SUNUCU:İyi akşam sevgili izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Asu Tv, Adana Ceyhan, Crt Tv ve Radyo Ankara, Beypazari, Seylan Tv, Mardin, Kanal 47’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de maillerinizle katılabilirsiniz. Hocam hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Sen de hoş geldin.
SUNUCU:Hoş bulduk. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu Asya’da yüzyılın en büyük felaketi oluyor diye bir haber var Hocam inşaAllah. Muson yağmurları yüzyılın en büyük felaketi diye böyle bir haber yapmışlar Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yüzyılın felaketi.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. “Pakistan, Hindistan, Çin ve Kuzey Kore’de ünlü Muson yağmurları yüzünden binlerce insan öldü. Özellikle toprak kaymaları yüzünden kıtada büyük can kaybı yaşandı. Milyonlarca kişi evsiz kaldı.’’ Burada bir resim var şehirlerin durumunu gösteriyor.
ADNAN OKTAR:Bu da yine Ahir zaman alametlerindendir. Peygamber efendimiz (s.a.v)’in belirttiği alametlerden. Bakın yüzyılda bir kere olan bir olay, çok büyük bir olay inşaAllah. Başka?
OKTAR BABUNA:Bu Balyoz davasında Hocam “Mason’a Dost, Müslüman’a Düşman’’ diye bir haber var burada. “Mason derneklerinin özellikle 2003’de hazırlanan Balyoz darbe planında, İslami hassasiyete sahip dernek, gazete ve dergilerde çalışanlar tek tek fişlenip, darbeden sonra gözaltına alınacaklar listesi oluşturuldu. Balyozcuların kendilerine destek vereceğini söylediği 321 dernek arasında Mason dernekleri önemli bir yer tutuyor’’ diyor haberde. Burada göz altına alınacakların listesi vardı, aşağıda Hocam.
ADNAN OKTAR:Ben baş sırada mıyım?
OKTAR BABUNA:Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah Allah, ekip başı. Balyoz derken, biz küfrün başına balyozuz, münafıkların başına balyozuz, Darwinistlerin, materyalistlerin başına balyozuz ama sevgiyle, şefkatle, merhametle, ilimle, kültürle, fenle inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Dünyanın en üst düzey masonları size gelmişti Hocam inşaAllah. Hepsinin de Darwinizme karşı olmalarına vesile oldunuz. Hatta namaz kıldılar burada İstanbul’da maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ki benim görüştüğüm buradaki mason dünya masonlarının lideri oldu. Şimdi Alman Masonlar, Fransız Masonlar gelecekler mesleki azamlar. Bu önümüzdeki günlerde onlar gelecekler inşaAllah. Müslümanların güzel insanlar olduğunu, Müslümanlığın güzel olduğunu bütün dünya görmeye başladı inşaAllah. Onlar da görüyorlar.
OKTAR BABUNA:Hocam sadece Asya’da değil Doğu Avrupa’da yoğun yağış ve sellerde 15 kişi ölmüş.
ADNAN OKTAR:Ne zaman? Kuyruklu yıldızın çıkışından sonra, değil mi? Çıkışından evvel kıtlık var, yağmur yağmıyor.
OKTAR BABUNA:Siz söylediğinizde, global ısınma diye kimse pek inanmamıştı o zaman. Halbuki alamettir bu inşaAllah. Kuyruklu yıldız çıktıktan hemen sonra bu sefer yağıştan şikayet eder hale geldi herkes. Barajların kapakları açıldı ve sel felaketleri oluyor dünya çapında.
ADNAN OKTAR:Yeni Şafak Gazetesi “Hz. Davut’un Kılıcını Kim Kullanacak?’’ diye başlık atmış. “Topkapı Sarayı mukaddes emanetler dairesinde muhafaza edilen bu kılıncın, Hz. Davut’un bizzat kendi eliyle yaptığı kılıç olduğu nice Peygamberlerin hükümdarların elinden geçtiği biliniyor. Biliyor muydunuz?’’ diyor. “İlginç olan ise bu kılıncın Kıyamet yaklaştığında bir kez daha kullanılacak olması.’’ Bu kılıcı kullanacak olan Mehdi (a.s)’dir. Teberrüken beline asacaktır inşaAllah. Peygamberimizin (s.a.v)’in kılıcını da yine aynı şekilde kullanacaktır teberrüken, hadislerde belirtilen mühim bir gayb haberidir, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Oradaki kitabede de cifir ilmi ile bir haberde verilmiş Hocam aynı zamanda. Yavuz Sultan Selim’in fethinden önce, yarım asır önce o bilgiyi verdiği belirtiliyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hz. İsa (a.s) da kuşanacak inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) bizzat eliyle bizzat inşaAllah kuşanmasını, teberrüken kuşanmasını sağlayacak. Ama teberrükendir, Hz. İsa (a.s)’nin herhangi bir insan öldürmesi mevzubahis değil. Hz. Mehdi (a.s)’nin de herhangi bir insan öldürmesi mevzubahis değildir. Manen öldürecek Deccali, fikirle, kültürle. Çünkü Hz. İsa (a.s) ve Mehdi (a.s) bütün silahları yeryüzünden yok ediyorlar. Eritip yok edecekler inşaAllah. Sanayide kullanılacak. Şu an dünyada orduların kullandığı demir ve çelik, yapılan harcamalar, eğer fakir ülkelere kullanılmış olsa fakir ülkeleri on kere Avrupa düzeyine getirir. Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’nin de yapacağı budur. Silah üretimini ortadan kaldıracaklar, silahları ortadan kaldıracaklar inşaAllah.
