SUNUCU 1: Yayınımıza Harun Yahya TV internet sitemizden devam ediyoruz. Buyurun Hocam
OKTAR BABUNA: Hocam, Rusya dünyanın en büyük buğday ambarlarından biriymiş şu anda yangınlar dolayısıyla ihracatı durdurmuş. Buğdayda kıtlık bekleniyormuş, başka ülkelerde de vardı. Siz de dikkat çekmiştiniz Hocam ekonomik kriz başladığında, inşaAllah. Buğdayda da kıtlık başlamış.
ADNAN OKTAR: Ahir zaman çok harikadır. Bak Allah diyor ki; “oyun ve eğlence olsun diye yapmadık” diyor Allah. “Onlar hiçbir şey olmayacak zannettiler, fitneye daldılar” diyor ayette, değil mi? Yine hiçbir şey olmayacak zannettiler. Halbuki burası imtihan yeridir, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir de Rusya’dan bir gazete haberi gelmişti Hocam, inşaAllah. Yangın duasına çıkmışlar Rusya’da. “Bitmek bilmeyen yangınlar yüzünden dumanlara teslim olan bir grup Hıristiyan yağmur duasına çıktı” diye haber var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir fevkaladelik var demek ki inşaAllah. Hadislere bakmak lazım, Ahir zaman hadislerine.
“Selamün aleyküm saygıdeğer Hocam ve arkadaşları.” Aleyküm selam, herhalde sizi kastetti, siz de aleyküm selam deyin. “Hocam eğer ki 2120’lerde Kıyamet kopacaksa; benim çocuklarım uzun yaşarsa, dinin ve dünyanın, ahlakın bozulması senelerinde yaşayacak ve torunlarımın başına Kıyamet kopacak. İman da küfür de Allah’ın elindedir elbette. Ama çocuklarıma nasıl bir eğitim vereyim ki Allah korusun küfre dalmasınlar? Saygılarımla, Sebahat Gürses” Almanya, Hannover’den kardeşimiz göndermiş. Mesela bak, Mehdi (a.s.)’nin çocuğu olmuyor, bu sebepledir, inşaAllah. Kuran’ı anlatacak, Kuran’dan bahsetsin, Ehl-i Sünnet itikadını anlatsın ama buna rağmen kader değişmez. İllaki olacak.
“Sayın Adnan Oktar bir keresinde, Sayın Ahmet Mahmut Ünlü’nün kendisini ziyaret ettiğini ve kendisinin Mehdilik iddiasında bulunmadığını görünce Ahmet Mahmut Ünlü’nün rahatladığını söylemişti. Bu durum nasıl açıklanır? Mehmet” diyor. Ahmet Mahmut Ünlü’nün -Ahmet Hoca’yı kastediyor- rahatlamasının nedeni onu Mehdi (a.s.) gibi gördüğümü, Mehdi (a.s.) olduğunu ima edince rahatladı yoksa ona rahatlamaz o. Ben cezaevinden çıktığımda ziyaretime gelmişti. O zaman konuşmuştuk, Tarkan da vardı. Şimdi durduk yerde yine ben Mehdi (a.s.) konusunu açtım, anlamak isteyen öğrenmek isteyen bir insan edasıyla. Dedi ki bir ara, Sultan Ahmet Camisi’nin üzerinden oğlum Ahmet diye Peygamberimiz (s.a.v.)’in bağırdığını, yüksek sesle nida ettiğini -rüyasında mı gördüğünü söyledi direkt mi duyduğunu söyledi tam hatırlamıyorum- o şekilde bir söz söylemişti. O ve birkaç ifadesinden kendisinin Mehdi (a.s.) olduğunu ima ettiğini anladım. Ondan sonra çok rahat bir şekilde “Hocam biz Mehdi (a.s.)’yi arıyorduk ama ben Mehdi (a.s.)’yi buldum, Allah razı olsun” dedim. Acayip keyiflendi acayip gevşedi. Böyle üzerine bir beşaşet bir suhulet bir ferahlık geldi. Fakat kardeşlerimize sordum, çok detaylı hatırlamıyorlar, bu kadarını hatırlıyorlar onlar da. Bana soru soran kardeşlerimiz oluyor da, ben onlara cevap veriyorum, ama bazen dediğimi tam anlamıyorlar.
Kehf Suresi 65. Şeytan’dan Allah’a sığınıyorum; “Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.” Ebcedi 2010 tarihini veriyor. Bakın tek rakam çıkıyor, 2010. Ayeti bir daha okuyorum. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Derken, Katımız'dan,” Cenab-ı Allah’ın rahmetinden, “kendisine bir rahmet ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.” Tam 2010 tarihini veriyor ebcedi. “Musa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?"” Biz de Mehdi (a.s.) ‘ye ne diyeceğiz? “Muhterem Hocam” diyeceğiz, hissederiz Mehdi (a.s.) ‘yi ama açıkça bilemeyiz. “Sana talebe olmak istiyorum. Allah’ın sana öğrettiği bilgiden bize de öğretmen için size tabi olabilir miyim?” Bak, “tabi olabilir miyim?” diyeceğiz. “Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin."” Bu ne demektir aynı zamanda; Mehdi (a.s.) talebesi olmak zor ama pek zor, pek pek pek zordur. Böyle üçkağıtçının, dünya aşıklarının, aklı zayıf olanların, imanı zayıf olanların, dünyasını kurtarmanın peşinde olanların; evlenip yuva kurup işine gücüne bakmak isteyenlerin, dünyasını mamur etmek isteyenlerin, köşe dönmek isteyenlerin yapacağı gibi bir şey değildir. Hele korkak ödleklerin yapabileceği bir şey hiç değildir. Bak ne diyor; “"Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin."” “Devam edersin ama bir dereceye kadar devam edersin” diyor. Burada buna da işaret var. Hz. Musa (a.s.)’ya bakıyor, Hz. Hızır (a.s.)’la arasında ama aynı zamanda Mehdi (a.s.) ve Mehdi (a.s.)’ye tabi olanlara da bakıyor işari yönüyle. “(Böyleyken) Özünü,"” demek ki bilginin bir özü var, “özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?” Şimdi ben Mehdi (a.s.) değilim, öncüsüyüm, talebesiyim. Mesela bir şey söylüyorum kardeşlerimiz anlayamadıkları için, “şu sözü niçin böyle söyledin, olur mu, böyle söylenir mi?” diyorlar. Bakın diyor ki, “özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?” Özünü kuşatamıyorlar söylediğim sözün ve sabredemiyorlar. Sen sakin ol, sana ne. 10 yıl sonra dediğim doğru çıkacak mı, çıkmayacak mı, sen ona bak. Değil mi? Allah Allah, ben vakit de veriyorum sana. Ama özünü kavrayamıyorsun ve dolayısıyla sabredemiyorsun. “(Musa:) "İnşaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi.” Tabi olan böyle tabi olacak, değil mi? Bak, ne diyor? “"İnşaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim"Dedi ki: "Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma,” beni analiz etmek, beni eleştirmek bunlar olmayacak, diyor. “Ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar.” Ben gerekeni sana açıklarım ama bana soru sormayacaksın, diyor. “Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın."” Bak, niye deldin de demiyor Musa(a.s.), dikkat ederseniz. “İçindekilerini batırmak için mi onu deldin?” diyor. Suçlayan bir üslup kullanıyor. “Andolsun” diyor yemin ediyor ayrıca, “sen şaşırtıcı bir iş yaptın.” Halbuki daha önce söz vermişti, değil mi? “Dedi ki: "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?"” Bu kıssadan gaye Mehdi (a.s.) talebesi olmanın ne kadar zor olduğunu anlatmak içindir. Kehf Suresi çünkü Mehdiyet’i anlatır, Hızır’dan kasıt da Mehdi (a.s.)’ye işarettir. “Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama.” Ahir zamanda unutkanlık yayılacaktır, ona da işaret var. “"Ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma" dedi.” Bak, “beni unuttuğumdan dolayı sorgulama.” O ona söylüyor sorgulama diye. Halbuki Hızır (a.s.) ona söylüyor, ‘sorgulama’ diye; o da ona, ‘sen de beni sorgulama’ diye, inşaAllah. “Ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma” diyor. Halbuki zorluğu çıkaran kendisi orada. MaşaAllah, tabii kadere tabi oluyor. Zelledir, Peygamber zellesidir, inşaAllah, hikmet var. “Böylece ikisi (yine) yola koyuldular.” Hep ikisi. İkisi, ikisi, hep iki. Hep iki iki gider. “Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki: "Bir cana karşılık olmaksızın,”” bir kısas olmaksızın, “tertemiz bir canı mı öldürdün?” “Günahsız bir canı mı öldürdün” diyor. “Andolsun,” bak yine yemin ediyor, “sen kötü bir iş yaptın.” Mesela o canın tertemiz olup olmadığını o bilir, vahiyle hareket ediyor çünkü, bir. “Andolsun” diyor mesela, yemin etmemesi gerekiyor, iki. “Sen kötü bir iş yaptın.” Kesin hüküm vermemesi gerekiyor çünkü ona uymakla mükellef. “Kötü bir iş yaptın” da diyemez. Dememesi lazım. “Dedi ki: "Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini sana söylemedim mi?"” Sabrediyor ama, sabırla devam ediyor. “(Musa:) "Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun" dedi.” “kabul ediyorum” diyor. “(Yine) Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı.” Mehdi (a.s.)’yi de konuklamaktan kaçınacaklardır. “Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular.” Hz. Süleyman (a.s.)’