ADNAN OKTAR: Oktar Hocam buyurunuz.
OKTAR BABUNA:Nasıl uygun görürseniz Hocam inşaAllah. Günlük haberler vardı inşaAllah.
Keşmir’de askerler 40 Müslüman’ı katletmişler Hocam, şehit etmişler. “Hindistan’ın en büyük çoğunluğu Müslüman olan Keşmir’de 7 haftadır süren Hint yönetimini protesto gösterileri devam ediyor. Kalabalıklara hedef gözetmeden ateş açan askerler 7 göstericiyi şehit ettiler. Bölgede meydana gelen olaylarda bugüne kadar 40 Müslüman hayatını kaybetti” diyor Hocam inşaAllah.
“Patanili genç işkencede can verdi. Tayland ordusu tarafından işgal altında tutulan Patani’de, Müslüman bir genç daha işkencede can verdi.’’ Dediğiniz gibi Hocam bütün dünyada Müslümanlara zulüm var. Siz daha önce açıklamıştınız deccaliyet her yerde sesini duyuruyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Serdar Hocam anlat.
SERDAR DAYANIK:Münafıklardan bahsetmiştik inşaAllah, siz gelmeden önce inşaAllah. Onların Müslümanlar arasında fitne çıkardıklarını anlatmıştık ayetlerle inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Münafığı anlamak için şeytanı iyi anlamak lazım. Şeytanın birebir kopyasıdır münafık. Yani ona akılcı bakmak lazım. Mesela münafığa baktığımızda bu adamı biz teşhis edelim dediğimizde, şeytan ile ilgili ayetlere bakacağız. Şeytanın ana özelliği ne? Hâşâ Allah olmak istiyor şeytan. Hâşâ hâşâ Allah’ı beğenmiyor. Yani ben daha akıllıyım. Daha isabetli düşünürüm. Mesela çok ilkel mantığa sahip ama yani hikmet gözüyle, ledün gözüyle bakmadığı için çok ahmakça kararlar veriyor. Mesela bakın mantığının ilkelliğine bakın. Diyor ki; “ben ateşten yaratıldım, insanları topraktan yarattın” diyor. Dolayısıyla haşa “mantıksız karar veriyorsun” diyor, Allah’a. “Onlar bana secde etsin, ben niye ona secde edeyim” diyor. Yani tam ahmak. Ledün gözüyle, derinlik gözüyle olaya bakmıyor. Ve ta baştan Allah hakkında bir karar vermiş, o. Yani Allah’a karşı tavır almış. Allah’tan büyük olma kararı almış, kendisi Allah olmak istiyor. Allah da buna imkân veriyor Cenab-ı Allah. Yani imtihanın zeminini iyi oluşturacağı için, yani iyi değil de yani makul oluşturacağı için anlaşıldı mı? Çünkü ona hakikaten ihtiyaç var imtihanın oluşması için. Hemen münasebetsizliklerini ve deliliğini insanlara da yaymaya başlıyor. Mesela Hz. Adem (a.s.)’e de şimdi Adem (a.s.)’a haşa sen Allah’tan büyüksün demek istemiyor. Enaniyeti daha büyük olduğu için onun. Haşa Allah olmak isteyen kendisi. Ama onu kendi etkisi altına almak için, “onun zaafı ne olabilir?” diyor düşünüyor. Kendinden bakıyor kendi zaafı nedir? Mülk sahibi olmak, mal sahibi olmak, rahat etmek ve sonsuza kadar yaşamak. Şimdi haşa Allah’tan da şüphe ediyor. Yani acaba sonsuza kadar yaşatacak mı? Yani sonsuza kadar imkân verecek mi gibisinden şüphesi var. Onu Hz. Adem (a.s.)’a yansıtıyor. Diyor ki; “sana sonsuzluğun sırrını vereyim mi? Sonsuzluğun yolunu sana göstereyim mi? Sonsuz olmanın yolunu” diyor. Birden Hz. Adem (a.s.)’in aklına şüphe düşürüyor. Halbuki Allah zaten onu yaşatacak. Orada Allah’a güvenmesi gerekiyor Adem. Zelle, Peygamber hatasına zelle denir. Zelle de bulunuyor ve adama uyuyor, onun dediğine uyuyor. Mesela münafık ilk aşama da onu kendine bir adım attırmış oluyor. Tabi ikinci üçüncü dördüncü aşamaları vardır ama Allah o aşamada Hz. Adem (a.s.)’i kurtarıyor yoksa şeytan onun peşini bırakmazdı. Yani bir tek onunla bırakmazdı. O yedirttiğinle kalmaz o. O ekip olmak istiyor. Melekleri haşa hiç önemli görmüyor. Önemli görmemesinin nedeni şu, Hz. Adem (a.s.)’e secde ediyor onlar. Zaten onların kaybettiği kanaatinde o. Yani gurur, kibir, enaniyet, büyüklük hissinde olduğu için onların o vasfını zaten kaybettiğini düşünüyor, büyüklük. Onlara hiç dokunmuyor. Sadece Adem (a.s.)’e Adem (a.s.)’e de Allah’ın ona değer vermesinden dolayı ona öfkeleniyor. Onu da istemiyor. Sadece kendisine önem verilmesini istiyor. Onun için Allah insanları önemli görür yani Meleklerden daha önemli görür. Daha çok değerlidir yani. Tabii onlar da değerlidir ama insanları Allah daha değerli görür, inşaAllah. Tabii anlatılabilmesi için bu cümleleri seçiyorum. Bu Türkçe tam bazen uygun olmuyor ama anlatabilmek için teşbihte inşaAllah hata