SUNUCU 1: Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Adnan Hocamız da şimdi bize katıldı. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Hoş bulduk efendim. Berkerim anlat.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Hocam Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili bir hadis, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuş inşaAllah; “Ona (Hz. Mehdi (a.s.)’ye) imameti veren, ona ilim ve kitaplar verecek ve onu kendi başına bırakmayacak” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR: Kitapları olacakmış. Biraz şerh et onu, açıkla o zaman.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. İlim verileceği söyleniyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İlim, vehbi ilim ve batın ilmi. Ama tabii asıl hakim olan Vehbi ilimdir. Vehbi ilim çok hayati önemlidir. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’de Vehbi ilim vardı. Peygamberimiz (s.a.v.) üniversitede okumadı, tahsili yok. Hatta okuma-yazması da yok, ümmidir. Ama Vehbi ilmi var ve Kuran vahyi var, inşaAllah.
“Selamün aleyküm değerli Hocam, son günlerde bazı tv kanallarında ve bu akşam saat 22:05’te Habertürk kanalında bu konu konuşulacak. Yani Davud (a.s.)’un kılıcındaki sırlar. Bu konu hakkında sizin düşüncelerinizi ve bildiklerinizi bizimle paylaşır mısınız? Saygılarımla, Allah-u Teala’ya emanet olunuz. Ayrıca ailece sizi çok takdir ediyor; eserlerinizi beğeniyle, aşkla, şevkle okuyor ve izliyoruz. Allah sizi bu yolda her zaman muvaffak etsin inşaAllah” diyor Ersin kardeşimiz. Bütün kanallarda dolaylı ve dolaysız Mehdiyet anlatılıyor. Biz anlatmaya başladıktan sonra ve kesintisiz devam ediyor. Ve çok uzun süreden beri bu devam ediyor. Demek ki derin bir hakikati varmış. Eğer asrımızda böyle bir konu yoksa, böyle bir konuyu kimse gündeme getirmez. Hıristiyanların ana konusu şu an Mesih (a.s.)’in çıkışı, Musevilerin ana konusu Kral Mesih’in çıkışı ve İslam aleminde de isteseler de istemeseler de ana konudur Mehdiyet. Çünkü deccaliyet var. Deccaliyet olunca Mehdiyet’in gündemde olmaması mümkün değildir. Deccaliyet buram buram etrafı sarmış vaziyette. Mehdiyet’i bir kısım Hocalar tabii örtbas etmek istiyorlar. İyi niyetle yapıyor olabilir bir kısmı. Yani kapamak istiyorlar. Bir kısmı hakikaten cahilliğinden yapıyor olabilir. Bir kısmı da hinliğinden yapıyor. Dünya hakimiyeti, İttihad-ı İslam ana konu olduğuna göre bir Müslüman için, en büyük farz olduğuna göre, Mehdiyet de ana konudur. En büyük farz dediğine göre, İttihad-ı İslam’la Mehdiyet ayrı bir konu değil ki, zaten bir bütün. Madem en büyük farz, en büyük farz olan konu içerisinde Mehdiyet de en önemli konudur. Ve sürekli gündem olacaktır. Çünkü deccaliyet bütün dünyayı zaten sarmış. Hakim vaziyette deccaliyet ve sel gibi kan akıtıyor. Böyle bir konumda görmezden gelmek, duymazdan gelmek ancak münafıkların ve gafillerin, akılsızların, cahillerin vasfı olabilir. Çok çok cahilse belki veyahut münafıksa veyahut şeytanın, iblisin oyuncağı olduysa. Bunun dışında bu konunun gündem yapılmaması hiçbir şekilde açıklanamaz. Oktarım devam et.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Erbakan Hocamız dün Tv 5’te canlı yayına çıkmış Hocam, inşaAllah. Son gelişmeler hakkında açıklama yaptı. Sadakatin, ihlasın, samimiyetin, tesanüdün üzerinde durduğu konuşmasının sonunda Müslümanlar için zaferin yakın olduğunu müjdeledi Hocam inşaAllah. Konuşmasının son kısmı da şu şekilde; “ve inşaAllah bu yeni büyük kongremizde Milli Görüş camiası olarak aşkla, şevkle, azimle ve heyecanla çalışarak Allah’ın lütuf ve yardımıyla en kısa zamanda yeniden Büyük Türkiye’yi ve Saadet dünyasını kuracağız. Selam doğru yoldan sapmadan yürüyenlerin üzerine olsun. Zafer inananlarındır ve zafer yakındır. Hepinizi muhabbetle kucaklıyorum, gözlerinizden öpüyorum. Türkiye’nin ve insanlığın kurtarıcıları olarak alnınızdan öpüp bağrıma basıyorum. Allah’a emanet olun, gazanız mübarek olsun. Esselamu Aleyküm.” “Muhafazakar çevrede bazı yazarlar Saadet Partisi’ndeki olayları yorumlarken, onlar da; Şevket Kazan, Oğuzhan Asiltürk gibi kişilerin derin isimler olduğunu söylüyorlar. Ayrıca bu kesimin iddia edilen Ergenekon ile de bağlantılı olduğunu ima ediyorlar. Bu kimseler sebebiyle Saadet Partisi’nin Ergenekon taraftarları ile ilişki ve bağlantı kurduğunu söylüyorlar.”
ADNAN OKTAR:Kimmiş Ergenekoncu dediğin? Kimler için diyorlarmış?
OKTAR BABUNA: Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk için.