ın duvarı, Hz. Süleyman (a.s.)’ın mescidinin duvarı aynı zamanda, inşaAllah. “Hemen onu inşa etti.” Mehdi (a.s.), Hz. Süleyman (a.s.)’ın mescidini inşa edecek, bizzat da katılacak; eliyle bir tuğla koyar, bir şey yapar, inşaAllah. “Hemen onu inşa etti.” Demek ki duvarcı ustaları da kontrol altına alınacak. Duvarcı ustası değil mi Hızır (a.s.)? Aynı zamanda duvarcı ustasıdır. Hz. Mehdi (a.s.)’nin de duvarcı ustalarını kontrol altına alacağı anlaşılıyor, masonları, inşaAllah. “(Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin."” Peki, mübarek, güzeller güzeli, canımın içi, muhterem, Allah’ın sevgilisi -çok sevdiği bir insandır Cenab-ı Allah’ın, Hz. Musa (a.s.)- sen koyunlarını sulayan o hanımları gördüğünde gittin, hiçbir ücret talep etmeden o hanımların koyunlarını aldın, suladın ve aldın geri götürdün ki bayağı bir emek verdin. Ücret istedin mi? İstemedin. Allah rızası için yaptın hikmete binaen, sana orada soran oldu mu niçin ücretsiz yaptın diye? Olmadı. Sen niye Hızır (a.s.)’a soruyorsun, değil mi? Sen orada, mübarek, canım Peygamberimiz (a.s.) bir olay oldu, tek yumrukta vurdun adamı öldürdün. Sana soran oldu mu, niye öldürdün diye? Çünkü kasten öldürmedi. Kader içerisinde öldürdü. Ama hiç kimse sana sormadı, değil mi? Sorulmasını istemezsin, inşaAllah. Peki, vahiyle hareket eden Hızır (a.s.)’a niçin soruyorsun? Aynısıyla sen karşılaşmışsın bak, sormamışlar sana. Mesela gemiye bindi, bak; “nitekim ikisi beraber gemiye binince” o gemiyi parçalıyor, sakat gösteriyor. “İçindekileri batırmak için mi onu deldin?” diyor. Peki, annen seni ufak bir gemi olan o sandıkla suya koyarken seni öldürmek için mi bıraktı suya? Suya bir çocuğun bırakılması ne demektir, bir tahta sandık içerisinde? Ölümü demektir. Kediler parçalayabilir, köpekler parçalar, kurtlar parçalar, insanlar parçalar; suyun içinde alabora olur, dağılır, ölebilir. Her şey olabilir, değil mi? Annen niçin seni suya bıraktı? Ölsün diye bırakmadı, parçalansın diye bırakmadı. Biliyordu hayırla neticeleneceğini, değil mi? O da küçük bir gemiydi. Sen bunu sorguladın mı? Sorgulamadın; çok haktı, doğruydu. Hz. Hızır (a.s.) yaptığında, o da vahiyle hareket ediyor, senin annen nasıl vahiyle hareket ettiyse, Hızır (a.s.) da vahiyle hareket ediyor. O zaman niye şaşırıyorsun, değil mi? Dünya tatlısı, çok heyecanlı bir Peygamber. Allah’ın çok sevdiği Ulu’l Azm Peygamberlerden. Asayı attığında, asa yılana dönünce direkt kaçmaya başladı. Allah, “korkma, gel. Benim Katımda Peygamberler korkmaz” dedi. Geri döndü. En çekindiği şeylerden birini yaptırdı Allah. “Tut kuyruğundan” dedi. Yılanın, gitti kuyruğundan tuttu. Allah ona cesaretini artırıyor, en çekindiği şeylerden bir tanesi yılan. Mesela en çekindiği şeylerden birisi adam öldürmek, suçsuz yere bir adam öldürmek. En büyük imtihanlarından birisidir o. Allah diyor, büyüklüğünü o imtihanın. Çünkü çok yufka yürekli birisi aynı zamanda Musa (a.s.). O olaydan müthiş etkilendi, bir adam öldürmüş olmaktan, inşaAllah. Kazara oldu ama çok etkilendi. Firavun’dan mesela çok çekiniyor, “git ona, konuşacaksın” diyor Allah. “Tek başına gideceksin, konuşacaksın” diyor. “Ya Rabbi, bana kardeşimi yardımcı kıl” diyor, Harun (a.s.)’u, diyor. “Dilim tutuluyor, kalbim sıkışıyor, bunalıyorum” diyor, heyecandan. Allah kabul ediyor. “Kardeşin Harun (a.s.)’u sana verdim, yardımcı olarak. Gidin ikiniz ama ben sizi görüyorum, takip ediyorum” diyor.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, inşaAllah; Mehdi (a.s.)’nin faziletlerini öğrenince, Hz. Musa (a.s.)’nın Mehdi (a.s.) olmak için duası var, Allah’ın izniyle. Üç defa Allah’tan Mehdi (a.s.) olmayı istiyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, üç defa Allah’tan Mehdi (a.s.) olmayı istiyor. İnşaAllah. “Dedi ki: "İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız."” Mehdiliğe sabretmek zordur, Mehdi (a.s.) talebesi olmaya sabretmek zordur. Başından ayrılır, hiç yanaşmaz, yanaşırsa da görür görmez ayrılır veyahut devam ettiyse de bir süre sonra ayrılır. Gücü yetmez, herkesin gücünün yeteceği bir şey değildir. Kuran çok dolaylı yoldan buna da işaret ediyor. Ama tabii Hz. Musa (a.s.)‘nın konumu apayrı. O Ulu’l Azm Peygamberdir, inşaAllah. Bakın, şimdi açıklıyor. “Şimdi sana hikmetlerini açıklayacağım” diyor. 79. ayet; “Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim.” 1979’da Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişini müjdeleyen gemi, dünyanın dördüncü büyük tankeri biliyorsunuz, yeri göğü birbirine kattı. İstanbul’daki en büyük ateş topu oluştu. İstanbul tarihinde, Konstantiniye tarihi de dahil böyle bir aydınlanma ilk defa olmuştur, İstanbul’da. İstanbul’da dünya yaratıldı yaratılalı ilk defa böyle bir aydınlanma olmuştur. Herkes gündüz oldu zannetti. “Bunu gördüğünüz vakit Al-i Muhammed müjdelensin, Mehdi (a.s.) gelmiştir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı.” O devirde bir zorbalık var demek ki, 79’larda. Ve bir kral. Demek ki o devir; anarşinin, terörün, zulmün, gasbın yoğun olduğu bir devir olacak. Ona işaret ediyor Kuran, inşaAllah. “"Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk. Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik.”, Mehdi (a.s.)’ye işaret ediyor, bu da bakın. Öbür çocuk deccale işaret ediyor, deccaliyetin ölümüne. Deccal’i Hızır (a.s.) öldürecektir, inşaAllah. “Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını,” Mehdi (a.s.) çok merhametli; kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi uyandırmayacak ve çok temiz olacak. Tahirdir. “Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu.” Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.). İkisi de öksüzdür, yetimdir. “Altında onlara ait bir define vardı.” Hem Ayasofya’ya hem Hz. Süleyman (a.s.)’ın mescidine bakıyor. “Babaları salih biriydi.” Her ikisinin de babası Hz. İbrahim (a.s.)’dir.Hz. İsa (a.s.)’nın da, Hz. Mehdi (a.s.) ’nin de cet olarak. “Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler” vakitleri gelsin “ve kendi definelerini çıkarsınlar.” Mehdi (a.s.) devrinde bütün definelerin ortaya çıkacağı var mı? Hz. İsa (a.s.) devrinde var mı? Var. Bak ayette buna işaret ediyor. “(Bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım.” “Düşünerek bunları söylemedim, vahiyle hareket ettim” diyor. Allah’tan alınan vahiy. “İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu.” İnsanlar Mehdi (a.s.)’ye de sabır gösteremeyecekler, o yüzden 313 kişidir. Sabır gösterebilseler 313 bin kişi olurdu. 313 kişi olmasının sebebi budur. “Sana (Ey Muhammed,) Zu'l-Karneyn hakkında sorarlar.De ki: "Size, ondan 'öğüt ve hatırlatma olarak' (bazı bilgiler) vereceğim.” Doğrudan Mehdi (a.s.)’yi anlatan bir ayettir. Kardeşimiz, işte geçmiş devirde şu bu değil. Bakın burada; “Gerçekten, Biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik ve ona her şeyden bir yol (sebep) verdik.” 84. ayet, 2017 ebcedi. Bak, bir tane rakam veriyor. Bir ebcedi vardır, 2017. “Gerçekten, Biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik.” İki mümin kul hakim olmuştur; biri Zülkarneyn, biri Hz. Süleyman (a.s.). Biri Buhtunnasır, biri Nemrut. “Beşinci olarak da evlatlarımdan Mehdi (a.s.) olacak” diyor. “O da, bir yol tuttu.” Bir sultan, bir sebep, bir güç. “Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı.” Güneşin battığı yer. “Ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (istiyorsan onları)azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin." Dedi ki: "Kim zulmederse biz onu azaplandıracağız, sonra Rabbine döndürülür, O da onu görülmemiş bir azapla azaplandırır." Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz."” Mehdi (a.s.) ‘nin vasfıdır bu; kolaylık, güzellik ve merhamet. “Sonra (yine) bir yol tuttu. Sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı.” Bir yere bakıyor, doğduğunu görüyor; bir yere bakıyor, battığını görüyor. Bu nasıl olur?