Kancılara karşı sürekli uyarı yapmak lazım. Çünkü Evanjelikler Müslümanları kan döken insanlar olarak tanıtmaya çalışıyorlar. Kancılar da “evet biz kancıyız” havası veriyorlar. Böylece büyük bir şeytani savaşın, şeytani fitnenin zeminini oluşturmaya çalışıyorlar. Halbuki Müslümanlar şefkat, merhamet, sevgi, akıl, sanat ve estetiği savunan, barışı savunan kişilerdir. Dolayısı ile Mehdi (a.s) devrinde de bu, bu şekilde olacaktır. Dostluk ve kardeşlik, barış ve demokrasi bütün dünyayı saracak inşaAllah. Adalet her yeri saracak. Adaletin ne kadar yaygın dünyaya hakim olacağını hadisler çok detaylı belirtiyor, değil mi? Peygamber (s.a.v)’in hadisleri. Dolayısıyla fitneye insanlar yönelecekler fakat Mehdiyet bunu engelleyecektir. Ahir zamanda küfrün, münafıkların, ateistlerin müthiş bir hurucu olacaktır, azgınlaşması olacaktır. Bu gittikçe güçlenecek, gittikçe güçlenecek en sonunda son noktada birden ortadan kalkacaktır, yok olacaktır inşaAllah.
Ama Müslümanlar için en büyük tehlike, Türkiye için de, Müslüman alemi içinde münafıklardır. Münafıklar çünkü içten vurandır. Mesela bir insana dıştan bir mikrop bulaşsa, tentürdiyot sürer falan geçer. Ama içten enfeksiyonu olduğunda, haberi olmazsa, bütün dünyayı sarabilir çok çok tehlikeli olabilir. Onun için münafığa karşı tavır çok önemlidir. Münafık Hz. Musa devrinde de vardı, Hz. İbrahim devrinde de vardı, her devirde vardır. Hz. İsa (a.s) devrinde de, Hz. İsa (a.s)’yı ihbar ediyor. Bak kahpeye bak. Yanında birlikte yemek yiyorlar, sohbet ediyorlar, konuşuyorlar, saygı duyduğunu söylüyor, ona bağlı olduğunu söylüyor. Ona her türlü faydayı sağlıyor Hz. İsa (a.s). Bir avuç para için kahpece gidip, yani menfaat için Romalı askerlere ihbarda bulunuyorsun. Hz. İsa (a.s)’nin bulunduğu odaya içeri girdiğinde, Hz. İsa (a.s) göğe alındı, o avanak orada kaldı. Hz. İsa (a.s)’ye de benziyordu biraz, saçları da uzun. Allah daha da benzetti. Allah “ona benzettik’’ diyor. Ve Romalı askerler onu yakaladı. O “ben değilim, Hz. İsa ben değilim “diyor. “İhbarcımız söyledi. Bu odada olduğunu söyledi” diyorlar, Yehuda Iskariot’a. Hz. İsa (a.s) zaten göğe alınmış durumda. Yehuda Iskariot’la laubali bir havaları var zaten, üslubu da çok laubali Yehuda Iskariot’un. O diyorlar; “buraya geldi, odaya da girdi, ihbarcımız da söyledi, buradan başka nerede olabilir o” diyorlar. Sensin, senden başkası yok burada tek olduğuna göre diyorlar. Ve karnına, ellerine, ayaklarına çivi çakarak tahtaya çarmıhta can çekişerek öldü ve son sözü; “ben İsa değilim.” “Eloi, Eloi beni niye bıraktın? Allah’ım beni niye bıraktın” diyor. Peygamber öyle söyler mi? Beni niye bıraktın der mi? Hangi Müslüman? Peygamber’den ayrı, bir Müslüman da söylemez. Allahım beni niye bıraktın der mi? Nereden biliyorsun bıraktığını Allah’ın seni? En fazla şehit olursun değil mi? Ama Allah’a inanmadığı için böyle bir üslup kullanıyor. “Eloi, Eloi beni niye bıraktın?” diyor. “Ben İsa değilim” yolda da “ben İsa değilim” diyor. Fakat inanmadılar tabii, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam münafıklardan bahsettiniz. Bir ayeti kerimede Nisa 141’de Allah şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırım; “Onlar sizi gözetleyip duruyorlar’’ diyor ayeti kerimede Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii münafıkların özelliğidir. Uzaktan Müslümanları gözetlerler, izlerler. Yani aklından bir türlü çıkmaz Müslümanlar. Küfür onlar için bir hedef değildir. Dinsizler, ateistler, Darwinistler hedef değildir. Doğrudan Müslümanlar hedeftir, doğrudan Müslümanlar hedef alırlar. O yapı içerisinde de şeytani karakterlerini sürekli geliştirirler. Mesela bakıyoruz şeytanın karakterine münafıklarla aynı. Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanında da, Hz. Musa devrinde de aynı karakteri gösterdiklerini görüyoruz. Mesela diyor ki Hz. Musa; “Rabbiniz bir buzağı kesmenizi emrediyor’’ diyor, değil mi? “Nasıl bir buzağı? Bize detay ver.’’ diyorlar. Hz. Musa vahiyle detay belirtiyor. “Olmadı” diyorlar. Biliyor musun sen o ayeti? Bul bakayım.
OKTAR BABUNA:Şeytandan Allah’a sığınırım; “Hani Musa kavmine: ‘Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor’ demişti. ‘Bizi alaya mı alıyorsun?’ dediler. (Musa) ‘Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım’ dedi. ‘Rabbine adımıza yalvar da, bize niteliklerini açıklasın’ dediler. (Musa, Rabbine yalvardıktan sonra) Şüphesiz Allah diyor ki: ‘O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır. Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin’ dedi. (Bu sefer) dediler ki: ‘Rabbine adımıza yalvar da, bize rengini bildirsin.’ O, (Rabbim) diyor ki: ‘O, bakanların içini ferahlatan sarı bir inektir’ dedi. (onlar yine:) ‘Rabbine adımıza yalvar da, bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü bize göre sığırlar birbirine benzer. İnşaAllah (Allah dilerse) biz doğruyu buluruz’ dediler. (Bunun üzerine Musa, Rabbim) diyor ki: 4O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma ve alacası olmayan bir inektir’ dedi. (O zaman): ‘Şimdi gerçeği getirdin’ dediler. Böylece ineği kestiler; ama neredeyse (bunu) yapmayacaklardı.’’
ADNAN OKTAR:Bak o devrin hastaları, münafıkları görüyor musun? Bak ne kadar detaycılar. Bir daha ayeti baştan oku. Parça parça açıklayayım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Hani Musa kavmine: ‘Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor’ demişti. ‘Bizi alaya mı alıyorsun?’ dediler. (Musa) ‘Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım’ dedi. ‘Rabbine adımıza yalvar da, bize niteliklerini açıklasın’ dediler.’’
