SUNUCU: Yayınımıza, programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Berkerim ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER: Hocam nasıl uygun görürseniz. Günlük gazete haberlerini görmek isterseniz gösterebilirim, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir şey anlat, sen başla bakalım.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Erbakan Hocamız’ın açıklamasından bahsetmiştiniz Hocam siz, biraz evvel. Parti kuracak diye söylemişler, olmayacağını ifade etmiş, onunla ilgili haber var. Fatih Altaylı ile ilgili bir köşe yazarı hanımefendi, Cübbeli Ahmet Hoca’yı çıkarmasını çok anlamlı gündem şeklinde Hocam. “Niye çıkartıyor?” diyor.
ADNAN OKTAR: Oku bakalım baştan sona kadar oku, ne diyor?
ALTUĞ BERKER: “İnsanları dinden soğutmanın çeşitli yolları vardır, Fatih Altaylı da görünen o ki değişik bir yol bulmuş” diyor Hocam.
“Başka türlüsüne inanmakta zorlanıyorum. Yoksa Altaylı gibi akıllı, bilgili, yıllarını gazetecilik yaparak geçirmiş birinin Cübbeli bilmem ne Hoca isimli, hiçbir söylediği” bazı söylediği diyelim “bazı şeyleri karşısına alıp, hem de söylediklerini ilgiyle, dikkatle dinliyor gibi ekrana çıkartmasının, cevaplarını tek kaş havada dinlediği sorular sormasının ve adamın acınası durumunu milyonlarla paylaşmasının başka bir nedeni olamaz” diye devam ediyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam ekrandan kaldır, sen oku oradan, merak ettim nasıl bir şey demiş.
ALTUĞ BERKER: Tamam Hocam, inşaAllah.
“Sayın Altaylı, Ramazan geliyor. Ve maalesef ülkemizin hiç kapanmayan yaralarından birisi medyanın çanak tutmasıyla daha da kanayacak bu yıl yine. "Müzik, resim günahtır" diyenler, "çocuğunuza Muhammed, Ayşe isimlerini koyarsanız Cennete gider" diyenler, ojeyi, kıyafeti, saç tokasını namaza karıştıranlar, namaz kılınan odadaki aynaya kafayı takanlar, Allah’ın yarattığı canlıları beslemeyi, bakmayı günah olarak kabul edenler, kadını zayıf, muhtaç, alınır, verilir bir mahlûk olarak görmenin yanı sıra bir de şeytanın işbirlikçisi ilan edenler, Kur’an’da tek bir satırına bile rastlayamayacağınız onlarca benzer fetvayı Allah’tan korkmadan savurup duranlar yine ekranlardaki yerlerini alacak, yine sabahlara kadar asıl günah olan "Allah adına yalan söylemeye" devam edecekler. Ve Diyanet’imiz bu yıl da yanlış yönlendirmelere, insanları dinden soğutan inanılmaz konuşmalara çıtını bile çıkartmayacak.
Ülkemizin en ciddi yaralarından birisi de bu maalesef. Herkes aklına her geleni, Kur’an’da hiçbir karşılığı olmayan, tamamen bir takım "nev’i şahsına münhasır inançları" diğerlerine empoze etmeye çalışıyor.
Teke Tek gibi "düzeyli" kabul ettiğimiz program bile sakalları dizlerine inen, söylediklerinin dörtte üçü dinle, kitapla hiç ilgisi olmayan bilmem ne Hoca diye bir adamı kaale alıp saatlerce konuşturursa insanlar korkarlar tabii. Aynı programı durup durup, tekrar ekranlara getirmesini Fatih Altaylı’nın din karşıtı dünya görüşüne veriyorum. Öyle olmalı ki böyle bir ismi ekrana çıkarttığı yetmiyormuş gibi bir de akla mantığa sığmaz yüzlerce cümlesini halka tekrar tekrar dinletiyor. Yoksa, dinimizin gerçek, hurafelerden arınmış yüzünü tanıtmak istese ne kadar hoş isimleri konuk edebilir.
Dinle ilgili bir şeyler öğrenmek istiyorsanız önce girersiniz bir kitapçıya, bir tane Kur’an alırsınız. Onu eve getirince dolap üstü gibi yüksekçe bir yere koymanın ibadet anlamına gelmediğini bilir, alır elinize okumaya başlarsınız. Herhangi bir kitap gibi. Herhangi bir saatte, herhangi bir kıyafetle. Ama mutlaka anlamak isteyerek. Saçma sapan onlarca diziye, onlarca kitaba ayırdığınız vaktin küçücük bir kısmıyla, hemen her söyleme "sorun" olarak giren dinimizin ne olduğunu öğrenmeye çalışırsınız. Herşey bir yana en azından birisi karşınıza geçip dinle ilgili atıp tutmaya başlarsa söyleyecek iki çift sözünüz olur. Hele hele halktan biri olmanın yanı sıra halka hitap eden birisi iseniz.
Keşke doktorlar için geçerli olan Hipokrat yemininin bir benzeri de gazeteciler için uygulamaya konsaymış. Keşke medya insanlarına "bilerek, isteyerek halka yalan söylememek ve söylenmesine izin vermemek" üzere bir yemin ettirilseymiş. Gerçi yemine inanan için tabii.”
ADNAN OKTAR: Yazı bu kadar?
ALTUĞ BERKER: Yazı bu kadar Hocam, evet.
ADNAN OKTAR: Hanımefendinin ismi ne?
ALTUĞ BERKER: Esra Uçar Hanım, Bugün Gazetesi.
