SUNUCU:Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hoş geldiniz Adnan Hocam.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, Hüseyin Hatemi Hocamız ne diyor, İstanbul’u yıkmış maşaAllah. Prof. Dr. Hüseyin Hatemi Hocamız ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s.) 5 yıl sonra gelecek.” Kaç ediyor? 2015, maşaAllah. Ben ne diyorum? Ben de “gelecek” diyorum, 2015, 2017. “Alametleri belirmiştir.” Demek ki herkes farkında alametlerin. Değil mi? Küfür ve münafıklar farkında değilmiş gibi yapıyor, cahiller farkında değilmiş gibi yapıyor ama açık. “Allah bu gelişi görmeyi bana nasip eder inşaAllah.” İnşaAllah görecek Hocamız. Evet, çok güzel.
OKTAR BABUNA:Bir de, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, yazının başında da “Mehdi (a.s.) İstanbul’da ortaya çıkacak” diye söylemiş, özellikle de belirtmiş Hatemi Hocamız.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Her anlatımımızda Kuran’ın bir sırrını biraz daha detaylandırıyoruz. Daha derinliğini açıyoruz. Her anlatımımızda yeni yeni Cenab-ı Allah hikmetler bahşediyor. Mesela Müslümanlar, Müslüman alimler münafıkları anlatırlar. Ben çocukluğumdan beri duyarım ama çok kısa anlatılır. Yani sanki böyle çok flu bir tehlikeymiş, hani insanların çok nadir karşılaşacağı bir olaymış gibi. Mesela şeytandan da çok az bahsedilir, münafıktan çok az bahsedilir. Sanki ender, nadiren karşılaşılıyormuş gibi. Olsa bile münafığın birkaç klasik tavrı vardır, hemen konu hallolur. Öyle değil, münafığın detaylarını Allah yüzlerce ayetle vermiş. Şimdi bak, yüzlerce ayet ne demek, çok önemli demektir. Ve Peygamber (s.a.v.), Peygamber (s.a.v.) olduğu halde münafığı fark edemiyor, bilemiyor. Allah vahiyle bildiriyor münafığı. Yani çok şeytani bir mahluktur, çok detay çalışır. Şeytanın ilkasıyla, kendi zekasıyla değil. Münafık normalde ahmaktır. Şeytanın emrine girmiş bir robottur. O yüzden tehlikelidir. Şeytanın zekasını kullanır. Yoksa münafık kendi aklını kullanır mı? Münafık klasik ahmaktır. Yani “kof kütük gibidir” diyor Cenab-ı Allah. Kütük yani, bildiğin kütük. Ama kütüğü şeytan kullanır. Onu konuşturur, ona bir şeyler yaptırır, onu çeşitli yollara sevk eder. Bir kere münafığın mutlaka Müslüman’a ihtiyacı vardır. Bakın kafirin Müslüman’a ihtiyacı yoktur. Ama münafığın Müslüman’a ihtiyacı vardır. Onun için münafık hem Müslüman cemaatinin dağılmasını ister, hem de dağılmasını istemez. Çünkü dağıldığında münafık olmamış olur o. Yani düz kafir hükmüne girmiş oluyor. Onun olması için fıtraten, ruhunda sürekli, hem İslam cemaatinin yıkılmasını, Müslümanların dağılmasını ister, hem de muhafaza olmasını ister. Kuran’a dikkatlice baktığımızda yani böyle detaylı incelediğimizde münafığın ana derdinin kendi çıkarlarıyla ilgili konularda yoğun faaliyet yapmak olduğunu görürüz. Mesela münafığın İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti ile ilgili bir konusu yoktur. Bakın temel vasıflarından münafığın; bu konuyu işlemez, bu konuda bir anlatımı yoktur. Olsa da usulen yapar, yani sırf gösteriş olsun, sükse olsun. Çünkü münafığın ihtiyacı olan bir konu vardır. Kendini Müslüman olarak göstermeye ihtiyacı vardır. Müslüman gibi göstermek için de çok nadiren de olsa böyle ağız ucuyla İslam ahlakının dünya hakimiyetini istiyormuş gibi yapar ama istemez. Çünkü onun sistemini öldürür. Onu içgüdü ile bilir ve dolayısıyla Mehdiyeti, İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini asla istemez münafık. Münafık neyin peşinde biliyor musunuz? Kendine göre kaptırdığı malının, kaptırdığı aşiretinin, kaptırdığı imkanlarının; onları kurtarmanın bir yoluna girer. Önce ilk verirken, ahmak olduğu için ilk önce hakikaten münafık istemeye istemeye verir. Mesela malını verir, imkanlarını verir ama istemeyerek. Mesela istemeyerek namaz kılar, istemeyerek itaat eder, istemeyerek işte her türlü imkanı sağlar ama ona iç acısıdır. Yani müthiş bir ızdırap verir, çok acı verir. Artık o acı öyle dayanılmaz hale gelir ki birden feveran eder ve Müslüman cemaatten ayrılır. Ayrıldıktan sonra dışardan haberleri izlemeye başlar. Münafığın iblis ruhu gittikçe doz arttırır. Bakın ilk başta itaat görüntüsünde gelir. Sinsidir, gizler kendini, böyle verem mikrobu gibi gizler. Sonra yavaş yavaş kendini hissettirmeye başlar yani o huzursuzluk ve tedirginlikle. Sonra eylemlerine başlar, sonra çatlama, ayrılma bölümü vardır. Orada da gittikçe dozajı artan tarzda şeytanlığı ve iblisliği artmaya başlar. Kuran’a bakın görürsünüz. Yükselir, yükselir, yükselir had safhada, artık ondan sonra boğulur. Yani şeytan artık onu boğar. Bütün nefsi, bedeni şeytan kesildiği için iptal olur artık. Akli dengesini kaybediyor. Artık felç olur yani. Bu aşamaları Kuran’dan çok detaylı anlatarak güzel bir eser hazırlıyorum.
