SUNUCU: İnternet sitemizden yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Ne diyelim? Ne konuşalım?
OKTAR BABUNA: Nasıl uygun görürseniz hocam inşaAllah.
SERDAR DAYANIK: Münafıklar nasıl olur Hocam?
ADNAN OKTAR: Münafıklar, onların tozunu çıkaracağım. EvelAllah, inşaAllah. Şeytanla ilgili ayetler var mı sizde? İblis eşittir münafık, münafık eşittir iblis.
Evet Oktar Hocam şimdi seni dinleyelim.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam. Şeytanla aynı kafa yapısına, ahlak yapısına sahip olduğunu söylemiştiniz Hocam münafıkların inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.”
ADNAN OKTAR: Bak diyor ki Cenab-ı Allah, Sad Suresi, 75. “(Allah) Dedi ki: ‘Ey İblis, iki elimle yarattığıma seni secde etmekten alıkoyan neydi? Büyüklendin mi’”, münafıklarda ortak hastalık büyüklenmedir. Hepsine bakın acayip enaniyetlidir ve akıllarını çok beğenirler. Yani derinde ciddi anlamda ahmaktırlar. Bir insan kafir olmak istiyorsa kafir olabilir, ama münafık olması için manyak olması gerekiyor. Münafıklar manyaktır. Bak, “Büyüklendin mi? Yoksa yüksekte olanlardan mı oldun?" Çünkü, büyüklenme, ne kadar büyüklenme istiyor görüyor musun? Allah’tan daha büyük olmak istiyor. Münafığın özelliği budur, şeytanın da özelliği budur. “Dedi ki: "Ben ondan daha hayırlıyım”, hep münafıkların ortak şeyi, ben daha iyi bilirim, ben daha güzel konuşurum, ben daha hayırlıyım, peygamberden doğruyum, Mehdi (a.s)’den daha doğru hareket ederim, hepsinden daha iyiyim derler. "Ben ondan daha hayırlıyım. Sen beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın". Tam münafık ahmaklığı. Görüyor musun? Deli lafı, yani çamur, çamuru yaratan da Allah, ateşi yaratan da Allah. Bunu düşünemeyecek kadar ahmak. “Ve dediler ki: Bu Kur'an, iki şehirden birinin büyük bir adamına indirilmeli değil miydi?’”, bak yine münafık kafası, illa ki bir büyüklük olacak, azamet olacak. Onlar, etikete de çok önem verir münafıklar. İşte profesör olması, zengin olması, iş adamı olması, şu olması, bu olması münafık için çok hayatidir. Halbuki bunlar dünya hayatında gelip geçici makamlar, mezara koyulduğunda , profesör de, amele de, işçi de, hepsi aynı oluyor. “Dediler ki: "Bu elçiye ne oluyor ki? Yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır”. Şimdi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i haşa beğenmemek için bu sefer münafık kafasında aşırı derecede ahmaklık gelişiyor, bu sefer de yemek yemesini delil olarak veriyorlar. “Yemek yiyor, çarşıda geziyor” diyor. Şimdi münafık öyle bir mahluktur ki, insan cevap verirken kendine de şaşar aynı zamanda. Yani böyle bir ahmakla muhatap olduğu için, yani ne diyeceksin? Şeytan insanın iyiliğini istiyormuş gibi davranır, münafıklar da müminin iyiliğini istediğini iddia eder. Mesela “seni kurtarmak için yapıyorum. İyilik için söylüyorum ben” diyor. “Şeytan, kendilerinden örtülüp gizlenen çirkin yerlerini açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi”. Münafık da vesvese verir. Zayıf adamları seçer böyle. Münafıkların hedefledikleri insanlar, bir vahşi hayvan nasıl böyle zayıf hayvanları seçiyor ona musallat olur, münafıklar da zayıf olduğuna kani olduklarını seçerler, onun üzerine yüklenirler. Onun için, münafıklar bir insanın üzerine yüklendiğinde o kişi Allah’a sığınacak, çok titiz dikkat edecek. İnşaAllah.