SUNUCU:Yayınımıza harunyahya.tv sitemizden, kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Kardeşim Türk-İslam Birliği demek ırkçılık demek değildir. Yani bu konuyu 30 kere anlattık, bazı kardeşlerimizin aklı bir türlü almıyor. Türkiye ve Türkler, Türk-İslam Birliği’nin lideridir, İttihad-ı İslam’ın lideridir. Liderin ismi söylenmez mi? Söylüyoruz tabii ki.
OKTAR BABUNA:Said Özdemir Ağabey’in bir anısı var Hocam Üstad’dan, okuyayım mı onu?
Said Özdemir Ağabey, Necmettin Şahiner’in “Son Şahitlet” kitabında, Bediüzzaman Hazretleri ile ilgili anlattığı bir anısı var: “Alem-i İslam’ın kapısının kilidi Türkiye’dir. Ben ise Hicaz’a gitmek istediğimi söyleyince, ‘niye’ diye sordu? ‘Efendim’ dedim. ‘Memleketin halini görüyorsunuz, gittikçe daha fenalaşacak, orada olsam, çocuklarımda kurtulur, ben de’ dedim. ‘Kardeşim’ dedi, ‘ben orada olsam buraya gelirdim. Alem-i İslam kapısının kilidi Türkiye’dir. Bu kilit bu kapıyı Alem-i İslam üzerine açar. Katiyen buradan gitmek için izin yok’ dedi.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, şimdi bir daha o kısmı oku, o Üstad’ın sözünü.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Kardeşim, dedi, ben orada olsam buraya gelirdim.”
ADNAN OKTAR: Nerede olsa?
OKTAR BABUNA: Hicaz’da olsa, buraya gelirdi.
ADNAN OKTAR: Hah, Mekke Medine taraflarında olsa, evet.
OKTAR BABUNA: “Alem-i İslam kapısının kilidi Türkiye’dir.”
ADNAN OKTAR: Hah, Mehdiyet’in yeri burasıdır. Türkiye’dir. Evet.
OKTAR BABUNA:“Bu kilit, bu kapıyı Alem-i İslam üzerine açar.”
ADNAN OKTAR: Bitti, bitti. İnşaAllah Mehdiyet Türkiye’den zuhur edecek. Türk milleti öncü olacak. Bu ırk üstünlüğü değil, ahlak, kişilik üstünlüğü. En güzel İslam’ı yaşayan, Türkler. Aksi varsa söylesinler kardeşim, mesela desinler şu. Hepsi kabul ediyor. Gidin Suudi Arabistan’a, “doğru” diyorlar. Mısır’a gidin, “doğru” diyorlar. En temiz, en aklı başında, en tutarlı Türkiye’dedir. Bir de Osmanlı tecrübesi de var. Türk-İslam Birliği’nin lideriyiz. Bu, hizmet bu hizmetçilik, bu üstünlük ırk üstünlüğü mü bu? Yani bir insan “ben hademeyim, hizmetçiyim” diye ortaya çıktıysa, bu ırk üstünlüğünü mü gösterir? Türk milleti, Türk İslam Birliği’nin lideridir. İttihad-ı İslam’ın lideridir. Bunu söylüyoruz, anlamamazlıktan gelmesinler. Çünkü bu söylenmediğinde, başsız bir şey, zaten onların aradığı da başsızlık, yani bir kısmının. Başsız olmaz, inşaAllah. “Kahraman ordu” diyor, “imanlı millet” diyor Bediüzzaman. Kimi kastediyor?
OKTAR BABUNA:Türk Milleti’ni Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben söylemiyorum, bak Bediüzzaman söylüyor. “Kahraman ordu”, Türk ordusunu söylüyor. Ve “imanlı millet” Türk Milletini söylüyor. “Hakikat ışığıyla” diyor, Kuran’ın ışığıyla. “Hakikat hali göreceği ve bu dehşetli komitenin” diyor, yani bu iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü kastediyor, “tahribatını tamire çalışacağı rivayetlerden anlaşılıyor” diyor. Rivayetlerde diyor, “kahraman ordu, zincirlerinden kurtuluyor diyor” diyor. Üstüne baskı yapan, Darwinist, materyalist, ateist baskı yapan, her türlü sistemden kurtulduğunu vurguluyor Bediüzzaman. “Kurtulacak” diyor. Hakikaten de bak Türk Ordusu’nu kimse tutamaz Allah’ın izniyle. İçindeki yanlışları, eksikleri, hepsini düzeltti. Arındı tertemiz yani bütün yanlış olan şeyleri düzeltti, eksiklikleri giderdi. Şu an istim üstünde Türk ordusu. Türk-İslam Birliği’nin de lideridir. “Kahraman ordu” diyor Bediüzzaman. Niçin der “kahraman ordu” diye? Bir çok ordu var, ama Türk ordusuna diyor “kahraman ordu” diye. Bir bildiği var ki söylüyor. İnşaAllah. Oktarım söyle.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Hz. Ali (r.a.)’nin divanında, Hz. Mehdi’nin 1400’de geleceğini söylüyordu. Siz tam okuturken program bitmişti, bir önceki bölüm. Okuyayım mı Hocam inşaAllah?
Hz. Ali (r.a.), Divan-ı İmam Ali olarak bilinen divanında, Hz. Mehdi (a.s.) hakkında çok önemli bilgiler vermiştir. Bu bilgilerden biri de Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışının hicri 1400’de olduğudur, olacağıdır. “Tercümesi: Aya oğlum Türkler cuş ettiklerinde, (yani kaynadığında, karıştığında)Mehdî-i Âdil’e muntazır ol (Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışını gözle).”
ADNAN OKTAR:Adil olan, adaletli olan Mehdi (a.s.)’nin çıkışını gözle. Türkler hareketlendiğinde, değil mi? Bak, Hz. Ali Keremullahi Veche, o söylüyor, inşaAllah. Bu ırkçılık mı bu şimdi, değil mi? Resulullah (s.a.v)’in en sevdiklerindendir Hz. Ali (r.a.). Resulullah (s.a.v)’dan duyduklarını söylüyor. Kendi kanaatini söylemiyor. İnşaAllah. Evet.
OKTAR BABUNA:Devam ediyor inşaAllah Hocam. “Yani zaman huruf (harfler) üzere, besmele ile tamam adedi miktarına, baliğ (yani yetişmiş, olgunlaşmış) olsa, Mehdi Kaim ola (ortaya çıkar).”
“Savm-ı Ramazan akabinde (yani Ramazan ayının devamında) hurucuna (Hz. Mehdi (a.s)’inn çıkışına) tesadüf olundukta benden ona selam isal eyle” (yani söyle) demek olur. Hesabı 1400 tarihini tecavüz, eder (gösterir) ki;” 1400’ü gösterir ki diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hicri 1400’de?
OKTAR BABUNA: Evet, hicri 1400’de.
ADNAN OKTAR: Hz. Ali (r.a.)’den selam var Mehdi (a.s.)’ye. MaşaAllah. Mübarek de selamını alacak, mecbur, mecbur selamını alacak.
Sevmek sevilmek çok güzel bir şey yani, şefkat, merhamet, sevgi, muhabbet. Egoist olmak böyle, ters adam olmak falan bunlar Allah vermesin, insanın dünyada da ahirette de başına bela. Çok korkunç bir şey. Oktarım sen ne anlatacaksın başka?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Nasıl uygun görürseniz inşaAllah. Bu Risale Sorular sitesinde Hocam, sorulan sorular var. Bu sorular da, risale.com’da. Risale sitesinde 2009 yılında yayınlanmış, sorulan sorular.
ADNAN OKTAR: Tamam oku, ne?
OKTAR BABUNA: “Şimdi hatıra geldi ki, eğer, şeddeli lamlar ve mim ikişer sayılsa, bundan bir asır sonra, zulümatı dağıtacak zatlar ise Hz. Mehdi (a.s.)’nin şakirtleri olabilir.” “Bu konuyu açıklar mısınız?” diye sormuşlar Hocam inşaAllah. Buna bir değişik cevap verilmiş ama, doğru cevabını mı okuyalım? Nasıl yapalım Hocam?
ADNAN OKTAR: Şimdi Mehdi (a.s.)’nin talebeleri deyince, onlar tabii yine Bediüzzaman olarak alırlar. Ama Bediüzzaman, o konuyu çok netleştirmiş. Orada biraz, yani o kardeşlerimi tenzih ederim de, bir kısım Nur talebeleri, kendilerince kurnazlık yapıyorlar. Mesela bu, sırf tek başına bu okunduğunda, “bu Bediüzzamandır” der, bitirebilir. Ama Bediüzzaman bunu çok netleştiriyor. “Benim, zamanımda, Mehdi (a.s.)’nin çıkması mümkün değil” diyor. “Ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, Mehdi (a.s.) ve şakirtleri gelir, Cenab-ı Hakk’ın izniyle o tohumlar sümbüllenir, biz de kabrimizden Allah’a şükrederiz, seyrederiz” diyor, değil mi? Şimdi, o kısmı almıyorlar, böyle belirli birkaç yer var. Mesela şahs-ı manevinin önemini anlattığı yer var, oraları alıyorlar, bazı yani 3-5 tane aldıkları yer oluyor belirli. Onun dışında, alenen Mehdi (a.s.)’yi savunduğu Bediüzzaman’ın, tek olarak Mehdi (a.s.)’nin geleceği, talebeleri olacağı olan kısımları, okumuyorlar, okutmuyorlar ve anlatmıyorlar. Mesela, biz her zaman diyoruz, var mı sende Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.) ile ilgili izahları. Oku işte oradan ben sana söyleyeyim.
Bakın, mesela Nur talebesi kardeşlerimizin, okumaktan imtina ettikleri, kaçındıkları yerlerden bir tanesini okuyorum. Şimdi, mesela bazı insanlar vardır, Kuran’da İttihad-ı İslam ile ilgili kısımları okumaz. Ama evlilikle ilgili ayetleri okur sadece, böyle olmaz. Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.) ile ilgili yüzlerce açıklaması var. Onları açıklamayıp da, canının istediği olursa olmaz.