Var bizde ama çok psikolojik analiz yapılarak değil. Yani doğrudan aktarım tarzında. Biz şimdi psikolojik analizi de yani yaşanan hayattan; Resulullah (s.a.v.) zamanı, Mehdi (a.s.) devri, daha önceki dönemler ve buna karşı Müslümanların nasıl tavır alması gerektiği konusu üzerinde kapsamlı olarak hazırlıyorum, inşaAllah. Bunun faydası nedir? Müslümanların münafıklara karşı daha güçlü daha atak daha dikkatli ve teşhisin kolay olması. Yani kolay teşhis sağlamaları.
Şimdi münafık, mesela Habil Kabil kıssasında da var. Mesela iki kardeştir; biri kafir münafıktır biri evliya ve velidir. Mesela Allah öyle yaratıyor. Biri katil kılıklı, cinayete yatkın, kandan hoşlanan, kan eğiliminde psikopat. Ama diğeri veli, mazlum, Allah’a teslim olmuş. Kuran bunu özellikle belirtmiştir Habil-Kabil kıssasında. Mesela Nuh (a.s.) da diyor ki; “Ya Rabbi, benim oğlum” diyor, onu kurtarmak istiyor. Cenab-ı Allah diyor ki; “o senin ailenden değil” diyor. Çünkü aile, münafığa göre genetik bağa göredir, Kuran’a göre de imana göredir. Eğer iman yoksa münafıksa onun kardeşi değildir zaten. Babası da değildir, annesi de değildir, dedesi de değildir, akrabası da değil, hiçbir şeyi değildir. Yani akrabalık bağı ortadan kalkar, münafık olduğunda ve kafir olduğunda. Yani doğrudan imanla bağlantılıdır. Cenab-ı Allah onun için diyor ki; “sakın cahillerden olma, o senin ailenden değil” diyor Allah. Ayrı o. Ama münafıkların o soy bağını aradıklarını Allah Kuran’da belirtiyor. Soy bağını yani ırkçı bir kafayla hatta “mezarlarını ziyaretlerine kadar bu sürdü” diyor. Onlarda ırka göre genetik koda göre kan bağına göre bir inanç vardır. Ona göre kurtarmak istiyor. Onun için der ki kardeşlerine “bize katıl, bize gel” diyor münafık. Münafık hep onun peşindedir ama uzaktan izler, “bize katıl, bize katıl.” Ama kendine benzetmeye çalışmak içindir bu. Ama orada yine mal kaygısı vardır. Çünkü münafık Ahirete gittiğinde Cehenneme, diyorlar ki mesela “anneni, babanı, kardeşini fidye olarak vermek ister misin?” “Veririm” diyor. “Başka?” “Dünyadaki herkesi fidye olarak veririm ben. Malımı da veririm, yeter ki ben kurtulayım” diyor. Münafık böyle alçak bir mahluktur. Yani akrabalık bağı onun için mal demektir ve çıkar demektir. Yani aşiret, Kuran’da da var ya, “mallarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, yarım kalmasından korktuğunuz ticaret, evler” değil mi? Bak, “aşiret, babalarınız, kardeşleriniz, oğullarınız, eşleriniz, yarım kalmasından korktuğunuz ticaret, içinde oturduğunuz evler, Allah’tan, Resulü’nden ve Allah yolunda mücadeleden daha hayırlı görüyorsanız, bekleyedurun” diyor. Allah, “belanızı vereceğim” diyor. Asıl konunun cihat olduğunu, Allah’ın dinini yaymak olduğunu Allah belirtiyor, bakın. Allah, Resulü ve Allah yolunda mücadele, cihat. Münafığın da en rahatsız olduğu şey cihattır. Hiç hoşlanmaz. Münafık malın, mülkün peşindedir. Bakın münafığa hep mal ile ilgili ayetleri kullanmışlardır, mülk ile ilgili ayetleri kullanmışlardır ve Peygamber (s.a.v.)’in rahatı, zevki ve gücü ve onun torunlarının rahatı ve gücü onların çok canını yakmıştır. Münafık kadın düşmanıdır, anti-kadındır münafık. Mesela bu Kuran’da işlenir, çok detaylı. Hatta çocukları öldürüyorlar, kız çocuklarını. Yani kadınlardan uzak durmak için binbir türlü yol bulmuşlardır münafıklar ve küfür. Özelliğidir bu, anti-kadındır. Müslümanlarda da kadın muhabbeti olur. Yani Allah onları öyle yaratmıştır. Onun için diyor Allah, “münafikun ve münafikat,” “münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir” diyor