olmaz, Allah affetsin. Bir de şeytan, Allah’a karşı sanki böyle gizliden seviyormuş da gizliden saygı duyuyormuş da belli etmek istemiyormuş gibi tam böyle sapık karakter yani. Diyor ki; “ben diyor Allah’tan korkarım” diyor. Bu çok hayret edecek bir şey. Madem korkuyorsun niye o psikopatlığı yapıyorsun. Yani değil mi? Çok anormal bir tavrı var. Bir de deliliğinin gereği olarak mesela Cehennemi göze alıyor. Cehenneme gideceğini bile bile bunu yapıyor. O kadar hırslı o kadar azgın hani var, psikopat tipler olur. Gider kafasını duvarlara vurur, gider kendini yakar manyaktır yani. Her şeyi göze alır. Mesela “Cehennemde sonsuza kadar yanarsın” diyorsun. “Yanayım” diyor. Bu tarz manyaktır şeytan. Münafık da bu tarz manyaktır. Yani bilir fakat buna rağmen yapar, aynısıdır, tıpkısıdır. Hani böyle manyak filmlerinde falan olur ya böyle. Şeytanı, manyak filmlerinde insanlar bilinçaltında bildikleri için filmlerde onları gösterirler, bu tip şeyler yaparlar. Bakın sonsuza kadar Cehennemde kalmayı göze alacak kadar azgın. Ama orada da insanlara sükse yapıyor. Diyor ki, kendince; “ben Allah’a iman ediyorum Allah’tan korkuyorum ve ben sizi öyle teşvik etmedim” diyor. Ve orada insanları aşağılıyor kendince. Bakın yine orada enaniyet yapıyor, kafayı enaniyete taktı “ben sizi sadece çağırdım” diyor. “Siz o kadar düşüncesizsiniz ki, o kadar akılsızsınız ki, sadece çağırmam yetti. Gittiniz sapık oldunuz, anormal oldunuz. Ben size böyle bir şey dedim mi? Gidip böyle bir şey yapın demedim” diyor. Dolayısıyla “çok akılsızsınız, ben sizden daha akıllıyım, burada da akıllıyım. Bak burada da aklıyım” diyor. Anlaşıldı mı? Derdi yine enaniyet, büyüklük hissi. “Cehennemde hiç önemli değil yanayım” diyor. Ve sonsuza kadar Allah’a karşı dik başlı şeytan. Yani psikopat manyak. Onun için diyor Cenab-ı Allah; “pişmanlıklarını gizlerler Cehennemde” diyor. Millet zannediyor ki, Cehennemde vazgeçiyor zannediyor, vazgeçmiyor. Yani sonsuza kadar vazgeçmiyor adam, manyak yani. Allah onu öyle yaratmış. Yani insan hep pişmanlık duyduklarını zannediyor. Hatta diyor; “göz ucu ile bakar, pişmanlığını gizlerken” diyor. Yani yine enaniyetten, enaniyete devam ediyor. Burada dünyadaki münafıklara bakın yine aynı ağrına gider.
Mesela Dırar Mescidi’ni kurduğunda münafıklar haşa Peygamberimiz (s.a.v.)’i beğenmiyorlar. Aslında Allah’a karşı da içleri kinli ama bunu direk ifade edemiyorlar yani onun için mescide ihtiyaçları oluyor. Mescid olmasa kimse gelmez. Yani tam Allah’sız kitapsız olduklarını söyleseler gelmez. Onun için Allah’a inanıyoruz diyorlar ki, mescid olsun. Yani biraz onlara hareket kabiliyeti sağlıyor mescid. Mesela namaz kılmaları onlara hareket kabiliyeti sağlar. Sakal bırakıyor mesela cübbe giyiyor, sarık sarıyor, tesbih çekiyor. Oradan anlıyor ki insanlar, bunlar herhalde Müslüman. Hâlbuki değil o, onu haşa bir tuzak olarak kullanıyor. Yani çünkü onu kullanmadığında aleni kâfir olmuş oluyor. O, ona yaramıyor kendi kafasına göre, o münafıklığı istiyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı öfkeyi de açıkça söyleyemedikleri için, böyle bir mescide, böyle bir usul ile söylemeyi uygun buluyorlar. Mesela diyor ki; “bakın buraya, bu mescide, hiç kadın girmez. Ama Peygamberin (s.a.v.) mescidine gidin diyor oraya, kadınlar da geliyor” diyor. Burada biz diyor; “mesela kadına karşı bir şey duymuyoruz görüyorsunuz. Yani dünyadan çekildik biz. Bizim bir kadın şehvetimiz yok. O kadar takvayız ki. Ama onlar kadına düşkünler görüyorsun, istekliler. Mesela bak, biz ne altın takıyoruz, ne süs takıyoruz bayanlar-hanımlar” diyor. Diyor Allah; “ziynetlerinizi takıp gelin mescitlere” diyor. “Ziynet dünya hayatının süsü, ziynetle bizim ne işimiz var, niye ziynet takalım” diyor. Değil mi? "Biz kendimizi Allah’a vermiş insanlarız, ziynet niye takalım” diyor. Allah diyor ayette “ziynetleri”. Adam “olmaz, takvaya uygun değil” diyor. Biz tamamen kendimizi Allah’a verdik, diyor.
SERDAR DAYANIK:Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım Araf Suresi 31. ayet. “Ey âdemoğulları her mescit yanında ziynetlerinizi takının. Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü o israf edenleri sevmez.’’