Mesela, “hem bu üç vezaifi birden, bir şahısta veya bir cemaatte, bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi pek uzak, âdeta kabil görülmüyor.” Mesela bunu okumaz. Bakın ne diyor Bediüzzaman? “Hem bu üç vezaifi birden” Yani Mehdi (a.s.)’nin üç vazifesi birden, birden, topluca. “Bir şahısta” tek bir kişide, yani Bediüzzaman’ın bulunduğu devirde, bir şahısta, yani “bende olamaz” diyor Bediüzzaman, “bende olamaz.” “Yahut cemaatte,” yani mevcut şu Nur talebelerinden de olmaz, benim talebelerimden de olmaz” diyor, net bu. “Bu zamanda” diyor. Bu zaman, zaten kendi zamanını diyor. “Bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi (birbirine engel olmaması) pek uzak adeta kabil görülmüyor” mümkün değil diyor. Bunu okumaz işte ordaki kardeşlerimiz. Yani ben Risale Haber’i tenzih ederim de, bir kısım kardeşlerimiz bunu okumaz.
Bakın “Ahir zamanda,” devam ediyor,“Ahir zamanda,” kendi zamanını Ahir zaman kabul etmiyor, devamda, Ahir zamanda, “Âl-i Beyt-i Nebevî'nin (Peygamberimiz (s.a.v)’in soyunun) cemaat-ı nuraniyesini temsil eden” yani seyyidler topluluğunu temsil eden, “Hazret-i Mehdi (a.s.) de,” bunu söyleyemez, bunu söylemeyecektir. Bak “Hz. Mehdi (a.s.) de ve cemaatindeki şahs-ı manevî de”. Bak Mehdi (a.s.) var, cemaati var, ve cemaatindeki şahs-ı manevi var, “ancak içtima edebilir.” Bunu ancak Mehdi (a.s.) yapabilir, ben yapamam, benim zamanımda olmaz diyor. Yani benim vaktimde bu olmayacak. Nur talebelerinden de olmaz, benimle de olmaz, bu zamanda bu olmaz, diyor. Ancak Ahir zamanda olur, diyor. “Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’de ve Mehdi (a.s.)’ın cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir” diyor. Bunu okuyabilir mi? Okuyamayacaktır. Ama belirli izahlar var. Mesela Bediüzzaman’ın çok kısa, mesela şahs-ı maneviyi anlatıyor, onu anlatıyor. Yahut işte kendi iddiasına uygun olacak, bir kenarda kalmış yahut bir köşede kalmış bir cümle varsa onu alıyor. Hayır, onlar da önemli, tamam. Ama bununla bir bütünlük oluşturuyor, yani bütününde bir anlam oluşur. Sen bunu çıkarırsan o nasıl olacak o, değil mi? Yani mesela bir konuşma vardır, sondaki sen tek bir cümleyi alırsan, öbür cümleler ne olacak? Olur mu öyle şey. Mesela, yine okuyamayacakları yerlerden söyleyeyim.
SUNUCU 2:Kendi döneminin kış olduğunu, Mehdi (a.s.)’nin baharda geleceğini.
ADNAN OKTAR: Nasıl diyor Bediüzzaman?
SUNUCU 2: Kendi döneminin kış olduğunu, Mehdi (a.s.)’ın baharda geleceğini, ve tohumların sümbülleneceğini söylüyordu inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? “Ben kışta geldim, onlar baharda gelecek” diyor. Bunu söyleyebilir mi? “O tohumlar sümbüllenecek, biz de kabrimizden seyredeceğiz” diyor. Bak; “Büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var. Siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde ve mücadele aleminde.” Şimdi bak; “Büyük Mehdi’nin çok vazifeleri var, hem siyaset aleminde vazife yapacak, hem diyanet, hem saltanat, hem mücadele aleminde.” Şimdi ne yapıyor kardeşlerimiz? “Büyük Mehdi (a.s.) bunların hepsini yapamaz” diyor. “Neye göre?” diyorsun, “benim aklıma göre öyle” diyor. Bediüzzaman böyle demiyor, diyorsun. “Olsun, mantık var akıl var.” diyor. “Bediüzzaman öyle diyebilir, ama bir de akıl var” diyor. “Peki nasıl olabilir?” “O zaman bunların parçalara ayrılması lazım” diyor. Nasıl ayıracağız peki? “Bir tane siyaset Mehdi’sine ihtiyaç var” diyor, evet, diyorsun. “Bir tane de diyanet Mehdi’si gerekiyor, o da Bediüzzaman’dır. Bir de saltanat Mehdi’si. Bir de cihad aleminde, bir de o yönde bir Mehdi gerekir. Bunlar ayrı ayrıdır” diyor. Bir tane aslında bir Hoca efendi onu açıklıyor, onu yayınlayalım biz, yani bu konuları anlatıyor. Yani akıl almaz sıkıntıya giriyor, bir türlü açıklayamıyor. Adamlar soru soruyorlar, bir türlü çözemiyor. “Hocam, bu Mehdiler ayrı ayrı yerlere mi gelecekler, hepsi bir araya mı gelecekler?” diyor. “Ayrı ayrı yerlere de gelebilirler, ama bir araya da gelebilirler.” diyor. “Yani birbirlerini tanıyacaklar onlar, öyle mi?” diyor. Mesela siyaset Mehdi’si gelecek, “buyurun” diyecekler, saltanat Mehdi’si geldi mi “buyrun” diyecekler. Diyanet Mehdi’si de gelecekmiş, 4 Mehdi bir araya gelecekmiş ve Büyük Mehdi’yi oluşturacaklarmış heyet halinde. Şu perişanlığa bak. Aman Allah’ım. Bediüzzaman diyor ki: “Eğer böyle ayrı ayrı olurlarsa, zaten Büyük Mehdi (a.s.) olmaz onlar” diyor. “Mehdi olur onlar” diyor. “Yani gelmiş geçmiş Mehdiler zaten böyleydi” diyor Bediüzzaman. “Yani kimi siyaset, kimi diyanet, kimi saltanat aleminde geldi. Ama üçünü birden, hepsini bir arada yapan Mehdi (a.s.) gelmedi şu ana kadar. İşte bu gelen Mehdi (a.s.) üçünü bir arada yapacak, o yüzden Büyük Mehdi (a.s.) oluyor” diyor, inşaAllah. Bunu da anlatamıyorlar.
ALTUĞ BERKER:Okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Kastamonu Lahikası, 57. sayfada. “Bu zamanda öyle fevkalade hakim cereyanlar (fikir akımları) var ki,her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza (farzedelim) hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat dahi bu zamandagelse” diyor Üstad. “Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat”
ADNAN OKTAR:“Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat”. Ben Risale-i Nur Külliyatı’nda öyle bir şey bulamadım. Sen nerden çıkarttın onu? Yok, bir kısım Risale-i Nur Külliyatı’nda yok, çıkmış, yok. Orjinalinde var, el yazmalarında var, bir kısım baskılarda var, ama bir kısım yayınevlerinin açıklamalarında o kelime yok, o cümle yok. Oku bakayım olmayan cümleyi. Fakat Bediüzzaman’ın kendi el yazısıyla yazdığı, kendi el yazısıyla yazmış Bediüzzaman, orda var. Evet.
ALTUĞ BERKER:“Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat.”
ADNAN OKTAR:Bakın, “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat”. Bu, Risale-i Nur’dan çıkartılmıştır. Birçok Risale-i Nur Külliyatı’nda yoktur, göstereyim isterseniz, burada da var. Geçenlerde gösterdim. Evet. Bir kısım baskılarda var çok şükür. Ben de orjinallerini aldım, o devirdeki baskılarını aldım, el yazmalarını aldım ve bu fitneyi de önlemiş olduk. Evet, şimdi bakın, Nur talebesi bir kısım kardeşlerimizin söyleyemeyeceği o cümleyi bir daha söyle bakayım.
ALTUĞ BERKER:“Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat.”
ADNAN OKTAR:Hah, “bunu bize açıklayın Hocam” diyecekler. Bak, “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat”. Bu kimdir? Hakiki beklenilen? “Beklenilen” demiyor bak, “hakiki beklenilen”. “Ve bir asır sonra” Üstad 1300’lerde geldi, bir asır sonra 1400 ediyor. 1400. “O zat”. Bak, “zatlar” demiyor, “kişiler” demiyor. “O zat kimdir?” diyecekler. “100 yıl sonra, yani Bediüzzaman’dan bir yüzyıl sonra gelecek bu kişi kimdir?”, “Ve hakiki beklenilen kimdir?” “Haa, biz kendi Mehdiliğimize bakalım, kendi kendimizin Mehdi’si olalım. Buna cevap vermeye gerek yok” diyorsa, o sorun değil. O zaten yolunu tutturmuş, bambaşka bir şeye girmiş o. Çünkü Kuran’a göre o İttihad-ı İslam’ı savunmakla mükellef. Ama, “ben buna gerek duymuyorum, Kuran’ın ben canımın istediği kısımları uygulayacağım, canımın istediği kısımları uygulamayacağım” diyorsa, ona bizim sözümüz olmaz. Olur da Ahirette cevabını alır yani. Biz uyarırız tabii, haram olduğunu söyleriz. Başka açıklayamayacakları yerleri oku Berker’im.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. “Ahir zamanın o büyük şahsı, Al-i Beyti Nebevi’den (Peygamber (s.a.v) Efendimiz’in soyundan) olacaktır.”
ADNAN OKTAR:Evet, seyyid olacak. Doğru.
OKTAR BABUNA:Tarih veriyor Hocam, onu da okuyayım mı inşaAllah?
“Evet, şimdi olmasa da, 30-40 sene sonra”, bunu 1371’de söylüyor Hocam, miladi 1951 inşaAllah. “Fen ve hakiki, marifet ve medeniyetin mehasını, o üç kuvveti tam teçhiz edip,cihazatını verip o dokuz manileri mağlup edip dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını ve insaf ve muhabbet-i insaniyeyi o dokuz düşmantaifesinincephesine göndermiş,” bu verdiği tarihi, siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, 30-40 sene sonra, 1981 ve 1991’e geliyor inşaAllah. Devam ediyor Üstad inşaAllah, sonunda Hocam “inşaAllah yarım asır sonra onları darmadağın edecek” diyor. Bu da, 2001’e geliyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 2001 evet, Darwinizm’in materyalizmin yamultulduğu dönem inşaAllah. Evet, sen oku Berker’im.
ALTUĞ BERKER: “Ta Ahir zamanda”
ADNAN OKTAR: Bak; “ta Ahir zamanda.” Evet.
ALTUĞ BERKER: “Hayatın geniş dairesinde.”