“Ve dedi ki: ‘Rabbinizin size’”, bak Allah’a saygıyla hitap ediyor “Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki Melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir." Yani “ebedi yaşamanızı engellemek için böyle bir durum var” diyor. Bu ağaçtan uzak durmanızı istemesinin sebebi diyor Cenab-ı Allah’ın;” sizin ebedi yaşamanızı istemediği için. Ama yerseniz ebedi yaşayacaksınız” diyor. Ağacı yaratan Allah, ebedi yaşamayı yaratacak olan da Allah. Ahmak şeytan ve münafıklar da öyle, Allah’ın kendi kanununa güç yetiremeyeceğine inanıyorlar. Yani kendi kanununu kontrol edemeyeceğine inanıyor. Yani o ağaçtan yerse, “bir daha Allah onu, kendi de kontrol edemez” diyor. İnşaAllah. “Ve gerçekten ben size öğüt verenlerdenim diye yemin de etti", bak münafık dini ibareler kullanır, dini ibareler, öğüt vermeye de çok meraklı olur münafıklar. Ona buna öğüt verirler, aman bak benim amacım seni kurtarmak, iyilik yapmak. Bak , “gerçekten” diyor, bir de "gerçekten ben size öğüt verenlerdenim", tam münafık üslubu. “diye yemin de etti”, inandırmak için Allah’ın adını kullanıyor. “Kendilerine, yeryüzünde fesat çıkarmayın", münafıklık yapmayın, üçkağıtçılık, sahtekarlık yapmayın “denildiğinde; ‘Biz sadece ıslah edicileriz’ derler” diyor. “Islah etmek için yani iyilik için söylüyorum, benim başka bir amacım yok” diyor. Bilmiş kafada olurlar. “Bilin ki gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler” diyor. Şuurunda değil, ahmak ama fesatçı, “asıl fesatçı bunlardır” diyor Allah. Bak, “zarar vermek”, münafığın asıl amacı neymiş? “Zarar vermek, inkarı pekiştirmek”, münafık, müminlerin imansız olmasını ister, hem toplulukla yaşamasını ister, çünkü onlara ihtiyacı var fitne çıkarmak için, hem de inkar etmelerini istiyor. “Müminlerin arasını ayırmak”, münafık akşama kadar bunun için uğraşır. Müminlerin arasını ayırmak için uğraşır. “Ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek”, yani herhangi bir ihbarda bulunur, bir şeyde bulunur, Müslümanlara saldırılmasını gözler ve bekler. Şahitlik yapar, oyun oynar, sahte ihbarda bulunur. Münafığın özelliğidir, “için mescid edinenler”, yani bir topluluk oluşturuyorlar. İlla ki bir mescid ediniyorlar, topluluk oluşturuyorlar, yani birbirlerinden ayrılmaz münafıklar. “Ve biz iyilikten başka bir şey istemedik diye yemin edenler”, sorduğunda da böyle iyilikler taşır, hep iyilik amacıyladır, en aklı başında onlardır, en iyi onlardır, en düzgün onlardır. Yani üzerine bir kendince zırh koymaya çalışıyor ama o sırıtır. Çünkü bir lağımın üzerine naylon da örtsen, lağımdır. Her halükarda o belli olur, bunlar da öyledir. “O zaman şeytan onlara eylemlerini çekici göstermiş ve onlara”, yani yaptıkları işleri çekici göstermiş, "bugün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım" demişti.” Münafıklar bir araya gelince kendilerini çok güçlü zannederler. Yani onlara saldırı olmaz artık, çünkü Müslümanlardan uzaklar ya tehlikeden kurtulduklarına inanıyorlar. Çünkü tehlikenin odağı olarak