SUNUCU: Programımıza HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Biz de Berker Hocamız’a müracat edeceğiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Hocam, Bilim Araştırma Vakfı davasında Ebru Şimşek’in ve Fatih Altaylı’nın avukatlığını yapan Avukat Rezzan Aydınoğlu diye birisi vardı, malumunuz.
ADNAN OKTAR:Fatih Altaylı ve Ebru Şimşek’in avukatlığını yapıyor. Yapar, evet.
ALTUĞ BERKER:Başka birçok kişinin de avukatlığını yapıyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Kimlerin?
ALTUĞ BERKER:Kamuda bilinmesi açısından söylüyorum. Birincisi Aydın Doğan, Fatih Altaylı; Emin Şirin’in Ergenekon davasındaki avukatlığını yapıyor. Ebru Şimşek’in bahsettiğimiz gibi. Daha sonra, BAV aleyhine bazı komplolar yapan kişilerden Zihni Çakır’ın, Kerem Gürtuna’nın, Nuran Yelkenci’nin, Kübra Yelkenci’nin, Tülin Uyar’ın, Tülin Uyar Muslu. Başka bilinen davalar kamuda, Sayın Cumhurbaşkanımıza hakaret ettiği için tazminat ödemeye mahkum edilen Canan Arıtman var, CHP milletvekili, onun avukatlığını yapıyor. Ayrıca Hayrünisa Gül Hanımefendi ve Sayın Erdoğan’ın eşi Hanımefendiler için türban taktıkları için şikayet yapan bir kadın var Hocam; Cumhuriyet Kadınları Derneği Başkanı, Sultan Atıcı isimli, onun da avukatlığını Rezzan Aydınoğlu yapıyor.
ADNAN OKTAR:Sultan Atıcı. Başörtüsünün ne mahsuru varmış, ne yönden şikayet etmiş?
TARKAN YAVAŞ:Kamu alanında takıyorlar diye Hocam. Cumhurbaşkanlığı’nda takıyorlar diye ve Başbakanlık’ta takıyorlar diye.
ADNAN OKTAR:Yani?
TARKAN YAVAŞ:Tek şeyi bu. Bunun dışında başka bir izahı yoktu Hocam.
ADNAN OKTAR:Buna dava mı açmış?
TARKAN YAVAŞ:Evet. Buna dava açmış ama reddedilmiş açma isteği, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Avukat Rezzan Aydınoğlu hepsinin avukatı diyorsun, öyle mi?
ALTUĞ BERKER:Hepsinin avukatı, evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. Berkerim anlat.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, ülkücü gençliği sokağa dökmeye yönelik bir kampanya olduğu yönünde haberler var Hocam. Bu iddia edilen Ergenekon’un taraftarı solcu bir dergi var. Burada, ‘Ülkücü Gençliğe Açık Mektup’ şeklinde bir yazı çıktı ve sokağa çıkmaları gerektiğini yazıda söylüyorlar. Öyle bir telkin yapıyorlar. ‘Ülkücüye Mektup: Uyanmanın Vaktidir Bozkurt’ başlıklı bir yazı yazmışlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, Ülkücüler son derece akıllı, şuurlu, bilinçli insanlardır. Öyle dergiyle, gazeteyle, kağıt ile falan ayaklanacak, hareket edecek adamlar değiller. Onlar gayet derin düşünen, olayları akılcı değerlendiren insanlar, dolayısıyla o konuda tedirgin olmaya gerek yok. Hiçbir şey çıkmaz onlardan, boş. Türk solu havalara zıplasın, ister jimnastik yapsın, animasyon yapsın. Yani sen etkileniyor musun Türk solundan?
ALTUĞ BERKER:Hayır.
ADNAN OKTAR:Ülkücüler de etkilenmez. Ne etkilenecek, hiç kaale dahi almazlar.
ALTUĞ BERKER:Bazı yazarlar birkaç gündür Hocam, mesela Reha Muhtar, Devlet Bahçeli’nin MHP’nin başından devrileceğini yazıyor, son birkaç gündür. O da aylar önce bu konu hiç gündemde yokken, Deniz Baykal’ın devrileceğini yazan başka bir yazarın ağzından anlatıyor bunları. Devlet Bahçeli’nin Ülkücü gençliği sokaklardan geri çektiğini, çatışmalara sokmadığı için de devrileceği şeklinde, “devrilmesi isteniyormuş” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, ben Ülkücü gençlerin çoğunu tanırım. Akademideyken de tanırım, Ankara’da iken de tanırım. Bayağı şuurludurlar, çok akıllıdırlar, derin düşünürler. Öyle şunun bunun lafıyla hareket etmezler. Devlet terbiyesiyle yetişmişlerdir. Vatana, millete sahip çıkan insanlar. Ama hiçbir insan kusursuz olmaz tabii. Herkesin az veya çok kusuru oluyor. Ama Ülkücü gençlik de, Milli gençlik de yani bu Saadet Partisi gençliği de, Büyük Birlik Partisi gençliği de çok şuurlu, çok efendi insanlardır. Her üçünün birbirini çok iyi koruyup, kollaması çok önemli. Büyük Birlik Partili, MHP’li ve Saadetli gençler. Bunlar Türk-İslam Birliği’ni çok şiddetli ve kararlı savunan gençler olduğu için, birbirlerini böyle koruyup kollamaları; birbirlerine yemek verseler, sohbet etseler, konuşma ortamı olsa ama tabii birbirlerinin fikirlerine hiç müdahale etmemeleri lazım. Karşılıklı akıl verme olmaması gerekiyor. Zaten yapmazlar.