ADNAN OKTAR: Hayatın bir dar dairesi var, bir de geniş dairesi var. Defalarca anlattık. Geniş daire nasıl olur; radyolar çoğalır. Çoğaldı mı? Çoğaldı. Televizyonlar, bak şu anda bir çok televizyondan yayın yapıyoruz. Bediüzzaman zamanında var mıydı böyle bir imkan? Yoktu, değil mi? İnternetten şu an bütün dünyaya yayın yapıyoruz, yani en az 30 milyon kişi izliyor şu an, tabii. Radyolar, televizyonlar, internet, ipod, hep bütün cihazatlar bu devirde oldu. Şimdi bu hayatın geniş dairesi işte. Bediüzzaman zamanında, devletin radyosu vardı, internet de yoktu, telgraf vardı. Telefonlar zaten zoraki konuşuluyor. Hayatın dar dairesiydi o, şu an geniş dairesindeyiz. Bak, bu da Bediüzzaman’ın bir kerametidir. Hayatın geniş dairesinin oluşacağını ve Mehdiyet için zeminin uygunlaşacağını söylüyor.
Mesela, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün yıkılışı Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir. Yani o da bir alamettir. Evet devam et.
ALTUĞ BERKER:“Asıl sahipleri.”
ADNAN OKTAR: En başından al.
ALTUĞ BERKER: “Taa Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri.”
ADNAN OKTAR: Neyin asıl sahipleri?
ALTUĞ BERKER: Risale-i Nur’un.
ADNAN OKTAR: Hah, demek ki hiçbir Nur talebesi, Risale-i Nur’un asıl sahibi değil, Bediüzzaman’a inanıyorsak. Kendi talebeleri dahil, bak ağabeyler dahil, hiçbirini Risale-i Nur’un asıl sahibi kabul etmiyor Bediüzzaman, hiç birini. Tek kabul ettiği var, Mehdi (a.s.) ve talebeleri. “Asıl sahipleri onlardır” diyor. Evet.
ALTUĞ BERKER:“Yani Hz. Mehdi ve şakirtleri.”
ADNAN OKTAR: Bakın, “yani” açıklama getiriyor, “Mehdi (a.s.)”, çünkü Mehdi (a.s.)’nin şakirtleri derse, tevil edecekler, şahs-ı manevi için uygun düşecek. Onun için bak; “Yani Mehdi (a.s.) ve şakirtleri”. Bir kısım eserlerde, o “Mehdi” kelimesi çıkıyor mesela. Bunları bırakacaklar. Bakın, “Mehdi (a.s.) ve şakirtleri”, nerde burada şahs-ı manevi?
OKTAR BABUNA: Yok Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet devam et.
ALTUĞ BERKER: “Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir.”
ADNAN OKTAR: “Gelir.” Gelmiş değil bak, “gelir”. Evet.
ALTUĞ BERKER: “O daireyi genişlendirir.”
ADNAN OKTAR: Hah, “mevcut daireyi genişlendirir.” Evet.
ALTUĞ BERKER: “Ve o tohumlar sümbüllenir.”
ADNAN OKTAR: Demek ki, bak tohum halinde olacaklar. Şey ne diyordu Hocamız, şeyhimiz, mübarek Hocamız, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, değil mi? Yani bizim çalışmamız için bile “bir tohum halindeler şu an” diyor. “O tohum sonra sümbüllenecek, açılacak” diyor, değil mi? İnşaAllah. Biz Mehdi (a.s.) öncüsü, Mehdi (a.s.) talebesi olarak, biz bu konumdaysak, Mehdiyet bundan çok çok daha ileri bir sistemdir. İnşaAllah. Evet.
ALTUĞ BERKER: “Bizler de kabrimizden seyredip, Allah’a şükrederiz.”
ADNAN OKTAR: Hah, bak Mehdi (a.s.) gelmiş, “ben kabrimde olacağım” diyor Mehdi (a.s.) geldiğinde. Bunu nasıl anlatsın? Tek çözüm, bu konuya hiç girmemek. Bu konuda hiç anlatmayacak. Bak her konuyu anlatıyor ama bu konuyu anlatamazlar, bir kısmı kardeşlerimizin. Bu konuyu bir daha baştan al, Bediüzzaman’ın bu sözünü baştan alalım.
ALTUĞ BERKER: “Taa, Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahipleri yani Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri, Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve o tohumlar sümbüllenir, bizler de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz”
ADNAN OKTAR: İşte çok açık. Var mı Berker’im başka anlatacağın?
OKTAR BABUNA: Bende de var Hocam okuyayım mı?
“İstikbal-i dünyeviyede (dünyanın geleceğinde yani inşaAllah) 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karib (yani yakın) zannetmişler.” Sözler bölümünden Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi, bak 1399 dememiş, 1375 dememiş, 1411, 1418 de dememiş. Bak net 1400. Bak “b” harfi var, “i” var, “n” var, değil mi? “d” harfi var, “ö” var, devam ediyor. Bindörtyüz’ü yazmış, kendi eliyle. “1400 sene sonra gelecek bir hakikati”, “gelmiş” değil bakın, “gelecek bir hakikati” gerçektir diyor, Mehdi (a.s.) , “hakikati asırlarında çıkacak zannetmişler” diyor sahabe. “Geçmişte olacak zannetmişler” diyor. Halbuki, “1400 sene sonra gelecek” diyor. Bunu nasıl desin adam? Diyemiyor işte. “Bunu oku desinler” adama, mesela bunu sorsunlar Nur talebesi kardeşlerimize. Bu ne demek, 1400? Yani rakam vermiş Said Nursi. Niye 1399 demiyor, niye 1421 demiyor? Tam “1400” diyor, tam net tarihini veriyor. Öbür açıklamalarında da yine net tarih veriyor. Mesela şimdi , “30-40 sene sonra” diyor, 81-91. Bakın, 81 yine 1400’ün uyumu olmuş oluyor, değil mi? Çünkü Miladi 1980’ler Hicri 1400 aynı. İnşaAllah. Evet, devam edelim.
OKTAR BABUNA:“Risale-i Nur’un şahs-ı manevisini, haklı olarak Hz. Mehdi (a.s.) telakki ediyorlar.” Şahsi bir görüş olarak kabul ediyorlar inşaAllah. “O şahs-ı manevinin de bir mümessili (temsilcisi), Nur şakirtlerinin (yani talebelerinin) tesanüdünden (yani şakirtlerin, talebelerin dayanışmasından) gelen bir şahs-ı manevisi, ve o şahs-ı maneviden bir nevi mümessilli (temsilcisi olan) bi çare tercumanı (yani kendisini) zannettiklerinden bazen o ismi (yani Mehdi ismini) ona veriyorlar”, bana veriyorlar diyor. “Gerçi bu, bir iltibas (karıştırma), bir sihirdir (hatadır, yanıltmadır)” diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi onu, bir de onlara sor bakayım. Şimdi sen başından başla bak, ben o arkadaşların üslubuyla sana açıklayayım. En başından gel, sen anlat.
OKTAR BABUNA:“Risale-i Nur’un şahs-ı manevisini, haklı olarak Hz. Mehdi telakki ediyorlar.”
ADNAN OKTAR: Bitti, o kadar. Şimdi sen bu kısmı al, şimdi bana anlat bakayım. Bu cümleyi al, sadece bu cümleyi, tekrar et bu cümleyi.
OKTAR BABUNA: “Risale-i Nur’un şahs-ı manevisini, haklı olarak Hz. Mehdi telakki ediyorlar.”
ADNAN OKTAR: Tamam, “haklı” demiyor mu? Şahs-ı manevisini, “şahs-ı manevi Mehdi’dir” diyor değil mi? Haklı olarak telakki ediyor, haklı olduğunu da vurguluyor Bediüzzaman, bitti.
OKTAR BABUNA: Sonunda da “hata” diyor ama.
ADNAN OKTAR: O önemli değil, orayı geçeceksin. Eğer has talebeysen o anlamda, yani samimi olanları tenzih ederim. Yani o anlamda has talebeysen, o kısmı geçeceksin. O kısmı alacaksın ve onu vugulayacaksın, delil olarak söyleyeceksin, bu kısımları da okutmayacaksın. Okumaya kalkanı da sokmayacaksın. Görüşmeyecek, konuşmayacaksın, aforoz edeceksin.
OKTAR BABUNA: Hocam siz Seyyid Salih Özcan Hocamızı getirip canlı yayına çıkarmıştınız burada.
ADNAN OKTAR: Zorla söylemiştir o. Öyle diyor adam, yazmışlar, “zorla söyletmişsinizdir” diyor. 30 sene evvel ben mi söylettim? 40 sene evvel ben mi söylettim? 40 sene evvel de söylüyor onu. 50 sene önce de söylüyor. Yani ne alakası var? Biz o zaman çocuktuk biz, onu söylediğinde, inşaAllah. Tanımazdım bilmezdim, o zaman da söylüyor. Hiç görüşmediğim dönemde de söylüyor. Videoya alınmış, topluluk içersinde, Nur talebelerinin içersinde. Orada ben mi vardım, değil mi? Kalabalık talebeler içinde söylüyor. “Keçeli keçeli dedi, alnıma vurdu” diyor, “Mehdi (a.s.)’yi sordum” diyor. “Ben görmedim, sen Mehdi (a.s.)’yi göreceksin dedi” diyor, çok net.
Ama Bediüzzaman’ın bir mesela sözü var, Seyyid Salih Özcan Hocamız’la konuşurken, “ben” diyor, “manen seyyid sayılırım, Nur talebeleri de seyyiddir” diyor manen. “Hz. Ali’nin veled-i manevisiyiz” diyor. “Manevi çocuğuyuz” diyor. “Ders aldığımız için ondan” diyor. “Bu anlamda seyyidim” diyor. Seyyid ne demektir? Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyundan gelen, yani hem seyyid, hem şerif. Peygamberimiz (s.a.v) soyu olması lazım, Hz. Ali’nin soyundan geliyorum” dedi mi bir insan, hem Haseni hem Hüseyni’dir. Yani hem Haseni hem Hüseyni. O zaman ne diyor? “Ben hem Haseni’yim hem Hüseyni’yim”, yani “Hz. Ali’nin soyundan geliyorum” diyor. Ama manen, manen. Yani “genetik olarak geliyor değilim” diyor. Mehdi (a.s.) genetik olarak da seyyidtir. Yani o silsileye bağlıdır, o soydan gelen bir insandır. Bediüzzaman da “manen seyyidim” diyor. Bunu delil olarak kullanmaya kalkıyorlar. Kardeşim, seyyid olsa da olmasa da Bediüzzaman zaten çok açık söylüyor; “Ben Mehdi (a.s.) değilim” diye. Kendisinden sonra geleceğini söylüyor ve İslam ahlakını dünyaya hakim edecek diyor, değil mi? Kuran’ı tam uygulayacak diyor, “Hz. İsa (a.s.) ile bir araya gelecekler” diyor. “Hz. İsa (a.s.) da onun zamanında inecek” diyor, değil mi, Cenab-ı Allah’ın izniyle. Zaten Hz. İsa (a.s.) konusuna hiç giremiyorlar. O konuda darmadağın olmuş vaziyetteler yani. Mehdi (a.s.) konusu, Mehdi (a.s.) yüzünden Hz. İsa (a.s.)’ı da reddedecek hale geldiler bir kısmı, değil mi? O açıklamaları da yayınlayalım, çeşit çeşit.
