SUNUCU 1: Programımıza Hocamızla beraber devam ediyoruz. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Efendim sizler de hoş geldiniz, sefa geldiniz. Başkanım siz de hoşgeldiniz.
TARKAN YAVAŞ:Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:“Erbakan’dan Huzur Partisi yalanlaması.” Erbakan Hoca bizim canımız, canımız. Atıp tutarlar falan ama inşaAllah Hocamız, Cumhurbaşkanı olsun Allah’ın izniyle, Erbakan Hocamız. Gönlümde o yatıyor, ben söyleyeyim bak. Hocamızın bir gün Cumhurbaşkanı olacağına inanıyorum ben inşaAllah. Bizim canımız, çok büyük emeği var Türkiye’ye maşaAllah.
“Türkiye bölgesi güven veriyor”, doğru.
“Nihat Kahveci, abdestsiz maça çıkmam. Beşiktaş’lı Nihat Kahveci.” Beşiktaş’ın ünlü bir elemanı mı Nihat?” MaşaAllah, elhamdülillah, aferin güzel.
“İran-İsrail olası saldırı girişimine karşı Tel-Aviv’i sert bir dille uyardı. İran “vururuz, Tel-Aviv’i vururuz” dedi. Kimse kimseyi vurmasın, ne onlar onları vursun, ne onlar onları vursun. Şeytanın oyununa kimse gelmesin.
ABD Genel Kurmay Başkanı Oramiral Beyefendi, ne demiş? “ABD’nin İran’a karşı bir saldırı planı bulunduğu ancak saldırı planının pek iyi bir fikir olmadığını düşündüğünü söyledi” diyor. Canım fikir düzeyindeyse bir mahsuru yok. Yani iyi bir şey olmadığına inanıyorlar demek ki. Ama aklından geçiyor olabilir. Evanjeliklerin eğitimi çok önemli, Evanjeliklerin. Onlara çok yoğun yükleneceğiz inşaAllah.
Şimdi dünyada en önemli konular şunlar; bir kere Evanjeliklerin eğitilmesi. Gerici- yobaz takımının gerçek Kuran’a, gerçek sünnete uygun hareket etmesi için uğraşılması. Yani onlara sevgi, şefkat, merhamet bunların öğretilmesi. Münafıklığa karşı insanların uyarılması. Çünkü münafıklığa karşı ciddi bir eğitim ve bilgi aktarımı olmamış şu ana kadar. Var da bizim anlattıklarımız var ama bunun çok daha güçlü olması gerekiyor. Münafıklık çok büyük bir tehlikedir. Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’nin önemli hedeflerinden biri olarak gösteriyor. Ve bölücülük. Türkiye içerisinde bölücülük çok büyük sorundur. Onların, Türkiye’yi bölmeye kalkanların kafasını 8 kere etrafında çevireceğim. Vidayı nasıl çeviriyorsun, Tarkan’ım? Sonunda oturuyor. Değil mi? Ampul bazen gevşer, çevirirsin, çevirirsin, çevirirsin tur atar, duya dokunduğunda yanmaya başlar, aydınlanır. Bunların kafası da çalışmıyor böyle. Çevireceğim, çevireceğim sonunda duya dokunduğunda kafaları ışıl ışıl aydınlanacak inşaAllah. Ama tabii sevgiyle, şefkatle, merhametle, akılla, bilimle, sanatla, estetikle, güzellikle, hayırla, hasenatla inşaAllah.
“Üstad Ahir zaman Mehdi (a.s.)’si midir? Üstad’tan sonra Mehdi (a.s.) gelecek mi?” Bakın bir inci daha evlere şenlik inşaAllah. Dikkatli olun, hazır mısınız? “Mehdi (a.s.)nin bir şahs-ı manevi olduğunu gösteren önemli bir şey Bediüzzaman’dan söylüyor; ‘üç kez, o zatın ifadesinin geçmesi’”. Hani sürekli Bediüzzaman;”o zat, o şahıs, Mehdi (a.s.)” diyor. “Defalarca geçtiğine göre, bu ne demektir? Demek ki çok fazla zat vardır, demektir” diyor. Şimdi mesela sürekli biz, Erbakan’dan bahsediyoruz değil mi? Mesela “o zat, bu kişi” diyoruz. Veyahut senden bahsediyoruz, Erbakan Hocamızdan veya senden bahsediyoruz. Mesela “Tarkan, Tarkan” diyoruz. O zat, o kişi, o zat çok fazla söylediğimize göre demek ki, sen zat değilsin, kişi değilsin. Sen demek ki, bir şahsı manevisin Tarkan Hocam. Ne diyorsun? Evlere şenlik, evlere şenlik maşaAllah. Kardeşim bu perişanlığa niçin giriyorlar? Bu, nasıl buna koskoca üniversite mezunu insanlar. Bir insana, bir kişiye defalarca 60 kere, 70 kere o zat, o kişi yani Mehdi (a.s.), Ahir zamanda gelecek şahıs, o bilinen kişi, o acaip şahıs, o zat değil mi? Sürekli vurgulanıyorsa şimdi bunların toplamını hepsini bir araya getirip. Bak çok fazla kere zat dediğine göre demek ki, şahs-ı manevi kastediliyor, Mehdi (a.s.) şahıs değildir, dediğinde? Kardeşim bakın, Türkiye’de bunu duysun. Böyle bir durum var. Yani içler acısı, içler acısı ve buna insanlar inanan insanlar var. Bak adam yazmış bak görüyorsunuz. Hangi site bu?
TARKAN YAVAŞ:Hocam sitenin adı: Sorularla Risale.