ADNAN OKTAR: Şimdi o ziynet münafığın en ağırına giden bir şeydir. Hz. Süleyman (a.s.)’ın ziynetleri de onlara çok ağır gelmişti. Hz. Hasan’ın, Hz. Hüseyin’in kıyafetleri de çok ağırlarına gitmişti. Peygamberimiz (s.a.v.)’in kıyafetleri, cübbesi çok ağırlarına gitmişti. Biz diyor “bak çula büründük geldik. Üstümüzde çul var. Yani o kadar takvayız ki, bak günlerden beri yemek de yemiyoruz” diyorlar. Kadınlarla ilgi var “haşa sen benim annem gibisin” diyor karısını da, kendisine haram kılıyor böyle münafıklar. Yani cinsellikten nefret eden bir üslupları var. Ama helal olan cinsellikten ve dolayısıyla kadından. Kadından nefret eden bir üslupları var. Temiz ve güzel giyinmekten, ziynetten de nefret eden bir üslupları var. Bir de dinin kolay olması çok bunaltıyor onları. Ya diyor “adamlar namazını kılıyor çıkıp gidiyorlar, olur mu, mescide girin” diyor. Orada dedikodu yapıyor akşama kadar mescitte. Orayı bir hâşâ toplantı yeri gibi kullanıyor sadece dedikodu yapılacak bir toplantı yeri olarak kullanıyor. Yani münafıkların o kadar çok numarası vardır ki bir tane iki tane on tane değil. Ama hepsini Kuran’a uygun Peygamberin (s.a.v.) sözüne uygun iddiası ile yaparlar. “Peygamber dünyadan geçin demedi mi?” diyor. Dedi ama o anlamda dünyayı tamamen bırakın böyle avanakça sürünün mü dedi. “Dünyayı Allah’ın dinine hizmette kullanın” diyor. “Dünyada sizindir nimetler. Ahirette yalnızca sizindir” diyor, Allah. Dünya nimetlerini tabii ki kullanacak mümin. O, “hiç kullanmayın anlamında dedi” diyor. Peygamberin (s.a.v.) dediğini Peygambere (s.a.v.) öğretmeye kalkıyor. Ve çarpıtıyor ve çarpıtılmış hadislerin kaynağı o devrin münafıklarıdır, işte. Var ya şu ana kadar gelen çarpıtılmış sapkın inançları vardır. Hepsinin kaynağı o Dırar Mescidindeki münafıklardır, üçkâğıtçılardır. O sahtekârlar silsile yolu ile devam ettirdiler şu ana kadar. O uydurma rivayetleri uydurma izahları. Var ya meşhur işte çabut bağlamadan tut, bilmem başka şeyden çık. Her türlü sapkın inanç. Onun için bak münafıklara çok uçtadırlar. Ya Peygamberi (s.a.v.) hiç kabul etmezler. Yahut Peygamber (s.a.v.)’i çok seviyor görünümünde, Peygamber (s.a.v.)’e içten içe kinli olurlar. İki ayrı cereyan şeklinde çıkmıştır. Mesela İslam da Müslümanlık da Peygamberin (s.a.v.) vefatından sonra çıkan cereyan da bu iki uç düşünce gelişmiştir. Biri Peygamberimizin (s.a.v.) sünnetine Peygamberimize (s.a.v) bağlılığa sadakate karşı öfke tarzında. Biri de Peygamberi (s.a.v.) çok seviyor adı altında Peygamberi (s.a.v.) ve Hz. Ali’yi ilahlaştırmaya kalkan bir üslup. Mesela Hz. Ali’ye diyor ki; “sen Allah‘sın” diyor haşa. “Hz. Ali çok öfkeleniyor, yakın bu adamı” diyor, öfkesinden. Allah’ın şanındandır, tabii yakacaksın beni” diyor. Bak psikopatlığı görüyor musun? Manyak yani artık. Yani münafık manyaklığının ucu bucağı yok. Hâlbuki öfke ile söylenmiş bir söz. Değil mi? “Tabii Allah’ın şanındandır. Tabii ki beni yakman gerekir, yakacaksın tabii ki” diyor. Hani Allah; “Cehenneme atarım” diyor ayette. “O da senin vasfın zaten” diyor. Yani münafık manyaklığının ucu bucağı yok anlayamazsın çok karanlık gizli bir dünyası vardır. Birbirlerinden çok nefret eder münafık. Yani kâfirden o kadar nefret etmez. Ama birbirlerinden de ayrılamazlar. Mesela sırtlan sürüsü de bir aradadır. Birbirini boğar, öldürür, yaralar ama ayrılmazlar. Münafık da öyle birbirinden ayrılmaz. Hem nefret eder, hem ayrılmaz. Çünkü sırtlan çok itici görünümlü değil mi? Çok pis hayvan, ama ayrılamıyor. Mesela yaban domuzları da yaban domuzu sürüsü de. Mesela birbirlerine sürekli boynuz vurur yaban domuzları çok pistirler yani tiksindirici bir hayatları vardır. Ama ısrarla bir arada yaşarlar. Kopamaz münafıklar da böyledir; yaban domuzu sürüsü gibi hem birbirlerinden tiksinir, hem birbirlerine düşmandır ama ayrılamazlar. Müslümanları böyle yaban domuzu sürüsü gibi uzaktan izlerler inşaAllah. Ve aleyhlerinde bir sure indirilmesinden çok korkuyorlar böyle de bir şeyleri var. Yani yine de böyle Allah’ın onlara bela vermesinden de bir yönde yine de çekiniyorlar, ama karar da veremiyorlar tereddüt içindeler, tereddütler içinde bocalayıp duruyorlar. Bir olabilir bir olmayabilir mantığında oluyorlar.
SERDAR DAYANIK: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, Kuran ayetinde inşaAllah “kuşkuya kapıldıklarını” buyuruyor Yüce Rabbimiz, “ve kuşkularında da kararsızlığa düştüklerini” buyuruyor münafıkların inşaAllah.
Bu ziynetle ilgili bir ayet daha vardı, okuyayım Hocam onu da.
Araf Suresi 32. ayet. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. De ki: "Allah'ın kulları için indirdiği ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?” De ki:”Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır”. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.