Allah, birbirlerine yakın oluyorlar. “Müminun ve müminat,” mümin erkekler ve mümin kadınları da birbirlerinden hoşlanacak şekilde Allah yaratıyor. Yani etiyle, kemiğiyle Allah onları birbirini sevdirecek şekilde yaratıyor. Onlar da pislik böceği gibi birbirini seviyor. Nasıl pislikten pislik böceği hoşlanıyor, anormal bir şey ama yapıyor hayvan, o da pislik böceği gibi ondan hoşlanır. Yani münafıktan hoşlanır. Ama tabii pislik böceğinin özelliği nedir, aynı özelliği onda da olmuş oluyor. Yani o sevgiye dayalı, merhamete, şefkate dayalı olmaz. Münafıkta sadece mal, mülk ve enaniyet ve azamet esastır. Bir enaniyet, iki itaat altında olmamak. Münafığın en ızdırap çektiği şey, şeytani yönü vardır, itaatten çok kaçınır, itaat çok bunaltır münafığı, itaat altında kalmak istemez. Mesela şeytana Cenab-ı Allah dedi ki; “Adem’e secde edeceksin.” Münafık tıynetli olduğu için yani bütün münafıklarda olan ana karakter onda olduğu için acayip ağırına gitti. Ukala ve züppe bir üslupla, haşa, dedi ki; “beni ateşten yarattın, onu topraktan yarattın.” Tam klasik ahmak. “Ben secde etmeyeceğim” dedi ve itaat etmedi Allah’a ve “artık fitneyle uğraşacağım” dedi şeytan. Münafık da öyledir. Bakın ayrıldı şeytan, Allah ayırdı şeytanı, hemen fitneye koyuldu. Görevi budur artık onun. Ondan sonra fitne, başka derdi yoktur. Münafığın da ana konusu fitnedir. Ama tabii kendini muttaki olarak tanıtacaktır. Hatta bu tanıtmadan dolayı Peygamber (s.a.v.) dahi fark edemiyor bazen. Allah, “Ben onları sana bakışlarından tanıtırım” diyor Allah ayetinde. Onlarda hakikaten şeytani bir bakış olur. Mürşitler, büyük alimler, Peygamberler, Allah’ın dilemesiyle onları fark edebilirler. Bakış bozukluğu olur, gariptir bakışları. “Ve bozuk konuşmalarından da anlarsın” diyor, Cenab-ı Allah. “Bozuk konuşmalarından.” Bozuk konuşma derken Kuran’ı ve Allah’ı anarak konuşuyor münafık zaten ama hiç alakasız ve dil eğip bükerek. Onların şeytani bir yöntemidir bu. Peygamberin (s.a.v.) yanında mesela; “Allah’ın Resulüsün” diyor, halbuki inanmıyor. Onu demeye ihtiyacı vardır onun. Çünkü Peygamber (s.a.v.)’in yanına yanaşabilmesi için “sen Allah’ın Resulüsün” demesi lazım. Böyle bir tıynet içindedir münafık. Kadın düşmanı olduğu için de müminlerin kadına olan muhabbeti onlara çok ağır gelir. Güzelliğe olan muhabbeti çok ağır gelir. Mesela zenginliğini kıskanır Müslümanların, gücünü kıskanır, evlerinin temizliğini kıskanır, hakimiyetini kıskanır; Müslümanların birbirine olan itaatini, saygısını kıskanır. Çünkü münafık itaatten nefret eden bir mahluktur. Kendini haşa Allah gibi görür, en yüksek olarak görür kendini. Onun için itaatten şiddetle kaçınır münafık. Sanata düşmandır, güzelliğe düşmandır, estetiğe düşmandır, güzelliğe düşmandır münafık. Hz. Hasan (a.s.)’a, Hz. Hüseyin (a.s.)’e karşı; Peygamberimize (s.a.v.)’e karşı öfkelerinin kökeninde de bu vardır, bunlar vardır. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in evliliklerini kıskandılar. Hz. Hasan (a.s.)’ın evliliklerini kıskandılar. Kadınlara karşı olan muhabbetlerini kıskandılar. Daha hala devam ediyor. Açın küfür, kafir sitelerini, münafık sitelerini, o öfke hala devam eder durmaz. Yani bakın 1400 yıldan beri o öfkeleri yatışmadı. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Zeynep Annemiz ile evliliği acayip ızdırap vermiştir münafıklara. Çünkü onların o bağnaz, ilkel, o tutucu kafalarına göre bu asla olmaması gereken bir şeydi. Ama Allah ona onu bir nimet olarak vermişti, bir güzellik olarak vermişti.