O tip sohbet toplantıları. Çünkü bak, mesela biz geçen gemide bir yemekli toplantı yaptık. Hiç kimsenin fikrine müdahale ediyor muyuz? Etmiyoruz. Vakit Gazetesi’nden de vardı, diğer gazetelerden de vardı, AKP’lilerden de vardı, Saadet Partili de vardı, MHP’li kardeşlerimiz de vardı, Büyük Birlik Partili kardeşlerimiz de vardı. Ama iç içe, Hazreti Nuh (a.s.)’un gemisi gibi böyle kardeşçe, sevgi içerisinde, değil mi?
Hem yemek yedik, hem sohbet ettik. Hem İstanbul’un güzelliklerini, manzaralarını seyrettik. Ki çok seçkin insanlar, değil mi? Profesörler, yazarlar, çok muhterem insanlar, inşaAllah. Ama çok iyi oldu bu toplantı. Mesela Ali Rıza Demircan Hocamı çok merak ediyordum, çok severim onu, görüşmemiştim, onu da Allah nasip etti. Onunla da görüştük.
TARKAN YAVAŞ:MaşaAllah, bayağı şevkliydi Hocam o akşam da, çok.
ADNAN OKTAR: Evet. Yavuz Bülent Bakiler, çok değerli muhterem büyük bir ağabeyimiz, çok güzel. Türk dilini korumak, Türk dilini muhafaza etmek için çok gayret eden bir insan. Çok değerli bir mütefekkir. Onunla da görüşmek, konuşmak imkanımız oldu, sohbet ettik. Bayağı sevecen bir insan. Böyle çok fazla sayıda sevdiklerimizle görüşme ve konuşma imkanımız oluyor. Tanışma imkanımız oluyor. Onun için bu yemekli toplantılar çok hayati. Bunlara devam edeceğiz, inşaAllah. Ramazan’da da yapalım. Çok fazla öyle yemekli toplantı yapalım, sohbet yapalım.
Hepsinin fikrine saygım var, hepsinin düşüncelerine saygım var. Fethullah Hocam’ın da talebelerinden vardı. Değerli büyüklerimizden, kardeşlerimizden vardı. Her cemaatten vardı, inşaAllah. Her topluluktan vardı.
Fethullah Hocamız, Mehdiyet’e de zemin hazırlayan bir insandır. Ama şartları zor olduğu için Mehdiyet’i şahs-ı manevi olarak açıklıyor, Hz. İsa (a.s.)’ı şahs-ı manevi olarak açıklıyor ama inanın mecburiyetten olan bir şey. Yani onun samimi inancı öyle değil. Samimi olarak Mehdi (a.s)’nin geleceğini biliyor Fethullah Hocamız. Yani fert olarak geleceğini biliyor. Yani şahs-ı maneviyi niçin savunsun? Ama şimdi dese ki; “Hz. İsa (a.s.) gelecek,” mesela onların dergisi vardı Aksiyon, “Hz. İsa (a.s.) gelecek” diye bir kelime geçti, yeri yerinden oynattılar. Bir kelime geçti. Onun için temkinli olmanın bir gereği olarak böyle bir üslup kullanıyor. Orada yanlış bir anlaşılmaya mahal vermemek lazım, inşaAllah. Şimdi “Mehdi (a.s.) Hicri 1400’de zuhur etti” dese Fethullah Hocamız, herkes demez mi; “nerede?” Çok büyük olay olur, yani. O zaman söyleyecekler, “nerede?” diyecekler. Yani Hıristiyanlardan da tedirgin olanlar olabilir. Musevilerden tedirgin olan olabilir. Çünkü bilmiyorlar, kim olduğundan haberi olmayacak. “Sen misin?” diyecekler. Değil tabii ki. “O zaman kim?” diyecekler. Hz. İsa (a.s.) konusunda da öyle; baktım, hakikatten şahs-ı manevi olarak açıklıyor. Ama inanın, ben biliyorum, eminim, samimi kanaati değil. Bir örtü olarak, örtüleme olarak, ortalık karışmasın diye, fitne olmasın gibisinden söylüyor. Ama benim öyle bir sorunum yok.