ADNAN OKTAR:Ben bu konularda uzmanım. Ben söyleyeyim, hiç alakaları yok. Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk; ismi gibi asil olan, tam mücahit, mübarek, muhterem insanlardır. Bediüzzaman’ın yolunda, İmam Rabbani’nin, Abdülkadir Geylanilerin yolunda ilerleyen değerli insanlardır. Şevket Kazan; şefkat denizidir, çok muhterem, mübarek bir insandır. Çok değerli bir ağabeyimizdir. İddia edilen Ergenekon Örgütünün iblisin ordusu olduğunu onlar bilirler. Bize bu oyunları bıraksınlar. Ben Baronun borusundan gelen seslere pek itibar etmem. Baron bir boru öttürdü. Boruyu ne yaptık? Aldık ağzının içine teptik, midesinden içeriye de sopayla ayrıca iyice geçirdik. Erbakan Hocamız’ın cevabına dikkat etsinler, cevabı almışlar. Hem de bol bol almışlar. İblis’in, şeytanın oyunlarına müsaade edilmiyormuş demek ki. Çok şuurlu akılcı bir Müslüman kitle var. Hiçbir şekilde oyuna getiremezler. Ne Büyük Birlik Partisi’ni oyuna getirebilirler, ne MHP’yi, ne Saadet’i. Bunlar çimentodur. Bıraksınlar, bıraksınlar. Sonuna kadar destekliyoruz Hocamızı, inşaAllah. Berkerim anlat.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Deccalin kan dökme isteğinden bahsetmiştiniz. Siz vesile oldunuz, Evanjelistlerin bu isteği bir türlü son bulmuyordu Hocam. Amerika’da birçok yayın organına bağlanarak bunların bu Armageddon ve diğer böyle Müslümanların şeyini bozdunuz Hocam, Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR:Evet, o bir gerçek. Bu çok detaylı bir konu, bunu birazdan işleyelim. Şimdi dünyada, Mehdiyet’le deccaliyetin yüz yıl, yüz elli yıldan beri çok kapsamlı göğüs göğüse bir savaşı var. Evanjelikler kendi dediklerinin doğru çıkması için, kendi inançlarının doğru çıkması için İsrail Devleti’ni kurdular. Ama o gariplerimi kitle halinde yok edecek bir plan yapmışlar. Bu çok vahim. Bak, kitle halinde. Ben de dedim ki onların tüyüne dokundurtmam. Onlar bize Allah’ın emaneti. Ben Musevileri niye kılıcın altına yatırtayım? Niye onları ezdireyim? Niye Hıristiyanların kitle halinde yok olmasına sebep olanlara kapı açayım? Biz bunlara karşı çelik setiz. Sedd-i Zülkarneyn’iz. Bunların oyunlarını nasıl bozduğumuzu on yıl sonra belgeleriyle, şahitleriyle anlatacağız. Çok kapsamlı, çok güçlü çalışmalarımız gizli ve açık devam ediyor, hayır yönünde. Ve sonunda durdurduk o fitneyi. Çok kanlı bir savaş istiyorlardı Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında ve Museviler arasında. Bu fitneyi durdurduk. Defalarca girişimde bulundular, defalarca durdurduk, her seferinde.
“İttihada mükellef ve muhtaçsınız” yazısı var, Risalehaber.com sitesi, var mı öyle bir şey?
OKTAR BABUNA: Bende yok o haber Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir bak bakalım. Bu hafta Müslümanlık için en hayati konu olan, en büyük tehlike olan, Mehdiyet’in en ziyade mücadele ettiği alan olan münafıklık konusunun çok üzerinde duracağız. Bak Bediüzzaman diyor ki, Mehdi (a.s.)’nin vazifesi olarak; “cereyan-ı münafıkaneyi öldürür, dağıtır” diyor. Bak, küfrü demiyor, “cereyan-ı münafıkane.” Ne demek? Münafık cereyanı yani Müslüman gibi görünen, kahpe, çakal cereyan, “onu öldürüp, dağıtır” diyor. Mehdi (a.s.)’nin görevidir. Onun için biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olarak, Mehdi (a.s.)’nin yolunda ilerleyen insanlar olarak, ona tabii olmuş insanlar olarak münafıklığı ana hedef alacağız. Ana konu alacağız, yani bütün konu budur, münafıklıktır. Mesela bir gazete bakıyoruz; bir köşesinde bazı gazetelerin, münafık bir Hocayı köşesine oturtmuşlar. Bir bakıyoruz, bir kanala; bir şaklaban, bir soytarıyı çıkarıyorlar ve Müslümanları ilkel, haşa, cahil, şaklaban, ezik, ahmak, hayatı boğan, sanatı boğan, güzelliği boğan; akıl almaz hurafeleri savunan; akıl almaz rezillikleri, delilikleri savunan, bu arada da kendini uyanık zanneden kişiler olarak lanse etmek istiyorlar idi. Ben de bu oyunu tepelerine geçirdim. Yine debeleniyorlar, kendilerince uğraşıyorlar ama ben bu oyunu bozdum. Bu oyunu bozdum. İstedikleri kadar şaklabanlık yaptırmaya kalksınlar, istedikleri kadar Müslümanları böyle avanak gibi göstermeye kalksınlar bir kısım kişileri, gerçek Müslüman’ın kurt gibi akıllı olduğunu gösterdim. Çok keskin bir akla sahip olduğunu gösterdim. Bakın şu an Mehdiyet’ten münafıklar da küfür de deccaliyet de korkuyor, titriyorlar ve ne yapacaklarını bilemiyorlar. Çünkü nereye gitseler gırtlaklarına çöküyorum. Hop diyoruz, nereye gidiyorsun bakalım diyoruz. Böyle hani var ya karton filmlerde fren yaptırıyor, ensesinden yakalıyoruz, savurup atıyoruz Cehennemin içine, Allah’ın izniyle. Yine başka yakalıyoruz, yine atıyoruz. Bakın Mehdi (a.s.)’nin ışığını almış, Mehdi (a.s.) öncüsü olan, alelade, Mehdi (a.s.)’nin ayağının çamuru olan bir talebesiyim ben. Ben böyle eziyorsam; Oktar, Mehdi (a.s.) ne yapar bir düşün, değil mi?
