SUNUCU:Sayın misafirlerimizin ve Sayın Hocamızın katılımıyla yayınımıza internet adresimizden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Efendim hoş geldiniz. Sizi daha dinç, daha güzel, efendim daha gayretli bulduk. MaşaAllah, Allah sağlık sıhhat versin. Oktarım, ne diyor Hüseyin Hatemi Hocamız?
OKTAR BABUNA:Estağfirullah Hocam, “Kuran’da Mehdi (a.s.) yoktur diyenler yanılıyor.” demiş Hocamız inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O zaman, ispat et, anlat. Şimdi bak, büyük ulema, İmam-ı Cafer-i Sadık, Peygamber (s.a.v.) torunları, hangi ayetlerin Mehdi (a.s.)’ye baktığını Peygamberimiz (s.a.v.)’in kanalıyla söylüyorlar, değil mi? Onları bize anlat.
OKTAR BABUNA:Tamam, inşaAllah hocam. Hud Suresi’nin, 86. ayeti; “Ebu Cafer (r.a.), bu alametleri şöyle saymıştır: “… O (Hz. Mehdi (a.s.)) çıkınca sırtını Kabe’ye yaslar. Ona (Hz. Mehdi (a.s.)) tabilerinden 313 kişi tabi olur. Hz. Mehdi (a.s.) ilk önce şu ayeti okur: “Eğer mümin iseniz Allah’ın bıraktığı sizin için daha hayırlıdır.” (Hud Suresi, 86)
Bu ayeti okuyup şöyle der: “Ben sizin için Allah’ın bıraktığı ve halifesiyim (Müslümanların manevi lideriyim). Ben onun hüccetiyim.” Hz. Mehdi (a.s.)’ye selam verenler şöyle selam verirler: "Selam sana ey Allah’ın yeryüzünde bıraktığı (bakiyyesi!)" Sonra herkes ona (Hz. Mehdi (a.s.)’a) bey’at (biat) eder. (Hz. Mehdi (a.s.)’nin) Adamlarının sayısı on bine ulaşır. Allah’ın dışında bir başkasına ibadet eden, Musevi ve Hıristiyan olan herkes ona (Hz. Mehdi (a.s.)’a) iman eder. Böylece yeryüzünde tek bir millet hasıl olur; o İslam milletidir. Sonra Allah’tan başkasına tapanların üzerine gökten bir ateş düşer ve onları yakar. Doğrusunu Allah bilir.” (Ehl-i Beyt, Nurul Ebsar, Oniki İmam, Kutuplar ve Mezhep İmamlarının Menkıbeleri) Kaynak, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi Oktar Hocam sen bir an önce okuyup bitirme azmiyle, büyük bir süratle okuyorsun, dinleyen kardeşlerimiz bunun bir kısmını anlamayabilirler. Oradaki asıl hikmet ve derinlik üzerinde duracaksın. Yani bütün mesele onu baştan sona süratle okumak değil. Tabii ki Kuran’ı tenzih ederim, hadisleri tenzih ederim ama anlaşılır tarzda açıklaman önemli.
OKTAR BABUNA:Eb-u Cafer (r.a.) şöyle diyor, ayeti okuyor önce inşaAllah, hocam; “Eğer mü’minseniz, Allah’ın bıraktığı sizin için daha hayırlıdır.” (Hud Suresi, 86).” Ve bunu şerh ediyor. Şerh ederken de şunu söylüyor Hocam inşaAllah; “Allah’ın bıraktığı,” “ben onun hüccetiyim.” Hz. Mehdi (a.s.)’yi kastederek burada, “Allah’ın yeryüzünde bıraktığı bakiyesi” diyor. Ayetin ona baktığını söylüyor inşaAllah ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişine baktığını söylüyor, şerh ederek. Ve İslam’ın hakimiyetini anlatıyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ye inananların sayısının önce 313 olacağını, ama ondan sonra bütün insanlığın iman edeceği şeklinde inşaAllah, inanacağı şeklinde. Burada Allah’ın kastettiği, inşaAllah; “bıraktığı,” Hz. Mehdi (a.s.)’yi kastettiğini söylüyor, inşaAllah. İşaret ettiğini, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’nin isimlerinden en önemlilerden bir tanesi, bütün Şii’ler bilirler, Anadolu’da da bilinir, Bakiyetullah. Allah’ın bakiyesidir. “Ene Bakiyetullah” diyor. “Ya Rabbi ben Senden bir bakiyeyim” diyor. İnşaAllah. Ahir zamanda Allah’a en yakın olan insandır Mehdi (a.s.). O anlamda da öyle demiştir; “Ene Bakiyetullah,” “Ya Rabbi, ben senden bir bakiyeyim.” İnşaAllah. Onun için ismi aynı zamanda Bakiyetullahtır Mehdi (a.s.)’nin. “Ayet ona bakıyor” diyor. Bu konuya bakıyor. Evet başka?
OKTAR BABUNA:Nur Suresi’nin 55. ayeti, şeytandan Allah’a sığınırız. “Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va’detmiştir:” Allah’ın kesin vaadi var, inşaAllah. “Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa,” Hz. Süleyman (a.s.)’a, Hz. Zülkarneyn (a.s.)’e nasıl hakimiyet verdiyse, “onları da,” Hz. Mehdi (a.s.)’yi ve talebelerini, “yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak.” Hakim kılacak İslam dinini, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu ayetlerin çıkışını alıp versene, bu ayetleri. Bir de internet girişlerini verin. Şimdi Ramazan’da sahuru burada yapacağız. Ona göre. Güzel efendim, yeşil zeytin, siyah zeytin, hurma çeşitleri, değil mi? Güzel gül reçeli, biraz tereyağı ve onu bizzat kendim gidip seçip alacağım. Yani herhangi bir zeytin olmaz, herhangi bir hurma da olmaz, inşaAllah. Peynir çeşitleri alacağız, güzel. Etsiz iftar olmaz. Mutlaka et olması gerekiyor. Bahçede ızgara yapacağız. İnşaAllah, tamam? İnşaAllah hem sahur yapacağız, hem sohbet edeceğiz. Yalnız buranın şu teşkilatını değiştirmemiz gerekiyor. Sahura göre özel dizayn edeceğiz. İnşaAllah, tamam mı?
OKTAR BABUNA:Tamam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu akvaryumları da alalım, ondan sonra, ortaya bir havuz, güzel bir Osmanlı havuz, öyle yapalım. Tamam mı? Bu akvaryumlarda da yani, o tarafa sırtını veren, böyle oturanlar da olabilir, o şekilde yapalım, yani yeni ayrı bir dizayn yapalım. İnşaAllah.
Şeyh Ahmet Yasin Hocam ne diyor, demin? Yani Şeyh Nasım Adil Kıbrısi Hazretleri’nin halifesi, değerli alim, ne diyor? “Mehdi (a.s.) gelmiştir, zuhuru bekleniyor” diyor. MaşaAllah. “Vakit tamam olmuştur” diyor. “Alametler onu gösteriyor” diyor. Demek ki sayılan alametleri, bizim tarif ettiğimiz alametlerle, ehl-i kalp, ehl-i vicdan, ehl-i iman görmüş. Bunlar nelerdi o alametler? Oktar biraz say bakalım.
OKTAR BABUNA:Çıkış alametleri mi Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet, kısaca.
OKTAR BABUNA:Kabe’de kanlı bir katliam inşaAllah, 1 Muharrem 1400’de oldu, Hicri 1400’de. Tam birinci günü, inşaAllah. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alameti, İstanbul’a geliş alameti olarak dikkat çekilen, büyük bir aydınlanma ve patlama, alevden söz ediliyor hadiste, inşaAllah Hocam. Bu da Independenta Tankeri’nin 15 Kasım 1979’daki patlaması Allah-u alem. İstanbul’un önünde.