ADNAN OKTAR:Bu kadar yani sadece bir sığır kesecekler. Detay istiyor tam münafık karakteri. Bütün münafıklarda bu vardır. Burada amaç ne biliyor musun? Haşa Allah’ın düşünemediğini vurgulamak istiyorlar. Ve Peygamberin de bunu sormayı düşünemediğini vurgulamak istiyorlar. Yani ne Allah’ı beğeniyor haşa, ne Peygamberi. Böyle bir durum var. Ama tabii kökeninde sorsan takva adına soruyordur. Evet devam edelim.
OKTAR BABUNA:“Şüphesiz Allah diyor ki: ‘O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır. Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin’ dedi”.
ADNAN OKTAR:Bak, “artık emrolunduğunuz şeyi” söylüyor, bitmesi gerekiyor artık orada. Evet sonra.
OKTAR BABUNA:“(Bu sefer) dediler ki: ‘Rabbine adımıza yalvar da, bize rengini bildirsin’’’.
ADNAN OKTAR:Bak, münafık detaycılığını görüyor musun?
SUNUCU:İneğin rengini istiyor.
ADNAN OKTAR:Tabii bir türlü rahatlamaz münafık. Kuran’da mesela açık hüküm vardır, rahatlamaz. Peygamber açıklar yine rahatlamaz. İlla ki böyle detaylara girecek. Detay detay detay…
OKTAR BABUNA:"(Rabbim) diyor ki: ‘O, bakanların içini ferahlatan sarı bir inektir’ dedi. (Onlar yine:) ‘Rabbine adımıza yalvar da, bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü bize göre sığırlar birbirine benzer. İnşaAllah (Allah dilerse) biz doğruyu buluruz’ dediler”. Tam dediğiniz gibi Hocam.
ADNAN OKTAR: “Sığırlar birbirine benzer, inşaAllah doğruyu buluruz”. Ne Allah’a güveniyor, ne Peygamberin getirdiği vahye güveniyor değil mi? Kendi aklına güveniyor. Münafıklar öyledir kendi aklına güvenir. Onun için Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da münafıklar Kuran’ı kendilerine göre yorumladılar. Kuran’ı yetersiz gördüler. Peygamberimiz (s.a.v.)’in şerhini açıklamalarını yetersiz gördüler. Kendi kafalarından akıl almaz mezhepler oluşturdular. Akıl almaz fikir sistemleri geliştirdiler. Yüzlerce mezhep oluşturdular, değil mi? 4 hak mezhebin dışında akıl almaz sapkın kanallara girdiler. Yani Şii, Caferi, Vehabi onların dışında benim söylediklerim inşaAllah. Amaç burada ne? Takva değil. Detayda boğulmak. Yani Müslümanları detaya boğma. Çünkü bak bunlar mücadeleyi sormuyor, tebliği sormuyor, dini yaymayı sormuyor, Allah’ın kitabını insanlara öğretmeyi sormuyor. Neyi soruyor? Detayları soruyor. Hangi türde detayları? Bunların dışındaki detayları soruyor. Çünkü onun işine gelmez mücadele. Tebliğ, dini yaymak, İslam ahlakını hakim etmek işine gelmez. Bu tarz detaylarda Müslümanları boğmak ister kendi kafasınca. Halbuki Allah’ın hükmü çok açık olur. Ama o imalardan yola çıkmaya çalışır. Yani ima bulmaya çalışır Kuran’da. Halbuki Kuran’daki hükümler muhkemdir. Çok açıktır. Çok açık izah edilir. Değil mi? Ve Peygamberimiz (s.a.v.) de onu hadislerde şerh eder, açıklar. Fakat münafık Kuran’ın özünü ve aslını esas almaz. Detayları esas alır. Detaylarla Müslümanlara saldırmaya çalışır, Peygamberimiz (s.a.v) zamanında da öyleydi.
Mesela bak, Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Mücadeleye çıkalım, tebliğe çıkalım” diyor. “Evim açık” diyor. Yani bakın bütün Müslümanların evi açık. Herkesin evi açık. Mücadeleye giden adamın evi açık olmaz olur mu? Orada Müslümanları kendince açmaza sokacak. Niye? Kutsal olan aileyi kullanıyor orada, değil mi? Kutsal bilinen aileyi kullanıyor. Aileyi esas alarak onu köşeye sıkıştırmaya çalışıyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i ve sahabeleri kendince. Tabii ki, Allah mutlaka bunlara mağlubiyet veriyor. Ve Müslümanların şevki daha da çok artmış oluyor. Niye sormuyorsun; Resulullah daha çok gayret etmek için neler yapmam gerekir? Değil mi? Daha çok tebliğ yapmam için neler yapmam gerekir? Bak sordukları sorulara bak. Hz. Musa (a.s.) mücadeleye girdiğinde, cihada girdiğinde, İslam ahlakını yaymaya girdiğinde ne diyor münafıklar? “Sen ve Rabbin gidin savaşın” diyor. Ama inek konusunda, sığırın kesilmesi konusunda muazzam detaylara giriyorsun. Olaylara tam sahip çıkıyorsun. Peki mücadele olduğunda dini yayma konusunda nasıl oluyor? “Sen ve Rabbin gidin savaşın” diyorsun. Müslümanları yalnız bırakıyorsun. Münafıklarla beraber gidip it gibi böyle inine gidip orada aç karnını doyurmaya çalışıyorsun, değil mi? Demek ki asıl dertleri, asıl kafaları bambaşka oluyor inşaAllah. Berker’im anlat.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Bir başka ayette Cenab-ı Allah şöyle buyuruyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlardan öyleleri vardır ki, dillerini kitaba doğru eğip bükerler.”