Bak diyor ki Tevrat’ta da; “Kral Süleyman” firavunun kızını da almış nikahlamış, “yanı sıra Moavlı, Ammonlu, Edomlu, Saydalı ve Hititli birçok yabancı kadın sevdi” diyor. “Süleyman onlara sevgiyle bağlandı.” Bak, “sevgiyle bağlandı”, “Süleyman'ın kral kızlarından yedi yüz karısı ve üç yüz cariyesi vardı” diyor. Toplam 1000 tane hanımı var, Hz. Süleyman (a.s.)’ın. Aşıklar kadınlar. Aşkla, Allah aşkıyla geliyorlar. Bazı ahmaklar bunu saf cinselliğe dayalı bir mantık olarak alıyorlar. Bu münafık ve küfür kafasındadır. Halbuki Allah aşkının tecellisi olarak istiyor bunu Hz. Süleyman (a.s.). Ya Rabbi, ben bu sevgiye, bu varlıkların sevgisine Senin rızan için girdim, diyor. Kuran ayeti var. Mesela atların boynunu okşuyor. Aşk kaplamış, Allah aşkı kaplamış. “Atlar yanına yanaştı” diyor, “boyunların okşuyordu, bacaklarını okşuyordu.” Kuran ayeti var. Bak, “boyunlarını ve bacaklarını okşuyordu” diyor. Aşk. Saray muhteşem, her yer altın kaplama. O devrin münafıkları “acayip israf yapıyorsun” diyorlardı. “Ne yapıyorsun sen? Her yeri altın kaplıyorsun” diyorlardı. Kuran’da da Allah övüyor. Çanaklar, yerinden sökülmeyen kazanlar, heykeller, muazzam bir saray yaptı Cenab-ı Allah verdi, nasip etti ona. Allah meydana getirdi. Ama münafıklara acayip koydu bu, acayip. Daha hala bakın binlerce yıldan beri onun acısını yaşıyorlar. Ve defalarca Hz. Süleyman (a.s.)’ın mabedini yıktılar, o muhteşem mabedi. Defalarca yıkıldı. Mehdi (a.s.) devrinde tekrar kurulacak. Dedesinin mabedini yeniden kuracak Hz. Mehdi (a.s.) inşaAllah, Hz. Süleyman (a.s.)’ın. Aynı ihtişam ve aynı güzelliğiyle münafıkları cayır cayır yakacak, ızdırapla. Yani onlara bu ızdırabı çektirecek inşaAllah.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zenginliğini de kıskanıyordu o zamanki münafıklar. Hz. Hasan (a.s.)’ın ihtişamını, sevgisini. Dün de okumuştum, bak, “Hz. Hasan (a.s.) müctebâ,” Hz. Mehdi (a.s.)’nin dedesidir, “taki, zeki, tahir, sıbt, torun.” Bakın, “kendisinin 90-100 kadar kadınla evlendiği rivayeti vardır, ayrıca onun 300 tane cariyesi olmuştur” diyor. Helal olsun dedeme, helal olsun, helal olsun. Binlerce milyonlarca sonsuz kere helal olsun. Münafıklara acayip koydu bu, acayip. O yüzden mallarını mülklerini almaya kalktılar, şehit etmeye kalktılar. Allah da onlara Cennet nasip etti. Yine durduramadılar. Ve Ahir zamanda inşaAllah, “benim soyumdan benim torunlarımdan Mehdi (a.s.) bütün dünyanın mülküne hakim olacak” diyor. Münafıkları perişan edecek bir ızdıraptır bu. Şu an münafıklar kavruluyor. Kavruluyor, yanıyorlar yani. Şeytan bunlara tırnağıyla bir tırnak attı, hopluyorlar. Ne dedim? “Ramazanda münafıklar, kafirler ayaklanacak” dedim mi?
OKTAR BABUNA:Dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Başladı mı?
OKTAR BABUNA:Başladı evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Günler öncesinden haber verdim. Günler öncesinden. Dört koldan münafıklar harekete geçti, küfür harekete geçti. Bizim söylemediklerimiz de var. Suikastlar, yeni komplolar. Allah’ın hikmeti, Ramazan’da bütün şeytan takımı ayaklanır. Her Ramazan öyledir. Mucize, Allah’ın hikmeti. Kardeşim başka ayda yap. İllaki Ramazan’da. Çok büyük mucize. MaşaAllah.
Bak, Allah münafıklardan ve küfürden bahsediyor ayette, Nahl Suresi, 58; “Onlardan birine”, yani münafıklardan, küfürden birine, “kız çocuk müjdelendiği zaman,” anti-kadın bunlar, “içi öfkeyle taşarak yüzü simsiyah kesilir” diyor. Münafıklar nefret eder kadından. Onun için sapıktırlar da. Sapık tıynetlidirler, anti-kadındırlar. Bak, “müjdelendiği zaman içi öfkeyle taşarak yüzü simsiyah kesilir” diyor. Çok fazla Kuran ayeti vardır bu konuda. Bak, “oysa onlardan biri, O, Rahman (olan Allah) için verdiği örnek ile (kız çocuğunun doğumuyla) müjdelendiği zaman, yüzü simsiyah kesilmiş olarak kahrından yutkundukça yutkunur” diyor. Yani müthiş bir kadın nefreti vardır münafıklarda, küfrün özelliğidir bu. Müslümanda tam tersidir. Münafık ve kafir Müslüman’ın gıdasıdır. Rahmetli Necip Fazıl Kısakürek ne diyor biliyor musun? “Ey düşmanım” diyor, “ey münafık, ey kafir,” “sen benim ifadem ve hızımsın” diyor. “Seninle ben hız kazanırım. Beynim açılır, kafama kan gelir” diyor. Şevkim artar, cehd azmim artar, diyor. “Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın” diyor. Müslüman münafıksız yapamaz, kafirsiz yapamaz, inşaAllah. Ben size rahmetliden bahsetmişken onun çok şahane bir şiiri vardır ama dehşet bir şeydir. Türkiye’de, dünyada benim gördüğüm yani son bin yılın en büyük şairidir Necip Fazıl Kısakürek. Aksini söyleyen varsa gelsin. Bakın son bin yılın en büyük şairidir. Üstüne hiç kimse gelmemiştir. Allah-u alem gelmez de yani. Bakın, Sakarya isimli şiirinde ne diyor?
“İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya” diyor. Yani muhteşem bir üslup,
“Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir.”