Müslümanları görürler. Müslümanların açık hedef olduğuna inanırlar. Müslümanlardan uzak durunca da açık hedef olmaktan kurtulduklarını ve artık rahat edeceklerini, yani toplumun baskı yapmayacağını, küfrün onlara saldırmayacağını, ailelerinin, şunun bunun artık onlarla uğraşmayacağını düşünürler. Dolayısıyla böyle korunan bir topluluk olduğuna inanır münafıklar. Bak, “bugün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur.” Artık küfürün ve imansızların da desteklerini aldıklarını düşündükleri için, yani mesela masonların, şunun bunun, itin kopuğun, kafir düşünceyi savunan bazı basın mensuplarının, bazı üçkağıtçıların, yani her türlü sahtekarın ve onların hampalarının desteğini aldıklarını düşündükleri için kendilerini güçlü zannediyorlar. “‘Ve ben de sizin yardımcınızım’demişti", onlara ilka ediyor şeytan. Hakikaten münafıklarda kendine bir güven vardır, rahatlamış olur psikolojik olarak, güvende hissederler kendilerini. “Ne zaman ki, iki topluluk birbirini görür oldu (karşılaştı) o, iki topuğu üstünde geri döndü ve; ‘Şüphesiz ben sizden uzağım’”, birdenbire şeytan onları ortada bırakıyor.“Çünkü ben sizin görmediğinizi görüyorum”, bak bu sefer de yine manyaklık yapıyor. “Ben sizin görmediğinizi görüyorum”, o da münafıkları eleştiriyor. “Ben Allah'tan da korkuyorum", münafıklardan farklı olduğunu söylüyor. “Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır. Şeytan onlara vaatler ediyor”, işte iyi iş adamı olursunuz, imkan sağlanır, evlenirsiniz, eğlenirsiniz, herşey olur diyor. “Onları en olmadık kuruntulara düşüreceğim”, acayip vesveseli olur münafıklar. Akıl almaz şeylere kafayı takıyorlar, çok pimpirikli olurlar. Genellikle da yalnız yaşar münafıklar, yalnızlığı tercih ederler. Yalnızlık onların bir özelliğidir, kalabalık da olsalar hep yalnızlığı isterler. Ama asıl şeyleri sürü halinde yaşarlar. “Oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey va'detmez” diyor Allah. Sürekli aldanma halinde olur münafıklar. Oktar Hocam sen anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah Hocam. Münafıklar Allah’ın hükmüne göre değil, şeytanın ahlaksızlığına göre hareket eder. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sana indirilene ve senden önce indirilene gerçekten inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağutun (insanları isyana teşvik eden) tağutun önünde muhakeme olmayı istemektedirler” yani şeytanın ahlaksızlığına göre hareket ediyorlar, şeytana göre Allah’a göre değil. “Oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hocam anlat bir konu.
AKIN GÖZÜKAN: Estağfirullah Hocam. Evrimcilerin evrim teorisini ortaya attıkları bilim düzeyi çok geriydi. Mesela hücre, içi su dolu bir baloncuk olarak biliniyordu. Yani işte çamurun içinde ufak tesadüflerle suyun birleşmesiyle çok rahat oluşabilecek bir şey zannediliyordu. Onun haricinde nesillerden nesile kalıtsal özelliklerin kan yoluyla aktarıldığı düşünülüyordu. Yani mesela birisinin, bir adamın kolunu kesersek onun çocuğunun da kolunu kesersek, belli bir süreden sonra kolsuz bir şekilde nesil devam eder diye bir inanış vardı.
ADNAN OKTAR: Bayağı ilkel düşünüyorlarmış demek ki o zamanlar.