OKTAR BABUNA: İnternetle demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Gir şimdi internete bak, başka bir ülkeye bak; bir yerde doğduğunu görürsünüz, bir yerde battığını görürsünüz. İnternet teknolojisi dışında böyle bir şey olmaz. Doğrudan Ahir zamana bakan bir ayet, inşaAllah. “İki seddin arasına kadar ulaştı.” 2015. PKK terörünün tamamen biteceği tarihtir, inşaAllah. “Dedi ki: "Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır.” 1987 tarihini veriyor bu ayet de. Demek ki 1987’de bir ferahlık, bir atak var, inşaAllah. “Böylelikle,” kur seddi, Sedd-i Zülkarneyn, “ne onu aşabildiler, ne onu delmeye güç yetirebildiler.” Öyle sağlam bir yapılanma meydana getirecek ki hiçbir şekilde güç yetirmeyecekler. “Ancak Kıyamette yıkılır” diyor. Mehdiyetin sistemi çok çok güçlü olacaktır. Mehdi (a.s.) devrinde yıkmak mümkün olmayacaktır, imkansız, inşaAllah. Berkerim ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Siz anlatırken aklıma geldi, daha evvel anlattığınız gibi; “Hz. Mehdi (a.s.)’nin birinci vazifesi, iman vazifesi, 40 yıl sürecek demiştiniz” Hocam. Tevbe Suresi, 42. ayette de münafıklar için şöyle buyuruyor Cenab-ı Allah; “Eğer yakın bir yarar ve orta bir sefer olsaydı, onlar mutlaka seni izlerlerdi. Ama zorluk onlara uzak geldi” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii, münafık bir kolaylık olsa hemen gelir. Hemen bir maddi imkan, bir kolaylık sağlanmış olsa. Ama münafığın en çok çekindiği şey tehlikedir. Tutuklanmak, hapsedilmek, dövülmek, sövülmek, sürgüne uğramak, münafık ondan çok korkar. Yine öyle açlığa falan bir süre dayanır da çok kısa bir süre. Ama canı en tatlı olduğu konu odur. Onun için kaçar. Böyle uyuz köpeği de mesela kovalarlar, hayvan uzaktan bir bakar böyle; ne var, ne yok gibisinden. Bunlar da öyledir, münafıklar da öyle. Kaçar, uzaktan şöyle bir izler; ne var, ne yok gibisinden. Münafığın bir de hiç bahsetmek istemediği bir konu da mücadele ve dinin yayılmasıdır. O konuları bırakır o; çok girift, çok karmaşık, şeytani bir mantıkla Kuran’ı böyle şeytani bir bakış açısıyla inceleyip, dil eğip bükmeye başlar. Allah’ın hükümlerini değiştirmek ister; helali haram yapar, haramı helal yapmaya kalkar ve bununla da Müslümanları suçlamaya kalkar. Helal olan bir şeyi, “niye harama giriyorsunuz?” der, haram olan bir şeyi de “niye helal yapmıyorsunuz?” der. Böyle bir mantığı vardır münafıkların. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da böyleydi. Her zaman böyledir.
OKTAR BABUNA:Bir de Hz. Musa (a.s.) kıssasını örnek vermiştiniz biraz önce Hocam, inşaAllah. Orada da Allah’ın emrettiğini yapmıyorlar, direniyorlar böyle detaya girerek, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak mücadele konusu geldi mi, “sen, Rabbin beraber gidin, savaşın” diyor. Ama sığırı kesmek istendiğinde tam takva görünümündeler; “rengi nasıl, şekli nasıl,” “bir daha sor,” “bir daha sor.” Allah, “neredeyse yapmayacaklardı” diyor. Tam münafık mantığı. Mücadelede niye öyle detaya girmiyorsun? Mesela Allah mücadele emrettiğinde de; “Ya Resullullah, nereden gideyim, hemen gidelim, diğer arkadaşlarımı da çağırayım mı?” demez münafık, değil mi? Girift şeylerde bilmişlik yapacak, böyle ukalalık yapacak, densizlik yapacak, o da onun aleyhine oluyor. Halbuki ayette de var; “Peygambere soru sormayın” diyor. “O size gerektiğinde zaten söyler” diyor, değil mi? “Üzülecek şeyleri sormayın” diyor. Münafıklar da öyle, muazzam bir detaycılık vardır. “Şu nasıl?” “Bu nasıl?” “Şu nerden geliyor?” “Bu nerden geliyor?” Ve yapmazlar da. “Bir ruhbanlık oluşturdular” diyor Allah ayette. “Ona da gereği gibi uymuyorlar” diyor. Bu Musevilikte de vardır, Hıristiyanlıkta da vardır. Acayip detaylar meydana getirir. Sen de yapacak zannedersin, “ona da uymuyorlar” diyor Allah, “gereği gibi uymuyorlar” diyor.
OKTAR BABUNA:Siz Peygamber(s.a.v.)’e itaati anlatırken Hocam, bir kere söylemiştiniz bunu, Peygamber (s.a.v.)’in o an söylediği bir şeye anlamasa bile itaat eder, ki sevabı da öyle daha çok olur demiştiniz, inşaAllah. Hikmetini anlamasa bile çünkü daha ileride görebilir hikmetini zaten, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hz. Hızır (a.s.) kıssasında da var. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “gece süratle iki kişi buradan hemen aşağıdaki beldeye gidin” diyor. Haşa diyor ki Peygamber (s.a.v.)’e, haşa akıl vermeye kalkıyor; “yol tehlikeli değil midir” diyor. Tehlike olsa o bilmez mi? İllaki bilmişlik yapacaklar, münafıkların şeyi. Mesela mücadeleye davet ediyor. “Hava sıcak.” Peygamber (s.a.v.)’i görmüyor musun sen? Terliyor Peygamber (s.a.v.), zaten biliyor sıcağı. Peygamber (s.a.v.)’e, haşa akıl vermeye kalkıyorlar Allah’ın hükmünü beğenmiyorlar. Asıl orada karşı durdukları Allah’tır. Haşa, Allah’a karşı öfke duydukları için Peygamber (s.a.v.)’i beğenmiyor üslubuna giriyorlar. Peygamber (s.a.v.)’e düşmanlıklarının nedeni aslında Allah’a karşı düşmanlıkları.
OKTAR BABUNA:Sizin söylediğiniz ayeti okuyorum, inşaAllah, şeytandan Allah’a sığınırım; “Ey iman edenler, size açıklandığında sizi üzecek şeyleri sormayın; Kur'an indirildiği zaman sorarsanız, size açıklanır. Allah onu affetti. Allah bağışlayandır, (kullara) yumuşak olandır.”
ADNAN OKTAR: Bir de müşriklerin ve münafıkların şöyle bir kanaati vardır, kafası vardır; şirk kafası var. Mesela İslamiyet’i önce kendi kafasında bir belirler. Yasakçı bir din anlayışı arar. Böyle öfkeli, yasakçı, kan döken, baskıcı, detaylı bir din anlayışını önce bir kafasına koyar. Kuran’a bakar, göremez; hadise bakar, göremez. Ondan sonra dilini eğip-bükmeye başlar. Kuran’da belirtilen odur. Kendi bir şeyler çıkartmaya çalışır. Helallerden rahatsızdır münafık. Helalleri kapatmak ister. Haramdan da rahatsızdır. Haramı da helal yapmak ister. Karıştırmak ister. Ama özellikle helaller çok rahatsız eder münafığı. Çünkü ne kadar haram olsa münafık için o kadar iyi kendi kafasına göre, haşa. Çünkü haramlar yasaklar çoğaldı mı, insanları bizar edeceğini düşünür şeytani kafayla ve dinden uzaklaştıracağını düşünür. O yüzden münafıklar dini çok zor ve içinden çıkılmayacak hale getirir. Karmaşık hale getirir, dini kendi içinde kitler ve böylece insanların Müslüman olmasını engellerler. Şeytani bir yöntemdir bu. Öyle bir anlatım yapar ki din adeta imkansız yaşanamayacak hale gelir. Mümkün değil yani. Öyle bir anlatır ki, imkansız. Ne geriye gidebilirsin, ne ileriye, ne sağa, ne sola. Hiçbir hareket edemeyecek hale getirir. “Bu Allah’ın hükmüdür, bunu yapacaksın” der.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, söylemiştiniz zaten, bu helalleri haram yapmaya çalışmalarını. Peygamberimiz (s.a.v.) döneminden. Peygamber (s.a.v.)’in eşlerini, kıyafetlerini, Hz. Hasan (r.a.)’ın kıyafetlerini kıskandıklarını ve bunları münafıkların engellemeye çalıştıklarını anlatmıştınız Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Hayırlı geceler sayın Hocam. Sohbetlerde dikkatimi çekti; Hz. Mehdi (a.s.)’nin acılarının on dakikasına kimsenin dayanamayacağını söylemiştiniz” diyor. Mehdi (a.s.)’de bir hal vardır. Bu sırf acı ile açıklanacak bir şey değildir. Zorluk olabilir. Hal, bunun açıklaması geniş. Mesela Hz. Eyüp (a.s.) de “Ya Rabbi, Bana şeytandan kahredici bir azap dokundu” diyor. Ne olduğunu biz bilmiyoruz. Allah ile onun arasında. Bu bizim bildiğimiz klasik kemik ağrısı, bel ağrısı, sırt ağrısı gibi bir şey değil. Daha değişik bir şey. Bunun ne olduğunu öğrenmeye çalışıyor kardeşimiz. Bediüzzaman diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.) de ne vakit ne hal müsaade eder” diyor. Hz. Eyüp (a.s.) gibidir aynı zamanda Hz. Mehdi (a.s.). Çünkü bütün Peygamberlerin özetidir. Hz. Eyüp (a.s.)’ün çektiği azabı o da çekecektir. Veya onun benzerini çekecektir. Çünkü bu Tevrat’da çok kapsamlı anlatılmıştır. Tevrat’ta da çok geniş anlatılmıştır. Tevrat’tan var mı?
OKTAR BABUNA:Var Hocam, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.)’nin zorluk çekeceği ile ilgili.
“Nedir uluslar arasındaki bu kargaşa, neden boş düzenler kurar bu halklar? Dünyanın kralları saf bağlıyor, hükümdarlar birleşiyor Rab'be ve meshettiği krala [Hz. Mehdi (as)'a] karşı. "Koparalım onların kayışlarını" diyorlar, "atalım üzerimizden bağlarını."” (Mezmurlar, 2:1-3)
ADNAN OKTAR:Bütün dünya Hz. Mehdi (a.s.)’ye karşı birleşecek. Devam et.
