SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz, programımıza harunyahya.tv internet sitemizden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ALTUĞ BERKER:Nurcu kardeşlerimiz, Nur talebesi kardeşlerimizin bazıları sorularlarisale.com’da bu sefer Hz. İsa (a.s.) için “perdeli olarak gelip geçmiştir” demişler Hocam.
ADNAN OKTAR:Bu da ayrı yeni bir açıklama, bakın kaç çeşit açıklama var Nur talebesi kardeşlerimizde; bir tanesinde diyorlar ki; Bediüzzaman namaz kılarken yanında, arka tarafında uzun boylu, kızıl saçlı bir şahıs varmış. Bir de boyunu da uzattılar. Namaz bitmiş, pencere açıkmış, oradan Hz. İsa (a.s.) çıkıp gitmiş. O kadar, birinci açıklama bu. İkinci açıklama; yine gelmiş Bediüzzaman’ın olmadığı bir ortamda, talebeler varmış; gelmiş, vefat etmiş onların yanında. Gelip vefat etmiş, onlar da hemen gömmüşler orada. “O kadar, artık bu konunun da üzerine gitmeyin, başka bir açıklama da yok” diyorlar. Üçüncü açıklama neydi?
ALTUĞ BERKER: Şimdi ki; “perdeli olarak gelmiştir, geçmiştir.”
ADNAN OKTAR:Perdeli olarak, hiç bilgimiz yok o konu hakkında. Dördüncü açıklama; “şahs-ı manevidir” diyorlar. “Zaten İsa (a.s.) hiç gelmeyecek, şahs-ı manevisi gelecek” diyorlar. Ahir zamanın dehşetini, şiddetini, garipliğini buradan çok daha iyi anlıyoruz. Bir olağanüstülük var. Kardeşim sevinsenize Hz. İsa (a.s.) gelecek diye. Bu panik nedir? Bu bilgisizlik nedir? Bu cahillik nedir? Bilmiyorsan sus, “ben bilmiyorum arkadaş” dersin, susarsın. Veyahut “gelecek, vasfını bilmiyorum, detaylarını bilmiyorum” dersin, susarsın. Ama böyle örtbas edip, Hz. İsa (a.s.)’yı yok etmeye kalkmak çok garip bir hareket.
OKTAR BABUNA:Hocam, Hz. Hasan (r.a.)’ın çok şık giyindiğinden bahsetmiştiniz. Buhari’den bir hadis var Hocam, okuyabilir miyim onu, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Oku.
OKTAR BABUNA:Hz. Hasan (r.a.)’dan inşaAllah. Diyor ki Hocam; “Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bize; elde edebildiğimizin en iyisini giymemizi ve bulabildiğimiz en hoş kokuları sürünmemizi emrederdi.” Buhari’de, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bitti. Bak “olabilecek en güzeli giyin, en güzel kokuları sürün.” Nefes kesici derecede yakışıklıydılar; Hasan (r.a.)’la Hz. Hüseyin (r.a.). Münafıkların ciğerine otururdu, ciğerine. Acayip ızdırap çekiyorlardı. Onların gücü, kudreti, güzelliği, yakışıklılığı, aklı, etkililiği. İnsanlara çok güzel geliyor müminlere, fakat münafıklara da azap veriyordu. Fethullah Hocamın Mehdi (a.s.) ile ilgili ve Hz. İsa (a.s.) ile ilgili sözlerini bana bir ara getirirseniz, ben oradan şerh ederek bir açıklayayım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Buğdayda dünya çapında bir kıtlık varmış Hocam, başlamış. Onunla ilgili bir haber var. Siz ekonomik krizin bütün şiddetiyle devam edeceğini söylemiştiniz Hocam. “Buğdayda” estagfirullah, “Kıyamet kopuyor” diye. Dünya çağında bir açıklama, zaten Birleşmiş Milletler’in Gıda Tarım Biriminin açıklaması, inşaAllah. Bütün dünyada Hocam böyle bir kıtlığa gidiliyormuş. Avustralya’da buğdaya çekirgeler dadanmış. Kanada’da aşırı yağıştan dolayı, Rusya’nın ormanları ve buğday alanları günlerdir yanıyor. Buğday deposu Ukrayna ve Kazakistan’ı kuraklık vurmuş Hocam. Hindistan’da fazlasıyla stok var ama buğday ve pirinci depolayacak yer yokmuş.” Bu şekilde büyük bir şey varmış Hocam, ekonomik krizle birlikte, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, ben uzun yıllardan beri ilk defa duyuyorum böyle bir şey, buğday. Hz. Yusuf (a.s.) zamanında, ne diyor Hz. Yusuf (a.s.)? Buğdayla ilgili konuşuyor. “Buğdayla ilgili bir kıtlık olacak” diyor inşaAllah. “Buğdayın bir kısmını saklayın” diyor, “bir kısmını ekin” diyor ama “bir kıtlık olacak” diyor, buğdayla ilgili. Aynısı, inşaAllah. Berkerim anlat.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, bir ayet okuyacağım inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:“Gizli toplantıların fısıldaşmalarından' (kulis) men' edilip sonra men' edildikleri şeye dönenleri,” münafıklardan bahsediyor Cenab-ı Allah, “günah, düşmanlık ve peygambere isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun?” Allah’ın elçisine karşı gizli toplantılar yapıp, gizli planlar yapıyorlar Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Düşmanlık için, günah için ve isyan için.
ADNAN OKTAR:Gizli olmasından kasıt Müslümanların kulağına gitmemesi, onların tedbir almaması için gizli çalışıyor münafıklar, Mehdi (a.s.) devrinde de gizli olacaklardır. Gizli toplantılar yapacaklardır, kendilerini ele vermemek için özen göstereceklerdir. Müslümanlar da buna karşı çok dikkatli olmak durumundadır, Mehdi (a.s.) talebeleri. Yani müptela, hasta adam, illa o rezilliği yapacak, akılsızlığı yapacak, Müslümanlar da kendilerini koruyacaklar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Onlar, insanlardan gizlerler de Allah’tan gizleyemezler” diyor.
ADNAN OKTAR:Münafık zaten Allah’tan korkmaz. Kulundan çok çekinir. Müslümanlardan çok çekinir. Küfrün de yalakasıdır. Onlardan bir şeyler umarlar. Ama onlara da tam destek veremiyorlar. Onların da başı belaya girdiğinde, onlardan da kaçıyorlar. Münafık çok acayip bir pisliktir. Tam klasik, şeytanın bir numunesidir, inşaAllah. Evet, Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.)’nin zorluklar çekeceği Tevrat’ta da bildirilen, siz açıklamıştınız Hocam bunu daha önce.
ADNAN OKTAR:Oku.
OKTAR BABUNA:Mezmurlar bölümünden 2:1-3. “Nedir uluslar arasındaki bu kargaşa, neden boş düzenler kurar bu halklar? Dünyanın kralları saf bağlıyor, hükümdarlar birleşiyor Rab'be ve meshettiği krala [Hz. Mehdi (as)'a] karşı. "Koparalım onların kayışlarını" diyorlar, "atalım üzerimizden bağlarını."”
ADNAN OKTAR:Açıkla.
OKTAR BABUNA:Uluslararasında bir kargaşa olduğu, boş düzenler kurulduğu, “dünyanın kralları saf bağlıyor, hükümdarlar birleşiyor, Rab'be ve meshettiği krala [Hz. Mehdi (as)'a] karşı.” Dünya çapında bir birleşme, ona karşı bir atak olacağı bildiriyor, inşaAllah Hocam. “"Koparalım onların kayışlarını" diyorlar, "atalım üzerimizden bağlarını."” Yani onları ortadan kaldıralım anlamında, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah. Ama başarılı olamayacaklar.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Daha var okuyayım mı?
ADNAN OKTAR:Evet, oku.
OKTAR BABUNA:“Mesih için de şöyle yazılmıştır; Rab'bin Ruhu, bilgelik ve anlayış ruhu, öğüt ve güç ruhu, bilgi ve Rab korkusu ruhu onun üzerinde olacak.” Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ye Allah’tan bir ruh, ilim, anlayış, öğüt, güç ve bilgi verilecek inşaAllah ve Allah korkusu. “Bu O'nun [Allah'ın] ona [Hz. Mehdi (as)'a] salih işler,” samimi ameller “ve cendere gibi sıkıntılar yüklediğini öğretir.” “Cendere gibi sıkıntılar” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) cendere gibi sıkıntılarla karşılaşacak, yani Mehdi (a.s.)’nin bir saatini bile insanlar kaldıramazlar. Öyle harikulade bir insandır. Onun Mehdilik makamı almasının mühim meselelerinden bir tanesi de odur. Tevrat’ta çok detaylı geçer Mehdi (a.s.)’nin çekeceği acılar, sıkıntılar, uzun inşaAllah. Yani 10 dakikasına bir insan tahammül edemez, inşaAllah. O kadar zorluklarla karşılaşacaktır, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz söylemiştiniz Hocam, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hatta gözleri doluyor” demiştiniz Hocam bahsederken.
ADNAN OKTAR:Evet, Allah aşkıyla yandığı için o acılar ona etki etmez. Allah aşkıyla yanana hiçbir acı etki etmez, inşaAllah.
Bakın Fethullah Hocamız ne diyor? “İnsanımızla beraber hepimizin ümidi çok kavidir (kuvvetlidir). Resulu Ekrem (s.a.v.)’e itimadımız (güvenimiz) vardır. Ümmetin başında sahabe ikrama işarette bulunan kainatın efendisi (s.a.v.) ahirinde (son zamanlarında) boyunduruk yere konduktan sonra” yani Müslümanlar artık çaresiz kalmışlar, güçleri kalmamış. Kimi “Mehdi (a.s.) 500 yıl sonra gelecek” diyor, kimi “şahs-ı manevi” diyor artık. Fakat Müslümanlar da tam bir abluka içerisinde, deccaliyet Müslümanların üzerine çökmüşken, boyunduruk yere konmuş. “Boyunduruk yere konduktan sonra, boyunduruğu yerden kaldıracağı müjdesini çoktan vermiştir. Dinin yeniden hayatlanacağının, canlanacağının ve bütün alemde Lailahe illAllah Muhammeden Resulullah sözünün yeniden mevceleneceğini, dalgalanacağını ifade buyurmuştur.” Bakın bütün dünyada “Lailahe illAllah Muhammeden Resulullah” diyor. İslam ahlakı bütün dünyaya hakim olacak” diyor, Fethullah Hoca. “Doğru söylemişlerdir” diyor. “Fatih’ten bahsederken” Fatih Sultan Mehmet’ten bahsederken; “ne güzeldir o emir, buna mazhar (sahip) olmak için 21, 22 yaşındaki genç serdar (kumandan). Maddi manevi fizat hislerinden fedakarlıkta bulunuyordu. 20. asırda Kuran’a sahip çıkmasını beklediğimiz genç delikanlımız” yani Mehdi (a.s.)’nin, “yaşındaydı büyük hünkar” diyor. Yani Mehdi (a.s.)’de 21, 22, 23 o yaşlarda vazifeye başlayacak” diyor, inşaAllah. “Fatih’te öyleydi” diyor. Bak, “genç delikanlımız” diyor Mehdi (a.s.)’ye. Hani şahs-ı maneviydi. O usulen söylenmiştir.
ALTUĞ BERKER:Zamanını da söylemiş. “20. asırda” diye belirtiyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, bak diyor ki; “Bedir’de,” Bedir Savaşı’nda, “bütün cihana (dünyaya) meydan okuyan insanların sayısı 313 taneydi.” Buyurun, Fethullah Hocamın talebelerinin sayısı 313 değil. Bediüzzaman’ın talebelerinin sayısı da 313 değil, inşaAllah ama “Ehl-i Bedir’in sayısı 313 taneydi” diyor. “Melek ismini okur gibi ben mühim yerlerde huzurunuza çıkarken onların adlarını okuyor, şefaat umuyor öyle huzurunuza çıkıyorum” yani o 313 sahabe o kadar ünlüler. “O kadar azizdir benim nazarımda Bedir’de bulunan insan. Niçin azizdir?” diyor Fethullah Hoca, “Tepeden tırnağa nar-ı beyzadır” beyaz ateştir, “nurdur da ondan” diyor. “313 tane nar-ı beyza gibi adam olsa” bakın tekrar ediyorum, “313 tane nar-ı beyza gibi adam olsa bugün, yeryüzüne hakim olmak mümkündür.” Mehdi (a.s.)’nin 313 tane talebesiyle İslam ahlakının dünyaya hakim olması mümkündür” diyor. 313 tane.
SERDAR DAYANIK:Evet Hocam 313.