AKIN GÖZÜKAN: Evet Hocam inşaAllah. Fakat Darwin de aynı dönemde teorisini ortaya attı. Lamarck’ın söyledikleriydi bu, Lamarck’tan sonra Darwin de aynı dönemde bunları ortaya attı. Fakat sonradan hücrenin içi su dolu bir baloncuk değil, dünyadaki en gelişmiş yapı olduğu bulundu. Yani karmaşıklık olarak bir şehirden dahi daha karmaşık olduğu ve DNA’nın kesinlikle bir tesadüfle oluşamayacağı, DNA içerisinde bir bilgi olduğu bulundu inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Demek ki Darwin, dar görüşlüymüş inşaAllah. Dar açıdan bakıyormuş, onu genişwin haline getireceğiz. Darwinlikten çıkarıp genişwin haline getireceğiz. Adamın adı üstünde baksana Darwin diyor. Çok kıl bir espri, ama...
AKIN GÖZÜKAN: Estağfirullah Hocam.Hücrenin çok karmaşık bir yapısı olduğu bulundu, DNA bulundu, DNA’nın bulunmasıyla beraber kalıtsal özelliklerin kan yoluyla değil DNA yoluyla aktarıldığı bulundu. Yani bir neslin kollarını milyonlarca nesil dahi bile kesilse, yeni doğan çocuk yine kollu bacaklı, sapasağlam doğacağı, çünkü insanın vücudunda yüz trilyon tane hücre var, hepsinde da Allah DNA’yı yaratmış. Yani bir insana ne olursa olsun mutlaka üreme hücrelerinde o DNA hücresi üretiliyor ve aynı şekilde nesilden nesile devam edebiliyor. Bunların bulunmasıyla aslında Darwinizm bitti, fakat sonradan Neo Darwinistler diye bir takım sözde bilim adamları çıktı. Artık uydurma izahlarla zorla devam ettirmeye çalıştılar. Ve ara geçiş formu tanımları vardı onların yine, yarı kuş, yarı sürüngen, veyahut da yarı sürüngen, yarı balık şeklinde. Hatta bunların resimlerini de insanlara gösteriyorlardı. Fakat yine böyle fosiller olmadığı bulununca, hocam sizin vesilenizle Yaratılış Atlası’nı bütün dünyaya dağıttığınız zaman herkes bunu gördü ve bu sefer ara geçiş formu tanımını da değiştirmeye başladılar. “Biz böyle bir şey demedik, onlar mitolojide olur, normal her canlı ara geçiş formudur” tarzında artık izahlar yapmaya başladılar. Bu da ne kadar büyük bir çaresizlik içinde olduklarını gösteriyor inşaAllah sizin vesilenizle.
ADNAN OKTAR:Kardeşim TRT ne cesaret! Evrim propagandası yapıyor, inanılır gibi değil TRT. Bu nasıl oluyor? TRT’nin başı kimse o kimseye mektup yazalım soralım, devlete de ilgili kurumlara de dilekçe verelim. Yani bu neye göre? TRT bize doğruları aktarmakla mükellef, yanlışı bize nasıl aktarır TRT, değil mi? Yani bu neye hizmet? Amaç ne burada ayrıca? Biz doğru bilgi edineceğiz inşaAllah. Bilimin gerçek verilerini, modern bilimin bize aktardığı doğruları öğreneceğiz biz. Biz hurafeyi ne yapacağız? Darwin’in hurafelerini? TRT hurafe öğretmeyecek, TRT hurafeye kapalı olacak, gerçek neyse onu anlatacak. Yani çok acayip şaşırdım.
OKTAR BABUNA: Çocuk filmlerini de öyle hazırlıyorlarmış hocam.