ADNAN OKTAR:Sorularla Risale. Merak edenler baksınlar. Bediüzzaman iyice anlasınlar diye sürekli ama defalarca diyor Mehdi (a.s.) için, “o kişi, o zat, kastedilen kişi, o” diyor, sürekli. “Bunun çok fazla o zat, o kişi denmesinden, bunun bir çoğunluk olduğu anlaşılıyor. Ve bu şahs-ı manevidir, şahıs değildir Mehdi(a.s.)” diyor. Teşekkür ederim diyor. Buyrun açın bakın, evlere şenlik. Şimdi yeni bir model daha buldum. Bakın Mehdi (a.s.)’den çekinme insanları ne hale getiriyor görüyor musunuz? Mehdi (a.s.) çekinilecek bir insan mı? Dünyaya bereket, bolluk, güzellik getirecek bir insan. Şu mantığa bak yani.
TARKAN YAVAŞ:Hocam dediğiniz gibi inşaAllah. Çok açık bir gerçeği ters çevirmek için bu durumlara düşüyorlar. Siz daha evvel izah etmiştiniz inşaAllah. O verdikleri örneklerin ne kadar yanlış olduğunu söylemiştiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Bediüzzaman’ın vefatından sonra Risalelerde değişiklik yapıldı mı?” diyor. Gösterdim, ispat ettim. Mehdi (a.s.) geçen o şahıs, o zat, o kişi diyen yerlerde yüzyıl sonra gelecek kişi diyen yerlerde değişiklik yapıldığını kitabı açıp gösterdim. Kamerada herkes gördü.
TARKAN YAVAŞ:Orijinalini de getirmiştiniz.
ADNAN OKTAR:Evet orijinalini de getirdim. Bu Mehdi (a.s.)’nin gerçek olduğunun, varlığının hakikat olduğunun apaçık delillerinden bir tanesidir. Yani şu meydana gelen paniğin başka bir açıklaması var mı?
TARKAN YAVAŞ:Yok Hocam inşaAllah.
Dinleyici sorusu vardı inşaAllah. “Selamlar saygıdeğer Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
TARKAN YAVAŞ:“Allah’tan korkmayan münafıkların Hz. Mehdi (a.s.)’den korkacaklarına dair hadis okudunuz. Bu konuya işaret ettiğini düşündüğüm bir ayet yazdım. Hocam siz daha iyi bilirsiniz. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Haşr Suresi 13. ayet. ‘Herhalde içlerinde dehşet ve yılgınlık uyandırma bakımından siz, Allah'tan daha çetinsiniz. Bu, şüphesiz onların, derin bir kavrayışa sahip olmamaları dolayısıyla böyledir.’ Allah İslam’ı dünyaya hakim etsin inşaAllah. Kübra Boşnak.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Tabii tam mutabık.
Mardin Kanal 47, Mardin’deki bütün koçyiğitlere, canlarıma, aslanlarıma selam ediyorum. Bütün Mardin halkına. Şu an bizi seyrediyorlar maşaAllah. Böyle sevgiyle muhabbetle izliyorlar. İnşaAllah sabırlı olsunlar. Mehdiyetin manevi şefkati, manevi muhabbeti, manevi derinliği, her tarafı sardı. Oraları da sardı, her yeri sardı. Biraz bekleyecekler inşaAllah.
SUNUCU 1:Bunun üzerine buradaki ayeti okuyayım inşaAllah. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. "Nice az bir topluluk, Allah’ın izniyle çok bir topluluğa galib gelmiştir ve Allah sabredenlerle beraberdir." Bakara Suresi, 249.
ADNAN OKTAR:Mehdiliğe çok açık bakıyor. Sahabeler de, mesela çok azlar o zaman. Ehl-i Bedir’in sayısı 313 kişiydi. Meydan okumuşlardı. Mehdi (a.s.) cemaati de 313 kişidir. Onlar da öyle. Kuran özellikle, o konuya dikkat çekmiş oluyorlar inşaAllah.
SUNUCU 1:İnşaAllah Hocam, Zafer Korkmaz sormuş. “Sayın Hocam, ‘Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri münafığı tanır’ demiştiniz. Bir sohbetinde münafıklar için şöyle diyor. ‘Peygamber Efendimiz buyurdu ki; münafığın alameti 3’tür. Söz verdiği zaman yerine getirmez, emanete hıyanet eder, konuştuğu zaman yalan söyler. Bunun haricinde isterse sabahlara kadar ibadet etsin zikir çeksin, sürekli oruçlu olsun, bu ahvaller üzerinde yoksa veli değildir o’”.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah demek ki, Şeyh Nazım Hocamız’a öyle sahtekarlar yanaşsa bile o, onları gözlerinden tanıyor. Değil mi? İstediği kadar kendini evliya gibi göstersin, sakal da bıraksa, efendim kafasına sarık da sarsa, sabaha kadar zikir çektiğini söylese de, kendisini veli gibi göstermeye çalışsa da sahtekarın bir bakışından anlıyor demek ki maşaAllah. Allah’ın dilemesiyle. O da Hocamızın kerameti. Allah dilediğinde, dilediğinde hisseder. İlhamla hisseder inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ:Hocam münafıkların müminleri taklit ettikleri özellikler var. Uygun olursa onları okuyabilir miyim?
TARKAN YAVAŞ:“Allah’ın anılmasından çok rahatsız olurlar. Ama dikkat çekmemek için dillerinin ucuyla Allah’ı anarlar.” Böyle haşa Allah’ı sırf anmış olmak için Allah’ın adını zikrediyorlar.