ADNAN OKTAR:Bakın “313 tane nar-ı beyza gibi adam olsa” yani Mehdi (a.s.) talebeleri kadar sayıda 313 kişi olsa bugün, yeryüzüne hakim olmak mümkündür.” Yani bütün dünyaya İslam ahlakının hakim olması mümkündür” diyor. “Ümid ediyoruz inşaAllah bu bağ, bu bahçe, bu bostan bu 300 adamı, 313 adamı yetiştirecek ümid ediyoruz.” Yani “Mehdi (a.s.) ve talebeleri çıkacak” diyor. “313 kişi çıkacaklar” diyor. “Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinde, Hz. Mehdi (a.s.)’nin yardımcılarının sayısının 313 olacağı rivayet edilmektedir. Muhammed b. Hanefi (r.a.)'dan rivayet edildi ki: “Sayıları Bedir Ashabı kadar, 313 kadardır Mehdi (a.s.)’nin talebeleri. “Evvelkiler onları geçemediği gibi” yani sahabe, onlardan önceki kişiler geçemediği gibi, “sonrakiler de onlara yetişemezler” diyor. “O kadar büyüktürler” diyor. Onların sayısı” diyor, “Talud ile nehri geçenler kadardır.” Ne kadar? 313, inşaAllah. Bak Fethullah Hocamız diyor ki; “ben bu işin ehli değilim” diyor. O anlamda, Mehdi (a.s.) tarzında bir görev yapacak kişi değilim. “Ehli gelinceye kadar benim gibiler” yani Mehdi (a.s.) gelinceye kadar benim gibiler, “emsalimle (benzerlerimle) beraber bu işi devam ettireceğiz, öyle anlaşılıyor. Ehli gelince” yani bu işin ehli gelince, yani Mehdi (a.s.) gelince, “işi onlara bırakacağız.” Yani “artık size teslimiz diyeceğiz” diyor. “Ehli değiliz bu işin liyakatlileri (layık olanlar), doğrunun ve gerçeğin hakiki tercümanı olacak ve ölü gönüllerimizi ihya edecekler.” “Öldükten sonra bizleri diriltecekler” diyor, inşaAllah. “Bunu kemali (olgun) samimiyetle intizar ediyorum (ümit ediyorum), Rabbimden bekliyorum, ama biz güne kadar biz anlatacağız.” “Mehdi (a.s.) zuhur edene kadar biz anlatacağız” diyor. “Mehdi (a.s.)’nin yardımcılarıyız” diyor. Bakın Fethullah Hocamız diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.) ile alakalı hadis-i şeriflerden iki örnek vermek yerinde olsa gerektir.” Sohbetinde Fethullah Gülen Hocamız bu açıklamayı yapıyor. Diyor ki Fethullah Gülen Hocamız; “Mehdi (a.s.) bizden, Ehl-i beyttendir.” Yani seyyidtir. “Allah onu bir gecede zafere erdirecektir.” İslam ahlakının hakimiyetine, biat bir gecede bitecektir. “Mehdi (a.s.), Fatıma evladındandır.” İbn-i Mace, Fiten. “Dünya hayatının sona ermesine bir gün bile kalsa,” Kıyametin kopmasına bir gün bile kalsa, “Allah zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduracak,” bak, “zulümle olan dünyayı adaletle dolduracak, Ehl-i beytten birini gönderecektir.” Yani Mehdi (a.s.). Bir kişi, birini. Şahs-ı manevi gönderecek demiyor. Bakın bunu Fethullah Hoca söylüyor. Hadisi naklediyor. Ne diyor? “Ehl-i beytten birini gönderecektir.” Şahs-ı manevi ayrıdır, bir kişi ayrıdır yani Mehdi (a.s.), Ahmed bin Hanbel, cilt 2, sayfa 117.
“Cenab-ı Hak, rahmetinin eseri olarak her bir fesad-ı ümmet zamanında” yani ümmetin fesada gittiği, perişan olduğu ortamda zorluklara bulaştığı, zorlukların içine girdiği yani dinsizliğin, imansızlığın yayıldığı zamanlarda, “Müslüman toplulukların bozulmaya uğradığı dönemlerde bir muslih” bir muslih, şahs-ı manevi değil bak, ‘bir muslih’, “ıslah edici, bir müceddid,” bir şahs-ı manevi değil bak, bir müceddid, “bir halife-i zîşan” bak yine bir, şahs-ı manevi değil, “bir halife-i zişan (İslam topluluğuna manevi olarak lider olan kişi), bir kutb-u azam,” şahs-ı manevi değil, ‘bir kutb-u azam’, iki değil, üç değil, bir kutb-u azam, “bir mürşid-i ekmel” iki tane değil, dört tane değil, şahs-ı manevi değil, bak; “bir mürşid-i ekmel (üstün yol gösterici) ya da bir nevi mehdi hükmünde mübarek zatları göndermiş,” zat, kişi göndermiş, “fesadı izale edip (bozulmayı önlemiş), milleti ıslah etmiş, din-i Ahmedîyi (İslam’ı) muhafaza buyurmuştur. Bu hususu (konuyu) nazara veren (ilgilere sunan) ve siyaset sahasında Mehdî-i Abbâsî,” Abbas yani o dönemde görev yapan, ‘Mehdî-i Abbâsî’ şahıs mıydı bu? Şahs-ı manevi değildi, “diyanet âleminde Gavs-ı Âzam (Abdulkadir Geylani)” Abdulkadir Geylani şahs-ı manevi miydi? Abdulkadir Geylani denilince biz şahs-ı manevi mi anlıyoruz? Bir kişi değil mi Abdulkadir Geylani? Ve talebeleri var. Bir de şahs-ı manevisi var. Abdulkadir Geylani’ ye biz “şahs-ı manevidir, Abdulkadir Geylani yoktur” diyor muyuz?
SERDAR DAYANIK:Demiyoruz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Abdulkadir Geylani var, talebeleri var ve ondan meydana gelen şahs-ı manevi var. “Abdulkadir Geylani, Şâh-ı Nakşibend, Nakşibendiliğin kurucusu (Muhammed Bahauddin Nakşibend’i Hazretleri),” şahs-ı manevi mi bu kişi? Değil. “Aktâb-ı Erbaa (dört ünlü ehli sünnet alimi olarak bilinen kişiler)” İmam-ı Hanbeli, Ebu Halife, İmam-ı Şafi, İmam-ı Malik, bunlar şahs-ı manevi mi? Şahıs. “Ve on iki imam,” Hz. Ali’nin soyundan gelen, bunlar şahs-ı manevi mi? Teker teker insanlar. “gibi zatları misal gösteren Bediüzzaman der ki,” örnek gösteriyor, “der ki, "Madem Cenab-ı Allah’ın cereyanı öyle icabet ediyor (işliyor)” yani Adetullahı bu şekilde, değişmiyor. “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid,” şahs-ı manevi değil bak, ‘bir müçtehid’, “hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutbu azam olarak (zamanın kutbu olarak) bir zat-ı nuraniyi,” bak, “zat-ı nuraniyi gönderecek.” Kardeşim niçin sahtekarlık yaparak bunu bambaşka bir şekilde göstermeye kalkarsınız? “Bir zat-ı nuraniyi” diyor bak, “gönderecek.” “Allah’ın Adetullahı bu” diyor bak, hep bir kişi göndermiştir. “O kişi ve talebeleri ve onun şahs-ı manevisi hizmetini yapmıştır” diyor. “Gönderecek ve o zat da,” bak ‘zat’, şahs-ı manevi değil, “Ehl-i Beyt-i Nebeviden (Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan) olacaktır.” Sahtekarlığa gerek yok, dürüst olacaklar, samimi olacaklar. Ama bakın cahilliğinden, saflığından, bilgisizliğinden yanlış konuşanları tenzih ediyorum. Ama ben asrın büyücülerini, deccalin büyücülerini telin ediyorum. Sahtekarları hedef olarak gösterip, düzelmeleri için gayret ediyorum. Yani hedef derken cehalet hedefidir. Onları da ilimle ortadan kaldırmanın peşindeyim. Dolayısı ile Fethullah Hocamızın da Mehdi (a.s.)’yi şahs-ı manevi olarak beklemediği açık. Ama konuşmalarında öyleymiş gibi söylüyor. O tamamen usulen söylenmiş, kargaşa olmasın diye. Çünkü o zaman derler Fethullah Hocamıza; “Mehdi (a.s.) geldi ise nerede?” diyecekler, diyecek “İstanbul’da.” “İstanbul’da nerede, kim?” Nasıl işin içinden çıksın? O zaman “şahs-ı manevidir” diyor. Bakın böyle iyi niyetle, bu şekilde tevil edenlere benim bir sözüm yok. Yani kurtulmak kastı ile söyleniyorsa benim buna bir sözüm yok. Ben sahtekar büyücülerin karşısındayım. Mesela Hz. İsa (a.s.) konusunda, “o da şahs-ı manevidir” diyor. Şahs-ı manevi olduğuna inanır mı? Bediüzzaman açık açık söylüyor, onu almış, Bediüzzaman’ın sözünü Fethullah Hoca. Diyor ki; “Ahiretin en uzak köşesine gitseydi, gerçekten ölseydi, böyle bir azim netice için onu gönderecek Cenab-ı Allah” diyor. Ve Fethullah Hoca bunu delil olarak kullanıyor. “Şahs-ı İsa (a.s.)’nın inişi kati olmakla beraber” diyor. Şahsının. Açık, çok açık. Bakın “bedeni ile” diyor, “cesedi ile” diyor. “Semavatta bulunan Hz. İsa (a.s.) nüzulü kati olmak ile beraber” diyor. “Katidir” diyor. Yani “ikinci bir ihtimal yoktur” diyor. Ama Fethullah Hocamıza sorsak; “şahs-ı manevidir” diyor tabii. Ama Aksiyon Dergisi onların dergisi.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Aksiyon Dergisi’nde şahıs olarak inecek dedi yer yerinden koptu. Bir kelime, bak bir kelime, başka bir şey değil. Tek kelimede yer yerinden oynadı. Nasıl şahıs olarak inecek dersin gibisinden. Onun için Hocamız da ortalık karışmasın diye, çok tedbirli bir insan, dikkatli bir insan, şahs-ı manevidir deyip geçiştirdi. Şahıs olarak ineceğini gökteki kuşlar bile bilir, yerdeki karıncalar bile bilir, herkes bekliyor Hz. İsa(a.s.)’yı. Kur an’da 3 tane ayet var. Nasıl kim reddeder yani? İnşaAllah. Ve Cenab-ı Hak göğe alırken cesedi ile alacak, yere indirirken de şahs-ı manevi olarak indirecek. Yani bu olacak iş mi? Şahs-ı manevi olarak mı göğe aldı Allah alırken? Cesedi ile aldığına göre, cesedi ile de indirecek, inşaAllah.
Oktarım anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bir iman hakikati vardı gösterelim mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Bir de Fethullah Hocam nasıl şahs-ı manevi diyor onları da bir yayınlayalım. Bakın ikisinin arasındaki farkı göstereceğim ama usulen söylenmiştir. Onları da bana getirin, göstereyim.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, 80’lerde siz onun kasetlerini bize dinletirdiniz. Sırf Ahir zaman konularındaki anlatımlarından dolayı. Hatta cami açılışı olduğunda giderdik, bu konuları işlerdi. Ben bizzat şahidim, dinlemiştim kendisinden. Kaneviçe işleniyor derdi, Kehf Kıssası’ndaki ayetlerden bahsederdi. Ahir zaman ile bağlantısını kurardı. Böyle anlatımlarının hepsini biliyoruz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben mesela Güneydoğu lehçesi ile hâkim demiyordu da, hakim derdi, “hakimin müstedrekinde”, aklımda çok iyi kaldı. Mehdi (a.s.)’nin sakalından bahsediyordu, açıkça söylüyordu. Şahs-ı manevinin sakalı olur mu? Fethullah Hocanın kendisi söylüyordu, sakalından bahsediyordu. Zaten o ünlü bir sohbeti vardır. Diyor; “Şu an” diyor, “talebelerini görüyor gibiyim şu an” diyor. Yer yerinden oynuyor, talebesinden daha bahsederken. Fethullah Hocamız Mehdi (a.s.) aşığıdır. Talebeleri Mehdi (a.s.) aşığıdır. Ama onların tabii kendine has bir stili, yöntemi var; güzel, akılcı, iyi bir yöntem. Talebe yetiştiriyorlar. Böyle aydın, modern insanlar yetiştiriyorlar; Kuran’a, İslam’a yatkın. Mesela Kongo’da, Kenya’da zenci çocuklar, genç kızlar, delikanlılar yetiştiriyor; Hıristiyanlar ama Müslümanlığa karşı sevgi dolular. Allah’a birliğine inanma eğilimindeler. İnançsız yetiştirmiyorlar, adapla edeple yetiştiriyor. Zaten adap ve edebe yatkın olan bir insan dindar olmak isteyecektir yani doğal olarak. Dolayısı ile Mehdi (a.s.)’ye müthiş bir zemin hazırlıyor. Ama bütün dünyanın gözleri üzerinde, bütün dünya hükümetlerinin gözleri üzerlerinde. Rusya onları izliyor, Amerika onları izliyor. Ne yapsınlar? En usturuplu şekilde hareket etmek zorundalar, inşaAllah. En akılcı şekilde hareket etmek durumunda. Adaplı edepli, terbiyeli insan yetiştiriyorlar. Onlar da adap edep, terbiye varsa zaten adam Müslüman’dır yani. Belki namaz kılmıyor, oruç tutmuyor ama potansiyel Müslüman yetiştirmiş oluyorlar. Kolayca Müslüman olacak insan yetiştiriyorlar. Yani bir adım sonra Müslüman olacak gibi insan yetiştiriyorlar. Bu çok önemli, inşaAllah.