ADNAN OKTAR: Allah Allah! Bir de çocuklara yönelik de yani bak. Çocuk, onlar da sabi yani, ağzı var dili yok. Yani çocuk safhada onları Darwinist yetiştirmenin amacı ne? Ne düşünülüyor yani? İleri vadede o çocukların ne olması düşünülüyor? Diyalektik felsefeyle yetişen bir çocuk, diyalektik düşünceyi savunan bir çocuk Marksist olmanın dışında hangi yola girebilir, bize TRT bir açıklasın o zaman. Marksist olan da, Leninist olmanın dışında hangi yola geçebilir onu anlatsın. Leninist olanın da terörist olmaması mümkün mü, gerçek Leninistin? Bunu bize bir açıklasın. Bu çok çok acayip bir şey, büyük tehlikeyi göz göre göre, gözümüzün içine baka baka yapılması çok acayip. Bir de AKP iktidarında oluyorsa bu, Ak Parti iktidarında, artık çok çok acayip. Sayın Başbakanımız bu olaya hemen el koysun. Cumhurbaşkanımız da el koysun. İç İşleri Bakanı da el koysun. Milli Eğitim Bakanı da el koysun. TRT’nin bağlı olduğu bakanlık da el koysun. Bu aklı başında, gerçek mantıkla bakan bir insanın savunacağı bir durumdur. Yani bilimin gerçeklerini savunmak. TRT’den doğru olmayan hurafeleri biz niye dinleyelim kardeşim? Bir de çocuk hedeflenmesinin amacı ne, değil mi küçük yaşta? PKK aynısını yapmıyor mu? PKK küçücük el kadar çocukları Darwinist, materyalist yetiştirmiyor mu? Darwin’i övmüyor mu? Onun arkasından çocuk zaten kendisi otomatik Marksist oluyor. Diyalektik felsefeyi savunun bir adam Marksist olmamanın dışında ne olur? Bunu anlamazdan gelmeyecekler. Burada bir gariplik var, harikuladelik var. Bütün her yeri ayaklandırırım ben, her yere dilekçe vereceğim şahsım adına. Herkese de tavsiye ederim.
OKTAR BABUNA: Hocam Azerbaycan’dan da mesaj var size inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne diyorlar?
OKTAR BABUNA:“Bismillahirrahmanirrahim, selamun aleyküm nur yüzlü hocam ve ağabeylerim.”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
OKTAR BABUNA:“Hocam maşaAllah bu sevecen koruyucu kişiliğiniz bizim iftiharımız oluyor, bize burada. ‘Siz hangi alimin fikrini savunuyorsunuz?’ deyince sizin adınızı verdiğimizde sus pus olup kalıyorlar maşaAllah. Sesleri çıkmıyor Darwinistlerin inşaAllah, maşaAllah. İnşaAllah pasaportlar kalktığında sizi Azerbaycan sınırında karşılayacağız. İnşaAllah. Sizi çok sevirik, Allah’a emanet olun. Sizi çok seven Azerbaycan’dan kardeşiniz Oktay Aliyev.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktaylar işi sıkı tutsunlar. Azerbaycan’a buradan kucaklar dolusu, böyle tonlarla selam ve sevgi gönderiyoruz. Bakın iki bayrak yanyana. Pasaport istemiyoruz. Aliyev’e hürmetlerimi, selamlarımı iletsinler Cumhurbaşkanımıza. Bizim Başbakanımız munistir, hemen kabul eder, hemen mecliste bir kanun teklifi gelir ve konu hallolur. Pasaport istemiyoruz. Azerbaycan Türkiye arasında pasaport istemiyoruz. Ve en kısa zamanda kalksın, değil mi? Ramazan’da orada olalım, Allah Allah, iftarı beraber yapalım. Konu uzamasın, hemen hızlandıralım. Ben şimdi Azerbaycan’a doğru yol alıyorum, geldim, kendi toprağım, tam gireceğim içeriye “pasaportun var mı?” Yani çok acayip bir durum. Benim oralar zaten bizim. Kardeşimiz, kendi evim. Olmaz hemen kalkacak inşaAllah. Akın sen diyorsun ki; “Hocam atlası siz dağıttınız” ben kapı kapı gezip dağıtmadım. Oradaki, hayır dağıttığım da oluyor canım. Hediye ediyoruz da üç beş tane. Ama asıl o Global Yayıncılık dağıtıyor, Allah razı olsun inşaAllah. Vesile oluyoruz tabii ki, inşaAllah bir çok şeye vesile oluyoruz.