Münafık, Müslüman’ın enerji kaynağıdır. Müslüman’ı delirtir, coşturur, deli ırmak haline getirir, şevkini arttırır Oktarım. Sağlık, sıhhat getirir, adrenalindir, inşaAllah. Kudrete vesile olur, inşaAllah.
“İttihada mükellef ve muhtaçsınız” oku istirham ederim.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, estağfurullah Hocam. “Aziz, sıddık kardeşlerim, Bu şiddetli maddî ve manevi kıştaki ğalâ ve varlık içinde kaht ve derd-i maişet fukaralara ağır basması cihetinde, ekseri fakirü'l-hal olan Risale-i Nur şakirtlerinin bu dehşetli hale karşı sarsılmaları ve tesanütleri bozulması ihtimaliyle ziyade endişe ediyordum.”
ADNAN OKTAR: Bak bu endişesi oldu mu? Bölündü Nur talebeleri. Neden? Şahs-ı manevi diye ortaya çıktıkları için, bir kısmı, hepsini tenzih ederim. Mesela koskoca alim, bak akşam okudum, “Bediüzzaman Hz. İsa (a.s.) konusunu anlatırken Müslümanların da geleneksel örfünü, geleneksel inançlarını da esas alarak, şahıs olarak inebileceği gibi onların gönlünü yapmıştır. Böyle söylemiştir, olmadığı halde, şahıs olarak inmeyeceği halde” diyor. “Net şahs-ı manevidir, İsa (a.s.) inmeyecek, öldü gitti” diyor. Kardeşim, şimdi muhterem Hocam, canım ciğerim Hocam, eğer bunun taktik olarak yapıyorsan, ben bunu bir türlü taktiğe benzetemiyorum. Çünkü talebelerin buna inanacak, mecburen inanacak. Yani taktik yapıyorum de bari şüpheye düşsünler, bir kökenini araştırsınlar. Taktik yapıyorum demiyorsun ki sen. Ne olacak o zaman. Sen o zaman şahs-ı manevi dediğinde Hz. İsa (a.s.)’nın öldüğüne inanıyorsun, Ehl-i Sünnetin temel inancını ortadan kaldırmış oluyorsun değil mi? Kuran’ın açık ayetlerini reddetmiş oluyorsun. Allah “o ölmedi” diyor. “Ma katelehu,” “katletmediler onu” diyor, “ve asmadılar” diyor Allah, iki kere söylüyor. Sen ne diyorsun? “Öldü” diyorsun. Bu olmaz. O zaman Allah bereket vermez, adım adım dinsizliğe doğru gidersiniz, adım adım. Neye uğradığını da şaşırırsın, haberin dahi olmaz. Önce bir sosyal cemaate dönüşürsün, sonra balo cemaatine, sonra gazino cemaatine dönüşürsün. Neye uğradığını şaşırırsın. Aklını başına al, böyle olmaz. Aşkla İsa (a.s.)’yı bekliyoruz biz. O benim ruhum, canım o benim. Biz onu kucaklayacağız. Mehdi (a.s.) şahıstır. Aşkla kucaklayacağız, açık açık söylüyor Bediüzzaman. Bu denilmediğinde bir uğursuzluk, bir bereketsizlik etrafı sarar. Hiçbir zaman için, hiçbir Peygamber, hiçbir Mehdi, hiçbir mürşit şahs-ı manevi olarak gelmemiştir. Bu Mehdi (a.s.) korkusunu kaldırsınlar. Mehdi (a.s.)’yi korumak onlara düşmedi ayrıca. Diyorlar ki; “ Mehdi (a.s.)’ye bir şey, zarar verirlerse, ondan korkuyoruz.” Kardeşim, Mehdi (a.s.) zaten öldürülemez. Münafıkların pis kokusuyla o ölmez. Zaten Allah O’nu gül kokusuyla sarmış. Size mi kaldı onu korumak. “Ya fitne çıkarsa” diyorlar. Kardeşim size ne, Allah onu garantiye almış, size öyle bir görev mi verdi Cenab-ı Allah? Yok öyle bir şey. Allah Peygamberimiz (s.a.v.)’e dedi; “Ben seni koruyacağım” dedi. İki tane zırh giyiyordu üst üste, aldı çıkardı Peygamberimiz (s.a.v.), düşmanın ortasına daldı. Dört cihetten saldırdılar, hiçbir şey yapamadılar. Mehdi (a.s.) öldürülemez, korkmayın, bırakın bu paniği. Ve yenemezsiniz, yenilemez. “Ya fark ederse,” sana ne? Allah Allah. Fark etsin, hoplasın, saldırsın, alır cevabını, derdine düşme sen. Onun için böyle bazı cemaatler var, bu çok tehlikeli. Yani kardeşim, bunun sonunda ateist bilim adamları oluşur, ateist sanatçılar oluşur. Budist kafalı insanlar oluşur. Kuran’dan taviz olmaz. Resullullah (s.a.v.)’ın sözünden taviz olmaz. Tabii bilemiyorum yani niçin böyle bir şeye gerek duyuyor bir kısmı. Saflığından, iyi niyetinden yapanları tenzih ederim. Ama bu konunun tabii üzerine gideceğiz, inşaAllah.