Hocamıza da Allah sağlık, sıhhat versin, inşaAllah. Kardeşim Fethullah Hocamızın gelmesini sanki böyle suç haline getirdiler. Böyle anormal bir olay oldu. Yani çok garip bir şey. Bir de gelince sanki yer yerinden oynayacak. Benim vatandaşım o, bizim Hocamız; tertemiz, mazlum bir insan yani. Ülkeye gelmesi en sakıncalı insan haline getirdiler neredeyse, anlata anlata inandırdılar da bayağı bir insana. Hocamızı da inandırdılar yani, o da inanıyor yani şu an. Gelmesinin mahsuru olduğuna inanıyor yani. Niye mahsuru olsun? Nur gibi insan, gelsin. Kardeşim mafyası geliyor; iti, kopuğu, çakalı geliyor; haysiyetsizi, namussuzu geliyor da Fethullah Hoca gibi tertemiz bir insan nasıl gelemez? Onu da inandırmışlar. Hocamın bir yakınları ile konuşuyordum, gelsin Hocamız dedim, gelmek istemiyor dediler. Bir ara ikna etmiştim, getirelim Hocamızı, ben böyle içim rahat etmiyor demiştim. Birden böyle bir olaylar falan çıktı, anladım ki hazırlıklılar fitneye fücura falan bir kısım kişiler.
Mesela bak diyor ki Fethullah Hocamız, konuyu kapatmak için, bu şahs-ı manevi anlatışı da şu şekilde, yani bu da bir yöntemdir fakat burada onun iyi niyeti çok açık olduğu için açıkladığım tarzdadır ama şahıs olduğuna inandığını açıkça ispat ettim. “Üstadımız da diyorum” diyor yani Bediüzzaman, “Hz. Mesih (a.s.) gelecek, işte benim ümmetimi ihtida edecek.” Yani Müslüman olacak bütün dünya. “Yani şahs-ı manevi Mesih, şahs-ı manevi Muhammediliğe ihtida edecek.” Yani şahs-ı manevi var ama Mesih (a.s.) ayrı bir şey. “Mehdiyet de bir manadır. Değişik dönemler itibariyle bazı şahıslar bu işin başında bulunabilirler.” Bitti. Bakın diyor ki; “değişik dönemler itibariyle önemli bazı şahıslar” yani Mehdi (a.s.), “bu işin başında bulunabilir. “Ama esas şahs-ı manevidir.” Tabii ki Mehdi (a.s.)’nin tek başına görev yapmayacağı açıktır. Tabii ki talebeleri ile yapacak ama Mehdi (a.s.) olmadan talebeleri olmaz ve şahs-ı manevi olmaz. Yani suyun başı o. Su oradan akıyor göl oluyor, göl de deniz oluyor. Ama su oradan akıyor. Allah suyu oradan akıtıyor, inşaAllah. “Çünkü zaman cemaat zamanı olması itibariyle fertler ferdi ferid dahi olsa bu iş temsil edilemez. Cemaattir. Mesihiyet de öyle bir cemaattir ama Üstad o mevzuda eski bir terakkiyi de oradaki esnek ifade ile temas ediyor. "Öyle önemli bir misyon için Hz. Mesih (a.s.) Ahiret aleminin ta öbür ucunda da olsa çıkar gelir" diyor.” Tamam, bitti. Ama Mesih (a.s.) gelse, tek başına olsa, tabii ki olmaz. Tabii ki talebeleri olacak. Peygamberimiz (s.a.v.) geldiğinde tek başına mıydı? Ehl-i Bedir 313 kişiydi. Sahabeler ile yıktı ortalığı. Tek başına yapmadı Peygamberimiz (s.a.v.). Ama Peygamber (s.a.v.) neydi? Nurdu, ışıktı, suyun kaynağıydı. Orada en önemli kişiydi, varlığı en önemli mevzuydu. Yani biz onu ikinci plana alamayız ki. Peygamberimiz (s.a.v.) vardı, sahabeleri vardı ve şahs-ı manevisi vardı. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) olmasaydı; ne sahabeler olurdu, ne şahs-ı manevi olurdu, inşaAllah. Tabii Cenab-ı Allah isterse yapar, görevlendirir, başka bir kişi görevlendirir, yapar. Bak, “öyle önemli bir misyon için Mesih (a.s.) ahir aleminin ta öbür ucunda da olsa çıkar gelir” diyor. “Ehl-i imanın ve saf müminlerin o mevzudaki kanaatlerine dokunmuyor.” Yani dokunmuyor, isterse dokunur anlamına gelmez. Zaten dokunamaz, kimse dokunamaz. Yani o yanlış anlaşılmasın; “isterse dokunur,” “dokununca dağıtırdı” anlamında olmaz. Çünkü Allah’ın hükmünü kimse değiştiremez. Peygamber’in (s.a.v.) hadislerini kimse değiştiremez, Kuran ayetlerini kimse değiştiremez. “Çünkü o bir kısım dedikoduya vesile olabilir. Fakat genelde şahs-ı manevidir.” Ama keşke Hocam bunu demese. Dedikodu olsa ne olur yani. “Ehl-i imanın, saf müminlerin o mevzuda kanaatlerine dokunmuyor çünkü o bir kısım dedikoduya” bak şimdi bu olmamış bu işte. Fethullah Hocamızın bu sözü etmemesi gerekiyor. Yani burada çok ciddi bir kuşku meydana getirir bu ifade. Yani bu çok vahim bir şey olur. Bak, “ehl-i imanın, saf müminlerin o mevzuda kanaatlerine dokunmuyor.” Yani sanki dokunulabilecek bir şeydi de, kaldırılabilecek; dokunmamış, kaldırmamış gibi anlaşılır. Bu olmaz. “Çünkü o bir kısım dedikoduya vesile olabilir.” Yani dokunursa dedikoduya vesile olabilir. Şimdi bu olmadı. Hocamızın ben bir zellesi olarak görüyorum bunu. Bu olmaz, bu. “Fakat genelde şahs-ı manevidir.” Tamam, doğru; şahıs vardır, talebeleri vardır, şahs-ı manevi vardır. Buradaki şu ifade çok riskli, bak; “ehli imanın ve saf müminlerin.” Müminlerin değil bak, “saf müminlerin”. “O mevzudaki kanaatlerine dokunmuyor çünkü o bir kısım dedikoduya vesile olabilir.” Şimdi bu, asıl dedikoduya sebep olacak bu olur. Bu olmaz. Hocamızın bunu mutlaka tashih etmesi gerekir. Bunu bize şerh etsin. Ben, samimiyetine, dürüstlüğüne bütün kalbimle inanıyorum. Çünkü burada, “ehli imanın, saf müminlerin o mevzuda kanaatlerine dokunmuyor.” Burada dokunacaktı da, dokunabilirdi ama “çünkü o bir kısım dedikoduya vesile olabilir.” Dedikodu olmasın diye dokunmadı. Ama sanki Hz. İsa (a.s.) gelmeyecekti fakat bunu söyleyemedi Bediüzzaman. Dedikodu olmasın, dedikodudan çekindiği için bunu söyleyemedi gibi bir anlam meydana getiriyor bu. Sakın ha sakın, ben Hocamızın mübarek ellerinden öpüyorum, Allah rızası için bu ifadeyi bizim anlayacağımız hale getirsin. Yani bu çok ters anlaşılır, bu ifade. Ben yanlış mı anlıyorum, ne diyorsunuz?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, biz de o şekilde anladık, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Çünkü o bir kısım dedikoduya vesile olabilir.” Sanki dokunma gücünde, dokunsa bitirecek İsa (a.s.)’yı, haşa. Ama dedikodudan çekindiği için ellemiyor gibi, bu konuya girmiyor gibi. Böyle anlaşılır. Sakın, sakın. Ben Hocamızın tırnağı etmem ama ben bunun mutlaka düzeltilmesini istiyorum, istirham ediyorum inşaAllah. Şu ifade biraz şey olmuş, bunun üzerinde duralım yani. Acaba hakikaten Hocamızın ifadesi mi ayrıca, bunu onun ifadesi diye mi vermişler? Bunu bir araştıralım. Bilen kardeşlerimize bir soralım. Bu çok acayip vesvese verir insanlara. Çünkü seveni çok. Çok yanlış anlaşılır bu.
“Hz. İsa (a.s.)'nın Ahir zamanda nüzûlü konusuna da genişçe temas edilen sitede, Gülen Hocaefendi, bu konudaki görüşleri değerlendirerek, Hz. İsa (a.s.)'nın şahıs olarak nüzûlünü ilahî hikmete ters gördüğü için, şahs-ı manevi olarak, yani Hz. İsa (a.s.)'ya inananların İslam'a yaklaşması şeklinde yorumlayanları daha makul bulduğunu belirtiyor.” Belirtiyor olmaz, yani dediyse demiştir. “Fethullah Gülen’in ifadesi budur” şeklinde geçmesi lazım. Yani çok acayip böyle bir ifade, olmaz. “Hz. İsa (a.s.)'nın şahıs olarak nüzûlünü ilahî hikmete ters gördüğü için,” yani ilahi hikmete ters nasıl olsun, Kuran’da Allah inecek dedikten sonra? Allah, “ma katelehu” diyor; “katletmediler, asmadılar” diyor. İki kere tekrarlıyor. Nasıl ilahi hikmete ters olsun? Yüz yıl ölü kalan insandan bahsediyor Cenab-ı Allah, “dirilttim” diyor, nasıl ilahi hikmete ters olsun? Nasıl Kuran’a ters olsun? “Dirilttim” diyor mu Cenab-ı Allah? “Öldü” diyor. Hatta kemiklerine et giydiriyorlar, diriliyor, o derece diriltiyor. Ashab-ı Kehf üç yüz yıl uyku halinde ama ölü, uykuda olan ölüdür. Yaşatıyor, 300 yıl sonra kalkıyorlar. Hatta 300 küsur yıl, belli değil ne kadar, Kuran’da bu belirli değil. Çok fazla vakit kalıyorlar, sonra Allah diriltiyor. İlahi hikmete nasıl ters olur? “Hz. İsa (a.s.)'nın şahıs olarak nüzûlünü ilahî hikmete ters gördüğü için, şahs-ı manevi olarak, yani Hz. İsa (a.s.)'ya inananların İslam'a yaklaşması şeklinde yorumlayanları daha makul bulduğunu belirtiyor.” Ben inanmıyorum, Fethullah Hoca böyle bir şey söylemez. Bu kaynağa da bir bakın, nereden çıkarmışlar. Bunu görelim.
OKTAR BABUNA:Tamam, inşaAllah Hocam.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, Bediüzzaman için mi söylüyor bunu? Bediüzzaman’ın biraz önce söylediğiniz sözü var, burada açık. “O hakimin hikmetinden uzak değil” diye ifade etmiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, Kuran’da var zaten. Adam diyor ki; “Adetullaha aykırı” diyor. “Böyle bir şey olmuyor” diyor. Kuran’da açık açık belirtiyor. Yüz yıl ölü kalıyor adam. Ölü, kemikler çıkmış artık kemikler. Eşeğinin kemikleri dağılmış, Allah ona et giydiriyor ve diriltiyor. Kuran ayeti var.
OKTAR BABUNA:Bir ayet daha var, okuyabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve demiştiniz ki: "Ey Musa, biz Allah'ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız." Bunun üzerine yıldırım sizi (kendinizden) almıştı. Ve siz bakıp duruyordunuz. Sonra şükredesiniz diye, sizi ölümünüzden sonra dirilttik.”
ADNAN OKTAR:Bak, orada kitle halinde öldürüyor Allah onları. Ve kitle halinde diriltiyor. Nasıl Adetullaha aykırı oluyor bu? Olur mu böyle şey? Fethullah Hoca adına doğru söylememek yakışmaz. Yani deminki orijinal ifade var. Oradaki ifade yanlış. Mesela bunu Hocamızın bunu daha anlaşılır hale getirmesini istirham ediyoruz. Çünkü yanlış anlaşılacak gibi. Ama bu çok vahim bir şey. Kuran’la tam çelişen bir ifade bu. Ne demek? “Hz. İsa (a.s.)'nın şahıs olarak nüzûlünü ilahî hikmete ters gördüğü için,” haşa. Bak, topluca adamları diriltiyor Cenab-ı Allah. Ayrıca öbür şeyde de 100 yıl sonra diriltiyor. Ashab-ı Kehf’i de diriltiyor. Nasıl Kuran’a ters oluyor böyle bir şey?