Münafıklardan kir akıyor, Mehdi (a.s.)’dan nur akıyor, inşaAllah.
“Akışta demetlenmiş, büyük-küçük kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!” İnşaAllah.
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;”
Direk Mehdiyeti anlatıyor, inşaAllah. Bak “kurşundan bir yük binmiş” diyor, çok ağır bir yük, “köpükten gövdesine” diyor.
“Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.”
Yani “küfrü ve münafıkları sökmek için vargücüyle gayret ediyor” diyor.
“Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur” diyor. Dehşet ifade maşaAllah. Hani diyorlar ya “İslam ahlakı hakim olmaz, nasıl olacak, Mehdi (a.s.) da çıkmaz” diyorlar. Bak ne diyor? “Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur.” Allah’ım, şahane. Bak, “sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur” diyor. Türk-İslam Birliği’nin oluşmasını anlatıyor, inşaAllah.
“Eyvah eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?” diyor. Çünkü Mehdi (a.s.)’ye çok acılar gelecek, zorluklar gelecek. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in rengi kül gibi oluyor Mehdi (a.s.)’den bahsederken, “çok acı çekecek” diyor.
“Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!” İslam ahlakının dünya hakimiyeti. Bak “horlanıyor Müslümanlar, öksüz kaldı Müslümanlar” diyor ve “bu dava çok büyük” diyor.
“Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!” Mehdi (a.s.)’ye hitaptır bu, “ne ağır imtihan” diyor, maşaAllah.
“Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?” Yani “bu kadar yükü nasıl taşıyorsun mübarek” diyor, değil mi?
“İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal.”
“Allah rızası için yapıyorsun” diyor, sadece Allah rızası için. “Ne rütbe peşindesin, ne mal peşindesin” diyor.
“Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden,” Allah Allah, bak onu da biliyor, maşaAllah,
“Vatandan, arkadaştan.”
Değil mi? İnşaAllah. “Toplumdan soyutlanacaksınız, insanlardan soyutlanacaksınız ve tam bir baskı altına alınacaksınız” diyor, inşaAllah ve “annenden de ayrılacaksın” diyor, “vazifen icabı” diyor, değil mi? Velidir, velidir mübarek.
“Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!” “Eski hakimiyetleri, Zülkarneyn (a.s.) ve Süleyman (a.s.) devrindeki hakimiyetleri unutma” diyor, bunları hatırlatıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) de söylüyor, biliyorsun.
“Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?” Osmanlı ordusunu hatırlatıyor.
“Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;” Bütün hakimiyet bölgelerimiz, Türk-İslam Birliği’nin hakimiyet bölgelerini hatırlatıyor.
“Giden şanlı akıncı, ne güne döner yurduna?” diyor, maşaAllah.
“Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?” “Allah’ın ismi, azamı her yerde, camilerde daha hala o sesler hakim, duruyor” diyor.
“Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!” diyor.
“Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.
Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,” diyor, “hareketlen, coş” diyor, inşaAllah.
“Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!” Parya muamelesi göreceksin, garip olacaksınız diyor. Peygamberimiz (s.a.v.), Mehdi (a.s.) ordusuna garip diyor mu? Müjdeledi mi? “Ne mutlu o gariplere” dedi mi?
“İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.” “Her yerde pusuyla karşılaşacaksınız” diyor.
“Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;” yani “ölümsüz gerçek” nedir? İslam ahlakının hakimiyetidir. Geri gelecek inşaAllah.
“Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?” Münafıklara, küfre, pislik, aşağılık adamlara hitap ediyor.
“Kafdağı’nı assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!” diyor. Deccaliyete dikkat çekiyor.
“Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu'nun” diyor. Mehdi (a.s.)’ye işaret ediyor.
“Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!” diyor, Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.).
“Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!” Değil mi? Büyük bir kan ve çamur denizinin içerisinden geliyor Müslümanlar. Her yerde kan akıyor, her yerde çamur var.
“Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!” Yani bundan olumsuz etkilenme, Cenab-ı Allah bunu hayırla yaratmıştır” diyor.
“Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;” yani “ölümü artık göze aldım, Allah rızası için” diyor.
“Sen kıvrıl, ben gideyim, son Peygamber kılavuz!” diyor. Biz Peygamberimiz (s.a.v.)’e tam tabiyiz, inşaAllah.
“Yol onun” diyor. Yani “İslam, Kuran, Cadde-i Kübra olan şeriat-ı garra, Kuran’a tam tabiyet O’nun.
“Varlık O’nun. “Her şey Allah’a aittir” diyor.
“Gerisi hep angarya.” “Gerisi boştur” diyor.
“Yüzüstü çok süründün” diyor, İslam alemine hitap ediyor, “ayağa kalk, Sakarya!” diyor. “Bütün İslam alemi artık hamiyet-i İslam feveran etsin. Mehdi (a.s.)’yi başınıza geçirin, İslam ahlakını dünyaya hakim edin” diyor. Sakarya, direk Mehdiyeti anlatan bir şiirdir, muhteşem şiirdir. Her kelimesinde bir sır vardır. Dikkatlice incelensin. Ben çok sathi, yüzeysel anlattım. Ebcedlerle doludur. Harikalarla doludur, ilhamla yazılmıştır. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir izleyicimiz de Necip Fazıl ile ilgili bir mesaj atmış size Hocam. “Selamün aleyküm kıymetli Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
OKTAR BABUNA:“Necip Fazıl Kısakürek Usta’nın şiir kitabının 460. sayfasındaki 1400 adlı iki satırlık şiiri şöyledir. “1400'e bir yıl var, yaklaştı zamanımız; Bu asırda gelir mi dersin kahramanımız?” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah. Hicri 1400’de Mehdi (a.s.)’nin geleceğini açık açık söylüyor. Hatemi Hocamız “5 yıl sonra yüzünü göreceksiniz” diyor, mübarek. Münafıklar kudurdu, kafir kudurdu, küfür kudurdu. İblis ve şeytanın orduları göklerde şu an çırpınıyorlar. Feryatlarını insanlar duysa kulaklarını tıkar, şeytanların. İlimle hepsini ezeceğiz, hepsini ezeceğiz Allah’ın izniyle.