ADNAN OKTAR:Hayır, Müslümanlara öyle göstermek için. Yani çünkü direk dinsizim dese Müslümanlar zaten konuşacak hiçbir şeyi kalmaz. Müslümana saldırabilmesi için, bir şey söyleyebilmesi için ona önce takva olma iddiasında olacak ki, müslümana saldırsın münafık. Münafığın kendi üzerine oluşturduğu bir kılıf bu, bir görünüm. Yani dışını böyle ayetle, hadisle kapatır münafık. Anlaşılmaması için yani nasıl Aids virüsü, tanınmamak için ne yapıyor? Özel bir proteinle kendini sarıyor, değil mi? Ve hücreye giriyor. Şimdi haşa benzetmek gibi olmasın. Kuran’ı tenzih ederim. Münafık da kendini Kuran’la sarar, hadisle sarar, belli etmemeye çalışır ki Müslümanla çatışabilsin. Çünkü öbür türlü Müslüman karşına geldiğinde, Müslüman der ki; “sen zaten dinsiz, kafirsin açıkca söylüyorsun ne konuşacaksın benimle” der. Ama münafık karşı karşıya değil. Normal bir Müslüman gibi de gelmez münafık. O zaman der ki Müslümana, değil mi? “Sen de normal bir Müslümansın, ben de Müslümanım”. O zaman konuşacağı bir şey olmadığını da düşünebilir yani. Fazla iddialı olmaz. Münafık çok iddialı ortaya çıkar. Yani en akıllı, evliya, en iyi bilen, her şeyi çok iyi kavrayan hatta o, o kadar yukarı çıkar ki peygamberden de kendini üstün görür. Ama asıl dünyasında kendini Allah’tan üstün görür. Allah’tan daha merhametli, daha akıllı, daha doğru düşünen olarak görür. Gerçek dünyası budur münafığın. Bütün münafıklar da bakın hep akıldane ve çok bilmiştirler. Hepsi, bir düşünün, tarihe bakın, tamamı aşırı bilmiştir. Her şeyi çok doğru bildikleri kanaatindedirler. Doğru teşhis koyduğu, doğru anladığı kanaatindedir. Ve dini de en iyi anlayan iddiasındadır. Yani Kuran’a tam hakim olduğu iddiasındadır münafıklar. Asr-ı Saadette, Resulullah (s.a.v.) zamanında, Dırar mescidinin münafıkları hep alimdi. Kendilerine göre, kendi kafalarına göre yani Kuran’ı en iyi bilen iddiasındaydılar. Peygamberimiz (s.a.v.)’e Kuran öğretmeye kalkıyorlardı. Sahabelere Kuran öğretmeye kalkıyorlardı haşa. Acayip böyle ukala züppe, üst perdeden itaate gelmeyen, azgın şeytan ve iblis karakterlidirler. Yani şeytanın insan modeli. Şeytan tam tipik bir münafıktır. Bakın ilk baktığınızda şeytana bakıyoruz. Müslümanlarla birlikte yaşıyor önce Cennette. Bak dikkat edin safhalara dikkat edin. Sonra bilmişliği ortaya çıkıyor münafığın. Münafık karakteri olduğu için bilmiş. Diyor ki; “size sonsuzluk ağacını ve sonsuz olmayı, sonsuz mülkü size öğreteceğim” diyor. Yani haşa bak yine Allah’tan üstün olduğunu ve Allah’tan ayrı bir bilgiye sahip olduğunu ve onlardan da ayrı bir bilgiye sahip olduğunu iddia ediyor, bak bilmiş. Orada bir psikopatlık yani Müslümanları, kendi iblis ruhuna çekme eğilimi var. Kendi gibi yapmaya çalışıyor Müslümanları da. Müslümanları mahvetme konusunda kararlı.
Mesela Allah diyor k; Allah, enaniyetini bildiği için “Adem’e secde et” diyor. Beyninden vurulmuşa dönüyor münafık olduğu için. Yani zaten itaat onun en ağrına giden konu. Allah’a itaat etmek zaten ağırına gidiyor. Ama o ana kadar onu belli etmemiş o. O ana kadar gizlemiş. Ama Adem’e secde et dediğinde sigortası atıyor. Münafığın bir kopma noktası vardır. Münafık dayanır, dayanır, dayanır, dayanır, birden küt misina gibi kopar. Aniden şey yapmaz münafık, yani başlangıçla bir şey yapmaz. Yani onun bir direnç noktası vardır. Allah en hassas noktasından onu vuruyor. Onun için Allah münafıkları ayırırken hep onların dayanamayacağı bir noktaya onları getirip, oradan koparır Allah. Müslüman cemaatlerde de öyledir. Hep onların dayanamayacağı bir nokta vardır. Mesela hassas bir yerinden vurulmuştur, o. Onun için artık münafıklığını ifade eder. Ve Müslümanlardan ayrılıp cephe alır. Anlaşıldı mı? Allah onu en hassas yerinden vuruyor Cenab-ı Allah. Diyor ki; “secde edeceksin”. Bak hemen o züppe ahmak kafasıyla klasik münafık aklıdır bu. “Beni ateşten yarattın. Onu çamurdan yarattın” diyor. Allah bilmiyor mu, bak. Avanak olduğu için dolayısıyla, “ben daha üstünüm, ben ona secde etmem” diyor. Ve itaatsizlik çünkü itaat en ağırına giden konudur münafığın. En dayanamadığı konudur. Hiç kimseye itaat etmek istemez münafık, böyle dik başlı ve bölünmecidir, parçalanmacıdır. Müslümanlar da bütünleştiricilik vardır. Münafıkta parçalama eğilimi vardır. Parçalar, parçalar, parçalar sürekli parçalama ve mülk sahibi olma eğilimi. Bak diyor ki; “sizi sonsuz bir mülkün sahibi yapayım mı?” diyor bak. Onları da o damarından yakalamaya çalışıyor. Adem (a.s.)’le, Havva (a.s.)’ya. Çünkü kendi sorunu da, o. Sonsuz mülk, bakın mal hevesi var ve itaat etmeme. Kendi itaat etmiyor, onların da itaat etmesini istemiyor. Onları da itaatsizliğe sürüklüyor. Ana konu bu ve arkasından da bir de diyor ki; Ahirete gittiğinde, “ben Allah’tan korkarım” diyor. Bak birden