ADNAN OKTAR: Münafıklar sahabelerin şık ve temiz olmasından çok rahatsız olurlar. Özellikle Ehl-i Beyt’in Hz. Hasan, Hz. Hüseyin çok güzel şık giyiniyorlardı. Peygamberimiz(s.a.v.) de çok güzel giyiniyordu. Yani nefesi kesiliyordu insanların. Özellikle Hz. Hasan, Hz. Hüseyin Peygamberimiz (s.a.v.)‘in torunları en şıkıydı o bölgenin. Münafıklara da acayip ızdırap veriyordu, onlar da çul mul giyiyor böyle. Rezil kafasına bir çaput parçası sarıyor böyle perişan vaziyette. Leş gibi kokuyor falan pislik, gülmez, neşelenmez. Peygamberimiz (s.a.v.) hanımlarıyla yakalamaca oynuyor, münafıkların bu çok ağırına gidiyor. “Peygamber bunu yapar mı?” diyor. O Mekke müşrikleri, azgın büyükler, o devrin azgınları. Mesela babası o devrin ünlü alimi, müşrik alimi ama veyahut müşrik bir subay, müşrik bir zengin bol para toplamış veyahut o devrin herhangi bir mesleğinde en yükselmiş kişi babası. Peygamberimiz (s.a.v.) devrinde bunların hepsi Müslüman oluyorlar. Ama mescitte köylüler var, işçiler var işçinin yanında paşa var, paşanın yanında doktor var, doktorun yanında köle var münafıklara bu acayip koydu acayip ızdırap çektiler. Peygambere (s.a.v) de zaten “Ebu’l Kasım’ın yetimi” diyorlar. Ona da peygamberlik gelmesi zaten onlara ağır gelmiş durumda. En sonunda işi piskopatlığa verip Dırar Mescidini kurdular. Kendilerince böyle değişik şekil verdiler. Oraya, o üst kademeden münafıklar gelmeye başladılar kendini büyük yüksek zanneden. Yani soy bağına göre hareket eden mesela falanca bey feşmekanca bey diye tanıdıkları kişiler. Onları da haşa küçük görüyorlar Peygamberimizin (sav) mescidine gelenleri. Çünkü köleler, ameleler, işçiler geliyor. Resulullah (s.a.v.)’ın yanına sakat insanlar da geliyor herkesi kucaklıyor Peygamberimiz (s.a.v.). Onlar da onlardan pek haz etmiyorlar, haşa ağırlarına gidiyor. Münafıkların bir yönü de budur yani kendilerini daha seçkin, daha üstün görürler yani böyle maddi yönden, görünüş yönünden, her yönden ve bu onlara ibadet gibidir. Yani ona göre insanlara değer verirler. Mesela para nerdeyse o, oraya gider, yiyecek nerdeyse oraya gider Kuran buna işaret etmiştir. Mesela Müslümanların yanında kalmasının nedeni, bir süre Müslümanların yanında mesela Müslümanın evinde buğday oluyor, buğdaya musallat olan kurt gibi. Anlaşıldı mı? Böyle asalak mahluktur. Kendi buğdayı yedikten sonra acıkırsa o, gider başka yerlerde aramaya başlar. Kurt gibi sürünerek gider aramaya başlar. Sorunları o olduğu için hep münafıklar sadece menfaatlenecek yerleri ararlar oradan oraya. Onun için diyor Allah “akrabalık bağlarını gütmezler” diyor. Akrabalık kim zenginse akraba odur, kim yemek veriyorsa akraba odur, kim onu çaba göstermekten, tebliğden alıkoyuyorsa; çünkü çaba göstermeyi ve tebliği riskli görür münafıklar, tehlikeli görür. Ondan uzak tutan kim varsa oraya gider. Ayette diyor “mağaralar bulsalar, bir kovuk bulsalar gitmek isterler ve uzaktan sizin haberlerinizi izlerler” diyor. Münafık bağlantıyı da kesmez. Onun için mesela Mehdi (a.s.) cemaatini, münafıklar çok dikkatli izlerler, pür dikkat izlerler. Peygamberimiz(s.a.v.)’in cemaatini de pür dikkat izlemişlerdir. Bana ne deyip gitmez münafık.Bak, “uzaktan haberlerinizi izlerler” diyor. Yani ömrünün sonuna kadar takip eder münafık. “Ve size bir hayır dokunduğunda onların fenalarına gider” diyor, ızdırap olur. Mesela “gençlik, zindelik, sağlık, sıhhat, kudret, mal, mülk falan, onları çökertir” diyor, Allah onlara bir azap olarak onu yaratmıştır. Müminlere nimet verdikçe onlar çöker. “Ama size bir saldırı yapıldığında onların hoşuna gider” diyor. Halbuki ahmak anlamadığından oluyor kendi kafasında. Halbuki saldırı yapıldığında manevi makamı yükseliyor zaten Müslümanın, değeri yükseliyor. Çünkü Müslüman zaten Ahiret için burada, Allah rızası için burada. Saldırı yapıldığında zaten yükselir Müslüman. Saldırı yapılmadığında, Müslümanın manevi makamı yükselmiyor. Yani yükselir de belli bir derecede kalır. Saldırının çok büyüktür yükseltme gücü. Onun için mesela Mehdi (a.s.) cemaatinde de sık sık saldırılar oluyor. Peygamberimiz (s.a.v) diyor; ”üç büyük münafık hurucu olacak Mehdi (a.s.) cemaatinde, üç defa medine sarsılacak” diyor. Ama bakın hadiste çok manidar sarsıntı anında münafık tüyüyor. Bir saldırı, bir ekonomik kriz, bir baskı, korku, ona benzer yahut bir deprem herhangi bir şey, zorda kalacağı bir şey, şartlar zorlaştığında kaçıyor. Yoksa yaşayabilecek bir ortam olursa münafık duruyor. Onun için bak, “üç defa deprem olur. Medine bütün münafıklarını atar. Demirin pasını atması gibi, sadece seçkin Müslümanlar kalır. Has Mehdi (a.s.) talebeleri kalır” diyor hadiste. “Bütün münafıkları atar Medine (İstanbul)” diyor. Ahir zamanda Mehdi (a.s.) cemaatinin münafıkları çok mühimdir, bunlar ileride insanlar tarafından tanınıp bilinecekler, tek tek, isim isim. Mesela Peygamberimi (s.a.v.) zamanının münafıklarının hepsi biliniyor, isim isim, şu, şu, şu, hepsi bilinir, ünlü münafıklar. Mehdi (a.s.) devrinin de bütün ünlü münafıkları bilinecektir Kıyamete kadar, meşhurdur onlar. İki münafık güruhu çok önemlidir. Bir, Resulullah (s.a.v.) zamanının münafıkları, bir Mehdi (a.s.) devrinin münafıkları. Çünkü iki devri de Peygamberimiz (s.a.v.) müjdelemiştir. “İki devir de gariptir, aciptir- acip, hayret verici. Bir benim devrim, bir Mehdi (a.s.) devri. Her ikisi de birbirine benzer, sahabe devri gibidir ikisi de” diyor. Ama Ahir zamanı öyle bir övüyor ki Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “ne evvelkiler, ne Ahirdekiler onları geçemezler. Çünkü deccaliyetle boğuştuğu için Mehdi (a.s.) ve talebeleri çok yüksektir” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Hatta “Ebubekir ve Ömer ona üstün olamazlar. Yani Mehdi (a.s.)‘ye üstün olamaz” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Ebubekir ve Ömer’den de üstündür” diyor, makamını anlamaları için. Evet mesela bak münafıklar diyorlar ki; “ve dediler ki: ‘Bu Kur'an, iki şehirden birinin büyük bir adamına indirilmeli değil miydi?’”,”Ebu Kasım’ın yetimine mi indirdi Cenab-ı Allah” diyor. Değil mi? “Yanlış oldu” diyor. Mekke'nin, Medine’nin müşrikleri var ünlü böyle ileri gelenler, profesörler, o zamanın paşası mı artık neyiyse yahut zengini, “ona inmesi gerekiyordu” diyor. “Nasıl olur, cahil insan” diyor. Zaten ayette söylüyor Cenab-ı Allah değil mi, “ümmi” diyor. Adam sekiz dil biliyor. “O varken nasıl ona oluyor” diyor. Orada savaşları aslında Allah’a. Ama münafığın tabii ahmak stili içerisinde bunu sezdirmemek için dini sanki savunuyormuş gibi gösterme politikası vardır.