Bak bir kısmı diyor ki, ağabeyler orada oturuyorlarmış, Hz. İsa (a.s.) gelmiş, hemen vefat etmiş. Vefat edince hemen orada gömmüşler 3-4 kişi birden. Ve “bu konuyu da açmayın” diyorlar, “biz gömdük Hz. İsa (a.s.)’ı” diyorlar. Kardeşim, 4 yaşında çocuk yapmaz bunu, aklınızı başınıza alın. Öbür şeyde de Bediüzzaman namaz kılıyormuş, uzun boylu bir adamla, kızıl saçlı. Bak onu da yanlış biliyorlar, Hz. İsa uzun değil halbuki. Namaz kılmış Hz. Mehdi (a.s.) olan işte Bediüzzaman Hazretleri ile, kardeşlerimizin inancına göre. Namaz kıldıktan sonra pencere de açıkmış, pencereden gitmiş. Hz. İsa (a.s.) pencereden çıkmış gitmiş. Kardeşim bu durumda buradaki insanlar senin diğer anlattıklarına nasıl inansınlar sen bunu yaparsan, değil mi? Sen bütün Risale-i Nur’a da zarar vermiş olmuyor musun burada, değil mi? Ondan sonra adam senin hangi dediğine inanacak? Ne gerek var bu durumlara. “Hz. İsa (a.s.) geldiğinde bütün Hıristiyan alemi Müslüman olacak” diyor Bediüzzaman açık açık söylüyor. “Hıristiyanlıkla Müslümanlık omuz omuza verecektir” diyor ve “deccaliyeti ortadan kaldıracaklar. Dinsizlik, ateizm, Darwinizm, materyalizm kalmayacak” diyor. “Ya Bediüzzaman’ın dedikleri olmazsa?” Haşa, haşa, haşa, “ya Allah yoksa?” der gibi bir laf bu yani, değil mi? Kardeşim, imanın zayıfsa aklın zayıfsa Allah’a dua et. Böyle din anlayışı olur mu? Yani akla mantığa vurarak hareket etmek olmaz. Din inançtır, samimi olarak kanaat getirmektir ve Allah zaten ispat etmiş; Mehdi (a.s.)’nin bütün alametlerini görmüşsün sen. Bak Bediüzzaman diyor ki: “Bütün Peygamberimiz (s.a.v.)’in dedikleri çıkmış, çıkıyor ve çıkacak inşaAllah” diyor bütün alametleri. Kesintisiz devam ediyor. Niye o zaman vesvese ediyorsun, “ya çıkmazsa” diye. Sana ne, sen görevini yap, gerisine karışma.
ALTUĞ BERKER:Bir de Hocam, yanlış hatırladıysam beni düzeltin, o Nur talebesi ağabeylerimiz size geldiğinde, sanki hani Bediüzzaman’ın değeri düşer mi gibi bir endişelerini dile getirmişlerdi.
ADNAN OKTAR: Onu söylemişlerdi. Evet, doğru. “Ondan tedirgin oluyoruz” dedi. Yani Bediüzzaman’a karşı itibarı, “Bediüzzaman’ın değerine zarar gelir diye tedirgin oluyoruz” dediler. Kardeşim, bakın düşünün, “Mehdi (a.s.)’nin pişdar bir neferiyim (öncü bir askeriyim) ve Risale-i Nur” diyor, “Mehdi (a.s.)’a ait bir kitaptır” diyor. Böyle bir durumda Bediüzzaman’ın değeri nasıl düşer kardeşim? Dünyada en tanınan, en sevilen insan olmaz mı o anda o Bediüzzaman? Dünyanın neresinde, Bediüzzaman çok az yerde tanınıyor. Mehdiyet’te dünyada onu tanımadık hiç kimse kalmıyor. Hz. İsa (a.s.)’nın da herkese tanıttığı bir insan olacaktır, Mehdi (a.s.)’nin de herkese tanıttığı bir insan olacaktır. Olağanüstü bir insandır Bediüzzaman. Hz. Hızır (a.s.)’la görüşen, cinnilerle görüşen, değil mi? İlham alan, metafizik yönü çok ağır basan bir insandır. Böyle bir yöntemle mi siz Bediüzzaman’ı sevmiş oluyorsunuz? Bediüzzaman asıl o zaman sevilir. Asıl o zaman tanınacaktır. Harika yönleri asıl o zaman ortaya çıkacaktır. Şom ağızlar asıl o zaman susacaktır. Mehdi (a.s.)’nin öncüsü olmak, “Mehdi’ye pişdar bir neferim” diyen bir insanın, Mehdi (a.s.)’ye ilhamla bir kısım eserleri hazırlaması -Allah’ın dilemesiyle- ve Bediüzzaman’ı Allah’ın vesile etmesi ve asrının kutbu olması ve Mehdi (a.s.) öncüsü olması, Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırlayan bir insan olması, bunlar nasıl küçük görülecek şeyler? Nasıl değerini düşürür bu Bediüzzaman’ın? Ben gece gündüz Bediüzzaman’dan bahsediyorum ve Mehdi (a.s.)’yi bekliyorum ben. Mehdi (a.s.)’nin geldiğine inanıyorum. Hani değeri düşüyordu Bediüzzaman’ın? Düşse biz hissederdik. Sen öyle bir şey hissettin mi?
ALTUĞ BERKER:Bilakis daha da çok parlıyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bakın işin doğrusu hiçbir alim, asrımızın hiçbir alimi Bediüzzaman gibi Mehdi (a.s.)’yi tarif edememiştir, etmemiştir. Bakın net söylüyorum ve çok açık söylüyorum, Bediüzzaman “kardeşim görmediğim bir şeyi ben yazmadım” diyor. Görmediği, konuşmadığı bir konuyu yazmıyor. Yani harika bir insan. Kardeşim, hangi alim der ki : “Darwinizm’i, materyalizmi Mehdi (a.s.) bitirecek”. Hiç duydunuz mu siz herhangi bir alimden? Bakın; “kendisi bizzat bu görevi yapmaya”, bizzat bu araştırmaları yapmaya, “vakit ve hal müsaade etmez” diyor. Görmeden bir insan böyle bir bilgi verebilir mi? Vaktinin dar olacağı, yani Mehdi (a.s.)’ın vakti niye dar olsun? Niye hali müsaade etmesin, değil mi? Ben Mehdi (a.s.)’yi kafamda öyle şey yapıyordum. Ben, Arapça’yı da çok iyi bilen, bir çok dili 7-8 tane yabancı dil bilen, her şeye vakıf, değil mi? Baktık hadislerde öyle değil. “Arapça’yı bilmez” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v), “pek bilmez” diyor. “Talebeleri de Arap olmayacak” diyor. Benim hiç bilmediğim bir şey. Ama bakın Bediüzzaman detay veriyor, “vakit ve hal müsaade etmez” diyor. Ve net olarak “İstanbul’dan çıkacak” diyor. Net tarihini veriyor, “1400’de çıkacak” diyor. Siyasete karışmayacak. Yani ben Mehdi (a.s.) gelir gelmez siyasete karışır diye düşünürüm. Yani Mehdi (a.s.) olacak bir insanın gelir gelmez siyasete karışması... Siyaseti esasa almaması benim için düşünülemezdi. Gelir gelmez siyaset ve saltanat hemen devreye girmesi gerekir. “Öyle değil” diyor Bediüzzaman. Mesela çok harika bir bilgi. Nerden biliyorsun sen bunu mübarek, değil mi? Bak cevap veriyor. “Görmediğim bir şeyi yazmadım ben” diyor. Bak, “zannediyorum Ahir zamanda gelecek o zat” diyor, “Mehdi (a.s.) siyaset alemindeki faaliyetten feragat edecek” diyor. “Vazgeçecek” diyor, “öyle zannediyorum” diyor. Yani “siyasete girmeyecek” diyor. “Ve sadece iman hakikatlerini ilk planda esasa alacak, sonra şeriat ve siyasetle ilgili uygulamaları sonra yapacak” diyor. En son safhada, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, hatta siz söylersiniz, eserlerini nasıl bir yöntemle hazırlayacağını dahi söylüyor, “uzun tetkikat” diyor.
ADNAN OKTAR: Bak, “uzun tetkikat ve meşguliyeti iktiza ettiğinden bizzat kendisi yapamaz” diyor. Uzun meşguliyeti olduğu, yani başkalarının yapacağını söylüyor.
ALTUĞ BERKER: Bir de “o zat” diyor, “o taifenin” bir taife, bir gruptan bahsediyor.“Uzun tetkikatı (araştırmaları) ile yazdıkları eserleri kendilerine hazır bir program yapacak” diyor. Mesela bunu bilmesi de.
ADNAN OKTAR: Mesela bu bilinecek bir konu mu? Bilim adamlarının Darwinizm ve materyalizmle ilgili hazır çalışmalarını alıp, kendine eserler yapacağını nasıl bilebilirsin ya? Bilinecek şey mi 1930’larda? 1930’larda insan, olsa olsa ne der; “radyolar da biraz daha çoğalacak” der. İnternetin çıkacağını nerden bilsin bir insan? Televizyonun t’sinden bahis yoktu. Televizyonların böyle çoğalacağını nerden bilsin? Ulaşımların böyle. Ve Müslümanlık’ın güçleneceğini nerden bilsin? Bilakis deccaliyet güçlenebilirdi. Komünizm, bak; “komünizm yıkılacak” diyor. “Rusya yıkılacak” diyor. Rusya hiç yıkılacak gibi görünüyor muydu? Direkt “gitti dünya” diyorlardı, “Türkiye’de gitti” deniyordu. “Komünist olacak Türkiye” deniyordu. Bilakis, “Rusya yıkılacak, Türkiye de İslam aleminin lideri olacak” diyor. Bak aynen dediği çıktı. Bediüzzaman zamanında komünistler kudurmuştu yani. Hepsini tenzih ederim de, bayağı bir kısmı öyleydi. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Üstadın o sözünü okuyayım mı Hocam? Rusya’yla ilgili.Van’a bir sefere gidiyor, yolda Tiflis’e uğruyor, Şeyh Sanan Tepesi’ne uğruyor Hocam, orada bir Rus polisi geliyor yanına. Soruyor, “neye bakıyorsun?” diyor. “Medresemin planını yapıyorum” diyor, “üniversitemin.” “Bitlis, Tiflis birbirinin kardeşidir. Asya’da, alem-i İslam’da 3 nur (aydınlık) birbiri arkasında inkişafa başlıyor. Siz de bir biri üstüne 3 zulumet, 3 karanlık inkişafa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidane (diktatörlük perdesi) yıkılacak, takallus edecek (gerileyecek), ben de gelip burada medresemi yapacağım” diyor.
