SUNUCU:Programımıza HarunYahya.Tv sitesinden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Hoş geldiniz.
CİHAT GÜNDOĞDU:Estağfurullah Hocam, hoş bulduk.
ADNAN OKTAR: Cübbeli Hocam Flash Tv’de miydi?
OKTAR BABUNA:Flash Tv’de inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne anlatıyor, cinsellikten mi bahsediyor? Böyle bir kısım Müslümanlar, o da öyle sathi bakıyor, yüzeysel bakıyor. Yani insanların asıl ihtiyacı olan iman hakikatleridir. Bir kere Darwinizme, materyalizme inanıyor adamlar, bir kısım insanlar. Önce o bataktan kurtarmak, o putu kırmak çok önemli. Onu kırdıktan sonra, Allah inancının pekiştirilmesi yani Amentü’de belirtilen; Allah’ın Meleklerine iman, kitaplarına iman, Peygamberlerine iman, bunların pekiştirilmesi gerekir. Bunların hepsini bir kenara bırakıp cinsel teknikler, cinsel ilişki nasıl yapılır diye oturup anlatırsan, İttihad-ı İslam asıl konu iken, İslam Birliği asıl konu iken, deccaliyete karşı mücadele asıl konu iken bunu bir kenara bırakıp da cinsel ilişki nasıl yapılır, oturup bunu uzun uzun anlatırsan bu biraz garip olur. Acil olan konuları anlatması lazım, değil mi? Adama evrimden soruyorlar, “evrim ne ki?” diyor. Cinsel ilişki teknikleri sorduklarında, onu uzun uzun anlatıyor. Ne diyor Mehdi (a.s.) konusunda, ben dinlemedim.
OKTAR BABUNA: Başının üzerinde Melek olacağını söylüyormuş, alametlerin olacağından bahsetmiş.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’nin başının üzerinde Melek?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Alalen görünür halde.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Hz. Adem (a.s.)’den bu yana herhangi bir Peygamberde veya velide böyle bir şey oldu mu?
OKTAR BABUNA:Olmadı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Olmadı. Şu an bizim iki tarafımızda Melekler var mı?
OKTAR BABUNA:Var.
ADNAN OKTAR: Görüyor musun sen?
OKTAR BABUNA: Görmüyorum.
ADNAN OKTAR: Görmüyorsun. Peygamberimiz (s.a.v.)’e Cibril (a.s.) iniyordu. Görünüyor muydu?
OKTAR BABUNA: Görünmüyordu Hocam.
ADNAN OKTAR: Görünmüyordu. Mehdi (a.s.)’nin yanında Mikail (a.s.), İsrafil (a.s.), Cebrail (a.s.)olacak, görünecek mi bunlar?
OKTAR BABUNA: Görünmeyecek Hocam.
ADNAN OKTAR: Görünmeyecek. Meleğin özelliği görünmemesi. Ne zaman görünüyor? Kıyamet anında, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Müşrikler Peygamberimiz (s.a.v.)’e ve diğer Peygamberlere başının üzerinde bir Melek olmasını ve bu şart ile ona inanacaklarını söylüyorlar mıydı eskiden?
OKTAR BABUNA: Söylüyorlardı, evet.
ADNAN OKTAR: Müşriklerin talebiydi değil mi bu?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Var mı ayetler?
OKTAR BABUNA: Var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oku.
OKTAR BABUNA: “İnsanlar Melekleri ancak Kıyamet koptuğunda göreceklerdir.” Şeytandan Allah’a sığınırız. “Melekleri görecekleri gün, suçlu-günahkarlara bir müjde yoktur. Ve o gün (melekler onlara) derler ki: "(Size sevinçli haber) Yasaktır, yasak."”(Furkan Suresi, 22), Hocam inşaAllah.
“Göğün bulutlarla parçalanacağı ve meleklerin bir indirilme ile indirileceği gün; İşte o gün, gerçek mülk, Rahman olan Allah’ındır. İnkar edenler için oldukça zorlu bir gündür.” (Furkan Suresi, 25)
“Ve derler ki; O’na bir melek indirilmeli değil miydi? Eğer bir melek indirilseydi elbette iş bitirilmiş olurdu. Sonra da kendilerine göz açtırılmazdı.” (En’am Suresi, 8)
ADNAN OKTAR: Bakın, Cübbeli’ye tam bir cevaptır bu. Diyorlar ki; “o Peygamber (s.a.v.)’e bir Melek indirilmeli değil miydi?” Yani “görünür halde, başının üzerinde Melek olması gerekmez miydi?” diyorlar. Cenab-ı Allah ne diyor ayette? Söyle.
OKTAR BABUNA: “Ve derler ki; O’na bir melek indirilmeli değil miydi?”
ADNAN OKTAR: Müşrikler öyle söylüyor, değil mi Peygamber (s.a.v.)’e? Evet.
OKTAR BABUNA: “Eğer bir melek indirilseydi elbette iş bitirilmiş olurdu.”
ADNAN OKTAR: “Mahvederdim” diyor Allah. Yani görünür halde Melek indi mi ondan sonra felaket gelmiş oluyor. Oku yine ayeti baştan oku.
OKTAR BABUNA: “Ve derler ki; O’na bir melek indirilmeli değil miydi? Eğer bir melek indirilseydi elbette iş bitirilmiş olurdu. Sonra da kendilerine göz açtırılmazdı.”
ADNAN OKTAR: “Göz açtırılmazdı” ne demek? “Yerleri kazıttırırdım” anlamına gelir, değil mi? “Perişan ederdim” diyor Allah. Dolayısı ile Melek görünür halde zuhur etmez, görünmez halde olacaktır. Mehdi (a.s.)’deki Melek. Aklın ihtiyarı kalkar. Görünür haldeki Melek olsa, sen o kişiyi nasıl hapse atarsın, Mehdi (a.s.) nasıl çile çeker? Bu kadar açık bir mantığı, aklı, Kuran’ın üslubunu insanın bilmemesi çok şaşırtıcı. Mehdi (a.s.)’ye 313 kişi tabi olur mu öyle bir durumda? Çok az insan tabi oluyor. O devirdeki müşrikler, münafıklar, kafirler, birçok kişi Mehdi (a.s.)’ye karşı olacaktır. Üzerinde Melek olsa tir tir titrerler, böyle bir şey yapabilirler mi?
OKTAR BABUNA:Yapamazlar Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir de, Mehdi (a.s.); “ben Mehdi (a.s.) değilim” der mi? Melek diyecek ki; “bu kişi Mehdi (a.s.)’dir” diyecek. Mehdi (a.s.) de diyecek ki; “Melek yalan söylüyor.” “Allah’ın Meleği yalan söylüyor” diyecek haşa, “ben Mehdi (a.s.) değilim” diyecek. Bu olacak iş değil. Cübbeli burada insanlara yanlış bilgi veriyor. Kuran’la çelişiyor, hadisle de çelişiyor, akılla da çelişiyor. Devam et.
OKTAR BABUNA: Başka ifadeleri daha olmuş, onları söyleyeyim mi?
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
OKTAR BABUNA: “Mehdi (a.s.) yüzyıl başında çıkacak, şu an 30 yıl geçti, böyle bir şey yok.” “Medine’de doğacak.” “Mekkeli olacak.” “Müslüman gökten nida duysa, inanır o kişinin olduğuna.” “Medine’den bir ailenin çocuğu olacak,” “Kıyamete en az iki yüz, üç yüz sene var.” Bunları söylemiş özetle. Bir de; “tank, top etki etmeyecek” demiş.
ADNAN OKTAR: Aman Allah’ım, YaRabbim. Yani ne diyeyim ben buna? Tank mermisi etki etmiyor. O filmlerde var ya şeyde, biyonik adam var ya, öyle bir şey düşünüyor olabilir. Sen o ayetlere devam et.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.“Tarih boyunca insanlar Peygamberlerden kendilerine Melek göstermesini talep etmişlerdir.” Şeytandan Allah’a sığınırız.
ADNAN OKTAR: Tarih boyunca insanlar Peygamberlerden kendilerine Melek göstermelerini ve o şartla inanacaklarını söylemişlerdir. Cübbeli ne diyor? “Ben de inanırım ama Meleği göreceğim” diyor. Müşrikler istiyorlar bunu, değil mi? Ama Cübbeli “ben de istiyorum” diyor. Şimdi burada hata yapıyor. O zaman müşrikler ile aynı üslubu kullanmış olur. Düzgün üslup olması için Kur an’a uygun hareket etmesi lazım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. “Dediler ki: "Bu elçiye ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir Melek indirilmesi gerekmez miydi?"”
ADNAN OKTAR: Bak, tam net işte. Cübbeli ne diyor? Bir uyarıcı olacak yani onun Mehdi (a.s.) olduğunu söyleyecek bir Melek indirilmesi gerekmez miydi?” diyor. “Eğer bu yoksa ben o kişinin Mehdi (a.s.) olduğuna inanmam” diyor. Müşrikler ne söylüyorlar? Aynısını söylüyorlar. Burada hata yapıyor, Kuran’a uygun hareket etmesi lazım. Kuran bu konumu, bu üslubu yasaklıyor ve yanlış olduğunu ve çirkin olduğunu söylüyor. Devam et.
OKTAR BABUNA: “Bize kavuşmayı ummayanlar, dediler ki: "Bize Meleklerin indirilmesi ya da Rabbimiz'i görmemiz gerekmez miydi?" Andolsun, onlar kendi nefislerinde büyüklüğe kapıldılar ve büyük bir azgınlıkla baş kaldırdılar.”
ADNAN OKTAR: Bak bu bir anormallik, Kuran bunu açıkça söylüyor. Yani her yönden anormal. Bir ayet dahi yeter ama bunun üzerinde çok durmuş Cenab-ı Allah, Kuran’da. Devam et.
OKTAR BABUNA: “Onlara "Yalnızca Allah'a kulluk edin" diye önlerinden ve arkalarından elçiler gelince, dediler ki: "Eğer dileseydi Rabbimiz Melekler indirirdi. Bundan dolayı biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkar edicileriz."”
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’yi inkarda da aynı yöntemi kullanıyorlar. Müşriklerin kullandığı yöntemin aynısını kullanmış olur o zaman Cübbeli. Yani bu kadar çok fazla delile rağmen o kafada ısrar ediyorsa bir gariplik olur bu. Çok yanlış olur, bak Kuran’dan delil veriyorum. Müşrikler bunu söylüyor ve Allah çirkin olduğunu söylüyor. Aklın ihtiyarını kaldıran bir şeydir bu ve asla olmaz bu. Böyle bir şey olmamıştır. Hiçbir Peygambere olmamıştır, inşaAllah. Hiçbir velide olmamıştır. Ayrıca Cübbeli çok fazla Meleğin de gökyüzünü dolduracağını, yani milyonlarca meleğin gökyüzünü dolduracağını, hepsinin Mehdi (a.s.)’yi işaret edeceğini söylüyor ve her yabancı dilde; Fransızca, Almanca, Sırpça, Hırvatça, herkese kendi dilinde, Meleklerin, “falanca kişi Mehdi (a.s.)’dir” diye gökyüzünden işaret edeceğini söylüyor. Kuran’da ne diyor Cenab-ı Allah? Bunu, müşriklerin söylediğini söylüyor Allah, bu iddiayı. Melekler olacaktır fakat görünmez. Melekler her yerde var. Mesela şu anda burada da var Melek, inşaAllah. Ama görünmüyorlar. O zaman aklın ihtiyarı kalkar. Mesela şeytanları da göremiyoruz, cinleri de göremiyoruz, değil mi? Allah imtihan ortamı olarak onları bize göstermiyor. Kuran’da da bu ifade çok açıktır. Buna rağmen bu kafa da ısrar ederse yanlış yapmış olur, hatalı hareket etmiş olur. Başka ne diyor dedin sen?