ADNAN OKTAR: Demek ki bu alametleri, ehl-i kalp, ehl-i velayet görüyor, biliyorlar. Göremeyenler var Cübbeli gibi. Ama ne diyor bak, Şeyh Ahmet Yasin Hocamız, ki Şeyh Nazım Adil El Kıbrısi Hazretleri’nin vekillerinden, halifelerinden çok büyük bir alimdir. Diyor ki; “Bazı insanlar diyecekler ki; ‘Ben televizyonda falanca hocadan duydum. Böyle bir şey yokmuş.’” Bak ne diyor hocamız; “Din Allah’ın dinidir. Falanca şahsın, ne Ahmet Hoca’nın,” yani Cübbeli Ahmet’i kastediyor, “ne Ahmet Hoca’nın, ne Ali Hoca’nın, ne Veli Hoca’nın değildir” diyor. İnşaAllah. “Mehdi (a.s.) şahıs olarak gelecektir. Biz böyle inanırız.” Şahs-ı manevi değildir diyor, “biz böyle inanırız, Mehdi (a.s.) hayattadır” diyor. Hayattadır ne demek? Faaliyet halinde. Şu an geldi diyor. Zuhuru ayrı, hayatta olup faaliyette olması ayrı. Cübbeli bunları ayırt edemiyor. Zuhur ayrıdır, hayatta olmak ayrıdır. Bunu öğretiyor ona işte Şeyh Nazım Hocamız, inşaAllah. Değil mi? “Kutup” diyor Şeyh Nazım Hocamız. Kutupsa kutba uyacaksın işte. İnşaAllah. Bilmişlik yapmayacaksın, inşaAllah. Bak İstanbul’da gelecek deyince hayret nidası geliyor. Bilmediğinden değil, biliyor İstanbul’da çıkacağını. “Sizden çıkacak” diyor. “Mekke’den, Medine’den çıkmayacak” diyor. Ona da itiraz etmiyor, kabul ediyor.
OKTAR BABUNA:Siz daha önce bahsetmiştiniz, okutmuştunuz Hocam inşaAllah, Şeyh Nazım Hazretleri’nin 1981’de İstanbul’da, Hz. Mehdi (a.s.) hakkında yaptığı bir sohbet de var inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Biliyorum.“Boğaz’da” diyor, değil mi?
OKTAR BABUNA:Boğaz’da, evet.
ADNAN OKTAR:Evet, mübarek, “Boğaz’da duruyor” diyor. Berkerim anlat.
ALTUĞ BERKER:Şöyle diyor Şeyh Nazım Hocam, dediğiniz kısımda: “Bu İstanbul’da bir Veliyullah var Boğaz’da, sen onu bilmezsin. Bir tek Peygamber Aleyhisselam’dan doğrudan emir alan, evliyadan büyük bir zat orada bulunuyor. O İstanbul’da emanetleri gözeten zattır.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Allah bu yüzyılda yobazlığa dünyayı dar etti. Allah yobazlığı engelledi. Mesela diyor ki, “ben, falanca, feşmekanca.” Yok, Allah engelliyor. Yobazlığı yıkan Allah’tır. Çünkü Allah’ın kastı, Asr-ı Saadet Müslümanlığıdır. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) zamanındaki Müslümanlık. O devrin nezaketi, sevgisi, saygısı, terbiyesi, düzgün tavrı, sevecenliğin, coşkunun, merhametin ayyuka çıkması. Mesela bir münafık çıkıyor yahut bir sahtekar yobaz çıkıyor televizyona, millet ikrah ediyor. Özel çıkartıyorlar bazı yobazları. Sırf dine vurmak için, İslam’a vurmak için. Yani böyle bir insan, mesela farzedelim bir yobaz çıktı. İnsanlar dehşet ve hayretle izliyorlar. O avanağa sorsan, çok büyük bir hizmet yapıyor. Yapıyorsun da, şeytana hizmet ediyorsun. Senin sebebinle birçok insan, on binlerce insan imanını kaybediyor. Ama yobaz, çok faydalı bir şey yaptığı kanaatinde. Aklı zayıf olduğu için, aklı kıt olduğu için çok büyük hizmet verdiğini zannediyor. İğrenç sözlerden bahsediyor, aptalca bir üslubu var, aptal bir görünüm, aptal bir mantık, yani dini konuları, hadisleri tenzih ederim. Dolayısıyla, yani milletin dehşet ve hayretle çok fazla insanın onu seyretmesini onun lehine zannediyor. Halbuki bir yerde bir kavga, olay olduğunda da oraya halk, çok fazla insan geliyor. Yani anormal bir şey gördüğünde insanlar; insanı dehşete kaptıran, insanları korkutan, yahut insanları böyle şok halinde olayları seyretmeye iten bir mahluk veya bir insan gördüklerinde, çok fazla insan birbirlerine kanalları haber veriyor. Diyorlar ki, “bir mahluk var” değil mi? “Birisi var, aman bir bakın” diyorlar. Adam haline şükrediyor. “Ya, Allah korudu bizi bunlardan” diyor “böyle tiplerden.” O avanak da çok büyük bir hizmet yaptığı kanaatinde. Yeni taktik, ateist masonların yeni taktiği, eskiden çıkartıyorlardı, direkt din aleyhinde bazı profesörleri, bazı adamları konuşturuyorlardı. Komünistleri yahut işte satanistleri konuşturuyorlardı. Şimdi daha kurnaz bir yöntem buldular. Azılı yobazlar, böyle itici, kıl, pislik bazı yobazları çıkarıp konuşturuyorlar, bomba etkisi yapıyor. Yani milyonlarca insan nefesi kesilmiş şekilde, o mahluku izliyor ve yobazın hikayelerdeki gibi olmadığını, hakikaten var olduğunu görüyorlar. Yani, biz şimdi çocukluğumuzda anlatıyorlardı yobazı, biz kafamızda, “yok” derdik, “bu kadar da olmaz” falan derdik, değil mi?
SERDAR DAYANIK:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Anlatırlardı yani, biz inanmazdık, “ya” derdik, “bunlar kasten yapıyorlar.” Adam diyor ki, “biz yalan söylemiyoruz arkadaş” diyor, “al sana yobaz” diyor. Adam bir çıkıyor, adamların nefesi kesiliyor; çoluk çocuk, küçük çocuklar falan, gözleri böyle çocukların, var ya karikatürlerde böyle, nokta gibi oluyor böyle. Milletin ağzı, dili kuruyor dehşetten. “Ya, cezbe tuttu mübarekleri, bak ne kadar etkilendiler” diyor. “Şu an on milyon insan bizi seyrediyor, sebepleniyorlar” diyor. Bütün milleti dinden imandan ediyorsun avanak. Yani aptallığının önü arkası yok. Zaten kendisinin dine karşı nasıl öfke içinde olduğunu da anlatıyor. Yani dine karşı bakış açısındaki o soğukluğu da açık açık anlatıyor üslubu. Suratından, üslubundan, bakışlarından, olayları hep, mesela densizlikten denisizliğe, münasebetsizlikten münasebetsizliğe geçiyor. Yani Kuran’ı ve hadisleri tenzih ederim. Böylece adamlar, hayallerde olan yobazın, bizzat yaşandığını görmüş oluyorlar. Ve çok büyük bir tehlikedir bu ve büyük bir oyundur. Ama biz bu oyunu tabii kulağından tutup tepetaklak toprağa çakıyoruz.