Yani onun düşünmesi gereken şeyler var. Diyorum yani, üzerinde 100 bin tane kristal var, onlarla yürüyor. Şimdi o en ufak bir sarssa, şangır şangır kırılır bir çoğu, kırılabilir. Dikkatli olması gerekiyor, o yüzden, inşaAllah. Yani o usturuplu bir politika izliyor, akılcı bir politika izliyor. Hatta ben yazılarını da okuyayım aslında, açıklayayım. Yani orada hakikaten inanmıyor gibi görünüyor, Hz. İsa (a.s)’nın şahıs olarak geleceğine ama bir üste koyduğu delilden net inandığı anlaşılıyor. Mesela Mehdi (a.s.) konusunda da diyor ki; “Mehdi (a.s.) şahs-ı manevidir” diyor, “Hz. İsa (a.s.) da şahs-ı manevidir” diyor. Ama Bediüzzaman’dan da delil koymuş, diyor ki; “Ahiretin en uzak köşesine de gitse de, gerçekten ölse de Allah onu mutlaka yere indirecek” diyor Bediüzzaman. Böyle bir delil koyar mı, böyle bir insan? Zaten o ifadeye göre konu bitmiş. Bediüzzaman’dan daha üstün olduğunu iddia etmeyeceğine göre Fethullah Hocamız, Bediüzzaman esas olduğuna göre; onun talebesi olduğunu her yerde söylüyor, biliyoruz. Fethullah Hocamız dediğimizde Bediüzzaman’ın seçkin talebelerinden birisi akla gelir. Buradaki anlatımda ne var? Bediüzzaman ne diyor? Çok sarih olarak, “Hz. İsa (a.s.) şahıs olarak inecek” diyor. “Hz. İsa (a.s.)’nın inişi kati olmakla beraber” diyor, değil mi? Çok net söylüyor Bediüzzaman Hazretleri. Ve hatta inkarcıları susturmak için; “gerçekten ölse” diyor, “Ahiretin en uzak köşesine gitse, Allah yine indirecek onu” diyor. Artık buna itiraz eden adam ne desin? Ne diyecek hali kalır? Son nokta yani, değil mi? Kilitlemiş Bediüzzaman. Bunu delil olarak koymuş, Fethullah Hoca. Ama alta baktığımızda, “şahs-ı manevidir” diyor. Sakın o gözle bakmasın kimse. O anlama gelmiyor. Yani Mehdi (a.s.)’nin de, İsa (a.s.)’nın da şahıs olarak geleceğini Fethullah Hoca çok çok çok iyi bilir. Çok iyi bilir. Sungur Ağabeyimiz de çok iyi bilir. Hepsi çok iyi biliyorlar yani.
ALTUĞ BERKER: Bazı gazete haberleri var uygun görürseniz, gösterebiliriz Hocam.
‘Avrupa Birliği kapısında bekletilen Türkiye Ortadoğu’nun birliğini kuruyor’ diye Hocam, Vatan Gazetesi’nde çıkmış. “Devlet Bakanı Zafer Çağlayan Türkiye, Suriye, Lübnan ve Ürdün arasında vizenin kalkmasının ardından malların da serbest dolaşımını sağlayacak anlaşmanın Ramazan sonunda imzalanacağını söyledi. Bakan Çağlayan, bu sayede Ortadoğu’nun kalbinde müreffeh bir alan yaratılacağını belirtti.” diyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu nedir Tarkan Hocam?
TARKAN YAVAŞ:Hocam Türk-İslam Birliği’nin kuruluşunu gösteriyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Dört ülke birleşti trilyonluk pazar oldu” diyor Hocam Bugün Gazetesi’nde.
ADNAN OKTAR: Ne demek o?
ALTUĞ BERKER:O, Türkiye’nin Suriye - Ürdün arasındaki birlikteliği Hocam, gümrüksüz ve vizesiz dolaşım için.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, şu pasaportu Allah için bir kaldırsınlar. İstirham ediyorum Başbakanımızdan, bu konu bitsin. Ürdün ile pasaport ne alaka, niye olsun? Suriye ile pasaport niye olsun? Irak ile pasaport niye olsun? Azerbaycan ile pasaport niye olsun? Allah aşkına kaldırsınlar. Bir an önce bitsin. Azerbaycan ile başlamış faaliyetler, kaldırma. Hemen ama gecikiyorlar.
“Sayın Hocam, geçen gece Flash Tv’de Cübbeli Ahmet Hoca vardı. Özellikle Kıyamete daha çok süre olduğunu ve acil bir durum olmadığını söylemesi benim de çok dikkatimi çekti. Sizin de dikkatinizi çektiği gibi muhtemelen Mehdi (a.s.)’nin gelişinin üzerini örtmek için böyle bir taktik izliyorlar gibi geldi bana da. Hocam izlediniz mi bilmiyorum. Bugün Flash Tv aynı programın belli kısımlardan yayınladı.” Aynı o dediklerini yayınlamış, Flash TV. “Dikkatimi çeken 2 saatlik programın sadece bu konuyla ilgili kısımlarının özellikle seçilip yayınlamış olmalarıydı. Yani Mehdi (a.s.)’nin gelmeyeceği ve Kıyametin çok uzak olduğu.” Kardeşim zaten bunu diyorsa, Mehdi (a.s.) geldi demektir. Cübbeli niye bu kadar panik olsun? Televizyon kanallarında bunu niye böyle bas bas bağırttırsınlar? Niye bunu böyle konuştursunlar? Cübbeli, “Ya Rabbi, Bizi Mehdi (a.s.)’ye kavuştur” duası var. Bak Allah o duasını kabul etti Cübbeli’nin. İnşaAllah.