OKTAR BABUNA: Fransızlar atom bombası gibi demişlerdi.
ADNAN OKTAR: Gece baskını diyor. Kardeşim B52 gibi gece sabaha kadar yağdırdık. Hallaç pamuğu gibi attık evvelAllah. Paris böyle cayır cayır yandı Allah’ın izniyle. Orada ne kadar küfür kalesi varsa, ne kadar nifak, fitne kalesi varsa cayır cayır yaktık. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sonradan haber çıkmıştı akabinde öğrencileri artık ikna edemiyoruz Darwinizm’e diye Fransa’da.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah. Sıkıysa şimdi bir atıp tutsunlar bakalım. İnşaAllah.
SERDAR DAYANIK: Bir ayet vardı Hocam, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Sabah baskını yapanlara, tozu dumana katanlara and olsun” diye inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Biz de tozu dumana kattık, havalara kalktı toz duman inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Önce bir tam hopladılar Hocam, sonra bir oturdular, şimdi ses yok elhamdulillah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim önce amma feryat ediyorlardı. Allah’ım Yarabb’im böyle bizon gibi acayip sesler çıkartıyorlardı. Sonra o ciyaklamalar azaldı azaldı azaldı, nefes almalara falan dönüştü. Sonra çıt yok şimdi, şu an sadece yapraklar uçuşuyor. Terkedilmiş kovboy kasabasına döndü. Demek ki ona öyle demezlermiş, kodum mu oturtturduk. El mi yaman, bey mi yaman demişler, bey hepsinden yaman demişler. Evet şimdi devam edebilirsin.
AKIN GÖZÜKAN: Estağfirullah Hocam. O belgeselin bir kısmına ben de denk gelmiştim, TRT’deki belgeselin, Darwin Galapagos Adaları’ndaki ispinoz kuşu türlerinin çeşitlenmesinden etkilendiğini söylüyor zaten kendi kitabında. İspinoz türlerinin gaga yapıları birbirinden çok farklı. Aynı türde olmasına rağmen, işte kimisi uzun, kimisi kısa, kimisi yassı.
ADNAN OKTAR: İşte o ispinoz kuşları Darwin’in kafasını, orasını, burasını gagalamışlar, ondan sonra o da çizmiş kafayı demek ki. İspinoz kuşu zor bir şey mi? Bir dede vardı anuştayın diyen, neydi o?
OKTAR BABUNA: Ali Demirsoy.
ADNAN OKTAR: Ali Demirsoy. Gitmiş tarlalarda çekirgeleri toplamış, hayvanları, onları da teker teker iğneye takmış. “Bak bak bak ne yaptım ben size” diyor, marifet gibi.. Profesör Beyefendi diyelim. Çekirgeyi iğneye takmak iş mi? Anuştayın manuştayın falan diyerek. Sen çekirgeyi iğneye takıp, hayvanlara oturup eziyet edeceğine, ne yapacaksın? Getirip karşımıza fosil getireceksin, ara fosil. Diyorsun ki, “yok”, o zaman senin fikirlerin de yok demektir. “Protein oluyor mu?” diyoruz, “o da olmuyor” diyor. “Nasıl olur” diyoruz, “mucize olması lazım” diyor. Mucizeyi Allah yaratır. Bırak şimdi yani, anuştayın aşağı, anuştayın yukarı.
OKTAR BABUNA: Ona Hocam çok yakın evrimci bir arkadaşı “Ali sen hakikaten evrime inanıyor musun?” diyor.