SERDAR DAYANIK:Bakara Suresi, 259. Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “Ya da altı üstüne gelmiş, ıssız duran bir şehre uğrayan gibisini (görmedin mi?) Demişti ki: "Allah, burasını ölümünden sonra nasıl diriltecekmiş?" Bunun üzerine Allah, onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra onu diriltti. (Ve ona) Dedi ki: "Ne kadar kaldın?" O: "Bir gün veya bir günden az kaldım" dedi. (Allah ona:) "Hayır, yüz yıl kaldın, böyleyken yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamış; eşeğine de bir bak; (bunu yapmamız) seni insanlara ibret-belgesi kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl biraraya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?" dedi. O, kendisine (bunlar) apaçık belli olduktan sonra dedi ki: "(Artık şimdi) Biliyorum ki gerçekten Allah, her şeye güç yetirendir."”
ADNAN OKTAR:Kardeşim, bak şimdi millet aklını başına alsın. Fethullah Hoca adına böyle garip izahlarda, yanlış izahlarda bulunmasınlar. Bu haşa neuzübillah küfür olur. Kuran’a karşı bir mücadele olur. Olmaz böyle şey. “Hz. İsa (a.s.)'nın şahıs olarak nüzûlünü ilahî hikmete ters gördüğü için,” böyle bir şey yok. Böyle bir şey yok. Yani Allah isterse dirilttiğini Kuran’da gösteriyor. Ashab-ı Kehf’te de görüyoruz, bu kıssada da görüyoruz. Hz. Musa (a.s.)’la ilgili kıssada da görüyoruz. Adamlar net ölüyorlar, yıldırım çarpıyor, Allah diriltiyor.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman’ın sözünü de okuyayım mı Hocam? O cümleyle ilgili. “Ona yeniden ceset giydirilip (Hz. İsa (a.s.)) dünyaya göndermek o hakimin hikmetinden uzak değil, belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için.” Öyle gerektiği için, “öyle olması gerekiyor” diyor.
ADNAN OKTAR:Bak “Cenab-ı Allah’ın hikmeti zaten bu tarzdadır” diyor, “yapar ve yine yapacak” diyor. Bir daha oku.
ALTUĞ BERKER: “Ona yeniden ceset giydirilip (Hz. İsa (a.s.)) dünyaya göndermek o hakimin hikmetinden uzak değil, belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için vaat etmiştir ve vaad ettiği için elbette gönderecek. ”
ADNAN OKTAR:Ama en başını al, onun daha başı var mı o yazının?
ALTUĞ BERKER:Var Hocam.
ADNAN OKTAR:En başından gel çünkü o.
ALTUĞ BERKER:“Semay-ı dünyada (gökler aleminde) cesediyle (insan bedeniyle) bulunan”
ADNAN OKTAR:Bak, bir daha baştan söyle bakalım.
ALTUĞ BERKER:“Semay-ı dünyada”
ADNAN OKTAR:Semada, gökte, evet.
ALTUĞ BERKER:“Cesediyle”
ADNAN OKTAR:Ceset ne demek?
OKTAR BABUNA:Beden.
ADNAN OKTAR:Bedeniyle, ruhuyla değil. Bedeniyle ve ruhuyla. Evet.
ALTUĞ BERKER: “Bulunan ve hayatta olan Hz. İsa (a.s.),”
ADNAN OKTAR:Hayy, hayatta yaşıyor. Cesedi de duruyor. Bak, “cesediyle” diyor Allah. Bediüzzaman Kuran’ın hükmünü açıklıyor yani, evet.
ALTUĞ BERKER:“Belki alem-i ahiretin en uzak köşesine gitseydi”
ADNAN OKTAR:Bak, Ahiretin en uzak köşesine gitseydi. Evet.
ALTUĞ BERKER: “ve hakikaten ölseydi,”
ADNAN OKTAR:“Hakikaten ölseydi,” “gerçekten ölseydi” diyor. Evet.
ALTUĞ BERKER:“yine şöyle bir netice-i azime (büyük bir son) için O’na yeniden ceset giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm’in hikmetinden uzak değil.”
ADNAN OKTAR:Bak “sizin dediğiniz gibi olsa da” diyor, köşeye sıkıştırmak için, “hakikaten ölse” diyor, “yine gelecek İsa (a.s.)” diyor. Yani “hiçbir şekilde kurtulamazsınız” diyor. Kurtulmak istiyorlar. “Öyle deseniz de gelecek” diyor. İnşaAllah. “Ama böyle değil” diyor. “Cesediyle gökyüzünde şu an” diyor. “Velev ki sizin attığınız gibi olsa” diyor, “yalan söylediğiniz gibi olsa, yine gönderecek Allah” diyor. “Hiçbir şekilde kurtulamazsınız” diyor.
ALTUĞ BERKER:“Belki Onun hikmeti öyle iktiza ettiği için (öyle gerektirdiği için)”
ADNAN OKTAR:“Allah öyle iktiza ediyor” diyor.
ALTUĞ BERKER:“Vaad etmiş ve vaad ettiği için elbette gönderecek.”
ADNAN OKTAR:“Vaad etmiş.” Kuran’la vaad etmiş. “Ve elbette gönderecek” diyor. Nerenin şahs-ı manevisi? Evet.
ALTUĞ BERKER:Başka bir alıntı daha okuyabilirim, inşaAllah. “Evet o hadîs-i şerifin ifadesiyle Hazret-i İsa (a.s.)'nın semavî nüzulü (gökyüzünden inişi) kat'î (kesin) olmakla beraber”
ADNAN OKTAR:“Semavî nüzulü” şahs-ı manevi değilmiş. “Kat'î” diyor bakın, “Kat'î olmakla beraber,” evet.
ALTUĞ BERKER:“İşte bu sırr-ı azîme (büyük sırra), Hazret-i Peygamber (A.S.M.) işaret etmiştir ki: Hazret-i İsa(a.s.) gelecek, ümmetimden olacak;” aynı şeriatımla amel edecektir.
ADNAN OKTAR:Kuran’a tabi olacaktır.
SERDAR DAYANIK:Buhari ve Müslim’den de vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, şimdi böyle bazı tipler var zaten Buhari, Müslim. Kuran’ı kabul etmiyor adam. Buhari, Müslim. Tamam oku?
SERDAR DAYANIK: Estağfurullah Hocam. “Buhari ve Müslim, Ebu Hureyre’den tahric etti. Buyurdu: Meryem oğlu İsa (as) aranıza indiğinde ve imamınız sizden (Hz. Mehdi (a.s.)) olduğunda, bakalım ne yaparsınız?”
ADNAN OKTAR:Bitti, Buhari söylüyor artık. Ve tevatür vardır bu hadislerde, mütevatir. Sahih mütevatir. Yani reddi mümkün değil.
OKTAR BABUNA:Bu arada mesaj gelmiş size. Habertürk’te yine Mehdilikten bahsediliyormuş.
ADNAN OKTAR:Yer gök Mehdi (a.s.) diye inliyor, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Okan Keleş isimli bir yazar, Ahir Zamanda olduğumuzdan ve Türklerden bir kurtarıcı geleceğinden, İslam ahlakının dünya hakimiyetinden ve Türk-İslam Birliği’nden bahsetti, inşaAllah. MaşaAllah. Selamlar, saygılar, Ali Rıza.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:Dalga dalga yayılıyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ali Rıza, maşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunlarındandır, inşaAllah. O isim çok güzel.
“Fethullah Gülen Hocamız’ın Hz. İsa (a.s.)’nın inişiyle ilgili ayetleri yorumlarken yazdığı yazı.” Bu orijinal kaynakmış. Bu tamam, bunu okuyabiliriz. Ama demin ki, inşaAllah, Hocamız en kısa zamanda, Allah nasip eder, onu bize açıklar. Çok vahim yani, çok vahim anlaşılacak gibi. “Yukarıdaki ayet ve hadisler hakkında farklı yorumlarda bulunan alimler de olmuştur. Onlardan bazıları Hz. İsa (a.s.)’nın şahsen nüzulünü Cenab-ı Hakk’ın hikmetine aykırı bularak, bu nüzule ‘şahs-ı manevi’ nüzulü olarak bakmışlardır.” Bu mümkün değil. Bunu diyen adam zaten Kuran’ı kabul etmiyor demektir. Çünkü Kuran’da açık bu hükümler. Okuduk, anlattık. Yani ölen bir kişi diriliyor. Allah’ın dilemesiyle. Kuran’a uygun. “Bazıları da ayet ve hadisleri değişik bir şekillerde tevil etmişlerdir. Günümüz alimlerinden Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ise daha farklı bir yorumda bulunarak Hz. Mesih (a.s.)’in nüzulünün şahsen olacağını reddetmemekle beraber”, nasıl reddetsin? Zaten etmez. Çok açık Kuran hükmü, 3 tane net ayet var. Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesei, Sünen-i Davud hepsinde açık ve belirtiliyor. Ve ayrıca dört mezhep ittifak halinde, dört mezhebe göre Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulüne inanmak farzdır. Aksi küfür olarak kabul edilir. Dört mezhebe göre. Şia’da da böyledir, Caferilik’te de böyledir, yani hepsinde böyledir, bütün mezheplerde. Alevilikte de böyledir. “Alimlerinden Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ise daha farklı bir yorumda bulunarak Hz. Mesih (a.s.)’in nüzulünün şahsen olacağını reddetmemekle beraber, daha çok şahs-ı manevi üzerinde durmuş.” Tabii ki İsa (a.s.) var, talebeleri var. İsa (a.s.) talebeleri olmadan bir şey yapmıyor zaten. Dünya çapında etkisi oluyor. Normal olan bir şey bu. Mehdi (a.s.) de öyle. Mehdi (a.s.) var, talebeleri var ve şahs-ı manevisi var. “Daha çok şahs-ı manevi üzerinde durmuş. Hz. Mesih (a.s.)’in nüzulünü, Hıristiyanlık aleminin İslam’a iktida etmesi şeklinde anlamıştır.” “Hz. Mesih (a.s.)’in nüzulünü, Hıristiyanlık aleminin İslam’a iktida etmesi şeklinde anlamıştır.” Bak burada da bir cümle düşüklüğü olmuş. Hocamın bunu mutlaka düzeltmesi lazım. Hz. Mesih (a.s.)’in nüzulünün kati olduğunu söylüyor Bediüzzaman. “Bedeniyle, kat’i olarak inecektir” diyor. “Gerçekten ölse dahi inecektir” diyor. “Ama ölmemiştir, göktedir” diyor. Fakat “inişi kat’idir” diyor. Öyle şüpheli bir üslup kullanmamış Bediüzzaman. Dolayısıyla “Hz. Mesih (a.s.)’in nüzulünü, Hıristiyanlık aleminin İslam’a iktida etmesi şeklinde anlamıştır” diye bir ifadesi yok Bediüzzaman’ın. “Şahıs olarak inecektir. Talebeleri olacaktır. Şahs-ı manevi siyle, İslam’la Hıristiyanlık bir araya gelecektir. İslam ahlakı dünyaya hakim olacaktır” diyor. Bu yanlış anlaşılabilir. Hocamızın ben naciz bir talebesiyim. Haddime değil. Ben yanlış anlıyorsam birçok kişi yanlış anlıyor olabilir. Bunu, Hocamızın düzeltmesi lazım.
ALTUĞ BERKER:“O din-i hak cereyanın başına geçecek” diyor, İsa (a.s.).
ADNAN OKTAR:Dinin başına geçen şahs-ı manevi olur mu? Şahs-ı manevinin başına şahs-ı manevi geçer mi?
ALTUĞ BERKER:Ve “şahs-ı İsa (a.s.)” diyor.