OKTAR BABUNA: “Mehdi (a.s.) yüzyıl başında çıkacak, şu an 30 yıl geçti, böyle bir şey yok” demiş.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman diyor ki; “Mehdi (a.s.) çıktığı vakit bidayeten kendisi dahi kendisini bilmez” diyor. Kardeşim, kendisi bile bilmezse sen nereden bileceksin Cübbeli Efendi? Bak, “yakın talebeleri, havas ve seçkinleri onu imanın nuru ile tanırlar” diyor Bediüzzaman. Bir başka yerde de; “belki o Eşhas-ı Ahir zaman” yani Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.), “imanın nuru ile tanınabilir” diyor. Belki, “gizlidir” diyor. Böyle diyor, “derin ve tetkik ve tecrübeye muhtaç olan nazarî meseleleri elbette bedihî olmaz” diyor ve “aklın ihtiyarını kaldıracak derecede olmaz” diyor. “Öyle ise, o müthiş deccal dahi ve Ahir zamanın Eşahs-ı (İsa(a.s.) ve Mehdi (a.s.)), kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar” diyor. “Ama belki o Eşhas-ı Ahir zaman (Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.)) imanın nuru ile, belki tanınabilirler” diyor Bediüzzaman. “İman ve teklif, ihtiyar dairesinde imtihan olduğundan dolayı, derin ve tetkik ve tecrübeye muhtaç olan nazarî meseleleri elbette bedihî olmaz” diyor. “Ve ister istemez aklın tasdik edecek derecede açık olmaz” diyor. Kapalı olur. Bak, “”derin ve tetkik ve tecrübeye muhtaç olan nazarî meseleleri elbette bedihî olmaz” diyor, “açık olmaz” diyor. Onun için Mehdi (a.s.) de imtihan oluyor, diğer insanlar da imtihan oluyor. Bundan haberi olmadığı için çocuksu bir din anlayışına sahip. Yani böyle gökten Melekler inecek, Mehdi (a.s.)’nin başının üzerine gelecekler, Cübbeli bastonu ile karşısına geçecek böyle, o da ışıklar saçacak; sonra deccalin eşeğini karşılayacak, burada İstanbul’da, deccalin eşeğine bacağından tırmanacak. Artık zannediyorum elindeki asası ile eşeğin tüylerine mi takacak, artık bilmiyorum. Artık bir şekilde tırmanacak, tepeye kadar çıkacak. Ki 15 kilometre falan deccalin boyu, onun dediği kadar herhalde. Ömrü yeter mi, yetmez mi onu da bilmiyorum, oraya tırmanana kadar. Çünkü deccalin tepesine kadar tırmanması gerekiyor. 15 kilometre nasıl tırmanacak onu da bilmiyoruz. Sonra bastonu ile vura vura vura o deccali etkisiz hale getirecek. Sonra meşhur bir tahtı var onun, Osmanlı armaları ile böyle padişah koltuğu gibi süslemişler, oraya oturacak falan. Ondan sonra gül şerbeti içecek, biz de Hocamıza böyle hayranlık ile bakacağız. Deccalin de biliyorsunuz Atlas Okyanusu’nda bir adada olduğunu söylüyor, “şu an duruyor” diyor, “Amerika tespit edemedi yerini” diyor. “Yalnız başı bulutlarda” diyor. 15 kilometre, 5-6 kilometre de ayakları denizin dibinde; orada oturuyormuş şu an, zincirlenmiş olarak. Sonra eşeği geliyor, biliyorsunuz meşhur hikaye; 300 metrelik eşek, 30 metre de kulakları var. Böyle anırarak eşek, oraya uçarak gelecekmiş. Deccal üzerine oturacakmış, sonra yine anırarak gelecek Fatih semtine, Hocamızın olduğu yere gelecek, Cübbeli Ahmet’in bulunduğu yere. Hele oraya yumuşak iniş yapacak, nasıl olacak onu da bilmiyorum yani. Havada mı duracak, Hocamıza sormak lazım, o biliyordur. Sonra mübarek yardımcıların da kanalı ile belki tahtına basacak, oradan ayağına yükselmek için. Deccalin eşeğinin tüylerine tutunarak belki çıkacak yukarıya, sonra da milleti kurtaracak. Yani mesela bak Flash Tv’de sunucu çok yaman. Hiç sezdirmiyor. Yani insanlar nefesi kesilerek seyrediyorlar tabii. Çünkü çok ilginç bir durum. Çok çok ilginç bir durum. Mesela bak önce Mehdi (a.s.)’yi soruyor. Hakikaten çok merak ettikleri bir konu, hayati bir konu. Ona uygun bir şekilde soruyor. Çünkü Mehdiyeti en kapsamlı olarak vurgulayan benim, başka kimse yok. Dünyada da, Türkiye’de de bu konu üzerinde net duran çok nadir insan vardır. Yani açık, net delillere dayalı olarak pek anlatan yok. Arkasından cinselliğe geldi. Ama çok sakin ve çok saygılı ve ürkütmeyecek bir üslupla yürüyor. Bu da düştü. Yani dünyada bu kadar mesele var; imani konular var, insanlarda iman zaafı var, ateistlik o kadar bu yaygın; Darwinizm, materyalizm bu kadar yaygın, insanlar Amentü’ye inanamıyorlar; Meleklere, Şeytanlara, Cinlere inanamıyorlar, iman zafiyeti içerisindeler. Asıl konular bunlarken, sanki ana konu cinsel ilişkiymiş gibi cinsel pozisyonları, onları anlatıyor. Ki daha da anlatır da. Yani zaten “kitap yazıyorum” diyor. 500 sayfalık kitap yazıyormuş cinsel ilişkinin nasıl olacağına dair. Çok karmaşık bir konuymuş gibi. 500 sayfa. Yani ana konuyu bırakıyor, en hayati konuları bırakıyor, 500 sayfa ona vakit ayırıyor, bu konuya vakit ayırıyor. Bilen bilir zaten helali haramı. Helali, haramı bilmeyen zaten ona göre hareket ediyor. Helali, haramı bilen de, karmaşık bir konu değil ki bu. Yani bizim atalarımız, ecdadımız şu ana kadar nasıl biliyorlar? Cübbeli Ahmet’ten mi öğreniyorlar ilk defa? İlmihallerde yazar bu, açık açık anlatılır. Neden Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihalini okumuyorsun? Niye mesela Hüseyin Hilmi Işık Hoca’nın tam ilmihali var Hüseyin Hilmi Işık Hoca’nın, açar bakar, öğrenirsin. Değil mi? Konu çok nettir, çok sade bir konudur. Ve bu konuda yazılmış birçok İslami eser var. Niçin Cübbeli Ahmet’e 1400 yıl sonra bütün insanlar muhtaç oluyor, bu konuyu öğrenmek için? Yani fıkıh öğrenmek için niye ona muhtacız biz? Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihalini alırım okurum Hocamızın, konu biter. Sağlam kaynak olur. Değil mi? Konunun o olmadığı belli, inşaAllah. Berkerim anlat.
ALTUĞ BERKER:Bir de, “her evden altından sütunlar çıkacak” diyordu Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani Cübbeli aslında tam aradıkları bir tip. Yani Kanal D’nin, NTV’nin hepsinin tam aradığı bir tip. Çok uygun. Flash Tv kapmış. Ama zarar vereceği bir üslup artık mümkün değil. Olumsuz etkisinin imkansız olduğunu gördüler. Yani biz olmasaydık, hakikaten çok iyi onu değerlendirirlerdi. Yani Habertürk de çok iyi değerlendirirdi, diğerleri de iyi değerlendirirdi. Bak Habertürk artık onu o yönde değerlendiremiyor diyelim, inşaAllah. Malum, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Cevaplarını aldılar Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani aklı başında Müslümanlar ne olduğunu görüyorlar, çok açık.
OKTAR BABUNA:Bir şey söyleyeceğim. “Medine’den çıkacak” demiş, İstanbul hadislerini okuyalım mı Hocam?
Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle diyor inşaAllah; “Hz. Mehdi (a.s.) Rum’dan, Türklerden (çünkü, eskiden Türkiye'ye “Diyar-ı Rum” deniliyordu.) ayrılmayacaktır.” (İş'afü'r-Rağıbîn'den naklen Tılsımlar Mecmuası, Bediüzzaman Said Nursi)
“Hz. Katabe (r.a)’den rivayete göre Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Mehdi, Medine'den (büyük şehirden) çıkacak ve Mekke'ye gelecek. İnsanlar onu, kendi aralarından (tanıyıp) ortaya çıkaracaklar ve o, istemediği halde Rükun ile Makam arasında ona biat edecekler."”
“Hz. İbni Amrdan (r.a.) rivayet edilmiştir: Peygamberimiz (sav) buyurdu ki: "Ey Ümmet! Altı şey vardır ki; onlar olmadan Kıyamet kopmaz… Altıncısı, medinenin (şehrin) fethi. Denildi ki: Hangi medine? (hangi şehir?) Buyurdu ki: Konstantiniyye"”.
ADNAN OKTAR: İstanbul. İstanbul’u manen fethedeceği Mehdi (a.s.)’nin çok meşhur bir konudur, çok fazla hadis var.
Cübbeli, Hocamızın yanına gidiyor Kıbrıs’a Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ne. Orada yine bu mantığı anlatırken Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri diyor ki; “İstanbul’da kurtuluş” diyor. “Türkiye’den, İstanbul’dan çıkacak” diyor değil mi? Orada kabul ediyor. İstanbul’u öğreniyor. Yani Şeyh Nazım Hocamıza “hayır bu böyle değildir, yanlıştır” demedi. Tasdik etti daha yakın zamanda söyledi. Burada kamu önünde başka türlü konuşuyor. Orada madem doğrusunu biliyorsan söylesene Şeyh Nazım Hocamıza, “yanlış biliyorsunuz, İstanbul’da çıkmayacak” desene. İstanbul’da çıkacak deyince şaşkınlık nidası ile kabul ediyor. Ve “kurtuluş oradan olacak” diyor Şeyh Nazım Hazretleri değil mi? Devam et.
OKTAR BABUNA: Bediüzzaman Said Nursi’nin de aynı şekilde çok vurgulaması var Hocam inşaAllah. Siz açıklamıştınız defaetle.
ADNAN OKTAR: Ne diyor Bediüzzaman?
OKTAR BABUNA: Önce bir hadisi okuyayım mı Hocam? Bir hadis daha varmış, inşaAllah.
“Abdullah b. Şurefe'den rivayet edildi ki: Mehdi (a.s.)’nin beraberinde süslenmiş bir halde Peygamberimiz (s.a.v.)'in bayrağı olacaktır.”(Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiy-il Ahir Zaman)
“Peygamber (s.a.v.)'in softan bayrağı ile çıkacaktır. O bayrak dört köşeli olup, dikişsizdir ve rengi de siyahtır. Onda bir hicr (hale) bulunur. O Resulullah (s.a.v.)'ın vefatından beri açılmamış olup Hz. Mehdi (a.s.) çıkınca açılacaktır.” Kutsal Emanetlerde İstanbul’da Topkapı’da, açıklamıştınız Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın Kutsal Emanetler nerede ise Mehdi (a.s.) oradadır, çok açıktır bu. Bütün Kutsal Emanetler Topkapı’dadır, buradadır. Mehdi (a.s.) de onun yanındadır, o kadar, çok net. Kutsal Emanetler orada olup, Mehdi (a.s.) başka yerde olmaz. “İkisi bir arada” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Evet başka?
OKTAR BABUNA: İstanbul’un manen fethi ile hadisler var Hocam, inşaAllah.
“Nuaym bin Hammad, Ebu Cafer'den şöyle rivayet etmiştir; …"Uzak yerlerdeki askerleri Hz. Mehdi'ye biat edecek. Zulümü ve zalimleri engelleyecek, ülkeler düzelecek, Cenab-ı Hak kendisine İstanbul'u fethettirecektir."”
ADNAN OKTAR:Manen, manen fethedecek. Tekbirle, değil mi? “Allah’ı anarak İstanbul’u fethedecek” diyor. “Kan akıtmayacak” diyor, İstanbul’u fethederken. “Uyuyan kişiyi uyandırmayacak, insanların burnu dahi kanamayacak,” “İstanbul bu şekilde fetholacak” diyor manen. Arkasından Roma, “Roma’yı fethedecek” diyor. Ve o mübareğin orada, Roma’da da çok müthiş güzellikler yapacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.), inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Allah Konstantiniyye'yi (İstanbul'u) çok sevdiği dostlarının eliyle fethedecek.”
