SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli TV, Bingöl Fm 102, Keyif FM 92.7, Nevşehir Adana Ceyhan Crt Tv ve Radyo, Mardin Kanal 47’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza, bilmediğiniz merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Konuklarımız Adnan Oktar, Doktor Oktar Babuna, Altuğ Berker ve Serdar Dayanık. Buyurun Hocam, nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: Hocamız buyurunuz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Felluce’de bir araştırma yapılmış Irak’ta Hocam inşaAllah. Son günlerde yapılan bir araştırma orada yaşananların boyutlarını gözler önüne seriyor, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Bu rapor 2004 yılında Felluce’de sivil ayrımı yapılmaksızın uranyum kullanıldığını ortaya koyuyormuş Hocam inşaAllah. Kentte genel kanser oranlarında dört kat, 14 yaş grubu altındakilerde ise 12 kat artış olduğu görülmüş. Araştırmada lösemi olanların da 38 kat artış olduğu görülmüş Hocam inşaAllah. Yetişkinlerde beyin tümörlerinde ise önemli oranda artış olduğu kaydediliyor. Hiroşima’da saldırı sonrasında lösemi oranında 17 kat artışı varken, Felluce’de 38 kat artış varmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani, ne anlama geliyor bu?
OKTAR BABUNA: Uranyum radyoaktif madde kullanıldığını düşündüren bulgular olarak, siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nasıl kullanmış olabilirler?
OKTAR BABUNA: Şöyle bir haber vardı Hocam inşaAllah. “Felluce’deki yıkım Hiroşima’yı geçti. İşte dehşete düşüren bilanço’’ diye. “ABD’nin 2004’de kimyasal silahlarla bombaladığı Irak’ın Felluce kentinde bebek ölümleri, sakat doğumlar, kanser ve lösemi vakalarının atom bombası ile vurulan Hiroşima ve Nagazaki’yi geride bıraktığı belirlendi.’’
ADNAN OKTAR:İşte bu da deccaliyetin bir uygulamasıdır. Deccal nerede diyorlar? Deccal ağzını burnunu kırıyor, deccal nerede diyor. Deccal anasını babasını öldürüyor, nerede diyor. Deccal haysiyetini, şerefini yerle bir ediyor, deccal nerede diyor. İşte deccal burada. Görüyorsun Amerika’da, Irak’ta değil mi? Efendim Afganistan’da, her yerde faaliyet halinde, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Siz demiştiniz Hocam, deccaliyet kendinden bahsettiriyor, Mehdiyet’ten bahsetmemek olmaz, o zaman bunları istemek olur diye.
ADNAN OKTAR: Sakın Mehdi (a.s.)’den bahsetme, diyor, sakın. Mesela birçok Nur talebesi deneyebilir. Dershanede, sohbet edilen yerlerde bir Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.) ile ilgili izahlarını bir anlatsın bakalım, bak bakalım ne oluyor. Bu, işte bu da deccalin bir başarısı. Bu da deccalin bir oyunu. Saflığından, cahilliğinden kananları tenzih ediyorum, inşaAllah. Berker’im anlat.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Siz Ahir zaman alametleri anlatırken, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Irak’ın yok edileceğini, Bağdat’ın alevler içinde kalacağını, bölüneceğini Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti olarak bildiriyor. Ahir zaman alametleri, hadisleri siz uzun zamandır anlatıyorsunuz. Bediüzzaman Hazretleri de ona dikkat çekmiş Hocam. Bir kısım zahiri ulemanın, Ahir zaman ile ilgili hadislerin zahirine bakıp gerçeğini kavrayamayıp benzerini anlayamayıp veya bilerek kasten hurafevari bir şekilde o hadisleri yormasını ve böyle yaparak da Müslümanların bilgi sahibi olmayanlarını yanılttığını söylüyor Bediüzzaman Hazretleri. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ye böyle tank top işlemeyecek, mermi işlemeyecek, başında bir Melek bulunup kendisinin Mehdi (a.s.) olduğuna işaret edecek derecede aklın ihtiyarini kaldıran imtihanların sırrına münafi şekilde bekleme ve izah etme durumundalar. Böyle de zarar veriyorlar demiştiniz Hocam, inşaAllah. Bediüzzaman da aynı şeyi söylüyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şuurlu, dikkatli Müslümanların sayısının artmasında çok büyük fayda var. Yani biz son derece dürüst anlatıyoruz. Net delillere dayalı anlatıyoruz. Ve doğru olduğunu her insan vicdanında kabul eder, bizim anlattıklarımızın. Yani böyle yapmacık suni bir anlatım yok. Son derece makul, net delillere dayalı, akılcı, doğru anlatıyoruz. Evet, Berker’im devam et.
ALTUĞ BERKER: Ahir zamanla ilgili, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili şöyle buyurmuş Hocam, “Halkın tüm kesimleri iktidara ulaşmadıkça Hz. Mehdi (a.s.) zuhur etmeyecektir. Böylece hiç kimse, eğer biz egemen olup hükümet kursaydık, adaletli davranırdık diyemeyecektir.’’
ADNAN OKTAR: Ne anladın oradan Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: Yani artık kendilerini yönetecek hiçbir kimse bulamadıklarını, bir lider bulamadıklarını, sadece Hz. Mehdi (a.s.)’nin...
ADNAN OKTAR: Lider deneyecekler. Hiçbir lider deccaliyete karşı Müslümanları koruyamayacak, hiçbir lider. Herkesi deneyecekler, kurtuluş kalmayacak. Mehdi (a.s.)’ye mecbur kalacaklar, yoksa denenecek, birçok lider denenecek. Hükümetler denenecek, şahıslar denenecek, fikirler denenecek, ekoller denenecek hiçbirinden kurtuluş olmadığı anlaşılacak. Ve ancak kurtuluşun Mehdi (a.s.)’de olduğunu insanlar görecekler, hadis onu kastediyor.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhurundan önce de yönetim sistemlerinin yıkılacağı ve ekonomik çöküntüler yaşanacağını söylemiş Hocam Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Şöyle buyuruyor; “Bütün bunlar yani Ahir zamanın alametleri ülkelerin değişmeye uğrayacağı, kulların zayıf duruma düşeceği ve Hz. Mehdi (a.s.) çıkmasından ümit kesileceği bir dönemde gerçekleşecektir.’’ Ülkelerin değişime uğrayacağı, kulların güçsüz zayıf bir duruma düşeceği dönem diyor Peygamberimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR: Onu bak kelime kelime açıklaman lazım. Başından al, kelime kelime açıkla. O çok önemli kelime kelime açıklaması.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. Bütün bunlar diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Ahir zaman alametleri, ülkelerin değişmeye uğrayacağı...
ADNAN OKTAR: Sürekli şekil değiştiriyor. Yönetimler değişiyor, iktidarlar değişiyor, olaylar değişiyor sürekli değişiyor.
ALTUĞ BERKER: “Kulların zayıf duruma düşeceği.”
ADNAN OKTAR: Ekonomik yönden, psikolojik yönden, her yönden, sosyal yönden, imani yönden, akli yönden zayıf düştü insanlar. Genelinde böyle dünyada.
ALTUĞ BERKER: “Ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkmasından ümit kesileceği bir dönemde gerçekleşecektir.”
ADNAN OKTAR: Ümit nasıl kesiliyor; adam diyor ki mesela biri diyor ki; “570 yıl sonra gelecek.” Adam ümidini kesiyor. Biri diyor ki; “Mehdi (a.s.) çıktı, vazifesini yaptı, konu bitti”. Biri diyor ki; “bu kitaplardır Mehdi (a.s.)”. Adam bakıyor kitapla fitne kalkmıyor, bilakis bölünmeler daha da artıyor. Bir başkası çıkıyor diyor ki; “şahs-ı manevidir.” Bakıyor ki, şahs-ı manevi içinde adamlar daha da parçalanıyorlar. Mesela bir başkası çıkıyor, Mehdi (a.s.)’nin ruh olduğunu söylüyor. Adam biliyor ki ruh şeklinde bir Mehdi (a.s.) gelmeyecek, ümidini kesiyor. (Haşa) Allah gibi bir varlıktan bahsediyor, onun çıkmayacağı belli. Yani efsane gibi anlatım. Bir başkası çıkıyor işte her ikisi de vefat etti, İsa (a.s.) da Mehdi (a.s.) de, dabbet-ül arzın bedenine girdiler diyor. Şimdi bunun da olmayacağını biliyor insanlar. Bir kısmı Peygamber (s.a.v.)’in hadislerini kabul etmiyor, sahih hadislerini, Buhari, Müslim, Tırmızi’de. Mezhep imamlarının izahlarını kabul etmiyor. Ehl-i sünnetin temel eserlerinde anlatılan Mehdi (a.s.) ile ilgili açık gerçekleri kabul etmiyor. Dolayısı ile Mehdiyet’i boğmuş oluyorlar kendilerince. Ama bu boğmaya Mehdiyet’in ihtiyacı var işte. Mehdi (a.s.)’nin örtüsüdür bu. Yoksa Mehdiyet çok aşikâr hale gelir. Yani böyle insanlar olmamış olsa, Mehdiyet’in üstündeki o 70 kat perde açılmış olur. 70 kat perde ile örtülü Mehdi (a.s.). Ve o yüzden elini kolunu sallayarak istediği gibi faaliyet yapıyor şu an. Allah onları vesile ediyor. Onlar kendilerince tabii bambaşka amaçlar ile yaptıklarını zannediyorlar Mehdiyet’i engelleyeceğini zannederek. Hâlbuki Mehdiyet’e en büyük yardımı onlar yapmış oluyor, o perde ile. “Ey örtüsüne bürünen” diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Kalk korkut” diyor. Mehdi (a.s.) de örtüsüne bürünmüştür. Mehdi (a.s.) zaten ledün ilmi ile ayrıca kendini örtüler, ayrıca kapatır. Onların örtüsünün dışında Mehdi (a.s.) bir de kendisi, hem cemaatine hem kendine örtü yapar. Yani adam bakar, asla bu Mehdi (a.s.) olamaz, mümkün değil, imkânsız diyecek. Diyorlardı ya Peygamberimiz (s.a.v.)’e yani Peygamber olması bu kişinin mümkün değil diyorlardı, (hâşâ), yani onların üslubu ile. İki büyük şehrin büyüklerinden birinin gelmesi gerekiyordu diyorlar. Yani Ebul Kasım’ın yetiminden mi gelecek, diyorlar. Yani ne alakası var, bağı yok, bahçesi yok, parası yok, hiçbir şeyi yok diyorlar. Yani ne özelliği var; okuma-yazması da yok, cahil de diyorlar (hâşâ). Ümmiydi Peygamberimiz (s.a.v.). Hem ümmi hem parası yok hem yetim, çevresi de yok, yani öyle geniş bir çevresi de yok. O zaman diyorlar niye ona olsun ki? İki büyük şehrin adamları var bayağı bilinen, hem âlim okuma-yazması var. Arapça zaten biliyor, efendim Tevrat’ı biliyor, İncil’i biliyor, başka kitapları biliyor, İbranice biliyor, başka her türlü yabancı dili biliyor adam. Onun olması lazım diyor. Mehdi (a.s.)’de de bu böyledir, aynıdır. Çünkü adamlar, “kardeşim bunda Arapça yok,” hadiste var Arapça bilmeyecek diyor. Çevresi de yok bunun, aşireti de yok, yetim, bilgisi de yok. Mehdi (a.s.)’nin vehbi ilmi olacak. O zaman niye bu olsun diyecekler değil mi? İşte mesela farz edelim falanca büyük âlim, işte biz bunu yetiştirdik yıllardan beri, değil mi? Onlar (hâşâ hâşâ) ısmarlama Mehdi (a.s.) arayışında onlar. Mesela bilmem ne kazasından adamı alıp getiriyorlar küçük yaşta, Mehdi (a.s.) olarak hazırlıyorlar. Güya okutuyor, eğitiyor, bilgilendiriyor yani o şekilde Mehdi (a.s.) olacağına inanıyor. Bir de bakıyor ki Allah, ya kafasını tıkıyor ya bir yerini kopartıyor ya bir yerini durduruyor, Allah ona müsaade etmiyor. Yani sahte Mehdi (a.s.)’ye müsaade etmiyor. Ismarlama Mehdi (a.s.)’ye müsaade etmiyor. Çünkü illaki gerçek Mehdi (a.s.) gelecek. Yoksa sahte Mehdi (a.s.) hazırlığı yaptılar Türkiye’de. Ama sahte Mehdileri soytarıya döndü. Soytarı oldu sahte Mehdileri. Allah, onu Mehdilik iddiasından soytarılığa çevirdi Allah. Yani insanlığın soytarısı oldu, şaklaban oldu, yani eğlendirici şaklaban. Demek ki ısmarlama Mehdi (a.s.) olmuyormuş. Demek ki eğitsen de uğraşsan da bilmem ne yapsan da şartlarını oluştursan da yolunu açsan da değil mi? Yol tıkandığında gayrı meşru yollar ile yolunu açsan da, olmuyor. İllaki Allah’ın dediği olacak. Ne diyor adam? “Ben göremedim arkadaş” diyor. Senin göremeyeceğini zaten Bediüzzaman söylüyor. İmanın nuru ile görünür, diyor. Yani kör gözler görecek demiyor ki Bediüzzaman. Gafiller görecek demiyor ki cahiller görecek demiyor ki Allah’ın kalbinden nurunu aldıkları görecek demiyor ki. Kim görecek? İmanın nuru ile görülecek, diyor. Acele etmezsen, imanın nuru ile insanlar görecekler inşaAllah. Eğer öyle de olsa Bediüzzaman söylerdi, gafiller görecek derdi. Gafiller, cahiller, bahirler ne Mehdi (a.s.)’yi ne Hz. İsa (a.s.)’yı fark edemezler. İmanın nuru ile bilinir. Bediüzzaman açıkça söylüyor değil mi? “Bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır ama ihtiyari elinden alınmaz.” Hatta o büyük deccal dahi diyor, değil mi? Mesih deccal ve süfyan deccal, imanın nuru ile tanınır diyor.