ADNAN OKTAR:Tabii “şahs-ı İsa (a.s.)” diyor, tabii. “Hz. Mesih (a.s.)’in nüzulünü, Hıristiyanlık aleminin İslam’a iktida etmesi şeklinde anlamıştır.” Bu yanlış anlaşılacak. Bunu Hocamız, istirham edelim, düzeltsin. “Üstad, temelde meseleye böyle yaklaşırken, nüzul keyfiyetiyle alakalı hadislerde zikredilen Şam’da Ak Minare’ye inmesi,” onlar değil zaten, onlar sahih hadis değil, “bir atın üzerine binmesi,” bunlar zaten, öyle bir hadis yok. Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesei, Sünen-i Davud bunlar hadistir. Bunlara itibar olur, bunları söylemeye gerek yok zaten. Ama Hocamızın takdiri ayrı. “kat’iyen tafsilata girmemiştir.” Girmez zaten, böyle bir konu yok ki zaten. Hz. İsa (a.s.)’nın ineceği, Şam’da o zaman minare yoktu ki, Şam’a insin. Minare sonradan yapıldı. Peygamberimiz (s.a.v.)’den sonra yapılmıştır. Hadisin yanlış olduğu zaten belli. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında minare var mıydı? Yoktu. Nasıl minareye insin? Şam’daki o denilen cami çok sonradan yapıldı. Fakat şu çok önemli; “Hz. Mesih (a.s.)’in nüzulünü, Hıristiyanlık aleminin İslam’a iktida etmesi şeklinde anlamıştır.” Tamam doğru. Hıristiyanlık, Müslüman ama Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulünü anlamıştır ama bunu ayrıca şerh etmesi lazım Hocamızın. Şahıs olarak inecektir. Talebeleri olacaktır. Şahs-ı manevisi olacak. Şimdi cahil bir insanın eline verilse, “Mesih (a.s.)’in nüzulünden ne anlıyorsun?” desek, “Bediüzzaman ne anlamıştır?” desek, “Bediüzzaman da bunu açıklamıştır” dese bir kişi, mesela ne diyecek? “Hz. Mesih (a.s.)’in nüzulünü, Hıristiyanlık aleminin İslam’a iktida etmesi şeklinde anlamıştır” diyecek. Şimdi adam şahıs olarak ineceğine inanamaz o zaman. Talebeleri de inanamaz. 1400 tane talebesi olacaktır Hz. İsa (a.s.)’nın. İrticalen Hocamız çok güzel konuşuyor ama bazı şeyleri yanlış anlaşılabilir. Bu ifade ve diğer ifadeler düşünüldüğünde şerhte büyük fayda var. Şerh ederse kalbimiz mutmain olur, kalbimize inşirah gelir.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Hocam Habertürk’teki programa katılan kişi “Türkiye’nin bölünmeyeceğini aksine çok büyük bir birliğe lider olacağını” söylemiş, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Aslanım benim, aslanım. Koç yiğidim.
OKTAR BABUNA:Ayrıca tam tersi, “Türkiye liderliğinde çok büyük bir birlik olacağını” söylemiş, inşaAllah. Zülkarneyn’den bahsetmiş Hocam inşaAllah ve bitmiş program.
ADNAN OKTAR:Zülkarneyn, aslında işin doğrusunu söyleyeyim, Mehdi (a.s.)’dir. Kuran’ın anlattığı kişi Mehdi (a.s.)’dir. Hem madde olabilen, hem ruh olabilen kişi. Hem Doğu’ya, hem Batı’ya hakim olan kişi. Zülkarneyn iki cihetli; hem Doğu’ya, hem Batı’ya hakim. Hem ruh, hem madde olabilen insan. Ve açıkça zaten bir internet ortamından bahsediliyor. Mesela bir sultanla, bir kuvvetle bir bakıyor, bir yeri görüyor; bir bakıyor, bir yeri görüyor. Bir bakıyor, bir yeri görüyor. Sanki tuşlarda geziniyor. Bir tuşa basıyorsun, bir yeri görüyorsun; bir tuşa basıyor. Kuran’ın ifadelerine açıp baksınlar. Alenen Mehdi (a.s.)’den bahsediyor. Yecüc ve Mecüc o devirde etkisiz hale getiriyor. Anarşi ve terör durduruluyor. Yecüc ve Mecüc bütün anarşi ve terör gruplarının ortak ismidir. Ahir zamanın en büyük konusu nedir, en yaka silktiği milletin? Yecüc ve Mecüc. Zaten “deccal, Yecüc ve Mecüc’e zemin izhar eder” açar, diyor. “Nurani zincirleri kırar” diyor, “koparır ve Yecuc ve Mecuc’e zemin ishar eder” diyor. Şu an başladı işte. Ve bunu deccalin yapacağını söylüyor Bediüzzaman, inşaAllah. Evet, Oktarım anlat.
OKTAR BABUNA: Bir mesaj daha var Hocam size. “Hocam, Allah sizden razı olsun. Bizlere her şeyi, her kelimeyi kalbimizde hiçbir soru kalmayacak şekilde açıklıyorsunuz. Yüce Rabbimiz sizden razı olsun. Cenab-ı Allah, Hz. İsa (a.s.)’yı babasız yaratmışken, bu mümkünken, Hz. İsa (a.s.)’nın yeniden dünyaya inmesi neden mümkün olmasın? Çorum’dan Edip.”
ADNAN OKTAR:Kardeşim, Kuran’ın hükmü çok açık. Cenab-ı Allah “ma katelehu” diyor. Defalarca söylüyor Allah, bir daha söylüyor; “onu katletmediler, onu asmadılar. Onların tuzağını bozdum” diyor Allah. “Tuzağını bozdum” diyor. “Ve onu ref ettim, göğe aldım” diyor. “Onların içinde seni tahir kıldım, temizledim” diyor. O pislik heriflerin, o alçakların içerisinden “seni tahir ettim, aldım, göğe aldım” diyor. “Sana inananları, seni sevenleri Kıyamete kadar dünyada hakim edeceğim” diyor. Her yönden; siyasi, sosyal, iktisadi; “her yönden hakim edeceğim” diyor, “seni sevenleri.” Sen seviyor musun İsa (a.s.)’yı?
OKTAR BABUNA:Hem de canımdan çok Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben? Deli gibi. Üstad? Deli gibi. Mehdi (a.s.)? Deli gibi sever. “Sevenleri Kıyamete kadar hakim edeceğim” diyor Allah. Son vakte kadar. Bu yüzyıl bizim o yüzden.
“Hristiyanlığın tasaffisi için Hazreti Mesîh (a.s.)’in şahsen nüzûlünü de uzak görmemek gerektiğini ifade ederek, "evet her vakit Melekleri semâvattan yere gönderen, bazı vakitte Hazret-i Cibril'in Dıhye suretine girmesi gibi onları insan suretine vaz' eden, ruhanîleri âlem-i ervahtan gönderip beşer suretinde temessül ettiren, hattâ ölmüş velilerin ruhlarını cesed-i misaliyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelâl (Allah), değil semâ-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hz. İsâ (a.s.)'yı, belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden ceset giydirip dünyaya gönderirdi" demektedir.” Tamam, bak bu olmuş. Ama işte o cümle yanlış anlaşılabilir. Bu açıklama tam şerh ediyor. Devamında, bu yazının devamında, inşaAllah. O zaman mesele yok, inşaAllah. Ama tabii Hocamızın ifadeleri özellikle çok hayati olduğu için, çok güçlü şerh ederse kalplerimiz çok daha ferahlar. Daha rahatlar. Orada bir flu, adam oradan alır, karşımıza geçebilir. “Fethullah Hoca böyle diyor” dese, biz ne diyelim? Mübarek Hocamız iki satır bunları açıklarsa çok çok güzel olur. Evet, Oktar Hocam anlat, devam et.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Münafıklardan bahsedeyim mi biraz?
ADNAN OKTAR:Olur.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, siz açıklamıştınız Hocam, çok detaylı olarak, Kuran’a dayalı olarak; menfaatlerinin kesildiğine kanaat getirince bu münafıklar, menfaat bulacakları yere doğru kaçarlar. Allah bunu Kuran’da bildiriyor, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar derler ki: "Allah'a ve elçisine iman ettik ve itaat ettik" önce itaat ettiklerini ağızlarıyla söylüyorlar. “Sonra bunun ardından onlardan bir grup sırt çevirir. Bunlar iman etmiş değildirler. Aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Resulüne çağrıldıkları zaman, onlardan bir grup yüz çevirir.”
ADNAN OKTAR:Şimdi baştan oku. Cümle cümle git, oku bana bırak sen. Yani ayeti oku, cümleyi oku, sonra bana bırak.
OKTAR BABUNA:“Onlar derler ki: "Allah'a ve elçisine iman ettik ve itaat ettik."”
ADNAN OKTAR:Bak, “Allah’a ve elçisine.” Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetine de ittiba ediyoruz, Allah’a da ittiba ediyoruz, “tam bağlıyız” diyorlar.
OKTAR BABUNA:“Sonra bunun ardından onlardan bir grup sırt çevirir.”
ADNAN OKTAR:Bak, önce bunu yapıyorlar, Müslümanların içindeler. Onlardan bir grup, tamamı değil. Münafıklar demek ki tamamen gitmiyor. Bölüm bölüm. Bölüm bölüm, yani vücudun pisliğini atması gibi. Vücut her gün terle, başka şeylerle vücut üzerindeki kirini atar, pisliğini atar. Her gün banyo yaparız. Bölüm bölüm, taksit taksit gidiyor münafıklar. Birden gitmiyor bak. Onlardan bir bölüm diyor. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:“Bunlar iman etmiş değildirler.”
ADNAN OKTAR:Bak, münafığın vasfı, tam takva görünür. Hatta bütün Müslümanlardan daha takva görünür. Bak münafığın özelliğidir. Hepsinden daha alim, daha takva gösterir kendini ve Müslümanları dini yaşamamakla suçlar. Özelliğidir o. Ayeti bir daha oku.
OKTAR BABUNA:“Onlar derler ki: "Allah'a ve elçisine iman ettik ve itaat ettik" sonra bunun ardından onlardan bir grup sırt çevirir. Bunlar iman etmiş değildirler.”
ADNAN OKTAR:Bir kere bakın, adam Allah’tan büyük olduğu kanaatinde zaten. Dolayısıyla iman etmiş değil. Allah’ı, haşa önce sevmiyor. Allah’a inanmıyor, güvenmiyor. Şeytanın aynısıdır. Peygamber (s.a.v.)’i zaten hiç önemli görmüyor. Peki Allah’ı, Peygamber (s.a.v.)’i haşa ve haşa önemli görmeyen, Mehdi (a.s.)’yi önemli görür mü?
OKTAR BABUNA:Görmez Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hiç görmez. Devam et.
OKTAR BABUNA:“Aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Resulüne çağrıldıkları zaman, onlardan bir grup yüz çevirir.”
ADNAN OKTAR:Bakın şimdi münafıkların bir kısmı itaat ediyor. Korku nedeniyle. Ama bir kısmı artık pislik yüzeye gelmiş köpük, pislik, atılacak… O yüz çeviriyor. Yani o açıkça kendisini beyan ediyor. Ama bir kısmı gizliyor kendini, yine devam ediyorlar. Şimdi bak ayeti aslında tekrar tekrar ettirmemin nedeni ayetin ezberlenmesi, hem ayetin iyice teksif olunması, hem beyinde iyice kalmasıdır. Peygamberimiz Resulullah (s.a.v.) bir şey söylediğinde üç kere tekrar ediyor. Onun için ayet okunup, özellikle süratle geçmek olmaz. Kuran’da ne diyor; “bir tertil üzere”, yavaş yavaş. Peygamberimiz (s.a.v.) acele ediyor; Allah, “acele etme” diyor. Yavaş yavaş, anlaşıldı mı? Çünkü Kuran hikmet doludur. Hikmet doludur. Acele ettin mi, dikkatin dağılır. Şimdi ayeti bir daha baştan oku.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Onlar derler ki: "Allah'a ve elçisine iman ettik ve itaat ettik.”
ADNAN OKTAR:Bak, “derler ki,” demek ki bunlar konuşan adamlar. Bak daha sormadan söylüyor. Durduk yere “Allah’a ve elçine iman ettik” diyor. Durup durup söylerler. “Biz Allah’a iman ettik, elçine iman ettik.” “Seni seviyoruz.” Münafıklarda böyle kaynar bunlar. “Selamün aleyküm” desen, “Allah’a ben iman ettim, elçisine de iman ettim, seni de çok seviyorum, sana çok bağlıyım” durduk yere. Bak bir hikmet de budur. Devam edelim.
OKTAR BABUNA:“Sonra bunun ardından onlardan bir grup sırt çevirir.”
ADNAN OKTAR:İlk aşamaları bu. Sonra sırt çevirir yani kaçar gider. “Bunlar aslandan ürkmüş yaban eşeği gibidirler.” O aslandan nasıl ürker, rahat edemiyor yani huzur bulamıyor. Ürktüğü için kaçıyor. Mehdi (a.s.)’den de, heybetinden, onun harikulade hallerinden ürkecektir. Uyuz köpek gibi kaçacaklardır. Peygamberimiz (s.a.v.)’den de öyle ürküyorlardı. Bir görüyorlardı böyle kanı iliği çekiliyor. Ağzı burnu dağılıyor. Toparlanmaya çalışıyor ama toparlayamıyor. Heybetini, nurunu kıskanıyorlardı. Mehdi (a.s.)’de de böyledir. Devam et.
OKTAR BABUNA:“Bunlar iman etmiş değildirler.”