OKTAR BABUNA:Allah razı olsun Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, adamlar çok uyanıklar. Yani, adam reyting midir, teyting midir onun peşinde. Yani, çok fazla adam girecek, işte o da reklamlardan para alacak. Kardeşim sen şimdi, mesela diyor ki, “falanca yerde acayip bir mahluk göründü” diyor. “Şimdi biz 5 dakika sonra onu göstereceğiz” diyor. On binlerce, yüz binlerce insan televizyonun başında bekliyor. “Biraz sonra da falanca yobazı çıkaracağız” diyor. Onunla aynısı. Şimdi kardeşim sen reklamlardan para kazanıyorsun ama dine muazzam zarar vermiş oluyorsun. Mesela bir kısmı da avanak oluyor, o sadece gelirinin peşinde oluyor. “Ya reklam gelirleri beni ilgilendirir” diyor. Dine saldırarak yapacağına, ilginç bir mahluk çıkart televizyona, canavar gibi bir mahluk çıkart ilginç, ona baksın. Konu mu yok dünyada yani? Niye oturup yobaz çıkarıyorsun da dine zarar veriyorsun, değil mi? Niye milleti soğutuyorsun ve milleti dehşete kaptırıyorsun? Adam bir anlatıyor, ağzından kan akıyor. Nefret akıyor yani ve aptallık akıyor. Halbuki Müslüman insan aklının alabileceği en yüksek kalitede, en yüksek akılda, en yüksek sanat düzeyinde, en yüksek bilim düzeyinde, en derin düşünen, en merhametli, en şefkatli, en isabetli tavırlar gösteren, nezih, kibar, tertemiz, oturmasını kalkmasını bilen, adabı edebi bilen, her konuşması iç açıcı olan, sevecen olan, demokrat olan, fikir özgürlüğünü savunan, bütün milleti bağrına basan; Alevi’siyle, Sünni’siyle, Kürt’üyle, Çerkez’iyle, hepsini bir bütün olarak gören, Allah’a kendini tam teslim etmiş, dünyanın en kaliteli, en klas adamına Müslüman denir. En yüksek kalitedeki insandır. Adam kaya porsuğu gibi. Yani akılsız olduğu için yobaz olmuş. Tamam, orada kendine zarar diyeceğiz, ama kardeşim milleti de tahrip ediyorsun. Gir inine, ininde yaşa. Niye milleti tahrip ediyorsun? İnsanları bambaşka bir ruh haline sokuyorsun. Allah’a şükür ki millet yine de ibret gözüyle bakıyor. Biliyorlar yani yobaz olduğunu, hasta olduğunu biliyorlar. Daha da yobazlığa karşı gardını güçlendiriyor. O yönden de hayır oluyor aslında. Fakat ortada olan, zayıf olan insanlara çok büyük tehlike oluyor. Yoksa, bilinçli, aklı başında bir adam onu gördü mü Kuran’a, İslam’a olan, Asr-ı Saadet’e olan sevgisi daha da artacaktır.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Mesela insanlar düşünüyor, diyorlar; “Hz. Osman (r.a.)’ı şehit edenler nasıldı?” İşte tam o gördüğünüz gibi, o yobazlar gibi oluyorlardı, aynı. Üslubu da aynı, pisliği de aynı, kinciliği de aynı, nefreti de aynı. Diyor ki; “Hz. Hasan (r.a.), Hüseyin (r.a.)’i şehit edenler nasıldı?” diyor. Aynı, işte o gördüğün yobaz tarzında oluyor. Ya onlar bambaşka zannediyorlar. Böyle hani alnında boynuz var, falan. Böyle bir şey yok. Aynı o modelde oluyor işte. Üslup müslup, aynı ukalalık, aynı bilmişlik, yolda yürümekten aciz. Yani genel kültür desen sıfır nerdeyse, çok çok zayıf. Ama sürekli meslek edinmiş dini, meslek olarak görüyor ve konuşmalarının altında, bilinçaltındaki bozukluk sürekli akıyor, görünüyor. Onun için Peygamberimiz (s.a.v.) Ahir zaman yobazlarına çok dikkat çekmiştir. Sahih hadis kitaplarında da vardır. Mehdi (a.s.)’ye karşı da ayaklanacak bir yobazdan bahsedilir ve yobaz güruhundan da bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v.). Mesela bak çok açık söylüyor. Ben daha önce de söylemiştim. Birçok hadis var.
Bizi internetten izleyen kardeşlerimiz akrabalarını, tanıdıklarını, onları da teşvik etsinler. Onlar da izlesinler. Mesela bir kişi, en az on kişiye daha seyrettirsin. Aslında çok iyi. Yani canlı izleme oranı çok yüksek. Bereketine zarar gelmesin diye fazla da açıklamıyorum. MaşaAllah. Fakat yetinmesin kardeşlerimiz. Amcası olur, dayısı olur, değil mi? Mesela onlar da izlesin. İnsanın nazı geçer onlara. Amcasının oğluna, akrabalarına, teyzesinin kızlarına, yengelerine, hepsine insan seyrettirir inşaAllah. Zor bir şey değil. Çünkü diyorlar hakikaten, “Hocam nasıl hizmet edebiliriz?” diyorlar. Coşkun bizim sevenlerimiz. Tamam alın hizmet bu işte.
ADNAN OKTAR: Ama tabii, Müslümanlar birbirine teşhis koyup, mesela şu, şu, şu, bu böyle değil. Yani Müslümanlar mesela Türkiye’de, genelde çok kalitelidir. Yani, onun için Türk-İslam Birliği’nin lideri. Yani orada, bir yanlış anlaşılma olmaması çok önemli. Mesela, Muhammed Raşid Erol Hazretleri vardır, biliyorsunuz, Adıyaman’da. Bütün bağlıları çok nezih ve aydın ve çok kaliteli; adabı, edebi bilen, çok hürmetkar insanlardır. Çok değerli insanlardır. Mesela, Mahmut Hoca Hazretleri de, Şeyh Mahmut Hoca Hazretleri de çok çok edepli, adaplı, nezih, çok temiz bir insandır; kaliteli, klas bir insandır. Mesela Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri de öyle. Taraftarları, talebeleri falan insancıl, hürmetkar... Mesela geçen gün gemide bir yemek verdiğimizde orada ileri gelenler de gelmişlerdi. Adap, edep, hürmet üstlerinden akıyor böyle. Çok şeydir, Türkiye’deki insanlar. Ama ona rağmen, aralarına sızmış böyle mahluklar var, kaya porsuğu gibi, onların da nefret ettiği ama git de diyemedikleri insanlar var, ben onları kastediyorum. Yoksa çok şahane. Mesela Nur talebeleri, Fethullah Hocamız’ın talebeleri öyledir, Yeni Asya’nın talebeleri öyledir; çok olgun, nezaketli, derin düşünen insanlardır. Yani böyle farfara hareketlere falan çok karşıdırlar. Devlete karşı saygılı, anarşiye, teröre karşı çok şiddetli tavır koymuş insanlardır. Fitneden şiddetle kaçınırlar. Değil mi? Ve hiçbir şekilde bak Türkiye’de o tarz bir şamata, ayaklanma, kargaşa hiç olmamıştır ve olmaz da. Osmanlı devrinden kalma bir olgunluk vardır.
OKTAR BABUNA:Evet, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Nezih insanlardır. O yönüyle biz inşaAllah, Türk-İslam Birliği’nin lideri olmasını o yüzden istiyoruz, inşaAllah. Hocam buyurunuz.
SERDAR DAYANIK:Estağfirullah Hocam. Bediüzzaman Hazretleri de, sizin de az önce dediğiniz gibi, yobazlarla ilgili bir açıklaması var. Bu Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili alametleri yanlış yorumlayan, hurafevari yorumlayanların, Müslümanlara çok ciddi ağır zararlar vereceğini, veciz bir sözüyle açıklıyor. Okuyayım mı eğer uygun görürseniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.
SERDAR DAYANIK:Kastamonu Lahikası, sayfa 80; “Bir kısım zahiri ulemalar, o rivayet ve hadislerin zahirine bakıp şüpheye düşmüşler. Veya sıhhatini inkar edip veya hurafevari bir mana verip, adeta muhal bir sureti bekler bir tarzda avam-ı Müslimine zarar verirler.”
ADNAN OKTAR: Halen de veriyorlar.
SERDAR DAYANIK:Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman’ın bak bu bir harikasıdır. Ama tabii yobazla mücadele bazı insanların yöntemiyle de değil. Yani mesela çok vahşiyane ve acımasız davranıyorlar. Öyle davranılmaz. O da ayrı bir ahlaksızlık ve vicdansızlıktır. Yani zulmetmek, kafasını ezmeye kalkmak, perişan etmek, değil mi? O şekilde değil. Bilgilendirerek, zararını kültürle, sevgiyle, saygıyla, aydınlatarak kırmak lazım. Değil mi? Tepeleyerek olmaz. Sen onu tepelersen, komünisti, dinsizi de seni tepeler. Bilmem bir başkası da, “Kuran’ı sen yanlış yorumluyorsun, ben doğru, o da başka türlü.” Öyle şey olmaz. Yani mutlaka şefkat, akılcılık içerisinde değerlendirilir. Ama biz şeytana “şeytan” diyoruz, iblise “iblis” diyoruz. Ama şeytana uymuş bir adama da, kurtarma gözüyle bakıyoruz. Gidip kafasını ezmek peşinde olmuyoruz. Yani, Müslümanlıkta kafa ezme metodu yoktur. Mehdi (a.s.) devrinde bu yoktur yani. Silahların hepsi yok ediliyor. Burun dahi kanamadığına göre, kafa ezmek değil, güzel örnek olarak düzeltmeye çalışmak lazım. Ama biz ite “it” deriz, yobaza da “yobaz” diyeceğiz. Yani yobaza süslü bir isim koyamayız ki biz. Ne diyelim yani? İngilizcesini mi söyleyeceğiz? Karşılığı bu, yobaz yobazdır.