“Şeyh Nazım Hazretleri’nin 1981’de Sultan Çiftliği, İstanbul’da, Hz. Mehdi (a.s.) hakkında yaptığı sohbet.” Hay mübarek, hay mübarek, Allah’ın mübarek bülbülü, maşaAllah. “Şimdi” diyor mübarek şeyhimiz, mübarek büyüğümüz, “Sâhibüz-zaman Mehdi (a.s.) bütün gelmiş geçmiş evliyanın hepsine verilen ilimlerden üst olarak 700 ilimle mazhar olmuştur.” “Bütün alimlerin, gelmiş geçmiş hepsinin üzerindedir ve 700 mislidir” diyor. Bu ilimlerin verilmesinin sebebini şöyle açıklıyor; “bütün bu alemi hidayete sevk etmesi,” yani dünyayı hidayete sevk etmesi, “bütün batılı mutlaka manen mahvetmesi içindir” diyor. “Hepsini mahvedecektir” diyor. Şeyhimizin şeyhlerinden mübarek Hocamız da müjdeyi verdi geçenlerde; “1980 yılında Mehdi (a.s.) zuhur etti” diyor. Şeyhimizden habersiz kuş uçmaz. Tabii. Onun vekili, inşaAllah. Diyor ki; “Sancak-ı şerif sizde saklıdır” diyor, Türklerde, Türkiye’de. “Mehdi (a.s.) İstanbul’a gelip,” Cübbeli duy, “Mehdi (a.s.) İstanbul’a gelip”, “Mehdi (a.s.) İstanbul’a gelip teşrif edecek,” “sizi şereflendirecektir” diyor. Şereflendirdiğini açıkladı Şeyh Nazım Hocamız’ın vekili, halifesi açıkladı. Bakın bakın bakın; “bu İstanbul’da bir Veliullah var” diyor. Dikkat “Boğaz’da” diyor. Mevki tayini yapıyor, bak; “Boğaz’da,” “İstanbul’un kenarında Boğaz’da bir yerde” diyor. “Boğaz’da.” “Sen onu bilmezsin. Ben bilirim” diyor. “Bir tek aleyhisselam’dan” bak, “bir tek Peygamber (a.s.)’den doğrudan emir alan.” Nübüvvet yolu olduğu için şeyhi yoktur Mehdi (a.s.)’nin, şeyhe bağlı değildir. Onun zamanında bütün tarikatlar kalkıyor. Nübüvvet yolunu doğrudan alır Peygamberimiz aleyhisselam’dan. Onu vurguluyor. İmam Rabbani de söylüyor. Bakın, “bir tek Peygamber aleyhisselam’dan doğrudan emir alan evliyadan büyük bir zat burada bulunuyor” diyor. “O, İstanbul’da emanetleri gözeten zattır” diyor, Kutsal Emanetleri. Sancak-ı şerif, bayrak, inşaAllah. Bak, “vaktin sahibi tevhid sancağını açıp tamamıyla zulmü ortadan kaldırıncaya kadar,” Darwinizmi, materyalizmi, komünizmi, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü, itleri kopukları, yobaz takımını, çakalları, münafıkları, iblisin bütün ordusunu, “zulmü ortadan kaldırıncaya kadar, bu insanlar arasındaki ihtilaflar devam edecektir” diyor. “Bunun durması mümkün değil” diyor.
Haber; “Erbakan Hocamız’a darbe üstüne darbe, evleri haczedilecek.” Feda olsun malımız, mülkümüz Hocamıza. EvvelAllah, sonuna kadar yanındayız. Bütün malları alınsın, her şeyi alınsın, Allah ona Cennet nasip etsin inşaAllah, Allah uzun ömür versin. Bütün Müslümanların malı mülkü emrinde, hepsi. O bizim kardeşimiz, ağabeyimiz, büyüğümüz, mürşidimiz. Müslüman’ın malı ortak, değil mi? Yani Hocamız yalnız değil, korkmasınlar. Milyonlar var, milyonlar. Hocamızı biz tahtta taşırız Allah’ın izniyle. Hiç sorun değil, istedikleri para olsun. Kim isterse onun yüz mislini veririm.