ADNAN OKTAR: Kuran’ı kendince böyle içinde imalar bularak. Kuran’dan yorumlar bularak, açık muhkem hükümleri değiştirmeye çalışıyorlar. Yahut Tevrat’ın hükümlerini o devirde değiştirmeye çalıştılar ve hakikaten de değiştirdiler. İncil’in hükümlerini değiştirmeye çalıştılar ve hakikaten de değiştirdiler. Şimdi de Kuran’ın hükümlerini münafıklar kendilerince dil eğip bükerek anlamazdan gelerek değiştirmeye çalışacaklardır. Ama Peygamberimiz (s.av.) münafıklara karşı nasıl tavır alacağımızı bize açıklamıştır. Kuran’ın açık hükümleriyle de bu bellidir. Biz onlara karşı akılcı tam Peygamberimiz (s.a.v.)’in izahlarına uygun olarak ehl-i sünnet itikadi içinde ilmi bir mücadele veriyoruz ve vereceğiz de inşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah elhamdülillah Hocam. Siz daha önce de demiştiniz Hocam; Kuran’ın hükümlerine karşı -haşa- yanlışlamak içinmüşriklerden de deliller getiriyorlar. Hem Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.)’in döneminde.
ADNAN OKTAR:Tabii hatta zaten münafıkların asıl düşüncesi oluyor. Müşriklerle ittifak halindeler onlardan öğrendikleri delilleri, Ehl-i Kitaptaki müşriklerden öğrendikleri delilleri Müslümanlara delil olarak getiriyorlar. Peygamberimize (s.a.v.) de baskı yapıyorlar. Peygamberimize (s.a.v.)’e de Cenab-ı Allah cevap veriyor değil mi? Hatta bir ayette sen az da olsa onlara meyil edecektin. Eğer meyil etmiş olsaydın” değil mi ne diyor ayette?
ALTUĞ BERKER:Şah damarından yakalardık.
ADNAN OKTAR:Tam ayeti?
ALTUĞ BERKER: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani Cenab-ı Allah tehdit eden bir açıklamada bulunuyor inşaAllah. “Az da olsa meyil edecektin” diyor. Yani Cenab-ı Allah’ın lütfu ile meyil etmedin diyor, inşaAllah. Birkaç ayet var onunla ilgili; dünyanın da Ahiretin de... tam anlatmadım evet.
OKTAR BABUNA:“Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve her şey) bozulmaya uğrardı. Hayır, biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz, fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar.”
ADNAN OKTAR:Kur an’dan yüz çeviriyorlar.
OKTAR BABUNA:Ayrıca sizin dediğiniz ayeti de bulayım Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mealen yaklaşık benim söylediğim, Allah’ın tehdidi var, “az da olsa onlara meyil edecektin. Sana azabı şiddetle tattırırdım. Dünya azabını da, Ahiret azabını da” diyor hatırladığım kadarıyla ayette. “Dünya azabını, Ahiret azabını tattırırdım. Fakat Allah’ın lütfu ile Allah seni korudu” diyor, inşaAllah Peygamberimiz (s.a.v.). O devirde bastırıyorlar münafıklar, müşrikler inşaAllah. Yani Kuran’a yeni bir ilave yapması, için yeni bir hüküm yapması için, “hatta bize başka bir Kuran getir” diyorlar, değil mi? Çünkü kafasında onun bir inanç var, onu Kuran’da arıyor bulamayınca Kuran’a yeni bir ilave gelmesini istiyor. Onu da yapamazsa tevil yapıp, yeni ilaveler yeni bir şeyler ortaya çıkarmaya çalışıyor. Peygamberimiz(s.a.v.)’de ona karşı o devirde çok güçlü tedbirler almıştır.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam bir ayette şeytandan Allah’a sığınırım: “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler” diye buyuruyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bu da münafıkların bir özelliğidir. Helâller haramlar çıkarırlar. Mesela haramı helal eder. Haram mesela açıkça haram o “helaldir” der. Helali de, haram eder tam tersine çevirir. Mesela helaldir, dilini eğip bükerek bir de bakarsın ki haram etmiş. Neye göre, kendi kafasına göre. Buda bir risktir bu da bir anormal düşünce akımıdır. Ona karşı Ahir zamanda Müslümanlar, çok güçlü bir mücadele vereceklerdir inşaAllah, akılcı mücadele vereceklerdir. Oktar Hocam başka neler var? Bana bir şeyler anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Siz evvelsi gün bazı konulardan bahsettiniz Hocam inşaAllah, dün de inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bu dil eğip bükme Hocam Risale-i Nur’a da yapılıyor. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Her gün siz de onlara yönelik doğrusunu anlatan izahlar yapıyorsunuz, dün çok güzel izahlarda bulundunuz.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Değiştirilen açık bir hükmü Bediüzzaman’ın açıkça söylediği bir şeyi, dil eğip bükerek akıl almaz bir şekle sokmaları mevzubahis oluyor. Çok şaşırtıcı şekle getirmeleri mevzubahis oluyor. Tabii biz bunlara münafıktır demiyoruz. Ama bir eksiklik, bir yanlışlık olduğu belli, bir gariplik olduğu belli.