Ama bu onları ezelim anlamına gelmez. Onları aydınlatalım, onları şefkatle kurtarmaya çalışalım anlamında olacak. Muannid yobaz vardır, muannid de olsa yine devam edeceğiz, anlatacağız. Yani zaten aklı olsa, o hale gelmez. Akılsızlığından dolayı cezalandırılmaz bir insan, değil mi? Aklını kaybetmiş işte, bitmiş aklı. Zaten yarım akıllı, şimdi onu oturup cezalandırırsan, o da yarım akıllı demektir o zaman yani. Olmaz. Aydın, kaliteli insan içinde zaten yobaz utanır. Bakın, dikkat edin, yobazların sohbetlerinde, yobazlık yaptığı yerlerde utanıyorlar. Ben size göstereyim filmlerde. Yani onun münasebetsizlik olduğunu, edepsizlik olduğunu anlıyor. Ya sesini kısıyor, ya o konuyu geçiştirmeye çalışıyor. Yani anlıyor orada densizlik yaptığını. O kadar da kafası bomboş da değil yani. Yani çok özür dilerim, dangalaklık yaptığı yerlerde, özel bir üslup kullanıyorlar. Tabii, yani pısıyor, geriye doğru çekiliyor.
Fethullah Hocamız’ın yarın Mehdi (a.s.) hakkındaki görüşlerini kendi kaynaklarından anlatacağım. Fethullah Hocamız’ın bizzat kendi anlatımları, kendi izahı. Onları tabii şerh ederek açıklayacağız. Hatalı yorumları, hatasız yorumları, düzgün yorumları, yanlış yorumları, hepsini tek tek gösteriyoruz. Mesela bak bugün Dabbet-ül arzı anlatan arkadaşımızı anlattık. Ama şimdi biz ona karşı bir nefret ve öfke duymuyoruz, acıyoruz. Ama bakın galiz bir hata içerisinde, bunun tarif edilmesi lazım. “Mehdi (a.s.)” diyor, “bir şahsın” yani Allah-u alem kendisini kastediyor, “içine ruh olarak, öldükten sonra girdi” diyor. “Hz. İsa (a.s.) da öldü, o da girdi” diyor. Bedende ikisi de yaşıyormuş ama birbirlerini tanıyamıyorlarmış. “Sonra Kuran’ın ışığıyla, imanın nuruyla, Risale-i Nur’dan aldıkları bilgi, Kuran’dan aldıkları bilgi, onun bedeni içerisinde bir tanışma günleri olacak” diyor ve “birbirlerini tanıyacaklar diyor. Ya bunun bedeni kardeşim yayla mı? Yani böyle belki kendini kastetmiyordur. Yani, ya şeyhini kastediyor, yani biri var, onun Dabbet-ül arz dediği birisi var. Kimse yani o şahıs. Yani bu bir salon değil, bir ev de değil, köy de değil. Yani bir insan bedeninde iki ruh birbirini tanıması için, Kuran’dan bilgi edinecek, hadisten bilgi edinecek, bir de diyecekler ki, “Sen Mehdi (a.s.)’sin, ben de İsa (a.s.)’yım” diyecekler, “Dabbet-ül arzın vücudunda buluştuk” diyecekler. Şimdi buna ne gerek var? Yani bu perişanlığa ne gerek var?
OKTAR BABUNA:İzleyenler bilmiyor olabilir, bugüne kadar sizin hiç tatil yaptığınızı görmedik.
ADNAN OKTAR: Yani kardeşim, tatil, tebliğdir. Tebliğ yapıyorsan sen tatil yapıyorsun. Boş oturdun mu, tebliğ yapmadın mı, en büyük acılardan, ızdıraplardan birisidir o. Tatil olmaz o.
SUNUCU:İnternet yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Mesela bak diyor ki, Yasin Suresi’nin 30. ayeti, şeytandan Allah’a sığınırım. Hadis de şöyle başlıyor: “Ama hüccet (Hz. Mehdi (a.s.)) halkı tanır, halk ise onu (Hz. Mehdi (a.s.)’yi) tanıyamaz. Mesela Cübbeli nasıl tanıyamıyor, bir başkası nasıl tanıyamıyor, “tanıyamaz” diyor. Tıpkı Yusuf (a.s.) gibi. Yusuf (a.s.) halkı tanıdığı halde onlar Yusuf (a.s.)’u inkar ederlerdi. Sonra, Hz. Ali Keremullah Vecce, bu konuyu açıklayıcı mahiyette şu ayeti okuyor: “Kullara yazıklar olsun, Resul onlara geldikçe onunla alay ediyorlardı.” Demek ki Mehdi (a.s.) ile de alay edilecek ve “ayet ona bakıyor” diyor “aynı zamanda,” Hz. Ali (r.a.). Değil mi? Ayeti şerh ederken, bu ayetin aynı zamanda Mehdi (a.s.)’ye baktığını söylüyor Hz. Ali (r.a.). “Kullara yazıklar olsun, Resul onlara geldikçe onunla alay ediyorlardı.” Demek ki bazı yobazlar, bazı üçkağıtçılar Mehdi (a.s.)’yi anlamazdan gelecekler, alay etmeye kalkacaklar kendi aptal kafalarınca. Yok etmeye, onu gözlerden silmeye çalışacaklar. Mesela Enbiya Suresi, 105. ayeti, şeytandan Allah’a sığınıyorum; “Andolsun,” Cenab-ı Allah yemin ediyor, “Biz zikirden (Tevrat’tan) sonra Zebur’da da: “Şüphesiz Arz’a (dünyaya) salih kullarım,” samimi kullarım, “varisçi,” hakim, “olacaktır" diye yazdık. İmam Bakır ve İmam-ı Cafer-i Sadık’tan. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in torunları yani bu kişiler, biliyorsunuz. 12 İmam’ın büyükleri, “rivayet edilmektedir” Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet, “Buradaki (ayette bildirilen) "salih (samimi) kullar,” Hz. Mehdi (a.s.) ve arkadaşlarıdır” diyor. Direkt. Hüseyin Hatemi Hocamız da diyor ki; “Kuran’da Mehdi (a.s.)’ye bakan ayet yok demeniz yanlış, çok fazla ayet var.” diyor. Mehdi (a.s.)’ye bakan ayetlerden biri de budur. Bunu bize kim bildiriyor? İmam-ı Bakır ve İmam-ı Cafer-i Sadık. İmam-ı Cafer-i Sadık kim? İmam-ı Azam’ın hocası. İmam Ebu Hanife’nin hocası. Türkiye hep Hanefi genellikle, biraz da Şafi var. Bak, onun hocası bunu söyleyen ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunu.