Evet film nedir? Göreyim bakayım.
ADNAN OKTAR:Bak açık seçik Şeyh Nazım Adıl-i El Kıbrısi Hazretleri’nin halifesidir. Çok büyük bir alimdir, muhterem Hocamız. Hocamızın (Şeh Nazım Hocamız’ın) çok değer verdiği, önemli gördüğü bir insandır. Şeyh Nazım Hocamız’dan duyduğu bilgiyi, onun sohbetlerinden aldığı bilgiyi, özel sohbetinde aldığı bilgiyi aktarıyor. Ne diyor; “Mehdi (a.s.) geldi ve hayatta, şu an hayatta. Ama daha tecelli etmedi” diyor. Tecelli ne demek? Alenen görülmesi yani insanlar arasında alenen bilinmiyor şu an diyor. Ama gelme konusunda, geldi, diyor. Geldi, hayatta, şu an vazife başında, diyor. Cübbeli ne diyor? “Ben göremiyorum” diyor. Senin görememen önemli değil, bak hal ehli görüyor. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerinin ellerine iki büklüm olup kapanıyorsun, değil mi? Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri ne dedi? Mehdi (a.s.)’yi sordu Cübbeli. “Mehdi (a.s.) İstanbul’da” dedi. Böyle şok oldu, kaldı. Hayır desene orada. Hani Mekke’de çıkacaktı, söylesene. Medine’de çıkacak diyorsun. De Hocam yanlış söylüyorsun, hadis var de. Kabul etti orada onu huzurunda. Biliyor çünkü İstanbul’da çıkacağını. Şeyh Nazım Hoca açıkça söyledi. Mehdi (a.s.)’nin geldiğini Hocamızın büyük talebelerinden, büyük mürşitlerinden bir tanesi açık açık ifade ediyor ve Şeyh Nazım Hocamız’ın özel sohbetinde alınan bilgidir bu. Bak “hayattadır şu an faaliyet halinde” diyor. Yani bütün meşaik bu kanaattedir, hepsi. Ki Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri şu an dünyanın en büyük alimlerinden bir tanesidir, bütün dünyada itibar edilen. Cübbeli bile karşısında iki büklüm oluyor.
OKTAR BABUNA:Kutup olduğunu söylemişti galiba Şeyh Nazım’ın Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, Şeyh Nazım’a söylüyor Cübbeli, asrın kutbu olduğunu söylüyor. Asrın kutbuna ittiba et o zaman Cübbeli. Bilmişlik yapma. Bak, İstanbul’da çıkacak dediğinde “aa” dedin kesildin. Tamam bak “hayatta” diyor, şu anda da onun halifesi. Değil mi? “Şu an faaliyet halinde, ama tecelli etmediği için görmüyorsunuz” diyor. “Yani açık, aleni olarak ortaya çıkması, biat edilmesi olmadığı için göremiyorsunuz şu anda” diyor. Ama bakın burada vurguladığı şey nedir? “Hayatta şu an, faaliyet halinde” diyor. Cübbeli ne diyor? “Gelmedi” diyor. 570 yıl sonra gelecek diyor.
OKTAR BABUNA:Sonra 200 yaptı bir şekilde.
ADNAN OKTAR:Bak senin kutup dediğin büyük mürşit, eline kapandığın mürşit. “Mehdi (a.s.) geldi” diyor. Cübbeli Efendi. Başka var mı film? Ona da bakalım.
ADNAN OKTAR:Şimdi bakın, Mehdi’nin şahıs olduğunu, geleceğini inkar eden, reddeden kardeşlerimizden biliyorsunuz çeşit çeşit iddialar, bahaneler garip yorumlar oluyor. Şimdi bu seyrettiğiniz Hocaefendi de 20-30 çeşit Mehdi (a.s.)’yi reddeden ekolden bir tanesidir. Dabbe Hazretleridir kendisi gördüğümüz kadarıyla. Bakın ne diyor? “Mehdi (a.s.) tabii ki gelecek. İsa (a.s.) de tabii ki gelecek. Ama ruh ölecek Mehdi (a.s.)” diyor, İsa da ölecek, bu hazretin bedenine gireceklermiş, gördüğünüz arkadaşımızın. O da Dabbe olduğu için ve bunun bedeninde tanışacaklarmış. Daha önce tanışamıyorlar, tanışma yeri bu arkadaşımızın bedeni. Bak, bedene giriyorlarmış fakat nasıl oluyorsa tanışamıyorlarmış. Sonra birbirlerine alametlerinden, Hocamızın, mübarek Hocamızın bedeninde birbirlerinin alametlerini göreceklermiş Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.) tanışacaklarmış. Böylece onun bedeninde sarmaş dolaş olacaklarmış. Dabbe Hazretleri de ev gibi ikisini muhafaza edecekmiş. Ve böylece İslam ahlakının hakimiyeti için gayret edeceklermiş. Hayırlı uğurlu olsun. Bakın görüyor musunuz? Mehdi (a.s.)’yi reddetmek için sitillerin, yöntemlerin perişanlığını ve ne kadar akıl almaz, hayret edecek, yani mucize tarzında garip tevillerle perişanlık sergileyerek anlattıklarını görüyorsunuz. Şu perişanlığa ne gerek, şu hale ne gerek, Mehdi (a.s.)’yi reddetmek için ne hallere giriyorlar görüyorsunuz. Ve böyle 20-30 çeşit ekol var. Onun için Allah rızası için, akılcı kardeşlerimiz olayı seyretsinler, izlesinler.