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) ve talebelerinin eli ile manen İstanbul fetholuyor.
OKTAR BABUNA: “Onlardan hastalığı ve üzüntüyü kaldıracak.” (Kıyamet Alametleri)
ADNAN OKTAR:Evet, böyle çok şaşırtıcı hastalıklar onların üzerinde, Mehdi (a.s.) devrinde harika, böyle keramet olarak kalkacak. Tabii, hayret edilecek hastalıklar. Yani bu insan kesin ölür dediği insanlar, ölmeyecek, canlı kalacak, sağlıklı kalacak, şifa bulacaklar. Ona işaret ediyor. Bu harika olduğu için, keramet olduğu için belirtiyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani mühim bir olay olduğu için belirtiyor. Gözle görülecek, insanlar da bunu tasdik edecekler. Evet, devam edelim, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Doğruyuyanlışı ayırt eden, aldatmayan, çalmayan ve dinine bağlı emiriniz(Hz. Mehdi (a.s.)) Konstantiniyye'yi (İstanbul'u) fethedecektir.”
ADNAN OKTAR:Manen fethediyor İstanbul’u. Net, bir tane şehrin üzerinde duruyor Peygamberimiz (s.a.v.), İstanbul, Hırak’ın şehri, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Dünyadan hiçbir zaman kalmayıp ancak tek bir gün kalsa bile o gün de benim ailemden bir zatın (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) Deylem Dağı’na (yahut eyaletine) ve Konstantiniyye şehrine sahip olması için Allah muhakkak o günü uzatacaktır.”
ADNAN OKTAR:Bak Kıyamete bir gün bile kalsa o gün artık uzatılıyor, Mehdi (a.s.)’nin gelişi ile. Yüzyıl kadar daha uzatılıyor, hakim ediyor Cenab-ı Allah, ondan sonra Kıyamet alametlerinin şiddetlenmesi başlıyor, ondan sonra Kıyamet kopuyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Hz. Mehdi (a.s.) Konsantiniyye ve Deylem Dağı’nı fethedecektir.” (El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy’il Muntazar)
“Allah Teala Hazretleri, mü'min kullarına Roma'nın merkezi olan İstanbul'un tesbih ve tekbir ile fethini nasip buyurmadıkça Kıyamet kopmayacaktır.” (Ahmed Gümüşhanevi . Ramuz'ul Ahadis.)
ADNAN OKTAR:Hani kan döküyordu Mehdi (a.s.)? Hani atların boynuna kadar kan yükseliyordu? Bak İstanbul’u fethederken damla kan yok. Roma’da damla kan yok. Mehdi (a.s.); akıl, fikir, izan, ilimle, fenle, bilgiyle, sanatla, estetikle, güzellikle, sevgiyle bütün dünyayı fethediyor. Kancı yobazlar kan denizinde yüzmek istiyorlar, bunu Mehdi (a.s.) engelliyor. Devam edelim.
CİHAT GÜNDOĞDU:Bugüne kadar Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah; Japonya’dan, Kanada’ya kadar, Amerika Birleşik Devletleri, hep davetler aldık adınıza. Sizin adınıza icabet ettik, gittik orada anlattık Hocam, konferanslar verdik. Hep dedikleri şu oldu; “sizin gibi Hocanızın, Sayın Adnan Oktar’ın anlattığı şekilde dinin temeli olan akideyi, Allah’a imanı bu şekilde tesis eden başka hiç kimse yok.” Herkes ittifakla söylüyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, elhamdülillah. İnşaAllah daha iyi oluruz. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:“Allah Teala, müminlere İstanbul ve Rum (topraklarının), tesbih ve tekbir ile fethini nasib buyurmadıkça "Kıyamet kopmayacaktır" buyurmuşlardır.”
ADNAN OKTAR:Rum, Türkiye yani. O zaman Rum deniyordu. “Bütün Türkiye’yi ve İstanbul’u manen Mehdi (a.s.) fethedecek” diyor. Kan yok, zulüm yok, acı yok. Sevgiyle, muhabbetle, ilimle, sanatla fethedecek. Bediüzzaman da bunu söylüyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine dayandırarak bunu söylüyor. Bir tane, iki tane, on tane değil. Bak görüyorsunuz, çok açıktır hadisler. Cübbeli boşa heyecanlanıyor. Bir de Cübbeli’nin Mehdi (a.s.)’yi görmesi biraz zor, bu kafayla. Evet, devam edelim.
OKTAR BABUNA:“Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Tesbih ve tekbir getirerek Kostantiniyye'yi feth edeceksiniz. O zamana kadar elde edemediğiniz ganimet mallarına kavuşacaksınız."” (İbn-i Mace)
ADNAN OKTAR:Bak çok manidar. Bir daha oku.
OKTAR BABUNA:“Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Tesbih ve tekbir getirerek Kostantiniyye'yi feth edeceksiniz."”
ADNAN OKTAR:“Tesbih ve tekbirle.” “Allah’ı anarak, ilmi eserlerle, konuşmalarla, radyo konuşmalarıyla, televizyonla, internetle, ilimle, güzellikle manen fethedeceksiniz” diyor. Sonra?
OKTAR BABUNA:“O zamana kadar elde edemediğiniz ganimet mallarına kavuşacaksınız.”
ADNAN OKTAR:Müslümanlar Baron’un işgalini kıracak, deccaliyetin işgalini kıracak, onların el koyduğu malları Müslümanlara dağıtacak. Bizim fakir milletimize dağıtacak, canlarımıza dağıtacak. Gasp edilen malları geri alıp onlara verecek, inşaAllah. Evet, devam edelim.
OKTAR BABUNA:“Amr b. Avf’dan (r.a.) rivayet edilmiştir:Allah kendisini bir gecede ıslah eder. Rum şehrini (İstanbul'u) tekbir ile fetheder.”
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.)’yi bir gece içinde Allah onu ıslah ediyor. Yani ona harika haller veriyor. Vehbi ilim veriyor. Bizim bilmediğimiz sırlarla onu donatıyor. Sonra onu anlayacağız. Ama bakın başka bir hadis yine bu, her hadis bunu anlatıyor bu konudaki. O da, “kan dökmeden, sevgiyle İstanbul’u fetheder” diyor. Kancılara bu hadisleri göstermek çok önemli, ezberleteceğiz. Kancılar ezberlesin bu hadisleri.
OKTAR BABUNA:Daha var Hocam, eğer uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Oku, oku.
OKTAR BABUNA:“Hz Mehdi (a.s.) bayrağını İstanbul’a dikecektir.”
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, hay maşaAllah. Türk bayrağı her yerde dalgalanıyor, değil mi? Ve yenidir bu dev bayraklar. Baktın mı uzaktan nazlı nazlı nasıl al bayrak dalgalanıyor? “Kırmızı bayraklar” diyor Resulullah (s.a.v.). Türk bayraklarıdır. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:“Konstantiniyye'nin fethi sırasında, sabah namazı için abdest alırken bir bayrak dikecek, deniz ikiye ayrılarak su kendiliğinden uzaklaşacak ve açılan yolu takib eden Hz. Mehdi (a.s.), karşı kıyıya geçecektir.”
ADNAN OKTAR:Kuru zeminden geçecek. Neyle oluyor? Boğaz Köprüsü. Sonra ne diyor?
OKTAR BABUNA:“Sonra bir bayrak daha dikecek. Ve diyecek.”
ADNAN OKTAR:Karşı tarafa, karşı yakaya geçiyor. Evet.
OKTAR BABUNA:“Vediyecek ki: "Ey insanlar, ibret alınız. Deniz ben-i İsrail'e nasıl yol verdiyse, bize de öylece yol verdi." Ondan sonra hepsi tekrar tekrar tekbir getirecek ve 12 tekbirle, şehrin 12 burcu da düşecektir.” İnşaAllah. ("El-Kavlü'l Muhtasar fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar", s. 15-75)
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman ne diyor? “Dokuz düşman taifesinin, dokuz kalesini de Mehdi (a.s.) fethedecek, alacak” diyor, inşaAllah. “Sanatla, fenle, bilimle” diyor Bediüzzaman, bu hadislere dayandırıyor. “Denizin kenarına bayrağı diker” diyor, değil mi? Mehdi (a.s.). Boğazı görecek demek ki, mübareğin yeri. Şeyh Nazım Hazretleri de; “boğazı görüyor, onun yeri” diyor. Yıllar önce söylüyordu. “Boğazın kenarında olacak” diyor. Ben bir gün gezeceğim şu boğazı boydan boya inşaAllah. Garip bir derviş gibi arayacağım o mübareği inşaAllah. Devam et.
OKTAR BABUNA: Bu kadar Hocam. Dediğiniz gibi; “İstanbul’un 4 tarafında dikilmiş olan Türk bayrakları olduğunu görürüz.”
ADNAN OKTAR: Tamam bir ara verelim, sonra devam ederiz.
SUNUCU:Şimdi programımıza kısa bir ara veriyoruz.
SUNUCU:Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Merhaba Hocam.
ADNAN OKTAR:Merhaba hoş geldiniz, şeref verdiniz.
SUNUCU: Teşekkür ederim Hocam.
ADNAN OKTAR: Doktorum anlat.
CİHAT GÜNDOĞDU: Estağfurullah Hocam. Siz bu özellikle virüslerin içindeki, kitaplarınızda da anlattığınız bir şey zaten inşaAllah, virüslerin içinde çok büyük bir bilgi var. Ve hücreleri enfekte etmesinde de yine bu bilgiye dayalı olarak bunu gerçekleştiriyor inşaAllah. Onunla ilgili bir video vardı. Gösterebilir miyiz?
ADNAN OKTAR:Evet.
CİHAT GÜNDOĞDU: Burada bir virüsün hücre içine nasıl girdiğini izlemeye başladığımızdan itibaren. Bir virüs geliyor şimdi, hücrenin içine girmek üzere. Özel alıcı protein yapıları var. Hücrenin üzerindeki özel proteinlere kilitlenerek bunu gerçekleştiriyor, bağlanmayı ve daha sonra içindeki genetik materyali hücrenin içine bu şekilde aktarabiliyor. Burada önemli bir nokta, hücrenin içine bıraktığı iki parça var; birisi kendine ait kodlayıcı RNA bilgi, artı bir de bunu kodlayacak olan özel bir enzimle beraber paketi bırakıyor. Bu enzim kodladığı bilginin, getirdiği bilginin aynısını tıpkı DNA’daki bilginin çift sarmal haline getirecek şekilde bunu gerçekleştirip, sonra çekirdeğin içindeki hücreye ait DNA ile bu şekilde birleşip daha sonra virüsün kendi DNA’sını bu şekilde kopyalayıp hücre içine gönderebiliyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi bilim küfrün başına bela olacak. Yani bilimi küfrün kılıcı zannediyorlardı. Bir de baktılar ki bilim Allah’ın kılıcı. Bunu gördüler. Bu mikro düzeyde diyelim, yani küçük düzeyde olan harikalar nefes kesici, Allah sanatını böyle gizlemiş. “Ve Allah’tan ancak ilim sahipleri korkar” diyor Allah ayette. “Hakkıyla” inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU:Her aşamasında bir akıl var. Bu tabii ki her şeyi yaratan, sonsuz güç ve kuvvet, kudret sahibi Yüce Rabbimiz’in aklı. Her yere hakim olan. Virüsün içine de bu işte hangi enzimle beraber o genetik materyali konmasını da yine yaratan Allah. Hücrenin içindeki çalışan mekanizmaları da yaratan Allah. Hiçbir şey başıboş olmuyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama biz bu konuyu böyle hayret vericiliğini detaylandırarak anlatabiliriz. Mesela parçalardan bahsediyorsun ama parçalar hakkında hiçbir bilgimiz yok daha şu an, vermedik. Bilgi vermedik. Yani hakkıyla bunu bir kısmı anlatılmış olsa herhangi bir tanesi, dünyada bir tane iman etmeyen adam kalmaz. Aklı başında olan herkes iman eder. Onun için o konuya çok ağırlıklı özen göstereceğiz. Küçük küçük bölümleri alın. Oradan detayın içine girelim. Oktarım anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Cübbeli’nin devamı varmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet ne diyormuş?