Neml Suresi, 62. ayet, “Muhammed bin Müslim şöyle der: "İhtiyaç, muhtaçlık içinde olan biri O’nu çağırdığında, ona icabet eder."” Cenab-ı Allah. Ayet. “Ayet hakkında İmam Muhammed Bakır aleyhisselam şöyle buyurdu: "Bu ayet Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) aleyhisselam hakkında nazil olmuştur."” “Doğrudan onla ilgilidir” diyor “ayet”. Bu ayeti şöyle açıklıyor : “Beyaz bir kuş şeklinde Kabe’nin oluğundan gelip, halkın içinde Hz. Mehdi (a.s.)’ye biat edecek olan Cebrail aleyhisselamdır” diyor. Bir gün beyaz bir güvercin Hz. Mehdi (a.s.)’nin eline konacak. O, Cebrail (a.s.)’in biatı olmuş olacak. Olay bu. Bak “beyaz bir güvercin şeklinde gelecek” diyor. O gelecek; o güzel parmaklarıyla, patisiyle, Hz. Mehdi (a.s.)’nin avucuna konacak, bir süre bekleyecek, beyaz güvercin. Biat etmiş olacak Cebrail (a.s.) ve ondan sonra uçup gidiyor. Ama halk tabii onu normal bir güvercin zannedecektir, inşaAllah. “Ebu Basir’den: İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu: "Kaim’in (Hz. Mehdi (a.s.)’nin), kıyamından” yani ortaya çıkmasından, belli olmasından “önce bir yıl halk aç kalacak.” Yani “ekonomik kriz şiddetlenecek” diyor. “Onları öldürülme korkusu saracak.” Anarşi ve terör. Var mı şu an? Var. “Malları, canları ve mahsulleri azalacak.” Malları bombalanıyor, yakılıyor, canları, şehit oluyorlar. Mahsulleri azalıyor. “Bu olay Allah’ın kitabında açıkça yazar. Sonra bu ayeti tilavet etti:” şeytandan Allah’a sığınırım, “Sizleri korku, açlık, mal ve can ve mahsullerin azalmasıyla mutlaka imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.” “Bu ayet oraya bakıyor” diyor, “bu olaya bakıyor” diyor. İnşaAllah.
Cennette ışıklandırma yansımalıdır. Yani eşya kendinden ışıklı. Yani ışık kaynağı yok. Işık kaynağı zordur. Mesela biz spotla, bir şeyle aydınlatma. Mesela evlerde insanlar hiç rahat etmezler. Tavanda abajur olur, rahatsız olurlar. Başka bir şey olur, değil mi? Ama yansıtmalı olursa, daha rahat ediyorlar. İnsanın fıtratında vardır. Cennette ışık kaynağı olmadan aydınlatma vardır. Kadehler kendinden ışıklı, insan kendinden ışıklı. Kaynağa bakıyorsun, kaynak yok ama herkes ışıklı.
Bakara Suresi’nin 148. ayeti; “Öyleyse hayırlarda yarışınız. Her nerede olursanız, Allah sizleri biraraya getirecektir.” Yani “nerede olursanız olun, Allah sizleri biraraya getirecektir.” diyor Cenab-ı Allah.
“Eb-u Basir rivayet ediyor: İmam Cafer-i Sadık Aleyhisselam,” İmam-ı Cafer-i Sadık dedin mi zaten akan sular durur yani. “O diyor” dedin mi, bitti, tartışması yok. En sağlam kaynaklardandır. Bak, “İmam-ı Caferi Sadık Aleyhisselam "Hayırlı işlere doğru koşun, nerede olursanız olun Allah hepinizi toplar, birleştirir" ayeti hakkında şöyle buyurdu: "Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) ve ashabı hakkında nazil olmuştur."” diyor. Bu ayeti, yani Esbâbu'n-Nüzûl derler, satılıyor, Esbâbu'n-Nüzûl kitabı vardır. Bakın, yani mesela şu ayet şu sebepten, şu ayet şu sebepten bilinir. Alimler bilirler. O Esbâbu'n-Nüzûl’e bakanlar bilir. Bakın, “ayetin esbâbu'n-nüzûlüdür” diyor. “Ayetin inme sebebi budur” diyor. Tabii, “Kaim (Hz Mehdi (as)) ve ashabı hakkında nazil olmuştur. Allah onları (Hz Mehdi (as) ve ashabını) vaatsiz olarak biraraya getirecektir” diyor. Yani, “dünyanın neresinde olursa olsun biraraya getirecektir” diyor. Hani Hz. Mehdi (a.s.) hakkında ayet yoktu Kuran’da? Kim söylüyor? İmam-ı Cafer Sadık söylüyor. Hocaların hocası, alimlerin alimi. Bütün alimlerin hocasıdır yani.
“İmam-ı Cafer Sadık (a.s.) şöyle buyurdu: "Kaim’in (Hz. Mehdi (a.s)’nin) kıyamından önce belirtiler vardır."” Alametler vardır. “Yüce Allah tarafından mümin kullarına belalar gelecektir.” İmtihan olarak. Mehdi (a.s.)’nin çekeceği acılar, Tevrat’ta çok uzun belirtiliyor. Çok uzundur, onları yarın anlatayım. Hıristiyanlar onu Hz. İsa (a.s.)’ya yoruyorlar. Halbuki Hz. İsa (a.s.) o anlamda bir acı çekmemiştir, öyle bir şey olmamıştır. Ahir zamanda gelecek olan Kral Mesih’tir acı çekecek olan. “Allah tarafından mümin kullarına belalar gelecektir, ‘bu belirtiler nelerdir?’ diye arzettim. İmam-ı Cafer-i Sadık “Buyurdu ki: O Allah Ezze ve Celle’nin şu buyruğudur: "Sizleri korku, açlık, mal, can ve mahsullerin eksilmesiyle mutlaka imtihan edeceğiz ve sabredenleri müjdele."” Demin okuduğumuz.
“Buyuruyor ki: Siz müminleri mutlaka imtihan edeceğiz.” Korku ile yani saltanatlarının sonlarına doğru falanca oğullarının hükümetiyle korkutacağız” Yani çeşitli devletlerle. Mesela Amerika’dan çekiniyorlar, Rusya’dan çekiniyorlar ya, yani bunlarla korkutacağız. “Ve açlıkla, yani mahsullerin pahalılığı ile,” ekonomik kriz, “malların azalması yani ticaretlerin kesat olması,” ticaretler şu an kesat, “ve faziletin azalması, canlar(ın azalması) yani, hızlı ve ani ölümler.” Anarşi ve terör şu an görüyorsunuz. Mahsuller(in azalması) yani, çiftçiliğin azalması.” Çiftçilik de azalıyor dikkat edin, gittikçe sanayiye ağırlık veriliyor. “Ve meyvelerin bereketinin azalması. Sabredenleri müjdele yani, işte o zaman Kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) Aleyhisselam’ın zuhuru ile onları müjdele.” “Sabredenlere gelecek müjde Mehdi (a.s.)’dir” diyor. Mehdi (a.s.) ve ashabıdır. “Sonra bana buyurdu ki: "Ey Muhammed bu ayetin te’vilidir."” Bakın, “Ey Muhammed bu ayetin te’vilidir. (Asıl mana ve yorumu budur.) Allah Ezze ve Celle buyuruyor ki: "Onun tevilini sadece Allah ve ilimde derin olanlar bilirler."” “Yani kastedilen budur” diyor inşaAllah.
Al-i İmran Suresi’nin 83. ayeti; “Peki onlar, Allah’ın dininden başka bir din mi arıyorlar?” “Sadece tek din İslam’dır” diyor Cenab-ı Allah. Hıristiyanlık, Musevilik, hepsi Müslüman olacaklar. “Oysa göklerde ve yerde her ne varsa,” göklerde Hz. İsa (a.s.) yerde de Mehdi (a.s.) var, değil mi? İnşaAllah. “İstese de, istemese de O’na teslim olmuşlardır.” Allah’a teslim olmuşlardır. “Ve O’na döndürülmektedirler.” Tefsir-i Ayaşi’de, İmam Musa Kazım’ın nakliyle, bu ayetin Hz. Mehdi (a.s.)’ye baktığı işaret ediliyor. Diyor ki : “Göklerde yerde her ne varsa -istese de, istemese de-” yani gökteki insanlar, Melekler, cinler, kim varsa. Gökte biliyorsun cinler çok yoğun. Yerde de insanlar. “İstese de, istemese de Mehdi (a.s.)’ye teslim olmuştur.” diyor. Emrinde olacaklardır. “Ayet aynı zamanda ona bakıyor” diyor. İnşaAllah. Evet, Berkerim anlat.