“Bugün Diyarbakır Belediye Başkanı ilginç bir konuşma yaptı. Özerk Doğu Karadeniz, özerk Orta Karadeniz’den bahsetti, Özerk Kürdistan.” Kardeşim, canım ciğerim, kimse artık... Bakın, Karadenizliler delikanlıdır, hepsi Türk milliyetçisidir ve üniter yapıyı savunur. Vatan, millet için bin kere canı olsa binini de verir onlar. Bir kere Karadeniz adına konuşmasın bir. İkincisi Kürtler adına da konuşmasın, onlar da bizim canımız ciğerimiz. Selahattin Eyyübi’nin torunları. Onlar benim koçyiğitlerim, aslanlarım. Ne alaka, ne alaka? Sen belediyede işini yap. Onlar benim canlarım. Hiçbir yere de gitmiyorlar. Türk-İslam Birliği’ni kuracağız, yaylalar gibi her yere gidip gelecekler. Doğu Türkistan’a da gidecekler, ta Çin’in böğrüne kadar da gidecekler, Rusya’ya da gidecekler, her yer onların, her yer canlarımın benim. O küçücük yere kıstırıp ne yapmayı düşünüyorsunuz? Ben planı biliyorum. Hiçbir yere ayrılamaz kardeşlerimiz, ayrılmayacak da, ayrılmak da istemiyorlar. Canımız ciğerimiz. Ayrılmak istiyor musun sen?
SUNUCU 1:Hayır Hocam.
ADNAN OKTAR:Sen istiyor musun?
SUNUCU 2:Yok, hayır Hocam.
ADNAN OKTAR:Sen istiyor musun?
SUNUCU 3:Tabii ki hayır, Hocam.
ADNAN OKTAR:Herkes ayrı bir kavimden ama Türk’üz. Asla ayrılmayız, bilakis büyüyeceğiz. Türk-İslam Birliği’ni kuracağız. O arkadaş da orada inşaAllah görevli olur, işte belediyede artık bir hizmetler yapar herhalde. Akıllarını başlarına alacaklar böyle üslup olmaz. Oraya benim can kardeşlerimi, Selahattin Eyyübi’nin torunlarını oraya küçücük bir bölgeye toplayıp ne yapmayı düşünüyorsunuz? Bana anlatın bakayım. O toplu imhaya ben asla müsaade etmem. Ben bu arkadaş için demiyorum. Şeytanı güçlerin planını söylüyorum ben. Orada onları küçük bir bölgeye toplayıp, benim canlarımı toplu imha planı var. Ben kimlerin ne planladığını biliyorum. Asla müsaade etmeyiz. Bırakacaklar bunu, inşaAllah. Eğer iyilik, güzellik yapmak istiyorlarsa Türk-İslam Birliği’ne katkıda bulunsunlar. Siz neden bahsediyorsunuz kardeşim? Biz Azerbaycan’ın kapısını açıyoruz. Bir birleşmenin arifesindeyiz. Oturmuş bölünmeden bahsediyor. Böyle bir şey yok. Bir de Doğu Karadeniz boydan boya, Güneydoğu boydan boya hep delikanlı doludur, Diyarbakır’ın koçyiğitleri. Ne alaka, nereden çıkarıyorsun bölünmeyi sen? Böl, parçala, yut; klasik üslup. Farkında değil. Belediye Başkanı farkında değil ne konuştuğunun. Böyle bir plan var. Bu plana doğru onları çekmeye çalışıyorlar. O da bu planı uygulayanlara zemin hazırlamış olur bunu yaparsa, böyle düşünürse. Yanlış düşünüyor. Bu yanlış düşünceden vazgeçmesi lazım. Samimi olsun. Güneydoğu’daki kardeşlerimize zulüm yapılmadı mı? Yapıldı. Elleri kırılsın. Elleri kırılsın zulmedenlerin. Allah helak etsin zulmedenleri, benim canlarıma. Genç kızlara, genç annelerime, oradaki koçyiğitlerime işkence yaptılar, eziyet ettiler. İnşaAllah, o mübareklerin ayaklarına kapandırtacağız, ayaklarına. O zulmedenleri alıp kulaklarından tutup, ayaklarına kapandırtacağız o zulmettiklerinin, özür dileteceğiz. Zulüm yok. Benim milletim dünyanın en şahane milletidir. Nerenin bölünmesinden bahsediyorsun sen? Daha 3-5 yıla kadar biz her yere hakim olmanın peşindeyiz. Sen ne konuşuyorsun? Haberi yok, haberi yok, hadislerden haberi yok. Ayetten haberi yok. Bir daha böl, bir daha böl, bir daha böl. Tabağa da eti koydular mı, adam ikiye bölüyor, dörde bölüyor, yutamadığında değil mi, küçük lokma haline getiriyor, ondan sonra yutuyor. Bunu nasıl akıl edemezler? Nasıl bilemezler bunu? Niye bölünsün kardeşim? Niye ayrılsın? Özerkliğe ne gerek var? Tabii bu bölünmeden kastettiği bizim anladığımız klasik bölünme, parçalama değil, özerklik anlamında. Ama özerklik sonunda bölünmeye gider. Ne alaka özerklik, niçin olsun? Zaten il il var yani. Diyarbakır var, Mardin var falan, Ankara, İstanbul var. İller ayrılmış. Valiler var başında. Yani neyi kastediyorsun sen bunun üzerine daha? Eğer bölünmeyi kastediyorsan, bu olmadı. Eğer vilayet yönetimi şeklinde, yani ayrı ayrı vilayet şeklinde zaten var böyle bir sistem, bu işliyor. Ne istiyorsun o zaman? Onun için lafın nereye gideceğini iyi bilmesi lazım. Cahillik etmesin bu kişi kimse, Diyarbakır Belediye Başkanı. Türk-İslam Birliği’ni savunsun, güzellik yapacaksa. Kurtuluş oradadır. Yani olayın nereye gideceğini görmesi lazım, akılcı bakacak, inşaAllah. Oktarım anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Münafıklardan bahsetmiştiniz. Allah yolunda mallarını harcamaktan şiddetle kaçınıyorlar. Bu yönde ayetler var Hocam inşaAllah Kuran’da.