OKTAR BABUNA:“Mesih için şöyle yazılmıştır” Hz. Mehdi (a.s.) için, “Rab'bin Ruhu, bilgelik ve anlayış ruhu, öğüt ve güç ruhu, bilgi ve Rab korkusu ruhu onun üzerinde olacak. Haham Alexandri dedi ki: "Bu O'nun [Allah'ın] ona [Hz. Mehdi (as)'a] salih işler ve cendere gibi sıkıntılar yüklediğini öğretir."” [Yeşaya, 11:2] (Talmud, Sanhedrin 93b)
ADNAN OKTAR:Bakın Tevrat diyor; “cendere gibi sıkıntılar.” Hz. Mehdi (a.s.) bununla imtihan olacaktır. Cendere gibi sıkıntılar ile.
OKTAR BABUNA:“Davud oğlunun [Hz. Mehdi (as)'ın] geleceği nesilde, alimler aleyhine dava açılacak. Bir imtihanın ardından bir başka imtihan gelecek.” (Talmud, Kethuboth 112b)
ADNAN OKTAR:Bakın, “büyük müceddidlere dava açılacak” diyor. “Mahkeme olacak” diyor. Aslında çok fazla var, Mesih (a.s.)’in (Mehdi (a.s.)’nin) acı çekmesiyle ilgili.
Arkadaşım bir konu daha söylüyor. “Hocam sizi yatlarda, kotralarda görüyorum, maşaAllah. En iyi elbiseleri giydiğinizi görüyorum, ne güzel. En güzel gıdaları yediğinizi görüyorum, ne güzel. İhtişamınızı anlatıyorsunuz, ne güzel. Bazen de çektiğiniz acıları anlatıyorsunuz, ne güzel” diyor. MaşaAllah. Şimdi Allah Hz. Eyüp (a.s.)’e acı çektirdi ama sonra onu müthiş zengin kıldı. Bereket verdi, bolluk verdi, eşler verdi, güzellik verdi, güç verdi, iktidar verdi, ihtişam verdi. Tek yanlı değildir. Bak ayet var, şeytandan Allah’a sığınırım; “Her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” diyor Allah ve ayetin devamında diyor ki; “yine her zorlukla beraber bir kolaylık vardır” diyor.
Mehdi (a.s.) de ve Peygamberlerin hepsi hem acı ve zorluklar ile hem de ihtişamla, zevklerle, güzelliklerle, zenginlikle imtihan olurlar. Canım kardeşim, Mustafa kardeşimiz. Hz. Süleyman (a.s.); “Ya Rabbim, Bu güzelliklere olan sevgim Senin rızan için” diyor. “Atları görüyordu, boyunlarını okşuyordu” diyor. “Bacaklarını okşuyordu” diyor. Her yeri altın ile kaplatmıştı mübarek. Üzerindeki kıyafetler göz kamaştırıyordu. En güzel yiyecekleri yiyor. Helal olsun dedeme. Helal olsun, helal olsun.
Resullullah (s.a.v.) da öyle, en çok acı çeken Peygamberlerdendir. Onun çektiği çileyi, acıyı dünyada hiç kimse kaldıramaz. Ama en rahat ve en güzel yaşayan insandır. Allah ona çok fazla hanımlar nasip etti. Güzellikleri, en güzel yiyecekleri nasip etti. Resullullah (s.a.v.)’a olduğu gibi kızartılmış kuzu getiriyorlardı sahabeler. Resullullah (s.a.v.) maşaAllah pehlivandı biliyorsunuz. Ön kolunu bir güzel yedi, kemiklerini falan sıyırdı. Ön kolunu severdi kuzunun mübarek dedem Resullullah (s.a.v.). İkinci kolunu da yedi. Sahabelere “bir kol daha ver” dedi şakadan. “Ya Resullullah (s.a.v.), Kaç tane kolu olur bir kuzunun?” dedi. Onu dememesi lazımdı. Yakışık almayan bir açıklama yapmış oldu. Resullullah diyor ki; “eğer sen ona niyet etseydin üçüncü kolu da verecektim” diyor. Mucize meydana getirmiş olacaktı. Pişmiş hayvanın altından, etinin altından üçüncü bir kol daha bulacaktı. Aklın ihtiyarını almaz o.
Hz. Süleyman (a.s.)’nın da öyle, ihtişamı anlat anlat bitmez. Hz. Hasan (r.a.), Hüseyin (r.a.) de torunları çok şık ve güzel giyinirlerdi. Çok güzel bineklerde gezerlerdi. Peygamberimiz (s.a.v.)’in atları çok muhteşemdi. Saf kan Arap atlarıydı. Müsaade etsin de şu fakir kardeşi de öyle Allah’ın nimetlerinden istifade etsin. Bana nimeti veren kim; Allah. Kudreti, ihtişamı veren kim; Allah. Diyor ki; “Allah birisine rahmet diledi mi onu kimse engelleyemez.” Mustafa kardeş duyuyordur zannediyorum. “Allah bir kimseye nimet diledi mi onu da kimse engelleyemez.” İnşaAllah. Tabii ki elbiselerin en güzelini giyiyorum, Allah’a hamd olsun. En güzel evde yaşıyorum. En güzel insanlarla beraberim. Mesela arkadaşlarım, en yakışıklı delikanlılar benim çevremdeler. Bütün kız arkadaşlarımın hepsi dünyanın en güzel kızları, iddialıyım.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. Helal olsun Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Olağanüstü güzel. Ahlakları güzel, kişilikleri güzel, kendileri güzel. En sağlıklı insanlar. En zeki en akıllı insanlar, maşaAllah. Bütün milletim gibi inşaAllah. Yiyeceğin en güzelini yiyorum, doğrudur.
OKTAR BABUNA:Helal olsun Hocam.
ADNAN OKTAR:Ashab-ı Kehf ne diyor? Şehre insinler, şu paranızdan temiz ve güzel olan yiyeceklerden getirsinler” diyor. “Temiz olan yiyeceklerden getirsinler” diyor. Ashab-ı Kehf’e benziyorum demek ki, değil mi? Kuran’a uyuyorum demek ki. “De ki, Allah’ın sizin için çıkarttığı güzel rızıkları, nimetleri kim haram etti” diyor Allah ayette. Mealen, yaklaşık dedim. “Mescidlere girerken ziynetlerinizi takının” diyor. Ben de Kuran’ın emrine uyuyorum, ziynetlerimi takınıyorum ve tertemiz şık giyiniyorum inşaAllah. Mesela 54 yaşındayım. Normalde tansiyon çok yüksek olur bu yaşta. Çok yaygın bu sorun. En fazla 11’e 7 filan. Kolesterolüm 120. Hiçbir tedbir de almıyorum. Kuvva, kuvvet, elhamdülillah. Ben kendim de şaşırıyorum kudretime, elhamdüllillah. Gücüme ben kendim de şaşıyorum, Allah’a çok şükür, elhamdülillah. 3 saat uyku ile bak, fırtına gibiyim, elhamdülillah.
OKTAR BABUNA:Ama Hocam unuttukları bir şey de var. 30 senelik hayatınız boyunca 9 ay hücre hapsi, 10 ay akıl hastanesi. Orada çıkan yemeği de anlatmıştınız, çayın içine ekmek doğruyorlardı diye. Kepçe ile onu veriyorlardı diye böyle, akıl hastalarının arasında.
ADNAN OKTAR:Elhamdüllillah. Cenab-ı Allah, her yerde rızkı yaratan O’dur. Bak diyor ki; “size güzel giyimlikler var ettik” diyor. Siz var ettiniz, demiyor Allah. “Elbiseleri ben var ediyorum” diyor. Allah giydiriyor elbiseyi. Allah veriyor rızkı. Kaderim böyle, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, inşaAllah. Allah’ın mücadelede emri de var. Ayet-i kerime de şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım; “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın.”
ADNAN OKTAR:Tabii ki, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam Tevrat’tan okuyayım mı Hz. Mehdi (a.s.)’nin zorlukları ile ilgili.
“İnsanlarca hor görüldü, yapayalnız bırakıldı. Acılar adamıydı, hastalığı yakından tanıdı. İnsanların yüz çevirdiği biri gibi hor görüldü, ona değer vermedik.” (Yeşaya, 53:3)
ADNAN OKTAR:Gördün mü, tam. Devam et.