OKTAR BABUNA:“Bu yüzyılda gelmez” diyor. “300 kişiyi peşine takan ‘Ben Mehdi (a.s.)’yim’ diyor. Kıyamet sonuna yaklaştık da şu anda acil bir durum yok” demiş Hocam. “Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak. 40 sene onun dönemi. İsa (a.s.) gelecek, onun 40 senesi var. Güneş batıdan doğacak. Sonra 120 sene var. Yani Mehdi (a.s.) şimdi bile çıksa en az 200-300 sene var.”
ADNAN OKTAR:Kıyamete?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Öbür Hoca ne diyordu? 5 milyar yıl mı?
OKTAR BABUNA:5 milyar yıl.
ADNAN OKTAR:Bu “570 yıl var” diyor. Ne diyor, ‘önemli değil’ mi diyormuş? Yanlış anlaşılma olabilir mi orada?
OKTAR BABUNA: “Şu anda acil bir durum yok” diyor.
ADNAN OKTAR:Ne yönden acil durum yok?
OKTAR BABUNA:Yani Kıyamete daha var. 200-300 sene gibi bir hesap yapmış.
ADNAN OKTAR:Milletin gönlünü niye ferahlatmaya çalışıyor ki Cübbeli? Bakın Bediüzzaman hadislere dayalı olarak bu konuları açıklamış. Cübbeli diyor ki, “ben hadislerden çok iyi anlarım. Hadislere saygı gösteririm. Büyük İslam alimlerine saygı gösteririm” diyor. O zaman saygısını bir görelim. Suyuti büyük bir hadis alimi değil mi? Cübbeli’nin de saygı duyduğu bir insan. Ne diyor Suyuti 7 bin yıl dünyanın ömrüyle ilgili olarak. Neler söylüyor?
OKTAR BABUNA: “7 bin yıl dünyanın ömrü.” “Bana kadar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “5600 yıl geçmiştir.” 1400 yıl kalmış oluyor, inşaAllah. Bu demek ki her şey 1400’le 1500 arasında olup bitecek inşaAllah. Bir tarih veriyor Peygamberimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:Cübbeli bu hadisi önce anlamazlıktan geldi, değil mi? Dedi ki önce; “7 bin yılla ilgili hadis yok” dedi. Başka bir programda unuttu onu, nasıl oluyorsa unutuyor. İnsanlık hali, ne dediğini unutuyor. Bu seferde çıktı dedi ki, ezberden hadiste; “dünyanın ömrü 7 bin yıldır” dedi. Hadisi de söyledi. Arapçasıyla. Sonra boş bulundu herhalde gidip düzeltmeye çalıştı ama yani biz hatırlatınca aklına geliyor. Unuttu onu, ne dediğini. Bakın şimdi 7 bin yılla ilgili hadisi söyledikten sonra, “bunun 5600 yılı geçti” diyorsa Peygamberimiz (s.a.v.), 1400’ün dışında bir vakit yok. 1400’le 1500 arasında bir vakit yok. Ama Suyuti yanlış söylüyor, bu hadisler yanlış, Peygamber (s.a.v.) yanlış söylüyor diyorsa, onu tartışırız Cübbeli’yle. Ama Peygamber (s.a.v.) doğru söylüyor, Suyuti doğru aktardı diyorsa o zaman konuşacağı bir şey yok. O dedikleri doğru değil o zaman. 1400’le 1500 arasında hepsinin bitmesi gerekiyor. 1545 gibi de Bediüzaman; “Kıyamet kopacak” diyor. 1500’den sonra hemen Kıyamet bekleniyor zaten. Yani ümmetin galibane ömrü, galip ömrü Hicri 1500’e kadar. 1400’le 1500 arasında. Bak bir tane daha, bir tane daha, bir tane daha, bir tane daha. Akıllarında iyi kalsın diye de bol örneklemelerle Peygamberimiz (s.a.v.) anlatmış. O hadislerden anlatsana biraz sen. Var mı o 7 bin yılla ilgili hadisler?
ONUR YILDIZ: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah Hocam, Cübbeli Ahmet Hoca, İmam Rabbani’nin Hz. Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda yani her yüzyılın başında çıkacağını, bu yüzyılın da Hicri olarak 1400 yılında olduğumuzdan dolayı ilk çeyreği geçtiğinden dolayı bu yüzyılda gelmeyeceğini söylüyordu. Ama bu yüzyılın başında çıkmış ve 30 yıldır faaliyet gösteriyorsa orasını ben bilmem” demişti.
ADNAN OKTAR:Öyle mi diyor?
ONUR YILDIZ:Evet, bir radyo programında söylemişti, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Çıktı da, 30 yıldır… orasını bilmem.” İşte o konu çok önemli, orasını bilmem dediği konu çok önemli bir konu, orasını bilmiyor işte. O yazıyı bana getirin de. Çünkü ne dediğini unutuyor Allah-u alem. Sürekli bağlantıları da koparıyor, kafası karıştı iyice. Ne oldu Oktarım, buldun mu?
OKTAR BABUNA:Buldum Hocam, inşaAllah. Hem Üstad’ın hem de hadisler Hocam inşaAllah. “Taberi, dünyanın ömrünün 7 bin yıl olduğunu ifade etmiştir. Abdullah bin Abbas rivayetinde: "Hz. Adem (a.s.)’den Hz. Nuh (a.s.)’a kadar; 2256 yıl, Nuh (a.s.)’dan İbrahim (a.s.)’e; 1079 yıl. Hz. Musa (a.s.)’dan Hz. Süleyman (a.s.)’ın Beyti Makdis mescidini bina edinceye kadar; 506 yıl. Ondan İskender’e kadar; 220 yıl. İskender’den Hz. İsa (a.s.) doğuncaya kadar 369 yıl. Hz. İsa (a.s.)’dan Peygamberimiz (s.a.v.)’e kadar 551 yıl. Aradaki 434 yıl Fetretten sayılmıştır. Ancak Havarilerin etrafa dağılıp bu işi yaptıkları ifade edilmektedir. Ve dünyanın 7000 yıl kılındığı ifade edilmektedir."” (Taberi Tercümesinden, sayfa 289-290)
ADNAN OKTAR:Bu Taberi’de.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman; “Enes Malik 'den tahric etti. O dedi ki, Resulullah (s.a.v.) buyurdu:”
ADNAN OKTAR:Cübbeli duysun, dinlesin. Peygamber (s.a.v.) söylüyor.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Dünyanın ömrü, Ahiret günlerinde yedi gündür. Allah-u Teala buyurdu ki: "Rabbin katında bir gün sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir."”
“Enes b. Malik 'den O dedi ki Resulullah (s.a.v) buyurdu: "Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse, Allah Teala onun için gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirmişçesine şu dünyanın yedi bin yıllık ömrü müddetince sevap yazar."” (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, 88)
ADNAN OKTAR:Şimdi 7 bin yıl net değil mi burada? Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Net. Başka da bir şey söylememiştir Peygamberimiz (s.a.v.) dünyanın ömrüyle ilgili başka bir hadisi yok Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Bunlar var, bu hadisler var. Devam et.
OKTAR BABUNA: “İbni Abbas'dan sahih olarak nakledilen şöyle bir rivayet vardır. O dedi ki:”
ADNAN OKTAR:Sahih hadis. İbni Abbas’tan, evet.
OKTAR BABUNA: “Dünya yedi gündür. Her bir gün bin yıl gibidir. Ve Resulullah (s.a.v.)'de onun sonunda gönderildi.” (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman)
ADNAN OKTAR:Bir daha oku. Cübbeli’nin anlaması biraz zor oluyor. Bazen bir daha tekrar edersin.
OKTAR BABUNA: “İbni Abbas'dan sahih olarak nakledilen şöyle bir rivayet vardır. O dedi ki: Dünya yedi gündür. Her bir gün bin yıl gibidir. Ve Resulullah (s.a.v.) da onun sonunda gönderildi.”
ADNAN OKTAR:“7 bin yıl” diyor değil mi? “Onun sonunda gönderildi” diyor. Şimdi onun sonunu açıklıyor. Peygamberimiz (s.a.v.). Söyle, devam et.
OKTAR BABUNA: “Dakkak b. Zeyd-ü Cüheni ‘den rivayet ettiler. "Ben gördüğüm bir rüyayı Resulullah (s.a.v.)’a anlattım. Bu rüyada Peygamber (s.a.v.) yedi basamaklı bir minberin en üst basamağında idi: O buyurdu ki, ‘yedi basamaklı gördüğün minber şu dünyanın ömrü olan yedi bin senedir.’"” (Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman)
ADNAN OKTAR:Bak akıllarında kalması için bak Peygamberimiz (s.a.v.) kaç çeşit örnekle anlatıyor, değil mi? Ama Cübbeli’nin aklı bunu bir türlü almadı gitti, Peygamberimiz (s.a.v.)’in anlattığını. Peygamberimiz (s.a.v.) ona anlatıyor, Cübbeli “ben anlamıyorum” diyor. Yine anlatıyor, “yine anlamıyorum” diyor. Yine anlatıyor, “yine anlamıyorum” diyor. Devam et.
OKTAR BABUNA: “İmam Suyuti Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde ümmetin ömrünün 1500 seneyi aşmayacağını bildirdiğini haber vermektedir. "Bu ümmetin ömrü bin (1000) seneyi geçecek fakat bin beşyüz (1500) seneyi aşmayacaktır."” (Kıyamet Alametleri, Celaleddin Suyuti'nin El-Keşfu Fi Mücazeveti Hazin el-Ümmeti El Elfe Ellezi Dellet Aleyh el-Asar isimli kitabından nakil)
ADNAN OKTAR:Suyuti ne yapıyor? “7 bin yıl ömrü” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “5600 yılı geçti” deyince Cübbeli gerçi “hesap çıkmaz bundan” diyor ama bak Suyuti çıkarıyor. Yani 7000 yıldan 5600 yılı çıkarıyor. Geriye 1400 kalıyor. O zaman 1400’le 1500’ün arasında her şeyin biteceğini açıklamış oluyor Suyuti. Ama Cübbeli bunu söyleyemiyor. Cübbeli’nin şu 7000 yılla ilgili videosu hazır mı o? Gösterin bakalım. Orada Cübbeli’nin konumunu bir görelim.
-VTR-
ADNAN OKTAR:Bak Mehdi (a.s.)’yi reddetmek için hadisi reddediyor, bunalıyor, unutuyor. Allah ayağına dolandırıyor. Bak önce “hadis yok” diyor. Sonra “hadis var” diyor, Arapçasıyla söylüyor. Peki, bütün Türkiye’nin gözünün önünde Habertürk’te niye doğruyu söylemiyorsun Cübbeli Efendi Hazretleri? Şimdi 7000 yıl ile ilgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisini kabul ettiğinde Mehdi (a.s.)’yi de kabul etmek durumunda kalacak. İsa (a.s.)’yı da kabul etmiş olacak bu yüzyılda gelişini. Bakın onu reddetmek için sekiz tane Resulullah (s.a.v.)’ın hadisini reddediyor. Fakat Allah ayağına dolandırıyor, bak yine kabul ediyor. Değil mi? Kardeşim 7000 yılla ilgili hadis varsa, Peygamberimiz (s.a.v.) de “5600 yılı geçti” diyorsa, bitti. Bunun üzerine niye ilave yapıyorsun başka? Hicri 1400 ile 1500 arasında başka vakit kalıyor mu bunun dışında? Bunu aslında tekrar tekrar anlata anlata Cübbeli’nin beyin hücrelerine enjekte etmeye çalışacağız. Bir şey oldu bu Cübbeli’ye, anlamıyor, anlatınca anlamıyor. Ama biz anlatacağız. Yani bir yıl, iki yıl, üç yıl böyle bir eğitimle şu konuyu kavratmaya çalışacağız ona, inşaAllah. Bir insana söyledin mi hemen kavrar, bunda kavranmayacak bir şey yok. Ama Cübbeli herhalde önyargılı mı, başka bir konu mu var tam çıkaramadım.