Ben samimiyim, arkadaşlarım samimi, akılcı anlatıyoruz, dürüst anlatıyoruz. Bir insanın bedenine iki tane Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) giriyor. “Birbirlerini önce tanımıyorlar” diyor. “Sonra Kuran’ın ışığıyla, hadis-i şeriflerin ışığıyla” diyor. Onun bedeni salon mu, toplantı yeri mi? Nasıl oluyor da onun bedeninde ikisi birbirini tanıyacaklar? Ve buna inanan yüzlerce insanı, binlerce insanı oluyor. Bir kısmı da diyor ki; ”şahs-ı manevidir, görünmez” diyor. Bir kısmı diyor ki; ”kitaptır, kitap Mehdi (a.s.)’dir” diyor. Bir kısmı “gelip geçmiştir” diyor. Kardeşim gelip geçtiyse bütün Müslümanlar perişan paramparça? Hatta Nur Talebeleri de parçalanmış kendi aralarında, birbirleri ile konuşmuyorlarmış, selam dahi vermiyorlar. Peki bu durumda nasıl Hz. Mehdi (a.s.) gelmiş oluyor? Değil mi? “En büyük müceddid, en büyük müçtehid” diyor, Bediüzzaman. Yani Mezhepleri kaldırması gerekiyor, Asrı Saadet gibi olması gerekiyor, Bediüzzaman mezhep mukallitiyidi şafi mezhebine titizlik ile uyan bir insandı, mutlak müçtehid miydi?
OKTAR BABUNA:Değildi Hocam.
ADNAN OKTAR:“Mutlak müçtehid olduğunu” söylüyor Bediüzzaman. “En büyük müceddid” diyor. Bak “hem enbüyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehid hem hakim”diyor. Hakimlik görevi yaptı mı Bediüzzaman? “Hem Mehdi (a.s.), hem mürşid, hem kumandan” diyor. Kumandanlık yaptı mı Bediüzzaman? İslam aleminin, değil mi? İslam alemi birleşti mi? “Hz. İsa (a.s.) ile birlikte İslam ahlakını dünyaya hakim eder” diyor, Bediüzzaman. Açıkça söylüyor yani. Bu tarz yanlış anlatımlarla Müslümanların beynini uyuşturuyorlar, yanlış bilgilendiriyorlar. Bunlara karşı, bizleri dikkatlice izlesinler ben olabildiğine samimi anlatıyorum. Ama ben yanlış anlatırsam mutlaka bana sms veyahut bir şeyle bildirsinler. Ben illa en doğru bilen benim demiyorum. Ama bu çok açık değil mi? Bunun acayip olduğu. Yani ben burada niye anlatmak durumunda kalıyorum? İnanılır gibi değil, mucize yaşıyoruz.
OKTAR BABUNA:Allah razı olsun inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Mesela başka bir ekol de diyor ki; “Bediüzzaman yetmiş, seksen yerde zat ifadesini, o şahıs, o zat ifadesini kullanmıştır. Bu da anlaşılıyor ki ekip bunlar o zaman ve dolayısıyla şahsı manevi. Bir kişi olsa Bediüzzaman, o zat diye bir kere söylerdi. Defalarca vurguladığına göre, o zat o zat diye, demek ki çoğul, çok kişi” diyor. Şimdi biz Başbakandan sürekli bahsediyoruz, yüzlerce Başbakan anlamına mı gelir bu? Değil mi? Akıl mı kardeşim? Biz bunlara cevap vermek durumunda kalıyoruz inanamıyorum ben bunlara rüya mı görüyorum ben.
ADNAN OKTAR:Evet devam edelim, başka ne var filmde?
VTR
ADNAN OKTAR:Bak, İstanbul. “Sizden çıkacak, Mehdi (a.s.)” diyor. Değil mi? “İstanbul’a gelecektir” diyor. Desene, sadece “ha” diyor.
OKTAR BABUNA:“Ulaşacağız” diyor.
ADNAN OKTAR:Tabii. Peki “görüşürüz inşaAllah” niye diyorsun? 570 sene sonra gelecekse Mehdi (a.s.) Yani olmayacak bir şeye niye “görüşürüz inşaAllah” diyorsun? Eminsin sen. Desene orada, Hocam bu yüzyılda gelmeyecek de, 570 yıl sonra gelecek de. Biz görüşemeyeceğiz de, değil mi? Bak, “görüşürüz inşaAllah” diyor. Daha önceki duasında da “ya Rabbi bizi, ona talebe et, bizi görüştür” diyor. “Peygamberleri göremedik, büyüklerimizi göremedik, bari Mehdi (a.s.)’a bizi kavuştur” diyor. Madem 570 yıl sonra gelecek, onu nasıl söylüyorsun o zaman? “Görüşürüz İnşaAllah” diyorsun. Hani 570 yıl sonraydı. Bak İstanbul’dan gelecek deyince hiçbir şey diyemiyor. “İstanbul’u feth edecek, sizden çıkacak” diyor. Hani Mekke’den, Medine’den çıkacaktı. Desene, burada çıkmayacak desene. Değil mi?
OKTAR BABUNA:Demiyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hocam buradan çıkmayacak, nereden çıkarttınız, diyemiyor. Çünkü biliyor buradan çıkacağını. Tabii bak, “görüşürüz inşaAllah” diyor. Buradaki televizyonlara da çıkıp Mehdi (a.s.) burada çıkmayacak, kıyamet de kopmayacak, rahat edin. Mehdi (a.s.) yani bu konular kapansın da işinize bakın havasında.
ADNAN OKTAR:Başka ne filmi var? Tamam duasına da bakalım.