ADNAN OKTAR: Tabii Esra Hanım şöyle dese daha güzel olurdu, böyle anlatımdansa. Kuran’a tam tabi olalım, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sarih, açık sünnetlerine tam tabi olalım, Asr-ı Saadet gibi yaşayalım, sahabe devri gibi olsun dese, derli topluca tam olurdu. Biraz detaya girmiş, detaya girince, yanlışlıklar da olabilir, eksiklikler olabilir, fazlalıklar olabilir. Onun için en güzeli budur, Ehl-i Sünnet’e tam temessük edilmesi, Asr-ı Saadet gibi olunması. Bu da Mehdi (a.s.) devrinde olacaktır, inşaAllah. Ama Cübbeli’nin hakikaten anlatımları geniş çaplı tahribat meydana getiriyor. Çok geniş çaplı tahribat meydana getiriyor. Onu düzeltmek için de biz uğraşıyoruz. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Başka bir gazete haberinde Hocam, “Bir dinin gizemi çözülüyor” diye bir haber var. “Son dönemde en fazla dikkat çeken gelişmelerden biri ise” diyor haberde, “ bir süre önce Siyon Dağı’nda keşfedilen ve üzerinde “Rab (Hz. İsa), geri döndüm” yazan iki bin yıllık bir kupanın bulunması oldu.”
ADNAN OKTAR: Nasıl? Bir daha söyle bakayım.
ALTUĞ BERKER: “Rab (Hz. İsa), geri döndüm”
ADNAN OKTAR: Yani Allah’a hitap ediyor “geri döndüm”?
ALTUĞ BERKER: Evet, “yazan iki bin yıllık bir kupanın bulunması oldu. Arkeologları şaşırtan şey, bu sözün Ölü Deniz Parşömenleri’ndekine benzer bir kod ile yazılmış olmasıydı” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: İki bin yıllık?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hayret. Acaba Hz. İsa (a.s.)’nın kendi yanında götürdüğü kupa olabilir mi o? Beylik eşyalarıyla gelecek çünkü Hz. İsa (a.s.). Tabii, üzerindeki kendi tarağı, beylik eşyaları, yanındaki bir parça parası. İki bin yıllık olması çok şaşırtıcı. Ona bir bakmak lazım. Önemli bir olay bu. Çünkü Allah’a hitap ediyor, “geri döndüm” diyor. İki bin yıllık olması da çok manidar. Yani pek açıklanacak gibi değil. Çünkü İsa (a.s.) zamanı olmuş oluyor bu. Hz. İsa (a.s.) hayattayken veyahut göğe alındığı döneme ait bir şey. İki bin yıllık olunca. Yanındaki eşyaları ben söylemiştim, onlar incelendiğinde iki bin yıllık olduğu anlaşılacak. Tarağı, parası, mendili, yanındaki beylik eşyalarıyla beraber alındı, göğe alındığında. Yani kıyafeti falan hepsi. Ayakkabısı, ayak arasından geçen bir sandaleti vardı, onunla beraber alınıyor. O sandalet de incelendiğinde iki bin yıllık olduğu anlaşılacak. Kıyafeti, inşaAllah. Ama bu çok acayip, bunun üzerinde çok durmak lazım.
ALTUĞ BERKER: Daha evvel söylemiştiniz, Prof. Dr. Hatemi Hocamızın “Mehdi (a.s.) İstanbul’da ortaya çıkacak” diye konuşması olmuştu Hocam, inşaAllah. Bir kitabında da ondan bahsediyor Hocam. İnsanlık ve Sevgi Dini İslam isimli kitabında, Hz. Mehdi (a.s.).
ADNAN OKTAR: Yani şahs-ı manevi olarak çıkmayacak demek ki. Ama bir Hocaefendi de, bunu haber olarak vereyim mi bilmiyorum, “daha önce iktidara geldiğimizde” diye anlatıyor, “Hak ve Hakikat Partisi Genel Başkanı Dursun Güneş çok yakın bir zamanda Mehdi (a.s.)’yi açıklayacağını duyurdu” diyor. Yani muhtemelen ilginç bir şey açıklayacak. Bak mesela Cübbeli bundan tedirgin olmuyor. Hiç kimse de tedirgin olmaz. Muhtemelen o Hocaefendi şimdi kendisinin Mehdi (a.s.) olduğunu söyleyecek. Hakikaten de kimse rahatsız olmaz yani, ki en az bin, iki bin, üç bin, beş bin taraftarı vardır, en az. Risk olarak kimse görmez. Dolayısıyla Cübbeli bunun için kitap da yazmaz, açıklamada da bulunmaz, hakikaten risk olarak görmüyorlar. Ama bak biz Mehdilik ile ilgili kitap yazınca, hadisleri aktarmamız bile dünyayı hoplattı, dünyayı. Hocaları, alimleri, profesörleri, bir çok cemaat böyle hop oturup hop kalktı. Daha halen de çırpınıyorlar şu an. Yani titreme devam ediyor şu an. Zangır zangır titriyor her taraf.
ALTUĞ BERKER: “Onun zuhurundan önce, ondan çokca konuşulur” diye anlatmıştınız Hocam hadis-i şerifi. Dediğiniz gibi her kanalda, her yerde o var.
SUNUCU 2: Hocam izninizle ben de bir şey söyleyebilir miyim? Hani ilk programda konuştuğumuz münafıklarla ilgili Hocam, Kuran’da da birçok ayet var, hepimizin de bildiği gibi maşaAllah. Ben de bununla ilgili bir şey söylemek istiyorum, Hicr Suresi’nin 2. ayeti, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “O inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyeceklerdir.” Hocam böyle bir ayet var.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hasretlere kapılacaklar, değil mi?