OKTAR BABUNA:“Mesih için de şöyle yazılmıştır; Rab'bin Ruhu, bilgelik ve anlayış ruhu, öğüt ve güç ruhu, bilgi ve Rab korkusu ruhu onun üzerinde olacak. Haham Alexandri dedi ki: "Bu O'nun [Allah'ın] ona [Hz. Mehdi (as)'a] salih işler ve cendere gibi sıkıntılar yüklediğini öğretir."” [Yeşaya, 11:2] (Talmud, Sanhedrin 93b)
“Nedir uluslar arasındaki bu kargaşa, neden boş düzenler kurar bu halklar? Dünyanın kralları saf bağlıyor, hükümdarlar birleşiyor Rab'be ve meshettiği krala [Hz. Mehdi (as)'a] karşı. "Koparalım onların kayışlarını" diyorlar, "atalım üzerimizden bağlarını."” (Mezmurlar, 2:1-3) İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hz. İbrahim (a.s.) devrinde, Hz. İbrahim (a.s.) de müthiş zorluklar da çekti. Ama Allah onu sonra zengin etti. Hatta suda taş kaynattığı rivayet olunur, Sara annemizin, inşaAllah. Ama müthiş bereket ve bolluk da verdi, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.)’e ne diyor Cenab-ı Allah? “Seni fakirken bulup da seni zengin etmedim mi?” diyor. Ayet, Kuran ayeti. Hem ne zenginlik, hem ne güzellik. Ama çok çile çekti, çok acılar çekti. Hz. Mehdi (a.s.) de öyle. Hapse de girecektir, acı da çekecektir. İftiraya uğrayacaktır, baskıya uğrayacaktır. Hastalanır da. Ama şifa olacaktır. Şifa olacaktır, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, Hz. Yusuf (a.s.)’u da zorluk ardından hazinelerin başına geçiriyor Allah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“İlk başta ona pek kıymet vermediler” diyor. Kardeşleri kuyuya koyuyor. Kuyudan çıkarttıklarında adamlar, bir yerde insanı bulduklarında insanlar zaten direkt köle olarak alıyorlar. Köle hükmünde olmuş oluyor. Mesela “ben bu kişiyi buldum” diyor veya kaçırıyor, kaçırınca da onu götürüp köle olarak satıyorlar. Sahipsiz görüp ama onu satıyorlar köle olarak. O devirde öyle. Alıp onu köle olarak satıyorlar. “Sayısı birkaç dirheme” diyor. “Önemsemediler onu” diyor. Ama sonra, o çilelerin; hapis acısı, kuyudaki çektiği acılar ki Allah bir kısmını anlatıyor, 7 yıl hapis. Onun her günü acı ve çiledir. Ama sonunda Mısır’a sultan yaptı Allah onu ve Cennette de sultan. Cennetin sultanlarından inşaAllah. Dolayısı ile Allah ona en güzel elbiseleri verdi. En güzel kıyafetleri verdi. Helal olsun dedeme, helal olsun. İnşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in gücünü, kudretini biliyorsun. Ehl-i münafık, ehl-i küfür çok sıkıntı ile anarlar. Çok bunalırlar. Bir türlü dile getiremezler. Ben iftihar ediyorum dedemle. İftihar ediyorum, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, inşaAllah. Hz. Yusuf (a.s.) için “saatçilerin piri” diyordu bir haberde. Saatin keşfi ile ilgili bizzat Hz.Yusuf (a.s.)’a atfetmişler. “24 saat boyunca 156 defa vurmasıda gong çalması (her saat başında, saatin kaç olduğunu bildirmek için, o rakam sayısınca vurması, saat 1 de 1 defa, 2 de 2 defa, 12 de 12 defa gibi... Toplamı 156 rakamını verir.) Hz. Yusuf'u zikretmesine işâret sayılmıştır. Zîrâ 156 rakamı ebced hesâbıyla Yusuf isminin karşılığıdır. Böylece her saat, varlıklarına vesîle olan Yüce Nebî'yi, günde 1 defa anmış, O'nu her gün 1 defa zikretmiş oluyorlar” diye devam etmiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamün aleyküm. Sevgili Hocam, bazı Nur talebesi kardeşlerimizin Hz. Mehdi (a.s.)’yi gizlemeleri ve bu konunun gerçeğini örtbas etmeye çalışmaları, Risale-i Nur’un özünü ve Said Nursi’yi hakkı ile anlayamamış olmalarından ve bundan dolayı Nur talebesi gözüken bazı büyücülerin etkisi altına girmekten kaynaklanıyor olabilir mi?” Hepsi değil de, bir kısmı hakikaten o büyücülerin etkisi altındalar. Ama samimi olarak hakikaten anlayamayan, samimi olarak yorumlayamayan kimseler var. Onlara bir şey diyemeyiz. “Hocam, Said Nursi Hazretleri, Risale-i Nur’un hiç kimseye ihtiyaç duymadan anlaşılabileceğini söylemiyor mu zaten? Vesselam.” Bediüzzaman tabii öyle diyor; “Risale-i Nur çok açıktır. 7 yaşındaki çocuk da anlar, 70 yaşındaki kişi de anlar” diyor. Çok güzel anlatmıştır, güzel bir üslubu vardır Bediüzzaman’ın. “İstanbul’dan Onur Ezber.”
SUNUCU 1: Kısa bir ara veriyoruz, aramızdan sonra devam edeceğiz sohbetimize.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Berkerim, ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Dün Oktar Hocam’ın gösterdiği -beraber izledik- bir Nur talebesi ağabeyimizin anlatımı vardı Risale-i Nur’da Bediüzzaman’ın. O cümle karşıma geldi Hocam. Müsaade ederseniz okuyayım, Emirdağ Lahikası 265’te. “Hz. Mehdi (a.s.) Al-i Resülün temsil ettiği kudsi cemaatinin şahs-ı manevisinin üç vazifesi vardır.” bir Hz. Mehdi (a.s.)’nin kendisi var, elçi olarak, “Resul” diyor zaten. Temsil ediyor, başında o var. Cemaati var ve cemaatinin şahs-ı manevisi var. Ama tabii ağabeyimizin anlatımları çok farklıydı orada, Nur talebesi ağabeyimizin. Halbuki çok açık, net bir ifadesi var Bediüzzaman’ın.
ADNAN OKTAR:Yalnız şimdi, o anlatımları böyle kare kare dondurarak parça parça her cümlede dondurarak tek tek anlatalım. Çünkü orada kendi söylediğine kendi inanmadığı izlenimi veren açıklamaları var. Hakikaten açmaza giriyor, ne yapacağını şaşırıyor, nasıl cevap vereceğini şaşırıyor. Bunların iyi görünmesi gerekiyor. Oktar Hocam sen bir şey anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah. NTV bugün yine gülünç bir evrim haberi daha yapmış Hocam, göstereyim mi onu? Ne yapacaklarını şaşırmışlar. “Okyanusta yaşayan bir iskorpit türü, sadece üç nesil boyunca iklim değişikliğine uyum sağlamış” diyor. Altında böyle dayanaksız, delilsiz bir anlatım var. Mesela burada diyor ki Hocam; “Çünkü deney boyunca iskorpitlerin yüzde 95’i üç yıl içinde öldü ve sadece yüzde 5’i soğuğa karşı dayanıklılık geliştirip hayatta kalmayı başarabildi” diyor. Soğuğa dayanamayanlar telef olmuşlar Hocam. Sadece soğuğa dayananlar kalabilmiş. Bunu da evrime güya kanıt gibi göstermeye çalışmışlar. Hiçbir şey yok, içi boş yazı yazmış böyle.
ADNAN OKTAR:Şimdi NTV’ye biz gitsek, bütün klimaları açsak yüzde 90’ı hastalanır, yüzde 10 kısmı da hastalanmaz. Bu bir şeyi değiştirmez ki. Onlara da sıcak verilse, sıcağa dayanamayabilir. NTV eğer samimiyse, iyi niyetliyse ne yapacak? Bize ara fosil dedikleri, evrimcilerin o fosillerden tek bir tane olsun getirecek. Getirmiyorsa, havada 30 tane takla atsalar kimse inanmaz. Veyahut bir proteinin tesadüfen meydana geleceğini bize bir ispat etsinler, anlatsınlar. Soruyoruz adamlara, “olur mu?” diyoruz. “Olmaz” diyor. “Nasıl olmaz?” “İmkansız” diyor. “Ne gerekir?” diyoruz. “Mucize gerekir” diyor. “Nasıl olmuş olabilir?” “Uzaylılar yapmış olabilir” diyor. Sonra, “Şimdi evrime geçelim” diyor. Kardeşim, Ahir zaman bayağı harika bir dönem. Çok sabırlı olmak lazım inşaAllah. Ne anlatacaksın Oktar Hocam? Sen bir şey söyle, onu konuşayım.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Mehdi (a.s.)’nin Hicri 1400’de geleceğini söyleyen alimler vardı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Ama asıl önemli olan o 7000 yılla ilgili olan hadislerdir, 8 tane. “5600 yıl geçmiştir” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Çok sarih, anlaşılmayacak bir yeri yok, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“1400’de insanlar Mehdi (a.s)’nin etrafında toplanacaklar” diyor, inşaAllah hadiste, Peygamberimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:Şimdi velev ki böyle bir gün zaman belirten bir hadis olmasa dahi alametlerin tamamı çıkınca biz buna ne diyelim? Diyorlar ki bize mesela; “bir misafirimiz gelecek, bunun alametleri nedir?” diyoruz. Önce, “önden onun ayakkabılarını getirecekler” diyor. “Sonra ayak sesini duyacaksınız” diyor. “Sonra işte şu olacak, bu olacak.” Bunların tamamı olunca, bu ne demektir? Geldi demektir.
SUNUCU 2: Hocam geçen akşam Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatını anlatıyorlardı. ‘Keşke Olmasaydı’ diye bir program. Said Nursi’nin Mehdi (a.s.) olduğunu iddia ediyorlardı o zamanlar değil mi Hocam? Ama o tabii bazı şeyleri gördüğü için bunun olmadığını söylüyordu. İzlediğimde çok üzüldüm çok fazla işkence çekmişti. Aynı zamanda vefatından sonra cenazesini çok farklı bir şekilde gösterdiler ve çok üzüldüm. Kendisi daha önce görmüş bunu. Hz. Mehdi (a.s)’nin bu zamanlarda, bu Ahir zamanda geleceğini daha önce görmüştü, değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet, söylüyor tabii. Bediüzzaman öyle anlaşılmayacak gibi bir insan değil.
SUNUCU 2:Niçin bu kadar işkence yapmışlardı?
ADNAN OKTAR:Şimdi şöyle, sorsan şeytana; “seni en rahatsız eden kim?” desen. Nerdeyse, ilgili yerde, gider bulur, Mehdi (a.s)’yi gösterir. Mesela Firavun’a soruyorlar. “En tehlikeli kim?” diyorlar. “Hz. Musa (a.s.)” diyor. Bak daha Hz. Musa (a.s.) hayatta değil, adam haberini alıyor büyücüler kanalıyla, kahinlerden. “Böyle birisi gelecek” diyor. Aslında yine hak kitaplardan duymuştur. Onlar da oradan duymuşlardır, daha önceki kitaplardan. Vakit ve saat belli olduğu için bütün erkek çocuklarını Musevilerin şehit ediyorlar. Mesela yüz binlerce çocuk, onların içerisinden bir tanesinin Hz. Musa (a.s.) olma ihtimaline karşılık. Bu kadar zalim ve acımasızdır. Yüz binlerce çocuk şehit ediliyor. Ama çırpınmaları bir şeyi değiştirmedi tabii, inşaAllah. Berker Hocam sen bir şey anlat.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Allah Kuran’da Müslümanlara; “birlik olun, ayrılıp dağılmayın” diyor. Birlik olmalarını emrediyor. Münafıklar da, Münafikun Suresi, ayet 17, “infakta bulunmayın, dağılıp gitsinler” diyor.