Ama Müslüman kardeşlerimiz bizi iyi takip etsinler. Var güçleriyle desteklesinler. Münafıklar bizim karşımızda olacaktır. Müşrikler, yobazlar karşımızda olacaktır. Bu Mehdi (a.s.) talebesi olmanın şerefi, bir güzelliğidir. Eğer beni yobaz desteklerse, ben bittim demektir. Ben yokum demektir. Beni eğer münafık desteklerse; benim yanımdan, peşimden gelmeyin zaten. Benimle görüşmeyin siz. Beni Baron destekliyorsa, ben bittim demektir. Anlaşıldı mı? Baronun desteklediğinde mutlaka bir naletlik vardır, onu söyleyeyim. Mutlaka bir kepazelik, mutlaka bir pislik vardır. Üzerine pislik yığıldı, Baron elindeki, avucundaki pisliği üzerine döktü demektir. Kaçın ondan sonra. Baron bir yere elini attı mı, battı demektir orası. Yani bir insanı korumaya kalkıyorsa, bir insana iyidir diyorsa, bilin ki iblisin adamıdır. Bir adam kötüdür diyorsa, bakın ben size net ölçü veriyorum, Mehdi (a.s.) talebesidir. Nur gibidir. Kardeşim, şimdi şeytana gidip sorsanız; “dünyanın en iyi adamı kim?” dersen, “deccal” diyecektir. “Şeytan, en kötü adam kim?” diyeceksin, “Hz. Mehdi ( a.s.)” der. Şimdi Baron kuyruğu şeytana kaptırmış mı? Şeytanın adamı olmuş mu? Olmuş. Sordun mu, şubesi zaten. İstanbul şubesi adam. Sordun mu sana söyler; “en tehlikeli kim?” de, “Mehdi (a.s.)” diyecektir. “En güvenilir kim?” “İblis” diyecektir. “Adamlarını say” dersin; şu, şu, şu der. “Falanca Hoca, feşmekancı Hoca, feşmekancı şahıs, bunlar hep benim saz takımımdan” diyecektir, inşaAllah. Mehdi (a.s.)’nin karşısında büyük bir yobaz kitlesi olacaktır. Mehdiliğini oradan anlayacağız. Büyük bir münafık kitlesi olacaktır, oradan anlayacağız Mehdi (a.s.)’yi, alametlerinden. Münafıklar, ona gelir getiren kaynağı savunacaktır. Ailesini, malını, mülkünü, çıkarını, aşağılık pis midesini savunacaktır. Münafık pislik böceği gibidir. Nerede pislik var, gider o pisliği... var ya Firavun böceği var böyle pisliği toparlıyor, götürüyor, böyle sarıyor teker gibi. Gider o münafıkların, o yobazların, o ahmakların pisliğini gider yer. Pislik böceğidir o, orada beslenir o. Onun içinde onları savunur. Mesela asalak olan hayvanlar nasıl birbirlerini savunuyorlar, değil mi? Mesela uyuz bir köpek oluyor, üzerinde asalak bir böcek oluyor, değil mi? Münafıklar da uyuz köpeğe asalak olan böcekler gibidir, onun kanıyla beslenir o. Dolayısıyla temizlikten hoşlanmaz o, temiz yerden kaçar o. Berkerim anlat.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. O şahs-ı manevi diyenler en azından Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Bediüzzaman’ı kendilerine kaynak göstermesinler.
ADNAN OKTAR: Atana rahmet. Atana rahmet olsun. De ki benim kardeşim; “ben iman edemiyorum” de, “hastayım yani” veyahut “bize saldırmalarından çekiniyorum, fitneden korkuyorum” de, bir şey de. Ve “Bediüzzaman’ı kabul etmiyorum” dersin, “hadisleri kabul etmiyorum” dersin, ondan sonra konuş. Kuran ayetlerini de kabul etmediğini söylemesi gerekiyor. Çünkü Kuran’da dünya hakimiyeti var, değil mi? Onları da kabul etmiyorsa… Zaten mert, açıkça küfrünü ilan eden adama bizim bir sözümüz yok ki, ben kafire saygılıyım. Dinsize saygılıyım yani oturur yemek yerim, konuşurum, nezaket gösteririm, korur kollarım. Birinci sınıf vatandaş olarak ona her türlü nezaketi gösteririm. Münafık çok alçaktır. Pislik böceğidir. Böyle bunamış köpekler olur; böyle tüyü falan dökülür, ölmek üzere olur, ne kadar kurt ve pislik varsa üzerine çöker. Ne kadar pislik varsa gider onu emer, köpeğe de laf söyletmez. “Aman, aman; bu çok muhterem, siz de gelin” der. Köpeğe davet eder yani oradan “siz de biraz nemalanın” der. Yani o iğrenç pisliği o anlamaz, koku alma duygusunu ve zevkini kaybettiği için sırf aşağılık, pis midesini doyurmanın peşinde olduğu için, onu fark etmez. Mesela oraya çöken bir sinek veyahut kurt onun pislik olduğunu biliyor mu? Bilmiyor. Yani biliyor da fark etmez. Münafıklara da öyle fark etmez. Yeter ki o pis midesi dolsun. Onunla beslenir, onu savunur. “Aman dokunmayın, aman etmeyin” der. Köpek öldüğünde de gider başka bir köpek arar. Yani temizlikte nasıl yaşasın o kurt? Sinek nasıl yaşasın? Temiz ortamda yaşayabilir mi? Bunalır, kaçar. Münafık da böyledir. Nerede pislik varsa, gider üzerine konar.