“"Mehdi (a.s.) bu yüzyılda gelmeyecek. Mehdi (a.s.)’nin alametlerine uygun biri çıkmadığına göre, yok"” dediği kısımları yayınladılar. Neden sadece bu kısımları ikinci kez yayınlama gereği duydular? Özel bir politika gereği mi diye düşünmeden kendimi alamadım. Yorumunuzu merak ediyorum. Saygılarımla” diyor kardeşimiz. Kardeşim, şimdi bir adam tuttursa, otursa; sürekli “Mehdi (a.s.) gelmeyecek,” durup durup bir daha, “Mehdi (a.s.) gelmeyecek,” çeşitli şeylerden şüphe ederiz. Bir kere sağlığından şüphe ederiz. Deriz; “acaba bir sıkıntısı mı var?” Yani psikolojik, değil mi? “Gerginlik içinde mi?” Bir de; “bu kadar ana konu olduğuna göre bu, demek ki çok büyük bir gerçek ki, çok mühim büyük bir olay ki, bunu ana konu olarak sürekli gündemde tutuyor” derim. Bütün kanallar Mehdi (a.s.)’yi anlatmıyor mu şu an?
Bakın gece gündüz konu Mehdiyet. Cübbeli “selamün aleyküm” dedi mi, ilk konu Mehdiyet, Mehdi (a.s.) gelmeyecek. Peygamberimiz (sav) ne diyor? O nurlu Peygamber (s.a.v.), o yüce Peygamberimiz (sav); “Mehdi (a.s.) çıkmadan önce Mehdi (a.s.) gelmeyecek sözleri yayılacak” diyor. “Mehdi (a.s.) yokmuş diyecekler” diyor. “Tam bu esnada benim evlatlarımdan Mehdi (a.s.) zuhur edecek” diyor. Kader öyle. Kaderde onlar onu diyecek. Onu demese Mehdi (a.s.) alametlerinden bir tanesi eksik olacak. Allah o alameti onlara yaptırtıyor. Bak eksik olacak. Çünkü o meşhur bir hadistir. Ve bir tane, iki tane değil. Muteber hadis kitaplarında, El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, Berzenci Hazretleri’nin eserlerinde, Suyuti’nin eserlerinde çok önemli eserlerde, Ehl-i Sünnet kaynaklarında mühim bir hadis olarak bu konu geçer. “Mehdi (a.s.) zuhur etmeden önce çeşitli kişiler çıkıp "Mehdi (a.s.) gelmeyecekmiş," "Mehdi (a.s.) gelmedi, gelmiyor" diyecekler” diyor Peygamberimiz (sav). Adamlar aynısını diyor. Kader. Kadere boyun eğiyorlar ve Mehdi (a.s.)’nin alametini oluşturuyorlar. Her yerde Mehdi (a.s.) konuşuluyor, her yerde. Ve yavaş yavaş yavaş yayılıyor.
Bakın bütün Ortadoğu devletleri Mehdi (a.s.)’nin emrine girdiler. Mehdi (a.s.) dedi diye, Mehdi (a.s.) istiyor diye vizeleri kaldırıyorlar. Allah Mehdi (a.s.)’ye ortam için onu hazırlıyor. Yani Mehdi (a.s.) derken, Mehdi (a.s.) tabii gidip vizeyi kaldırın demiyor. Allah ona ilham ediyor. Mehdiyet’e gerektiği için Allah onlara ilham ediyor kalplerine ve Allah hizmet ettiriyor. Pasaportlar da kalkacak. Hepsi kaldıracaklar. Hepsi boyun eğmiş durumda. Bak Ürdün, Ürdün’ün bütün devlet ricali Mehdi (a.s.)’ye boyun eğmiş durumda. Bak Ürdün Kralı ne dedi çocuk? Aslanım benim, seyyiddir. Ne dedi çocuk? “İslam Birliği’ni istiyoruz” diyor. İttihad-ı İslam. Bu ne demektir biliyor musun? Ben Mehdi (a.s.)’yi istiyorum demektir. Yani İslam Birliği olur da Müslümanların başı olmaz mı? Zaten birlik diyemezsin ki sen başı yoksa. Başı olmadıktan sonra zaten İslam Birliği var o zaman şu an, herkes ayrı. Başı olduğu için İttihad-ı İslam deniyor. Başı olmayan bir şeye İtthad-ı İslam denmez. O zaman İttihad-ı İslam şu an var. Toplanıyor Müslüman ülkeler. Olmuş, çoktan olmuş. Öyle olsa İttihad-ı İslam’ı savunur mu herkes, insanlar? İttihad-ı İslam demek, başında birisinin bulunduğu topluluğa denir. Bediüzzaman bunu açıklamıştır. Değil mi? İslam Birliği dediğinde, başında birinin bulunduğu topluluğa denir. Şimdi oraya doğru gidiyor olaylar. Hepsi hizmet ediyor şu anda. Azerbaycan Mehdi (a.s.)’yi bekliyor. Suriye Mehdi (a.s.)’yi bekliyor. Bütün İslam alemi Mehdi (a.s.)’yi bekliyor. İsteseler de istemeseler de bekliyorlar. İsteseler de, istemeseler de hizmet ediyorlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tarkanım anlat.