ADNAN OKTAR:Allah’a, Resulüne, Kitaba hiçbir şekilde iman etmezler. Fakat imanı, Kuran’ı kullanırlar bunlar, çıkar için, sahtekarca. Çünkü ticarette ihtiyacı oluyor, evlilikte ihtiyacı oluyor, yeme de içmede ihtiyacı oluyor, para tırtıklama da ihtiyacı oluyor, ihtiyacı olduğu için dini kullanırlar, sahtekarca. Ama maşaAllah, dinle orta dereceli olan bir kişi bile bakıyor münafığı tespit edebiliyor. “Bu sahtekar” diyor mesela, “şu amaçla, şunu yapmış” diyor. İnsanın aklı duruyor, maşaAllah Allah ilham ediyor. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:“Aralarında hükmetmesi için, Allah’a ve Resulüne çağrıldıkları zaman, onlardan bir grup yüz çevirir.”
ADNAN OKTAR:Şimdi diyorsun ki; “Peygamber (s.a.v.) hükmedecek, sen de ona itaat edeceksin.” Bir münafığın en acı çektiği konu nedir, biliyor musun? İtaat etmektir. Şeytanın en ızdırap duyduğu şey itaattir. Öldür adamı ama itaati teklif etme. Tabii lanet olsun onlara, o anlamda demiyorum yani ölümü kabul eder, ama itaati kabul etmez, o anlamda, anlaşıldı mı? O kadar ızdırap çeker. Mesela şeytan her şeyi kabul ediyor, bak sonsuz Cehennemde yanmayı kabul ediyor, itaati “kabul etmem” diyor. Sırf Adem (a.s.)’e secde edecek, o kadar. Bir kere secde edecek, sonsuza kadar kurtulacak Allah’ın izni ile. “Sonsuz Cehennemde yatarım” diyor, “sonsuz Cehennemde yanayım” diyor, “ama secde etmem, itaat etmem ben” diyor. İtaat o kadar ağrına gider münafığın, müthiş enaniyetlidir onlar. Tam iblistir, bütün pis bedenlerini iblis kaplamıştır adeta, iblisin elektriği. İtaat dedin mi çıldırır bunlar, asla kabul etmez. Ayrılır “oh” der, ferahlar. Ama onun ‘oh’u nedir? ‘Ah’tır. Ateşten ateşe geçer, müminlerin yanı da onlar için ateştir. Kaçar, daha şiddetli ateşin içine girer. Birbirlerinden ayrı yanarlar. Münafıklar ateştir, birbirlerini yakarlar. O onu yakar, o onu yakar. Bakışından yanar, üslubundan yanar; pis kokusundan pis üslubuna her şeyinden yanar, çok rahatsız olur. Münafık, münafıkla karşılaştığında en şiddetli azabı duyar ama mıknatıs gibi birbirlerini çekerler, ayrılamazlar. Mümkün değil ayrılamaz. Böyle nasıl sırtlanın üzerinde bitler olur, bir arada toplu yaşarlar, onlar da bir arada toplu yaşarlar. Devam et.
OKTAR BABUNA:“Eğer hak lehlerinde ise, ona boyun eğerek gelirler.”
ADNAN OKTAR:Yeme içme sağlanacaksa, bir çıkar sağlanacaksa, bir eğlence sağlanacaksa çok iyisin der. Ama çıkarıyla çatışan bir şeyse hemen hırlamaya başlar. Münafığın karakteridir; ya kaçar, ya oyun oynar, ya kahpelik yapar, ya Müslümanların düşmanları ile irtibata geçip aleyhte bir oyun hazırlamaya kalkar. Hepsi kaderindedir, ahmak kendi yaptığını zanneder münafık. Çok akılsızdırlar münafıklar. Kendi planladığını düşünür. Halbuki en ince noktasına kadar Allah tarafından hazırlamıştır. Adım atamaz Allah’tan habersiz. Ama münafığa sorsan hepsini kendi yaptı zanneder ve acayip enaniyet yapar ondan da. Çok müthiş manevralar yaptığını, muazzam oyunlar yaptığını, gizli toplantılar yaptığını, gizlice Müslümanlar aleyhine planlar düzdüklerini düşünürler. Halbuki hepsi belirlidir ve hepsi bozulacak şekilde yaratılmıştır. Her tuzak mucize olarak Allah’tan bozulmuş olarak yaratılır. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:“Bunların kalplerinde hastalık mı var? Yoksa kuşkuya mı kapıldılar.”
ADNAN OKTAR:Kuşku ve hastalık zaten münafıkların özelliğidir, Cenab-ı Allah ona işaret ediyor. Kuşku, sürekli kuşku içindedir, mesela elini masanın üzerine koyarsın, “onu aleyhimde mi koydun?” der. “Beni mi kast etti acaba?” der. Her şeyi kendi aleyhlerinde zannederler. Hatta ayette diyor ki Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; “Her çağrıyı kendi aleyhlerinde zannederler” diyor. Mesela sokakta bir gürültü duyar, “evim yıkıldı herhalde” der. Derisinde bir kaşıntı olur, “kanser mi oluyorum?” falan der. Aklın hayalin durur. Münafıktaki hastalığın çapı çok geniştir. Ateş gibi kaynar ruhu.
SUNUCU:Programımıza kısa bir aradan sonra devam edeceğiz.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Münafıklardan bahsediyorduk. Münafıklar her çağrıyı, şeytandan Allah’a sığınırım, ayette; “her çağrıyı, aleyhlerinde zannediyorlar.” Her çağrıyı kendi aleyhlerinde zannediyorlar. Dolayısıyla çok pimpiriklidirler, o pimpirikli olmaları da onlara Allah’tan ayrı bir beladır. Kendilerini Allah’tan büyük görmeleri, onlara çok pahalıya mal olur, perişan olurlar yani. Allah perişan etsin hepsini, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bununla ilgili bir ayet daha var, okuyorum Hocam inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım “Münafıklara müjde ver: Onlar için gerçekten acıklı bir azap vardır. Onlar, müminleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.” (Nisa Suresi, 138-139) Müjde olarak veriyor Allah Hocam, acıklı bir azabı.
ADNAN OKTAR:Evet, “kuvvet ve onur,” bir kere onlar etikete çok meraklıdırlar, münafıkların yanına o yüzden giderler, etiket için. Ve kuvvet, kuvvet nedir biliyor musun? Çorba, pilav yemek, çok özür diliyorum eşek gibi yan gelip yatmak. Ne istediği de belli değildir münafığın. Sadece ölümünü bekleyen bir mahluktur, uyuz sırtlan gibi ölümünü bekleyen bir mahluktur. Ama sadece rahat olmak ister, Müslümanların yanındaki risk onları çok rahatsız eder. Çünkü Müslümanlar her an saldırıya açık oldukları için, cehd ehli oldukları için, ayette de diyor, şeytandan Allah’a sığınırım; “sana cehd emri geldiğinde, Allah yolunda mücadele emri geldiğinde ölüm baygınlığı geçirir gibi baktıklarını görürsün” diyor. Gözlerine aşağılık bir zillet; bir köpek gibi, uyuz bir köpek gibi korku üstlerine çöküyor. Çünkü niye? Ya canına bir zarar gelirse, ya tutuklanırsa, ya hapsedilirse, ya biri bir şey söylerse, canı kıymetli ya kendi kafasına göre, o pis canı. O korkudan durur, durur, durur, sonra duramaz. Yemek, içmek başka bir yerde bulduğunda köpek, uyuz köpek gibi gider, oraya dalar bu sefer. Yahut domuz kenesi gibi, domuz kenesi gibi gider başka bir yere, orada gider, konar. Müslümanların ortamında o fark edilmez. Müslümanlardan ayrıldıktan sonra bakarsın ki domuz kenesi gibi bir şey, mahluk. Gitmiş domuza yapışmış, orada emer artık o. Onun pis kokusu ile yaşar, rahatsız ortamında yatar, onun pis ortamında yatar, onun pis yiyeceklerini yer ama rahattır kendi kafasına göre. Onun rahatı normalde azaptır, şiddetli azaptır, çünkü maddi ve manevi çöker münafık. Şiddetli bir gerilim ve huzursuzluk içindedir münafık. Hiçbir zaman huzurlu olmaz, hayatı sürünmek ile geçer münafığın. Ama Müslümanların yanında en rahatsız olduğu konulardan birisi güvenlikli bulmamasıdır. Onun için Allah diyor ya; “Kuvvet ve onuru onların yanında mı arıyorsunuz?” Orayı güvenli bulur çünkü Müslümanların yanında bir mücadele olabilir, tutuklama olabilir, hapis olabilir, saldırı olabilir, şehitlik olabilir, bundan çok çekinir münafık. Kaçıyor köpek gibi. Hani uyuz köpek kovalarsın da bazen uzaktan bakar ya böyle ne oluyor acaba diye. Uyuz köpek gibi tam da ayrılmaz uzaktan bakar, ne oluyor, ne bitiyor gibisinden, orada neler oluyor acaba gibisinden ve “uzaktan haberlerinizi araştırırlar” diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. Yanaşmıyor çünkü yanaştığında senden zarar geleceğini düşünür. Ama uzaktan da haberleri izliyor, küfre yanaşıyor ama küfre de tam güvenmiyor, onlar da ona güvenmiyorlar çünkü. Bir durum olduğunda küfrü de bırakıyor, onları da yüzüstü bırakıyor, onlardan da kaçıyor. Onlara da kahpelik yapıyor. Çok aşağılık bir mahluktur münafık. Ama sorsan yüce gayeler ile yapıyordur; ya ailesini korumak için, ya akıldanelik yaptığı için, toplumu korumak için. Mesela hep koruyucu üslubu kullanır münafıklar. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki ;“hadi tebliğe çıkalım, Allah’ın dinini yayalım.” “Tamam da, Ya Resulullah,” diyor, haşa, “sizin fark edemediğiniz bir şey var, ailem var” diyor. “Ben onları koruyacağım” diyor, Resulullah diyor ki; “dünyayı kurtaracağız, bütün İslam alemini kurtaracağız” diyor. “Ben ailemi kurtarmak istiyorum” diyor, “sizin sözünü dinlemek istemiyorum” diyor. “Niye gelmedin?” dediğinde, “ailemi kurtarmak için gelmedim” diyor. Halbuki aileden kastı o uyuz köpeğin; rahat etmek, riskten kurtulmak, tehlikeden kurtulmak, yiyip içip yatmak ve çıkar sağlamak. Başka bir şey değil. Ailesini sevdiğinden değil. Çünkü bak Cenab-ı Allah Ahirette bunların ahlaksızlığını gösteriyor. Bunlara soruluyor, “bütün akrabalar, soy talukat herkesi feda edebilir misiniz?” “Ederiz” diyorlar. “Dünyayı da feda ederiz, yeter ki Cehennemden kurtulalım” diyorlar. Sen ayete devam et Oktar.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Onlar, mü'minleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.”