Nur talebeleri her gün süfyanın, deccalin ismi geçti mi, ellerini ters çeviriyorlar namaz kılarken, her gün beş vakit namazda ve bütün Müslümanlarda bu. Müslim’de de vardır, hadistir. Deccalin ismi geçti mi, eller ters çevrilir ve dua edilir Allah’a, onun şerrinden korunmak için. Kardeşim 1400 sene sonra senin beklediğin deccal kapına dayanmış, ben anlamıyorum diyor. Adam ağzını burnunu kırıyor, anlamıyorum diyor. Irzına geçiyor mahremi olan kişilerin ırzına geçiyor, ırzını namusunu payimar ediyor bazılarının, yine anlamadım diyor. Katlediyor, yine anlamadım diyor. Evini yıkıyor, bombalıyor, yine anlamadım diyor. Sen nasıl anlayacaksın o zaman yani ne olması lazım? Sarsıyorsun, silkiyorsun anlamıyorum diyor. O daha hala deccalin böyle alnında boynuzları ile karşısına çıkmasını, ona böyle animasyon yapmasını bekliyor. Ve alnındaki yazıyı okusana diyecek böyle. Deccal diye yazacak alnında, o da okuyacak hece hece böyle. O sana okutuyor, haberin yok. Sana harf harf söktürüyor o. Bir ara, 12 Eylül öncesi, kasaba kasaba, köy köy bütün Türkiye’yi işgal etmişti deccal. Bak yeniden hortladı, yeniden tırnaklarını çıkardı, yeniden çökmeye kalkıyor, son aşaması. Şimdi deccal varsa, Mehdi (a.s.)’den bahsetmek niye yasak oluyor mübarek? Bediüzzaman hiçbir mahzur görmemiş. Sayfalarca yüzlerce sayfa anlatmış. O sayfaya gelince; “arkadaş geçelim bu sayfayı” diyorlar. Ben okuyacağım dedim mi, “bir daha görüşmeyelim” diyor. Ya ne olursun okuyalım derse birisi, tamam anlatacağım, ama dikkat et diyor. Gel büyücü, diyor. Büyücü başı anlatacak size, diyor. Anlat büyücü, diyorlar. Ne diyor mesela Bediüzzaman? Ben büyücünün nasıl anlattığını anlatayım, göstereyim. Yani hepsini tenzih ederim, samimi olanları tenzih ederim, cahilliğinden yapanları tenzih ederim. Var mı sen de?
ALTUĞ BERKER:Var Hocam inşaAllah. “Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için faraza (farz edelim) hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat.’’
ADNAN OKTAR:Şimdi büyücüye ve büyücü başlarına bunu sorsanız. Onlar entarili mentarili geliyorlar böyle kafalarında takke ile. Bir köşeye oturtuyorlar, böyle kınalı. Yani kına yakmak da bir şey yok da, entarisine de bir şey dediğim yok, fakat onu gösteriş olarak yapıyor. Yani gizemli adam, âlimdir yani böyle büyük âlimdir. Risale-i Nur Külliyatı sırtında dizili böyle arkasında dizili. Bir ‘öhöö’ falan diyor. Açıklanacak gibi değil tabii, konu çok açık. Bakalım bu avanak nasıl bir mantık çıkarabilir bir bakalım. Oku bakayım bir daha. Berker’im anlat.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. “Bu zamanda öyle fevkalade hâkim cereyanlar fikir akımları var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için faraza farz edelim. Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat.’’
ADNAN OKTAR:“Hakiki beklenilen. Bir asır sonra gelecek.” Bir kere hakiki beklenilen bir, bir asır sonra gelecek, vakit bildiriyor ve o zat. Kardeşim büyücü bunu tam tersine çeviriyor, inanılır gibi değil. Yüzlerce binlerce insanı inandırıyor büyücü. Hz. Musa (a.s.) devri gibi, çok açık aleni, ama tam tersine çeviriyor. Kardeşim bu açıkça bir zattan, bir kişiden bahsetmiyor mu burada? Allah Allah, bunu açıklamak durumunda olmak inanılır gibi değil. Mesela Cübbeli’nin eşeğini açıklamak durumunda kalıyoruz. Adam diyor ki, kabus görüyormuşum gibi, rüya görüyormuşum gibi, inanamıyorum ben yani. Dünyada mı yaşıyoruz, nerede yaşıyoruz, ben çıkaramıyorum artık. Adam diyor; “Atlas Okyanusu’nda adam oturuyordu deccal şu an” gözü ile görmüş gibi anlatıyor, biliyorum diyor. Başı bulutlarda diyor, 15 kilometrelik deccal oturuyormuş. Bir ayağı da 5-6 kilometre denizin dibindeymiş Atlas Okyanusu’nda, arada sırada elini denizin dibine daldırıp balık tutup yiyor adam ve Amerika’nın haberi yok diyor. Eşeğine binip gelecek İstanbul’a diyor adam. 300 metrelik eşek havada uçarak, anırarak gelecekmiş. Adamı çıkarıp dinliyorlar, gözümüzün içine baka baka anlatıyor, bayağı da inananı var. Yani ben bilemiyorum artık, ne diyeyim? Başka ne diyor Bediüzzaman? Kardeşim bakın, biz dürüst ve samimi anlatıyoruz. Bir de bu olağanüstü bir akıl gerektiren bir şey de değil, çok açık değil mi bu? Şimdi bu nedir? Ben mesela bu bardak diyorum, içinde su var diyorum. Yok diyor adam, bu bardak değil. Ne, diyorum. Çorba tası diyor. İçinde ne var, diyorum. Su yok, sana öyle geliyor, hava sana öyle görünüyor diyor. Kardeşim ne oldu bu insana ben anlayamıyorum. Bir şey mi oldu anlayamıyorum yani. Evet.
ALTUĞ BERKER: “O ileride gelecek acip şahsın...”
ADNAN OKTAR: Bak, “Oilerde gelecek...” Sen ne anlıyorsun ileride gelecek dendiğinde?
SUNUCU: İlerde gelecek deyince belirsiz bir zaman Hocam.
ADNAN OKTAR: İlerde. Ama ileriye yönelik değil mi?
SUNUCU: Evet, ileriye yönelik.
ADNAN OKTAR: Mesela 10 yıl sonra, 20 yıl sonra, 30 yıl sonra. Ama sonra gelecek, ilerde gelecek, evet. “İlerde gelecek” evet.
ALTUĞ BERKER: “ O ileride gelecek acip şahsın...”
ADNAN OKTAR: “Acip şahıs” Acayip, İnşaAllah, maşaAllah evet.
ALTUĞ BERKER: “Bir hizmetkârı ve ona yer hazır edecek bir dümdârı (öneden gelen takipçisi) ve o büyük kumandanın pîşdâr bir neferi (öncü bir askeri) olduğumu zannediyorum.” (Barla Lahikası, sf. 162)
ADNAN OKTAR: Şimdi diyor ki büyücü; “Bediüzzaman burada yalan söylüyor, sizi kandırıyor” diyor. Açıkça öyle söylüyor, yalan söylüyor diyor. “Çünkü şimdi Mehdi (a.s.)’yim demeyeceği için bir yalana ihtiyacı var, böyle kapsamlı size uzun uzun sayfalarca yüzlerce sayfa yalan söyledi” diyor. Bak büyücülerin anlattığı bu tarz, net yalan diyor Bediüzzaman. Mesela, bu konuşma yalan diyor. Kardeşim niye yalan söylesin 70 yaşında adam, Allah’tan korkun, deli misiniz siz? Mehdi (a.s.) değilim der olur biter, bu kadar. Niye bu kadar kapsamlı yalan söylesin değil mi? Devam et.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.“Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid (ihtiyaç oluştuğunda ayetlerden hüküm çıkaran büyük İslam alimi).”
ADNAN OKTAR: Bak, “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında” fesat oluşacak bir kere” diyor. Evet.
ALTUĞ BERKER: “Elbette en büyük bir müçtehid,” gelecek Mehdi (a.s.)’nin vasıflarını sayıyor.
ADNAN OKTAR: Bak,“Müçtehid”. Evet.
ALTUĞ BERKER: “En büyük bir müceddid.”