TARKAN YAVAŞ:Estağfurullah Hocam. Münafıklarla ilgili bir ayet vardı, Hocam inşaAllah.
“'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.” Nisa Suresi, 139. ayet. İnşaAllah. Münafıklar Hocam, kendilerince gücü ve kuvveti müşriklerin ve münafıkların yanında olduğunu düşünüyorlar, inşaAllah. Ve onların yanına giderek daha güçlü olacaklarını zannediyorlar. Bu yüzden müminleri bırakıyorlar. Halbuki Allah da diyor ki inşaAllah; “Bütün güç ve onur müminlerindir” inşaAllah, Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR: Şimdi münafıkların yanıldıkları bir nokta var. Münafıklar çok hasut, cimri ve pislik adamlardır. Şimdi münafık münafığın yanına gittiğinde zanneder ki; o münafığın malını-mülkünü yiyecek, her şeyini alacak. Halbuki münafık zaten hasut ve cimri olduğu için münafık münafığı ezer zaten. Onun için ayette de birbirlerinden nefret ettiklerini söylüyor Allah. O nefretle daha da beter çöker. Daha da ızdırap çeker. Çünkü onun nefesinden ayrı bir çöker. Pis nefesinden ayrı çöker, pis bakışlarından ayrı çöker, pis elektriğinden ayrı çöker, pis konuşmalarından ayrı çöker, pis benliğinden ayrı çöker. Yani onların zehir etkisi vardır. Yani münafık münafığı yakar. Kavurur ikisi birbirini. Onun için münafıklar birbirinin yanında bereket-bolluk bulacağını düşünerek -zaten bereket peşinde olmaz da onlar- yani mal mülk elde edeceğini düşünerek gider. O onu soymaya çalışır, o onu soymaya çalışır. O ondan çıkar sağlamaya çalışır, o da ondan çıkar sağlamaya çalışır. Mesela Ebu Cehil o devrin bunağı, münafığı, kafir; onun yanına yanaşanlar oluyor, o onu kullanıyor. Yani pisliğini temizlettirir, kendine hizmet ettirir, köle gibi kullanır, zırnık da vermez. Bayağı ezer yani.
“Hayırlı geceler Hocam. Geçen gecelerde Ehli Beyt’ten Hz. Hasan (a.s.) Hazretleri’nin 100-90 arası evlilik yaptığını, 200’den fazla cariyesi olduğunu söylemiştiniz.” 300 cariyesi var. Aynı dedesidir, mübarek. Ehl-i kudrettir. Müthiş bir sevgi, ama nefis yakışıklıydı Hz. Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.). Muazzam, Allah’ın nuru tecelli ediyordu. Yani tarif edilemeyecek bir yakışıklılık, tarif edilemeyecek bir güzellik ve cazibe vardı. Onun için hep hanımlar onunla evlenmek istiyorlardı. Hz. Hasan’la, Hz. Hüseyin’le de. Peygamberimiz (sav)’e çok benziyorlardı ama müthiş bir heybet ve muazzam bir elektrik vardı. Yani bu tarif edilecek bir şey değil, yakışıklılığın üzerindedir bu. Allah’ın nuru tecelli ediyor. Allah’ın nuru mümini adeta böyle hipnotize eder. Yani nefesini kesiyor. Hz. Yusuf (a.s.)’ta da vardı o. Kuran’da var ya, mesela ilk Yusuf (a.s.)’u görüyorlar, normal bir insan. Yani “pek önem vermediler” diyor Allah ayette. “Onu sayısı belli bir kaç dirheme sattılar” diyor, önem vermiyorlar. Allah bir tecelli ediyor Yusuf (a.s.)’un yüzünde, kadınlar felç oluyor adeta. Müthiş bir arzu duyuyorlar ama tarif edilemeyecek bir arzu. Kuran bunu açıkça söylüyor, Cenab-ı Allah. Kadının gözü dönüyor, her şeyi göze alıyor. Efendi denilen oradaki o şahsın hanımı. Evli olduğu halde gözü dönüyor. Kadınlar dedikodu yapınca diyor ki; “toplanın bakayım, ben size ispat edeceğim.” Yani kendisinin neden bu hale geldiğini, “size göstereceğim” diyor. Yani “benim haklı olduğumu göreceksiniz” diyor. Kadınları bir topluyor, “çık karşılarına” diyor, Kuran ayeti. Hz. Yusuf (a.s.)’u bir görüyorlar, kadınların nefesleri kesiliyor. Yani muazzam, dehşetli bir arzu ve dehşetli bir sevgi duyuyorlar. “Allah’ı tenzih ederiz ancak bu bir Melektir” diyorlar. “Melek herhalde bu” diyorlar. Yani muazzam bir nuraniyet, muazzam bir çekicilik var üzerinde. “Haklı mıyım?” diyor yani kadın özetle. Yani onu demeye getiriyorlar. Hz. Hasan (a.s.) da öyleydi. Aynı, nefis bir yakışıklılık vardı. Sahabelerin kızları aşıktı hep Hz. Hasan’a (a.s.), Hz. Hüseyin (a.s.)’e. MaşaAllah. Peygamberimiz (sav)’e. Hep evlenmek istiyorlardı. Peygamber Efendimiz (sav)’e Allah’ın sunduğu bir liste var evlenecek, evlenebilir olduklarına dair, o listeyi bana bulsana, Kuran ayeti.