OKTAR BABUNA: Sizin söylediğiniz ayeti buldum Hocam inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım “Onlar neredeyse, sanavahyettiğimizden başkasını bize karşı düzüp uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi. O zaman seni dost edineceklerdi. Eğer biz seni sağlamlaştırmasaydık and olsun onlara az bir şey de olsa eğilim gösterecektin. Bu durumda biz sana hayatın da kat kat ölümünde kat kat acısını tattırırdık sonra bize karşı bir yardımcı bulamazdın.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet bu ayet. Bazı kardeşlerimiz “ben rüyamda falanca kişiyi Mehdi(a.s.) olarak gördüm, şu kişiyi Mehdi (a.s.) olarak gördüm” diyorlardı. Dün de açıkladım bakın Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Her biri Allah’ın Resulü olduğunu iddia eden 30’a yakın yalancı görülmedikçe Kıyamet kopmayacaktır. Her birisi kendisini tek Mabut olan Allah’tan Resul olarak gönderdiğini iddia eden 60 yalancının çıkması”. Çok fazla insan çıkacak. 60 mesela burada “60” diyor. Öbüründe “30” diyor. Çok fazla anlamındadır bu. Yani bir insan çıkıp, “ben rüyamda falanca kişiyi Mehdi (a.s.) olarak gördüm. Dolayısıyla hüküm gerçekleşti artık bu kişi Mehdi (a.s.)’dir” diyorsa; bu kişi Peygamberlik iddia ediyor demektir. Çünkü “ben rüyamda vahiy alıyorum. Vahiyle bir hüküm meydana geldi.” Yani kitaplı peygamber gibi olduğunu iddia ediyor. Allah’tan kendisine bir hüküm geldiğini ve bu hükmü Müslümanlara açıklıyor. Ve “ben bu hükme göre de amel ediyorum. Ve bu kişi günahsız Cennete gidecek bir insandır. Ve bunun imtihanı kalkmıştır. Ve bu Mehdi (a.s.)’dir, günahsızdır. Ben buna garanti veriyorum. Çünkü ben vahiy aldım” diyor. Çünkü sen kesin hüküm verdiğine göre, değil mi? Diyorsun ki; “bu kesin Mehdi (a.s.), kanaatim net geldi” diyorsun. “Delilin ne?” diyorsun. “Rüya gördüm“ diyor. Rüyayla hükümü açıklamış oluyor. Bu Peygamberlik iddiasıdır, değil mi? Çünkü başkalarına da diyor ki; “ben rüyamda gördüm. Siz de buna uyun, bu kişiye uyun” diyor. Bir hüküm değil mi? Bir insanın günahsız olduğunu açıklamak ne demek? Allah açıklar bir insanın günahsız olduğunu. Cennete gideceğini Allah açıklıyor Kuran ayetiyle değil mi? Hz. İsa (a.s.)’yla ilgili açıklıyor Cenab-ı Allah. Adam diyor ki; “ben de açıklarım. Benim de böyle bir gücüm var. Bana da vahiy geliyor. Rüyayla ben de vahiy alıyorum” diyor. Eğer vahiy hükmünde değilse, o zaman nasıl inanıyorsun? Değil mi? Vahiy hükmünde olduğunu iddia ediyorsan ve ona göre de amel ediyorsan Peygamberlik iddiasında bulunuyorsun. “Ve Allah adına yalan söyleyenden daha zalim kim vardır” diyor Allah ayette, değil mi? Onun için Müslüman kardeşlerimiz sakın sakın böyle bir hata içerisine girmesinler.
ALTUĞ BERKER:“Hz. İsa (a.s.) mesh edecek, Mehdi (a.s.)’yi” demiştiniz, o zaman bir hüsn-ü zanı.
ADNAN OKTAR:Bak Hz. İsa (a.s.) mesh ediyor, diyor ki; ”sen Mehdi (a.s.)’sin. Sen Cennettesin. Cennetteki makamını söylüyor. Benim sana açıklamam bu” diyor. Buna rağmen Mehdi (a.s.)’nin buna inanmak mükellefiyeti yok. Çünkü yani kitap getirmiyor. Sadece unvanı var. Peygamber olarak unvanı var inşaAllah. Çünkü getirdiği kitap İncil getirmişti. Allah İncil nasip etmişti. Ama bu geldiğinde Kuran’a tabi olmuş oluyor. Ümmetten birisi olarak geliyor. Fakat hükmen yani unvanı olarak peygamberdir. Fakat hüküm getiremez. Yeni bir hüküm getiremiyor. Farz olan bir hüküm getiremez. Ancak Kuran’a tabi olabilir. Ama kendi vahiy aldığı için kendisinin İsa (a.s.) olduğuna inanabilir inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bu konuyla ilgili ayeti okuyayım Hocam. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken ‘Bana da vahy geldi’ diyen ve Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim’ diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün şiddetli sarsıntıları sırasında Meleklerin ellerini uzatarak onlara; ‘canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah'a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azapla karşılık göreceksiniz’ (dediklerinde) bir görsen...”
ADNAN OKTAR:Şimdi yavaş yavaş oku.
OKTAR BABUNA: “Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken” siz söylediniz biraz önce.
ADNAN OKTAR: “Kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken” evet.
OKTAR BABUNA: “Bana da vahy geldi" diyen.
ADNAN OKTAR: “Ben rüya gördüm. Vahiy aldım” diyor. Vahiy hükmünde değilse nasıl adamın Mehdiliğini ilan ediyorsun o zaman. Değil mi? Nasıl adın gibi emin oluyorsun? Ve ilan ediyorsun Mehdiliğini? Eğer değilse zaten söylemene gerek yok. Sen zaten öyle bir eylem de yapamazsın, öyle bir iddiada da bulunamazsın. Ama senin açıklamana göre Kuran’ın bu hükmüne giriyorsun. Oku devam et.
OKTAR BABUNA: “’Bana da vahy geldi’ diyen ve ‘Allah'ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim’ diyenden daha zalim kimdir?”
ADNAN OKTAR: Ben diyor; “rüyaya yatarım Allah bana vahyeder. Doğru bilgi de bana vahy olarak gelir. Ve ben bununla amel ederim. Sizin de bununla amel etmeniz gerekiyor” diyor. Bu ayet tam onunla mutabık olan konu, değil mi?