böyle, o manyaklığının gereği olarak, mesela akıl almaz bir cevap. Allah’tan korkuyorsan peki bu yaptığın ne? Bu hareketin ne? Böyle manyak karakterli, mesela hiç ummadığın sıçramalar yapar. Mesela birden, “ben Allah’tan korkarım ve ben sizi davet etmedim. Siz kendiniz geldiniz” diyor. Uğraşmıyor musun? Bütün ömrün boyunca, “ben böyle bir şey yapmadım” diyor. Manyak savunması vardır şeytanın. Münafıklar da aynısıdır. “Benim böyle bir iddiam olmadı. Ben sadece davet ettim, siz de geldiniz. Ben Allah’tan korkarım” diyor. Yani tam klasik manyak yani. Dünyanın ömrü boyunca bu psikopatlığı yapmadın mı sen? Bakın münafıklara, tarihe bakın şeytanla tıpatıp aynı olduğunu görürsünüz. Şeytanın en güçlü tecellisidir münafık, en güçlü. Küfürde daha zayıf tecelli eder. Çünkü küfürde mertlik vardır, açıktır. Mesela şeytan mert değildir, kahpedir. Yani o yönüyle ayrılır. Onun için münafık en derinindedir Cehennemin. Şeytanlarla birlikte, beraber haşr oluyorlar zaten. Yani Kuran’ı incelediğimizde bunu görürsünüz yani çok kapsamlı olarak bakın. Bir de münafıkların hayatına bakın aynıdır. Mesela alimdir şeytan. Müthiş bir bilgiye sahiptir. Münafıklar da müthiş araştırmacıdır. Detay detay her şeyi araştırır. Mesela şeytan girift yönleri çok iyi bilir. Münafık da girift yönlerden yaklaşmaya çalışır, mesela insanların zaafı olduğunu düşündüğü noktalardan. Çünkü kendi münafık, ruhunda bakıyor, “nedir benim istediğim?” diyor. Mesela soruyor kendine. İtaatsizlik mesela, itaatsizlik olduğunu düşünüyor. Mal hırsı olduğunu düşünüyor. Sıkıştığında da Allah’tan korktuğunu, Allah’a bağlı olduğunu fakat kendisinde bir suç olmadığını söylemek şeklinde. Fakat Hz. Adem (a.s.) bu oyunu fark etti tabii. Çok yüksek ruhlu bir insan, üstü başı açılınca, doğal ihtiyaçlarını gördü, ağladı. Yani olayın şiddetinden. Çünkü Cennette yoktu bunlar. Bir de baktı ki doğal ihtiyaçları var. Çok acayip bir durum olmuş oldu tabii. Mesela acıkıyor, susuyor, banyoya gidiyor, çok acayip bir durum, üşüyor, sıcak var. Oradan oraya geldiği için dünyaya. Bak aradaki fark o bile yetti. Yani Cennetle dünya arasındaki fark bile ona yetti. Dünya adeta Cehennem gibi oluyor tabii Cennete kıyasla. Acayip bir durum olmuş oluyor. Ve çok esaslı bir tevbeyle tevbe etti ve Peygamber oldu biliyorsunuz İnşaAllah. Havva annemiz de veli, evliyadır. Çok muhterem bir insandır. O da tam tevbe etti ve Allah’a tam kul oldu. Allah da yardım etti. Ama münafık çok kararlıdır. Allah onun için diyor ki bakın; “onların kalpleri parçalanmadıkça asla vazgeçmezler” diyor. Münafık apayrı bir şeydir. Asla ve asla, manyak, ne yaparsan yap, evir çevir manyak, tepesi üstüne getir yine manyak, ayakları üstüne bastır yine manyak, durur durur deliliğini yapar. Zaman zaman da evliya gibi, hakikaten pişman üslubu yapar. Mesela diyor; Ahirette, Cehennemde, “ben Allah’tan korkarım” diyor. Mesela Şeytanın böyle bir üslupta bulunması şok bir açıklama değil mi? Hayret edilecek. Ömrü boyunca iblislik yapmış, sonra da “Ben Allah’tan korkarım” diyor. Bir açıklama daha yapıyor, o da şok açıklama, çok şaşırtıcı “ben sizi davet etmedim” diyor. Allah Allah kim yaptı o zaman, değil mi? “Sadece ben söyledim siz de icabet ettiniz” diyor. Hayır doğru hakikaten öyle söylüyor onun bir gücü yok. Ama o zaten yapsınlar diye uğraşıyor. Yani yapmaması için söylemiyor ki onu yapsınlar diye söylüyor. Ama bak, buna rağmen hakikati biliyor.
Mesela şeytan Mehdi (a.s.)’yi bilir. Peygamberin, Peygamber olduğunu bilir. Münafıklar da bilir Peygamber olduğunu ama uymaz. Çok acayiptir bu. Mesela diyorlar; Peygamber(s.a.v.)’in yanında “sen Allah’ın resulüsun” diyorlar. Biliyor aslında ama müthiş bir öfke var içinde kin var. Şeytani bir ruhla yapmıyor. İtaat etmiyor. Çok şaşırtıcıdır yani böyle çok derindir manyaklığı münafığın ve şeytanın. Ama Mehdi (a.s.) anti-şeytandır, anti-iblistir, anti-deccal’dir. Onun için Mehdi (a.s.) devrinde şeytan öldürülüyor. İlk defa böyle gerçek anlamda çöktürülüyor, inşaAllah. Bütün dünyada çöktürülcektir. Ve herkes iman ediyor, Hz. İsa Mesih (a.s.)’in yardımıyla inşaAllah. Aslında ayette tabii ezberden söylediğim için ayetleri teker teker okursak şeytanla ilgili ayetleri, oradaki detaylardan münafığın karakterini çok daha sarih görürüz. Çok daha kelime kelime açıklanması çok önemlidir inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ:Hocam biraz önce bahsettiğiniz bu sitede, “sorularla risale” isimli sitede böyle bir başka orjinal bir mantık daha varmış. Uygunsa onu da söyleyeceğim.
ADNAN OKTAR: Oku bakayım.
TARKAN YAVAŞ: “Risalelere bir bütün olarak baktığımızda, Ahir zamanda ortaya çıkacak olan zat üç vazifeyi birden ifa edecektir. Yani iman, hayat ve şeriat dönemlerinin üçü de bu zatın eliyle gerçekleşecektir.”