ADNAN OKTAR:Kuvvetin onları koruyacağını zannediyor. Asrımızda neden korkar? Polisten korkar, tutuklanmaktan korkar, hakkında gazetede haber çıkmasından korkar. Onuruna, enaniyetine laf gelmesinden korkar. Sakatlanmaktan veyahut şehit edilmekten, zaten münafık şehit olmaz da, zırlatılmaktan diyelim inşaAllah, falan. Onun için nefret ettikleri adamların yanına kutsal gayelerle, kutsal gibi görünen gayelerle sığınırlar, kaçarlar. “Sen niye gittin?” diyorsun, “ailemi korumak için gittim” diyor. Ne diyor? “Evlerimiz açıkta” diyor, münafıklar. Allah, “yalan söylüyorlar” diyor. “Evleri açıkta değil, sadece kaçmak istiyorlar” diyor. Çıkar için yapıyor. “Tebliğ yapalım” deniliyor. “Biz bilsek geliriz” diyor. Peki, başka fesadı, üç kağıtçılığı, sahtekarlığı çok iyi biliyorsun. Tebliği nasıl bilmiyorsun. Bilmediğinden değil, orada da işi avanaklığa veriyor. Saflığa verir yani hakikaten cahilmiş işte avanakmış havası verir. Halbuki ne cahil, ne avanaktır. Tam iblistir. Ama işine gelmediği için kendini öyle gösterir. Boş konular oldu mu, ipsiz sapsız fitne konusu, onları öğrenir. Şirk olduğunda öğrenir. Ama Kuran’ı kabul etmez. Yalnız münafık Kuran’ı çok iyi bilir de çıkar için kullanır Kuran’ı. Yani sadece kendi menfaati için ilgili kısmı, mesela Kuran’da aileyi korumak var. “Yakınlarınızı koruyun” diyor, ateşten. Cihad emri de var. Cihad emrini almaz, aileyi koruma emrini alır. Anlaşıldı mı? Mesela Kuran’da “mallar edinebilir” diyor, Müslümanlar. “Malı olabileceğinden” bahsediyor. “Allah emrediyor” diyor. “Kazanın” diyor, “kazanç var” diyor. “Ben kendimi kazanca adadım, bütün ömrümü kazanca verdim ben” diyor. “Allah emrediyor” diyor. Veyahut mesela Allah diyor ki; “evlenin” diyor, “içinizden bekarları evlendirin.” “Ben bu Allah’ın emrini yapacağım, tebliğe gelemem” diyor. “Siz yapın, ben evlendim, evime gideceğim” diyor. “Evlenme, niçin evlenilir? Çocuğuma çoluğuma bakmak için, eşimle, hanımımla burada yaşayacağım ben” diyor. “Allah emretti, ben bunu yaptım” diyor. “Siz de cehde gidin, ne yapıyorsanız yapın” diyor. “Ben sizinle görüşmek istemiyorum. Çünkü evlendim, Allah’ın emrini yerine getirdim” diyor. Böyle sahtekar, böyle üçkağıtçı, böyle çakaldırlar münafıklar. Kuran’ı kullanırlar. Yani yoksa Kuran’a hakimiyetleri vardır onların. Kuran’a, hadise hakimiyetleri vardır. Sadece işine gelen, çıkarına gelen yerler. Mesela hadislerde, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde ne işine gelir mesela, cinsel ilişki. Sadece onda uzmanlaşır adam. Sordun mu, hadisten onu anlatır. Çünkü çıkarı oradadır onun veyahut yemek yemek. Pis boğazdır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini kullanmaya kalkar kendince. Peygamber (s.a.v.) cehdden bahsediyor, fedakarlıktan bahsediyor; şefkatten, merhametten, diğergamlıktan bahsediyor, vefadan bahsediyor. Allah yolunda canımızı vermekten bahsediyor, Allah yolunda mallarımızı dağıtmaktan bahsediyor. Onları niye konuşmuyorsun? “Evliya mıyız, hepsini yapalım biz” diyor. “Ancak bu kadarını yapabiliyorum Allah’ın emrinin” diyor. “Evlilik emri var sadece onu yapıyorum ben” diyor. Mesela diyor Allah; “yiyin, için, israf etmeyin.” Allah yiyin” diyor, “ben de yiyorum işte” diyor, “Allah’ın emrini yapıyorum” diyor. “Ve içiyorum” diyor, “yiyip, içiyorum” diyor. Niye israf ediyorsun dediğinde de, “ o kadar da değil” diyor. Münafığın israf anlayışı da değişiktir. Mesela Müslüman’ın temiz ve güzel giyinmesi israftır münafık için, hoş giyinmesi o şekildedir. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) çok şık, güzel giyiniyordu. Münafıklar haset ediyorlardı, israf yaptığı kanaatindeler. Hz. Hasan (r.a.) ve Hz. Hüseyin (r.a.)’in israf ettiğini düşünüyorlardı. Çok şık ve güzel giyindiği için. Halbuki ayette Cenab-ı Allah ne diyor; “mescidlerde en güzel ziynetlerinizi takının” diyor. Allah’ın bu emrinin israf olduğu kanaatinde oluyorlar. Hz. Süleyman (a.s.) mescidini kurmuştu. Defalarca yıktı münafıklar israf yapılıyor diye. Halbuki o bir güzellik. Bütün Müslümanları temsil eden, Müslümanların içini açan bir ihtişam. Neden küfürde olsun süs ve güzellikler, ihtişam? Cehd etmek, gayret etmek, Allah’ın dinini yaymak için. Mesela şu an cehd ediyoruz, gayret ediyoruz, yani bütün benliğimizle mücadele diyoruz. Bazen cihadla, kıtal ayırd edilemiyor, aynı şey zannediliyor, değil. Kıtal emri ayrıdır. Katletmek. Mesela Müslümanlara saldırılır; canına, malına, ırzına kesin saldırılır. Hatta Müslümanlardan bir kişi katlediliyor, şehid ediliyor. Ondan sonra Müslümanların savunması devletin emriyle farz olur. Ondan sonra artık kıtal gerekir yani karşı savunma gerekir. Çünkü adam seni katlediyor. Başka çözümün yok, kaçacak şeyin yok. Katleden adamın durdurmanın tek yolu kıtal ise o zaman işte savunma savaşları oluyordu, Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında. Hendek savaşı hepsi, Bedir, hepsi savunma savaşlarıdır. Ve Allah kıtal emri vermiştir. Kıtal oluşmuştur yani insanlar katledilmiştir. Ama nasıl, adam senin gırtlağına çökmüş, kesiyor; çocuklarını, hanımını, hepsini kesiyor. Hiçbir kurtarırın yok, ya onları ortadan kaldıracaksın, ya da kabul edeceksin. “Allah onları ortadan kaldırın” diyor. Can havliyle Müslümanlar nefsi müdafaa yapıyorlar. Bu ayrı bir konudur. Onun dışında cihad, tebliğdir. Dini yaymadır, inşaAllah. Nasıl buluyorsun anlattıklarımı?
SUNUCU:Bu akşam bayağı bir şey öğrendim Hocam sayenizde, teşekkür ediyorum.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet Berkerim anlat.
ALTUĞ BERKER:Allah şöyle buyuruyor ayetinde Hocam, biraz evvel söylediğiniz gibi münafıklarla ilgili, Tevbe Suresinde, şeytandan Allah’a sığınırım; “De ki: "Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü’nden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez.”
ADNAN OKTAR:Tek tek okuyacağız. Şimdi yeniden.
ALTUĞ BERKER:“De ki: "Eğer babalarınız...”
ADNAN OKTAR:Bak ayet önce baba ile başlıyor. İnsanlar anneye o kadar güvenmezler. Çünkü babada para, pul, ev falan, hep onun üzerinedir. Evi geçindiren de babadır. Bedenen de kuvvet sahibi olduğu için, cins tipler önce babayı esas alır. Yani kurtarıcı olarak onu görürler. Evet, devam et.
ALTUĞ BERKER:“Çocuklarınız...”
ADNAN OKTAR:Çocukları, o da onun sonsuza kadar yaşayacak olan nesli olarak düşündüğü için en önemli gördüğü varlıklardır. Onlarla sonsuz yaşayacağını düşünür. Hz. Adem (a.s.)’i de öyle kandırmaya kalktılar, biliyorsunuz.
ALTUĞ BERKER:“Kardeşleriniz.”
ADNAN OKTAR:Evet devam et.
ALTUĞ BERKER: “Eşleriniz.”
ADNAN OKTAR:Bak kardeş, kardeşi de kendine yakın ama eşini biraz daha uzak hisseder. Çünkü her an boşamaya hazır olduğu için, ama kardeşini atamaz. Atmaz, uzaklaşmaz kardeşinden ama eşini her an harcayabilir. Evet devam.
ALTUĞ BERKER:“Aşiretiniz.”
ADNAN OKTAR:Sonra aşireti yani bütün işte Facebook’taki arkadaşları da olabilir. İşte köyündeki, etrafındaki insanlarda olabilir, kim varsa artık tanıdığı. Evet.
ALTUĞ BERKER:“Kazandığınız mallar...”
ADNAN OKTAR:Evet ticaret yani herhangi bir şey. Parayı kazanmada ne yöntem kullanıyorsa. En hayati konudur. Mesela lisedeki gence sorarsın, “ne okuyacaksın? Üniversite okuyacağım, üniversiteyi niçin okuyacaksın? Para kazanmak için okuyacağım.” Yani hedef hep para kazanmaktır. Biraz zorlarsın, vatan, millet için” der bir kısmı. Halbuki değildir vatan, millet için. Yani onun için olan çoktur ama bir kısmı da sahtekardır. Vatanı, milleti öylesine kullanır. Bir kısmı da Allah rızası için der. Hiç öyle bir şey yoktur. Direkt kendi nefsi, çıkar içindir. Evet devam et.
ALTUĞ BERKER:“Az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret.”
ADNAN OKTAR:Bak “az kar,” hep insanların başında bu şey vardır. Ticarette gece gündüz neden çekinirler. Az kazanmaktan çekinirler. Hep bak, halbuki kazandıran Allah’tır. Parayı veren de Allah’tır. Hep korkarlar az kazanmaktan, Allah da ona dikkat çekmiş. O korkusuna insanların, o zaafına dikkat çekmiş. Evet.
ALTUĞ BERKER:“Ve hoşunuza giden evler.”
ADNAN OKTAR:Ev, ev oldu mu zaten hoşuna gidiyor. Sincap bile hayvan küçücük kutu oluyor içine giriyor. Çıkar çıkarabilirsen yani çıkmıyor. İnsanlar da “aman evim” der. Mesela küçük de olsa, bir yere girdiği zaman hemen pır evine girmeye çalışır. Ev de ev, gitsin otursun yesin içsin ama illaki evde olsun. Halbuki Allah anılıyorsa ev güzeldir. Allah’a hizmet edince, mescitse ev güzeldir. Allah için kullanılmıyorsa nedir yani, beton. Dört duvar beton, inşaAllah, başka bir şey yok. Evet, devam et.
ALTUĞ BERKER:“Sizlere Allah’tan onun Resullünden ve onun yolunda cihad etmekten daha sevimliyse”
ADNAN OKTAR:Bak Allah, Resulü ve cihad. Şimdi Allah’a biz inanıyoruz, Resule de inanıyoruz. Ama eylem olarak neyi gösteriyor Allah? Cihad, cehd etmek, Allah’ın dinini yaymak. Bu kadar ehemmiyetli, bu kadar büyük bir olayı çok ehemmiyetsiz hale getirmeye çalışıyorlar. “Deccal yok” diyorlar, “deccaliyet de yok, fitne de yok, hiçbir şey de yok” diyorlar. “500 küsur yıl var,” “670 yıl var,” “5 milyar yıl var,” “gidin evinizde oturun, hiçbir şey yok” diyorlar. Bir kısmı cahilliğinden söylüyor, bir kısmı saflığından söylüyor. Böylece Müslümanları hayati bir ibadetten, hayati bir gayeden uzak tutmuş oluyorlar. Evet.
ALTUĞ BERKER:“Cihad etmekten daha sevimliyse.”
ADNAN OKTAR:Adama göre cihad etmek boş iş oluyor. Ticaret yapacak, televizyon kanalı kuracak veya fabrika açacak veya tesisler açacak veyahut ticaret yapacak. Ama şimdi Kıyametten bahsederse televizyon kanalı ne olacak, fabrika ne olacak? Adam çekinecek, ya fabrikaya zarar olursa. Özellikle Mehdi (a.s.)’den bahsedersem patronun konumu ne olacak. Patron Mehdi (a.s.)’ye tabi olacak. Hani en büyük patrondu. O zaman Mehdi (a.s.) birinci plana giriyor. Adam da onu istemediğine göre Mehdi (a.s.)’nin hiçbir zaman için gelmemesi gerekiyor. Deccal de ortalığı karıştıracağına göre, fabrikasına, şuna buna zarar verecek. Şimdi deccali kabul ettin mi Mehdi (a.s.)’yi aramak da mecbur, Mehdi (a.s.)’yi aramak durumunda kalıyor. Kurtuluş Mehdi (a.s.)’de olmuş oluyor, Allah’ın dilemesi ile. Mehdi (a.s.)’den kurtulmak için deccalden de vazgeçiyor, “deccal de yok” diyor. İflahını kesiyor, gırtlağına çökmüş senin. Fabrikanı bombalıyor, senin televizyonunu eline geçirmiş, mahvetmiş. Sen takva iken, dindar iken bambaşka bir şekle girmişsin. Ağzını, burnunu hoşafa çevirmiş senin, tekkeşin tavasına dönmüşsün, tanınmayacak hale gelmişsin ve sürükleye sürükleye adam sana bunu yaptırıyor. Veya fabrikana hiç istemediğin adamları doldurmak mecburiyetinde kalıyorsun. Arkadaş çevrene hiç istemediğin insanları almak durumunda kalıyorsun. Okullarına hiç istemediğin insanları almak durumunda kalıyorsun. Hiç istemediğin kişilerin karşısında hazır olda duruyorsun. Zavallılığın, perişanlığın ortada. Müslüman değil misin? Namazlarını niye gizli kılıyorsun; tuvalette şurada burada bodrum katlarda gizlice, deccal yoksa? Niye Allah’ın adını gidip bir yerde açıkça anamıyorsun? “Ben Müslüman’ım, elhamdülillah” niye diyemiyorsun? Madem deccal yokmuş. Niye dünyanın yüzde doksanında Allah inkar ediliyor, madem deccal yokmuş? “Deccal gelecek” diyor. “Ne yapacak deccal?” diyoruz. “İnsanların Allah’ı inkar etmesini sağlayacak, ateistliği yayacak” diyor, “dinsiz yapacak insanları” diyor. “Adam zaten ateist” diyorsun, “bir daha yapacak o zaman” diyor. Bak sırf reddetmek için. Kardeşim yüzde doksan artık, dünya 7 milyar, yüzde doksan artık yani. Daha bu oran az mı yüzde doksan?