ADNAN OKTAR: O medreseyi de şimdi yaptılar Tiflis’te. Bediüzzaman’ın dediği gibi, aynısıyla.Komünizm yıkıldı, medrese de yapıldı orada, Tiflis’te. Tabii, aynısıdır. Baştan bir daha oku bakayım sen.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.“Neye bakıyorsun?” diyor. “Medresemin planını yapıyorum” diyor, “üniversitemin” diyor. “Bitlis, Tiflis birbirinin kardeşidir.”
ADNAN OKTAR: Bak şimdi “neye bakıyorsun?” dediği, işte orda çok önemli o. Yani, “neye bakıyorsun?”, “Plan yapıyorum” derken, o gördüğü şeyi söylüyor. Allah’ın dilemesiyle tabii, gördüğü şeyi söylüyor yani. Ondan sonra bunu anlatıyor.
OKTAR BABUNA: Siz daha önce de anlatmıştınız Hocam, bir okula bakıyor, oradaki öğrencilerin yaşlılık hallerini gördüğünü belirtiyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii, en son devirlerine kadar hepsini görüyor. Allah’ın dilemesiyle inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir de Hocam, bu, siz açıklamıştınız inşaAllah. Bu zamana da işaret var, 2010 yılına. Okuyayım mı Hocam onu?
“Eğer siz tembel kalıp da, onun yolunu yapmazsanız.” Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ye yardım etmezseniz, “tembellik etseniz, 100 sene sonra tamamen cemalini göreceksiniz. Zira, sizinle İstanbul arasındaki mesafe 1 aydır” diyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, yeri de söylüyor değil mi?
SUNUCU : Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Kardeşimiz mektup göndermiş, “Ben Nur talebesi kardeşlerimi iki çeşit gördüm” diyor. “Birincisi, Hz. Mehdi (a.s.)’nin geleceğini iyi biliyorlar, hatta yapacağı kimi faaliyetleri de söylüyorlar. Ama erken buluyorlar.” O bir kere samimi değil o ifade tabii. “İkincisi, bu konunun kesinlikle gizlenmesi gereken bir sır olduğunu düşünüyorlar. Hatta Hz. Mehdi (a.s.) gelip geçse dahi, çoğu kişinin onu, bu sıfatıyla bilmeyeceğini düşünüyorlar. Bu sebeple sır kalması gerektiğini, bunun sadece belirli sayıda kişi tarafından bilineceğini düşünüyorlar.” Yani böyle bir Mehdiyet, zaten olmayan bir Mehdiyet. 3-5 kişi, 10 kişi Mehdi (a.s.)’yi biliyorsa, yani hün-ü zan ediyorlarsa, zaten Mehdiyet yoktur. Çünkü Mehdiyet bütün dünyaya İslam ahlakının hakimiyeti. Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulü, nasıl bilinmez? Mehdi (a.s.) de bilinecek, Hz. İsa (a.s.) da bilinecek. Bak diyor ki Cenab-ı Allah ayette; şeytandan Allah’a sığınırım, “Sana iman etmedik hiçbir fert (ehl-i kitaptan) kalmayacak” diyor. Ehl-i kitaptan herkes ona iman edip de Hz. İsa (a.s.)’yı nasıl tanımazlar, değil mi? Gelmesinin amacı zaten görünmek, görülecek yani. Bediüzzaman geldiğinde görünmedi mi? Göremedik mi biz? Gazetelerde, radyolarda, her yerde duyduk. Bediüzzaman’ı tanımayan var mıydı? Abdülkadir Geylani geldiğinde sır mıydı gelmesi? Daha hala biliniyor Abdülkadir Geylani. İmam-ı Rabbani sır mıydı? Nasıl oluyor Mehdi (a.s.) bir tek bu konumda oluyor? Birkaç kişi biliyor, sır olması gerekiyor, konuşulmaması gerekiyor, gizlenmesi gerekiyor. Bu şeytani bir korku bu. Rahmani bir korku değil bu, şeytani bir korku. Samimi, iyi niyetli olanları tenzih ediyorum. Ama burada iblisin bir oyunu var, değil mi? İmam-ı Rabbani’yi biz iftiharla tanıdık o dönemde değil mi? Görenler inşaAllah. Gizli mi? Abdülkadir Geylani geldiğinde yer yerinden oynuyordu, gizli miydi? Bediüzzaman, mesela Afyon’a geliyor, Afyon ayağa kalkıyor. Ankara’ya gidiyor, Ankara kapısında karşıladılar, koymadılar Ankara’ya mübareği ki bu onun için çok büyük bir şereftir. Yer yerinden oynuyordu değil mi? Nasıl bilinmez bir insan? Bediüzzaman, Abdülkadir Geylani bu kadar biliniyor da Mehdi (a.s.)’yi nasıl oluyor 3-5 kişi biliyor ve gizli kalması gerekiyor, hiç kimse bilmemesi gerekiyor? Yok fabrika patronuna benzetiyorlar, bu da başka bir dert bu da başka bir açıklama. Yani imanlı, aklı başında olan, insanlardan oluşuyor Türkiye’deki Müslümanlar. Bu konu hayret verecek bir konu. Herkes, bu konunun üzerine gitsin. Bunu çözünceye kadar bunun üzerine gidelim. Yani burada bu şeytanın oyununu kıracağız. Böyle samimiyetsizlik olmaz. Bak lafa bak yani , “Mehdi (a.s.) gelip geçse dahi, çoğu kişinin onu bu sıfatıyla bilmeyeceğini düşünüyorlar.” Biz Abdülkadir Geylani’yi bilmiyor muyuz biz sıfatıyla? O zaman bilinmiyor muydu? “Bu sebeple sır kalması gerektiğini,” niye sır kalması gerekiyor ki? “Bunun sadece belirli sayıda kişi tarafından bilineceğini düşünüyorlar.” diyor. Kaç kişiymiş, onlar kimmiş bu şerefe nail olanlar, değil mi? Bir kısım büyücüler mi yoksa? Deccal’in büyücüleri mi bir kısmı? Samimi, candan, tertemiz, pak Müslümanları tenzih ederim, ama biz böyle sahtekar 3-5 tane büyücünün “Ben Mehdi (a.s.)’yi gördüm, geldi geçti” sözüne inanmayız. Bak Bediüzzaman’ı Mehdi (a.s.) kabul etmiyor. Ee? “Ben Mehdi (a.s.)’yi biliyorum.” Nerde? “Ben biliyorum yerini, söylemem.” Tamam söyleme, icraatı var mı Mehdi (a.s.)’nin “Yok.” Dünya hakimiyeti var mı? “Yok.” Böyle olmaz, Mehdi (a.s.) dünyaya hakim olacak. Bütün Müslümanlar onu sevecek. Herkes ona bağlanacak, biat edecek, lider seçecekler. “Mehdi (a.s.)’den başka konuşulmaz” diyor. Mehdi’nin özelliği budur. Siyaset aleminde hem başa geçecek, nasıl olmaz bilinmez? Başbakan bilinmiyor mu dünyada, bir ülkeye gelen başbakan? Hükümet var, başbakan görünmüyor. Olacak iş mi bu? Cumhurbaşkanı var ama görünmüyor. Kaç kişi biliyor? 3 kişi biliyor, 5 kişi biliyor. Bıraksınlar bu samimiyetsizliği. Oktar’ım anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Risaleakademi.com’da bir bölüm var Hocam. Risale sitesinde, “Hz. İsa (a.s.) geldi, gizli olarak görevde” yazmışlar. İlk defa böyle bir açıklamaları olduğu şeklinde. “Hz. İsa (a.s.) icraatını perdeler arkasında yürütüyor sanki. Demek ki gelmiş. Tabii ki imtihanın sırrı gereği herkes onu tanıyamıyor. Onu ancak ona çok yakın olanlar tanıyabilecek.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bak o tamam, bu güzel. Hz. İsa (a.s.), Risale Haber’de diyor öyle mi?
OKTAR BABUNA:Risaleakademi.com.
ADNAN OKTAR: Risaleakademi.com. İyi mesela bu çok güzel. Çünkü “İsa (a.s.) geldi” diyorsa, “ama Mehdi (a.s.) gelmedi” diyemez. “Mehdi (a.s.) da geldi” diyecektir, değil mi? Bir daha oku o yazıyı.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, şu şekildeydi. “Hz. İsa (a.s.) icraatını perdeler arkasında yürütüyor sanki. Demek ki gelmiş. Tabii ki imtihanın sırrı gereği herkes onu tanıyamıyor. Onu ancak ona çok yakın olanlar tanıyabilecek.”
ADNAN OKTAR: Doğru, bak, “bidayeten” diyor. Bidayeten ne demek? Başlangıcında. “Hatta o müthiş eşhas, deccal dahi, bidayeten kendisi dahi kendisini bilmez” diyor. Zaten bidayeten Mehdi (a.s.) de kendini bilmiyor, İsa (a.s.) da kendini bilmiyor, deccal de bilmiyor, bidayeten, başlangıcında. Sonucunda nasıl bilmez? Mesela deccal bütün dünyayı herc-ü merc ediyor. Bilmez olur mu kendisinin ne olduğunu? Şeytan kendisini bilmiyor mu, değil mi? Mehdi (a.s.) de kendisini hissedecektir, ama iddiası olmayacaktır. Hz. İsa (a.s.) da kendisini bilecektir, vahyi alacaktır. Kendisi sorumlu olacak şekilde bilecektir. Bilmez olur mu?
OKTAR BABUNA: Sorularlaislamiyet.com’da da Hocam, şöyle bir soru sormuşlar: “Kuran-ı Kerim’de, Hz. İsa (a.s.)’nın Ahir zamanda geleceği neden açıkça ifade etmemiştir?” diye. Cevabı da Kuran’dan delillerle sizin kitaptan koymuşlar Hocam inşaAllah. Olduğu gibi ayetlerle Hocam inşaAllah, açıklamışlar burada. “1. delil” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “Sana uyanları Kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim.” 2. delil, “Ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur.” Şeytandan Allah’a sığınırım. Delillerle açıklamış Hocam, Kuran’dan delillerle. 3. delil, “Şüphesiz o, Kıyamet saati için bir ilimdir.” Arapçalarını da okuyarak Hocam, açıklayarak. 4. delil, “Ona Kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretecek.”