ADNAN OKTAR:Kardeşim en büyük müçtehid ve en büyük müceddid olduğunda ne olur biliyor musunuz? İmam-ı Hanbel, İmam-ı Malik, İmam-ı Şafi, İmam-ı Hanefi bunların hepsinin üzerinde demektir. Yani bütün mezhepleri kaldırıyor demektir. Mesela Bediüzzaman Şafi mezhebinde, Şafi mezhebine mukallittir. Mukallit olarak titizlikle Şafi mezhebine uymuştur. Hiçbir zaman için en büyük müceddid, en büyük bir müçtehid olarak mezhepleri kaldıran bir üslubu olmamıştır. Mezhebe uymuştur, Mehdi (a.s.)‘ye bırakmıştır. Mehdi (a.s.)’nin kaldıracağını söylüyor, değil mi? Yani sırf tek başına bu yeterli delildir yani. Evet.
ALTUĞ BERKER: “Hem hakim” diyor Mehdi (a.s.) için Hocam.
ADNAN OKTAR: Hakim ne demek? Bütün hukuk sistemine hakim olacak anlamına geliyor, hakim demek yani. Bütün İslam alemindeki hukuk sistemine hakim. Hukuk ondan soruluyor, hakim demek budur. Bediüzzaman’ın böyle bir konumu var mıydı mübareğin? Mahkum oldu. Mahkum olmak çok büyük bir şereftir, Hz. Yusuf (a.s.) da mahkum oldu, ama hakim olmadı. Hakim olması ayrı bir konudur. Mehdi (a.s.) hakim olacak, diyor. Büyücü ne diyor, bir sorun bakalım ne anlatacak size? Akıl almaz delice böyle, akıl almaz çılgınca, akıl almaz münasebetsiz tevillerle, alenen sahtekarca yalanlarla, yüzlerce binlerce insanı kandırıyorlar, gözlerinin içine baka baka. Sormaya kalktın mı, adamı kavuyorlar. İrdelemiyor adam, açamıyor yani. Mesela “Hocam burada çok açık alenen Mehdi (a.s.)’nin geleceği bahsediliyor.” “Sen ne yapıyorsun, ne konuşuyorsun sen?” diyor. “Bak görüyor musun fitne çıkarıyor bu, bir daha gelmesin” diyor. Çok acayip bir şey. Bu durumda kardeşlerimiz veya bu durumda olamayanlar da öyle, mesela baktılar Mehdiyet’i açıkça konuşamıyor, Ahir zaman’ı açıkça konuşamıyor, Hz. İsa (a.s.)’nın inişini, Mesih (a.s.)’in gelişini, o mübarek Peygamber’in mübarek konumunu açıklattırmıyorsa o kişiler, “Arkadaş sen ne diyorsun?” diyecek. Özgürce rahatça Risale-i Nur’u okuyalım. Kimse bize kafa tutmasın, bize baskı yapmasın, büyücülerin etkisinde kalmayalım, samimi olarak okuyalım. Bediüzzaman diyor ki; “7 yaşında çocuk anlar”. Bak, 7’den 70’e herkesin anlayacağı gibidir diyor Risale-i Nur. Bizim büyücüye ihtiyacımız yok. Çok açık kitap, nasıl anlaşılmaz yani değil mi? Buradaki bu ifade, büyücüye ihtiyaç var mı burada? Olsa da devreye sokulmaz da büyücülük büyücüye ihtiyaç var mı burada? Olsa da o devreye sokulmaz da, büyücülük bir şey var mı burada? Adam büyücüye ihtiyaç var diyor. Oku.
ALTUĞ BERKER: “Hem Mehdi (a.s.), hem mürşid (doğru yolu gösteren kişi) hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi (nurlu bir zatı) gönderecek ve O zat da, ehl-i beyt-i nebeviden (Peygamberimiz (s.a.v.)'in soyundan) olacaktır.” (Mektubat, s. 411-412)
ADNAN OKTAR:Ehl-i beyt-i nebeviden, yani seyyid olacak diyoruz. Kutup, bak en büyük kutup, kutuptur. Kardeşim böyle bir durumda adam mürşide nasıl bağlansın? Yani başka mesela Kadiri, Nakşi, Şazeli bir şeyhe, efendiye nasıl bağlansın? Bağlanamaz, çünkü onlar Mehdi (a.s.)’ye bağlanmış zaten. İstese de istemese de bağlanmışlar. Bak Muhammed Raşid Erol Hazretleri ne diyor, açıkça; “Benim görevim bitti, ben görevi Mehdi (a.s.)’ye teslim ettim” diyor. “Artık feyzler, bereketler ondan inşaAllah. Benim yapabileceğim bir şey yok.” diyor. Açık anlatmış. O yazısını da bulun mübareğin. Çok çok değerli, muhterem bir insandır, Muhammed Raşit Erol Hazretleri, rahmetli.
OKTAR BABUNA: Buldum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oku.
OKTAR BABUNA: “Gavs Hazretlerine sorulmuş: "Efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, Vird ehli vardı. Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler."”
ADNAN OKTAR: Bak şimdi çok manidar, bir daha oku bakayım baştan al.
OKTAR BABUNA: “Gavs Hazretlerine sorulmuş: "Efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, Vird ehli vardı. Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler."”
ADNAN OKTAR: Bak, ehl-i tarikin genel olarak, bir kısmını ayırıyoruz, bir kısmını ayırıyoruz halis olanları. Ama genel olarak bir çöküş, gevşeme ve lakayt içine girdiklerini söylüyor. Devam et.
OKTAR BABUNA: “Bu niçin böyle oluyor? ‘Gavs Hazretleri buyurmuş: "Evet artık hidayet kalmamış da ondan.’”
ADNAN OKTAR: Bak, hidayet kalmamış. Çünkü “ben artık hidayette köprü görevi göremiyorum, yani benden bu görev alındı” diyor. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: “Bizimkisi bu zamanda vallahi bir durumu muhafazadır, aldatmaca gibi bir şey.”
ADNAN OKTAR: Bak yemin ediyor, Allah adına yemin ediyor. Artık Müslüman ise inansın. Yemin ediyor bak; koskoca Şeyh Efendi yemin ediyor. “Vallahi durumu muhafaza için yapıyorum” diyor. “Yapacağım bir şey yok benim şu an. Çünkü ben görevli değilim” diyor. Görevi alınmış. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: “Çünkü tam hidayet şimdi Hz. Mehdi (a.s.)’nin elindedir.”
ADNAN OKTAR: Bitti, çok açık. “Hidayetle Allah onu görevlendirdi” diyor. Hidayet güneşi, Cenab-ı Allah’ın dilemesiyle. “Kaynak o, ben kaynak değilim ki benden bekliyorsunuz” diyor. Kim diyor bunu? Es Seyyid Muhammed Raşid Erol Hazretleri söylüyor. En büyük Nakşibendi büyüklerindendir. Gelmiş geçmiş en büyük kutuplardandır. Bakın bu söylüyor.
OKTAR BABUNA: “Tam manasıyla hidayeti o yapacak.”
ADNAN OKTAR: Bak “ben durumu idare ediyorum” diyor. “Ama gerçekten hidayet arıyorsanız, Mehdi (a.s.)’ye bağlanın” diyor. Adam diyor ki; “benim şeyhim bana söylemedi.” Kardeşim daha nasıl söylesin? Elinden tutup seni Mehdi (a.s.)’nin yanına mı götürecek, yani ne yapsın? Açıkça söylemiş işte, daha ne söylesin, değil mi? Berker’im anlat.
ALTUĞ BERKER: Hocam Bediüzzaman Hazretleri’nin bir sözünü daha söyleyeyim müsaadenizle. “Bu hakikatten anlaşılıyor ki; sonra gelecek o mübarek zat...”
ADNAN OKTAR: Bak, “sonra gelecek o mübarek zat.” Bak “sonra gelecek.” Ey büyücü, ‘Sonra gelecek’i açıkla diyorsun, yani “sonra gelecek geçmiş anlamında” diyor. Sonra demek, şu an, o kendi anını kastediyor diyor mesela. O mübarek zat diye, o şahs-ı maneviyi kastediyor diyor. Kardeşim büyücünün aklı çorba gibi, böyle her şeyi karışmış çorba, kokuşmuş çorba gibi. Yani böyle deliyle konuşuyormuşsun gibi. Mantıklı konuşmak mümkün değil. Kardeşim bu çok mantıklı ve açık bir cümle değil mi bu? Biz bunu niye açıklamak durumunda kalalım kardeşim? Bir daha oku.
ALTUĞ BERKER:“Bu hakikatten anlaşılıyor ki; sonra gelecek o mübarek zat (Hz. Mehdi (a.s.)) Risale-i Nur'u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek.”
ADNAN OKTAR:Kardeşim Risale-i Nur’a, Bediüzzaman’a sadık, onu çok seven, Risele-i Nur Külliyatı’ndan taviz vermeyen, onu dürüstçe açıklayan, büyücüleri darmekeşan eden, büyücülerin oyunlarını bozan bir insan Mehdi (a.s.). Ve Risale-i Nur’u ve Risale-i Nur’da anlatılan gerçekleri hayata geçiren ve buna karşı direnen şeytani unsurları da Risale-i Nur Külliyatı’nın da desteğiyle yıkıp dağıtan bir insan. Ne diyor Bediüzzaman, evet devam et.
ALTUĞ BERKER:“Ümmetin beklediği, Ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü...”
ADNAN OKTAR:Bak, “Ahir zamanda gelecek ümmetin beklediği,” bekliyorsunuz diyor. Büyücü diyor ki, ne beklemesi, yalan söylüyor o, takiye yapıyor Bediüzzaman, diyor. Takiye yapıyor, oyun oynuyor, diyor. Nasıl desin Mehdi (a.s.)’yim diye, tabii ki böyle diyecek, diyor. Kardeşim sen deli misin? Sen kendi aklına bir mukayyet ol, bir kendine gel. Koskoca alimi, bu kadar değerli bir insanı niye yalancılıkla itham ediyorsun sen, takiyecilikle itham ediyorsun.
ALTUĞ BERKER:“Ümmetin beklediği, Ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi...”
ADNAN OKTAR: Üç vazifesi değil mi? Bak, Ahir zamanda ümmetin beklediği bir zat var, bir şahıs var. Üç tane vazifesi var, yani Mehdi (a.s.)’ye söylüyor Bediüzzaman. Büyücüye gidin sorun, “üç tane vazifesi var mı” diye? “Yok” diyor. “Bir tane vazifesi var” diyor. En en sıkıştırırsan, “Bediüzzaman diyanet yönünde, o gelecek olan siyaset yolunda ikinci vazifeyi yapacak” diyor. Üç vazife yapacak diyor ya, en bunalırsa büyücü teke indiriyor, siyaset görevi yapacak diyor. O da herhalde herhangi bir partinin desteklenmesi mi olacak artık, nasıl olacak? Onu tevil edip geçiştiriyorlar zaten. Bir ara ben sormuştum, “İslam ahlakı dünyaya hakim olacak mı?” “Daha nasıl hakim olsun ya?” diyor. “Namazını kılmıyor musun sen?” “Kılıyorum” dedim. “Hacc yasak mı?” “O da yasak değil.” “Tamam” dedi. “O zaman İslam hakim olmuş, daha ne istiyorsun” dedi. Hadi geçmiş olsun, ne diyeyim ben bunlara?