OKTAR BABUNA:Tam mutabık maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onun için bu konuda hatalı olan kardeşlerimiz bu ayetleri düşünsünler inşaAllah. Ona göre hatalarını düzeltsinler. inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Dediğiniz gibi tam örnek verdiniz Hocam maşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.) dahi mükellef değil” dediniz. Hz. İsa (a.s.)’nın söylediğine inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hüsn-ü zan edebilir. Ama kesin teşhis koyamaz. Kesin hüküm getiremez, inşaAllah. “Allah razı olsun, inşaAllah öyle oluruz” diyecek. Çünkü bütün Hıristiyan aleminin, Müslüman olmasına sebep olduğuna göre görünüşünden, üslubundan, ahlakı, kişiliğinden, biz hüsn-ü zan edeceğiz onun Hz. İsa (a.s.) olduğuna. O kadar inşaAllah. Oktar Hocam anlat başka neler var?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Siz dün çok önemli bir konudan bahsetmiştiniz Hocam. Üstadın izahlarına dayanarak inşaAllah. “O tohumlar sünbüllenir” diyor, demiştiniz Üstad inşaAllah. Burada Üstad’ın hazır tohumlar var. Demek ki bir parçalanmışlık dağılmışlık olacak inşaAllah. Tohum demiştiniz Hocam; “dışarıda bir hayat alameti göstermez. Ama kendi içine kapalıdır. Kendi içinde hayat vardır. Hz. Mehdi (a.s.) döneminde de, o daireyi genişletir. İfadesiyle de bir daire haline getireceği. Dağılmış Nur cemaatlerini bir araya getireceği ve onun döneminde de bu tohumların da sünbüllenmesi yani açması vesilesiyle onların da dışa açılmasına, hayat bulmalarına vesile olacak” diyor açıklamıştınız Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Anlattığım konuları zaman zaman tekrar etmekte fayda var. Çünkü mesela ertesi gün soruyorum. Kardeşlerimiz %70’ini anlatıyor ama bazen %30’luk kısmı unutmuş olduklarını görüyorum. Yani asıl vurguladığım önemli kilit noktaları unuttuklarını görüyorum bazı. Onun için bunları hem yazılı hale getirelim. Yani daha önce söylemediğim konular oluyor, ilk defa anlattığım konular oluyor. Özellikle ilk defa anlattığım konuları mutlaka internette ilgili kısımlara koyalım. Oradan kardeşlerimiz görsünler. Bak mesela bu anlattığım şey, yeni anlattığım ilk defa anlattığım bir konudur. Mesela bak bu rüyayla anlattığım konu ilk defa anlattığım bir konular vardı. Dünde ilk defa anlattığım konular vardı. Onları mutlaka ayıralım, inşaAllah. Yani daha önce anlattıklarımla ikisi karışık olunca dikkat dağılabilir. Onları ayrı olarak yeniden anlatmak lazım.
“Hayırlı akşamlar sayın Hocam, bugün haberlerde Rusya’da meydana gelen ve son 130 yılın en büyük yangını ülkeyi tehdit ediyor. Durdurulması büyük ölçüde güç olan yangın halk arasında korkuya neden olurken Rusya çevre ülkelerden yardım istemeye başladı” diyor. Mesela bak 130 yıldan beri görülmeyen bir yangın. Niçin bu devre rast geliyor bu? Bu bir harikuladeliktir. Değil mi? “’Ülkede meydana gelen duman bulutları milyonlarca insanın yaşadığı Moskova’yı tamamen kapladı. Rusya sağlık departmanından sürekli halka gaz maskeleri takılmasına yönelik uyarılar yapılırken özellikle, çocuk ve yaşlıların tehlike altında olduğu belirtiliyor’ gibi haberler vardı. Acaba bu hadislerde bahsedilen ikinci duman alameti olabilir mi? Saygılar Saba” diyor. Şimdi benim bu konu hakkında hiçbir bilgim yok. Yeni duydum. Siz duydunuz mu?
ALTUĞ BERKER:Haberlerde gösterdi.
OKTAR BABUNA:İs varmış Hocam şehirde. Maskelerle dolaşıyormuş halk hakikaten. Böyle koku şeklinde de.
ADNAN OKTAR: Tamam detaylı bakıp yarın söylerim inşaAllah.
“Adnan Hocam iyi yayınlar, iyi akşamlar. Dün gece internette evrimle ilgili bazı bilgiler araştırırken...” O Ntv’ye her gün cevap veriyorsunuz değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet veriyoruz Hocam. Dün de öyle bir program yapmaya kalkmışlar. Normal fosilleri gösteriyorlar yaradılışa delil olan. Biri başında geziyor. Arada bir de böyle güya evrime yönelik bir ifade yerleştirmeye çalışıyorlar aralarına.
ADNAN OKTAR: Dün ben de rastladım. Bu nedir dedim? Ntv’de Türkiye’de fosil yatakları bulunmuş, onlarmış. Kardeşim canım ciğerim Ntv’de çalışan muhterem kardeşlerim o fosillerin tamamı yaratılışı ispat eden fosil mi değil mi? Yaratılışı ispat eden fosil. Niye o güzel kamaralarınızı getirseniz de o fosilleri gösterseniz de konu kökünden hallolsa değil mi? Niye sadece haber yapıyorsunuz? Göster, o fosili de göster, hiçbir değişikliğe uğramadığını insanlar bir görsün. Mesela balık fosili gösteriyor. Göstersene aynısı yaşayan balığı. Veyahut sincap fosili buluyor aynı yaşayan fosilini de göstersene. Tıpkısının aynısı, hiçbir değişikliğe uğramamış değil mi?
Bizim Yaratılış Atlası’ndaki fotoğraflar hepsi orijinaldir. Bir de güzel bir yanı, bakın çok güzel bir yanı; eğer talep buyururlarsa, istirham ederlerse fosilin bizzat orijinal kendisini gösteririz. Bakın hangi bilim adamı yapar bunu? Kim yapar? Bakın fosilin orijinalini gösteririz. Orijinalini gösterdik de adam cahilliğinden “ne bileyim ben bunun ne kadar eski olduğunu” diyor, değil mi? Hep beraber ben araba paralarını da vereceğim. Hatta ben kendi arabamızla da götürebilirim. Onları İstanbul Üniversitesi’ne götüreyim. OTDÜ’ye götüreyim yahut güzelce. Fosil de kucaklarında olsun. Baksınlar o canlarım, ciğerlerim Hocalarına da sorsunlar. Tam dediğim tarihe ait olduğunu görecekler. 70 milyon yıllık dediysem net odur. Hepsinin elimizde vesikaları var. Yahut arkadaşlarımızda, veyahut koleksiyoncularda var. Bıraksınlar bu olayları.
OKTAR BABUNA:Siz bunu daha önce de söylemiştiniz Hocam. Bir kişi de gelip haydi deneyini yapalım diyemiyor zaten. Öyle bir konuları yok inşaAllah. Bir de dediğiniz gibi Hocam Amerika’da ünlü Smithsonian Enstütüsi var, dünyanın en büyük böyle müzelerinden, kuruluşlarından. Fosilleri 70 yıl saklıyorlar Hocam. Gerçek fosilleri müze müdürü öldükten sonra ortaya çıkıyor sakladıkları, Yaratılışa delil olduğu için.