OKTAR BABUNA:Bir şeyler söylemiş Hocam zaten.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah,şöyle demiş; “Ben bir kitap yazdım. Bu da birilerini kızdırdı. Onlar çünkü hazırlık yapmışlar çıktık, çıkacağız diye. Biz de bunu deyince, 1430’dayız, ilk 25 geçti, bu yüzyılda gelmez, boşuna ben Mehdi (a.s.)’yim dese de inanmayın.”
ADNAN OKTAR:Bak kardeşim şimdi, taktı bizim Mehdi (a.s.) olduğumuza. Yani ben bu insana şaşıyorum, çocuk gibi. Kitap yazmış. Kitap benim üzerime kurulu sistem. Halbuki Mehdiliğini açıkça ilan eden İstanbul’da da, Ankara’da da, Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de yüzlerce, binlerce insan var ve açıkça kitaplarında yazıyorlar, anlatıyorlar. Cübbeli bunların hiçbirini kaale almıyor. On binlerce taraftarı var, mesela yüz binlerce taraftarı var. Benim iki yüz, üç yüz tane arkadaşım var. Ama Cübbeli hop oturup, hop kalkıyor. Bak bu yüzden artık sahih hadisleri de reddedecek hale geldi ki hadislere titiz olduğunu iddia eden bir insan, bakın sekiz tane hadisi reddediyordu, fakat Allah ayağına doladı. Sonra kabul etti. Kardeşim, sen 7000 yıl ile ilgili hadisi kabul ettiğine göre, Peygamberimiz (s.a.v.) de “5600 yıl geçti” dediğine göre bunun üzerine sen nasıl ilave yapabilirsin artık. 1400 ile 1500 arasında başka bir vakit yok ki, nasıl uzatıyorsun sen, 570 yıl daha ilave ediyorsun? “Bundan hesap çıkmaz” diyor. Bütün Ehl-i Sünnet alimleri, tamamı hesap çıkarmışlar. 1400 ile 1500’ün arasında İslam’ın galibane ömrünün biteceğini söylüyorlar. Elmalılı Hamdi’den tut, bütün İslam alimleri bunu söylüyor, Bediüzzaman dahil. Bir tek hesabı çıkaramayan sensin, hadisi anlayamayan sensin. Hadisi reddedip, sonra da boş bulunup, unutup kabul eden de yine sensin. Bu garibanlığa ne gerek var, bu hallere ne gerek var? Ama o çırpındıkça biz bu konuları daha güzel anlatma imkanına kavuşuyoruz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz açıklamıştınız Hocam, o yazdığı kitapta da ayrıca, Mehdi (a.s.) ile ilgili hadisleri de çarpıtıyor, değişiklikler yapıyor.
ADNAN OKTAR:Burnunu ince, uzun yaptı, değiştirmiş burnunu.
OKTAR BABUNA:Hz. Mehdi (a.s.)’yi de incecik yapmış.
ADNAN OKTAR:“Zayıftır” diyor Mehdi (a.s.). Peygamberimiz (s.a.v.); “alnı geniştir” diyor, “yüzü de geniştir” diyor, “omuzu geniştir” diyor, “göğsü, karnı geniştir” diyor, “uylukları geniştir” diyor. Bunun hangi birini gizleyeceksin sen Cübbeli Efendi? Boydan boya geniş. Ayrıca diyor ki Peygamber (s.a.v.) vurgulamak için; “Ben-i İsrail gibidir” diyor, “Ben-i İsrail’den bir recul gibi”, yani “heybetli ve acardır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Sen bunun hangi birini gizleyeceksin? Çocuk gibi debeleniyor.
Annenler falan ziyaretine gitmişler.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Avukat Rezzan Hanım, o falan ziyarete gitmişler. Herhalde bir kutu da şeker yapmışlar. Sever Cübbeli şekeri, çikolatayı falan. Bayağı bir sohbet olmuş, istirhamları olmuş. O da ortaya çıktı. Ama Mehdiyet’in daha iyi anlaşılmasına vesile olmuş oldu. Bak Flash Tv’ye çıktı şimdi. İlk sordukları soru; “Mehdi (a.s.)’yi anlat bize” diyorlar. O çırpındıkça halkımız Mehdi (a.s.)’nin geldiğini daha iyi anlıyor. Ki Ahir zamanın önemli bir şahsıdır Cübbeli. Hadislerde Cübbeli’ye dikkat çekilmiştir. Cübbeli’ye dikkat çekilmiş hadislerde. Ahir zamanın ilgili şahsıdır. O kendini biliyor, anladı o kendini. Zamanı gelince tam kendisi olduğunu anlayacak. Ahir zamanın yaklaşık on kişilik falan önemli şahısları vardır. Biri topal şahıs, biri Kenane, biri Kahtani, biri Cehcah, Mehdi (a.s.) zaten, Hz. İsa (a.s.), süfyan, deccal ve yine böyle çeşitli birkaç şahıs daha. Cübbeli de bunların içinde önemli şahıslardan bir tanesidir. İnşaAllah. Kader içerisinde Allah onu sevk ediyor ve Mehdiyet’in çok iyi anlaşılmasına vesile oluyor. Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele ettikçe Mehdiyet daha da gelişiyor, daha da güç kazanıyor. İnşaAllah. Flash Tv durduk yere ona muhabbet göstermez. Habertürk de durduk yere muhabbet göstermez. Bir ışık bulmuşlar demek ki. Bir yetenek bulmasalar onda, bir hususiyet bulmasalar, Fatih Altaylı gibi bir adam onu alır getirir mi, bu kadar üzerine düşer mi? Aydın Bey’in de çok sevdiği birisi, Aydın Doğan da çok seviyor. Işık gördüler, ışık. Ama biz de nuruz.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam, elhamdülillah. Allah razı olsun Hocam. Siz olmasanız bu şekilde oluyordu, bu zihniyet oluyordu inşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU: Siz halkı aydınlattınız ayetlerle, hadislerle inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Kırmızı ışık vardır, mor ışık vardır, çeşitli ışıklar vardır. Nur hepsini yakar. Anlaşıldı mı? Böyle daha da çeşitli ışıklar vardır. Ama nur hepsini yakar. Kardeşim, Cübbeli alıngan, bir şey de diyemiyorum. Dedim ki bir Hoca var, iddia edilen Ergenekon Örgütü bu yobazı destekliyor dedik ve bunun önünü açmak için birkaç tane Hocayı şehit ettiler dedik. Vay sen misin bunu diyen. Bana Adnan Hoca böyle diyor diye gitmiş dava açmış Cübbeli. Ben senin bir kere adından bahsetmedim, memleketinden bahsetmedim, şehrinden bahsetmedim, hangi memlekette olduğundan bahsetmedim. Sen ne alaka bağlantı kuruyorsun kardeşim. İddia edilen Ergenekon Örgütü her yerde var. Irak’ta da var, Suriye’de de var. Nereden biliyorsun Suriye’deki bir kişiyi kastetmediğimi? Suriye’de birçok alim şehit edildi ve iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün elemanı olan bir şahsa kapı açmak için birçok Müslüman şehit edildi, biliniyor bu. Ve o kişinin kapısı, yolu da açıldı hakikatten Suriye’de. Bunu biliyoruz. Irak’ta da aynı şekilde iddia edilen Ergenekon Örgütü birçok Müslümanı şehit etti. Ve kendi adamlarının yolunu açmak için bunu yaptılar. Irak’ta camiler bombalandı ve birçok alim şehit edildi ve o kişinin yolunu açmak için bunu yaptılar. Sen ne alaka oturup alındın, benden bahsediyor diye? Benden de bayağı, milyarlarca lira para istiyor. De, “Hocam parasız kaldım” de. “Allah rızası için bana para ver” de. Ama ne alaka? Tabii mahkemeler en güzel şekilde değerlendirecektir. Biz mahkemelere saygı duyuyoruz, inşaAllah. Ama o zaman biz şimdi Ahir zamanın şahıslarından bahsediyoruz. Şimdi Cübbeli diyecek ki; “buradaki falanca kişi olarak sen beni kastettin” derse, al buyur. Yüz milyarlık bir dava da oradan açacak. O zaman hiç konuşamayız ki Cübbeli Efendi biz. Değil mi? Yarası olan gocunsun. Nereden bağlantı kuruyorsun sen? Evet, Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, en son 5600 yılla ilgili hadis vardı Hocam. Onu okuyalım mı?
ADNAN OKTAR:Oku oku tabii.
OKTAR BABUNA: “Ahmed İbni Hanbel İlel'inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed'den O da Vehb'den rivayet etti: "Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir."” (Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir zaman, sf. 89)”
ADNAN OKTAR:Rivayeti ileten kim?
OKTAR BABUNA: Ahmed İbni Hanbel İlel'inde nakletti.
ADNAN OKTAR:Hanbeli mezhebinin kurucusu. Mutlak müctehid, mutlak müceddid, en büyük alimlerden ve hadis imamı olan İmam-ı Hanbel söylüyor. Cübbeli Efendi açsın kulaklarını, iki kulağını, duymuyorsa da avuçlarıyla takviye etsin, iki avucuyla; sahih olarak naklediyor. Ne diyor? Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözünü naklediyor.
OKTAR BABUNA: “Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir.”
ADNAN OKTAR: 7000 yıldan, “7000 yıllık dünyanın ömründen 5600 yıl geçmiştir” diyor. “Bundan hesap çıkmaz” diyor. İlkokul çocuğu bile hesap çıkarır. 7000’den 5600’ü gitsin ilkokulda çocuklar çıkarır ama Cübbeli “ben hesap yapamıyorum” diyor. O zaman ilkokula göndereceğiz Cübbeli’yi yeniden. Başka çare kalmıyor. 7000’den 5600’ü bir insan çıkaramıyorsa, “bundan hesap çıkmaz” diyorsa, “ben bunun hesabını yapamıyorum” diyorsa ilkokula kaydederiz. Olmaz. Anaokulunda bile bilir çocuklar bunu. 7000’den 5600’ü çıkarmayı, bilmeyecek ne var. 1400 ile 1500 arasında başka bir vakit yok. Bunu Bediüzzaman Said Nursi de söylüyor. Ehl-i Sünnetin bütün alimleri söylüyor. Anlamazdan geleceği gibi değil. Ve Musevilere göre de bu böyledir. Dünyanın sonuna geldik. Bak bilim adamları da çıktılar; biraz, işte 500-600 senelik bir sekmeyle Kıyametin yaklaşık işte yüz küsur yıl sonra kopacağını söylüyorlar. Aynı hadisleri tasdik eder mahiyette. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Üstad’ın söyleyeyim mi Hocam, 7000 yılını?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Barla Lahikası’nda, sayfa 286; “Zaman-ı Adem'den (Hz. Adem (a.s.) zamanından) ta Kıyamete kadar eyyam-ı şeriye (Kuran günleri) ile tabir edilen 7000 sene” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Birçok yerde söylüyor Bediüzzaman onu. Açık ve sarih anlatıyor yani karmaşık bir şey yok. Zaten bunu, Kıyametin tarihini verirken de inşaAllah, Allah-u alem diyerek verirken o hadislere dayandırarak veriyor zaten. Ebcedle veriyor ama hadise dayandırıyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerine dayandırarak söylüyor. Bu meşhur bir konu. Ama Kıyametten ödleri kopanlar, dünya ehli, ehl-i dünya, rahat rahat yaşamak isteyenler öyle izahlar istiyor ki; diyor ki mesela, çıkıyor adam; “kardeşim ne günah işlersen işle öleceğine yakın, ileriki yaşlarda bir kere tevbe edersen kurtulursun” diyor. “Kıyamete de daha çok var” diyor. Biri, “beş milyar yıl var” diyor; öbürü, “570 yıl var” diyor. “İstediğiniz gibi yaşayın” diyor. Adam da diyor ki; “ben bayağı bir şeyler yapıyorum, bir tevbe ediyorum, Cübbeli’nin sayesinde konu bitiyor” diyor. Fatih Altaylı, “ben durup durup tevbe ediyorum” diyor, “çok tevbeye ihtiyacım oldu” diyor. “Birçok şey yapıyorum sonra tevbe ediyorum” diyor. İşte böyle bir sistemin, böyle bir yapının adamı olmuş oldu. Bak, cinsellikle ilgili konuşturuyorlar. Anlamıyor, fark edemiyor. Sanki bütün dünyadaki meseleler halloldu; deccaliyet, süfyaniyet halloldu; iman hakikatleri halledildi, insanların imanı kamil anlamda oturdu, Amentüye insanlar tamamen inandılar; Darwinizm, materyalizm yok oldu; konu sanki cinselliğe kalmış gibi, oturuyor cinsel tekniklerden bahsediyor, pozisyonları anlatıyor.