ALTUĞ BERKER: Hocam, birkaç gündür, Necip Fazıl’dan Ahir zamana bakan işaretlerini okumuştunuz Hocam. Çok etkiliydi, maşaAllah. Türkiye’de sağ kesim ilk defa o şerhini anlamış oluyorlar, Allah’ın izniyle Hocam, maşaAllah. Açık, 1400’de Mehdi (a.s.)’nin geleceğini de söylemiş. Evrimle ilgili de sözleri var Necip Fazıl’ın Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER:Şöyle diyor, ‘Dünya Bir İnkılap Bekliyor Konferansı’ndan: “İnsan gibi kainatın ruhunu şekillendiren bir mahlukun maymundan geldiğini kabul etmek, şu anda dünyada mevcut milyonlarca maymunun niçin geç kaldıklarını izah edemeyeceği bir tarafa, bizzat Darwin gibi maymunun tekamülüyle değil, asıl insanın alçalmasıyla maymuna ulaşabileceğini gösterir.”
ADNAN OKTAR: Bak Necip Fazıl Kısakürek’in Darwinizme karşı nasıl içinde bir öfke var, görüyor musun? MaşaAllah. Darwinist düşüncenin yanlışlığını kısa ve veciz bir sözle anlatmış ama Darwinizm’in yıkılışını Mehdi (a.s)’ye bırakmıştır Bediüzzaman Said Nursi, inşaAllah. Oktarım senin anlatacağın var mı? Sen anlattın mı Berkerim?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, Tevrat’ta bahsettiğiniz bölümlerden de okuyabiliriz, eğer uygun görürseniz. Zorluk, Hz. Mehdi (a.s.)’nin zorluk şeyiyle ilgili.
ADNAN OKTAR: Oku.
ALTUĞ BERKER:Talmut’ta var Hocam; “Davud oğlunun (Hz. Mehdi (a.s.)'nin) geleceği nesilde, alimler aleyhine dava açılacak. Bir imtihanın ardından başka bir imtihan gelecek.”
ADNAN OKTAR: Evet, “Müslümanların aleyhinde sürekli davalar açılacak” diyor. Yani bir çok sahtekar iftiracı, gizli tanıklıkla, şunla, bunla falan Müslümanların aleyhine iftira atacaklar. “Mahkemeler açılacak” diyor. Tevrat diyor bak, Tevrat’ta. Evet.
ALTUĞ BERKER:Mezmurlar’da, “Nedir uluslar arasındaki bu kargaşa, neden boş düzenler kurar bu halklar? Dünyanın kralları saf bağlıyor, hükümdarlar birleşiyor Rab'be ve meshettiği krala (Hz. Mehdi (as)'ye) karşı. "Koparalım onların kayışlarını" diyorlar, "atalım üzerimizden bağlarını."”
ADNAN OKTAR: Evet Mehdi (a.s.)’nin etkisini ortadan kaldırmak için karşı atağa geçeceklerini söylüyor Tevrat. Ama buna rağmen başedemeyecekler, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Talmut, Sanhedrin’de şöyle diyor Hocam, 93b’de; “Mesih için de şöyle yazılmıştır; Rab'bin Ruhu, bilgelik ve anlayış ruhu, öğüt ve güç ruhu, bilgi ve Rab korkusu ruhu onun üzerinde olacak. Haham Alexandri dedi ki: "Bu O'nun (Allah'ın) ona (Hz. Mehdi (as)'ye) salih işler ve cendere gibi sıkıntılar yüklediğini öğretir."”
ADNAN OKTAR: Bak çok zor sıkıntılar, cendere gibi Mehdi (a.s.), çok acılardan geçecek. Çok fazla Tevrat’ta ayet vardır. HIristiyanlar da onu İsa (a.s.)’ya uyarlamaya çalışmışlardır. Halbuki Hz. İsa (a.s.)’yı zaten Cenab-ı Allah göğe aldı. Ona öyle bir zulüm mümkün değil. Öyle bir şey yok. Geldiğinde de çok rahat edecek İsa (a.s.). Allah’ın izniyle bizzat ağırlayacağım. Cenab-ı Allah’ın izniyle. Bizzat, inşaAllah, o mübareği. Bakın ağırlama nasıl olurmuş; sevgi, muhabbet nasıl olurmuş; koruma, kollama nasıl olurmuş görecekler, inşaAllah, Allah’ın izniyle. Tabii Allah nasip ederse, inşaAllah. Berkerim anlat.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Hadis-i Şerif’te Hz. Mehdi (a.s.)’nin Allah’a ne kadar derin bir saygısı olduğunu Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şu şekilde belirtmiş Hocam: “Hz. Mehdi (a.s.) Allah’ın karşısında, Allah’ın azameti karşısında huşu edendir, çok huşu eden.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Kanatlarını açıp, başını aşağı dökerek gökyüzünün zirvesinden yere doğru inen bir kartal gibi.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Hz. Mehdi (a.s.) Allah’ın celali karşısında böyle huzu (tevâzu hâli, alçak gönüllü olma, Allah'ın azametini celâl ve cemâlini, büyüklüğünü düşünmekten meydana gelen insandaki huzur ve huşu hâli) ve huşu edendir.”
ADNAN OKTAR: “Gergez kuşunun kanatlarının titretmesi gibi, Allah korkusundan titrer” diyor. Allah’ın çok sevdiği birisidir Mehdi (a.s.). Mehdi (a.s.) de Allah’ın deli aşığıdır. Tabii, bütün varlığıyla O’na tam teslim olmuş, bütün benliğiyle O’na teslim olmuş, Allah aşkıyla delirmiş; coşkudan, tutkudan, muhabbetten böyle kalbi çatlayacak hale gelmiş mübarek, muhterem bir insandır. Biz de onun ayakkabısının çamuruyuz. Ben de, sizler de inşaAllah. Talebesiyiz inşaAllah. Evet, Serdar Hocam anlat.
SERDAR DAYANIK:İnşaAllah Hocam, estağfirullah Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah; bazı ayetlerde ebced hesabı yapılmıştı. Siz daha iyi bilirsiniz. Fetih Suresi, 10. ayet, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “Şüphesiz sana biat edenler, ancak Allah’a biat etmişlerdir” ayetinin ebcedi 2025 yılını veriyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Sana biat edenler, Allah’a biat etmiştir.” İslam’ın dünya hakimiyeti yılı. Başka?
SERDAR DAYANIK:Var Hocam, inşaAllah. Araf Suresi 63. ayet, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “Sakınıp rahmete kavuşmanız için, içinizden sizi korkutup uyaracak bir adam aracılığıyla bir zikir gelmesine mi şaştınız?” “İçinizden sizi korkutup uyaracak bir adam” ayetinin ebcedi, 2011 yılını veriyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, yani Kuran’da böyle hakimiyet, yani Mehdi (a.s.)’ye bakan hangi ayet olursa olsun hepsi Mehdi (a.s.) devrini veriyor. İsa (a.s.) ile ilgili olan da, İsa (a.s.)’nın nüzulünün tarihini veriyor. Çok büyük harika.
“Merkezi Ürdün’de uluslararası araştırma kuruluşu olan, Kraliyet İslami Strateji İncelemeleri Merkezi 2010 yılının en etkili Müslümanlarını derleyen bir kitap yayınladı. ‘2010 Yılının En Etkili 500 Müslümanı’ başlıklı çalışmada, Sayın Adnan Oktar, İslami yaratılış üzerine otorite olarak tanıtıldı. Yazarın İslam dünyasında bilimsel hareketin lideri olarak tanıtıldığı yayında şu satırlar yer aldı” diyor. “Bilimsel hareketin lideri,” “İslami yaratılış üzerine otorite.” Berkerim güzel ünvanlar. Ne diyorsun?
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, takdir etmişler.
ADNAN OKTAR: Tabii bizler, Müslüman kardeşlerimizin hizmetçisiyiz, kölesiyiz. Liderlik değil de, hizmetçilik esas bizde. İnşaAllah. “İslami yaratılış üzerine otorite, ülke: Türkiye, etki alanı: ilmi, bilimsel, etki: dünyada yaratılışçılık ve İslam üzerine en tanınmış otoritesi 1.6 milyondan fazla geniş bir hayran kitlesi var” diyor. Allah Allah, demek ki Ürdün’de çok seviliyoruz. Ürdün Kralı da, mübarek seyyiddir, biliyorsunuz. Benim neslimdendir, soyumdandır, akrabayız. MaşaAllah. O da Mehdiliğin, bu yüzyılda İslam’ın dünyaya hakim olacağı kanaatinde. İnşaAllah hayırlı olacak, güzel olacak. Bir de yakışıklı bir resmimi koymuşlar, iyi, güzel. MaşaAllah.