Mesela rahibeler, rahibe hanımlar biliyorsunuz Hz. İsa (a.s.) ile Allah Katında kendi aralarında evleniyorlar, Hz. İsa (a.s.) ile. “Ben onun eşiyim” diyor, Hz. İsa (a.s.)’nın. “Evlenmiyorum kimseyle” diyor. “Ahirette ben onunla beraber olacağım” diyor. 2000 yıldan beri, 2000 yıldan beri. Mesela bakın kadın, Müslüman, o zamanki Müslüman kadınlar, tabii sonradan bozulmuştur Hıristiyanlar ayrı mesele. Mesela 17- 18 yaşında rahibe kızlar var; “kim ile evlisin?” de, “Hz. İsa (a.s.) ile evliyim” diyor. Gıyabında nikah kıyıyor, Hz. İsa (a.s)’ya. “Ben onun eşi oldum. Ben hibe ettim kendimi ona” diyor. “Allah için hibe ettim.” “Niçin istiyorsun bunu?” diyorsun. “Sonsuza kadar o Allah’ın güzel nuru ile beraber olmak için istedim” diyor. “İki günlük dünya için ben istemiyorum evlilik” diyor. Et, kemik meraklısı kimse değil. “Sonsuza kadar Allah’ın tecellisi olmak için evleniyorum” diyor. Onun için Hz. İsa (a.s.)’nın Ahiretteki konumu öyle tarif edilecek gibi değildir. MaşaAllah. Öyle bir tane, iki tane, on tane, yüz tane, 10 bin tane değildir, yani. MaşaAllah. Yalnız bazı avanaklar evlilik deyince bunlar hep cinselliğe sırf buna dayandırırlar. Halbuki orada bir tutku ve aşk var. Tutkuyu ve aşkı Allah’ın tecellisine ifade etme var. Yoksa Peygamber Efendimiz (sav)’de de, mesela Hz. Süleyman (a.s.) 1000 tane hanımı var. Bu cinsellik amaçlı değil. Yani içinde cinsellik tabii ki var fakat onların anladığı anlamda değil. Aşk var, tutku var. Derin bir aşk var. ve Hz. Süleyman (a.s.)’a aşıklar. O aşkla o kadının ruhu açılıyor ve sonsuza kadar onunla beraberler, Hz. Süleyman (a.s.) ile beraberler. Böyle bir fırsatı Müslüman kadın kaçırır mı? Tabii ki kaçırmıyorlar. Peygamber Efendimiz (sav)’le Hz. Ayşe gencecikti evlendiğinde. Peygamber Efendimiz (sav) 60 yaşındayken evlendi. Gencecik kızlarla evlendi. Peygamber (sav) zamanında benim evladım, kızım olacak, diyecek ki; “baba ben kiminle evlensem acaba?” O an reddederim evladımı. Sen benim evladım değilsin. Peygamber (s.a.v.) duracak, diyecek ki bana; “ben kiminle evleneyim acaba?” Bu ne demek bu? Yani “dünyevi bir eğlence var mı?” “Çıkarıma uygun bir şey var mı” anlamına gelmiyor mu bu? Ben Ahiretten vazgeçtim anlamına gelir bu. O benim evladım olmaz, öyle şey olmaz. Çünkü Peygamber (sav)’e sevgim benim şiddetli. O konuda deliyim ben. Yani öyle, benim o konuda sağım solum olmaz. Yani o konuda benden bir tutarlılık, mantık falan beklemesinler. Çok deli hareketler yaparım ben, inşaAllah. Yani makul, tabii Kuran’a uygun ama halkın anladığı, bir kısım insanların anladığı, makul ve tutarlı bir tavrım olmaz.