SUNUCU 2: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yobaz azgınlığında “müşrikin ve müşrikat” diyor Allah, müşriktir yobazlar. Yüzünde sevgi bulamazsın, mesela selamun aleyküm dersin, hemen kavga, hemen kavgaya; ya laf sokar ya bir iftira eder, ya bir münasebetsizlik ya bir dangalaklık ya bir gıcıklık ya bir kir, ya bir pislik. Yani muhabbeti asla kabul etmez, dostluğu kabul etmez, kardeşliği kabul etmez, estetiği, sanatı kabul etmez, affedicilik, merhamet kabul etmez. Bazı cinsler de “niye bize yobaz dedin” diye üzerine alınıyor. Ben sana diyor muyum? İşte tarif ediyorum, varsa sende bu özellik işte yobazsın. Değilse ne derdine düşüyorsun? “Bize niye yobaz dedin?” diyor. Bütün bu dediklerim, vasıflar sende ise zaten sen yobazsın. Düzelt, yani yobaz derken bu ilan-ı hal böyle gidecek değil ki, adam yobaz olduğunu anlarsa kendini düzeltir. “Asr-ı Saadet Müslümanı gibi olun” diyoruz, “sahabe dönemi gibi olun” diyoruz, inşaAllah. “Buna gayret edin” diyoruz. Olamasan da, olmaya gayret et, inşaAllah. Bizim dediğimiz bu, inşaAllah.
Böyle sevecen, sevgi dolu aileler çok güzel oluyor. O ailelerde yetişen insanlar da çok huzurlu ve sağlıklı oluyorlar. Ailede bir tane mikrop varsa bütün aileyi batırıyor. Yani hepsi huzursuz oluyorlar. Onun için ailenin fertlerinin hepsinin iyi olması çok önemli. Mesela bir psikopat babaları oluyor, bütün aileyi batırıyor. Çocuklar huzursuz, kadın huzursuz, çok canları yanıyor. Bir de yıllarca baş belası oluyor. Onun için başında önlem almak lazım, baktın hiza olmuyor, düzelmeyecek, ayrılsın kardeşim, uzatmaya gerek yok. Sabır, kardeşim sabır ama yıpratıyorsun sen çoluğu çocuğu, perişan ediyorsun. Ahlaklarına olumsuz etki yapıyor, kişiliğine olumsuz etki yapıyor. Boşandığında git gırtlağına çök, boğ demiyoruz ki biz adama, boşarsın yine ilgi alaka gösterirsin, yardımcı olursun. Ama manevi tahribat yapmasın, yazık çocuklara, yazık o kadına. Tanınmayacak hale geliyorlar bir süre sonra, acayip çöküyorlar. Psikolojik baskı dehşet bir şeydir yani.
SUNUCU 4: Zaten öyle babalar ya da öyle eşler için söylüyorum, onlar boşandıktan sonra da sanmıyorum yardımcı olsunlar, ilgilensinler. İlla kötülük yaparlar diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: Yani yok, ayrıldıktan sonra; zalim, psikopatsa tabii ayrıdır. Kanun, hukuk devleti var, önlem alınır, bir şey yapamaz yani. Hukukun iyi işletilmesi gerekiyor. Mesela bazen bir olay oluyor gece, savcı bulunamıyor. Bu çok vahimdir gece yarısı savcı bulunamaması. 12:00’de, 01:00’de falan mutlaka savcı bulunması lazım. Mesela bazı illerde savcı yok gece, akşam. Bulunamıyor. Halbuki herhangi bir olayda bile vatandaş başvuracağı bir savcı bulması lazım. Ayakta duracak yani, normal; üstü, başı, kıyafeti. Yataktan kalkarak savcı gelmez. Ara ara, savcı bulamıyorlar, olur mu öyle şey? Adam mağdur durumda kalmış gece, hazırda beklemesi lazım. Polis nasıl nöbette bekliyor, asker nasıl nöbette bekliyor, savcı da nöbette bekleyecek, inşaAllah. Çünkü vatandaş hukuka güveniyor, hukukun işlemesi için de hazırda insanlar olması gerekiyor. Ama tabii asıl sorun ilk baştan olayı sağlama almak lazım. Allah’tan korkandan zarar gelmez. Akıllı insan seçilmesi, Allah’tan korkan seçilmesi lazım. Parasına tamah ediyor, Allah mahvediyor. Tipine tamah ediyor, Allah mahvediyor. Tipine bakan tiksinir bir süre sonra, iğrenir. Tiple gitmez bu iş. Parayla da gitmez, adam senin hani burnundan getirdi diyorlar ya, iflahını keser, canını yakar. Paraya tamah eden, zaten şahsiyetini, kişiliğini tamamen kaybetmiş olur. Paraya tamah edilmez. Allah’tan korkacak. Allah’tan korkana zaten Allah mal da veriyor, para da veriyor, imkan da veriyor, inşaAllah.
“Şeytandan Allah’a sığınırım, Nahl Suresi, 72. “"Size kendi nefislerinizden eşler yarattı ve size eşlerinizden çocuklar ve torunlar yarattı ve sizi güzel şeylerden rızıklandırdı. Şimdi onlar, batıla mı inanıyorlar ve Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar? " diyor Cenab-ı Allah. Darwinizm gibi bir de ruh eşi saçmalığı çıktı. Amerikan filmleri bu gericiliğin öncüsü. Ruh Allah’a aittir, ancak nefsin eşi olur. O da yukarıda ayette var. Diyanet İşleri Başkanlığı ve Hocalar gerekenleri yapmıyorlar. Tıpkı Hz. İsa (a.s.)’nın tekrar yeryüzüne geleceğini Hıristiyan dünyasına anlatamadıkları gibi, bu işleri de bu zamanda cesurca bir tek Adnan Oktar yapabiliyor.” Yani, evet doğru şimdi. Her şeyi açık açık anlatan benim birçok konuda. Ama tabii anlatanlar var ama onlardan hakikaten etkili bir ismim yani, inşaAllah. “Şu ruh eşi meselesine karşı lütfen uyarın herkesi” diyor kardeşimiz. Tamam uyarayım.