Bilmişlik çok kötü bir şeydir. Allah’a sığınırız, yani çok kızdırıcı bir şey, iticidir. Çünkü biz bilmiyoruz Allah bilir. Allah bize söyletiyor. Biz kendini varlık zanneden hiçliğiz, yokluğuz. Yani, Allah’ın tecellisiyiz. Çünkü görüntü de Allah’a aittir, sesimiz de Allah’a aittir, aklımız da Allah’a aittir. Yani dolayısıyla kendimize ait bir şey yok. Tamamı Allah’a aittir. Ama tabii, biz bir varlığız. Fakat Allah’ın yarattığı bir varlığız. Fakat biz buna sahip çıkamayız. Çünkü bizim yarattığımız bir şey yok ki, biz tamamen Allah ne diyorsa onu yapıyoruz. “Nutku veren Allah” diyor, “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz” diyor. Şimdi Allah diliyor, “konuş” diyor, biz de konuşuyoruz. Kaderde olmayınca nasıl konuşacağız, değil mi? Onun için bilmişlik yapanlar, akılsızlık yapıyorlar. Doğru değil.
ALTUĞ BERKER:Hocam, her kitabınızın arkasına, Bakara, 32. ayetini koyuyorsunuz Hocam inşaAllah. Okuyabilir miyim onu inşaAllah?
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Şeytandan Allah’a sığınırım. “Dediler ki, Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten sen her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
Ben tabii ki herkesin iyi olmasını istiyorum. Yani benim bir mürşidim olsa, hocam olsa, ben bayılırım. Çok severim yani ne kadar güzel bir şey. Mesela insanın mürşidi olması, hocası olması. Mesela bana yanlışlarımı söyleyen birileri olsa, anlatsa, çok hoşuma gider. Ben nasihatten, bilgiden çok hoşlanan bir insanım. Çocukluğumda bana bir şey söylerlerdi, çok derin etki yapardı, hiç unutmazdım yani. Annem mesela bir şey uyarırdı, hiç unutmazdım. Yani ben kaale almazlık etmem. Yani doğru bir şeyi hemen kabul ederim. İstediği kadar menfaatimle çatışsın, çıkarımla çatışsın. Ben hak neyse, samimi olan neyse onu yaparım. Tabii. Bana o zaman demişlerdi, Yahudilik ve Masonluk kitabımı çıkardığım zaman. “Hocam sen yandın” dediler. “Yanalım” dedik, yani “Allah aşkıyla yanalım ne olacak” dedik. Ondan sonra başladık gezmeye, alaka tetkiki, tımarhaneden hapishaneye, hapishaneden başka yere. Bir ara tımarhaneden çıkarttılar, geri soktular tımarhaneye. Daha tatlı oluyor herhalde öyle. Bir ara beni bıraktılar tımarhaneden. Dediler “gidebilirsin.” Oh dedik, Allah’a çok şükür, iyi dedik, geldik. Milliyet Gazetesi haber yaptı, “Adnan Hoca serbest.” Kapıya hemen polisler geldiler; “Hocam sen yanlışlık yaptın” dediler. Belge var. Yani hastaneden çıkabilirsin diye bize kağıt verdiler. Peki ne diyeyim yani? Yok, ben beğeniyorum, tımarhanede zorla oturmak istiyorum mu diyeyim yani? Değil mi? Çıkabilirsin diye ben resmi belge aldım. Tamam dedik, çıktık dedik, “Yok” dediler, “yanlışlık olmuş, yeniden gireceksin.” Tamam dedik, girelim dedik. Yeniden bir daha.
ALTUĞ BERKER:Hatırlıyorum ben Hocam.
ADNAN OKTAR: Değil mi hatırlıyorsun. Camiye gelmiştim, camide dediler ki, “polisler geldi, seni bekliyor” dediler. “Niye ki?” dedim, “Yanlışlık olmuş, senin tımarhaneden bırakılmaman gerekiyormuş.” dediler. “İyi, tamam. Demek ki bizim asıl mekan oraymış.” dedik.
ALTUĞ BERKER: Nusretiye Camii’nde.
ADNAN OKTAR: Evet, Nusretiye Camii. Apar topar geri dönmüştük yani mekana. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ama Allah’ın sünneti icra olmuştu Hocam Allah’ın izniyle. Çok bereketli, sayımız artmıştı mesela, iki katına çıkmıştı.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ben o zamanlar kendimi acayip yoruyordum yani. Ama akıl almaz yoruyordum yani. Oradan oraya, oradan oraya, tebliğ için koşuşturuyorum. Gecenin üçünde, dördünde değil mi? Ev ev geziyorum, sohbet ediyorum falan. Cenab-ı Allah “biraz dinlen” dedi. Bir de muazzam bir ajitasyon meydana getirmişti basın toplumda. Ama akıl almaz bir ajitasyon. Ben akıl hastanesine girdikten sonra ajitasyon hemen düştü. Akıl almaz bir akım, o kadar çok insan geliyor ki böyle, gençler... O devirde bizim arkadaş çevremiz oluştu işte. Benim akıl hastanesine konduğum devrede. Halbuki yani insanın en ürkeceği şey, değil mi? Akıl hastası tanıtılıyorsun, adam raporlu falan artık resmi. En azılı akıl hastalarının içerisindesin; cinayet işlemiş, adam öldürmüş akıl hastaları içerisindesin. Yani bir insan normalde öyle bir yere gitmez. Yani görüşmez, öyle bir topluluk gelişmemesi lazım. En hızlı, en kaliteli, en güçlü geliştiğimiz dönem, o zaman oldu. Aşkla bağlandı kardeşlerimiz, maşaAllah. Camiye bir geldim, Nusretiye Camii dolmuş böyle, çaka çaka. Nefesim kesildi, hayret ettim. Bir sürü yakışıklı delikanlı; tanımam, bilmem. Birbirinden güzel genç kızlar; çok bakımlı, modern. “Aman Hocam” böyle. Ya dedim, elhamdülillah. Bir süre sonra dediler ki, “Polisler seni bekliyor.” Yani kardeşim, biz onları gördükten sonra ne fark eder yani, gidelim. Orhan Gencebay’dan bir parça dinleyerek böyle arabaya bindik, beyaz. Doğru mekana. İnşaAllah.
SERDAR DAYANIK:Hocam sizin şevk ve heyecanınız her zaman çok yüksek olmuştu.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
SERDAR DAYANIK: O dönem de öyleydi. Siz hastanedeyken bize mektup yazıyordunuz. Biz dışarıdaydık, serbesttik. Bizim şevk ve heyecanlı olmamız, moralimizi yüksek tutmamız, güzel ahlaklı olmamız yönünde bize mektuplar yazıyordunuz. Halbuki, tam tersi olması gerekirken.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.Benim avukat geliyordu, gözleri doluyordu. Onu sakinleştiriyordum. Annem geliyordu, deliler üstüne saldırıyordu, ondan delileri uzaklaştırıyordum. Annemin bet beniz kül gibi tabii. Beni de doktor zannediyordu deliler, o da iyi bir şeydi yani. “Doktor Bey, Doktor Bey” diyorlardı.
SERDAR DAYANIK:Sizin sözünüzü de dinliyorlardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Acayip. Kardeşim aslında şimdi, ben bunu pek anlatmadım da, oradakilere zulmetmesinler diye. Acayip dövüyorlardı delileri, benim geldiğimde. Akıl almaz dövüyorlardı. Sonra benim yazar olduğumu öğrendiler. Çıt yok. Tabii, sonra dövme sövme hepsi bitti. Yani biraz basınla bağlantımı da gördüler. Ne olur ne olmaz gibisinden. Ama ben oradaki kimseyi işinden atmasınlar diye, bak kaç yıl oldu ilk defa söylüyorum. İlk defa söylüyorum. Çünkü yapmıyor artık adam. Şimdi söylesen, bazıları bilmişlik yapıp, alır onu işten atarlar, adamı. Gariban, Anadolu’dan gelmiş insanlar. Niye onları işten attırayım? Durmuş zaten, yapmıyor, inşaAllah. Onun için hiç söylememiştim. Fakat ilk defa söylüyorum.