İflahını kesiyorlar, doğruyorlar, artık lime lime yapıyorlar. Bak uranyumla bilmem ne, çocukları, nesli bozuyorlar artık. Afganistan’da genç kızların ırzına geçiyorlar, perişan ediyorlar. Irak’ı yerle bir ettiler. Diğer yerlerde görüyorsunuz Müslüman gençleri. Numaralamışlar, ağızlarını burunlarını kırıyorlar. Şehit ediyorlar. “Yok, alakası yok onunla” diyor. Yani ne diyeyim ben bu adamlara. Devam et Berker’im.
ALTUĞ BERKER: “Üç vazifesinden en mühimi (önemlisi) ve en büyüğü ve en kıymetdarı (kıymetlisi) olan iman-ı tahkikiyi neşr” yani gerçek imanı yaymak.
ADNAN OKTAR:Evet, iman hakikatleri üzerine çalışma yapacak. Darwinizmi, materyalizmi yok edecektir. Siyaset aleminde de görev yapacaktır. Saltanat aleminde de görev yapacaktır. Her üç görevi de yapacaktır. Kendisi, talebeleri ve şahs-ı manevisini yapacaktır, topluca.
Samimi Nur talebeleri sakın büyücü etkisinde kalmasın. Büyücülerin özelliği, lafı çok uzatırlar. Mesela çok kısa bir açıklamayı, Bediüzzaman’ın hikmetli kısa açıklamasını, büyücüye verdin mi, sana 10 sayfaya çıkartır. Yani sahtekarca, alçakça yalan söyler ve Bediüzzaman’ı da yalancılıkla suçlar, takiyecilikle suçlar. Ne mecburiyeti var; Allah’tan başka kimseden korkmayan bir insan Bediüzzaman. Korkmadığını göstermedi mi; 30 yıl yatmadı mı, ne çekinecek yani? Mehdi (a.s.) ile ilgili, kardeşim 30 kere sorsalar, 30 kere cevap veriyor, daha ne söylesin mübarek? “Evladım, yavrum siz beni Mehdi (a.s.) zannediyorsunuz ama, bak sehiv var, hata, yanlış yapıyorsunuz. Ben doğrusunu anlatayım,” diyor. “Bir kere seyyid olacak, ben seyyid değilim, bir. İkincisi, bu hayatın dar dairesi, bu vakitte zaten Mehdi (a.s.) olmaz” diyor. “Ben de olsam, bir başkası da olsa, cemaat, grup hiçbir şekilde olmaz. Hayatın geniş dairesinde olması gerekiyor” diyor Mehdi (a.s.)’nin. Değil mi? “Ve üç görevi birden yapacak. Ben tek görevi yaptım, diyanet yönünde görevi yaptım. Üç görevi yapmadıktan sonra Büyük Mehdi (a.s.) olamaz o, herhangi bir Mehdi (a.s.) olur o” diyor. “Büyük Mehdi (a.s.) olabilmesi için, üç görevi aynı anda yapması gerekiyor ve bunu kısa sürede yapacak” diyor. Hatta, “mesela kışta Kıyamette birden yaz mevsimi gibi olur, Allah öyle yaratır. Mesela yazın birden kış gibi olur” diyor. “Aniden Allah bunu yapar, gücü yeter Allah’ın” diyor. “Olur mu öyle şey? Olmaz” diyorlar. Bediüzzaman öyle diyor ama, yok diyorlar. Daha da sıkışırsa, “Bediüzzaman’da insan hata yapmış, yapabilir ne olacak” diyor.
Bak bir kısmı mesela Bediüzzaman’dan hiç bahsetmemeye başladı. Gazinocu takımı var böyle, şarkıcı gazinocu takımı, Bediüzzaman’dan utanıyor adam, ağzına alamıyor. Ben iftihar ediyorum, alnımda taşıyorum Bediüzzaman’ı. Sıkıysa birisi Bediüzzaman hakkında bir söz söylesin bakalım. Allah’a, Peygambere, Resule(s.a.v.), hiç kimseye laf söyletmem ben, Bediüzzaman’a da inşaAllah. Allah’ın dilemesiyle. Adam utanıyor, Bediüzzaman’dan bahsetmekten utanıyor, ağzına alamıyor. Janti, kibar olmuş adam. Değil mi? Ben de senden utanıyorum o zaman. Bediüzzaman’dan utanıyorsun, ben de senden utanıyorum yani. Değil mi? Bediüzzaman bizim medarı iftiharımızdır, canımız ciğerimizdir. Ve mübarek, muhterem, mürşid, nur insandır. Kıymetini dünya bu yüzyılda anlayacak. En büyük alimdir gelmiş geçmiş, inşaAllah. Mehdi (a.s.)’ye de Allah onu bir yardımcı olarak göndermiş ve açıkça söylüyor Bediüzzaman da, “Risale-i Nur Külliyatı bana gelmedi, Allah bana ilhamla yazdırdı. Mehdi (a.s.) için Allah bunu yazdırdı bana” diyor. “Yani ben bir vesileyim, araç oldum, bana ilhamla yazdırıldı. Fakat sahibi Mehdi (a.s.)’dir” diyor. Yani “Mehdi (a.s.)’ye yazdırılacağına bana yazdırıldı, ben de götürdüm Mehdi (a.s.)’ye teslim ettim kitabı” diyor. “Gerçek sahibi Mehdi (a.s.) ve şakirtleridir” diyor. Aksini söyleyen varsa çıksın ortaya. Ama ara ara sürekli söylüyorum. Cahilliğinden, saflığından, iyi niyetinden veyahut mecbur olduğundan yalan söyleyenleri, tevil edenleri tenzih ediyorum. Veyahut anlayamayanları tenzih ediyorum inşaAllah.
Bediüzzaman şefkati, merhameti, dostluğu, kardeşliği, arkadaşlığı, birlik ve bütünlüğü savunan bir insandı, Türk-İslam Birliğini de savunuyordu. Türklerin öncülüğünde İttihad-ı İslam’ı savundu ve kurtuluşun da ancak bununla mümkün olacağını söylüyordu. İslam ve modernliği dünyaya öğreten tek mürşidtir. Aksini söyleyen varsa çıksın, açık ispat ederim. Yani teknolojiyle, bilimle, sanatla İslam’ın iç içe olduğunu ispat eden, yaşatan, gösteren, fitneye ve anarşiye karşı en akılcı İslam yorumunu yapan kişidir. Aksini savunan varsa gelsin buraya beraber konuşalım. Benim böyle körü körüne bir mürşid bağlılığım yok. Ben bütün mürşidleri çok seviyorum, ellerini ayaklarını öperim ben, benim öyle bir şeyim yok. Ama bu gerçek ve Bediüzzaman’ı bütün mürşidler taklit etmiştir. Bakın çok önemli bir şey söylüyorum. Stilini, yöntemini hepsi taklit etmiştir, o devirdeki bütün alimler. Ondan ders almışlardır. Bu çok güzel bir şey. İbret alıp ders almışlardır. Bakın o devrin alimlerine, aynı yöntemi kullanmışlardır, aynıdır. Stile bakın, yani detay verirsem zaten hemen anlayacaksınız. Milimi milimine aynıdır. Ama bizim de güzel bir özelliğimiz var. Biz de birçok cemaate örnek oluyoruz. Bakın çok büyük bir cemaatin ileri gelenleri bana geldiler, büyük bir cemaatin, “Hocam biz sizi 10 yıl geriden takip ettik” dediler. Yolu, yöntemi falan hepsini sizden aldık dediler. “Ama sizin stilinize artık bizim girmemiz olmaz, çok geç kaldık” dediler. “Bu devirden sonra sizin stilinize girmenin anlamı yok. Bir de siz zaten bu konuyu mükemmel yapmışsınız, yerine getirmişsiniz. Onun için sizin kitaplarınızdan daha çok istifade ediyoruz.” Hakikaten de bu bir gerçektir, kitaplarıma okuma yasağı gelmesine rağmen. En çok okunan kitaplardır. Okuma yasağı da herhalde dış güçlere karşı şirin görünmek için veyahut onlardan çekindikleri için, korkudan belki öyle bir karar aldılar, ona bir şey diyemiyorum. Çünkü ben korkuyorum ne yapayım, diyebilir. Ben korkma desem de, korkuyor ne yapayım yani orada yapacak bir şey yok. Ama akılcı, samimi olarak Müslümanların genelde bir faaliyeti var Türkiye’de.
Türkiye’deki bütün Müslümanlar akılcıdır. Makul düşünürler, mantıklıdır. Mesela Süleymanlılar, çok akıllıdır Süleymanlılar. Oturaklı, makul insanlardır. Mesela Eh-li tarik olan kardeşlerimiz çok makuldürler, tutarlı böyle, anarşiye, teröre karşıdırlar. Fethullah Hoca’nın talebeleri saygın, aklı başında, makul, dengelidirler. Yeni Asya Grubu Nur talebeleri, yine makul, tutarlı, sakin kişilerdir. Sungur Ağabey zaten nur gibi tertemiz. Yani genelinde hep aklı başındadır Türkiye’deki Müslümanlar. Eksik, kusurlu yönleri olsa da ama geniş çapta, geniş zamanda isteseler de istemeseler de Mehdi (a.s.) talebesidirler, hizmet ediyorlar. Mehdiyetin olgunluğu üzerlerindedir. Mehdiyet’in ağır başlılığı, o lider ruhu üzerlerindedir. Ve hepsi de Mehdiyet terbiyesinde yetişiyor. Mesela Süleymanlı kardeşlerimiz hep Mehdiyet terbiyesinden geçmiştir. Yani Mehdiyet’e göre dizayn edilmiştir o topluluk. Tamamı Mehdiyet’e göre dizayn olmuştur. Mehdi (a.s.) telakkileri ayrıdır tabii. Yani mesela Süleyman Efendi’yi Mehdi (a.s.) bilirler veyahut bir başka kişiyi de bekliyor olabilirler, bilmiyorum. Fethullah Hoca cemaati, yani oradaki topluluk, Mehdiyet’e göre dizayn edilmiştir. Yeni Asya yine Mehdiyete göre dizayn olmuştur. Sungur Ağabey Mehdiyet’e, bütün Ehl-i tarik Mehdiyet’e göre dizayn olmuştur. Zaten onlar çok titizdir Mehdi (a.s.) konusunda. Ama Cübbeli çıkıyor işte 570 yıl sonra gelecek diyor.
Özetle, Türkiye’de ve dünyada dengeyi, güzelliği İttihad-ı İslam’la oluşturacağız inşaAllah. Modern, laik, demokrat, sevgi dolu, aydın, bilime ve sanata önem veren, Kuran’a tam titiz, sünnete tam titiz, sevecen, kucaklayıcı, teknolojide, mimaride en yüksek noktaya çıkmış, mükemmel bir toplum kapıda. Altınçağ kapıda inşaAllah, Mehdiyet’in öncülüğünde. Bunları göreceğiz inşaAllah. Ama bakın dikkat edin Türkiye’deki bütün Müslüman gruplar tamamı istese de, istemese de Mehdiyet’e göre dizayn edilmiş olduğunu görüyorsunuz. Hepsi öyledir. Kimi şahs-ı manevi der, kimi zattır, kimi gelmiştir, kimi geçmiştir ama hep Mehdi (a.s.). Bu ne demektir? İstese de, istemese de Mehdi (a.s.) talebesidirler, Mehdi (a.s.)’ye yardım eden bir konumdalar inşaAllah.