Ahzab Suresi, 50. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Ey Peygamber, gerçekten Biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini ve Allah'ın sana ganimet olarak verdikleri (savaş esirleri)nden sağ elinin malik olduğu (cariyeler) ile,” çok fazla cariyesi var Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, “seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını,” bak, amcasına ait kızlar, “halanın kızlarını,” ne kadar varsa ama halanın kızlarını, “dayının kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık.” Benim canım, benim yüce Peygamberim (sav), Allah’ın tecellisi. Ne büyük şeref onlara, değil mi? Onların hanım olması ve bizim annelerimiz oluyorlar sonsuza kadar. “Bir de, kendisini Peygambere hibe eden,” “Ben Allah için seninim. İster al, ister alma. Ben sana kendimi verdim” diyor hanım. Bak, “bir de kendisini peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istediği,” Peygamberimiz (sav) de kabul ediyor, “mü’'min bir kadını da, -mü'minler için olmaksızın yalnızca sana has olmak üzere-” helal olsun, helal olsun, sonsuz kere helal olsun, “has olmak üzere (senin için helal kıldık). Biz, kendi eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda onlar (mü'minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik.” “Size bildirdik” diyor Allah. “Böylelikle senin için hiçbir güçlük olmasın.” Kimse sana dedikodu yapmasın. Münafıklar alçakça iftira atmasınlar. Alçakça dillerini uzatmasınlar. Allah, dillerini kopardım, diyor yani manen. “Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” Ve Peygamberimiz (sav) üzerindeki o dedikodu kalkmış oldu. Peygamberimiz (sav) bayağı evliydi, bayağı. Hanımları aşıktı Peygamber Efendimiz (sav)’e. Gözler simsiyah, aslanım; kirpikleri yukarı doğru kıvrık, uzun kirpikliydi. Bembeyaz pembe yüzlü, büyükçe başlı. Başı iriydi Peygamberimiz (sav)’in. Simsiyah saçlar böyle omzuna kadar uzanıyor. Boynu kalınca, omuz böyle, pehlivandı Peygamberimiz (sav) biliyorsunuz. Yani çok acı kuvveti vardı. Kimse yenemiyordu. Oranın başpehlivanını getirdiler, ağır siklet yani en kuvvetli adam. Yani ünlü, bütün bölgenin pehlivanı. “Beni yen, imana geleceğim” dedi. Peygamberimiz (sav) tuttuğu gibi vurdu. “Ben boş bulundum. Yanlış oldu, böyle olmadı” dedi. Bir daha aldı, bir daha vurdu Peygamberimiz (sav). Adam bitti ondan sonra. Yani çok acı kuvveti vardı, Hz. Ali (a.s.) de öyleydi. Geniş omuzlu, mütenasip bir beden, orta boyluydu Peygamber Efendimiz (sav). Kolları çok kalın ama bayağı etliceydi, adaleli kolları, elleri de öyle. Çok acı kuvveti vardı. Hafif burnunun orta kısmı, güzel burnu hafif bombeli. Mehdi (a.s.)’de de öyledir, inşaAllah. Yüzü aydınlık ve müthiş bir heybet vardı yüzünde. Kulakları falan son derece uyumlu. Hafif irice ağzı. Dişler, bir gülüyor inci gibi pırıl pırıl. Böyle mis gibi ağzı, tertemiz ve sürekli güzel koku var. Hep gül kokusu kullanmıştır. On metreden duyuluyor, beş metreden duyuluyor. “Peygamber, Resulullah (s.a.v.) geliyor” diyorlardı. Rüzgarla geliyor kokusu, öyle mis gibi. Bizans işi, böyle çok pahalı güzel bir cüppe vardı üstünde. 200 dirhem mi ne değeri. Çok güzel. Münafıkları, kafirleri çatlatmak için, maşaAllah. Çok şık giyiniyordu Resulullah (sav).
Şeyh Ahmet Yasin, Şeyh Nazım el Kıbrısi Hazretleri’nin vekili. Bakın ne diyor Şeyh Nazım Hocamızın o mübarek, muhterem vekili olan Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri. Çok büyük bir alimdir, çok değerli bir kişi. Buradan kendisine selam ediyorum, hürmetle ellerinden öpüyorum. Talebesiyim, nacizane, acizane. “Mehdi (a.s.) gelmiştir.” Bitti. Kaynak kim? Şeyh Nazım Adil el Kıbrısi Hazretleri. Şeyhi ne diyorsa aynısını söylüyor, müjdeyi veriyor. “Sadece zuhuru bekleniyor” diyor. Görünür hale gelmesi. “Geldi” diyor. “Zuhuru bekleniyor.” “Vakit tamam olmuştur.” Cübbeli dinliyor musun? “Alametler de onu gösteriyor” diyor. Cübbeli’nin göremediği alametleri Şeyh Nazım Adil el Kıbrısi Hazretleri görmüş ve vekiline anlatmış. Sırrı vermiş, bak. “Alametler de onu gösteriyor. Kardeşlerim hazır olsunlar. Bugünler çok yakın. Mehdi (a.s.) hayattadır” diyor. “Şu an hayy (canlı), vazifesi başındadır, hayattadır” diyor. “Mehdi (a.s.)’nin zahiren hayatta olduğunun alametlerini de görüyoruz.” Görmeyenlere