ADNAN OKTAR:Münafığın her halükarda, tam anlamıyla dağılmayı bilinçaltı istemez. Çünkü onlara her zaman ihtiyacı vardır. Çünkü küfürle mücadele edemeyeceğine göre münafık imansızlarla mücadele etmeyeceğine göre şeytani saldırganlığını uygulaması için mutlaka Müslüman’a ihtiyacı vardır. İçgüdü olarak böyle hayvani bir içgüdü olarak. Nasıl böyle kudurmuş bir köpek mutlaka insanı ısırmak ister, değil mi? Münafık da mutlaka Müslüman’a saldırmak ister. O zaman kime saldırsın, ne yapsın? Uğraşacağı, dikkatini vereceği birilerin olması gerekiyor. Uzaktan kendince bir şeyler yapmaya çalışır. Ve kafa karıştırma çok önemlidir münafıklarda. Kendi kafası da karışıktır, Müslümanların da kafasını karıştıracağını zanneder. Halbuki Müslümanların kafası balistik çelik gibidir, karışmaz. Ama kendi ahmak kafası karmakarışık olduğu için kendi ruhundaki o karışık kişilik onu sürekli bu eyleme iter. Şeytan da böyle cins bir varlıktır, anormal bir mahluktur. Dolayısıyla acaba vesvese verebilir miyim, acaba karmaşa çıkarabilir miyim, acaba dikkatlerini dağıtabilir miyim, acaba helalleri haram yapabilir miyim, acaba ne çeşit kuşkuya düşürtebilirim gibisinden uğraşır kendince. Fakat akılsız olduğu için hakikaten zarar verebileceğini düşünür. Halbuki her münafık aynı yöntemi uygular ve hepsi başarısızdır. Bakın münafıklara tarihinde motamot aynı metotlarla gelirler. Hepsinin stili, yöntemi, modeli aynıdır. Fakat birbirlerinden habersiz olduğu için bu aptallar devamlı aynı metodu uygulamakta kararlı olurlar. Bir hayvan içgüdüsü ile aynı şeyi yaparlar. Fakat Müslümanların bunlara ihtiyacı var.
Mesela Müslüman’ın şeytana ihtiyacı vardır, münafığa ihtiyacı vardır, müşrike ihtiyacı vardır ki mücadele yapabilsin, tebliğ yapabilsin, sevap alabilsin. Mesela çok fazla münafık ayeti var. Münafık olmayınca biz neyi anlatacağız; yok münafık ama biz münafıkları anlatacağız? Allah münafığı yaratıyor ki biz münafığa yönelik Kuran ayetlerini anlatabilelim. Münafığın özelliği kadın düşmanıdır. Anti-kadındır. Ve bunlar içinden kavrulmuş adamlardır. Allah bunların içinde gücünü kırmıştır. Onun kıskançlığı da vardır bunlarda. Allah ruhlarında bir güç yaratmıyor, hastadır bunlar. Onun için genellikle hep sapık olur münafıklar. Karmakarışık bir ruha sahip olurlar. Bir türlü dengeli olmazlar. Müslümanların gücü, kudreti, neşesi, sağlığı bunlara çok ızdırap verir, çok bunaltır, çok sıkar.
“Selamün aleyküm aslan Hocam benim” diyor. Aleyküm selam. “Aslan Hocam, zorluklarla da bereket ve bolluklarla da iftihar ederiz. Helal olsun aslanımıza” diyor. Teşekkür ederim, Allah razı olsun. “Kıskananlar çatlasın” diyor kardeşimiz. “İftihar ederim. Münafıklar çatlasın” diyor. “Allah Hocamızı Türk-İslam Birliği’nin oluşmasında yanımızda kılsın” diyor. İnşaAllah lider olursun diyor ama tabii inşaAllah o olsun, bütün kardeşlerimiz olsun, inşaAllah. Allah hepimize nasip etsin. “Allahım’a hamd olsun, Allahım’a hamd olsun. Allah Hocamızı aziz ve bereketli kılsın, başımızdan eksik etmesin inşaAllah.” MaşaAllah, ne güzel bak. İnşaAllah müminler birbirlerini severler. “Müminler birbirlerinin velisidir” diyor. Ama münafıklar tam tersidir, inşaAllah. “Kahramanmaraş’tan Ömer Faruk.” Aferin. 15 yaşındaymış ağabeyi, bu aslanımız.
“İyi geceler. Sizi izlediğimizde ne kadar cahil ve aciz olduğumuzu biraz daha anladık” diyor. Her insanda cehil vardır. Allah ilim sahibidir. Biz Allah’ın verdiği ilmi naklediyoruz. Bütün insanlar acz içinde. Allah’tır güç sahibi. “Tabii öğreniyoruz. Günlük hayatta bu dava için bir etkimiz olsun, faydamız olsun diye düşünüyorum” diyor. “Allah’ı daha çok analım, şükredelim ve ne kadar aciz ve cahil olduğumuzu anlayalım diye gayret ediyorum” diyor. “Bu zamandaki korku ve güvensizlik,” evet ondan şikayetçi. Ama tabii mümin bir tek Allah’tan korkacak. Korku vardır ama biz korkmayız, inşaAllah. Fakat güvensizlik hakikaten çok yaygın. Müminler birbirlerinin dostu ve velisi. Birbirlerini koruyup kollayacak birbirlerine destek olacaklar, yardımcı olacaklar. Birbirlerine kuşku ile bakmayacaklar. Bir avuç Müslümanız. Türkiye koskoca dünyanın içerisinde yalnız. İslam alemini şefkatle kucaklayan bir tavrı oldu, bütün İslam alemi böyle annesini görmüş, babasını görmüş çocuk gibi hasretle Türkiye’ye koşmaya başladılar, “aman bizi kurtarın” diye. Bakın biraz babalık yaptı Türkiye, hemen herkes koşmaya başladı. Bu konuda kararlı olmak lazım. İnşaAllah. Evet, Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir hadisini okuyayım mı Hocam, inşaAllah? Hz. Mehdi (a.s)’nin olmadığı ortamda yeryüzünde her şeyin bozulmaya uğrayacağını bildiriyor Peygamberimiz (s.a.v) Allah’ın bir lütfu olarak inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v) şöyle diyor; “Ebu Hamza şöyle diyor: İmam Sadık (a.s)’a dedim ki, "İmamsız (Mehdi (a.s.) olmadan) yeryüzü baki kalır mı?" İmam, "eğer yeryüzü imamsız kalırsa altı üstüne geçer" buyurdular” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s)’nin gelişi Kıyametin ertelenmesine sebeptir, inşaAllah. Bediüzzaman bunu çok önemli bir konu olarak belirtiyor. İnşaAllah bu konu Risale-i Nur Külliyatı’nda da var açıkça. Bu konunun bu şekilde olduğunu açıklıyor Bediüzzaman. Berker Hocam bana bir şey söyle.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. “Hepimiz acz içindeyiz, sadece kudret sahibi olan Allah’tır” dediniz. Her zaman anlatıyorsunuz zaten, hayal mertebesinde olan bir varlık olarak hiçbir şey yapmaya kudretimiz olmadığını.
ADNAN OKTAR:Kudret tecelli eder, Allah’ın tecellisi olarak olur. Tabii ki insanda kudret vardır ama Allah’ın tecellisi olarak vardır. Güç Allah’ın tecellisi olarak çıkar. Yoksa şahsi olarak müstakil bir gücü yoktur insanın. Maddenin hakikatini anlatmak, tabii çok usturuplu anlatmak gerekiyor. Çünkü geçenlerde de dedim, eğer maddenin hakikatini bir insan kendi başına fark ederse, Allah esirgesin boş bulunur. İmanı zayıfsa aklına zayilik gelebilir. Çok şiddetli korkar, boş bulunursa. Onun için iman eden insanlara imanla birlikte akılcı bir üslupla anlatılması gerekiyor. Onun için ben bu konuda teknik açıklıyorum dikkat edersiniz. Şu ana kadar net, tam kavrayacakları gibi hiç anlatmadım. onun böyle şokunu yaşamasınlar diye. Çok dolaylı anlatıyorum. Mesela kitaplarımın arka kısımlarında vardır. “Dikkat” der, “bu anlatılan bilimsel bir gerçektir.” Dinsiz, dindar herkesin kabul edeceği açık bir gerçektir. Ve sonra da maddenin hakikati ile ilgili açıklamaya başlarız, inşaAllah.