ADNAN OKTAR: Şimdi insan zannediyor ki biz fosil fotoğraflarını oradan buradan toparladık zannediyorlar. Bunlar hep orijinal çekimdir. Orijinal çekimdir tamamen. Bu kalite de fotoğraf yok bir kere. Kardeşim alıntı fotoğraf böyle olur mu?Baktığında derinliği var fotoğrafın ve detayları görüyorsunuz. Ve ayrıca bizim sitelerimize girdiğinizde Fosil Müzesine girdiğinizde basıyorsun düğmeye, fotoğraf çıkıyor. Bir daha basıyorsun daha detay, bir daha basıyorsun daha detay, istiyorlarsa elektromikroskopla da gösterebiliriz canlarımıza.
OKTAR BABUNA:Bu kadar yakın çekim fotoğraf siz daha iyi bilirsiniz, yok Hocam dünyada zaten. Bu kadar mikroskobik çekim inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim yamulmalarının nedeni ne biliyor musun? Fotoğrafların kalitesi. Bak yamulmanın nedeni bu. Hiçbir yerde böyle net fosil fotoğrafı bulamazsınız. Bu kadar net. O yüzden yamuldular.
OKTAR BABUNA: Ben şahidim. Siz bu resimleri de onbinlerce resim arasından seçtiniz. Yani bu fotoğrafları onbinlerce böyle profesyonel çekilmiş resimler arasından seçtiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Rusya’daki arkadaşlarımız var, kardeşlerimiz var bizi sevenler, Amerika’da var, Kore’de var. Hepsinin bilgisayarlarına yüklettirdim fotoğraflardan. Dedim, ne olur ne olmaz. Kamyon çarpar bilmem ne? Fotoğraflar kaybolur. Sağlama alalım. Büyük geçmiş olsun herkese, elhamdülillah Müslüman alemine. Bu iş bitti.
OKTAR BABUNA: Hocam bu Yaratilismuzesi.com’da da 4 bin fosil resmi sergileniyor. İzleyenlerimiz buraya girip daha detaylı bilgi alabilirler inşaAllah. Tekrar veriyorum sitenin ismini: Yaratilismuzesi.com adresine girdikleri taktirde burada görecekler. 4 binden fazla fosilin fotoğrafları var inşaAllah. Çok detaylı bir bilgi var. Buradan ulaşabilirler fosil resimlerine inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Efendim ne diyor Ufuk kardeşimiz. “Arkasından hemen bu haberin arkasından (bize atılan iftiralarla) ilgili gazetelere çıkan yazıları koydular” diyor. Kardeşim diyorsun diyorsun, ne diyorsun? En fazla “Hocamız hiperseksüel” diyorsun. De sabaha kadar de. Hz. Musa’ya da dediler, Hz. Süleyman’a da dediler, Hz. Hasan’a da dediler, Peygamberimiz (s.a.v.)’e de dediler. Bana da diyorlar. Deyin, sorun çıkmaz. Bırakın bu işleri. Baksana şimdi gazeteyi göstermeyeyim reklam olur. Oturmuş, ta eski olayları Adnan Hoca falan-feşmekan. Bir kere bu haber de yanlış. Bak mesela diyor; “falanca kızla beni birlikte basmışlar” aynı anda. Madem öyle bir yeteneğiniz var. Bir fotoğrafını çek de bir görelim nasıl bir şeymiş. Anlatıyorsunuz. Bu çocukcağız gitti “böyle bir şey yok” dedi. Ayrıca tespit de edildi onun telefonu bambaşka bir yerde hiç alakamız yok. Niye yalan söylersiniz? Hayal dünyaları acayip geniş.
OKTAR BABUNA:Hz. Yusuf (a.s.)’a da söylenmişti Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ayrıca bu çocuğun ifadesi de, kendisi de söylüyor. “Alakası yok” diyor açıkladı. Bunların hepsi hikaye, inşaAllah. Bıraksınlar varsa elinde belgesi göstersin. Dediler; “yok şantaj kasetleri, yok montaj kasetler, bilmem ne”. İnsan bir tane delil gösterir. Getirirsin masanın üzerine şak diye koyarsın. Deriz, “biz hakikaten yanlış yapmışız hata yapmışız” deriz. Bir tane delilin yok, ötüyorsun. Yüzlerce şantaj kaseti... Tamam çıkart bir tane çıkart. Çıkartmıyorsan ben senin alnına yapıştırırım onu kereta, değil mi?
OKTAR BABUNA: Davada savcı söyledi Hocam hiç delil yok diye.
ADNAN OKTAR: Delil varsa basın ne yapar biliyor musun? Bazı basın, havalara uçurur delilleri değil mi Hocam? Tekrar tekrar bin kere yayınlarlar. Bak var milletin kaseti çıkıyor. Adam bir daha yayınlıyor, bir daha yayınlıyor. Ama ayıptır bu da yani, çok çirkin. Adamın özel hayatına falan bu tip hareketler tasvip edilecek bir hareketler değil. Ama bıraksınlar bu hareketleri Allah’ım Yarabbim. Ne demek istiyor bunlar, Oktar Hocam böyle?
ALTUĞ BERKER: Saadettin Tantan döneminin garipliklerinden Hocam siz daha iyi bilirsiniz. Bir kısmını anlatıyordunuz, siz daha evvel. O da delil yokken kendisi konuşuyordu herhalde örnek oldu. Daha yargı başlamadan birçok konuşmalar yapıldı.
ADNAN OKTAR: Kardeşim laftan bir şey çıkmaz, konuşsunlar, sabaha kadar konuşsunlar. Bak derler ki; “it ürür, kervan yürür” derler. Temsilde hata olmaz. Kervan giderken, itler acayip havlarlar. Arabayla giderken de bazen itler havlıyor. Ama gidiyor muyuz, gitmiyor muyuz? Duruyor muyuz? “İt ürür, kervan yürür” derler. Bıraksınlar bunları ipe sapa gelmez, abuk subuk izahlar. Ben böyle şeyleri takmam. Bana 30 yıldan beri söylüyorlar. Bakın günden güne daha zindeleşiyorum, daha gençleşiyorum, daha gücüm artıyor, daha kudretim artıyor, bilgim artıyor, imkanlarım artıyor elhamdulillah.
OKTAR BABUNA: 18 yaşında gibisiniz Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: 18’inde olanlarda bile bu güç yoktur, gel bir de bilek güreşi yapalım.