ADNAN OKTAR: Hocam bayağı gazaplanmış, “ya bana böyle soruyorlar” diyor profesör arkadaşları. Bak evrimci bir arkadaşı gelmiş profesör, “ya Ali sana bir şey soracağım aramızda kalsın, sen hakikaten bu evrim teorisine inanıyor musun?” demiş. Yok adam hakikaten inanılacak gibi olmadığı için; profesör adam, aklına yatmıyor, bu hakikaten ne anlamda yapıyor bunu, nedir zoru? Çünkü hakikaten okutuyor hocalar, veyahut eve geldiklerinde “ben zaten inanmıyorum, mecburen bana böyle bir program verildiği için, ben mecburen okutuyorum. Yoksa ben inanmıyorum” diyor. Biz, Fransa’da, Almanya’da, İngiltere’de yabancı hocalar, öğretmenler, hepsinden duyuyoruz, çocuklar söylüyorlar. “Yani ders müfredatında olduğu için mecburen okutuyoruz, yoksa ben inanmıyorum” diyor. Niye inansın? Delili olmayan bir şeye insan inanır mı? “Tesadüfen, tesadüfler sonucu Paris şehri oluştu” diyor adam. Bir şekilde yani, “önce çamurda atomlar kendi aralarında anlaştılar, bir adam yaptılar, adam da çoğaldı, insan da çoğaldı. Sonra da gelişti gelişti geldiler Paris şehrini yaptılar” diyor. “Uzaya adam gönderdiler, bilgisayarı yaptılar” diyor. “Nasıl oldu” diyorsun, “hepsi tesadüfler sonucu oldu” diyor. Şimdi böyle bir hikayeye dünyada kimse inanmaz. Gençler çok yaman kardeşim, okuyorlar, araştırıyorlar, internete giriyorlar. Ne yapıyorsunuz siz? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir mesaj daha vardı hocam. “Selamun aleyküm sevgili hocam inşaAllah...”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
OKTAR BABUNA: “MaşaAllah bu gece de her zaman olduğu gibi cevvalsiniz inşaAllah. Kıyafetiniz de pek şık her zaman olduğu gibi hay maşaAllah” demiş izleyicimiz. “Allah razı olsun sizden, iyi ki başımızdasınız elhamdulillah. Sohbetleriniz, hem şevkimizi, hem inancımızı daha da arttırıyor maşaAllah, subhanAllah. O zaman hemen şimdi Türk İslam Birliği inşaAllah. Sizi çok seviyorum, Allah’a emanet olunuz inşaAllah. Selamun aleyküm, Hakan Eryılmaz.”
ADNAN OKTAR: O inşaAllah, maşaAllah’ın sırrını anlamış. MaşaAllah, elhamdülillah. Çünkü inşaAllah, maşaAllah’ı çok kullananlar dünyaya hakim olacaklar. İnşaAllah. O sır bizde inşaAllah. Kardeşimizi görüyorsunuz, inşaAllah, maşaAllah, Kehf Suresi’nde iki anahtar kelimedir. İki anahtar cümledir. İnşaAllah. Bunun tekrarının olduğu yerde Allah hakimiyet veriyor. İnşaAllah, maşaAllah nerede en çok kullanılıyorsa Allah oraya hakimiyet veriyor. Bir Allah’ın sırrı. İnşaAllah
SERDAR DAYANIK: Peygamberimiz (s.a.v.) de Hocam, çok güzel giyindiğini siz anlatmıştınız, cübbesini, okuyabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Oku evet.
SERDAR DAYANIK: İnşaAllah Hocam. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’e bir cübbe hediye ediliyor inşaAllah. “Peygamberimiz (s.a.v.) bu cübbeyi giyerek minbere çıkıp oturmuş, hiç konuşmadan minberden inmişti. Müslümanlar ellerini ona sürüyorlar, bakıyorlar, güzelliğine hayran oluyorlardı. Peygamberimiz (s.a.v.): “Siz bunun güzelliğine mi şaşırıyorsunuz, bu pek mi hoşunuza gitti?” diye sordu. “Biz bundan daha güzel bir elbise görmedik” dediler. Peygamberimiz (s.a.v.): “Varlığım kudret elinde bulunan Allah’a yemin ederim ki, Sa'd b. Muaz’ın Cennetteki mendilleri gördüğünüz şeyden daha güzel ve hoşturlar” buyurdu.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.) olağanüstü şık giyiniyordu, münafıklara acayip koyuyordu, acayip acayip. Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, nefesleri kesiliyordu onların kıyafetinden insanların. Hz. Süleyman (a.s.) da öyle mübarek çıktığında güneş gibi böyle. Mescidi altın kaplama, münafıklara böyle acayip, baldıran zehiri gibi geldi. “ Ne kadar israf ediyorsun” diyorlardı, “ne kadar masraf yapıyorsun”. Allah süslüyor, Allah. Müslümanların medarı iftiharı. “Dünyada sizin, Ahiret’te yalnızca sizin” diyor. Mehdi (a.s.) devri de böyle olacak inşaAllah.