Münafık her zaman kendini savunurken Kuran’la, hadisle savunmaya kalkar. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da münafıklar Kuran ayetleriyle kendilerini savunmaya kalktılar. Hatta mızraklarının ucuna da Kuran geçirdiler, biliyorsunuz. Böyle kahpedir münafıklar. Kuran’ı kendine bir set ve zırh olarak alır. Müşrikleri de arkasına alır, kafirleri de arkasına alır. Onunla atağa geçer kendi kafasınca. Ama kaderinde bunu zaten yapacaktır. O zanneder ki kendi özgür yapıyor. Münafığın enerji kaynağı münafıklardır, yani oradan alır, küfürden alır. Müslüman’ın enerji kaynağı da Kuran’dır ve münafıkların saldırısıdır. Münafık saldırdıkça Müslüman’ın beyni açılır. Kafir saldırdıkça beyni açılır. Onun için mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında münafıkları ve müşrikleri Allah sahabelerin üzerine sürekli salmıştır. Hasta olurlardı belki, yorulurlardı. Belki bitkin düşeceklerdi, şifa olarak geldiler. Münafıklar onların ruhunu açtı. Kafirler onların ruhunu açtı. Ta İspanya’ya kadar dayandılar. Coşturdu. Müslüman’ın ihtiyacı vardır, açıkça söyleyeyim; saldırıya ihtiyacı vardır. Net söylüyorum, saldırıya ihtiyacı vardır. Saldırılmadığında bitkinleşir, mutlaka ihtiyacı vardır. Necip Fazıl’ın çok mükemmel bir sözü vardır. “Ey düşmanım” diyor, değil mi? Biliyor musun o sözünü?
ALTUĞ BERKER: Sizden duymuştuk Hocam.
ADNAN OKTAR: “Ey düşmanım! Sana ben muhtacım” diyor. Yani “enerji kaynağımsın” diyor. “Benim hayat kaynağımsın” diyor. “Sen olmazsan ben biterim” diyor, değil mi? Müslüman da böyledir yani münafıkla, kafirle coşar. Ne kadar çoksa o kadar şiddetli coşar mümin, şevki o kadar artar. Berkerim anlat.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Mehdiyet’te de, daha evvel anlattığınız gibi Hocam, “sırtına vurdukça, karnına vurdukça genişler” diyor. O tip şeyler her zaman güçlendiriyor demiştiniz Mehdi (a.s.)’yi.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, Dırar Mescidini kuranlar var, onları görünce Müslümanlar beynine kan hücum ediyor, coşuyor. Ebu Cehil’i görüyor, coşuyor ve “Allah’ın bize vaat ettiğidir, derler” diyor. “Onların imanını arttırdı” diyor. Bak, imanının artmasına vesiledir. Coşar mümin, anlaşıldı mı? Fakat münafık Müslüman’ı Kuran’la etkilemeye çalışır. Ama dil eğip bükerek ve sahtekarca yani çıkarına uygun şekilde yapmaya çalışır. Yani münafığın ana vasfıdır. Kuran’ın açık hükümlerini görmezden gelir. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında Dırar Mescidine çağırıyorlar, diyorlar ki; “Allah’ın emri temizlik, bak çok temiz bir yer burası, buraya gelin” diyorlar. “Ve biz burada çok daha mükemmel ibadet ediyoruz” diyorlar. “Peygamber (s.a.v.)’i görüyorsunuz” diyorlar, “ kadınlarla vakit geçiriyor” diyor. Güçlüydü benim aslanım, Peygamberimiz (s.a.v.). Kurban olayım ben onun ayağının tozuna, Cenab-ı Allah’ın izniyle, değil mi? Ona üç şey sevdirildi; namaz, “gözümün nuru namaz” diyor, güzel koku ve kadınlar. Yüz tane kızım olsa, helal olsun. Tabii bir tanesiyle evlenir. Anlaşıldı mı? İnşaAllah. Ama yüz kere dünyaya gelsem, yüzünde de kızım olsa, Peygamberimiz (s.a.v) ile evlendirirdim. Aksini yapanı dünyanın en alçak adamı olarak görürüm ben. Peygamber (s.a.v.) varken gidip başkasıyla evlenirse benim kızım, ben onu en aşağılık adam olarak görürüm ve evlatlıktan reddederim ben onu. Benim için o, insan değildir. Anlaşıldı mı? Münafıklara en çok ızdırap veren, koyan neydi biliyor musun? Resulullah (s.a.v)’ın gücüydü, sağlığı ve neşesiydi. Kadınlara karşı düşkünlüğü, sevgisi, muhabbetiydi. Düşkün derken, Allah’ın tecellisi olarak düşkün. Güle düşkün, bülbüle düşkün, kadına düşkün. Düşkün derken; arzulu, istekli, seviyor, hoşuna gidiyor. Allah’ın tecellisi olarak seviyor. Münafıklar gibi saf şehvete dayalı olanların mantığında değildi Resulullah (s.a.v.). Anlaşıldı mı? Allah aşığıydı. Baktı mı kadına, Allah’ın tecellisini görüyordu onlarda. Allah aşkını görüyordu. Onun için Allah çok uzun bir liste vermiştir Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e. Halanın kızlarını, teyzenin kızlarını, dayının kızlarını, kendini hibe eden kadınları, elinin altındakileri, hepsini sana helal kılıyorum” diyor Cenab-ı Allah. “Bir tek sana mahsus olmak üzere.” Helal olsun, helal olsun, helal olsun. Münafıkları öldürdü o dönemde ızdıraptan ve Dırar mescidini kurdular. Hz. Hasan (r.a.), Hüseyin (r.a.) de öyle. Geldiler, Peygamberimiz (s.a.v)’i şikayet ettiler, çok evleniyor diye, Hz. Hasan (r.a.)’