ALTUĞ BERKER: Ben de ilk defa duyuyorum.
ADNAN OKTAR: Akıl almaz zulmediyorlardı ilk geldiğimde. Yani feryat göklere yükseliyor. Bu nedir dedim böyle. Ondan sonra, “o böyledir” dedi, yani “bunları yemek gibi günde böyle muntazam dövmezsen adam olmaz bunlar, başka türlü de zaptedemiyoruz” dediler. Halbuki değil; garibanlar, yazık yani. Konuştum falan, “doktor Bey” falan diyorlar. Ya dedik, yazık yani, bunlara gerek yok. Yani uygun bir şekilde, nezaketiyle söyledim. Ondan sonra meyve aldırıyordum, onlara dağıtıyordum. Armut, elma, şeftali falan. Acayip seviniyorlardı. Ondan sonra, Deli Hüseyin vardı, o da öyle. Deli Hüseyin, gittikçe de miktarını arttırıyordu, yani öyle Deli Hüseyin deyince öyle zannettiğiniz gibi değil. Var gücüyle bağırıyor. Akrabalarına hakaretler yağdırıyor, kendine hakaretler yağdırıyor, öyle bir akıl hastasıydı. Muazzam bağırıyordu, kapıya bekçi yapmışlardı. “Adnan Hoca’yı çıkartmayacaksın” dediler. “Hüseyin” dedim, “şimdi seni bizi çıkartmıyorsun ama böyle olmuyor” dedim. “Ne kadar harçlık vereyim sana?” dedim. Hüseyin bize belirli bir şey vermişti, limit. Ama bazen parayı da beğenmiyordu, avucunu yine uzatmaya devam ediyordu Deli Hüseyin. Suratını buruşturuyor böyle, avucunu uzatıyordu. Anlıyorduk ki daha fazla para verilmesi lazım. Daha fazla para veriyorduk, o zaman kapıyı açıyordu. İllegal olarak çıkabiliyorduk yani başka türlü çıkma yoktu bize, yasaktı. Rahmetli Yıldırım Aktuna Beyefendi telefon etmemi de yasaklamıştı, bahçeye çıkmamı da yasaklamıştı. Benim anlamadığım, adam öldüren akıl hastaları evine gidebiliyordu, ben tutuklu değilim, bakın bu çok önemli yani hüküm giymiş değilim, hüküm giymiş adam evine bırakılıyor. Kardeşim, hüküm giymediğim halde, ben oraya, nasıl orada mecbur tutuldum, ben anlamıyorum. Kanunda bunun yeri yok, böyle bir şey yok. Yani açın T.C.K. kanunlarını, öyle bir şey yok. Adam hüküm giyiyor, hüküm giydikten sonra, cezası kesinleştikten sonra orada yatıyor. Benim cezam olmadığı halde, hüküm giymediğim halde, beraat ettiğim halde, beraat ettim, buna rağmen orda yatırdılar. 10 ay ve bütün hürriyetlerim engellendi. Bak telefon etmem yasak, arkadaşlarımla görüşmem yasak, bahçeye çıkamıyorum. Ama bak, mahkumlara bu yok. Mahkum evine gidiyordu yani o kadar rahattılar. Kardeşim, hüküm giymiş, adam evinde, geziyordu yani. Şimdi, bunların kökten, yeniden bir incelenmesi lazım. Yani bize yapılan zulümler, bu komplolar falan. Ama hukuk sistemi şimdi daha yeni Türkiye’de oturuyor. Bu referandumdan sonra, herhalde biraz daha hukukta canlanma olacak. İnşaAllah. Bir de referanduma karşı gelenler, neden karşı geliyorlar bana bir yazsalar, ben çok merak ediyorum. Yani hangi mantıkla karşı geliyorlar, ben anlayamadım. Yani ben tutarlı bir insanım, mantıklı bir insanım. Yani hakikaten makul bir gerekçe varsa, ben bağıra bağıra açıklarım burada. Yani herhangi bir partiyi, bir şeyi desteklemiyorum ki ben. Gazetelere ilan da çıkarttırırım. Her şeyi yaparım ben. Yani “şu nedenden karşı geliyoruz” demeleri lazım. Kardeşim, mesela Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu çok az sayıda insandan oluşuyor ve orada siyasi bir ekolün, yani istemesi durumunda, orada sabit, kendi düşüncesinde insanları tutma ihtimali artabilir, yani şeylere göre, bazı yazarların ifadelerine göre. Bazı hukukçuların, oradan emekli olmuş insanların üslubuna göre, onları da duyuyoruz, onları da görüyoruz. Yani bilmiyorum oradaki insanların durumunu ve de hepsine saygı duyuyorum. Ama şimdi mesela 6 kişilik bir konsültasyon mu iyi, 22 kişilik bir konsültasyon mu iyi? Şimdi 6 doktora sorduğumuzda mı hastalık için iyi, 22 tane uzmana mı? Kalabalık olmasında ne mahsuru var? Daha sağlam değil mi? Şaibeden daha uzak değil mi? Bir de bakın, hukuk sisteminde, bir acı gerçek var, kimse bunu açıklamıyor; dehşetli bir mafya yapılanması, yargının içerisinde. Yani iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün dışında. Bir menfaat çetesi yargı sistemi içerisinde çöreklenmiş durumda, bunu bilmeyen hiç kimse yok. Ama bak hiç kimse yok, bunu herkes biliyor. Şu kadar parayla şu olur, şu kadar parayla şu olur. Her şeyin bir fiyatını da koymuşlar bazı yerlerde. Yalan veya doğru. Ama bu sistem işliyor yani, bu biliniyor ve bu çok acı bir gerçektir. Mesela, bak bunu da durduracak bir sistemse bu, bu çok güzel. Yani Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun kalabalık olmasını istiyorsa bu ‘evet’, en ‘evet’ veririm. Yani bana birkaç kelime de olsa, bunun niye zararlı olduğunu mutlaka yazsın, söylesinler. Hayır, diyorlar ki ‘hayır’ oyu verin. Tamam verelim ‘hayır’ ama neye göre bana söylesinler. Açıklaması yok. Olmadı o zaman. Ben neden ‘evet’i açıklıyorum. Yani 6 kişi olacağına, 22 kişi olsun diyorum. 6-7 kişi olacağına yahut 8 kişi olacağına, değil mi? 22 kişi olsun diyorum. Bu mantıklı ve bunun kime zararı var bunun? 22 kişi olmasının? Rahatsız edecek ne var bunda ya?
SERDAR DAYANIK:Hiçbir şey yok Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 22 tane yüksek hakimin karar vermesi ne kadar güzel. Genel kurul var mesela, Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu var, bir de Yargıtay’da üst kurul var, genel kurul var. Çok kalabalık. Karar çıktı mı, bitiyor. Gayet gönlümüz rahat oluyor. Genel kuruldan çıkana hiç kimse bir şey diyemiyor. Değil mi? İtiraz etmeyiz, niye edelim? Çok kalabalık çünkü. Kalabalık bir topluluğun karar vermesi. Büyük Millet Meclisi 50 kişi olsa rahat eder miyiz biz? Rahat etmeyiz. Kalabalık olunca rahat ediyoruz. Kalabalık olması lazım. Ama buna rağmen varsa bir bildiği insanların, bize yazsınlar. Ama ben şu an yüz bin kere de olsa ‘evet’ diyorum. İnşaAllah. Yani olur mu öyle şey? Ne kadar demokrasi gelse, o kadar güzel, ne kadar fikir özgürlüğü gelirse o kadar güzel. Yargı ne kadar sağlam olsa, ne kadar sağlam bir zemine bassa, ne kadar Avrupai olursa o kadar güzel. Bunun ne zararı var? Yani ben herhangi bir siyasi partiye endeksli falan yani onların çizgisinde giden birisi değilim ben. Bütün sağı destekliyorum ben. Yeter ki, bana mantıklı bir açıklama yapılsın. İnşaAllah.
Tamam biraz ara verelim.
SUNUCU: Sayın izleyicilerimiz, yayınımıza kısa bir ara veriyoruz.
Makaleler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...