SERDAR DAYANIK: Bir tane daha var Hocam okuyayım mı, yine aynı.
ADNAN OKTAR: Oku.
SERDAR DAYANIK:“Rum Kralı, Peygamberimiz (s.a.v.)’e atlastan altın sırmalı uzun bir kürk hediye etmişti. Peygamberimiz (s.a.v.) onu giyince halk, “Ya Resululluh bu sana semadan mı indirildi? dediler.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Böyle ince ince altın telle örülmüş, üstündeyken cayır cayır yanıyordu maşaAllah Resululluh (s.a.v.)’in. Münafıklarda tikler oluşuyordu böyle, ağızlarında yüzlerinde sinir tikleri. İnşaAllah. Oktar sende güzel bilgiler var, anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Sizin kitabınızdan daha detaylı bilgi edinebilirler izleyicilerimiz İnsan Mucizesi kitabında. Kalpte elektirik sinyali çıkıyor, kalp kulakçığında ve elektirik kabloları var kalp içinde, özel hücreler sadece kalpte bulunan. Bu elektirik kablosuyla kalbin içinde yayılıyor elektirik sinyali ve hem kulakçıklar, hem karıncıklar kasılıyor. Kulakçıklar üst kısımda ki olanlar, karıncıklar kalbin alt kısımda ki. Bunların arasında Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, bu elektirik sinyali 0.12 saniyelik, yani 12 milisaniyelik, bir saniyeden daha ufak bir gecikmeye uğruyor. Bu gecikme, sadece bu kadar bir gecikme olduğunda kalp çalışabiliyor. Şundan dolayı, kulakçıklar karıncıktan 0.12 saniye önce kasıldıkları için karıncıkları dolduruyorlar, ondan sonra onlar kasılıp bütün kanı vücuda pompalıyor. Eğer bu biraz daha fazla olsa, biraz daha eksik olsa, mesela ikisi aynı anda kasılsa olmuyor, araları daha açılsa yine olmuyor, hemen ölüyor insan. Sadece bu kadar bir gecikmeyle hayatta kalabiliyor insan. Bu gecikmeyi sağlayan da çok özel hücreler var, sadece orada bulunan. Yani genlerde kodlanan proteinlerden kaynaklanan bir gecikme bu. O hücrelerin özel yapısından kaynaklanan.
ADNAN OKTAR: Ama dar kafalı Darwin tesadüfen oldu diyor. TRT’nin böyle bir olayın içine girmesi inanılır gibi değil, hayrettir. TRT Genel Müdürü’ne Yaratılış Atlası gönderelim. Şube müdürlerine de gönderelim bir okusunlar, aydınlansınlar. Yani millet diyor diye, Marksistler diyor diye yayın yapılmaz. Türkiye’nin % 99’u inanmıyor. % 99’unun inanmadığı bir hurafeyi nasıl yayınlar TRT? Yani kime şirin görünüyorlar? Nereye şirin görünüyorlar? Bunun sonucunda TRT alkışlanacak mı yani nedir? Amaç ne yani? Ne güzel hurafe anlatıyorlar mı diyeceğiz? Olmadı bu, ben o programları bir göreyim. Yani çok acayip.
Radyo programları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...