OKTAR BABUNA:Çok Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Deccalin yapacağı da budur zaten. Deccal geldiğinde herkes imansız olmayacak ki Müslümanlar kalacak. Ama ekaliyetle, çoğunlukla dinsiz olacak insanlar. Şu an oldu işte ve dünya tarihinde ilk defa oldu bak, bu çok önemli. Bakın binlerce senelik dünya tarihinde ateizmin bu kadar hakim olduğu hiçbir dönem olmamıştır. Ne Firavun devrinde, ne Nemrut devrinde, ne Buhtunnasır devrinde, hiçbir devirde olmamıştır. İlk defa bu devirde oluyor.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, bir kısmı da, “geldi geçti” diyor. “Deccal de geldi geçti” diyor, “Mehdi (a.s.) de geldi geçti” diyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, “deccal geçti” diyorsun, çocuğun eroinden ölüyor, eroinden. “Deccal geçti” diyorsun. Nasıl oluyor bu? “Deccal geçti” diyorsun, çoluğuna çocuğuna hakim olamıyorsun. İçler acısı halin. Üniversite kapılarında bekliyorsun. Bir yerde, herhangi bir yerde namaz kıldığın duyulacak diye korkudan tir tir titriyorsun. Ondan sonra göbeğini gere gere, “deccal yoktur” diyor. Deccal ne peki? Fransa’ya gidiyorsun, Allah’a inanan, gez mahalle arasında çok nadir bulursun. “İnanıyorum” diyor, “İnanıyor musun? MaşaAllah” diyorsun. “Allah bir?” “Yok, Allah üç” diyor. “Peki, İncil’e inanıyor musun?” diyorsun. “Bir kısmını kabul ediyorum, bir kısmını kabul etmiyorum” diyor. “Mesela Ahiret inancını kabul etmiyorum” diyor. “Ama Allah’ın birliğine inanıyorum” diyor. “Çok şükür, iman yayılmış” diyor. Kardeşim inkar etmiş, işte o. O da münkir. Deccaliyet her yere hakim olmuş. Veyahut diyor ki “Tevrat’a inanıyorum” diyor veya “İncil’e inanıyorum” diyor veyahut “Kuran’a inanıyorum” diyor. “Peki, Allah insanı nasıl yarattı?” diyorsun, “evrimle yarattı” diyor. Bu ne, bu? Deccaliyetin dünyaya hakim olduğunu göstermiyor mu bu? Kardeşim bak, alim adam çıkıyor televizyona; “Allah Cenneti nasıl yaratacak?” diyor adam soruyor, profesör; “yavaş yavaş evrimle oluşacak Cennet” diyor. “Dirilişimiz de evrimle olacak” diyor. “İnsanlar da evrimle yaratılmıştır, Cennet de evrimle olacak” diyor. Allah cenneti, var olan bir şeyi anlatıyor. Köşklerinden, bağlarından, bahçesinden, koltuklarından, bileziklerden, oradaki bardaklardan. Var, yaratmış Allah zaten. Allah “‘Ol’ derim, olur” diyor. Bardak evrimle yaratılır mı? Koltuklar, elbiseler, kanepeler evrimle olur mu? Melekler, cinler evrimle olur mu? Bak bu kadar perişan vaziyetteler. Bir de soruyorlar; “Deccal geldi mi? “ diye. Deccal çomağı kulağından sokmuş, öbür tarafından çıkarmış, haberin yok senin. Daha hala “yok” diyor. Halbuki deccalin buna çok büyük ihtiyacı var. Deccalin özelliği gizlenmesidir. “Deccal gizlenir” diyor, Peygamberimiz (sav). “Ağır hakaretten dolayı, üzerine çok gidilmesinden dolayı ortaya çıkacaktır” diyor. Kendini gizliyor deccal. Kendini gizlemesi için de yardımcılara ihtiyaç var, büyücülere ihtiyaç var. İblisin takımına ihtiyaç var ki, onu örtsün ve gizlesinler. Binbir perdeyle gizleyecekler. Bazı iyi niyetli, tertemiz kardeşlerim, saf Müslümanlar da deccalin bu oyununa alet oluyorlar. Deccaliyete alet oluyorlar. İyi niyetlerinden, saflıklarından, cahilliklerinden. Allah rızası için bu hatalarından vazgeçsinler. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ayetin son bölümünü bitiriyorum Hocam. Şeytandan Allah’a sığınıyorum; “cihad etmekten daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun.”
ADNAN OKTAR:Sen öldüğünde baban kalıyor, kardeşi de kalıyor, karısı da kalıyor, ticarethane de kalıyor. Bilgisayarı masanın üzerinde, ayakkabıları kapıda, ceketler gardolapta, değil mi? Arkadaşları denizde kurbağalama yüzmeye devam ediyorlar. Önce morgda bekliyor bir akşam, buzdolabında. Ertesi gün bir yıkıyorlar; ağzını, çeneyi alttan bağlıyorlar. Ayak parmaklarını uçtan bağlıyorlar gazlı bezle. İşte kefenle de sarıyorlar. Toprağı, az da değil en az 2 metre falan kazılıyor. Hatta daha da derin. “Hadi Bismillah” deyip hep beraber aşağıya doğru sarkıtıyorlar, bırakıyorlar. Küt toprağa değiyor. “Hadi bakalım, Bismillah, kapatalım” diyorlar. Herkes kürekle ne kadar toprak varsa üzerine doğru atmaya başlıyorlar toprağı. Yığıyor, yığıyor, yığıyor, 2 metre toprakla tamamen dolduktan sonra kürekle de şöyle bir düzeltiyorlar. “Hadi bize müsaade” diyorlar. Şimdi eşin dışarıda bekliyor, evde. Babası da evde, çocuklar da evdeler, arabası kapıda duruyor. Ama hazret toprağın altında. Şimdi kıpırdayacak 2 metre toprak dolu, altında; ışık da yok, karanlıkta. Ruhu orada durur bir süre. Gidemez ruhu. Onu tadacak orada inşaAllah, görecek. Arkadaşları Facebook’ta birbirine haber veriyor, falanca ölmüş diye. Ölmüşü de “ölmüş,” o kadar. Mesela “vay beeee” diyor, uzatıyor internet diliyle veya “vays.” Şimdi o vays diyen bir de arkasından o ölüyor. Ona da bir vays çekiyorlar zincirleme vayslar böyle devam ediyor. Ve hepsinin bilgisayarı orda kalıyor, çanağı çömleği orada kalıyor, ayakkabıları, işte çeşitli türdeki ayakkabıları, “bunu eskiciye mi versek, birine mi dağıtsak” falan diyorlar. “Sevabına birisine verelim” diyorlar. Gömlekleri, kalemleri masasında, hatta bazen yemek tabağı bile, yemek yarım kalmış, apar topar götürüyorlar, enfarktüs geçiriyor yemekte kalıyor öyle. Düğünden, denizden çok adam getiriyorlar Bodrum’dan, Kuşadasın’dan, Köyceğizden hepsinden yani inşaAllah. “Hadi bakalım” diyorlar, arabaya koyup götürüyorlar ama orada disko havası yine devam ediyor. Birer birer, ertesi gün bir başka dans eden, ertesi gün denizde sörf yapan, ertesi gün kebapçıda köftesini yiyen, sırayla gidiyor. Köfteci dükkanı açık kalıyor ama onlar toprağın altında oluyor, köfte falan yiyemez bir daha. Facebook’ta da dalga geçemez bir daha. Arkadaşlarıyla masa kurup eğlenemez. Ne kadar bekleyecek biliyor musun? Kıyamete kadar bekleyecek böyle. Hiç kıpırdamadan. Yavaş yavaş böyle. Diyorlar ki işte; “amma gözler, masmavi gözler.” Böyle bazen kızlar oluyor, “paşalara layık” diyor, “doktorlara layık” diyor. Hatta artistlik teklif ediyorlar, “sen iyi artist olursun” diyorlar. “O zaman çok dehşettin sen” diyorlar, "buna artistlik de teklif edildi, öyle mi?” diyorlar, “dehşet bir şey bu” diyor. “Bir azamet daha, seni başrol oyuncusu yapacağız” diyor. Halbuki ne kadar çok başrol oyuncusu şu an toprağın altında, kemikleri kalmadı. Anasına, babasına da artık tepeden bakmaya başlıyor. Çünkü orada bir anda kendini kaybediyor. Ne oldum delisi oluyor, enaniyeti depreşiyor. Veya işte, “birinci oldun” diyorlar, “şampiyon sensin, senin üzerine yok, en büyük sensin.” Nice şampiyonlar toprağın altında, unutuyorlar. “Gözlere bak, gözlere” diyor. Gözler jöle olup, su oluyor, su. Toprağa akıyor. “Hani o mavi gözler, bakayım?” “Vay be boya, posa bak be” diyor. 1.75’lik kemikler böyle diziliyor. Adli Tıp bazen açıyor; “1.75 boyunda olduğu anlaşıldı kişinin” diyor. Kemik yapısından anlaşılıyor yani. Uzun boyu da yiyor toprak. “Burnu hokka gibi” diyor. Hokka gibiyi dinlemez toprak; paramparça eder, düşürür. Sonra da sırıtır gibi görünen bir kafatası kalır, inşaAllah. Bir garip görünüş yani, inşaAllah. Hani o parfümlerin, toprağın altında? Olabilecek en iğrenç koku orada oluşur ve bitmez tükenmez o koku. Öyle havalandırma falan da yok, penceresi de yok oranın. Ruhu da orada duracak. Manzara zifiri karanlıktır, eğer imansızsa arkadaşları artık tahmin edemeyeceği gibi tiplerdir ve gitmezler de başından, inşaAllah. Onun için samimi, aklı başında olaylara bakmak lazım Allah’tan korkup, samimi Müslüman olmak lazım. Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bir izleyicimiz bir mesaj göndermiş Hocam. Mustafa Taha. “Selamün aleyküm Hocam”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam.
OKTAR BABUNA:“Allah-u Teala Şuara Suresi, 54. ayette şöyle buyuruyor;” şeytan’dan Allah’a sığınırım. “"Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur." Bu ayette Firavun, Hz. Musa (a.s.) ashabından bahsediyor. Ahir zamana bakan yönüyle Şuara suresi 26. Sure, ayet numarası 54. 26 çarpı 54, eşittir 1404. Yani Miladi 1984. Bu ayet işari mana olarak Mehdi cemaatinin ilk yıllarına bakıyor olabilir mi?”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Tabii ki çok güzel, zaten ayet ilk hali ile, söz hali ile tam bakıyor ama hesap yönü ile güzel tabii. Hoş bir tevafuk, hoş bir işaret.
Oktarım bir şeyler söyle.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Söylediğiniz bir film vardı Hocam, ölen ünlü artistlerin gençlik ve yaşlılık halleri, onu bulmaya çalışıyorum. Biraz önce bahsetmiştiniz inşaAllah, hepsi mezarda diye inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, öyle tipler oluyor, hiç ölmeyeceklerini zannediyor. Mesela mankenler, “senden muazzam manken olur” diyor. Bir on yıl önceki mankenlere bir bak bakayım, ne haldeler, yirmi yıl öncekilere bir bak bakayım. Kimsenin haberi bile yok unutulup gidiliyor, anında gidiyor. “İşte falanca şampiyonusun,” feşmekan, bunların hepsi anında, birkaç yıl, üç beş yılda unutulup gidiyor. Bunun yüzünden, böyle bir makam yüzünden veya herhangi dünyevi çıkar yüzünden Allah’a, Kitap’a, Kuran’a, sevdiklerine ters dönmek çok akılsızca bir hareket olur.
ALTUĞ BERKER:Şeytanla münafıkların iç içe olduğuna dair Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bir sözü var Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, oku.
ALTUĞ BERKER:Şöyle söylüyor Hocam; “Allah’ın eli cemaat ile beraberdir, şeytan ise cemaati parçalayan ile beraber tepinir.”
ADNAN OKTAR:Bak tepinir, var gücü ile gayret ediyor. Cemaati parçalamak için, hak toplulukları, Müslüman toplulukları parçalamak için, münafıkların bedenini sararak, onları kabuk gibi bağlayarak Müslümanlara karşı onları bir aktif güç haline getiriyor. Ama Müslümanların da buna ihtiyacı var. Köpekler saldırdıkça, uyuz köpekler; Müslümanlar kuvvet bulur, güç bulurlar, inşaAllah.
-VTR-
OKTAR BABUNA:Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey insanlar Allah sizi yarattı. Sonra sizi öldürüyor, sizden kimi de, bildikten sonra bir şey bilmesin diye, ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilir.” (Nahl Suresi, 70) Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam biraz ara verelim şimdi.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...