Tamam, bir ara verelim, haydi bakalım.
SUNUCU:Yayınımıza kısa bir aradan sonra devam ediyoruz.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Ne anlatayım doktorum?
CİHAT GÜNDOĞDU:Estağfurullah Hocam, Ahir zamanda Hz. İsa (a.s.)’nın gelişini de sormuşlardı Cübbeli Hoca’ya, onu da anlatıyordu, geleceğini anlatıyordu inşaAllah. Onu da yine siz gündeme getirmiştiniz, ilk anlatan sizsiniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, önce Mehdi (a.s.)’ye kavuşmak için dua ediyor. Şimdi de kavuşmamak için dua ediyor. Ne anladı, ne hissetti tam anlayamadım ama. Herhalde birilerinden şüphelendi.
ALTUĞ BERKER:Bayağı yaşlanmış gibi gözüküyordu.
ADNAN OKTAR:İnsan yaşlanır tabii ki, zaman geçtikçe yaşlanır, inşaAllah. Kafanın yaşlanmaması önemli, kafa yaşlanırsa çok sakat. Oktarım anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. İman hakikatetleri var eğer uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Ne var mesela?
OKTAR BABUNA:Nebula’lar var. Uzaydaki gaz bulutları, yıldızların oluşturduğu. Su samuru var Hocam. Ahmedinejad’ın konuşmalarından bahsetmiştiniz, onların görüntüleri var eğer uygun görürseniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne diyor Ahmedinejad? Göster bakalım.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Ahir zaman, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, nasıl bir Ahir zaman harikalığı ki mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i takip ettiğini söyleyen bazı kişiler Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sözünü anlamıyorlar. Bediüzzaman Hazretleri’ni takip ettiğini söyleyen bazı kişiler de Bediüzzaman’ın sözünü anlamıyorlar. Hepsi de Mehdi (a.s.) ile ilgili, hepsi de Ahir zaman ile ilgili.
ADNAN OKTAR:Evet, anlayamadıkları konu bu. Konuları anlıyorlar ama Mehdi (a.s.)’ye geldi mi anlamıyorlar. Ama biz anlatacağız inşaAllah.
-VTR-
OKTAR BABUNA:Başka yerlerde de söylüyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Konuşmalarını biraz anlat.
OKTAR BABUNA: Bu röportaj NBC televizyonundan Anne Carey’in yaptığı röportaj. Diyor kiAhmedinejad, soruyorlar; “İran’ın silahsızlanmasını gerektirecek şartlar bulunuyor mu?”, “Biz nükleer silahların geçmişe ait olduğuna inanıyoruz, geçmiş nesillere ait. Bugün insanlara güç kazandıran kültürel ve insani güçtür, kültürel etkidir.”
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.)’den bahsediyor mu burada?
OKTAR BABUNA:Burada bahsetmiyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu konuşmanın tercümesi gelsin bize, onu anlatalım.
OKTAR BABUNA: Tamam Hocam, Mehdi (a.s.)’den bahsettiği bir konuşma var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Onu söyle, evet.
OKTAR BABUNA: “Rabbim, İmam Mehdi (a.s.)’nin gelişini hızlandır. Ona sağlık ve zafer ver. Bizi onun takipçilerinden, onun hakkaniyetine şahit olanlardan ve tasdik edenlerden kıl.” Birleşmiş Milletler Genel Kurulu konuşması.“Dünya sürekli bir değişim içinde. İnsanlık için vadedilen kadere uygun olarak saf bir yaşam tesis edilecek ve bu adaletin tüm dünyaya hakim olması ile gerçekleşecek. Her insan saygı görecek, her insana değer verilecek. İşte bu zaman geldiğinde insanlık, ahlaki ve manevi mükemmelliğe ulaşacak. Allah’a ulaşacağı yollar açılacak ve Allah’ın yüce isimlerinin tecellisi gerçekleşecek. Tüm bunlar mükemmel insan, son ilahi hazine Hz. Mehdi (a.s.)’nin yönetimi altında gerçekleşecektir. Hz. Mehdi (a.s.), İslam Peygamberi (s.a.v.)’nin soyundan gelecek. İsa Mesih (a.s.) ve diğer seçkin dindarlar ile birlikte hareket ederek bu büyük evrensel görevini yerine getirip tamamlayacak. İşte onlar gelecekler ve doğru insanların, samimi dindarların yardımıyla insanların uzun süredir arzuladıkları özgürlüğü, mükemmelliği, olgunluğu, güvenliği, huzuru, barışı ve güzelliği egemen kılıp gerçekleştirecekler. Savaşlara ve anlaşmazlıklara son verecekler. İlmin tümünü ve maneviyatı, dostluğu tüm dünyaya sunacaklar. Evet, insanlığın bu parlak geleceği gerçekleşecek.
Dostlarım, sevgili dostlarım, bu görkemli dönemi beklerken hep birlikte söz verelim, bu muhteşem geleceği oluşturacak şartlar için zemin hazırlamaya ve uygun şartları sağlamaya katkıda bulunalım” diyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu konuşması Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Cübbeli iyi duysun. Değil mi?
ALTUĞ BERKER: Bu deminki konuşmada var Hocam.
ADNAN OKTAR: Oku, orada ne diyor? Mehdi (a.s.)’yle ilgili.
ALTUĞ BERKER:Son bölümünü söyleyeyim. “İmam Mehdi (a.s.) mantıkla, kültürle ve bilimle gelecek. Artık savaşlar olmasın. Düşmanlık ve nefret bitsin ve çatışmalar sona ersin diye gelecek. Herkesi kardeşçe sevgiyi yaşamaya davet edecek. Elbette İsa Mesih (a.s.)’le birlikte dönecek. İkisi bir araya gelecekler ve birlikte çalışarak bu dünyayı sevgiyle dolduracaklar. Tüm dünyada geniş çaplı bir savaş olacağı ya da dünyanın sonunda savaşların çıkacağıyla ilgili yayılan haberler yanlıştır.”
ADNAN OKTAR:Bunları ben Ahmedinejat’a ilettim ve aynısıyla kelimesi kelimesine nakletti.
MaşaAllah, elhamdülillah. Hadise dayalıdır, Kuran’a dayalıdır, doğru sözler. Ve bütün dünyaya da ilan etti Mehdi (a.s.)’nin gelişini, çıkışını. Hürriyet Gazetesi de sürmanşet “Mehdi geliyor” diye yazdı. Sekiz sütuna manşet. Bütün kanallarda Mehdi (a.s.) konuşuluyor. Cübbeli’yi de çıkarsalar dönüp dolaşıp Mehdi (a.s.). Habertürk dönüp dolaşıp Mehdi (a.s.)’den bahsediyor, Evanjelikler Mehdi (a.s.)’den bahsediyor, Museviler Mehdi (a.s.)’den bahsediyor. Vakit geldi çünkü. Zuhur olunca, mecburen konuşacaklar. Allah konuşturuyor.
ALTUĞ BERKER:Başka bir bölüm daha var Hocam. Onu da siz daha evvelden izah etmiştiniz. O yine silahlardan bahsediyordu. Atom bombası atmaktan, İsrail’i yok etmekten. Sonra siz izah ettiniz. Silahların, hadislerde, yok edildiğini; onun yerine okullar yapalım diye Hocam. Aynı şeyi söylemişti sonra Hocam. Ayrıca şöyle diyor Ahmedinejad:
ADNAN OKTAR:Kancı yobazlara cevap veriyor değil mi? Kancı, kancı yobazlara, evet.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. “Ayrıca dünya üzerindeki tüm silahların kaldırılmasını biz de istiyoruz. Bu nedenle tüm silahlarımız yok edilmeli. Bunların yerine okulların, hastanelerin ve kliniklerin inşa edilmesi gerekir. Biz bunu istiyoruz, ümit ediyoruz.”
ADNAN OKTAR:Bak birer birer konuşmamın aynısı, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Aynısı Hocam, evet. MaşaAllah.
CİHAT GÜNDOĞDU:“Mehdi (a.s.)’nin Hz. İsa (a.s.)’yla beraber yeryüzünü sevgiyle dolduracağını” siz söylemiştiniz Hocam, ilk defa.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Daha önce Ahmedinejad, sel gibi kan akıtılacağından bahsediyordu. İsrail’in yerle bir olacağından bahsediyordu. “Haritadan sileceğiz” diyordu. Arkasından bütün üslubunu değiştirdi. Ben uyardıktan sonra.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:Demek ki Mehdiyet’in zıl ve gölgesi, Ahmedinejad’ı da, bizleri de, her yeri de kaplamış durumda, inşaAllah. Biraz ayet okuyalım. Münafıklarla ilgili var mı ayetler sende.
OKTAR BABUNA:Var Hocam, inşaAllah. Okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR:Oku evet.
OKTAR BABUNA:Şeytandan Allah’a sığınırım. “İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar, yalnızca kendilerini aldatıyorlarlar ve şuurunda değiller. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azab vardır.” (Bakara Suresi, 8-10)
ADNAN OKTAR:Bak, şimdi, bir şuurunda değiller yani akli dengelerinde bir bozukluk var. “Şuurunda değiller” diyor, deli olduğu anlaşılıyor. Deli derken; beyinde bir boyut bozukluğu var, yani kavrama bozukluğu var, hasta beyni. Zaten Allah ne diyor; “hastalık vardır” diyor değil mi, “Allah hastalıklarını da artırmıştır” diyor. Şuurda bozukluk var, muhakeme ve yargıda yani değerlendirmede bozukluk var, dengesizler. Kuran buna dikkat çekiyor. Yani berrak bir zihne berrak bir akla sahip değiller. Şeytani, fasit, hasta, açmaz bir kafa içerisindeler.
OKTAR BABUNA:“Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı, onlar için acı bir azab vardır.”
ADNAN OKTAR:Münafığın özelliği zaten yalan söylemek. Evet, başka?
OKTAR BABUNA:“Münafıklar sana geldikleri zaman: "Biz gerçekten şehadet ederiz ki, sen kesin olarak Allah'ın elçisisin" dediler. Allah da bilir ki sen elbette O'nun elçisisin. Allah, şüphesiz münafıkların yalan söylediklerine şahidlik eder.” (Münafıkun Suresi, 1)
ADNAN OKTAR:Yani peygamber olmadığına... mesela Mehdi (a.s.)’ın da karşısında ona böyle Mehdi olduğunu ima edecekler fakat kalben müthiş nefret ettiği için kendi başlarına olduklarında tam tersini söyleyecekler. Onların Müslümanların yanında yaptıkları açıklamalar, konuşmalar hepsi usülen olan konuşmalardır. Gerçeğinde son derece sahtekar ve deli tiynetli oluyorlar, dengesiz oluyorlar.