ı şikayet ettiler. Peygamberimiz (s.a.v) de tebessümle karşıladı. “Dedesine benziyor” dedi. Mehdi (a.s.) de dedesine benzeyecek, onu söyleyeyim. Münafıkların en büyük kozu oydu ve asrımıza kadar da Peygamberimiz (s.a.v)’e karşı münafıkların en büyük kozu o olmuştur. Kendi kafalarınca. Bizim iftihar ettiğimiz konuyu, onlar koz olarak kullanmışlar. Açın kafir sitelerini, ana koz budur ve bazı ahmak, münafık Müslümanlar da iki büklüm oluyor oradaki güzellik karşısında. Peygamberimiz (s.a.v)’in Allah’ın tecellisine karşı hayranlığından utanç duyuyor adam. Onu savunmaya kalkıyor, yani kurtarmaya çalışıyor onu bir şekilde, suç olarak görüyor onu. Genç, çok güzel hanımları vardı Peygamberimiz (s.a.v)’in. Helal olsun. O benim canım, ruhum. Hakkıydı onun. Allah hak edene verdi. Mekke müşrikleriyle mi evleneceklerdi, münafıklarla mı evleneceklerdi? Tabii ki Peygamberimiz (s.a.v) ile evlenecekler. Altmış yaşındaydı, on sekiz yaşında hanımları vardı Resullullah (s.a.v)’ın. Allah aşkıyla evlendiler, Ahirette beraber olmak için, sonsuza kadar. Bak, sonsuza kadar şu an beraberler. Hz. Ayşe annemle sonsuza kadar beraber mesela. Değil mi? Ve bütün hanımlarıyla sonsuza kadar beraber. Farz edelim başka birisiyle evlenseydiler, haşa, ne olurdu? Bak 1400 sene geçmiş, herkes vefat etmiş, dünya geçici ama bu hayat sonsuz. Resulullah (s.a.v.) gibi dünyanın en güzel insanıyla sonsuza kadar beraberler. Ne büyük bir mutluluk, ne büyük bir sevinç. Değil mi? Resulullah (s.a.v)’ın neşesini kıskanıyorlardı münafıklar, şevkini. Karısıyla koşuşturma oynuyordu, şakalaşıyordu. Mekke müşriklerinin çok ağrına gidiyor, münafıkların. Dırar Mescidini kurmalarının ana nedenlerinden biri buydu. “Olur mu ya kadın? Zaaf içinde” diyorlar, haşa “zaaf içinde.” Allah aşkından coşmuştu da onun için. Hz. Hasan (r.a.) gelip başına oturuyordu namazda, secdeden kaldıramıyordu başını Peygamberimiz (s.a.v). Hatta sahabeler bakmışlar, ne oluyor acaba gibisinden. Oturuyor Hz. Hasan (r.a.), Hüseyin (r.a.). Birini indiriyor Peygamberimiz (s.a.v), birisi çıkıyor başına. Müşrikler; “böyle namaz mı olur ya” diyorlar. “Gelin bizim mescide, çocuk asla giremez, kadın asla giremez.” Kafalar kazık gibi münafıkların, enaniyetten kudurmuşlar, kendilerini çok beğeniyorlar. “Bizim gibi olun” diyorlar ve “biz Kuran’a uyuyoruz” diyorlar, “Aç, bak, Kuran’a uyuyoruz biz” diyorlar. “Yani niye oraya uyalım ki?” diyorlar. “Peygamber (s.a.v.)’e niye uyalım?” diyorlar. “Biz Kuran’a uyuyoruz” diyorlar. Aynı kafa şu an yaşıyor işte, inşaAllah. Bakın, görün münafık sitelerinde yahut dinsiz, ateist sitelerinde Peygamberimiz (s.a.v)’in gücü hep böyle problemdir adamlar için. Aşkı problemdir, Allah aşkıyla duyduğu sevgi, muhabbet problemdir onlar için ve onu bir türlü halledemezler, açıklayamazlar. Ben açıklıyorum, helal olsun diyorum ben; yüz bin kere, milyonlarca, sonsuz kere helal olsun diyorum. Onun duyduğu aşk, onun duyduğu muhabbet tarif edilecek gibi değil. Hz. Hasan (r.a.)’a bakıyor Allah’ın tecellisini görüyor, Hüseyin (r.a.)’ e bakıyor tecellisini görüyor, Hz. Ayşe’ye bakıyor Allah’ın tecellisini görüyor. O aşk insanıydı, bizim Peygamberimiz (s.a.v). Yobazların, kansızların zevksizliği, sevgisizliği başka, Resulullah (s.a.v)’ın aşk insanı olması başkadır. Tutku doluydu, aşk doluydu, ruhu coşkuyla dolmuştu. Geçenlerde bir vatandaş bana yazı yazmış. “Ya, sen ne biçim konuşuyorsun, niye anlatıyorsun bunu?” diyor. Ödü kopmuş. “Peygamberimiz (s.a.v)’in hanımları hep yaşlıydı” diyor. “Ve onları korumak için almıştı” diyor. Yani böyle yaşlı, bakıma muhtaç kadınları koruyordu. “Onun öyle bir şeyle hiçbir alakası yoktu” diyor. Şimdi, be hey üçkağıtçı sana olunca oluyor, değil mi? Sana helal. Peygamber (s.a.v)’e niye olmuyor? Değil mi? Büyük bölümü gençti hanımlarının ve dünya güzeliydi annelerimiz ve Allah diyor; “onlar sizim annelerinizdir” diyor. “Peygamber’den sonra onlar size nikah olmaz” diyor, “bunu beyninizden silin” diyor Cenab-ı Allah. Benim nur annelerim onlar, Cennette de Peygamberimiz (s.a.v) ile beraberler şu an, inşaAllah. Ne büyük mutluluk ve ne büyük şeref, ne büyük güzellik. Helal olsun annelerime, Allah’ın o güzel tecellilerine. Bundan utanç duyanların yüzüne tükürüyorum ben, sonsuz kere. Yani Peygamber (s.a.v)’in bu güzel hayatından utanç duyanları lanetliyorum ben, inşaAllah. Evet, Oktarım dinliyorum.
OKTAR BABUNA:Geçen akşam Hocam, Patani’deki Müslümanlara yapılan zulümden bahsetmiştik. Yeni resimler elimize geçti, gösterelim mi onları Hocam inşaAllah?