Tam sizin kitaptan maşaAllah. 5. delil, “Şüphesiz Allah’ın katında İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir.” O delille açıklamışlar inşaAllah. 6. delil olarak Kuran’dan, şeytandan Allah’a sığınırım, “Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak yeniden kaldırılacağım gün” bu ayeti de açıklamışlar Hocam inşaAllah Meryem Suresi’nden. 7. delil, “Beşikte iken de, yetişkin (kehlen) iken de insanlarla konuşuyordun. Bu kehlen kelimesini açıklamışlar Hocam inşaAllah. Hz. İsa (a.s.) için, 30 ve 50 yaşları arasında bir ifade olduğunu, dolayısıyla tekrar gelmesi gerektiğini, inşaAllah, ve hadislerden delillerle inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, hangi siteydi? Bir daha söyle.
OKTAR BABUNA: Sorularlaislamiyet.com’da.
ADNAN OKTAR: Ama bu Nur talebelerinin sitesi değil herhalde?
OKTAR BABUNA: Bakayım Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, tamam. Müslüman zaten Nur talebesi yahut Süleyman Efendi’nin talebesi, fark etmez. Ehl-i sünnet, Müslüman olması yeterli. Şii’ler de ayrıca bizim kardeşimizdir. Aleviler de benim canım ciğerimdir. Yani mühim olan, “La ilahe ilallah, Muhammeden Resulullah” demesi. Evet. Berker’im anlat.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. İmam-ı Azam Hazretleri dediğiniz şeyi şöyle buyurmuş Hocam, “Deccalin ve yecücün çıkması, güneşin batıdan doğması, Hz. İsa (a.s.)’nın gökten inmesi ve sahih haberlerin getirdiği diğer Kıyamet alametleri, haktır ve olacaklardır. Kıyametin büyük alametlerinden daha başkaları da vardır. Örneğin Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelmesi gibi. Bütün bu olaylar, sahih haberlerin getirip söylediği gibi, haktırlar ve gerçekleşeceklerdir.” Fıkh Ekber tercümesi, İmam-ı Azam Ebu Hanife.
ADNAN OKTAR: Ben, bazen böyle tipler çıkıyor, gülüyorum. İşte, modern alim. Ondan sonra, Avrupa’ya götürüyorlar bazılarını böyle, tokurdak ayakkabılı falan kokan tipler oluyor bazen böyle. Hafif kafaya kolonya döküyor ama o kokusu gitmiyor. Ondan sonra, çok nadir birkaç kişi bildiğim şahıslar var da. Bunlar Avrupa’da adam yerine konuyor, nefesi kesiliyor böyle, nefesi kesiliyor, hayretler içinde kalıyor. Yemek falan yediriyorlar buna, adam yerine koyuyorlar. “Sen alimsin” diyorlar. Ondan sonra, “git Türkiye’de şimdi anlat” diyorlar. Bunlar da buraya gelip bize kendi yanlış fikirlerini aktarmaya kalkıyorlar. Belirli bazı birkaç kişiyi söylüyorum. Kardeşim biz İmam-ı Azam Ebu Hanife, İmam-ı Hanbel, İmam-ı Malik ve İmam-ı Şafii mutlak müceddid ve müçtehidlere göre hareket ediyoruz, ehl-i sünnet alimlerine göre hareket ediyoruz. Hepsinin üstünde Kuran’a göre ve sahih hadis kitaplarına göre hareket ediyoruz. Bıraksınlar, kardeşim diyoruz ki senin düşüncen, görüşün nedir, Ehl-i sünnet misin? Değilsin. Demin de anlattım ya. Caferi misin? Değilsin. Şii misin? Değilsin. Vahabi misin? Değilsin. Nesin? “Hiç birini beğenmiyorum” diyor. Hangisisin? “Ben kendimin orijinal fikirlerine” bağlıyım” diyor. Tamam, sen kendi orijinal fikirlerinle devam edersin o zaman değil mi? Dünyada iki büyük, Şii ve Sünni inanç hakimdir. Yüzde 95’i böyledir İslam aleminin. Yüzde 95’i Mehdi(a.s.)’nin gelişini bekliyor. Ve Hz. İsa (a.s.)’ın inişini bekliyor. Yani, Mehdi (a.s.)’nin geldiğini biliyoruz, Hz. İsa (a.s.)’nın da geldiğini biliyoruz. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bu Hocam, Sorularla İslamiyet sitesiyle, Sorularla Risale sitesinin sahipleri aynıymış. Yani Nurcularınmış o site de inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam güzel maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sizin kitabınızdan olduğu gibi almışlar Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak çok güzel gelişmeler bunlar. Ne oldu, şimdi mahf mı oldular? Ne kaybettiler? Hz. İsa (a.s.) geldi demekle ne kaybetti o kardeşlerimiz? “Aman, aman, aman söylemeyin” diyorlar. Ne olurmuş? Nur olursunuz, nur. Elinize yüzünüze nur gelir. Aklınız açılır. Ama bak, “Mehdi (a.s.) geldi” diyemiyorlar şu an gördüğüm kadarıyla. “Mehdi (a.s.) vazife başında” diyemiyorlar. Bunu da demeleri lazım. Hz. İsa (a.s.) vazife başında olur da Mehdi (a.s.) nasıl vazife başında olmaz? Korkmasınlar, bir de çekiniyorlar. En en en iyi niyetle bazıları diyor ki: “Ya Mehdi (a.s.)’yi durdurmaya kalkarlarsa?” Kardeşim öyle bir Mehdi (a.s.) yok; kaderinde Mehdi (a.s.)’nin yenilmek yoktur. Yeniliyorsa zaten o Mehdi (a.s.) değildir. Sen derdine düşme, sakin ol yani rahat ol. Mehdi’yi korumak sana kalmadı yani, değil mi? Allah’ın korumasındadır Mehdi (a.s.) inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Peygamberimiz de (s.a.v.) hadiste “İnsanlar 1400 senesinde Hz. Mehdi’nin yanında toplanacaklardır” diyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tabii mühim olan işte en önemli şeylerden bir tanesi, bütün Müslümanlara karşı şefkat duymak. Mesela şu Evrenesoğlu Hoca var. Bana sormuşlar. Ki açıkça “ben Mehdi (a.s.)’yim” diyor. Hatta geçenlerde kendine de güzel bir kavuk yapmış böyle, televizyona çıkıyor. Bayağı sevimli de bir tip, ama cezbe halinde belli yani. Mesela birden böyle bir şey yapıyor cezbe halinde. Birisi bir soru soruyor “bilmem” diyor. Böyle gaybden haber alıyormuş gibi yapıyor, birden böyle bir sıçrıyor, “Evet yavrum kabul edildi” diyor. Yani, sordum, cevap alındı gibi yapıyor. Bir kısım insanlar da tabii inanıyorlar. Ama her halukarda milleti dinsiz imansız yapmıyor, Allah’sız kitapsız yapmıyor. Yani sapkın da olsa, yanlış da olsa, yine İslam’ı Kuran’ı sevdiriyor. O kadar olsun da sonra o sapkınlıklarını, yanlışlarını biz çıkartırız, düzeltiriz değil mi? O kadar nefretle öfkeyle bakmak doğru değil.
Ama tabii haramdır; yani Hoca kendisinin Mehdiliğini ilan etmesi, edebilir. Cezbe halindeyken yani sorumlu olmaz. İmam-ı Rabbani de diyor, yani ehl-i cezbe, ehl-i süluk bir manevi sarhoşluk halindeyken böyle şeyler söyleyebilirler. Ama o süluk dindikten sonra, cezbe üstünden kalktıktan sonra normal konuşmalarına devam eder. Ama ona inananlar sorumlu olurlar. O yüzden, “hüsn-ü zan ediyoruz” desinler. Ama “Mehdi’dir” diye ortaya çıkmak, bu olmaz. İnşaAllah. Ama tabii bilmiyorum, “sabah namazı benden sakıt oldu” diyormuş herhalde. “Bana vahiy geldi, sabah namazlarını kılmama gerek kalmadı, Allah üstümden kaldırdı” diyormuş. Eğer bunlar varsa tabii çok yazık olur o zaman, çok çok yazık olur. Allah rızası için acısınlar, şefkat duysunlar talebeleri, değil mi? Yardımcı olsunlar yani “sen doğru söylüyorsun” olmaz. Beş vakit namaz Kuran’ın emri, açık emri. Namazını kılacak. Kuran’a herhangi bir değişiklik, ilave, ek olmaz böyle şeyler. Bir şahsa ait özel bir ibadet de olmaz, Kuran’a uyacak. İslam’ı anlasın, herkes de sever. Ne gerek var böyle acayip şeylere, değil mi? Mehdilik iddia etmek... Anlat Mehdi (a.s.)’nin geleceğini değil mi? Ne gerek, biz seni Mehdi (a.s.) öncüsü, talebesi olarak görelim. Talebesi belki hüsn-ü zan da edebilir, “Mehdi (a.s.) olabilir” der ama, “Mehdi (a.s.)’dir” deyip oturup kestirip atmak haram olur bu. Hüsn-ü zan etsinler, edebilir, yani seviyordur, hüsn-ü zan eder, bir şey yok. Ama işte, “rüyaya yattım, benim Mehdi (a.s.) olduğumu göreceksin”, kardeşim şimdi kim, herkes sevdiğini düşündü mü, öyle konsantre olursan, akşam görürsün rüyanda. Bu ölçü olur mu? Peygamberimiz (s.a.v.) öyle bir şey diyor mu? “Siz Mehdi (a.s.)’ı anlamak için rüyaya yatın” diyor mu? Mehdi (a.s.)’nin alametlerini belirtmiştir Peygamberimiz (s.a.v.), yerini belirtmiştir, hareketlerini belirtmiştir ve İslam ahlakının dünyaya hakim olması, en büyük ana delil budur. Küfrün yıkılması, Hz. İsa (a.s.) ile beraber namaz kılmasıdır. Biz bunu gördüğümüzde bakacağız, zaten alametlerin aynı olduğunu göreceğiz inşaAllah. Dış alametlerin de aynı olduğunu göreceğiz. Ne diyeceğiz? “İnşaAllah, Allah’ın izniyle, herhalde Mehdi (a.s.)” diyeceğiz, “Allah-u alem.” “İlla Mehdi (a.s.)’dır” demiyoruz bakın, “Allah-u alem” diyeceğiz, o kadar. “Efendim siz Mehdi (a.s.) misiniz?” de denmez. “Biz sizi inşaAllah Mehdi (a.s.) gibi görüyoruz” diyebiliriz. İnşaAllah. “İnşaAllah Mehdi (a.s.)’sinizdir efendim” diyeceğiz, o kadar. Anlaşıldı mı? Onun dışında, yazık o adamcağıza, yaşlı başlı insan. Onu o şekile getirmek. Örnek olarak veriyorum, yoksa çok vaka var.