Şunu demek istiyorlar herhalde, o anlamda ruhun eşidir, bir parçası, teknik anlamda demiyordur da; yani ahlakı, kişiliği bana uygun anlamında demiştir herhalde. Çünkü ben mesela bir kadında ne ararım? Akıl, iman, Allah korkusu, güvenilirlik, derinliğin sanatta da, bilimde de, güzellikte de, her yönde gelişmiş olmasını, makul bir insan olmasını, değil mi? Kadın da bende onu arar. İşte bu sana ruh ikizi işte. Ruh ikizi denen şey budur. Yoksa hani ruh bir kalıp gibidir, getirin karşısına, ha tamam olmaz. Mesela biri ahlaksız, biri ahlaklı ama ruh ikizi, olur mu öyle şey? Birbirini boğar, atar. Olmaz. Yani boğar derken çatışma olur. Alakası yok. Şefkatli insanlar şefkatli insandan hoşlanır, efendi insan efendi insandan hoşlanır. Güvenilirlik bir kere çok hayati bir konudur. İstediği kadar kadın güzel olsun, güvenilir değilse felç olur insan. İnsan zayıf yaratılmıştır, gücü yetmez. Yani etin bir özelliği yok ki etle ne yapılır, et kemikle. İnsanın, herkesin eti-kemiği var yani, etin bir özelliği yok ki. Sevginin oluşması için ciddi Allah korkusu gerekir, Allah’ı candan sevmesi gerekir ve çok merhametli olacak. Çok makul, tutarlı bir insan olacak. Sinirlendiğinde de adaletten ayrılmayacak. Yani mesela bir genç kız için bu çok büyük bir risktir. Kız çocuğu kendisini koruyamaz ki. Adam hakikaten canım ciğerim edebiyatı yapıyor. Ama sinirlendiğinde adam manyağa dönüyor. Göz şaşılaşıyor falan, çığırından çıkıyor, çileden çıkıyor, manyak oluyor; eşyaları pencereden atmalar, bilmem ne, yaka bağır, var ya psikopatlar görüyoruz yani. Bu müthiş bir rezalettir. Müslüman en sinirlendiğinde bile çok aklı başındadır. Allah korkusuyla hareket eder ve Kuran’a göre hareket eder. Zaten sinirlenmek komik bir şey yani, acz, acizliktir yani. İnsan komik duruma düşüyor. Eli, ayağı boşalması falan komedi filmi gibi yani, bayağı garip bir şey. Zaten Müslüman’a yakışmaz, niye sinirleneceksin yani? Makul, aklı başında halledilir. Dolayısıyla tabii genç kızların gerçek, yobaz anlamında değil, gerçek anlamda dindar insanı sevmeleri çok önemlidir. Asla mutlu olamazlar ben söyleyeyim. Yok ruh ikizi bilmem ne, bıraksınlar bunları hiç alakası yok onun. Ahlak benzerliği vardır, kişilik benzerliği vardır, inşaAllah. Ama mesela psikopat bir kadın psikopattan hoşlanır, o ayrı mesele. Allah zaten Kuran’da onu açıklıyor, “müşrikin ve müşrikat,” “münafikun ve münafıkat.” Münafıklar, münafık kadınlarla oluyorlar. Müşrikin, müşrikat; müşrik erkekler müşrik kadınlardan hoşlanır. Müminin ve müminat; mümin erkekler, mümin kadınlardan. Tahirun, temizdirler müminler. Temiz insanlarla beraber olmaktan zevk alırlar. Mesela “müşrikler ancak bir pisliktir” diyor. Leş gibidirler hakikaten, acayip pistirler yani. Konuşmalarında iğrençlik vardır, dikkat edin müşriklerin konuşmalarına, hakikaten insanı tiksindirir konuştukları, iğrenirsin. Yanlarına yaklaştığında hakikaten tiksinirsin. Gerçekten eti, kemiği, her şeyi tiksindirir insanı. Bu bir mucizedir. Allah, “ancak bir pisliktirler” diyor Allah, müşrikler. Yani Allah’a şirk koşanlar. Müminler; muvahhid, Allah’a şirk koşmaktan beriler, şiddetle kaçınıyorlar. Her şeyi Allah’ın yarattığını biliyorlar. Allah da onları tertemiz kılıyor.
ALTUĞ BERKER: Allah’a vefalı olmayan, insana vefalı olmaz demiştiniz bir keresinde Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Bakıyor adamın hiç Allah’la bağlantısı yok, dinle de bağlantısı yok. İşte bir yazlıkta, Bodrum’da tanışıyor, böyle çardak gibi yerlerde falan. Onlar atom forvet gibi anoraklarla manoraklarla falan, kafada hasır şapka falan, yalın ayak, artistik hareketler falan. Gönül kuşu uçtu bir kere, bilmem ne, işte gönül kargası şuraya kondu, bilmem ne. O kargayla,çaylakla alakası olan bir şey değildir yani. Bir kere bir insan basit olmayacak, buna çok dikkat edecek, yani adilikten kaçınacak.
SUNUCU 4: Hocam ben bir soru sorabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Estağfurullah, buyurun.
SUNUCU 4: Hocam yani siz tabii ki de önce Allah sevgisi diyorsunuz ama böyle insanlara değer verip ve kopamayan kişiler için ne önerirsiniz?
