte görüyoruz.
ALTUĞ BERKER:“Kardeşi az olandır” diyor Hocam hadis-i şerifte Mehdi (a.s.) için.
ADNAN OKTAR:Ben “kardeşi az” deyince en az anlarım, aklıma gelir. Bir kişi aklıma gelir.
OKTAR BABUNA:Bir kardeş inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Daha bir çok insan Kuran’dan çok onun –yani Hz. Mehdi (a.s.)’nin- korkusu nedeniyle günahlardan kaçınacaktır” diyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Allah’tan korkmayan, Mehdi (a.s.)’den korkacak yani. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Böylece” demiştiniz Hocam, “hapishaneler de mahkemeler de boşalacak inşaAllah.”
ADNAN OKTAR:Adliyeleri lokanta yapacağız. Cezaevleri tatil kampı olacak.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Tatil köyü inşaAllah ve üniversite haline gelecek inşaAllah. Evet inşaAllah.
Bir ara daha verelim. İnşaAllah.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra devam edeceğiz.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...İlanlar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...