Cübbeli Ahmet Hoca’nın Mehdi ile ilgili duası -VTR-
ADNAN OKTAR:Maddesine, menfaatine dokunacak herifin, diyor değil mi? İşine gelmeyecek, diyor. Acaba böyle biri çıktı mı? Böyle bir herif, maddesine, menfaatine dokunan bir herif, yobaz birisi çıktı mı acaba? Ben merak ediyorum, araştıracağım, yarından itibaren başlatacağım. Cübbeli dediğine göre bir bildiği var yani.
Bir de Cübbeli’nin Mehdi (a.s.)’yle ilgili başka konuşmaları da vardı. Onları da göster.
Taha Akyol yine ışıklar saçmış, feyz saçmış. Bizi bilgilendiriyor büyük mürşit. Hocamız, bizi eğitiyor, yol gösteriyor. Ne yapmamız gerektiğini biz ondan öğreniyoruz. Taha Akyol ne derse, biz ona göre gideriz. O da Aydın Doğan ne derse ona göre hareket ediyor. Bak şimdi güzel bir yazı yazmış:
“Erbakan kendisine itaat isterken, İslami terimler kullanarak vicdanlara baskı yapıyor. “İstişare” diyor, “karar” diyor, “itaat” istiyor: “İstişare yapılmış, karar alınmıştır, itaat edilmelidir.” Erbakan şahsına mutlak bir “itaat” istiyor ki, İslam tarihinde buna “istibdat” denilmiştir. Erbakan İslam’daki “istişare, meşveret, karar, biat, itaat” gibi kavramları kendi şahsi sultasına mutlak sadakatiyle itaat edilmesi gerekirmiş gibi yorumluyor.”
Ne kadar önemli açıklamalarda bulunmuş. Biz bunları bilmiyorduk iyi oldu, aydınlandık. Ben artık Erbakan Hocam’a karşı tavır alacağım. Siz de tavır alın. Taha Hoca öyle istiyor. Bak bizi eğitti, aydınlattı, bilgilendik. Bak hiç bilmediğimiz şeyler varmış, sen biliyor muydun bunları Oktar? Bak feyz saçıyor, ışık saçıyor mübarek. Aynı Taha Akyol gibi olması gerekiyor herkesin. Aydın Doğan gibi olması gerekiyor. Hürriyet Gazetesi ne derse, biz ona göre hareket etmemiz gerekiyor, cahilce hareket ettik... desek makul olur mu diyeceğim? Tabii ki makul olmaz. Taha Efendi, sen sakin ol, sakin. 10 yıl sonra Türk-İslam Birliği kurulduğunda seninle yine sohbet edeceğiz biz. O arkadaşlarınla beraber, hepsi beraber. 10 yıl sonra öbürü kaç yaşında? 60-70 mi oluyor o zamana?
OKTAR BABUNA:80 mi oluyor acaba, 60-75 mi?
ADNAN OKTAR:Tabii, Allah ömür versin inşaAllah da, bakalım o zaman görüşeceğiz, konuşacağız.
-VTR-
ADNAN OKTAR:Allah Allah. Bidatlere uydurmaya, hurafelere alışmış bir heriften bahsediyor Hocamız değil mi? “Mehdi (a.s.) çıktı mı, bu değil diyecek, buna karşı mücadele edecek” diyor. Kim bu sahtekar acaba? Cübbeli Hocam’ın yanından ayrılmamak lazım. Biz onu bir öğrensek ondan. Ahir zamanda bir yobaz değil mi? Mehdi (a.s.) çıktığında, vargücüyle onunla mücadele edecek ve neden? Yobazlığından, o gerici kafasından, alışmış bidatlere, uydurmalara, hurafelere değil mi? Yemin edecek o değil, diyecek. Maddesine dokunacak herifin, diyor. Bu hangi herif acaba bakacağız. Tarifinden Hocamızın anlıyoruz. Çok mübarek, çok güzel anlatıyor, tarif ediyor. Kalp ehli de mübarek, o biliyordur. Yanına gidin siz işte öğrenin Hocamızdan. Kim bu sahtekar Ahir zamanda çıkacak olan bu yobaz, dersiniz. Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele verecek bu yobaz, dersiniz. Bakayım biliyor mu Hocam. Biliyorsa tamamdır, Hocamızın peşinden gidersiniz veyahut gitmezsiniz takdir sizin. Allah Allah, Taha Hoca, Taha Bey bayağı bir etrafa feyz saçmaya devam ediyor demek. Kendini ne kadar akıllı zannediyor Taha Ağabey. Bayağı akıllı bence, maşaAllah. Kendi de bunun farkında yani, bak yol göstermiş. Ama Hocamı keşfedenlerden biri de Numan Kurtulmuş Hocamız maşaAllah. Taha Bey’in kıymetini anladı o, fark etti yani onun sözlerinin isabetli olduğunu, doğru olduğunu, güzel olduğunu, o onu taklit etti ama biz daha anlayamadık cahilliğimizden. Taha Bey’in kitaplarını okuyun siz, bilginizi arttırın. Muazzam bilgili bir insan. Her gün bundan sonra Milliyet Gazetesi’nde her gün Hocamı okuyacaksınız. Sabah kalktığınızda ilk işiniz o olsun. Ne diyorsa onun talimatları, ona göre hareket edeceğiz. Bak Erbakan Hocam yanlış yoldaymış. Biz bunu ilk defa anlamış olduk, değil mi.... Desek, mantıklı olur mu?
OKTAR BABUNA:Olmaz tabii ki Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii ki olmaz. Allah senden razı olsun Taha kardeş. Erbakan Hocam’a sevgimi, muhabbetimi deliliğe çevirdi, delilik derecesinde seviyorum. Erbakan Hocam’ın ben tırnağı edemem, tırnağı. O benim canım, dünyada ahirette yanındayım, ayağının tozuyum ben onun inşaAllah. Şahsım adına konuşuyorum, şahsım adına. Dünyanın en mükemmel insanıdır Erbakan ve ne diyorsa doğru. Ne diyorsa o. Ben ona göre hareket edeceğim inşaAllah. Çok büyük hizmeti olmuştur, çok mubarek, muhterem insandır. Kalp ehlidir, ehl-i velayettir, mübarek bir insandır. Bak bu yaşında, daha hala Allah’ın ismini etrafa yayıyor. Daha hala cehd içinde, gayret içerisinde, dünyadan hiçbir çıkarı yoktur. Ne eziyetler gördü, ne zorluklar gördü. Taha Hocam kendince bir şeyler anlatıyor ama bizi coşturdu, bizi coşturdu. Erbakan Hocamız’ın kıymetini daha çok görmüş olduk. Ben Taha’ya bakarım, olayı anlarım. Sevilecek insan kimse, Taha Bey ona karşı -benim inancımda ama, benim inancımda- tavır alır, benim seveceğim bir insana. Ben oradan anlarım kaliteli insanı, anlaşıldı mı? Hepsi için demiyorum, bazılarında, bazılarında, inşaAllah. Bu bir ölçüdür, inşaAllah. Bir de kardeşim Erbakan’la sen ne alaka? Sen Aydın Doğan’ın yanında çalışan bir insansın. Erbakan’la senin ne alakan var yani, ne tanışmışlığın var. Felsefen ayrı, fikirlerin ayrı, birçok düşüncen ayrı, tabii ki karşı olacaksın. Aydın Doğan seni orada tutmaz ki zaten, öyle olsa, aksi şekilde olsa. Orası bir cemaattir. O, neydi bıyıklı o, arada sırada konuşuyor?
OKTAR BABUNA:Oktay Ekşi Hoca.
ADNAN OKTAR:Evet o. Ertuğrul Özkök hepsi bunların takımdır. Birbirinden ayrı bir fikirleri olamaz ve Türkiye’nin akıldaneleridir. Akıl verirler inşaAllah. Aklın sana kalsın Taha Efendi, senin olsun. Biz Erbakan’ın kıymetini daha çok anladık. Türkeş’e de kafayı bir ara hafiften takar gibi oldu rahmetliye ki canım gibi severim Türkeşi de. O da diyor ki; “Türkeş gidince MHP kendine geldi” diyor. MHP’yi kuran Türkeş’tir, ne konuşuyorsun sen? Saadet Parti’sini kuran kimdir? Erbakan’dır. Sen ne konuşuyorsun yani? Hürriyet Gazetesi’nin sahibi kimdir? Aydın Doğan’dır. Tamam sen Aydın Doğan’ca konuş o zaman. Değil mi? Sen kendi kafanda konuş ama bu ayrı konu inşaAllah. Zannediyorum, zannediyorum dava adamları olayın fevkaladeliğini anlamışlardır. İnşaAllah daha güzel olacak. Daha doğru olacak, daha güzel olacak, hayır var, hayır var inşaAllah. Güzellikleri göreceğiz inşaAllah.
Ara var? Tamam ara verelim.
SUNUCU:Programımıza kısa bir ara veriyoruz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam sözü size bırakalım.
ADNAN OKTAR:Evet, Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, güncel haberler vardı ekonomik krizle ilgili, diğerleri. Gösterelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Ekonomik kriz zaten ortada, başka konuları konuşalım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadisinde, “Hz. Mehdi (a.s.)’ın ashabından olmak isteyen Müslüman sabırlı, takva ve daha güzel ahlaklı olmalıdır” diye buyuruyor. İmam Cafer Sadık (a.s.) şöyle buyurur: “kim Kaim’in (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) ashabından olmak isterse beklemeli ve bekleyiş halinde kendisinden takva ve güzel ahlak sergilemelidir”. Biharu’l Envar.
ADNAN OKTAR:Evet, sabırlı ve güzel ahlaklı olacak talebeleri. Biz de öyle olmaya çalışacağız inşaAllah. Ben öyle olmaya gayret ediyorum. İnşaAllah.