İstanbul’da, Türkiye’de, alenen Mehdilik iddia eden çok fazla vaka var. Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de, her yerde var dünyada. Ama ne hikmettir, en çekindikleri de benim. Ben demediğim halde, benim gibi yemin eden de yok bunların içinde. Ben Mehdi (a.s.) değilim, “Mehdilik iddia etmiyorum, eğer iddia edersem ömrümün sonuna kadar, Allah’ın, meleklerin, insanların laneti üzerime olsun” diyen hiç kimse yok. Bu kadar kararla söylediğim halde hepsinin de en çok telaş ettiği, bazı grupların, benim yani. Allah Allah, peki kardeşim bu telaşa ne gerek? Ben bir avuç etrafımda insan var. Allah rızası için mücadele ediyorum. Yani bu kadar emin olacağınız ne delil görüyorsunuz? Nasıl bir şey görüyorsunuz da bu kadar emin oluyorsunuz? Ve bu kadar telaş ediyorsunuz?
Mesela Cübbeli, düşün, İttihad-ı İslam gibi ana konu olan, Müslümanlar için en büyük farz olan konuyu terk etti bu konu yüzünden. Bana faydası olmasından çekindiği için, İttihad-ı İslam’ı şu an savunamıyor. Gidin sorun, ispatı ortada. Yani, “Hocam,” deyin, “İttihad-ı İslam’ı siz savunuyor musunuz? Savunuyorsanız, anlatın” desinler. Hiç duyuyor musunuz televizyonlarda? Mesela, Flash Tv’de çıkıp, İttihad-ı İslam’ı savunabiliyor mu o? “Cinsellikle ilgili iki cilt kitap yaptım” diyor. “Cinsel pozisyon, cinsel ilişki nasıl olur onu anlatacağım” diyor, en acil konuymuş gibi. Bak bütün işi gücü bırakmış adam, Ramazan ayında ana konu bu, bu kitabın tanıtımını yapıyor. İslam aleminin en büyük sorunu cinsel ilişki mi şu an? Cinsel ilişki pozisyonları mı? Cinsel ilişkiyle ilgili teknikler mi konu, değil mi? İttihad-ı İslam’dır şu anda asıl konu olan. Müslümanlar perişan vaziyette, adamlar şehit ediliyor, eziliyor, mahvediliyor, “gelin size cinsel teknik öğreteyim” mi diyecek orada Cübbeli, değil mi? Cinsellikle ilgili eksik bilgileri, onları mı düzelteyim diyecek. Fas’ı, Tunus’u, Cezayir’i görmüyor mu bu adam, değil mi? Afganistan, Irak, her yer kan gölü gibi, her yer. Doğu Türkistan’da 30 milyon kardeşimiz şehit edildi. Gidip onlara şimdi, “gelin size 2 cilt cinsellikle ilgili kitap yaptım, bunu mu anlatayım” diyecek yani? Flash Tv’de adını sorsan, kitabından bahsediyor. Onun için, bir fevkaladelik olduğunu kardeşlerimiz görsünler. Ama tabii, sevgiden, şefkatten, merhametten ayrılmadan. Yani eleştirelim, açık şekilde eleştirelim, ama şefkati kaldırmamak lazım. Çünkü sonunda kazanma amacı var. Sonunda düzelmeleri amacı var. Bilimi ve teknolojiyi en son haddine kadar kullanalım.
Mesela bilgisayar teknolojisini geliştirsinler kardeşlerimiz, hatta bilgisayarı en ince parçalarına kadar öğrensinler. En güzel şekilde bilgisayarı kullanmayı bilsinler. İnternet nasıl kullanılır, güzel öğrensinler. Genel kültürlerini alabildiğine artırsınlar. Gece gündüz okusunlar, boş işlere vakit ayırmasınlar. Bu chatleşmeler falan var ya, bunlar tam zaman içen, zaman canavarı gibi bir kısmı. Bundan kaçınsınlar. Bir programa giriyor, 4 saatini 5 saatini alıyor. Bakıyorum, 5 kuruş etmeyecek konular. “Naber?” “N hbr?” İşte, v yanına a yı uzatıyor, çekiyor çekiyor çekiyor sonra v ile bitiyor. Sonra ünlem, sonra gülen bir surat. Arkasından başka bir işaretler. Biliyorlar da onların formüllerini, ne anlama geliyor. Çin alfabesi gibi, Mısır yazıları gibi, çözüyorlar da. “Bu ne?” diyorum, “şu anlama geliyor” diyor. Geçenlerde öyle bir şey vardı, akıl almaz. Mesela argo sözcükleri de kısaltmışlar. Ben mesela safiyane soruyorum, “bunlar ne?” diyorum, “şu anlama” geliyor diyorlar. Böyle boş işlerle uğraşacağınıza, faydalı şeylerle uğraşsanıza. İnsan düz konuşmadan rahatlar. O ne biçim konuşma öyle, Eskimo dili gibi. Evet, Oktar Hocam anlat bir şeyler.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Siz Hz. İsa (a.s.)’yı kabul ediyorlar ama, Mehdi konusunu kabul edemiyorlar demiştiniz. Bu sorularlaislamiyet.com’da bir cümle Hocam: “Mehdi (a.s.)’nin gelişini belli bir seneyle sınırlamak doğru değildir” açıklamasını yapmışlar.
ADNAN OKTAR: Allah Allah, buna da şükür, buna da şükür. Hiç olmazsa gelmesini bekliyoruz gibi mi yazmışlar?
OKTAR BABUNA: Evet, Allah-u alem öyle anlaşılıyor Hocam. “Mehdi (a.s.)’ın gelişini belli bir seneyle sınırlamak doğru değildir.”
ALTUĞ BERKER: Belki Cübbeli’ye cevap olabilir mi Hocam? Bir anlamda, olumlu düşünürsek?
ADNAN OKTAR: En iyi şekilde, kardeşim, bekliyor olması da yine bir derece yani. Yine iyi bir aşama o yani. “Geldi-bitti” demektense, geleceğini bekliyor olmak daha ehven. Çünkü “geldi-bitti” deyince, “İslam ahlakı hakim olmamış, o zaman Kıyameti bekliyoruz” diyor adamlar. Yani bu çok riskli bir şey. Tam teslimiyet ve tam mağlubiyeti kabul etmek demektir. Ama burada adam ümitvar. Bir daha oku bakayım.
OKTAR BABUNA: “Mehdi (a.s.)’ın gelişini belli bir seneyle sınırlamak doğru değildir.”
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman’a göre mi, kendi kafasına göre mi, hadislere göre mi? Hadislere göre sınırlı.
OKTAR BABUNA: 1400 senesinde diyor Peygamberimiz (s.a.v).
ADNAN OKTAR: Hayır açık. “7000 yıl” deyince, “5600 sene geçti” dediğimizde geriye ne kalıyor, 1400 ile 1500 kalıyor. “Ben kendi kafama göre sınır koymuyorum” diyebilir ama, “hadise göre sınır koymuyorum” diyemez. Hadis sınırlamış, açıklamış Resulullah (s.a.v.). Bediüzzaman da açıklamış, bak “hicri 1506’ya kadar” diyor. “1400’de Mehdi (a.s.) çıkacak, 1506’ya kadar galibane” diyor. Ondan sonra “gizli malubane” diyor, değil mi? 1545’te de, Allah’ın izniyle Kıyamet kopacak diyor. Nasıl sınırlama yok? “Ha, ben Bediüzzaman’ın dediklerini kabul etmiyorum, ama Nur talebesiyim, Bediüzzaman talebesiyim ama, Bediüzzaman’ı kabul etmiyorum” diyorsa, o mantıkla olmaz.
OKTAR BABUNA:Bir de mantık bozukluğu var Hocam inşaAllah. Demişler ki: “Meseleye şahıs bazında bakılırsa, o zaman, bir değerli Hocamızın dediği gibi, ‘Hz. Peygamber’in bile başaramadığı işleri, başaracak olan Mehdi anlayışını nereye yerleştireceksiniz’ demekten kendimizi alamayız.”
ADNAN OKTAR: Al, buyur. Bak Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’e itimat etmiyor. Bediüzzaman söylüyor, itimat etmiyor, kendi kendine mantık çıkartmışlar. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki, “dünyaya hakim olacak” diyor. Sen, sana ne. Peygamberimiz (s.a.v.)’den daha üstün konuma geleceğini düşünüyor aklınca. Çok hatalı. Peygamberimiz (s.a.v.)’in kumandanı olarak Mehdi (a.s.) ortaya çıkıyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in askeri olarak ortaya çıkacaktır. Zaferi kazanan kimdir? Peygamberimiz’dir (s.a.v.). Onun emrinde. 1400 sene sonra olsa ne olur, 3 yıl sonra olsa ne olur, 10 yıl sonra olsa ne olur değil mi? Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizesi, Mehdi (a.s.)’nin kerameti olacaktır. Ve bunu Allah söylüyor hakim olacağını. Ve Kuran ayetlerinde, Nur Suresi’nde, diğer surelerde İslam ahlakının bütün dünyaya hakim olacağını Allah Kuran’da belirtiyor. Burada, Allah’ın hükmünü de kabul etmeme var. Peygamber (s.a.v.)’in hadislerini de kabul etmeme var. Bediüzzaman’ın izahlarını da kabul etmeme var. Mantıkla bakılmaz. Kuran’a göre, hadise göre ve Üstad’ın izahlarına göre hareket edecekler. Evet.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Bu, “süre belirlemeye gerek yok”tan önce de şu cümleyi söylüyorlarmış: “Her zamanda bir iki Mehdi gelir, Ahir zamanda gelecek olan Büyük Mehdi (a.s.) birdir.”
Ondan sonra da “süre belirlemeye gerek yok diyorlarmış ama”.
ADNAN OKTAR: Büyük Mehdi (a.s.) bekliyorlar mıymış yani?
OKTAR BABUNA: Evet. “Her zamanda bir iki Mehdi gelir, Ahir zamanda gelecek olan Büyük Mehdi (a.s.) birdir.”
ADNAN OKTAR: Tamam, güzel.