ADNAN OKTAR: “Keza yine risalelerin bütünü ile bakacak olursak”, bana da geldi. “O zat her ne kadar bir şahıs ise de, yapacağı faaliyetlerden anlaşıldığı kadarıyla şahs-ı manevi ile çalışacaktır. Tıpkı şirketlerde olduğu gibi.” Oh maşaAllah, şimdi şirketlere olay intikal etti. “Şirketin başka şubeleri açılır, o şubenin başında bir müdür olur ve çok da hizmet eder. Ancak başarı ifade edilirken şirketin ismi ön plana alınır. Şahıslar görülmez, hatta bazen şirketin asıl sahibi olan patronda görünmez, tanınmaz. Kimse patronu tanımaz.” Yani Mehdi (a.s.)’yi tanımamak gerekiyor anlamında. Şirketin patronu olarak görüyorlar Mehdi (a.s.)’yi, “Mehdi (a.s.)’yi tanımaya gerek yok” diyorlar. “Tanımaz kimse patronu tanımaz ama şirketin ismini çok iyi bilir. Mehdiyete de manevi bir şirket olarak bakabiliriz. Bu Mehdiyet’in temsilcisi de Mehdi (a.s.)’dir”. “Mehdi (a.s.) de Bediüzzaman’dır” diyorlar. Şirket de devam ediyor, ama şirket şu an bölünmüş şubelere ayrılmış oluyor yani arada bir parçalanma olarak da. Dolayısıyla “Hz. İsa (a.s.) da zaten pencereden çıktı. Bediüzzaman’la beraber namaz kılıyordu. Pencereden çıktı gitti, ağabeyler de onu gömdü. O da şirketin sahibi olduğu için fazla da onu anlatmaya gerek yok” diyorlar. Kardeşim bak, bu paniğe Müslümanlar dikkat kesilsinler. Yani burada bir fevkaladelik var. Bu Mehdi (a.s.)’den bu kadar çekinilmesinin altındaki harika yapıyı araştırsınlar. Bakın televizyon kanalındaki paniğe baksınlar, kimleri ortaya çıkarıyorlar. Kaç tane profesör, kaç tane alim denen şahsı Mehdiyet için ayaklandırdılar. Hoca denilen kişileri ayaklandırdılar, Mehdiyet konusunu kapatmak için. Muazzam bir panik var. Bakın benzetmelere bak artık patron, şirket bilmem ne değil mi? Demin okuduğumuz izahlar, akıl almaz izahlar yani yaklaşık 20’yi buldu şu an. Yani Mehdiyet’in örtbas edilmesi için anlatılan izahlar, dediklerimizin doğru olduğunun apaçık delili olmuş oluyor, bunlar. Kardeşim peki patron olarak gördüğün Mehdi (a.s.) bu kim? Bunu söyle, değil mi? Bak diyor ki; ne diyor? “Şahıslar görülmez, hatta bazen şirketin asıl sahibi olan patron da görülmez, tanınmaz. Kimse patronu tanımaz.” Ben tanımak istiyorum, değil mi? Ne mahsuru var. Kimmiş söyle, değil mi? Şirketin sahibi söylenmezmiş. Ne mahsuru olur? Değil mi? Bu korku niye, panik niye, bu üslup? Yani bu hallere düşmenin alemi ne?
TARKAN YAVAŞ: İnşaAllah Hocam. Bu konuyla ilgili bir seyirci sorusu vardı, Hocam uygunsa okuyacağım. “Hocam hadislerde Mehdi (a.s.)’nin saçı, sakalı, fiziği, yanak beni, sırtındaki mührü anlatılıyor. Şahsı manevinin saçı, sakalı var mı soralım o kardeşlerimize” Reşat diye yazmış.
ADNAN OKTAR: Bak Reşat kardeş, diğer kardeşlerimizde burada olayın, Allah aşkına dikkatli baksınlar. Çok büyük bir olay var. Çok çok büyük. Koskoca televizyon kanalları ayaklandı Türkiye’de Mehdi (a.s.) konusunu örtbas etmek için. Bu konuda görevlendirilen profesörler, ilahiyat profesörlerinin haddi hesabı yok. Yani çok büyük bir liste verebilirim. Kitaplar basılıyor, konferanslar, toplantılar yapılıyor. Yani muazzam bir panik var Mehdi (a.s.) konusunda, bakın buradaki üslubu görüyor musunuz? Demin ki üslubu da gördünüz. Bediüzzaman defalarca zat, şahıs, o kişi, belirtilen kişi şeklindeki ifadelerden, “bu kişilerin çok fazla olduğu ortaya çıkıyor. Buradan bunun şahs-ı manevi olduğu, dolayısıyla Mehdi (a.s.)’nin olmadığı anlaşılıyor” diyor. Yani böyle bir mantığa inanan bir insan nasıl olur? Ve buna inanacağımıza inanan insanlar var. Bakın bunu yazıyor adam sitede ve Türkiye’de insanların buna inanacağına inanıyor. Böyle bir olağanüstü durum var. Bu Mehdi (a.s.)’nin zuhur ettiğinin apaçık alametidir. Bakın ne diyor? Çok acayip. Hangi site bu bunu söyleyen?
TARKAN YAVAŞ: Sorularla risale.
ADNAN OKTAR: Bak, “hatta bazen şirketin asıl sahibi olan patron da görülmez” bak Mehdi (a.s.) için söylediği lafa bakın. “Tanınmaz, kimse patronu tanımaz” yani Mehdi (a.s.)’nin tanınmaması gereken bir insan gibi tarif ediyorlar. “Ama şirketin ismi çok iyi bilinir” diyor. Yani ne için? Peygamberimiz (s.a.v.) Mehdi (a.s.)’yi müjdelerken, biz tanımayalım mı diye anlattı? Saçını, sakalını, boyunu, posunu, alametleri, biz o kişiyi bilmeyelim mi diye belirtti? Abdülkadir Geylani bilinmiyor muydu? Şirketmiydi Abdülkadir Geylani, İmam Rabbani şirket miydi? Bu ne biçim üslup? İmam Rabbani vardı, talebeleri vardı, şahs-ı manevisi vardı. Ama İmam Rabbani vardı, değil mi? Ve herkes de biliyordu. Bilmiyor muyuz biz? Abdülkadir Geylani’yi biz bilmiyor muyuz? Bak ne diyor. Yani Mehdi (a.s.) niçin bilinmemesi gerekiyor? Bütün gelen mücedditler, müçtehitler biliniyor, Peygamberler biliniyor da, bir tek Mehdi (a.s.)’nin bilinmemesi niye gerekiyor? Niye, değil mi?