ADNAN OKTAR: Aslında ruh basitliğinden oluyor. Ben bazen Facebook’a giriyorum. O vatandaşlar, onların hayatları hep ortada koymuşlar zaten; nerede ne yiyor, nerede ne içiyor falan. İşte resim çektirmiş karpuz yerken falan, böyle sululuklar. Tepesinde birisi işaret yapıyor böyle, yani kıllık üzerine kıllık, gıcıklık üzerine gıcıklık. Güya orjinal falan hareketler yapıyorlar böyle. Öbürü onun bacaklarının arasına girmiş, oradan resim çektirmiş falan. Onlarla mutlu olmaya çalışıyor, mutluluğu kıllıkta arıyor. Mutluluk samimi imandır. Bir kere, insanın beyninin rahat olması lazım. Kardeşim senin karşındaki adam üçkağıtçı, dinsiz, imansızsa; Allah’tan korkmuyorsa ve zalimliğe açıksa, Allah’ı fark edemeyecek kadar kafası çalışmıyorsa, o sana gösterdiği sevgiye sen nasıl inanıyorsun? Allah’ı fark edecek akla sahip değil, seni nasıl fark etsin adam? Allah’a karşı nankör, sana karşı niçin nankör olmasın o? Allah’a sadık değil, sana niye sadık olsun? Kendisine sadık olacağını düşünüyor ve mutluluğun otomatik oluşacağını zannediyor. Öyle bir şey olmaz, Allah verir o gücü. Yani bir insandan hoşlanmaya niyet ettiğinde, hoşlanamaz, öyle bir şey olmaz. İki et karşı karşıya geldiğinde hoşlanacak diye bir şey yok. Onun için bu hallere düşüyorlar zaten. Allah’ın özel yaratması lazım, hususi yani. Akıl işidir etkilenmek ve hoşuna gitmek. Mesela bir kadından bir insanın hoşlanması için aklını kullanması lazım. Akıl olması gerekir, yoksa etten bir şey olmaz. Helaliyse mesela gelir bakarsın, et sana bakar, sen ete bakarsın, hiçbir şey olmaz. Birçok insan etin otomatik gücü var zannediyor, etle de karşılaştığında et ona bakıyor, o da ete bakıyor, etten bir şey çıkmaz. Etin-kemiğin hiçbir özelliği yoktur. İman, imandan kaynaklanan derin akıl ve beyindeki zenginlik, sanat gücü, derin perspektif, ruhtaki o coşkulu sanat anlayışı, coşkulu o sevgi ruhu, akılda planlanır, Allah insana o gücü verir, ondan sonra ondan hoşlanırsın, ondan sonra zevk almaya başlarsın, ondan sonra onu zenginleştirirsin, kendini de zenginleştirirsin. Yoksa insan zavallı bir varlıktır, ne var insanda, iki bacağı var yani. Yani başka bir şey yok. Fakat ilkel düşünenler, otomatik gücü var mıknatıs gibi gelir, şak yapışır. Böyle bir şey yok. Ve bunun böyle olmadığını da görüyor, ondan sonra sükutauğruyorlar. Ondan sonra televizyon ekranlarına çıkıp, bilmem ne otundan size bilmem ne yaptım, falanca gazozu içerseniz şöyle olursun, hiçbir şey olmaz onlardan. Sevgiyi ot sağlamaz, sevgiyi ilaç da sağlamaz. Tutku ve aşkın kökeni bilmem ne otundan kaynaklanmaz. Akıldan kaynaklanır, sanat gücünden kaynaklanır, ruh gücünden kaynaklanır, Allah’la derin bağlantı ve Allah aşkından kaynaklanır. Onun kafada organize edilmesinden kaynaklanır. Bir insanı bir insan sevmeye karar verdiğinde, onun sevilecek yönlerini tek tek aklıyla çıkartır. Mesela çirkinlikten Müslüman aklıyla kaçınır. Mesela her kadında çirkin yön olabilir, aklı olan Müslüman oturup ona dalmaz, öyle bir şeye girmez. Bir saniye bile vakit ayırmaz öyle bir şeye. Müslüman sadece güzelliğin peşindedir. Ama küfür aklında, ahmak düz gördüğü için, o çirkinliği de yakalar ve çirkinliğe takılıyor o, sadece onu irdeler. Mesela herhangi bir kadın, bir kusur vardır, birkaç tane kusur vardır, sürekli ona kafasını yorar. Onu ima eder, açıklar falan. O da ona yapıyor tabii ve ikisi de birbirini mahveder. Ama Müslüman sadece güzelliğe odaklandığı için, sadece güzelliği görüyor ve mevcut güzelliği de daha da güzelleştirir. Ve beyninde de güzelleştiriyor, sonucunda tutku oluşuyor, müthiş hoşuna gidecek hale getiriyor ve onu devam ettirmenin aklı da var. Şimdi bazı kişilerin iradesi ve aklı zayıftır, bir noktaya kadar devam ettirebilir. Mesela hakikaten etkilenir; diyor ya adam balayı, şeker ayı, bilmem ne kaymak ayı falan, kastettikleri o. Birkaç günlük, içgüdüsel bir şey oluyor. Merak ve içgüdüden kaynaklanan bir durum oluyor, o hemen o gece ortadan kalktığı için küt düşüyor. Artık ne sevgi, ne tutku, ne muhabbet. Ondan artık kurtulmanın yolunu aramaya başlıyor. Halbuki Müslüman güzelliği katlamayı bilen bir insandır, akıllıdır. Mesela bir ise, ertesi gün ikiye çıkartır onu. İkiyi dörde çıkartmayı bilir. Dördü sekize ve geliştirir ve gittikçe sevgisi artar. Ama küfürde sevgi gittikçe düşer. Önce bir heyulalarla ortaya çıkar onlar, işte seviyoruz ediyoruz, bayılıyorum, bilmem ne, falan feşmekan. Yüksek noktadadır o ama içgüdü, şehvet, hayvani bir şehvete dayalıdır. On, dokuz, sekiz, yedi, altı, beş, dört, üç, iki, bir, sıfır, anında kavga, sille tokat kavga, birbirine küfrederek ayrılırlar. Ayrılma oranlarına bir bakın, buradan anlarsınız. Yani devam ettiremiyor insanlar sevgiyi, muhabbeti. Sevgi, muhabbet bir kere İslam ahlakı gerekir, sabır gerekir. Sabır yok. Sabır sevginin betonudur, temelidir. Yani mesela bir ev yapıyorsun, altı şiddetinde depreme dayanıklı, bazı böyle yedi, bazı sekiz. Müslüman öyle bir yapıdır ki, on şiddetinde depremde bile devrilmiyor, sevgisi yıkılmıyor. Mesela çok sarsıyor karşı taraf, ama o sabırla o depremde binayı yıkmıyor. Ama küfür aklında dörde bile dayanmaz bina, üçe bile dayanmaz. Hafif bir