Patani, siz daha iyi bilirsiniz, 15. yüzyıldan beri Müslüman olan bir bölge. Eskiden Osmanlı’nın bir vilayetiydi. Patani İslam Krallığı 200 yıl önce işgal ediliyor ve şimdi Tayland’a bağlı özerk bir bölge oldu ve büyük bir zulüm var orada. 30 bin Müslüman esir kamplarında tutuluyor. Elleri kelepçeli, yerde yatmış olarak. İnterneti ve yabancı basını sokmuyorlar ki haber dışarıya sızmasın diye. Burada yapılanları gösteren resimleri görüyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Bak, numaralandırmışlar. Dövüp, gözünü de şişirmişler çocuğun.
OKTAR BABUNA: Evet, hepsini numaralandırmışlar Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, çocuklar, kadınlar.
OKTAR BABUNA:Yedi, sekiz kişiyi de şehit ediyorlarmış günde.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) de 570 yıl sonra geleceğine göre, bunlara artık revadır herhalde, onların kafasına göre. Değil mi? Deccaliyetin bak bütün azgınlığını ve şiddetini görüyorsunuz. Deccaliyet olup da Mehdiyetin olmaması mümkün değildir. Bu şahs-ı manevi mi şimdi? Baştaki herif, bu herif yani burada katliam yapan bu adam şahs-ı manevi mi? Deccal, şahıs. O şahs-ı manevi mi?
OKTAR BABUNA:Değil Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Deccalin gözü ve askerleri var ve şahs-ı manevisi var deccalin. Deccaller var, ekibi var, askerleri var ve şahs-ı manevisi var. İşte bir de Mehdi (a.s.) vardır, talebeleri vardır ve şahs-ı manevisi vardır. Onlar şahıs oluyor, Mehdi (a.s.) şahs-ı manevi oluyor. Bu ne korkaklık, bu? Ve ne pasif bir mantık, ne zayıf iman, ne güçsüzlük? Bu şeytanın ilkasıyla oluyor. Bakın ama tekrar söylüyorum; cahilliğinden, saflığından, iyi niyetinden konuyu anlayamayanları tenzih ediyorum. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam, Patanili Müslümanların dünyadaki en önemli ve etkili isimlerinden biri olarak kabul edilen Kasturi Mahtuka ülkesindeki son gelişmeleri anlatmış. “Patani halifeyi bekliyor” demiş inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.)’yi, o kadar. Şahs-ı maneviyi mi bekliyormuş? Halife dediği Mehdi (a.s.), Müslümanların lideri, inşaAllah. Bak benim gariplerime, canlarıma. Baksana çocukları ne hale getirmişler? Ve yüze yakın İslam ülkesinde bu durum böyle. Millet diskoda oynarken, bak bunlar burada kan revan içinde yerlerde sürünüyorlar.
ALTUĞ BERKER:Bir ayet okuyacağım Hocam. Peygamberimiz (s.a.v.) ile ilgili ve Hz. Mehdi (a.s.)’ye de ikinci anlamı olarak bakan, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Tevbe Suresi’nin 128. ayeti. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O’nun gücüne giden, size pek düşkün, mü'minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.”
ADNAN OKTAR:Peygamberimiz (s.a.v.) dünya güzeliydi. Ama Mekke müşrikleri; o enaniyetli, kazık kafalar bir türlü bunu hazmedemediler. Bir de şirkten Müslümanlığa geçen münafıklar vardı. Onlar da enaniyetliler. Peygamberimiz (s.a.v.)’in o neşeli tavrı, rahat tavrı, o şakacılığı… Mesela Hz. Ali (r.a.) çok şakacıydı, çok neşeliydi. Eşleriyle çok hoş sohbetler. Onların o müşrik, münafık kafasına o ağır geldi. Bak, utanmazlara bak; Peygamber (s.a.v.) hayatta, Dırar Mescidi diye ayrı bir mescid kuruyorlar, “biz Kuran’ı daha iyi yaşıyoruz. Bizim yanımıza gelin” diyorlar. Münafıkların kafasını görüyor musun? Pislik böcekleri de onların yanına gidiyorlar. Oradaki bunakların yanına gidiyorlar. Ebu Cehil, Ebu Leheb dışarıdan destekliyor bunları. Bir kısım Hıristiyan münafık, dinsizler var, ateistler var, onlar ayrı destekliyorlar. Böyle rezil bir ortam. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında da nur gibi talebeleri vardı. Hiçbir zaman için de yanından ayrılmadılar, inşaAllah.
“İttihada mükellef ve muhtaçsınız” demiş Risale Haber. Kardeşim ittihad nedir? İttihad-ı İslam. Bunu ara ara koymak doğru mu? Bak, Bediüzzaman diyor ki; “en büyük farz vazife.” Yani bu sanki yan, tali bir konuymuş gibi, ara ara sitelere konulması olmaz. Yani daima sitelerde ana konu olarak gündemde tutulması lazım. İslam ittihadı varsa, İttihad-ı İslam varsa Mehdiyet bundan ayrılamaz. Yani Müslümanlar birlik olacak ama başı olmayacak. O zaman nasıl birleşiyorsun sen? Mesela bak Nur talebeleri de bunu yapıyorlar. Şahs-ı manevi dediler ve paramparça oldular. Yani tabii Mehdiyeti savunanlar da var içlerinde. Ama paramparçalar. Halbuki bak ittihad ne demektir? “Talebelerim içinde en çekindiğin” ne diyor Bediüzzaman? “Sakın birbirinizden gücenmeyiniz ve tenkit etmeyiniz. Yoksa az bir zaaf gösterseniz, ehl-i nifak istifade edip sizlere büyük zarar verebilir.” Paramparça olmuşlar işte ve Bediüzzaman’ın çekindiği konu oluşmuş. Neden? Çünkü sözünü dinlemediler Bediüzzaman’ın. Açık açık Mehdi (a.s.)’nin geleceğini belirttikleri halde anlamazlıktan geldiler. Mesela Hz. İsa (a.s.) gelecek, Hz. İsa (a.s.)’dan bahsetmeyeceğim; hem diyeceğim ki bütün Peygamberleri seviyorum. Allah bana müjdeleyecek, fakat ödüm kopacak bunu söylemekten, haşa. Ne korkuyorsunuz? Niye çekiniyorsunuz? Dünyanın en güzel insanı, bu devrin en güzel insanıdır Hz. İsa (a.s.). Daha ne istiyorsunuz? Ne büyük bir mucize, değil mi? Mehdi (a.s.)’den neden çekiniyorsun, Mehdiyetten? Ve bunu ortadan kaldırmak için binbir türlü yalana, dolana... Mehdiyetin engellenmesi için söylenen yalanlar tarihte hiç rastlanmamış yalanlardır. Bak İslam tarihini, dünya tarihini inceleyin; Mehdi (a.s.) korkusu kadar bir korkuyu dünya hiç yaşamamış olabilir. Bak hem Mehdi (a.s.) aşkını, Mehdi (a.s.) sevgisini bu kadar yaşamamışlardır; hem korkusunu.