Bir başkası çıkıyor diyor ki; “Mehdi (a.s.)’ye inanmamak çok anormal oluyor, ehl-i sünnet inancına göre, sapkınlıktır. Mehdi (a.s.) şu an faaliyet halinde” diyor. MaşaAllah, dedim, ne kadar akıllı kardeşim. “Hz. İsa (a.s.) da şu an faaliyet halinde” diyor. Dedim, acaba bizim kitaplarımı okudu, dedim. “Bu bilinmeyecek bir şey değil, bunu inkar etmelerine ben şaşıyorum, hayret içinde kalıyorum. Bak, ben bunu bir netleştireyim de insanlar bir anlasınlar. Şu an Mehdi (a.s.) de, Hz. İsa (a.s.) da Dabbet’ül arz’ın gövdesinin içerisinde görev yapıyorlar. Her ikisi de ölmüştür. Mehdi (a.s.) de, Hz. İsa (a.s.) da ölmüşlerdir. Dabbet’ül arz denilen bir kişi vardır şu an faaliyette” diyor. Herhalde mübarek o, anladığım kadarıyla. “Onun bedenine girmişlerdir” diyor. Üç kişi aynı anda; o kişi yani Dabbet’ül arz denilen kişi, Dabbet’ül arz’ı merak edenleri, gir internette bir göstereyim isterseniz. Sakallı falan bir adam. Nur talebesi ve muazzam hakim Risale-i Nur’a. Dabbet’ül arz denilen bu şahsın içine girmiş Mehdi (a.s.)’nin ruhu. İsa (a.s.)’nın ruhu da girmiş. Dolayısıyla “hayattadırlar şu an. Niye inkar ediyorlar, ben anlayamıyorum” diyor. Aynı biz nasıl söylüyoruz ya. “Hayrettir ya” diyor.
Yani bakın, nereye baksak harikayla karşılaşıyoruz. Bir kısmı diyor ki; “Risale-i Nur Külliyatı, kitaplar Mehdidir. Mehdi (a.s.) diye bir şey yoktur” diyor. Bir kısmı, “şirket gibi” diyor, baksana burada. Yine burada hiç olmazsa; “şirketin patronu var da ama görünmemesi gerekir patronun” diyor. O yine bir yerden kabul etmiş, bu. Ama görünmemesi şartıyla patronun. Bak, “tıpkı şirketlerde olduğu gibi. Şirketin başka şubeleri açılır.” Bölünmeyi de şubelere alıyor. Nur talebeleri aralarında bölünüyorlar ya, o da şirket şubesi olarak alıyor, anladığım kadarıyla. “O şubenin başına da bir müdür olur ve çok hizmet eder. Ancak başarı ifade edilirken şirketin ismi ön plana alınır, şahıslar görünmez. Hatta bazen şirketin asıl sahibi olan patron da görünmez, tanınmaz. Kimse patronu tanımaz.” Ben tanımak istiyorum, Peygamberimiz (s.a.v.) müjdeliyor. Boyunu, posunu tarif ediyor, geleceği vakti tarif ediyor. Şu ana kadar, gelmiş geçmiş hangi Mehdi, hangi mürşid tanınmamış da, Mehdi (a.s.)’nin tanınmaması gerekiyor? Bu paniğin, harikalığını Müslüman kardeşlerimiz izlesin. Mesela bir Risale-i Nur sohbet toplantısında Mehdi (a.s.)’den bahis yapılamıyor. Açtırmıyorlar, okutturmuyorlar. Bu Mehdi (a.s.)’nin geldiğinin alameti değil midir? Yorum yapamazsın. Okumayacaksın yani. Yorum da yapmayacaksın. Yaparsan onu da şirket tarzında yapman gerekiyor. Yani akıl almaz bir panik, adeta bir kısmının üslubu neyse söylemeyeyim de, akıl almayacak bir şekle geldi. Bu panik, nedir bu?
Bak Cübbeli önce “570 sene” dedi, sonra panik oldu, geri çekti, “200 sene” diyor. Bir türlü ayar tutturamadı. Adam bir ileri, bir geri, ne yapacağını şaşırdı. Önce diyor ki; “Mehdi (a.s.) şu anda da gelebilir, her an gelebilir” diyor. Sonra da dedi ki; “570 sene sonra gelebilir” diyor. Bak 570 seneyi fazla gördü, “200 sene” diyor, onu da şey yaptı “Bir dahaki yüzyıla gelebilir, ama bu yüzyılda gelmez” diyor. Yani bütün mesele; şu andan kurtarmaya çalışıyorlar, bu yüzyılda.
Bir alim, büyük bir Hocaefendi vardı, müthiş bir şeyh efendi; Mehdi (a.s.) için Türkiye’yi ayağa kaldırıyordu, 1980 öncesinde. Mehdi (a.s.) için çok büyük hazırlıklar yaptılar gelecek diye. 81, 82, 85 gibi, 86 gibi, Mehdi (a.s.) fitnesi diye ortaya çıktı. “Mehdiyeti sakın ağzınıza almayın, bir fitnedir. Mehdiyet diye bir şey yok” dedi, 87 gibi. Hocaefendi ne gördün sen? Neyin farkına vardın sen? Değil mi? Sen ne zannediyordun da ne oldu yani? Cübbeli yeri göğü yıkıyordu Mehdi (a.s.) çıkacak diye ve “adamın maddesine dokunacak, herifin. Herifin ağrına gidecek, kabul edemeyecek herif” diyor. “Çünkü onunla çatışacak” diyor, anlatıyor. Bak şimdi bir anda hopladı, 570 sene sonrasına. Bir türlü, bak 200 sene ona da fren tutturamıyor, Birde yüz yıl başına aldı, şu an kararsız. Ne yapacağını bilmiyor. Hani her an çıkabilirdi? “Ya Rabbi, bizi kavuştur” diye yalvarıyordun. Niye dua edemiyorsun?