Bu Taha Akyol inanılır gibi değil böyle, yani dünyayı tanımıyor bu insan, Taha Akyol. Yani ne Müslümanları anlamış, ne Türk milliyetçiliğini anlamış, ne Türkiye’deki insanları anlamış. O binada Aydın Doğan, efendim bizim işte bıyıklı arkadaşımız, işte o Ertuğrul denen kardeşimiz, kendi aralarında bir dünya kurmuşlar, uçuyor. Erbakan’a akıl veriyor, bilmem, başka kişisine akıl veriyor. Verdiği örneklere bak, yazıda anlattığı yani inanılır gibi değil. Kardeşim bir kere MHP de, Saadet Partisi de, Büyük Birlik Partisi de, bunlar ideal partileridir yani bir Türk-İslam Birliği’ni savunan partilerdir. Bir de kitle partileri vardır. Onlar da Türk-İslam Birliği’ni savunur ama bu partiler daha yoğun savunurlar, yani bilinir, neyin ne olduğu bilinir. Oturup şimdi Büyük Birlik Partisi’ne akıl vermeye kalkarsa Taha Akyol, bu acayip olur. MHP’ye akıl vermeye kalkarsa, bu da acayip olur. Çünkü onların aklı kendilerine kat kat yetecek yetecek durumda. Saadet Partisi’nin de aklı kendine kat kat yetecek durumda. O kadar ki, Taha Akyol’a da bol bol yeter. Aydın Doğan’a da bol bol yeter, Saadet Partisi’nin aklı, Erbakan’ın aklı, değil mi? Karşısındaki insanı kavrayamıyor, yani kişiliğini, şahsiyetini, derinliğini, büyüklüğünü, azmini, dava adamlığını kavrayamıyor ve partinin tabanını da kavrayamıyor. Ne konuştuğundan haberi var mı, yok mu insan tam anlayamıyor. İnanılır gibi değil. Saadet Partli kardeşlerimiz titresinler, heyecanlansınlar, bu Taha Akyol’un bu sözlerinden çok heyecanlansınlar ve Erbakan Hocamızın kıymetini kat kat bilsinler, değerini bilsinler. Erbakan’ın ne kadar önemli olduğunu Taha Akyol anlatmış oldu, değil mi? Bakın bir tek o da değil, bizim bıyıklı da anlatıyor. O da akıldanedir, yani akıl dağıtıyor köşesinde, Türkiye’nin en akıllıları bunlardır. O, bu, bunlara soracaksın yani doğruyu, yanlışı bunlar bilir yani. Bilirkişidir bunlar, inşaAllah. Dermişiz diyelim yani, inşaAllah. Demiş olsaydık nasıl olurdu acaba? Mantıklı olur muydu? Ki tabii ki bana göre mantıklı olmazdı. Numan Hocanın da gidip bununla konuşmasına ben şaştım. Yani hayrettir. Bundan akıl almasına, bununla konuşmasına şaştım ben. Karşısına geçiyor bunun, bu adam akıl veriyor, o da dinliyor ve cevap veriyor onun doğrultusunda ona, hayrettir. Benimle konuştuğumda Numan Hoca bambaşkaydı. Yani bizimle konuştuğunda bambaşkaydı, değil mi? İki kere görüştüm.
Birinci görüşmemde pek alakası yok gibiydi o kadar, hani olsa da olur, olmasa da olur gibisinden. İkincisinde açıkça ikna ettik yani. Olsan çok iyi olur dedik, genel başkan ol inşaAllah, Allah sana nasip etsin. Yani ben şahıs olarak, tabii ben kendim Türk vatandaşı olarak, yetmiş milyondan bir kişi olarak ikna için konuştum. Yani inşaAllah dedik, Allah sana nasip etsin, güzel olur, iyi olur dedik, inşaAllah. “Ben Hocama çok sadığım, çok severim. Onun elinde büyüdüm, onun fikirleriyle büyüdüm” dedi, değil mi? “Milli Görüş düşüncesiyle yetiştik” dedi. “Erbakan Hocam’ın fikirlerini çok doğru bulurum, mantıklı bulurum, daima isabetlidir...” Hay maşaAllah, ben de, Hocam zaten benim tedirgin olduğum nokta buydu, dedim. Hocamıza karşı sadakatinizden ben emin olmak istemiştim, tam kalbim mutmain oldu, Allah razı olsun dedim. Allah mübarek etsin, inşaAllah. İnşaAllah olursunuz, dedim. Hakikaten de oldu bir süre sonra. Ama şimdi Taha Akyol’un karşısına çıkıp diz, yani rahle-i tedrisinde sanki eğitiliyormuş gibi onun söylediklerine, “doğrusunuz efendim” tarzında bir üslupla yaklaşmasına şaşırdım, gözlerime inanamadım. Dedim ki önce, Hocam çıksa da şunu bir yalanlasa bu konuşmayı, dedim. Kardeşim bir de baktık ki olay gerçekmiş. Hocamız tasdik ediyor Taha Akyol’un sözlerini adeta. Şimdi ben buna şaşırdım tabii. Yani benim gördüğüm Numan Hoca ile oradaki Numan Hoca aynı değil. Ben yanlış görmüşüm demek ki yani, benim gördüğüm öyle değildi çünkü. Orada başka birisini gördüm ben.
Erbakan yiğittir, delikanlıdır, cesurdur, bütün milleti kucaklar, bir tek Allah’tan korkar. Başbuğ da öyleydi, Türkeş. Ben bizzat gidip görüşmüştüm. Tok sesli, çok efendi böyle, çok muhterem, kitabımdan vermiştim. Bir konuda yardımcı olmasını istirham etmiştik, böyle kendi kartını imzaladı verdi, “sana yardımcı olurlar” dedi. Hakikaten de bütün kapılar açılmıştı maşaAllah. Bana sır olan, çok önemli olan bir konu söylemişti o zamanlar, mühim yani. Öyle çok hayati bir sır vermişti. Yani güvendiği için, sevdiği için, ben de çok saygı duyuyorum, Allah nasip etti görüştük. Halis Müslüman evladıydı, beş vakit namazını kılardı Türkeş, beş vakit, çok muttaki bir insandı. Barış insanıydı, yani öyle tanıttıkları gibi değil, çok şefkatli, son derece oturaklı bir insan. Bir başkasının yaptığından o sorumlu olmaz. Olur mu öyle şey, o zaman İçişleri Bakanı, polis birisine bir şey yapacak, bir polis, İçişleri Bakanına diyeceğiz ki; “sen sorumlusun.” Olur mu öyle şey? Şahsı önemli, veli tiynetliydi, veli karakterliydi. Mesela Muhsin Başkan da öyle, şeref vermişti bizim fakirhaneye, ne mübarek, ne mütevazi, ne şakacı, ne hoş bir insandı. O da veli tiynetliydi, beş vakit namazını kılardı. Bir de o, bilinmeyen bir yönü vardı, hiç bilinmeyen bir yönü, mürşittir o, tabii yani ben bu kadarını söyleyeyim, mürşittir. Yani kalp ehlidir, ehli velayettir ve mürşittir. Yani böyle bir yönü vardır, bilinmiyor, Muhsin Yazcıoğlu’nun. Tam muhsin bir insandır.
ALTUĞ BERKER:Siz rahmetli Türkeş’e de Hocam o muhabbetinizi, hayatını belgesel film haline getirmiştiniz. Ortadoğu Gazetesi de dağıtmıştı sizin filminizi.
ADNAN OKTAR:Evet, Başbuğ’la ilgili bana rica etmişlerdi ve Başbuğ’un hayatını belgesel haline getirmiştik. Ortadoğu Gazetesi’ne vermiştik, hakikaten dağılmıştı o zamanlar. Çok iyi olmuştu, Başbuğ da beğenmişti yani, maşaAllah. Taha Akyol, Başbuğ’a da akıl vermeye kalkmıştı. Bize de akıl verse arada sırada rica etsek de. Herkese akıl dağıtıyor. Bize de akıl veriyordu bir ara, değil mi? Şu aralar kesildi, mübarek, değil mi? Bu aralar yine aklına bir ilham gelirse, içine gelirse anlatsa da bir öğrensek.
Erbakan’ın kıymetini daha iyi anlasınlar, daha çok sevsinler kardeşlerimiz, daha bağlansınlar. Ben şahsım adına söylüyorum. Çünkü ben şahsen çok daha severim Hocamızı. Allah uzun ömürler versin Hocamıza, dua etsinler Erbakan Hocamız’a. Güç kuvvet versin, sağlık sıhhat versin. Allah başımızdan eksik etmesin. Muhterem mübarek bir insandır. Evet Berker’im anlat.
ALTUĞ BERKER: Hocam önemle üstünde durduğunuz bir konu var. Bediüzzaman Hazretleri onu da söylemiş “cereyanı münafıkane.”
ADNAN OKTAR: Çok önemli. Küfür cereyanı demiyor, dinsizlik cereyanı demiyor. Cereyanı münafıkane, münafık. Münafık dünyanın en aşağılık mahlukudur. Münafık daima Müslümanlık adına çıkar ve takva adına çıkar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında 300’e yakın münafık var, 300’ü aşkın. Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı içlerinde müthiş bir öfke ve kin duyuyorlardı. Ama bunlar sarık, cübbe tamam, sakal tamam, her şey tamam. Bir ayet söyle sen münafıklarla ilgili.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Çünkü o ve taraftarları, (kendilerini göremeyeceğiniz yerden) sizleri görmektedir. Biz gerçekten şeytanları, inanmayanların dostları kıldık.”
ADNAN OKTAR: Yani şeytan her yerde var onu diyor Cenab-ı Allah. Her yerde Müslümanları izler. Onun için Müslüman pervasız olmayacak, temkinli ve dikkatli bir üslup kullanacak. İşte yani yerin kulağı vardır, derler. “Şeytanın adamları da her yerdedir, dikkatli olun” diyor Cenab-ı Allah. Evet devam et.
OKTAR BABUNA: “İşte orada, iman edenler sınanmış ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsıntıya uğratılmışlardı. Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: "Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı.”
ADNAN OKTAR: Şimdi münafık ana vasfı budur. Mehdi (a.s.)’de de böyle olacaktır. Diyecekler ki; “şimdi kardeşim bu kişi çıktı. Mehdi (a.s.)’lik hüsnüzannınız vardı. 30 yıldan beri faaliyet yapıyor. Hani Mehdi (a.s.)’ydi bu” diyecekler. “Anlamıyor musunuz işte? Bak boş yere ömrünüzü gençliğinizi tükettiniz, dağılın artık. Bak uyuz köpekler bekliyor sizi” diyecekler. Değil mi? “Uyuz domuzlar sizi bekliyor, can çekişen domuzlar.” Sinek gibi onların üstüne yine kendileri kurt olmuş, sinek olmuş onların üstüne konmuş kan emiyorlar, "buyurun” diyorlar. Domuzun kanını emmek için sizi davet edecek mesela, yahut bir başkasını davet edecek. Müslüman ne diyor; “ben öyle iğrenç pisliklerden bayağı tiksinirim arkadaşım. Sen burada o domuzun kanını emmeye devam et, ahirette onun pisliğini, kanını yine emmeye devam edeceksin” der değil mi Müslüman? “Ben” diyor, “Allah yolunda Kuran’ın emriyle sonuna kadar mücadele ederim.”