Bak bir kısmı diyor ki; “ruh, görünmez.” Korkudan kaynaklanan bir şey. İnanıyor musun sen, haşa Allah gibi bir Mehdi (a.s.) olur mu? “Her yerde olacak.” Yani her yerde bizi izleyecek, fakat biz onu göremeyeceğiz. Şahs-ı manevi Mehdi (a.s.) olur mu? Şahıstır Mehdi (a.s.). Talebeleri vardır ve şahs-ı manevisi vardır. Veyahut “Dabbet-ül Arz’dır” diyor. “Mehdi (a.s.) öldü, Hz. İsa (a.s.) da öldü. Dabbet-ül Arz’ın ruhuna girdi” diyor. Koskoca adam; sarıklı, cübbeli gitmiş onu anlatıyor. Bir kısmı diyor ki; “570 sene sonra gelecek” diyor. “Yok, pardon yanlış, 200 sene sonra gelecek” diyor. Öbürü, “5 milyar sonra Kıyamet kopacak” diyor. Yani çok acayip bir durum var. Bunların hiçbirine itibar etmesin kardeşlerimiz. Kime baktıklarında samimiyeti, dürüstlüğü görüyorlarsa; delil görüyorlarsa, Allah’tan başka hiç kimseden korkmamayı görüyorlarsa onu desteklesinler. Yani kalben, destekleyecekler de ne yapacaklar?
OKTAR BABUNA: Bazı Batılı kaynaklar ama sizin açıklamalarınızdan anladılar Hocam. “160 yıl sonra Kıyamet kopacak” diye haberler çıkmaya başladı.
ADNAN OKTAR:Demek ki çok iyi biliyorlar.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman şöyle diyor Hocam; “Elbette o kuvvet-i azîmedeki (büyük kuvvette) bir hamiyet-i âliye (yüce bir gayret) feveran edecek (coşacak) ve Hazret-i Mehdi (a.s.) başına geçip, tarik-ı hak (hak yola) ve hakikata sevk edecek” diyor.
ADNAN OKTAR:Yani bundan daha açık nasıl bir ifade olabilir? Bir daha oku.
ALTUĞ BERKER: “Elbette o kuvvet-i azîmedeki (büyük kuvvette) bir hamiyet-i âliye (yüce bir gayret) feveran edecek (coşacak)”
ADNAN OKTAR:Değil mi? Müslümanlar eziliyor her yerde, dünyada. Şimdi ben vicdanen feveran ediyorum. Biz bunu kabul ediyor muyuz, Patani Müslümanlarının katledilmesini? Etmiyoruz. Ne yapıyor? İçimiz feveran ediyor. Sonra ne diyor Bediüzzaman?
ALTUĞ BERKER:“Ve Hazret-i Mehdi başına geçip,”
ADNAN OKTAR:Kardeşim, şahs-ı manevi başına geçecek diyor mu burada? Hz. Mehdi (a.s.), bak Hz. Mehdi (a.s.), şahıs, başına geçip lider olarak, evet.
ALTUĞ BERKER: “tarik-ı hak (hak yola) ve hakikata sevk edecek.”
ADNAN OKTAR:“Müslümanları hak yola ve hakikate sevk edecek” diyor. Bunu sahtekarca, vicdansızca, sahte yalanlarla örtbas etmenin alemi nedir? Samimiyetsizce. Ama bakın tekrar tekrar söylüyorum, yanlış anlaşılmasın; saflığından, iyi niyetinden veyahut bir hikmete binaen bunu gizleyenleri tenzih ediyorum. Ben sahtekarları kastediyorum. Müslüman kardeşlerimizden, Nur talebelerinden mesela baktılar, böyle çarpıtmalar var, ayrı bir yerde özgürce okusunlar Risale-i Nur Külliyatı’nı. Yani bu konunun yasaklandığı bir yerde okumasınlar, ders yapmasınlar. “Arkadaş” desinler, “biz özgürce okuyacak mıyız Bediüzzaman’ın izahlarını? Bize müsaade ediyorsanız, devam edelim. Yoksa bize müsaade edin.” Gitsinler kendi evlerinde toplansınlar. Kabul etmesinler sahtekarlığı ve yalancılığı. Kardeşim çok açık değil mi bu? Bunu kapatmanın alemi nedir? Biz büyücülere uymayacağız. Bediüzzaman ne diyorsa, 13.yüzyılın müceddidi, doğru. Ne diyorsa doğru çıktı şu ana kadar. Yani bir insan bir kere yanlış söyler, değil mi? Ne diyorsa doğru çıkmış. Yani akıl almaz tevillerle ve delice tevillerle kapatmaya çalışmak çok çirkin olur. Dürüst olacaklar.
SUNUCU 1:Programımızın sonuna geldik. HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv ve Kocaeli Tv ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...