OKTAR BABUNA:“Allah'ın ayetleri size okunuyorken ve O'nun elçisi içinizdeyken nasıl oluyor da inkar ediyorsunuz?...” (Ali İmran Suresi, 101)
“... Fakat iş, kesinlik ve kararlılık gerektirdiği zaman, şayet Allah'a sadakat gösterselerdi, şüphesiz onlar için daha hayırlı olurdu.” (Muhammed Suresi, 21)
ADNAN OKTAR:Münafık çok korkak olur böyle, çok aşağılık. Nerede kolaylık varsa, nerede yiyecek varsa pislik böceği gibi o oraya gider. Mesela pislik böceği sıcağı sevmez, kaçar. Hep leşin yanına gider. Ama o leş kokusu ve leş yiyeceği onları mahveder. Adım adım çürürler. Münafığın münafıkla beraber yaşaması, kaderde Allah’ın yarattığı bir özelliktir. Fakat ikisi birbirini yakan bir sistemdir; münafık münafığı yakar, kavurur. Münafığın yüzüne baktıkça o onu yakar, o onu yakar. Birbirini ezip çürüten, çökerten, yaşlandıran, berbat eden mahlukattır münafıklar. Ama birbirinden de ayrılamaz onlar kavim olarak yaşarlar. Mesela pislik böceği pislikten ayrılamaz. Onu yuvarlar muvarlar falan alır yuvasına götürür beraber olur, ayrılamaz. Mesela uyuz sırtlanların üstünde yaşar, uyuz bitleri vardır. Bittir o, gider yapışır, kene gibi onu emerek onunla yaşar. Temiz bir yerde yaşayamaz o. Güzel bir yerde yaşayamaz, ölür. İllaki uyuz köpek olacak böyle uyuz sırtlan olacak. Hasta olacak üstelik bak; hem uyuz hem hasta. Pislik olacak yani. Onun pisliğinin üstünde yaşayabilir.
OKTAR BABUNA:“Allah'a and içiyorlar ki (o inkar sözünü) söylemediler. Oysa andolsun, onlar inkar sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir...” (Tevbe Suresi, 74)
ADNAN OKTAR:Haşa, münafıklarda hep Allah’tan büyük olma hissi vardır. Peygamberden daha büyük olduklarını, mesela Mehdi (a.s.)’dan daha büyük, Peygamberden daha büyük hatta haşa Allah’tan da daha büyük olduklarını düşünürler. Gizli dünyalarında münafıklar Allah’tan haşa nefret ederler, öfke duyarlar. Peygambere karşı da öyle içlerinde nefret ve öfke vardır, haşa. Ama bunu sezdirmemeye çalışırlar. Çok bilmiş, ukala, üst perdeden bir havaları vardır. Allah akıllarını almıştır. Ayetin son kısmını oku.
OKTAR BABUNA:“.... Oysa andolsun, onlar inkar sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkara sapmışlardır ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir...”
ADNAN OKTAR:İşte o büyüklük hissi, Allah’tan daha büyük olma hissi içerisinde oluyorlar. Ve küfre düşmüş oluyorlar. Şirk, müşrik ruhu çok önemlidir münafıklarda. Mesela Kuran’ı yetersiz sayar. Peygamber (sav)’in açıklamalarını yetersiz sayar. O kendi kafasına göre hareket etmek ister. Kuran’a karşı içinde bir nefret vardır münafığın. Hep Kuran’ın dışında bir şeyler arar. Kuran onu yakar münafığı. Kuran’dan uzaktır. Bakar, Kuran’da kendi işine gelen bir şey olmadı mıydı hemen müşriklerin izahlarından bir şey bulmaya çalışır. Diyor ya ayette, ne sizdendirler ne onlardandırlar. Biraz müşriklerden biraz Kuran’dan alır ve karmakarışık bir dünyası vardır. Karmakarışık derken Kuran’ı tenzih ederim; müşriklerden alınan düşünceler karmakarışıktır. Kabus gibi yaşarlar. Resulullah (sav)’in sünnetine karşı da içlerinde bir öfke vardır.
OKTAR BABUNA:“Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur...” (Nur Suresi, 11)
ADNAN OKTAR:Münafıklar daima Müslümanlar içerisinden çıkarlar. Ve bütün işleri yalan ve dolandır. Ama kendisini dürüst gibi göstermeye çalışır, münafığın özelliğidir. Kendisinin dürüst olduğu propagandası yapar. Fakat sıfır numara sahtekardır.
OKTAR BABUNA:“Kendilerine: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde: "Biz sadece ıslah edicileriz" derler. Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.” (Bakara Suresi, 11-12)
ADNAN OKTAR:Müslümanları fesatçılıkla, ifsatla, fitneyle suçluyorlar. Ama Allah diyor ki asıl fesatçı, fitneci onlardır, ama şuurunda değiller. Kuran buna işaret ediyor. Münafığa sorduğunda “ne yapıyorsun böyle” dediğinde, “fitne, fesat var Müslümanların orada, ben onu düzeltmeye çalışıyorum” diyor. “Fitneyi, fesadı da düzeltemediğim için mecburen gidiyorum, ayrı bir mescid edinmek durumundayım” diyor. Mescidi de neyin üzerine kuruyor; uyuz köpeklerin üstüne, uyuz sırtlanların üstüne. Onlara bit gibi yapışıp orada yaşıyor. Mescid değil o, şeytanın kulübesini kuruyor oraya. Şeytanın sığınağına girmiş oluyor.
OKTAR BABUNA:“... 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.” (Nisa Suresi, 139)
ADNAN OKTAR:Münafıklar kafirlere, münafıklara sığınırlar. Onların mesela bir unvanı varsa onlar için o çok heyecan vericidir. Herhangi bir dünyevi unvan. Onunla büyüyeceğini zanneder münafık. Münafık için dünyevi unvan çok önemlidir, heyecan duyar. Kendi kendilerine öyle bir soy bağı kurarlar. Onlarla kendi kendilerine övünmeye kalkarlar. Ama en ziyade beslenme onların yanında, uyuz bit gibi, uyuza dadanmış uyuz biti gibi yapışır oradan kan emerler, sürekli. Yaşadıkları odur. Ama o sırtlan kanı da onlara zehir etkisi yapar; çökertir, hasta yapar, berbatlaştırır, kirlendirir. Dikkat edilirse, münafıkların yüzüne bir zillet çöker, gittikçe pislikleşirler. Ve uyuz köpek sürüsü gibi de birbirlerinden ayrılamazlar. Hayrettir, mesela çok acayip. Münafığın normalde gidip kafirlerle yaşaması gerekir, değil mi, direkt müşriklere. Yapamıyor, illaki münafık arıyor, onlarla böyle. Mesela köpek de öyle gidip başka bir varlıkla mesela kurtla yaşamaz, illaki köpek olacak. Sırtlan illaki sırtlanlarla yaşar. Bunlar da ayrılamaz, bir mucizedir bu, Allah’ın hikmeti. Her biri ayrı bir enaniyet ve azametle birbirinin pisliğini, birbirinin yakıcı ışığını seyrederek yaşarlar ve birbirlerini çökertirler. Birbirlerini cehenneme doğru çekerler; bunlar zincirle bağlanmış ekiptir zaten. Cehenneme sevk edilmeye hazırdır. Dünyada da birlikteler, cehennemde de birlikte beraber oluyorlar.
OKTAR BABUNA:“Onlardan çoğunun inkara sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün...” (Maide Suresi, 80)
ADNAN OKTAR:Müslümanlar baktı mı bunu görürler. Ama dostluk çıkara dayalı dostluktur. Tekrar söylüyorum; uyuz sırtlanın üstünde bit ne için olur? Sırtlanı sevdiğinden mi? Kanını emiyor onun, pisliğini yiyor, onun için. Onun için ayrılamaz. Ama oradan da ahkam keser, bit ahkamı. Uyuz köpeğin iyiliğinden, güzelliğinden bahseder. “Niye gelmiyorsunuz” diyor Müslümanlara “uyuz köpek var burada” diyorlar “kanını emmeye gelin”. Tiksiniyor millet iğreniyor da onun için yanaşmıyor Müslüman. Allah haram kılmış da onun için yanaşmıyor. Pislikten Müslüman iğrenir, tiksinir değil mi, kanı iliği çekilir, görmeye tahammülü yok Müslümanın. Müslüman nuru arar güzelliği arar estetiği, temizliği arar. Orada ruhu ferahlar. Pislik içinde yaşayamaz Müslüman.
OKTAR BABUNA:Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar (hiç) bir mü'mine karşı ne 'akrabalık bağlarını', ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip tanırlar...” (Tevbe Suresi, 10)
ADNAN OKTAR:Münafık akrabalık bağlarını çıkar olduğunda kabul eder. Mesela uyuz köpeği akrabası olarak kabul eder, gerçek mümini akraba olarak kabul etmez. Kuran buna işaret ediyor, bak. İmandan kaynaklanan akrabalık bağını kabul etmez münafık. Çıkardan kaynaklanan bağı kabul eder. Ona göredir, nerede çıkar varsa münafık oradadır. Nerede risk yok, oradadır. Çünkü uyuz köpeğin derisinde risk bulmaz bit, rahat yaşar kendi kafasınca. Zehirlenir, farkına varmaz ama. Cehenneme adım adım yaklaşır, farkına varmaz. Akrabalık bağı onun için çıkardır. Çıkarı olan akraba onun için akrabadır. İmandan kaynaklanan akrabalık bağı onu ilgilendirmez, münafığı ilgilendirmez. Ama münafıklar zaten akrabalık bağını Peygamber (sav)’e karşı koz olarak kullanıyorlar. Peygamber (sav)’in aileye karşı olduğunu, akrabalık bağına karşı olduğunu ve aileyi korumadığını iddia ederek haşa Peygamber (sav)’e akıl vermeye kalkıyorlar. Diyorlar ki “evimiz açık, çoluğumuz çocuğumuz, annemiz, babamız bizi bekliyor. Sen de bizi savaşa teşvik ediyorsun, ailemizden ayrı olmaya teşvik ediyorsun, cihada teşvik ediyorsun. Senin yanında durmamızı istiyorsun ama ailemiz orada açık” diyorlar. “Biz onun için onların yanına gidiyoruz, sen git Müslümanlarla savaş” diyor. “Cihad yap, biz ailemizle yiyecek içecekten istifade ederek, rahatımıza bakarak, yan gelip yatarak öyle yaşamak istiyoruz” diyorlar. “Sen aileyi korumuyorsun” diyorlar Peygamber (sav)’e. “Ama bak bizim evimiz açık” diyorlar. Ayet var. “Biz ailemizi korumaya gidiyoruz şu an, bize müsaade” diyorlar. “Aile elden gidiyor” diyor. “Sen dini kurtarmanın peşindesin” diyorlar, “İslam’ı yaşatmanın peşindesin. Biz de aileyi kurtarmanın peşindeyiz” diyorlar. “Ayrı düşünüyoruz” diyorlar. “Sen onu düşünemiyorsun” diyorlar Resullulah (sav)’e, haşa. Böyle ahmaktır münafıklar. Allah’ın dinini kurtarmak esastır. Müslüman ailesini, dünya ailesini kurtarmak esastır. Uyuz köpekleri, uyuz sırtlanları kurtarmak esas değildir, münafıkları kurtarmak esas değildir. Biz münafığa tebliğ yaparız. Ama münafık Müslümanlara, İslam’a savaş açtıysa gidip onun kanıyla, bitiyle beslenmez Müslüman. Tiksinir.
OKTAR BABUNA:“...Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.” (Tevbe Suresi, 107)
ADNAN OKTAR:Açıktır tabiki yalan söyledikleri.