sarsıntıda yerle bir oluyor, ikisi de altında kalıyorlar. İkisi de helak oluyor. Müslümanın binası sağlam, işte sabırla oluşturuyor binayı, sabır. Mesela var ya Kuran’da Asır Suresi’nde var Cenab-ı Allah’ın, “sabrı ve hakkı tavsiye edenler” şeytandan Allah’a sığınırım, Müslüman’ın vasfı. Sabır niye? Sabır sevginin temelini oluşturuyor, yıkılmazlığını oluşturuyor. Şefkat, mesela şefkat vardır, acımayla karışık sevgi. Adam diyor ki, “ben direkt seviyorum” diyor, olmadı, öyle bir şey olmaz. Mutlaka şefkat olması lazım, acımayla karışık sevilir. Mesela merhamet, acıma hissidir. Adam merhametsiz acıma hissi yok, bitti. Bir dereceye kadar götürebiliyor. Mesela Müslüman cömert oluyor, pinti adam kin meydana getirir. Mesela karısına, eşine bir şey vermek istemiyor. Sen ömür boyu evlenmedin mi, sonsuza kadar beraber olacaktın. Senin her şeyin beraber zaten. Etini, kemiğini, ruhunu her şeyini teslim etmişsin ona. Nasıl malını veremiyorsun? “Güvenmiyorum.” Niye evlendin o zaman? Güven yoksa bitmiştir. Güven varsa her şeyin onun. Güven yoksa bitti zaten, niçin evlendin sen? “Gel bir anlaşma yapalım arkadaş” diyor, notere gidiyorlar birlikte, boşanma anlaşması, bir durumda bana ilk gün şu kadar para vereceksin, ikinci gün şu kadar. Kardeşim, o anlaşma durarak sen nasıl evliliğini devam ettireceksin? Kabustur Müslüman’a, öyle bir tapu duruyor, yani evrak. Boşanma şartlarını anlaşmışsın, çıkacak para ve gelecek para tespit edilmiş, çok ürkütücü bir şey, evlilik mi o?
SUNUCU 4: Bir de o yönde insanları teşvik ediyorlar sözleşme yapsınlar diye.
ADNAN OKTAR: Bir de kadından talepleri var, diyor ki, karısı eğer kendinden boşanmaya kalkarsa şu kadar para ödeyecek, kadından para istiyor. Kadın da ondan para istiyor. İşte evin yarısı şunun olacak, bu olacak. Kardeşim bu vaziyette savaşa mı gidiyorsun, ne oluyorsun böyle? Tabii isteyen istediğini yapar ama benim kafama göre, kendi mantığıma göre ben bunu normal görmüyorum. Yapanları da ayıplamıyorum, ama benim kendi inancım bu, kendi mantığım bu. Ben kendime yönelik anlatmış oluyorum. Onlar beni ilgilendirmez. Ben bunu güzel görüyorum diyorsa, ben illa çirkin gör diyemem. İnşaAllah.
Başka, dikkat keskinliği. Mesela bir kadının bir şeye ihtiyacı var. Allah’ı fark edemeyecek kadar kafan odunsa, o kadının ihtiyacını sen nereden tespit edeceksin? Bir detayı nereden göreceksin? Onu rahatsız eden, onu mahçup eden, onun kafasının takıldığını tahmin edip bilmesi gerekiyor değil mi? Allah’ı fark edemiyorsun sen, Kuran’ı fark edemiyorsun, onu nasıl fark edeceksin sen? “Olsun, yakışıklı” diyor, etle gitmez işte. Eti, Allah tiksindiriyor işte etten o zaman. Hemen bir iğrenme hissi verir Allah, tiksindirir ve kurtulamaz ondan. “Bize büyü mü yaptılar?” diyor. Sen kendi kendine büyü yapmışsın zaten. Sen kendi kendini batırmışsın. Bu sefer de, Allah’a yine güvenmedikleri için deli Hocalara gidiyorlar, büyücü Hocalara. Diyorlar, “bize bir şey oldu.” Zaten siz dinden uzak olduğunuz için Allah veriyor. Ne alakası var büyüyle, cinle, kuşla bilmem ne ile falan. Geniş bir konu da ben bir kısmını anlattım.
SUNUCU 4: Hocam ben bir şeyi çok merak ediyorum bir de genelde evlilik öncesinde ya da ilişkilerde, evliliğe yönelik ilişkiler için konuşuyorum bunları, çiftler birbirlerini ya çok sevdikleri için ya da değer verdikleri için ya da bana gelen yorumlar niteliğinde söylüyorum; tartışmaya, daha sonra şiddete, daha sonra saygısızlığa dönüşüyor ve bunun üzerine yine de sevdiklerini düşündükleri için ya da çok şiddetli sevdiklerini düşündükleri, hissettikleri için, yine de evliliğe karar veriyorlar. Sizce bu denli evlilikler ne kadar sağlıklı olabilir? Hani buna maruz kalan insanlar nasıl davranmalı?
ADNAN OKTAR: Şimdi bir kere aşkının kaynağı kendi açısından, kendi mantığına göre çok sağlam bir şey. Sevginin, kendi anlayışına göre sevginin temellerini sağlam kurmuş. Adamın fabrika işliyor, kapıda da üç tane araba var, evi de dayalı döşeli, kızın da ailesi zengin zaten, parası pulu var falan, çevresi var. Zaten sevginin temeli oluşmuş, ondan gerisi teferruat zaten. Kavga etmek, ağzını burnunu yarmak sorun değil yani, olabilir. O malı, mülkü aldıktan sonra, o çıkarı sağladıktan sonra, yani şeytani bir ruhla olayı değerlendirdikten sonra, o onun için önemli olmuyor. Çıkar için adam banka soyuyor, ağzını burnunu kırdırttırıyor, kendini öldürtüyor, çıkar için, değil mi? Eşkiya dağa çıkıyor, çatışmaya giriyorlar, gaspta adam gidip otuz yıl hapiste yatmayı göze alıyor, mal için. Mal için adam evlenmiş; kavgayı da göze alır, küfredilmesini de göze alır, aşağılanmayı da göze alır. Zaten köpek gibi aşağılıyorlar birbirlerini, ama çıkar devam ettiği için, mesela köpekler de toplu birarada yaşıyorlar, o onu ısırıyor, o onu ısırıyor ama ayrılmaz köpekler birbirinden. Birbirini boğup parçalıyor köpekler ama leş yemede ortaklar. Yani leş orada durduğu müddetçe köpek birbirinden ayrılmaz. Ama leşini elinden alırsan, ondan sonra kaçar köpekler birbirinden. Yani küfür ruhunda çok acımasız kanunlar vardır, çok acımasız kirler vardır. Dolayısıyla orada sevgi denen şey, ancak iman eden ve aklı olan insanlara mahsus bir şeydir.