OKTAR BABUNA: Ama “süre belirlemeye gerek yok” diye de ilave ediyorlar ondan sonra.
ADNAN OKTAR: Neye göre? Kendi kafasına göre. Kardeşim Üstad’a göreyse, Üstad süreyi belirlemiş Bediüzzaman. Defalarca, bir tane iki tane değil. “Benden 100 yıl sonra” diyor, “hicri 1400’de” diyor, o kadar çok vakit belirlemiş ki, bir tane, iki tane, on tane değil. Çok net tarih vermiş. Peygamberimiz de çok net tarih vermiş, 7000 yıl ile ilgili hadislerde, değil mi? “Ama benim kafama göre” diyorsa, o geçerli olmaz. Ama Peygamber (s.a.v.)’e göre, Bediüzzaman’a göre diyorsa o zaman teslim olacak. Orada tarih var. Tarih var, 1400, Hicri 1400. “Ve 1506’ya kadar” diyor Bediüzzaman, o kadardır süre. “Ondan sonra bozulma başlayacak” diyor Bediüzzaman. İnşaAllah.
Ama iyi, böyle bir hafif hafif kıvılcımlar, düzelmeler var gibi. Aslında herkes bastırsa vazgeçerler bu durumdan. Kimse ellememiş. Enine alıp arşınına satmış bazı şahıslar. Mazlum, samimi Müslümanlar da ses çıkartmamış, kalmışlar. Ağabeyler de biliyor. Mesela Sungur Ağabey’le konuştuğumuzda, sen var mıydın son görüşmemizde?
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR: Ne dedi? “Ben görmeyeceğim, sen göreceksin dedi” dedi. Aynı, Hocamız Seyyid Salih Özcan’a dediğini ona da demiş, bak aynısını. “Ben görmeyeceğim, sen göreceksin” demiş, bitti. Ayrıca Sungur Ağabey bana söyledi. “Bak Mehdi (a.s.) bambaşka olacak dedi” dedi. Bediüzzaman bizzat kendisine söylemiş. “Bambaşka olacak dedi” dedi. “Nur talebesi mi olacak Hocam?” dedim. “O Nur talebesi olmayacak dedi” dedi, “bambaşka olacak dedi” dedi. Ama hayrettir, Allah’ın hikmeti, orada basiretim mi bağlandı, devam etmedim, sorsam konuşacaktı Hocam. Adımı sordu, ebced hesabı yaptı adımla ilgili. Bizim çocuklar hepsi sarıklarla oturuyordu böyle, başları sarıklı, omuzlardan sarkıtıyorlardı o zamanlar, daire şeklinde oturuyorlardı, ben de ordaydım. Ayakta karşıladım Sungur Ağabey’i. “Sen nerelisin kardeş?” dedi böyle bir kendi üslubu var. “Ankaralı’yım Hocam” dedim, “Adın ne?” dedi, “Adnan” dedim. “Soyadın ne?” “Oktar” dedim. Cebinden bir defter çıkarttı, bir hesap yapmaya başladı. Kardeşlere baktı, bize baktı, bir ebced hesabı, yaptı yani hesap yaptı, ama sonucunu bana söylemedi. “Hocam” dedim, “Mehdi (a.s.) Nur talebesi mi olacak?” dedim. Ben Nur talebesi olacak diye bekliyordum. “Nur talebesi olmayacak dedi Bediüzzaman. Bambaşka olacak dedi” dedi. “Bambaşka olacak” onun kendi üslubu var ya. Hayret ettim öyle deyince, Çünkü Nur talebeleri hiçbir şekilde öyle bir şey söylemiyorlardı daha önce. Ben Sungur Ağabey klasik cevap verecek zannettim. Ama bana doğrusunu söyledi. Bu mesela çok acayip doğrusunu söylemesi. Çünkü tanımaz, bilmez beni, ilk defa görüyor. Bak mesela ben yılların Nur talebesi olurum, yani güvenini kazanırım, artık bana sır verebilir, bunu söyleyebilir, çok yakınıyken söyler. Bak beni hiç tanımaz bilmez olduğu halde bu kadar ehemmiyetli bir sırrı daha ilk görüşte verdi bana. Bak memleketimi sordu, adımı sordu, daha yeni tanıştık. Tanışır tanışmaz sırrı bana verdi. Bu harikulade bir şeydir. Çok çok acayip bir şeydir. Belki de hiç kimseye söylemediği bir sır, bilmiyorum yani kimlere söyledi. Söylemiştir Allah-u alem ama yani çok güvendiği kişiler olmadıktan sonra onu söylemez, değil mi? Yani tecrübe etmedikten sonra yıllarca. Ama beni görür görmez söylemesi hayret edilecek bir şeydir. MaşaAllah. O ebcedi niye yaptığını da bilmiyorum. Hesaptan ne çıkarttı onu da bilmiyorum. O, onun bir sırrı. Utanıyorum da şimdi gidip sorsam, olmaz. Ama bu son gittiğimizde de “sen” dedi, “sedd-i Zülkarneyn oldun” dedi. “Seni aşıp bize gelemiyorlar” dedi. Mesela bu çok hoşuma gitti. Yani, “sen olmasan bizi direk ezerlerdi” diyor, anlaşıldı mı? Ama “sen” diyor, “sedd-i Zülkarneyn gibi, çelik gibisin, seni aşamıyorlar ki bize gelsinler” diyor. Aşamazlar, fikri alanda ciğerlerini sökerim çünkü, Allah’ın izniyle. Hiçbir zaman için aşamazlar, Allah’ın izniyle. Sıkıysa gelsinler. Biz de ilimle, fenle, sevgiyle, şefkatle, yerle bir edeceğiz Allah’ın izniyle inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bu şeyi anlatmıştınız Hocam, DGM’de sizi tutuklarlarken...
ADNAN OKTAR: Onu daha önce de anlatmıştım da. Ben ümmetçilik propagandasından tutuklanmıştım, 25 yıl hapsim isteniyordu. Bizim çocuklar da daha yeni o zamanlar. Hepsi toplanmışlar, şimdi bana böyle gözlerini patlatmış bakıyorlar heyecan içinde çocuklar yeni. “Ya” dedim, “bunlardan bir şey çıkmaz.” Annem de ilerden geliyor çantasıyla böyle. Dedim herhalde annem de iyi bir şeyler söyler dedik herhalde. Anneme “merhaba” dedim, “nasılsın?” dedim, cevap yok. Tek cevap var, “cık, cık, cık”. Annem şimdi ayaklarıma iniyor, ayaklarımdan omzuma kadar geliyor, ama yüzüme bakmıyor. Geri aşağı iniyor ama sürekli “cık cık cık” tarzında. Baktık annemden de bir şey fayda olacak gibi değil. Sürekli açıklıyorum, “önemli bir şey değil” diyorum. Ama, annem hiç dinlemiyor yani, “bu olur” diyorum, “Müslümanlar böyle şeylerle karşılaşır” diyorum. Ve Sungur Ağabey geldi maşaAllah dev cüssesiyle, cübbesi üstünde, takkesiyle. “Ne mutlu sana kardeş” dedi. Ama bayağı bir inledi DGM’nin önü. Ama, Hoca, duymayan kalmadı. “Mazi de,” yani geçmiş de, gelecek de “müstakbel de seni alkışlıyor” dedi. “Ne mutlu sana” dedi ama titredi orası böyle. Onu duyunca çok hoşuma gitti böyle. O da o zamandan kalma güzel bir hatıramız. MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz Medrese-i Yusufiye’deyken de, o 87’lerde, iki sene boyunca, bize ders yapmaya geldi, haftada 2 gün muntazam.
ADNAN OKTAR: Evet, çok mübarek bir insan. Yani normalde öyle bir insan bu hastalıkla, bu kolestrol düzeyiyle, bu tıkanmalarla, bu pıhtıyla yaşaması mümkün değildir, imkansız. Şekeri de var herhalde değil mi?
ALTUĞ BERKER:Ölçmüyormuş Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak şekeri en yüksekte. Yani doktorlar “imkansız yaşamaz” diyorlarmış yani bu durumda. Dikkat de etmiyor şekerine, ne bulursa yiyor. Bütün beyin şeylerinde, kolestrolden böyle yuvarlak habbecikler oluşmuş. Hiçbir şey olmuyor. Dediler ki: “Hoca ölmek üzere” dediler bana. “Sen git konuş” dediler, “biraz da aklına zarar geldi” dediler yani. Gittim, “Hocam ne aklına zarar gelir, ne de sana bir şey olur, sana söyleyeyim” dedim. “Sen vazifelisin, vazifeli olduğun devre kadar yaşayacaksın sen” dedim. “Sana hiçbir şey olmaz” dedim. “Vazifeli olduğun devre kadar sen yaşayacaksın” dedim. “Aklına da bir şey olmaz, çünkü velisin” dedim. Velilerin aklına bir şey olmaz. Yani, (haşa) “bunadı” dediler. “Alenen bunadı” dediler. Ben de dedim, “bunama munama hiçbir şey olmaz sana” dedim. Şakır şakır konuşmaya başladı mübarek böyle. Şakır şakır, gayet de güzel, fasih. Ondan sonra coştu, uçtu gitti Rusya’ya, gitti tebliğlere başladı. Yeri göğü birbirine kattı maşaAllah. Herkes; “acayip canlandı senden sonra” dediler. Bir bildiğim var ki söyledim, inşaAllah. Onun da bildikleri var, ama benim de bildiklerim var inşaAllah.
Şimdi şu evrim teorisinden bahsedin, bir ortalığı yıkın. Kardeşim, bakın şimdi, Marksistler’in, Darwinist, materyalistlerin en çekindiği konu nedir biliyor musun? Şimdi biz bu konuları anlatıyoruz ya, onlar uyuklayarak dinlerler, etkilenmezler bu konulardan. Onları ne hoplatır biliyor musun? Böyle kızgın maşa bir yerine değmiş gibi havalara hoplayarak, Darwinizm’i vurmaktır. Acayip ızdırap verir, acayip böyle. Hani dananın bazen kulağını buruyorlar da hayvanın böyle gözleri dönüyor ya Allah vermesin, dehşetli acı çeker. Çekmemeleri gerekir, ama çekiyorlar Allah’ın hikmeti. Biz de hani sadistliğimizden değil de, düzelsinler, doğru yola gelsinler diye. Her seferinde Darwinizm’i anlatın. Şu fosili gösteriyorsunuz ya, her biri kurşun gibi ızdırap verir. Ve kafalarını da açar, iyi olur, faydalı olur, devam edeceğiz.
Radyo programları
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...