İnsanların en az düşündüğü konu budur. Onun için insanlar havadan havaya pozdan poza geçerler büyük bölümü. Öleceğini unutur. Mesela genç delikanlılarda da görüyoruz, kızlarda da görüyoruz, biraz eli yüzü düzgünse, işte bakıyor gözler renkli, boy bos yerinde, endam da yerinde. Kendini çelik gibi görüyor, hiçbir şey olmayacak zannediyor. Halbuki Allah ona her gün aczini gösteriyor ama o anda onu bizim düşünmediğimizi, anlamadığımızı düşünüyor. Mesela biz onu gördüğümüzde, onu ölümsüz olduğunu düşündüğümüzü zannediyor. Halbuki kısa sürede ölecek. Kısa sürede yaşlanacak. Ne yaşlanmayı düşünür, ne ölümü düşünür, ne sakatlanacağını düşünür, ne hastalanacağını düşünür. Değil mi? Ne aczini düşünür. Ama zaman zaman akılcı hatırlatmalar çok faydalıdır, çok güzel olur inşaAllah. O zaman haddini bilir. Öbür türlü haddini bilmiyor. Özellikle şeytani unsurlar onları kandırdıklarında hemen havaya giriyorlar, hemen poz veriyorlar. Üslubu bozuluyor, hitap şekli bozuluyor, bakışları bozuluyor. Mesela küstahlaşıyor, üst perdeden konuşmaya başlıyor, aksi hareketler yapıyor. Kendinin çok değerli olduğu imajını vermeye kalkıyor. Kardeşim aynı kafadaki adamların bir kuşak evvel, tamamı yok şu an hepsi gitmiş. Onlardan evvelki kuşaklar da gitmiş. Sen de sıradasın işte, peşinden gideceksin. Ama o gözle bakmayınca bunu fark edemezler. Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Siz dikkat çekmiştiniz Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisine dayanarak inşaAllah. Ahir zamanda insanların suretlerinde bozulma ve çirkinleşme olacaktır. Hadisleri var Peygamberimiz (s.a.v)’in bu yönde. “Aişe (R.Anha)’dan; Bu ümmetin sonunda hasf (yere batma), mesh (suret değişmesi) ve kazif (taş yağması) olacaktır.” (Muhammed B. Resul El Hüseyin El Berzenci) “Ahir zamanda yere batma, taş yağma zuhur edecek ve insan kılığından çıkma olacaktır.”
ADNAN OKTAR:Eşgal bozuluyor, at hırsızı gibi insanlar türüyor. Mesela bir kadına baktığında elinde yüzünde bir güzellik olur, nur olur. Delikanlıya baktığımızda, değil mi, efendi olur, güvenilir bir yüzü olur. Dünyada insanlarda çok ciddi bozulma meydana geldi. Nesil bozuldu. Adamlar oksit sarı. Bakıyor bakışları berbat, üslup berbat, ruhu berbat. Ruhu tam bir anarşi içerisinde, yarı deli vaziyette. Fransa’da, İngiltere’de, Almanya’da uyuşturucuya bulaşmayan adam çok nadir oluyor. Almanya’da, Hollanda’da peynir ekmek gibi. İlkokulda, ortaokulda hatta ilkokula kadar inmiş. Ancak uyuşturucu ile ayakta kalabiliyorlar. Akılları iptal olmuş oluyor. Saldırganlık çok yaygın. Her bahane ile bir saldırganlık geliştirebiliyorlar.
Berker Hocam, sen bana hadis söyle, ben oradan açıklayayım.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam inşaAllah. Özellikle münafıkların simasından Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in tanıyacağı ayette belirtilmiş Hocam. Hz. Mehdi (a.s)’de de inşaAllah münafıkları tanıma özelliği var. Bakışlarındaki, konuşmalarındaki bozukluktan.
OKTAR BABUNA:Söyleyeyim mi Hocam bir hadis, inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s) Allah’ı her şeyden çok sevecek, Allah’tan derin bir saygı ile korkacaktır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.).
“Hz. Mehdi (a.s.) Allah’ın karşısında, Allah’ın azameti karşısında huşu edendir, çok huşu eden. Kanatlarını açıp, başını aşağı dökerek gökyüzünün zirvesinden yere doğru inen bir kartal gibi. Hz. Mehdi (a.s.), Allah'ın celali karşısında böyle huzu (tevâzu hâli, alçak gönüllü olma, Allah'ın azametini, Celâl ve Cemâlini, büyüklüğünü düşünmekten meydana gelen insandaki huzur ve huşu hâli) ve huşu edendir. Allah ve yüceliği O'nun vücudunda tecelli etmiştir ve Allah'ın varlığında yok olmuştur.” (El-Mehdiyy-il Mev'ud)
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bak Resulullah (s.a.v.) ne kadar güzel izah etmiş. “Allah'ın varlığında yok olmuştur.” MaşaAllah, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir hadis daha vardı Hocam. “Hz. Mehdi, (a.s.) gerges kuşunun kanadı ile titremesi gibi Allah'tan çok korkan bir kimsedir.”
ADNAN OKTAR:Şimdi kardeşlerimiz, bizi sevenler ne yapsınlar? Bir kere bu maddenin hakikatini anlatsınlar gördüklerine, kısaca, beyinde nasıl görüntü oluşuyor. Anlamıyor diyebilirler. Anlatsınlar, onlar anlar. Anlamaz diye bir şey yok. Bunun usulündendir zaten, anlamazdan gelecektir veyahut hakikaten anlamayacaktır. Çünkü bakın, her insanın ruhu olmaz. Sen bakar görürsün, adamın ruhu yoktur. Sadece et kemiktir o, ruhsuzdur, zombi tarzında insanlar vardır, bol miktarda vardır dışarıda. Ruhu da varsa, bazen anlamazdan gelir ama çok etkilenmiştir o. Siz anlatmaya devam edin. Bir kere anlatın, gerisine karışmayın. İkincisi İttihat-ı İslam, İslam Birliği’nin önemi ve Müslümanların çektiği acıyı herkese anlatsın arkadaşlarımız. Bir an önce olması için. Üçüncüsü ve en önemlilerinden bir tanesi İslam’ın sevgi, barış, kardeşlik, sanat, estetik ve güzellik ve dünyada güzel olan her şeyin toplamı olduğunu güzellikle anlatsınlar. Silahların ortadan kalkacağını, kan dökülmeyeceğini gayet güzel anlatsınlar; fitnenin ortadan kalkacağını. Nur talebesi kardeşlerimiz ve birçok insanın Mehdi (a.s.) konusunda kaçamak üslup kullandıklarını görüp onların hepsine teker teker tanıdıklarına bu konuyu anlatsınlar. Anlattık ama inat ediyorlar, hiç önemli değil. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında da anlamazlıktan geldiler ama sekiz yıl, dokuz yıl sonra Peygamberimiz (s.a.v.)’ i kabul edenler oldu, on yıl sonra kabul edenler oldu. İlk başta anlamazdan geldiler. Anlamazdan gelmek, onun beyninde ona inanmadığı anlamına gelmez. Anlatsınlar, o tamamdır.
Mesela bak Hocaefendi anlatıyor Mehdi (a.s.)’nin şahs-ı manevi olduğunu veyahut üç Mehdi olduğunu söylüyor ama baktık ki inanamamış, kendi de inanmamış. Onların o sorduğu sorulardan onların hakikaten bir Mehdi (a.s.)’nin geleceğini anladığı anlaşılıyor. Ve o panikle sözü düzeltemiyor. Zaten bir insan Mehdi (a.s.) konusunu yasakladıysa, Mehdi (a.s.)’nin geldiğini biliyor demektir. Yoksa niye yasaklasın, konuşmasında ne mahsur var? Rahat rahat konuşsun adam. Aman konuşmayalım diyorsa Mehdi (a.s.)’nin hakikaten geleceğinden emin demektir. Mehdi (a.s.) geldi ve geçtiyse inancına göre, ne korkuyorsun o zaman? Anlat. Göğsünü gere gere anlat. Mehdi (a.s.)’nin ileride geleceğini düşünüyorsan; yüz yıl sonra, iki yüz yıl sonra, üç yüz yıl sonra geleceğini düşünüyorsan yine tedirgin olacağın bir şey yok. Yine anlat. Rahat rahat anlat. Sana ne zararı olabilir? Sorun ne biliyor musun? Mehdi (a.s.)’nin geldiğinden eminler. O yüzden anlattırmıyorlar. Bir kısmının sorunu bu, bir kısmının problemi bu. Çünkü bak, bunu çok iyi vurgulasınlar. Gelip geçmiş bir konu. Bediüzzaman da Mehdi (a.s.)’yi anlatıyor, izah ediyor. Geçmiş, bitmiş. Bir risk yok ki onun için eğer riskten çekiniyorsa, tedirgin oluyorsa, konu kapanmış zaten. Göğsünü gere gere anlat. Tarihler vererek anlat. Artık tarih olmuş senin için, değil mi? Ne korkuyorsun? 200 sene sonra, Cübbeli’nin dediği gibi 570 sene sonra gelecekse, 100 yıl sonra gelecekse zaten sen onu göremeyeceksin demektir. O zaman niye panik oluyorsun? Niye tedirgin oluyorsun? Bu kadar şiddetli paniğin tek açıklaması vardır. Mehdi (a.s.)’nin geldiğinden emin olmalarıdır. Cübbeli, niye kitap yazsın kardeşim? Mesela diyor ki adam çıkıyor televizyona, şeyh efendiler var, o kişiler var, “ben Mehdi (a.s.)’yim” diyor. Adam açıkça söylüyor televizyona çıkıp. Kanala çıkıyor. Binlerce talebesi var. Talebeleri diyor; “biz rüyaya yattık, rüyamızda onun Mehdi (a.s.) olduğunu gördük, adımız gibi eminiz” diye onlar da söylüyorlar. Peki, Cübbeli kardeş, yıllardan beri bu şahıs bunu söyler. Tek kelime ağzına dahi almıyorsun bu konuyu. Kitap da yazmıyorsun, panik de olmuyorsun, ailelerle toplantı da yapmıyorsun, Habertürk’te toplantı da yapmıyorsun, Fatih Altaylı ile özel görüşme de yapmıyorsun, Murat Bardakçı ile özel görüşme de yapmıyorsun. Değil mi? Ve üst düzey bazı kişilerle de görüşme yapmıyorsun. Neden, neden, neden? Ne gördün de, neyi tespit ettin de böyle bir paniğin içine girdin? Ve neden bu kitabımı ben Adnan Oktar için çıkarıyorum, tek amacım bu, diyorsun? Niye önsözünde bunu açıkça belirtiyorsun? Ve çıkıp televizyon programlarında ilk konu olarak ‘Mehdi (a.s.) gelmeyecek’ten niye başlıyorsun? Neden İttihad-ı İslam’ı tek kelime ağzına alamıyorsun? Türk-İslam Birliği’ni niye tek kelime ağzına alamıyorsun. Ne olur, dilin mi kopar? Ne kadar acı veriyorsa da yine söylesene sen şunu. O güzelliği. Niye söyleyemiyorsun? Çünkü Türk-İslam Birliği dedin mi, insanın aklına ne gelecek?