ADNAN OKTAR:Kaptırdığı malı da geri almanın peşinde. Münafığa en çok koyan odur. Ayette var, “istemeye istemeye verirler” diyor. Acayip ızdırap duyar, ciğeri sökülüyor, eti sökülüyor yani.
OKTAR BABUNA:Bir de dediğiniz gibi dinle, imanla hiç alakaları kalmıyor. Yani İslam Birliği’nin oluşması, Darwinizm, materyalizm, hiç böyle bir çalışmaları olmuyor.
ADNAN OKTAR:Münafık diyorsun sen, adam anlatır mı? O zaman Mehdi (a.s.) askeri olmuş olur. Sen neden bahsediyorsun? Olur mu? Münafık bir kişiye bile İslam’ı öğretse, Mehdi (a.s.)’ye asker yetiştirmiş oluyor. Mehdi (a.s.) nefreti olacağına göre asla bunu yapamaz. O sadece malının, mülkünün, aşiretinin kurtarılmasının peşinde olur. Ama Cenab-ı Allah diyor ki, “bir seriyet bağı yoktur” diyor. Yani “küfür içinde olan, münafık olan zaten sizin ailenizden değil” diyor. Münafık bunu anlamaz. O yüzden gidip mezarı ziyarete kadar gidiyor. Mezara gidiyor, daha hala orada mezardaki babasına kadar gider. Veyahut dedesine, atasına kadar gider. Yani münafığın düz mantığı vardır, şeytani, iblisane düz mantığı vardır. O Müslümanlara gelen nimetin nasıl durdurulacağının, onun peşindedir ve Müslümanların zenginliği çok ızdırap verir. Onun için Cenab-ı Allah Hz. Süleyman (a.s.)’a muazzam bir ihtişam verdi. Zülkarneyn (a.s.)’e de verdi ve “evlatlarıma, Mehdi (a.s.)’ye bütün dünyayı vereceğim” diyor, bütün dünyayı. Ve münafıkları perişan edecek Cenab-ı Allah. Dedesi Hz. Süleyman (a.s.)’ın mescidini de yapacak. Münafıklar defalarca yıktı, kafirler. Yine tanzim edecek inşaAllah. Oktarım anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah. Peygamberimizin (s.a.v.)’in hadisleri vardı münafıklarla ilgili, okuyayım mı Hocam? İnşaAllah.
“Ümmetimden bir cemaat devamlı olarak Allah’ın emri üzerine düşmanla kahredercesine mücadele edecek. Muhalifleri kendilerine hiçbir zarar veremeyecek” inşaAllah.
ADNAN OKTAR:EvvelAllah.
OKTAR BABUNA:“Bu hal kıyamete kadar böyle devam edecek.” (Kıyamet Alametleri)
ADNAN OKTAR:Bu Osman Baydemir, değil mi? Kardeşim Osman Baydemir oradaki arkadaşlarına, kardeşlerine hizmet etmek istiyorsa, yardımcı olmak istiyorsa, Türk-İslam Birliği’ni savunsun ve biraz düşünsün. Türk-İslam Birliği ne kadar muhteşem bir birlik. Ekonomide, siyasette, askeriyede her şeyde mükemmelliğin oluşacağı belli değil mi? Mehdiyeti özlesin, Mehdiyeti beklesin, Mehdiyete tabi olsun. Bölünüp parçalayıp kurtların önüne benim canlarımı mı verecek sonunda? Buna götürür olay. Tabii ki bunu düşünmüyordur ama olay buna gider. Aklını başına alsın. Değil mi? Derin düşünsün. Koskoca bir Türk-İslam Birliği, üç kıtaya yayılmış bir Türk-İslam Birliği mi güzel; bölünmüş, parçalanmış, mahvolmuş, ekonomisi olmayan, askeriyesi olmayan, gücü olmayan, süper devletlerin her an tokadına açık küçücük devletler mi? Yapmasınlar, çok açık bu. Ama ben Kürt kardeşlerimin, canlarımın, Türk-İslam Birliği için can attıklarını biliyorum. Müthiş bir istekle bunu istediklerini biliyorum. Allah onların kurtuluşunu ve bütün milletimin kurtuluşunu, bütün Türk, İslam aleminin kurtuluşunu çok yakında onlara gösterecek. Hatemi Hocamı takip etsinler. Bak, “5 yıl” diyor. Mübarek ne diyor, Necip Fazıl Kısakürek? “Hicri 1400’de yani 1980 yılında zuhur etti” diyor. Şeyh Nazım Hocamız ne diyor? “1400’de zuhur etti” diyor. Said Nursi Hazretleri ne diyor? “1400’de.” Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? Sultanlar sultanı, asıl kaynak odur zaten, “Hicri 1400’de” diyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Kral Abdullah, İslam’ın en büyük düşmanının birlik olamamak olduğunu söylüyormuş Hocam. Dünyadaki tüm İslam alimlerini İslam Birliği için çalışmaya çağırmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Hay benim aslanım. Abdullah’ın bizden haberi var, o benim canım. O da seyyiddir. Abdullah da seyyiddir.
Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...