-VTR-
ADNAN OKTAR: Bak başınıza gelecek demiyor, başımıza gelecek. Bu da başımıza gelecek” diyor.
TARKAN YAVAŞ: Hocam bu konuyla ilgili bir dinleyici sorusu vardı inşaAllah. bu arada biraz önceki sitenin tam ismi, Sorularla Risale-i Nur inşaAllah. “Selam Hocam.”
ADNAN OKTAR: Selam.
TARKAN YAVAŞ: “Geçenlerde internette Cübbeli Hoca’nın sohbetini dinledim. Hz. Mehdi (a.s.)’nin yüzyıllar sonra geleceğini, deccalin de çıkışına daha yüzyıllar olduğunu iddia ediyordu.”
ADNAN OKTAR: Bak yeniden değiştirdi fikrini.
TARKAN YAVAŞ: “Peki Hocam eğer deccal çıkmadıysa, Müslümanlar neden bu kadar acı çekiyor ve eziliyorlar. Ateistlik, komünizm, Darwinizm neden böyle yaygın? Dünyada Darwinist ideolojinin hakim olmadığı yer neredeyse kalmadı. Hercümerc, fitne her yeri sarmış. İnsanlar birbirlerinden uzak, yaşlıya saygı, çocuklara şefkat kalmamış. Eğer deccal daha çıkmadıysa, daha sonra çıkacaksa, bütün bunlar yeniden mi olacak Hocam? Zaten işgal altındaki Müslüman topraklar yeniden mi işgal olacak? Halihazırda esir konumundaki inançlı insanlar bu kez daha nasıl esir edilecekler? Yasemin Karapınar.”
ADNAN OKTAR: Yani Cübbeli’ye göre şehit edilen Müslümanlar bir daha şehit edilecek. İşgal edilen ülkeler, işgal etmiş adam, diyecek ki; “bu işgal olmadı, bir daha yapalım.” Prova yapar gibi tanklarla bir daha gelecekler. Zaten işgal etmiş. Ateizm dünyayı %80-90 oranında kaplamış. Deccal ne yapacak, zaten ateizmi getirmeyecek mi? Ateist adama “sen yeniden ateist ol” mu diyeceksin? Yani “senin ateistliğini beğenmedim, bir daha mı ateist ol” diyecek deccal? Ne diyecek? Deccalin en son istediği bu değil mi? Adamın ateist olması değil mi? Zaten adam ateist, tamam olmuş. %90 dünyayı kaplamış zaten, değil mi? Adama, ne diyor deccal, ne diyecek? “Ben geldim” diyecek. Eee! “Sen ateist ol” diyecek. Adam diyecek;” ben zaten ateistim” diyecek, değil mi? Bunu akledemiyor. Deccal gelince bunun üzerine yapacağı bir şey yok ki zaten, olmuş zaten. Deccaliyet gözüne yapışmış. Farkında değil. Üstünü, başını her yerini sarmış, farkında değil, haberi yok. Deccal zulüm yapacak, yalan söyleyecek, ortalığı birbirine katacak. Müslümanları esir edecek. İslam’ın yaşanmasını engelleyecek. Şefkati, merhameti engelleyecek. Bunların tamamı oldu mu, olmadı mı? Bir daha bunun nesini yapsın adam? Değil mi? Kardeşim şimdi, deccal geldiğinde camı kıracak diyoruz mesela. Deccal kırmış camı, bir daha mı kıracak? Değil mi? Olmuş zaten. Bunun farkında değil Cübbeli. Ballandıra ballandıra anlatıyor. Senin anlattığının on misli, yüz misli zaten oluşmuş durumda zaten. Deccal gelince bunu yapacak dediğin konuların, anlattığının yüz misli olmuş durumda. Haberi yok.
Akşam sohbet ediyorduk bir kardeşimizle, bu konuyu anlatmıştım. Hoşuna gitmiş demek ki, bize soru olarak göndermiş, maşaAllah.
Münafıklığı ben zaten çok geniş işleyeceğim. Onunla ilgili iki cilt kitap hazırlıyorum. Münafığın ruh halini yani derin analizini yapıyorum. Çünkü diğer kitaplarda doğrudan düz anlatım vardı, yani düz görünüm vardı. Şimdi bilinçaltındaki yapısı, ruh hali, yansımalar, sahabe devrinden, günümüze kadar münafıklık nasıl eylem halindedir, bunu anlatacağız. Bediüzzaman bu konuyu çok hayati bir konu olarak ele almış. Zaten Kuran’da da en hayati düşman olarak münafık gösterilir. Mesela kafirin vasfı; merttir kafir, açıktır, bellidir yani. Risk açısından münafık milyonlarca kez daha tehlikelidir kafirden. Kıyas olmaz ve milyonlarca kez daha aşağılıktır. Kıyas edilecek gibi değildir. Ben ölçü olsun diye milyonlarca diyorum, kıyası mümkün değildir. Allah bilir kıyası. Fakat kardeşlerimiz, özellikle Nur talebeleri içerisinde ve diğer cemaatlerde, bazı yerlerde de bu Mehdi (a.s.) paniğinin üzerine gitsinler. Hoşlarına da gidecektir. Bir baksınlar; yalan söyleyenler, çarpıtanlar, korkudan konuşturmayanlar, yanlış anlayanlar yani muazzam bir paniğin olduğunu göreceklerdir. Hz. İsa (a.s.)’dan bahsettiklerinde nasıl ellerinin ayaklarının boşaldığını göreceksiniz, nasıl panik olduklarını. Hz. İsa (a.s.) öldü-bitti diyenlerin ruh hallerini bir izlesinler, görsünler. Ama bunun laboratuvar gibi görüleceği yer, Nur talebesi olan bir kısım kardeşlerimizdir. Bu konuyu şuurlu bilenler de var samimi değerlendirenler, onları tenzih ederim. Saflığından, cahilliğinden yapanları da tenzih ederim. Ama hin olanlar var, çok hin olanlar var. Onları aklıyla, bilgisiyle kardeşlerimiz etkisiz hale getirmekle mükelleftirler. Yani bu yalanları söylemelerine müsaade etmesin kardeşlerimiz. Yani akıl almaz; benim şu ana kadar tespit ettiğim, otuza yakın yalan söylüyorlar bu konuda. Mesela, Bediüzzaman bunları o kadar mükemmel kitlemiş ki, yani yapacakları hiçbir şey yok. Çok heyecan verici bir durum, çok.