OKTAR BABUNA:Mehdi (a.s.) gelecek, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Azerbaycan’dan bir kardeşimiz Oktay Aliyev. “Bismillahirrahmanhirrahim. Selamün aleyküm.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatuhu. “Nur yüzlü Hocam ve kardeşlerim. Hürmetli Hocam, münafıklar hakkında yaptığınız derin anlatımınızı dikkatlice izliyoruz. İnşaAllah biz de yapacağımız tebliğ toplantılarımızla sizden aldıklarımızı aktaracağız insanlara, inşaAllah, maşaAllah. Hürmetli Hocam bir de yapacağımız o 100 kişilik toplantıya siz de canlı bağlanırsanız çok seviniriz inşaAllah, maşaAllah.”
Adres vermiş. Olur, çok güzel olur. Telefon da vermiş kardeşimiz, o telefondan bağlantı kurun. O Azerbaycanlı koçları görüyor musun? İnletiyorlar. Bak 100 kişilik onlar da ayrı bir toplantı yapmışlar, maşaAllah.
“Selamün aleyküm muhterem Hocam.” Ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatuhu. “Hocam Allah sizden razı olsun. MaşaAllah her sohbetiniz bilgi hazinesi.” Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın nasip etmesiyle. “Hakiki, samimi imanı bize ne güzel gösterip anlatıyorsunuz. İçimizi açan nursunuz. Neşenizden Allah’a şükürler olsun. Hocam size sorum; Altınçağda bütün insanlar mı dine girecek ve iman edecektir? Yoksa Ehl-i kitap ve insanların büyük bir kısmı mı? Lütfen bunu açıkça anlatır mısınız? Çünkü insanların büyük bir kısmı, sizin anlatımlarınızı söylediğimizde bana; "bu olaylar olduğunda ben iman ederim, herkes imana geldikçe" diye cevaplar alıyorum ama o zamana kadar her türlü ahlaksızlığı devam ediyor. Aleyküm selam, Şahin Musavi, Azerbaycan.”
Şimdi bu doğru tabii. Bazı insanlar kalabalıklar iman ettiğinde iman ederler. Bazıları da mesela büyük, önemli gördüğü bir insan iman ettiğinde iman ederler. Mesela farzedelim Aydın Doğan namaza başlasa mesela Murat Bardakçı, Fatih Altaylı namaza başlasa, efendim başka kimler başlasa diyelim?
OKTAR BABUNA: Ünlü sanatçılar.
ADNAN OKTAR: Mesela.Bir anda milyonlarca insan namaza başlar. Bu böyledir insanların ruhunda bu vardır. Zaten işte “Ahir zamanda iman etmedik kimse kalmayacak”tan kasıt budur. İmansızlığın hiçbir mantığını bulamayacaklardır. Herkes iman ettiği için herkes iman edecektir. O ondan görecek, o ondan görecek iman edeceklerdir inşaAllah.
“Selamun aleyküm Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi. “Al-i İmran Suresi’nin, 3. sure 151. ayetinde “Hakkında hiçbir delil indirmediği şeyi Allah'a ortak koştuklarından dolayı küfredenlerin kalplerine korku salacağız. Onların barınma yerleri ateştir. Zalimlerin konaklama yeri ne kötüdür” diyor.” Özetle o kişilerin bu kadar korkmasını Kuran’ın o ayetini delil olarak veriyor. Bu kadar korkma zaten Mehdi (a.s.) alameti, çıkış alameti olduğu için zaten önemli. Şimdi bak, o tevillerin filmlerini göstereceğiz önümüzdeki günlerde, akıl almaz teviller yapıyorlar. Onun dediğine öbürü uymuyor, onun dediğine öbürü uymuyor. Her biri ayrı bir şey açıklıyor. Hepsi Mehdi (a.s.)’nin gelmeyeceğini açıklıyor ama her biri ayrı bir dilden anlatıyor. Mesela şahs-ı manevi bile anlatanlar ayrı anlatıyor. Mesela kimi üç Mehdi diyor, üç Mehdi’yi karıştırıyor. “Kimi aynı şehirlerde olacak” diyor, kimi “ayrı ayrı şehirlerde olacak” diyor. Tam bir panik her yerde yayılmış durumda. Bu paniğin sonucunda hakkı görecekler. Ama her gördüğü yerde kardeşlerimiz Bediüzzaman’ın açık ifadelerini sorsunlar. Çok net ifadeler. Sen örnekler ver yine, o örneklerden sorsunlar.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Mesela Tasdik-i Gaybi diyor ki; “Bu hakikaten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur'u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek.” Sonra geleceğini Üstad açık açık söylüyor Hocam; “sonra gelecek o mübarek zat.”
ADNAN OKTAR: Aslında kardeşlerimizin sorması gereken soruları HarunYahya.org’a koyun. “Nur talebesi kardeşlerimize sorulacak sorular” deyin. Soru da değil, “bunu bize açıkla Hocam” diyecek, o kadar. Ben bilmiyorum, cahilim, bilgim yok. Bana şerh et, açıkla. Kavramak istiyorum, anlamak istiyorum” deyin.
ALTUĞ BERKER: “Bu hakikatten anlaşılıyor ki, sonra gelecek o mübarek zat, Risale-i Nur'u bir programı olarak neşr ve tatbik edecek.”
ADNAN OKTAR: Mesela bu çok net bir açıklama. “Hocam bize bunu açıklayın” diyecekler. Nur talebesi değil mi? Bediüzzaman diyor, açıklasın Nur talebeleri, anlatsın Nur talebeleri. Anlat diyecek o kadar. İstirham ediyorum. Bir de bu ilginç anlatımları bize göndersinler. Dilini böyle eğip büken, yalan söyleyen, anlamazlıktan gelen, ilginç izahlar yapan, çarpıtan, dağıtan tipler var. Çünkü bize gelen yazılardan, bunun akıl almaz bir çirkin zenginlikte olduğunu gördük, akıl almaz derece çok açıklama var. Bunların hepsini biz arşivleyip kitap haline getireceğiz. Onun için kardeşlerimiz bize göndersinler. Bakın Mehdi (a.s.)’nin gelmeyeceğini anlatabilmek için yaklaşık 450’nin üzerinde yalan çeşidi gördük. Bize gelen 450’nin üzerinde yalan çeşidi var. Bunu daha da çoğaltalım. Bunu kitap haline getireceğiz. Akla hayale gelmemiş, dünya tarihinde görülmemiş olabilir böyle bir şey, inşaAllah. Saflığından, cahilliğinden, bilgisizliğinden yapanları tenzih ediyorum. Ama bu büyücülerin büyü gücünü de görmeleri açısından çok büyük faydası olacaktır. Bakın hiç bir konuda bu kadar çok yalan söylenmemiş olabilir, bu kadar panik oluşmamış olabilir. Amerika panikte, Amerika çıldırdı panikten, gitti Irak’ı yerle bir etti. Oradan çıkacak diye. Basra, Küfe, Şam gibi yerlerde; Basra’da, Küfe’de oralarda çıkacak zannettiler. Irak tarafında çıkacak zannetti, yerle bir etti Irak’ı. Bu sefer Afganistan’dan şüphelendiler Afganistan’a gittiler, orada Mehdiyet’i durdurmak için. Şimdi bir kuşak oluşturmaya çalışıyorlar, Mehdi (a.s.) her halükarda Asya tarafına gideceğini düşünerek veya o tarafa, onlara yardım edeceğini. Arada Afganistan’dan Irak’a kadar bir hat, durdurma hattı meydana getirmeye çalışıyorlar. Kardeşim ne alakası var? Mehdi (a.s.)’nin öyle bir yöntemi yok. Mehdi (a.s.) sevgiyle, barışla, kardeşlikle hakim oluyor. Ondan sonra havaları indi Amerikalıların. İran’ı işgal etmeye kalkıyorlardı, ortalığı birbirine katacaklardı. Birdenbire sakinleştiler. Şimdi hedef de tespit edemiyorlar, anlayamadılar.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, aslında Türkiye’ye de giriyorlardı, Allah müsaade etmedi.
ADNAN OKTAR: Asıl hedefleri Türkiye idi.
OKTAR BABUNA: Ama sizin vesilenizle oldu Hocam. Siz evanjeliklerin önde gelenlerinin bu fikirlerini ortadan kaldıracak şekilde tebliğ yaptınız Hocam. Hem bire bir; hem radyolarında, televizyonlarında bu şekilde tebliğ yaparak.
ADNAN OKTAR: Tabii birçok eyalette yayınlanan büyük Amerikan radyolarında evanjeliklere yönelik çok kapsamlı izahlar yaptık ondan sonra sakinleştiler.
OKTAR BABUNA: En önderi olan kişi, sizin buraya geldi hatta. Siz konuşarak, ondan sonra bütün fikirleri değişti internet sitesinde.
ADNAN OKTAR:Bakın evanjeliklerin ileri gelenlerinin, Amerikan hükümetini Türkiye’ye ve Müslüman alemine saldırtmak için yaptıkları ateşli konuşmalar var. Onların filmlerini göstereceğim. Amerika’nın ileri gelenleri var, toplanmışlar; onlara adam savaşın önemini anlatıyor ve Müslümanları yok etmenin önemini anlatıyorlar evanjelikler. Bunları durdurduk. İran ile İsrail’in savaşını durdurduk, Allah vesile etti, inşaAllah.
SUNUCU 1: Yayınımıza kısa bir ara veriyoruz, sonrasında yine devam edeceğiz.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Makaleler
Devamı ...