duyurulur. “Bunu kamil insanlar söylüyorlar.” Şeyhini kastediyor ve diğer mürşitleri, alimleri kastediyor. Bak, “Bunu kamil insanlar söylüyorlar.” “Bazı insanlar diyecekler ki;” diyor Hocamız, Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri; “ben televizyonda, falan Hocadan duydum, böyle bir şey yokmuş.” Cübbeli malum ve diğer onun zevatı, neydi o bir beyefendi böyle çıkmıştı ya tombul? Neyse şimdi ortalık karışacak, işler. Kardeşim önüne gelen dava açıyor. Hiç konuşamıyoruz bizi felç ettiler. Nasıl diyelim? Beyefendi, hazret diyeyim de oradan bir hafif giriş yapalım. Abdülaziz Bayındır Beyefendi Hazretleri. O da böyle tekellüm buyuruyorlar arada sırada ve diğer arkadaşlar. Vatan’ın Hocası, neydi o? Süleyman Ateş Beyefendi Hazretleri Hocamız, o da öyle. Hep aynı, evrim konusunda da mutabıklar, hepsi evrimi savunuyor. “Bazı insanlar diyecekler ki; "ben televizyonda falan Hocadan duydum, böyle bir şey yokmuş. " Din Allah’ın dinidir. Falanca şahsın, Ahmet Hoca’nın,” bak açıkça söylemiş, “ne Ali Hoca’nın, ne Veli Hoca’nın değildir” diyor. “Mehdi (a.s.) şahıs olarak gelecektir. Biz böyle inanırız.” Şahs-ı maneviciler, duyuyor musunuz? “Şahıs olarak gelecektir” diyor. Şahs-ı manevi büyüsü yapanlar. Yani saflığından, cahilliğinden, bilgisizliğinden yapanları tenzih ediyorum. “Mehdi (a.s.) şahıs olarak gelecektir. Biz böyle inanırız. Mehdi (a.s.) hayattadır. Cenab-ı Alah’ın koruması altındadır.” Ey münafıklar ve kafirler, duyuyor musunuz? “Cenab-ı Allah’ın koruması altındadır” diyor. Boşa heyecanlanmayın. “O tebliğini yapar. İnanan inanır, inanmayan inanmaz. İlk çıkışı, yapmış olduğu hizmetleri vardır. Gerçekleşmiştir ama zuhuratı alametlerle kesinleşecektir.” Biraz daha bekleyin. Ne diyor Hocamız bugün?
TARKAN YAVAŞ:Hüseyin Hatemi Hocamız? MaşaAllah Hocam, “beş sene içinde görünecek ve İstanbul’da zuhur edecek” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şeyh Ahmet Yasin, Şeyh Nazım el Kıbrısi Hazretleri’nin sevdiği, mübarek vekillerinden bir tanesidir. Onun parçasıdır. Sağ koludur. Nurundan bir parçadır. Hürmetle, sevgiyle, saygıyla ellerinden öpüyorum. Allah ilmini, feyzini, bereketini arttırsın. Onun emrinde naciz bir talebesiyim, inşaAllah. Kapıcısıyım, evinin kapıcısıyım yani inşaAllah.
Gördünüz mü Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah’ın verdiği nimetleri? Kadın dünyadaki en büyük nimettir. Cenab-ı Allah Peygamberimiz (sav)’e bol bol nasip etmiştir. Allah tecelli ediyor. Kadında tecelli eder. Mesela onların iffetini korumak bir zevktir, şerefini korumak bir zevktir. Aklını, bilgisini korumak bir zevktir. Bedenlerini korumak, sosyal hayatlarını korumak hepsi bir zevktir, bir nimettir. İnsan eşini aldı mı, emanetini almış oluyor. Ölümüne, ölümüne koruyacaksın. Ölümüne seveceksin, saygı ve hürmet göstereceksin. Kılına, tüyüne zarar getirtmeyeceksin. Allah sana emanet vermiş, değil mi? Nimet olarak vermiş. Münafıklar da tam tersidir. Münafıklar da kadın düşmanıdır. Gördünüz mü Peygamberimiz (sav)’e verilen eşleri? Bak, “sırf sana mahsus olmak üzere,” say, say, say, say maşaAllah. “Sana mahsus olmak üzere” diyor. Korkuyorlar bunu söyleyemiyorlar. Utanç duyuyorlar bundan bazı hasta adamlar. Bazı münafıklar, bazı kafirler bunu kendilerince Peygamber (s.a.v.)’in aleyhine zannediyorlar. O benim canım, o onun güzelliğinin ayrı bir yansımasıdır. Mübarekliğinin ayrı bir yansımasıdır. Hz. Hasan (a.s.)’a da bütün oradaki sahabe kızlar bayılıyorlardı. Çok seviyorlardı Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.)’i gördüklerinde. Ama nefis giyiniyorlardı. İpek giyiniyordu onlar, ipek. Cübbeli diyor ki; “bitten korunmak için giyiniyordu” diyor. Yani yıkanmıyormuş Hz. Hasan (a.s.) haşa; temizlenmiyormuş, bitleniyormuş haşa. Ondan korunmak için de ipek giyiniyormuş Hz. Hasan (a.s.), Hüseyin (a.s.). Ne diyeyim ben? Yani şimdi ne diyeyim ben bu kişiye? Kardeşim nur o, sabah banyo yapıyor, akşam banyo yapıyor. Pırıl pırıl, mis gibi kokuyor üstü başı. Nerenin bitinden bahsediyorsun sen? Bit ne arar oralarda. Peygamber (s.a.v.)’in evlerinde, Peygamber (s.a.v.)’in o mübarek ortamında ne arar bit? Nasıl konuşuyorsun sen? Allah hidayet versin.
SUNUCU 1:Programımıza kısa bir ara veriyoruz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...