OKTAR BABUNA:“İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına ilişkin sözleri senin hoşuna gider ve kalbindekine rağmen Allah'ı şahid getirir; oysa o azılı bir düşmandır.” (Bakara Suresi, 204)
ADNAN OKTAR:Münafık çok kahpedir tabi çok azılı düşmandır. Sezdirmemeye çalışır, kendini çok dürüst göstermeye çalışır, dindar göstermeye çalışır. Etkilemeye çalışır; kendi gibi başkasını da münafık yapacak ki ilerideki Allah’ın intikamından kurtulabilsin. En korktuğu şey münafığın İslam ahlakının hakim olmasıdır. Çünkü İslam ahlakı hakim oldu mu münafığın sorgulanması mevzubahis olabilir diye düşünür. Değil mi, “niye alçaklık yaptın aşağılık köpek” diyecek birini kabus olarak kafasında düşünür. Onun için bir an önce Müslümanların dağılmasını ister. Mehdi (a.s.)’a karşı olan öfkenin nefretin kökeninde de bu vardır; Mehdi (a.s.)’ın hesap soracağından korkuyorlar. “Gel buraya aşağılık köpek, bunu niye böyle yaptın?” diyecek diye korkuyorlar. Halbuki Mehdi (a.s.) şefkatli bir insan. Allah intikam alacak asıl. Ama aşağılanmaktan korktukları için Mehdi (a.s.)’ı yalancı çıkartmaya kalkacaklar. Ve Mehdi (a.s.)’in cemaatini dağıtmaya çalışacaklardır. Bu dağıtma işlemi içerisinde bazı avanaklar bunlara inandığı için, hep sayısı küçüktür Mehdi cemaatinin; 300-313, Peygamberimiz (sav) söylüyor. İnanan zayıflar da olacaktır. Münafıklar hep “gel bana” diye çağırırlar, ayet var. “Bize katılın” diye haber gönderiyorlar sürekli. Aklı zayıf olanları etkileyebiliyorlar ama münafık bit temizleyicisidir. Ya diyor burada uyuz bir köpek var diyor, beslendiğini söylüyor. Bit var mı diyor köpek biti diyor, uçsun gelsin kanını emeceğiz diyor. Bit oldu mu haberi alıyor, o hemen gider uçar oraya. Müslümanlar böylece bir pislikten kurtulmuş olur. Yani münafık bit temizleyicidir; kendine yanına çağırır. Müslümanlar da böylece arınmış temizlenmiş olurlar, Müslümanların üzerinde kir kalmaz.
OKTAR BABUNA:“... Şayet korku gelecek olsa, ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün...” (Ahzab Suresi, 19)
ADNAN OKTAR:Münafıkların bakışında bir anormallik vardır. Şeyh Nazım çok güzel bilir münafığın bakışını. Anlar o, bakar bakmaz anlar. Mürşitler de anlar, Mehdi (a.s.) da anlar. Büyükler anlarlar münafığın bakışındaki bozukluğu. Hasta olurlar onlar. Bir mucizedir, bakışta bozukluk olur. Ayeti bir daha baştan oku sen.
OKTAR BABUNA:“... Şayet korku gelecek olsa, ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün...”
ADNAN OKTAR:Hah, bak buna çok ehemmiyetle Kuran dikkat çekiyor. Çok aşağılık bir korku içerisindedir münafıklar. Hep bir mağara bir sığınacak yer ararlar diyor Allah ayette. Onların hep bir ölüm korkusu ve rahatlarının gitme korkusu vardır. Ya yiyeceğim giderse ya ölüm gelirse ya yaralanırsam ya bir şey olursa korkusundan dolayı hep böyle kendince emin gördükleri bir sığınak ararlar. Ve bir ine sığınırlar böyle vahşi hayvanların ine sığınması gibi. Orada kendini emin görür, orada yiyeceğini içeceğini sağlamaya çalışır. O pis karakterinden dolayı da etrafında da yine çoğalmalarını ister diğer münafıkların. Kendini güvende hissetmek için. Çünkü münafığın en büyük korkusu gelecek korkusudur; yani intikam alınmasından çok korkar münafık, hep ondan çekinir. Peygamber Efendimiz (sav) zamanında da en büyük korkusu oydu münafıkların. Resulullah (sav)’in onlardan intikam almasından çok korkuyorlardı münafıklar. Hep “bize gelin” diyorlardı, Dırar Mescidi’ni kurmuşlardı. Peygamber (sav)’in aleyhine konuşuyorlardı ama yüzüne karşı bir şey demiyorlar yaklaştıklarında. Ama gıyabında onun haşa Resullullah (sav)’in yanlış yolda olduğunu söylüyorlardı. “Gelin bizim mescidimize” diyorlardı. Ama Allah, hepsini cehennemin ortasına koydu şu an. Cehennemin dibindedir yerleri münafıkların.
OKTAR BABUNA:Mehdi (a.s.)’ın mücadelesiyle ilgili bir hadis var münafıklarla, okuyayım mı Hocam, inşaAllah.
“Ümmetimden bir cemaat devamlı olarak Allah’ın emri üzerine düşmanla kahredercesine mücadele edecek. Muhalifleri kendilerine hiçbir zarar veremeyecek. Bu hal kıyamete kadar böyle devam edecek. (Kıyamet Alametleri)
ADNAN OKTAR:EvvelAllah, evvelAllah. Yani Kıyametin son zamanlarına kadar. Mehdi (a.s.)’ın ömrü uzundur inşaAllah. Talebelerinin de ömrü uzun olacak inşaAllah. Göğüs göğüse bir mücadele olacaktır. Münafıklar, müşrikleri kafirleri arkalarına alıp beraber; ahir zamanın o ünlü şahsı ve şahısları Mehdi (a.s.)’a karşı vargüçleriyle mücadele edeceklerdir. Medine’deki o yobaz, şehirdeki yobaz; İstanbul’da bir yobaz zuhur edecektir Mehdi (a.s.)’a karşı, antimehdi. Bir topal vardır o da antimehdidir; o da Mehdi (a.s.)’a karşı mücadele edecektir. Ve başka kişiler de vardır. Fakat kaderlerinde olan görevi yerine getireceklerdir. Ve yenilgi bunların hepsinin kaderindedir. İnşaAllah.
Berkerim anlat.
ALTUĞ BERKER: Hocam müsaade ederseniz Üstad’dan bir cümle söyleyeyim. Şahs-ı manevi gafletinde olanlar, Üstad’ı kaynak olarak kullanmasınlar, inşaAllah. Kastamonu Lahikası, 57’den.
ADNAN OKTAR: Üstad adına yalan söylemesin, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Kendi kafandan ne savunuyorsan savun. O ayrı. Ama Üstad adına yalan söylüyorsan ahlaksızlık yaparsın, terbiyesizlik yaparsın, vicdansızlık yaparsın ve şeytanlık, iblislik yapmış olursun, büyücülük yapmış olursun. Evet, doğru söylüyor.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah. “Bu zaman da öyle fevkalade hakim cereyanlar (fikir akımları) var ki; her şeyi kendi hesabına aldığı için faraza (farz edelim) hakiki beklenilen”
ADNAN OKTAR:“Beklenilen” bak, “hakiki beklenilen.” Bak, beklenilen de demiyor. Büyücülerin büyüsünü bozmak için ne diyor? “Hakiki beklenen” diyor. Çünkü “beklenen Mehdiler vardı” diyor “geçen” ama bir de; hakiki beklenen var. “Hakiki beklenen.” Bu, büyüyü bozmak için; sapkınların, yalancıların, sahtekarların büyüsünü bozmak için Üstad’ın mükemmel bir vurgusudur. “Hakiki beklenilen,” evet.
ALTUĞ BERKER: “Ve bir asır sonra gelecek o zat”
ADNAN OKTAR:Bak “bir asır sonra,” büyücü buna ne yapsın? Bir asır artık; vakit, zaman veriyor. “Bir asır sonra gelecek,” evet.
ALTUĞ BERKER: “O zat”
ADNAN OKTAR: “O zat.” Bu, büyüyü parçalayan bir açıklamadır. Ama büyücü buna rağmen büyüsünü yapmak da kararlı, görüyorsunuz. Biz de onların büyülerini kırmak ile mükellefiz, kıracağız. Evet.
ALTUĞ BERKER: “ …dahi bu zamanda gelse” diye devam ediyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Demek ki bir asır sonra geliyor ve bir Mehdi (a.s.)’den bahsediyor Bediüzzaman. Ve hakiki Mehdi (a.s.)’den. “Hakiki beklenilen” diyor. Münafıkları, müşrikleri, kafirleri en çok korkutan olaydır Mehdi (a.s.). Bu isim titretir ortalığı. Çocukluğumda küçükken ben bilmezdim, “Mehdi (a.s.) gelecek” derlerdi. Ya bu isim bana o kadar sıcak, o kadar güzel gelirdi ki. Ta çocukken, ilkokulda duyardım ben Mehdi (a.s.)’yi. Bambaşka bir etki meydana getirirdi. Mehdi (a.s.) çok heyecan verecek bir isimdir. Allah ne kadar güzel vermiş, Mehdi (a.s.). Mehdi (a.s.) çıkacak. Binlerce seneden beri insanların hep ağzındadır Mehdi (a.s.), Mehdi (a.s.), Mehdi (a.s.). Ve vakti geldi ve zuhur etti Mehdi (a.s.). Başka var mı Berkerim?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Şöyle diyor Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sayfa 9’da Üstad; “Bu hakikatten anlaşılıyor ki sonra gelecek olan o mübarek zat Risale i Nur’u bir programı olarak neşir ve tatbik edecek.”
ADNAN OKTAR: Şimdi büyücü ne yapsın buna? Böyle takkeli büyücüler var. Baştan anlat bir daha, büyücülere biraz etkisi olur.
ALTUĞ BERKER: “Bu hakikatten anlaşılıyor ki”
ADNAN OKTAR: “Bu hakikatten anlaşılıyor ki” Net anlaşılıyor yani. Evet.
ALTUĞ BERKER: “Sonra gelecek olan o mübarek zat”
ADNAN OKTAR: “Sonra gelecek.” Ey büyücü, bak, “sonra gelecek” diyor. Geldi demiyor, sonra gelecek. “O mübarek,” mübarek diyor bak, “zat,” kişi. Evet.
ALTUĞ BERKER: “Risale i Nur’u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek.”
ADNAN OKTAR: Risale i Nur’a sahip çıkacak ve Risale i Nur’dan kaynak gösterecek. Ahir zamanı anlatacak ve büyücülerin büyüsünü bozacak. Büyücüler çırpınacaklar.
ALTUĞ BERKER: “Asıl sahipleri” kısmını da tefsir ediyor.
ADNAN OKTAR: Evet, o kısmı açıkla, varsa.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. “Ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri yani Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri”
ADNAN OKTAR: “Cenab-ı Hakk’ın izni ile gelir” diyor, değil mi? “O tohumlar sümbüllenir, biz de kabrimizden şükredip seyrederiz.”
Bir daha söyle ezberden.
ALTUĞ BERKER: “Ta Ahir zamanda”
ADNAN OKTAR: Bak ‘ta’, büyücülerin beynini patlatmak için onu söylüyor, bak. ‘Ta’, ‘ta’, uzaklık ifadesi. “Ta Ahir zamanda.” Evet.
ALTUĞ BERKER: “Hayatın geniş dairesinde...”
ADNAN OKTAR: İnternetin, televizyonların, radyoların geliştiği; teknolojinin, ulaşımın en yüksek noktaya ulaştığı, insanlarla iletişimin en kolay hale geldiği Ahir zamanda, “hayatın geniş dairesinde.”
ALTUĞ BERKER: “Asıl sahipleri”
ADNAN OKTAR: Neyin asıl sahipleri?
ALTUĞ BERKER: Risale i Nur’un asıl sahipleri, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Demek ki Nur talebeleri değilmiş. Bak, büyücülerin beynini patlatan bir izah bu. Kimmiş asıl sahibi? “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri.”
ALTUĞ BERKER: “Yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri.”
ADNAN OKTAR: Bak “yani” diyor büyücülere. Müminlerin kalbini ferahlatmak için, büyücülerin de beynini patlatmak için. “Yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri, Cenabı Hakk’ın izni ile gelir.” Gelmiş demiyor, “gelir.” “O daireyi genişlendirir ve o tohumlar sümbüllenir. Biz de kabrimizden,” “ben vefat etmiş olacağım o dönemde” diyor, “biz de kabrimizden Allah’a şükredip bu güzelliği seyredeceğiz” diyor, inşaAllah. Bir tane büyücü bırakmayacağım, sahtekar büyücü.
ALTUĞ BERKER: Allah razı olsun Hocam.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman adına yalan söylemek duracak artık. Ama tekrar söylüyorum, her seferinde tekrarlıyorum; iyi niyetinden, samimiyetinden, cahilliğinden yanlış yorumlayanları, yanlış açıklayanları tenzih ediyorum. Benim işim büyücülerle, inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...