Sevgi bir nur, bambaşka bir his, yani özel bir histir, bütün benliği kaplayan bir his. Adam, seviyorum dediği şey; mal, para. Adam mesela açıyor kasayı içeride dolarlar var, kadın veyahut erkek çıldırıyor onu gördüğünde. Yani akıl almaz bir sevginin onu kapladığını, zapt edilmez bir muhabbet duyduğunu ve aşık olduğunu söylüyor. Para onun beyninde dehşetli bir hırs ve şehvet meydana getiriyor, yani para şehveti. O para şehvetini, mal şehvetini o sevgi olarak algılıyor. Halbuki Kuran’da var, mallara, oğullara, kantar kantar altına, salma atlara karşı çekici yarattık Biz, diyor Allah. Şimdi o onu gördüğü için oraya bağlanıyor. Yoksa onun şahsına, kişiliğine, onun yüzündeki nura, efendiliğe, tatlılığa, aklının derinliğine; onu önemli görmüyor adam, öyle bir konusu yok. Mesela jigolo tipler vardır, giderler zengin kadınlarla evlenir. Mesela 70 yaşında kadınla evleniyor, “çılgınlar gibi birbirimizi seviyoruz” diyor herif, 25 yaşında adam mesela, artist gibi. Bütün toplum gülüyor ama açıklanacak gibi değil. Adam “yalan mı söylüyorum? Gelin aksini ispat edin” diyor. Nasıl ispat edeceksin? “Deliler gibi birbirimizi seviyoruz” diyor. “Ben karakterine evlendim onun, ben ne yapacağım yoksa” diyor. “Parası, pulu beni hiç ilgilendirmez” diyor. Görüyorsunuz, komedi filmi. Yani iş karaktersizliğe gittikten sonra adam zaten yüzüne teneke çakılı utanmaz, açık açık söyler. Aynı kadında da oluyor, erkekte de oluyor. Mesela çok iğrenç tipler oluyor, herifler, Avrupa falan böyle akıl almaz iğrenç. Süper güzel genç kızlar, Avrupalı, inanılmaz derecede güzel, taş bebek gibi denen kızlar gidip evleniyorlar o iğrenç heriflerle. Adam multimilyarder, “niçin evlendin?” diyorlar, “sadece kişiliği ve karakteri beni çok etkiledi” diyor. Gel aksini ispat et. Yani böyle iki yüzlü, münafıkane ve sahtekar bir sistem dünyada yaygın. İnşaAllah. Halbuki insan Allah için sever. Allah için sevdiğinde zaten mal mülk de sorun olmuyor. Allah’ın bir mucizesi vardır, Allah iman edenlere zaten mal mülk veriyor. Zengin olur, güçlü olurlar onlar. Güzel olur Müslümanlar, yani bir sorun olmuyor Müslümanlarda, öyle bir şey olmaz. Gizli bir kanun vardır, fakat onu gerçekten iman edenler görürler. Mesela bak, her Peygamber zengindir, hepsi zengindir. Cenab-ı Allah Peygamberimiz (s.a.v.)’e diyor, “Allah seni fakir bulup zengin etmedi mi?” diyor. Hz. Süleyman (a.s.)’ın mescidi, komple altın kaplamaydı her yer. Altın, bütün her yer 24 ayar altın. Yani böyle kıymetli taşlarla süslü, fildişleriyle süslü, nefis bir sarayda yaşıyordu. Ama münafıklara çok ağır geldi bu tabii. “Bu israfa ne gerek var?” dediler, “bu süse ne gerek var?” dediler. Defalarca yıktılar Hz. Süleyman (a.s.)’ın mescidini. Münafık hasedi, münafık çekememezliği.
SUNUCU 3: Demin ki konuda size katılıyorum zaten de, insanlar zaten maddi anlamda bazı şeyleri göze alıp o anlamda ilerlemeye çalışıyorsa zaten niyetleri bellidir. Manevi konuları baz almak bence daha değerli ama günümüzde daha az önem verilen şey oldu sanki. Hani çünkü sözleşmeler mesela, evlilik sözleşmelerine yönlendirmeler fazlalaştı, iyi bir şeymiş gibi. Bu, karşılıklı saygısızlıktan kaynaklanan bir şey bence.