Mehdiyet İttihad-ı İslam’dır zaten Türk-İslam Birliği’dir. Türk-İslam Birliği için biz o yolda mücadele ettikten sonra zaten Mehdi (a.s.) talebesi olmuş oluyoruz biz. Aynı sevabını alırız. Ha Mehdi (a.s.)’nin elini öpüp peşinden gitmişiz, ha Mehdiyet’in aynı yöntemleriyle vargücümüzle mücadele etmişiz. Münafık, bakın dikkat edin İslami, Kurani faaliyet yapmaya güç bulamaz, bunu yapamaz. Münafık sadece Müslümanları doğru yoldan saptırmak için tek yönlü faaliyeti vardır. Mesela mescid kurar fakat Müslümanların dağılması için yapar. İslamı yaymak, Kuran’ı yaymak için yapamaz. Takati yetmez. Çünkü yardım ettiğinde, İslam’ı anlattığında en nefret ettiği Mehdi (a.s.)’nin askeri olduğunu görecektir. Tek kelime Allah’tan bahsettiğinde Mehdi (a.s.)’ye yardım edeceğini bildiği için, asla bahsedemez. Bahsettiğinde, sadece Müslümanları dağıtmak için konuşabilir. Mesela Kuran’dan konuşur onlar, münafığın iyi bilgisi olur. Şeytan alimdir, bayağı bir araştırır münafık ama Müslümanları dağıtmak için bilgiyi araştırır. Mesela Dırar Mescidinin münafıkları hep alimdiler. Acayip alimdiler. Ne diyorlar? “Ya, Peygamber (s.a.v.) iyi insan, güzel insan, Kuran’ı bize getirdi tamam. Yani biz burada zaten İslam’ı yaşıyoruz. Mesela 100 kilometre ötede olsak Peygamber yanımızda mı, yok” diyor. “Ama biz yine bir cemaat oluyor muyuz orada? Oluyoruz. Peygamber (s.a.v.)’in mescidinden 200 metre daha ilerdeyiz” diyor. “Ha 200 kilometre, ha 200 metre ne fark eder, gelin yanımıza, Peygamber (s.a.v.)’i görmeden, ondan uzak beraber İslam’ı yaşayalım arkadaşlar. Peygamber (s.a.v.) iyi güzel de, yani şu kadınlara karşı tavrı, görüyorsun çok fazla evli, cariyeleri var” diyor. Hz. Ali (r.a) da öyle. Hz. Ali (r.a)’de çok evli, Hz. Hasan (r.a.) da. “Torunları da öyle, Ehl-i Beyt de öyle” diyor. “Gelin mescidde devam edelim, burada devam edelim” diyor. Ve bu kahpeler bunu hazmedemediler, Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra bütün Ehl-i Beyt’i şehit ettiler kahpeler. Alayı kahpedir. Ehl-i Beyt düşmanları. Dertleri ne biliyor musunuz? Onların coşkusu, gücü, neşesi. Hz. Hasan (r.a.)’ın çok evliliği adamların ciğerine oturmuş. Bak, “Hz. Hasan (r.a.)’ın” diyor “mücteba (seçilmiş, kıymetli)” dedem, “taki (takva sahibi), zeki, tahir (çok temiz), sıbt, (torun) gibi unvanları vardır. Kendisinin 90-100 kadar kadınla evlendiği rivayeti vardır.” Aslanım benim aslanım, yiğidimi görüyor musun? 90-100, acayip koydu münafıklara, acayip. Dertleri, günleri bu. Benim aslanlarım tabii böyle ehli kudret, aşk, coşku insanı, ruhları Allah aşkıyla coşmuş, Allah’ın tecellisi olarak, Allah’ın o güzelliklerine aşıklar. Kör olan o iblis takımı, onların sevgisini hazmedemedi. “Ayrıca” diyor, Şehruh isimli alim o dönemin, “Ayrıca Hz. Hasan (r.a.)’ın 250-300 tane cariyesi olmuştur” diyor. Hay benim aslanım benim, helal olsun, helal olsun bin kere helal olsun. Sonsuz kere helal olsun. Kaynaklar uzun uzun yazılmış. Mehdi (a.s.)’de de münafıklara en çok koyacak; Mehdi (a.s.)’nin gücü, kudreti, neşesi, zenginliği ve bir çok şeyi inşaAllah. Hz. Hasan (r.a.)’ın 23 tane var çocuğu, hay benim aslanım benim, hay benim aslanım maşaAllah. “Hz. Ali (r.a) de 9 kadınla evlenmişti” diyor. Acayip koyuyor münafıklara. “Bu hanımlardan 14 erkek, 18 kız çocuğu olmuştu” diyor. Dedem maşaAllah. Münafıklar sevgisiz, muhabbetsiz, kadın sevgisi bilmez, çocuk sevgisi bilmez, çiçek sevgisi bilmez, hayvanlara sevgisi yoktur. Ruhu, içi kurumuş iblis ordusudur.
MaşaAllah, Azerbaycan’da duvarlarda her yerde Harun Yahya yazıyormuş. Onun fotoğraflarını Vakit Gazetesi çekmiş, bize göndermiş. Bütün Azerbaycan sokakları dolu, maşaAllah. Biz kimseye demiyoruz ama.
“Ertuğrul Özkök, bu akşam Kenan Erçetingöz’ün...” benim Akademi’den arkadaşımızdır Kenan Erçetingöz, uzun süre benim talebemdi. Beraber namaz kılardık Molla Camii’nde, Kenan Erçetingöz çok mütevazi, mazlum bir çocuktu. Orada bir gazetenin yazıhanesinde yatar kalkardı, çok sevecendi, beni severdi. Uzun süre geldi gitti. Akademi’deyken talebemdi. Sonra gazeteciliğe girdi. Şimdi bayağı yaşlandı, vakit ne kadar çabuk geçiyor. “Big Bang’den ve Yaratılıştan bahsetti. Kendisinin umre yaptığını ama namaz kılmadığını, oruç tutmadığını söyledi. Ama ‘karşı değilim’ dedi.” İyi maşaAllah. Bir de karşı mı olacaktı? “Big Bang ve bilim adamlarının bilimsel olarak Allah’ın varlığını kanıtladıklarını söyledi. Yaratılışa inandığına dair konuştu ve övdü.” Bizim sitelerimizi takip ediyor. Gelsin kardeşim, konuşalım, sohbet edelim, bir şey yok. Aydın Doğan’dan pek bilgi çıkmaz. Bıyıklı’dan da bilgi çıkmaz. Gelsin anlatalım biz. Taha Akyol’dan da bir şey çıkmaz fazla, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mehdi (a.s.)’den “münafıklarla kahredercesine mücadele edecek” diyor münafıklarla.
ADNAN OKTAR:Benim aslanım, kahredici gücüyle, kahredercesine mücadele edecek.
ALTUĞ BERKER:“Muhalifleri kendisine hiçbir zarar veremeyecek” diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:EvvelAllah. Münafıklar Mehdi (a.s.)’nin gücü ve neşesinden, böyle asit dökülmüş solucan gibi kıvrana kıvrana acı çekecekler. Müslümanlık geliştikçe, münafıkların içine afakanlar çökecektir. İçleri kuruyacaktır.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, bununla ilgili bir hadis var Hocam. Okuyayım mı?
Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki münafıkların nasıl çekineceğini Hz. Mehdi (a.s.)’den; “Daha bir çok insan Kuran'dan çok onun (Hz. Mehdi (a.s.)'nin) korkusu nedeniyle günahlardan kaçınacaktır.”
ADNAN OKTAR:Allah’tan korkmayan ondan korkacak. Sen yine münafıklarla ilgili ayetlerden devam et.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlardan çoğunun inkâra sapanlarla dostluklar kurduklarını görürsün.”
ADNAN OKTAR:Münafığın yeri, solucanlar nasıl böyle hayvan gübresi içinde yaşar, münafık da böyle kafir gübresi içinde yaşar. Kafirlerin içerisinde yaşar. Solucan gibi oralarda o pislikte yaşar. Onların dostu onlardır. Menfaati bulduğu için oraya giderler. Resulullah (s.a.v.) zamanında bu mikroplar bu tarzdaydılar. Resulullah (s.a.v.)’in neşesini, candanlığını, samimiyetini haset ederek kıskanıyorlardı. Vefatından sonra Ehl-i Beyte kudurmuş gibi saldırdı bu köpekler. Çünkü bilenmişlerdi daha önce münafıklar, kin duyuyorlardı. Hz. Mehdi (a.s.)’ye karşı da o kinleri devam etti, silsile olarak, münafıklarda. Ondan ona, ondan ona, ondan ona Ahir zamanda. Ama Mehdi (a.s.) onların karşı koyacakları gibi değildir, serttir. Mehdi (a.s.) koydu mu oturtur, öyle bir güçtür. Ne Darwinisti ne materyalisti ne ateisti ne komünisti ne münafığı ne üçkağıtçısı ne sahtekarı Mehdi (a.s.) ile baş edemez. Allah ona olağanüstü güç vermiştir. Cibril bir tarafında Mikail bir tarafında İsrafil bir tarafında üç Melek, büyük Melekler, Ulü’l azm Melekler yanındalar. Ve on binlerce Melekle Allah tarafından korunuyor Mehdi (a.s.) inşaAllah, inayet altındadır, baş edemezsin.
Bütün olaylar Mehdiyet yönünde gelişiyor. Türkiye’de Müslümanların birbirini koruyup kollaması, kardeş olması, birbirine destek olmaları, bağnazlığa, gericiliğe karşı küfre, ateizme karşı tavır almaları, komünizme karşı tavır almaları çok önemli. Birbirlerini çok sevecekler, dost olacaklar, bilgilerini artıracaklar, şefkatle yaklaşacaklar, iyi niyetle olayları değerlendirecekler, hayra yoracaklar, kargaşa anında dışarı çıkmamak lazım, devlete bırakmak lazım. Devlet adına harekete olmaz, fitne çıkar. Devletimiz güçlü. Bir parmağıyla vuruyor daha devlet, isterse beş parmağı ile vurur, isterse yumruk da atar. Türk devleti güçlüdür, öyle yanlış anlaşılmasın. Şefkatine bakıp devlet güçsüz mü acaba denmez. Devlet şefkatli o kadar. Akılcı yaklaşıyor devlet. Yoksa Amerika dahil hiçbiri baş edemez. Topu bir araya gelseler yine baş edemezler, inşaAllah. Ama eğer PKK’ya karşı, komünizme karşı mücadele etmek istiyorlarsa, fikri mücadele ve ittifak. Saadet Partililer, MHP’liler, Büyük Birlik Partililer kol kola olacaklar. Birbirlerini suçlamaktan kaçınacaklar. Birbirlerini bağrına basacaklar. Türkiye’deki en güçlü fikri potansiyeli oluşturan bir yapıdır bu aynı zamanda. Yani fikir ve kültür yönünden güçlüdür bu arkadaşlarımız. Saadet Partililer, MHP’liler ve Büyük Birlik Partililer. Diğer partiler de öyledir ama fakat bu partilerde özellikler bir anti-komünist şuurlanma, bilgi ve kültür biraz daha genele göre yüksektir. Diğer partiler de, diğer kalan partiler de bizim canımız ciğerimiz, onları da bilinçlendiren bir politika ve çalışma yapılması gerekiyor. Yurt sathını mektep yapmak lazım. Atatürk ne diyor; “Hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır.” Bütün vatanda ilmi müdafaaya geçeceğiz, kültür müdafaası. Hatt-ı müdafaayı kaldıracağız. Bütün satıhta. “O satıh bütün vatandır” diyor Atatürk. En büyük silah bunlara karşı fikirdir. Her yerde fikir, kültür ve bilgiyle. Çok donanımlı olacağız, çok nezih, çok kaliteli. İt kopuk takımıyla kaliteli insanlar hemen ayrılıyorlar, değil mi? Biz bilgimizle ezeceğiz, kültürümüzle ezeceğiz ve kardeş olacağız. Büyük Birlik Partisi nur, MHP’liler nur, Saadet Partisi nur. AKP’lilere de çok şefkatle yaklaşmak lazım. Böyle sert bir üslup, bazen duyuyorum, yazık günah, doğru değil. CHP de delikanlılarla doludur. Onlar da mesela, CHP’de bazı kardeşlerimizi dışlayan bir şey, vatansever, tertemiz insanlar, sakın ha, çok riskli olur böyle şeyler. Doğru Yol Partisi zaten malum, delikanlı partidir. Hepsini kucaklayan bir üslup içerisinde olmak lazım. Partilerin birbirine karşı muhalifliğinin kaldırılması çok önemli. Bu, PKK’ya muazzam bir darbe olur. Karşılıklı görüşmeler, karşılıklı ziyafetler, sohbetler, çok güzel olur. Mesela Saadet Partisi ve MHP’liler bir yemek, birbirini ikna etmeye gerek yok, fikirler ayrı olabilir, yöntemler ayrı olabilir ama kardeşler. Bunu PKK’ya gösterip çatır çatır çatlatmak lazım. Bayağı ağırlarına gider. Blok bir gücü görürse PKK erir. Biz dostluğumuzu, sevgimizi, birlik ve beraberliğimizi onlara gösterelim. CHP ile de öyle, inşaAllah. Sert atışmalar PKK’ya malzeme çıkarabilir. Bundan kaçınmak lazım. Berker’im oku, anlat, bir şeyler söyle.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Mehdi (a.s.) için Hocam, “Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)), bir kavimle ortaya çıkacak ve Allah, bu kavim aracılığıyla hakkı üstün getirip onların ilim kılınçları ile batılı söndürecektir” diyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, ilim kılıncı. İnşaAllah. Oktar’ım sen söyle bir şey.