VTR – CÜBBELİ DUASI
ADNAN OKTAR:Şimdi bak Cübbeli Hocamızın ilmi derindir. Bu Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele edecek bir yobazdan bahsediyor. Mehdi (a.s.) geldiğinde; bu Mehdi değildir, bu sapıktır, bu bizim dinimizi kaldıracak diye Mehdi (a.s.)’yle mücadele edecek, bir sapık Hocadan bahsediyor. Bu sapık yobaz Hocanın kim olduğunu bize Cübbeli Hocamızın söylemesi lazım. Bizim ilmimiz yeterli olmuyor. Bilgimiz de yeterli olmuyor. Bu Ahir zamanın fitneci, sapık Hocası kimdir? Bu üçkağıtçı kimdir? Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele verecek olan, Mehdi (a.s.)’yi şiddetle reddedecek olan, “herif” diyor, kendisi de zaten. Bu herif kim? Biz de merak ediyoruz, değil mi? “Maddesine dokunacak herifin. Her yönden menfaatine dokunacak adamın. Bu bizim dinimizi kaldırdı diyecek, sapık diyecekler” diyor. Medine dediği İstanbul’dur Peygamberimiz (s.a.v.) zaten. Hangi Medine diyorlar? İstanbul. İstanbul’da bir sapık bir Hoca var. Bir sahtekar değil mi? Bir üçkağıtçı bir Hoca var. Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele edecek. Bunun kim olduğunu bize Hocamız söylerse ilminden, irfanından istifade etmiş oluruz. Bu Ahir zamanın bu azılı manyağı kimse, değil mi? Masonların, itin kopuğun kullandığı bu manyak Hoca kimse bunu bize bildirmesi gerekiyor. Çünkü alim o. Hakikaten alimdir, derin ilmi var. Bizler de Müslüman kardeşleriyiz yani bize de lütuf kerem buyursun. Hadisi şeriflerden bu üçkağıtçı sahtekar Hocayı bize tarif etsin. Tam anlayalım. Anlatmazsa olmaz çünkü mühim bir vaka olarak belirtiyor onu. Değil mi? Bak dua ediyor, bizi Mehdi (a.s.)’ye karşı olmaktan, Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele etmekten Allah’a sığınıyor. Bunu büyük bir tehlike, “Vallahi bu büyük bir tehlikedir” diyor. Değil mi? Büyük bir tehlikedir. Biz bu tehlikeye girmek istemiyoruz işte. Değil mi? Biz bu sahtekar, yobaz Hocayı tanımak istiyoruz. Mehdi (a.s.)’ye karşı mücadele veren, değil mi? Ona karşı bu sapıktır, dinimizi kaldırmak istiyor diyen, maddesine dokunan, çıkarına dokunan bu üçkağıtçı kimse bize söylesin. Söylemezse tabii kendisi bilir. Aydınlanmak istiyoruz. Pusulaya yazıp gönderiyorlar soru soruyorlar. Hep cinsellikle ilgili cinsel pozisyonları anlatacağına bu konuyu anlatsın işte. İlk şeydeki sorular bu oluyor genellikle. Mühim bir konu da onun için. İstirham ediyoruz. Oktar sen bir şey mi diyeceksin?
OKTAR BABUNA: Gavs hazretlerinin Mehdi (a.s.)’yle ilgili açıklaması vardı Hocam.
“Büyük Ehl-i Sünnet Alimi Şeyh Esseyyid Muhammed Raşid Erol Hazretleri'nin Şeyhi ve Hocası, Büyük Mürşid Gavs Hazretleri Seyyid Abdülhakim Hüseyni diyor ki: Gavs Hazretleri bir sohbetlerinde; “Evliya yetiştirme mektepleri olan tarikatler, artık iman kurtarma mektepleri haline geldi.”
ADNAN OKTAR:“Tarikatler kalktı, Mehdi (a.s.) geldiği için tarikatler kalktı” diyor. Evet.
OKTAR BABUNA: “Eskiden insanlar yıllarca gezer, kendilerine şeyh ararlardı. Şimdi ise şeyhler kapı kapı dolaşıp Müslümanların imanlarının kurtulması için çağırıyor ve topluyorlar. Şah-ı Hazne (Ahmed Haznevi) Ümmet-i Muhammed’in imanını kurtarmaya çalıştı. Yoksa bu zamanda tarikat meselesi diye bir şey olmuyor. Şimdi bir oyalamadır yapıyoruz. Maksat iman kurtarmaktır. Tam hidayet Mehdi Aleyhirrahme zamanında olacaktır” buyurdu.
ADNAN OKTAR:Çünkü Mehdi (a.s.) çıkınca emanet Mehdi (a.s.)’ye veriliyor. İmam Rabbani Hazretleri ne diyor? “Tamam ve tekmil olacaktır, tarikatlar” diyor. Çünkü en büyük veli, hateme veli. Yani bütün mürşidler ona bağlıdır. Şeyh Nakşibend, Abdulkadir Geylani herkes ona bağlıdır, Mehdi (a.s.)’ye. Dolayısıyla ondan hatem buluyor. Hateme Velidir. Bak, “tamam ve tekmil en mükemmel hale gelecek” diyor. Tekmil mükemmel hale gelecek, bitecektir” diyor. Tek mürşiddir, devrinin en büyük Gavsı, en büyük kutbudur Mehdi (a.s.). Evet.
OKTAR BABUNA: “Gavs Hazretleri’ne sorulmuş:’ Efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, vird ehli vardı. Şimdi hepsi gevşemişler ve temellik içindedirler. Bu niçin böyle oluyor?’ Gavs Hazretleri buyurmuş: ‘Evet artık hidayet kalmamış da ondan. Bizimkisi bu zamanda vallahi bir durumu muhafazadır, aldatmaca gibi bir şey. Çünkü tam hidayet şimdi Hz. Mehdi (a.s.)’in elindedir. Tam manasıyla hidayeti o yapacak. Biz ise çoluk çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz’ demiş” Hocam.
ADNAN OKTAR: Şeyh Muhammed Raşid Erol Hazretlerinin ki, çok büyük muhterem bir insandır Şeyh Muhammed Raşid Erol Hazretleri. Büyük bir evliyadır. Onun sultan babasıdır. Yani onun Hocası, onu eğiten çok büyük bir alimdir bunu söyleyen.