ADNAN OKTAR: Şimdi bazen şöyle oluyor, böyle mahalle anneleri vardır, “ya, şimdi bu kızı evlendireceğiz. Böyle eli yüzü düzgün, namuslu, efendi, namazında, niyazında bir çocuk bulalım” diyorlar. Hakikaten de kemik kafalı böyle bir herifi buluyorlar, hakikaten de namazını da kılıyor, beş vakit namazını kılıyor. Onu ölçü olarak alıyor. “Namazını kılıyor işte, aradık, fakir ama namuslu çocuk, buna alalım” diyor. Halbuki fakir, namazını kılıyor ama o da zengin olmanın peşinde, paranın peşinde yine. Yani kendini Allah’a teslim etmemiş, Allah için yine yaşamıyor. Namaz kılmak bir ölçü değildir. Bütün hayatını Allah’a vakfetmiş olması gerekir. Allah’a tam teslim olması gerekir. Dava adamı olması gerekir. Peygamber ahlakını alması gerekir. Namaz kılmayı ölçü alıyor, yine orada tuzağa düşer, namaz bir ölçü değildir. Yine o dünya hırsında oluyor. Adam onu, çok vardır iç güveysi alırlar, herif orada ne var ne yoksa hepsini alır, kaldırır yani. Diyorlar, “ama biz bu ölçüye uyduk, işte namaz kılanla evlendirdik.” Ölçü bu mu? Ölçüye bir baksana sen Kuran’da, Peygamber (s.a.v.) ahlakına bir bakın bakayım böyle mi? Peygamberimiz (s.a.v.) nasıldı? Allah’a kendini tamamen hibe etmişti. Hz. Süleyman (a.s.) ne yaptı? Allah’a kendini tamamen hibe etti. “Onlar Peygamber.” Ee, sen de nesin? Sen de insansın. Onlar yapabilir ama biz yapmayız mantığı olmaz. Onlar zaten bize örnek olarak geldiler. Biz onlara benzemekle mükellefiz. Sahabeler, Hz. Ömer, Osman, Ali Keremullahi Veche, onlar nasıldı? Tamamen kendini Allah’a adamadılar mı? Hz. Ali Allah’a kendini tamamen adamadı mı? Peygamberimiz (s.a.v.)’in yatağına yattı, Peygamberimiz (s.a.v.)’e suikast yapılacaktı, her an ona suikast yapılabilirdi, her olayda göğsünü Hz. Resulullah (s.a.v.)’a siper etti Hz. Ali. Canına hiç önem vermiyordu o yönde. Tam, Allah’a kendini adamıştı. Böyle olur kastedilen insan. Onun için inanamıyorlar tabii. Güzel ahlaklı deyince sadece namaz kılan akıllarına geldiği için, tabii bu inandırıcı olmuyor. Onun için onu duyunca, “doğru ama işte maddi şartlar da var” falan, böyle samimiyetsiz bir dünyaya giriyorlar. Benim kastettiğimi tam anladıklarında doğrusu yapılmış olur. Öbür türlü yarım olur o.
Mesela adam öfkesine hakim olamıyor, sinirine hakim olamıyor, sabırlı değil. Ben Kuran ahlakını tam yaşayan insanı kastediyorum. Yoksa ne olur namaz kılan? Mesela genç kızlarda da var, diyor ki; “seninle evlenirim” diyor, “evet şartın ne, ne istiyorsun?” diyor, “beni alacaksın, ben başörtüsü de takarım, namazımı da kılarım evlenirsen” diyor. Böyle anlaşarak evlenen o kadar çok insan var ki. Duyuyorsunuzdur. Hemen başörtüsü, evlendiği gün söz veriyor kapatacağına başörtüsü. Ee? Hemen de namaza başlayacak. Senin için yapıyor, görmüyor musun? Şirk bu. Bunu anlamıyor musun? Anlamazdan geliyor. Sonra da tabii sille tokat, kavga gürültü ayrılıyorlar. Öyle olur mu?
SUNUCU 4: Sonra tekrar açılıyor tabii. Hani kapanıyor, sonra açılıyor.
ADNAN OKTAR: Tabii. Dürüst olmaları lazım. Hemen namazı bırakıyor. Bütün mesele samimiyette. Allah Kuran’da zaten tek ölçü olarak onu koymuş. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Allah’ın samimi kulları kurtulur” diyor. Bakın tek bir tane ölçü var, samimi olmak. Bunu yapmadığı için insanlık mutlu olamıyor. Ne kadar insan mutlu olamıyor, biliyor musunuz? %99, dünyada mutlu olmayan insan sayısı %99 şu an.
SUNUCU 4:%99 samimi değil o zaman Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani samimiyet apayrı bir şeydir, samimi olur ama benim kastettiğim samimiyet anlamında değil. Bir orta samimiyet vardır, yüksek samimiyet vardır, derin samimiyet esastır. Derin samimi olmadığında durum böyle olur. Bakın, etrafa bakın, eğer mutlu olan bir insan varsa getirin bana, ben anlayayım. Çok nadir rastlarsınız. Genç kızlarda ben görüyorum mesela dünyanın her yerinde, Cehennem’de yaşıyor gibiler, acayip korku içinde yaşıyorlar. Tatil köyüne giriyor ama ölüm korkusu yaşıyor, bak tatil köyünde ölüm korkusu içinde yaşıyor. Psikopat kaynıyor. Yanında mesela illa bir erkek arkadaşı olması gerekiyor kızların, inancındalar. Çünkü bir genç kızın yanında eğer birisi olmazsa nedir? Lezbiyen. Ne yapacak genç kız? İlla ki birini bulacak. Bakıyorum o güzelim kızlar, yamuk yumuk falan illaki birini bulmuşlar. Böyle kıl kıl, ıslak ıslak tipler böyle, bakıyorum Facebook’ta falan. Sırf desinlere yani, açıkça belli. Yani hepsini tenzih ederim de, ben bir kısmını biliyorum yani. Böyle havai tipler, kafasının üzerine bira şişesini koymuş, ipsiz sapsız soytarılık yapanlar. Yani güya kendince ilginç fotoğraflar çektiriyor böyle. Ama çok zevksiz ve süper kıl yani, ne tür gıcıklık varsa orada görüyorsun. Bir kere neşeli pozları var. Neşenin onunla alakası var mı? Neşeli tiyatrosu ayrıdır, neşe ayrıdır. Neşeli tiyatrosundan sahneler var, sevinç tiyatrosundan sahneler var. Gerçek sevincini yaşasana sen. Yani zaten baktığınızda kendiniz de görüyorsunuzdur, onun için ben detaylandırmak istemiyorum o kadar fazla.
SUNUCU 1:Kısa bir aradan sonra programa tekrardan devam edeceğiz.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...