OKTAR BABUNA:Münafıklarla ilgili ayetlere devam edeyim mi Hocam. Münafıkların nasıl güvenilmez olduğunu Allah bildiriyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bunlar, içlerinden antlaşma yaptığın kimselerdir ki, sonra her defasında ahidlerini bozarlar. Onlar sakınmazlar.” “Onlar (hiç) bir mü'mine karşı ne 'akrabalık bağlarını', ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip tanırlar. İşte bunlar, haddi aşmakta olanlardır.”
ADNAN OKTAR:Münafığın akrabası çıkarı olandır. İman kardeşliğini tanımaz o. Münafık yemek ve para nereden geliyorsa, şimdi uyuz bir köpek düşün, kim ona et atarsa onun önüne gider. Leş atarsan, leşin önüne gider yani öyledir münafık. Ama görünürde aileyi korur üsluptadır münafık. Peygamber (s.a.v.)’ye akıl vermeye kalkıyorlar, (haşa). Ne diyor? Peygamber (s.a.v.) diyor ki; “gelin cihada gidelim, tebliğe gidelim”, “daha önemli bir şey var” diyor, “ne?” diyor, “ev açıkta” diyor. Çıkarları, yiyecek, içecek, uyuyacak, saklanacak, uyuz köpek gibi Peygamber (s.a.v.)’ye akıl vermeye kalkıyor. (Haşa), “sen aileyi koruyamıyorsun, ben koruyorum” mantığına getiriyor. “Ben anlarım bundan”a getiriyor. Halbuki alçak sadece çıkar için yapıyor onu, korkaklığından ve kahpeliğinden. Aileyi sevdiğinden, kimseye karşı bir muhabbeti olduğundan değil. Çünkü orada para ve çıkar görmese münafık gitmez oraya. İster dedesi, ister babası, ister akrabası, her kim olursa olsun onlara da kin duyar eğer fakirse, parası yoksa nefret eder. Asla gitmez. Münafık o zaman yapışır, Müslümanların yanında kalmaya çalışır. Fakat bir pislik olduğu için Allah Müslümanları tahir kılıyor. Müslümanların üzerindeki bir kirdir. Müslüman yıkandıkça münafığı atar üzerinden. Her gün banyo yapmıyor musun? Münafık da işte öyle, her yıkandığında münafık gider. Bak küfre bir şey demiyorum. Küfre Allah hidayet versin. Ve inşaAllah tebliğimizden istifade ederler. Ama iflah olmaz münafıkları Allah kahretsin. Evet, Berker’im anlat.
ALTUĞ BERKER:Hocam, münafıklar şöyle diyorlar, siz daha iyi bilirsiniz, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle anlatıyor Gaybet-i Numani’de; “O (Hz. Mehdi (a.s.))bir süre onlardan uzaklaşacak, böylece dalalet ehli ayrılacaktır. Öyle ki cahil (münafıklar) şöyle diyecek: Allah’a ulaşmak konusunda al-i Muhammed’e (Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan birine)) ihtiyaç yoktur.”
ADNAN OKTAR:“Mehdi (a.s.)’ye gerek yok” diyor münafıklar, işte bu kadar. Bak, Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Çünkü Peygamber (s.a.v.)’ye zaten kinli, (haşa), Allah’a da kinli. Münafıklarda akıl almaz bir enaniyet vardır. Ama münafık bunu sezdirmemeye çalışır. Münafık mesela tek başına kaldığında namazını kılmaz. Müslüman gördüğünde namazını kılar. Tek başına kaldığında için için Allah’a karşı öfkesi çok yoğundur münafığın. Peygamber (s.a.v.)’e karşı da çok öfkelidir. Mehdi (a.s.)’ye karşı çok öfkelidir. Dini sadece Müslümanları dağıtmak için, bak demin anlattığım konu, dağıtmak için kullanır. Onun dışında, dini yaymak için kullanmaz, anlatmaz. Çünkü Mehdi (a.s.)’ye asker olmak en çekindiği konudur münafığın. Serdar’ım anlat.
SERDAR DAYANIK:Estağfurullah Hocam, az önce anlattığınız konuyla ilgili bir ayet var Hocam inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “ Onlara: "Gelin Allah'ın Resûlü sizin için mağfiret (bağışlanma) dilesin," denildiği zaman başlarını yana çevirdiler. Sen, onların büyüklük taslamışlar olarak yüz çevirmekte olduklarını görürsün.”
ADNAN OKTAR: İşte mümkün mertebe uzak durmak istiyorlar. Mesela Peygamber (s.a.v.)’nin sohbetinde bulunmak istemiyorlar, yüzünü görmek istemiyorlar, evinden uzak olmak istiyor, mescide Peygamber (s.a.v.) var diye gelemiyor kahpeler. Yüzünü görmek istemiyor. Yakıyor nuru. Resulullah (s.a.v.)’nin nurundan yanıyorlar. İllaki böyle kendi kokmuş domuzlarının yanına gidecekler. Onların kanını emecekler.
Kuran’dan herhangi bir sayfa açayım. Ya Allah, Bismillah Kehf suresini açmışım. 95. ayet. “Dedi ki: "Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet, imkan), daha hayırlıdır.” 1987’yi veriyor ebcedi. Mehdi (a.s.)’nin ferahlık yılları başlıyor inşaAllah. “İki seddin arasına kadar ulaştı,” diyor 93. ayette 2015. PKK fitnesinin tamamen silindiği tarih inşaAllah, Allah’ın izniyle. Bakın 84. ayet “Gerçekten, biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik.” 2017 Mehdi (a.s.)’nin net olarak anlaşılacağı tarih inşaAllah. Anlamamazlıktan gelenlerin de anlayacağı tarih 2017. Bak “Gerçekten” diyor Allah, “biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik” ne bir fazla ne bir eksik tam 2017. Evet Berker’im anlat, bir şey söyle.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam.
SERDAR DAYANIK: Bir hadis vardı bu anlattığınız konuyla ilgili. Tam ayetle mutabık inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.) insanların artık kendilerini yönetecek tek bir kişi bile bulamayacakları bir dönemde zuhur edecek inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.) döneminde bütün iktidarlar denenecek, bütün kesimleri deneyecek toplum, başına geçirecek yönetmesi için, ama beklediğini, umduğunu bulamayacak. Ondan sonra o iktidarlar da “bize eğer imkan verilseydi biz egemen olur hükümeti kurar ve adaleti sağlardık” diyemeyecekler. Ondan sonra Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah öyledir.
Münafıklar, bakın mesela internette münafık olduğuna şüphelendiğiniz kişilere bakın. Onlar zaten bir it sürüsü gibi güruh halinde olurlar. Ben sokakta gelirken bazen itler, köpekler bir arada oluyor ama onlar masum, yol üstünde toplanıyorlar. Münafıklar da toplu olur. Bir bakın, internet sitesine girin. Mesela facebookta bakın. Tek kelime Allah’tan bahsediyor mu münafıklar. Bak daha önce evliya görünen, Kuran aşığı görünen, Mehdi (a.s.) talebesiyim diyen yani Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırlıyoruz diyen münafıkların, o it takımının topluca bulunduğu yerlere bir bakın bakayım. Tek kelime, ama bir kelime Allah’tan bahsediyorlar mı? Bak bu alçaklar orada bu oyunu, bu tuzağı kuramadılar. Yani Müslümanları aldatabileceklerdi, aslında aldatabilirlerdi, değil mi? Allah’ın adını usulen koyabilirlerdi (haşa), bak Allah bunu onlara yaptırmamış. Tek kelime koyamamışlar. İnanmadıkları için koymayan, gerek duymadığı için koymayan kardeşlerimi tenzih ederim ben onlara bir şey demiyorum. Ben münafıklar güruhunu diyorum. Daha önce sürekli Allah’tan, kitaptan, dinden, imandan bahsedenlerin bir bakın internet sitelerine, bir kelime Allah’tan bahsedemiyorlar bir kelime. Mesela 100 tane münafık bir arada, daha önce sürekli Allah’tan, dinden bahsediyordunuz. Hani evliya gibiydiniz, hani mücahiddiniz, hani Darwinizme, materyalizme karşıydınız değil mi? Hani daha güzel İslam’ı yaymak için ayrılıyordunuz değil mi? Münafıkları kastediyorum, bizimle bağlantısı olmayan kişiler değil benim kastettiklerim, anlaşıldı mı? Hani çok yaman insanlardınız, hani Kuran’ı en güzel yorumlayanlar sizlerdiniz, hani Müslümanlar yanlış yoldaydılar en iyisini siz biliyordunuz hani. Bak bir kelime kardeşim, bak tek bir kelime Allah diyecek, diyemiyor bu kahpeler, Allah dedirtmiyor. Çok büyük mucize. Aldatmak için, münafığın vasfı değil mi? Der yani, bir ayet koyar münafık değil mi? Bir şeyler yapmaya çalışır kendince. Yapamıyor, diyemiyorlar. Çünkü o ciğeri Allah’ın adını gördüğünde canı yanacak, Ahiret’i hatırlayacak, Mehdi (a.s.)’yi hatırlayacak, İslam’ı hatırlayacak, keyfi kaçacak. Allah’ın adını oraya koyamıyor. Kendilerini ispat etmiş oluyorlar münafıklar inşaAllah. Bitti mi program?
SUNUCU: Bitiyormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam haydi bakalım.
SUNUCU: Programımızın sonuna geldik www.harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren www.harunyahya.tv internet sitemizden Mavi Karadeniz Radyo, AKSU TV ve Kanal Avrupa ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza www.harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz.
Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Ses kasetleri
Devamı ...