Şimdi özetle Mehdi (a.s.) devrinde ne olacak? Onu anlatalım. Tam bir özgürlük, tam bir demokrasi, tam bir aydınlanma, tam bir barış, sevgi, muhabbet, kardeşlik, teknoloji, bilim ve sanatta en yüksek nokta, hiçbir dönemde böyle görülmemiştir. Her fikir özgür olacak. Her düşünce özgür olacak. Demokrasinin d’si yok şu anda dünyada. Gerçek demokrasinin ne olduğunu insanlar görecekler. Çünkü demokrasi Kuran’dan aldılar. Yani Hz. Musa (a.s.)’dan, Hz. İbrahim (a.s.)’den almışlardır. Yeni çıkan bir şey demokrasi. Çok eskidir demokrasi taa Nuh devrine dayanır. Taa eski peygamberlerden gelen bir ahlak anlayışıdır. Allah’ın emrettiği bir ahlak anlayışı. Yani her fikre özgürlük tanınması. Mesela Cenab-ı Allah ne diyor? Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sizin dininiz size, benim dinim bana” değil mi? “kulya eyyuhel kafirun” diyor inşaAllah. Birçok yerde de yine. Bak Allah diyor ki; “dinde zorlama yoktur”. Yani zorla ne namaz kıldırabilirsin. Yok işte başını ört diyebilirsin. Hiçbir şeyine karışamazsın insanın. Sadece din bir tekliftir. Anlatırsın o kadar. Aşkla yapılır din. Zor olduğunda münafık çıkar. Diyor ki adam, “biz zorla yaptırırız”. Sen zorla milyonlarca münafık oluşturursun. Münafık fabrikası kurarsın. Değil mi? Münafık da dünyanın en aşağılık mahlukudur. Öyle bir sanat düzeyine geleceğiz ki insanların nefesleri kesilecek. Diyor ki;” mezardakiler bile imrenecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), mezardakiler blie. Öyle bir güvenlik ortamı oluyor ki. Mesela; “kadınlar tek başına Medine’ye, Mekke’ye, Şam’a gidiyorlar” tek başına. Karanlıkta elini kolunu sallayarak böyle. “Hiç bir şey olmaz” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Yırtıcı hayvanlar bile sevecen olurlar” diyor. Uysal, sokakta bile yırtıcı hayvan görmüyorsun. Öyle bir gelişme olacak inşaAllah. Yobazlık, bağnazlık, tutuculuk, üçkağıtçılık, delilik, psikopatlık, mafya, asma, kesme, terör örgütleri bunların hiçbiri kalmıyor Mehdi (a.s.) devrinde. Mutlak barış, mutlak sevgi bütün silahlar kalkıyor. Tabanca, tüfek dahil. Tank, top hepsi eritilecek, hepsi. Çamaşır makinesi, buzdolabı bilmem hastane her yerde kullanılacak. İnşaatta kullanılacak yani silah olarak demir kullanılmıyor, kalkıyor. En fazla silah kullanacağın silah, ne olur? Marul olur, o kadar. Marul savaşı yapacaklar. Başka savaş olmaz. Kar topu savaşı olabilir o kadar, şakadan. Kardeşim niçin savaş olsun? Niye insanlar birbirini öldürsün? Allah’ın mazlum tertemiz kulları. Eğitirsin, anlatırsın olur biter, değil mi? İt kopuk ne yapacak? Allah’tan korkmayanlar, Allah’tan korkmayan Mehdi (a.s.)’den korkacak. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. İt gibi böyle, uyuz it gibi, ite de benzetemiyorum. İtleri çünkü çok seviyorum köpekleri.
İnsanların kafasına kan gelecek. Öyle mimari şaheser meydana getirecek ki bakanın nefesi kesilecek. Şimdi bakıyoruz. Kibrit kutusu gibi dörtgen binalar, kardeşim böyle bina olur mu? Yapıyorsanız bir emek verin. Güzel bir şey yap. Değil mi? Yapılan her bina diyeceksin “bundan daha güzeli olmaz herhalde” diyeceksin. Öbürüne bakacak adam diyecek; ”bundan daha güzeli olmaz herhalde” diyecek. Bak ne bir tiyatro eseri yapılabiliyor, ne bir sinema, kaliteli bir film, ne kaliteli bir tablo. Yok, sanat öldü dünyada. Sanatçı da kalmadı. Çok çok nadir. Varsa söylesinler, yok. Mesela sanatçılar var, çocuğuyla dışarıya çıkıyor adam. Bakıyorsun 2 metrelik bir zenci sağında, 2.10’luk bir zenci solunda pür silah adamlar, böyle hayat olur mu? Adam istediği gibi gezinsin. Niçin koruma bilmem ne? Sıkıysa gitsin korumalar. Değil mi? O çocuk İtalya’dan dünyayı gezeceğim diye gelmişti, geldi burada ırzına geçip parçalayıp attılar. Niye? Zulüm kafası var. Allah’tan korkmuyor, zalim yapar işte. Mehdi (a.s.) devri olacak da öyle psikopat çıkacak, öyle mi? Diyecek ki Allah’tan korkmasa dahi yapamaz, niye? Ben biliyorum yapamaz. Sıkıysa yapsın. PKK, karanfil atarlar, koklayıp koklayıp karanfil atarlar. Sıkıysa bir yapsın. Tahayyül dahi edemez. Sorsan hangi yere mensupsun falan? İttihad-ı İslam diyecek tabii. Türk-İslam Birliği’nin aşığıyız diyecekler. Kalbinde bir fesat dahi olsa söyleyemez. Adam gibi olacak yani. Mehdi (a.s.)’nin silahı mı olacak? Yok, göreceksiniz. Pırıl pırıl kıyafetiyle halkın arasında olacak. Elini kolunu sallayarak gezer Mehdi (a.s.), koruması olmaz. İsa Mesih de öyle. Sıkıysa bir şey yapmaya kalksınlar. Cibril sağında, Mikail solunda, İsrafil önünde inşaAllah. Görseler onu hakikat hali titremekten yerinden kalkamazlar.
Şimdi Harun Yahya Tv’den mi devam edeceğiz?
OKTAR BABUNA:Çok rica etmiş bir seyircimiz-izleyicimiz diyor ki; “Hocamız çok yakışıklı olmuş, kendisine söyler misiniz? Lütfen çok rica ediyorum. Saygılar”. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Allah tecelli ediyor. Onlar da çok güzel. Ben doyamıyorum kardeşlerime.
Mutlu olsun benim milletim, Güneydoğuda da mutlu olsun her yerde mutlu olsun. Sıkılıyorum benim milletim sıkıldığında istemiyorum. Bu kadar. Konu bu yani ben deli adamım. Allah’ın delisiyim. İllaki olacak Türk-İslam Birliği. Bu bu kadar. İkinci bir ihtimal yok yani inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...