Bak diyor ki Bediüzzaman; “Her asırda hidayet edici, bir nevi Mehdi (a.s.) ve müceddid geliyor ve gelmiş.” Hangisi bunları şirket gibiydi ve gizliydi? Bir tanesi bile gizli olmuş mu? Ama bak, “fakat her biri üç vazifelerden birisini, bir cihette yapması itibariyle, Ahir zamanın Büyük Mehdi (a.s.) unvanını alamamışlar.” Bunların da kafaya taktıkları Büyük Mehdi (a.s.), bunu gizlemenin peşindeler. Şirkete benzetiyor, şahs-ı maneviye benzetiyor, ruha benzetiyor ama illaki kurtulacak. Bak onlara söyleyeyim, asla kurtulamazlar. Mehdi (a.s.)’nin kaderinde yok, inşaAllah. Bediüzzaman diyor; “siz görmezden gelseniz, anlamazdan gelseniz de, 2010’da yüzünü göreceksiniz” diyor. Değil mi?
Kurtuluşları yok. Hz. İsa Mesih (a.s.)’i de görecekler, Mehdi (a.s.)’yi de görecekler.
Sen bir ayet oku.
SERDAR DAYANIK: Hocam uygun görürseniz bir ayet vardı, bu sizin anlattığınız konuyla ilgili. Hem münafıkların özelliği hem de şeytanla olan iş birliğine işaret ediyor inşaAllah. Bakara Suresi, 14. ayet. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım: “İman edenlerle karşılaştıkları zaman, ‘İman ettik’ derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise, derler ki; ‘şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz’ derler”.
ADNAN OKTAR: Yani böyle bir manyak ruhu vardır. Zaman zaman hakikaten Müslümanca da konuşuyor. Mesela pişman olmuş ifadesi de kullanıyor münafık. Ama arkasından münafık krizine girer, saldırganlaşır-azgınlaşır yine pişman olmuş gibi bir üslup kullanıyor. Görüyoruz bunu Kuran’da. Onun için Müslüman münafığın ruh halini çok iyi kavrayacak. Münafığın avantajını sıfıra indirmek lazım. Yani sinsi ve gizli olduğu için avantajlı oluyor ama bütün sinsiliği ve gizliliği iyice açığa çıkarılıp böyle tam deşifre edilirse, münafığın kolunu, kanadını kırmış oluruz. Bizim yapacağımız da bu işte. Yani halini, tavrını, alametini, oyunlarını, taktiklerini bütün Müslümanlara anlatıp münafığı felç edeceğiz yani onun gizlenme gücünü kıracağız. En azamiye indireceğiz. Ama buna rağmen gizlenir. O ayrı mesele. Ama biz yani onu böyle iyot gibi açığa çıkartmak için uğraşacağız, inşaAllah.
SERDAR DAYANIK:Bediüzzaman Hazretleri de müjdelemiş inşaAllah Hocam, siz daha iyi bilirsiniz, “Mehdi (a.s.)’nin önemli çalışmalarından bir tanesi de münafıklara yönelik olacak ve onları tam etkisiz hale getirecek” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır” diyor, tabii. Cereyan-ı münafıkane. Üstad zaten asıl hedefi süfyaniyettir Mehdi (a.s.)’nin görevi. Süfyaniyet ve deccaliyettir. Süfyaniyete zaten “cereyan-ı münafıkane” diyor. “Küfr-ü nemrudane” diyor. Yani bir küfr-ü nemrudane. Hem Mehdi (a.s.), küfürle mücadele ediyor hem münafıklıkla mücadele edecek.İki tane görevi var. Hz. İsa Mesih (a.s.) de ona yardımcı oluyor. Yani Mesih Deccal ile de uğraşıyor, Süfyan Deccalle de uğraşacaktır Mehdi (a.s.). ama Mesih Deccalin yok edilişinde Hz. İsa Mesih (a.s.) yardımcı oluyor Mehdi (a.s.)’ye, tamamen yok edilişinde. Tam imhasında yardımcı olacak yani dünyadan tamamen silinmesinde. ”Çünkü ayrı ayrı iken, nasraniyet ve Müslümanlık ayrı ayrıyken küfre karşı mağlup olurken, birleşme istidadındayken, yenecekleri için yani yenme gücünde oldukları için. Bu azim birleşme sonucunda küfre galebe edecekler” diyor. Yani “Hıristiyanlarla Müslümanlar ayrı ayrıyken galip olamazlar. (Bediüzzaman) Birleştiklerinde mağlup edecekler deccaliyeti” diyor. Şimdi oraya doğru gidiyoruz. Ama işte evanjeliklerin üzerinde çok durmak gerekiyor. Tek Allah’a inanmalarını sağlayacağız inşaAllah. Ondan sonrası tamamdır, ondan sonrası Mesih (a.s.)’te, Allah’ın izniyle.
Ne yapıyoruz, harunyahya.tv’den devam mı ediyoruz?
SUNUCU:İnşaAllah.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...