OKTAR BABUNA:Kirişini koparmışsınız Hocam boksorün, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben övünmüyorum onunla da. Oldu, benim rahatsız olarak hatırladığım şeydir. Bilir bütün okuldakiler bilir. Küt diye ses geldi, kiriş koptu. Boks şampiyonuyum diye okulda hava atıyor. Kızlar falan da var. Kalabalık sınıfın içi, dediler ki; “bak bu herkesi deviriyor, sen bileğim güçlü falan demiştin gel” dediler. “O bizi anında yener” dedim. “O zaman bileğim güçlü falan deme” dediler. “Gel bir o zaman göreceğiz falan” dediler, özetle. Ben de tuttum, yavaş yavaş böyle hafiften bıraktım. Tam şu dereceye kadar falan da yaklaştırdım. Yani eğdim bileğimi, müthiş bir alkış tufanı koptu. “Helal işte yeniyorsun falan, artık iş bitti” dediler. Aldığımla küt diye vurdum bu sefer, elini arkadan çevirdim. Ki, o açıdan çok zordur yani, değil mi? Terse getirip oradan toparlamak çok güçtür. Ki, bak Türkiye şampiyonuydu, aldığımla vurdum yani. Bir süre sonra ağlayarak geldi, çocuk sargı beziyle falan. Dedim ben ne yaptım dedim. Ben ne bileyim öyle olacağını. Bir daha da hiç o tip şeye girmedim, bir daha. Türkiye tekvando şampiyonu bir arkadaşım vardı. Yine böyle yüksek kiloda ayrıca. Onu da öyle yenmiştim, evvelAllah.
OKTAR BABUNA: Bir de bilmeyenler olabilir Hocam günde 3-4 saat uyuyorsunuz, maşaAllah. Sizi kimse bugüne kadar uykulu, yorgun, halsiz görmemiştir Hocam. Öyle bir şey ne ağzınızdan duymuştur, ne görüntünüz olmaz maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, evvelAllah bak gece üçten beri ayaktayım maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hatta bazen iki üç gün de arka arkaya uyumadığınız da olur Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak hiç mesela tansiyonum da hep mükemmeldir.
OKTAR BABUNA:Hocam zaten şuradan belli, maşaAllah ilminiz ve gücünüz. Bugüne kadar insanlık tarihinde 300 tane bu kadar birçok konuda kitap yazabilen kimse yok. Bir tane solcu bir yazar vardı Hocam. Köşesinde şunu yazdı ve size karşı olan fikirleriyle biliniyor zaten. “Benim 18 tane kitabım var, 19’uncuyu hazırlıyorum“ dedi. “Dediler ki; ‘Adnan Hoca’nın 300 tane yardımcısı var’. Benim 300 yardımcım olsa, o kitapları 300 yılda yazamam” demişti, Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Kardeşim bir ekipten bahsediyorlar kitabı yazan ekip. Nerede bu kişiler? Ben anlamadım. Nerede saklanıyor bu kişiler? Ben onu anlayamadım. Arkadaşlarımız ortada, çocuklar burada. Nerde bu adamlar?
OKTAR BABUNA: Ben burdayım, o kitabın bir sayfasını yazamam Hocam. Yani yazı yazabiliyorum, benim makalelerim var. Dünya çapında yayınlanmış dergilerde. O sizin kitaplarınızın bir sayfasını yazamam ben söylüyorum açıkça inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hayır kardeşim zaten biz en iyi bilenleri çıkarıyoruz buraya değil mi? Kim yazıyor, yani o zaman? “Sen yazmıyorsun” diyorlar. “Talebelerin yazıyor”. talebelerim de buradalar, onlar da “biz yazmıyoruz” diyorlar. Cinler mi yazıyor?
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. O kitabın içindeki fikirleri bizim bulmuş olmamız mümkün değil. Mesela siz kaderi izah ediyorsunuz, sonsuzluk başlamış durumda. Dünyada ilk defa duyulan izahlar olmuş oluyor. Bunu zaten kimsenin yapması mümkün değil.
OKTAR BABUNA: Ben evrimin geçersizliğini sizden öğrendim Hocam. Yani ben dünyanın en iyi üniversitelerinde Darwinist eğitim almıştık, biz o zaman. Ara geçiş formlarının olmadığını, bir proteinin tesadüfen oluşmasının imkansızlığını ve diğer tüm delileri. Piltdown Adamı skandalını ben sizden öğrendim, sizin kitabınızdan öğrendim. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir haber okuyayım mı Hocam inşaAllah. Bugün dünyanın en büyük haber kuruluşlarından biri olan FoksNews’da bir haber çıkmış. ”Amerika’daki Tennessee eyaletinde çok büyük bir İslami merkez kuruluyormuş. Bu merkez dindar ancak hiçbir politik düşünceyi desteklemiyormuş. Ancak merkezin Harun Yahya’dan etkilendiği açıklanıyor” çıkan haberde maşaAllah. “Kütüphanesinde Harun Yahya’nın eserleri var. Harun Yahya Türkler tarafından liderlik yapan, büyük bir İslami Birlik kurulmasına öncülük ediyor” maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şimdi bak kardeşlerimiz Arabistan’dan geldiler. “Bütün halk kitaplarınızı ezberden biliyorlar” Hocam diyorlar. ”Hepsi biliyorlar, detay soruyorum detaylarına kadar söylüyorlar” diyor. Çünkü indiriliş sayısından anlıyoruz. Mesela 80 milyon kitap indiriliyor, birkaç ay içerisinde. Okumasa insan niye indirsin? Bilgisayardan 80 milyon, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bakü’de duvarlara Harun Yahya yazmışlar Hocam. Fotoğraflar var, gördüm inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tavsiye etmeyiz öyle bir şey yapmasınlar. Duvarlara resim yapsınlar resim inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu Amerika’da kurulan merkezin resmi geldi Hocam inşaAllah. Amerika’nın Tennessee eyaletinde sizden etkilenerek kurulan büyük bir İslami merkez Hocam inşaAllah. Bu kompleks ona aitmiş inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu konuyla ilgili benim kitaplarım mı okunuyormuş burada?
OKTAR BABUNA: Hem kütüphanelerinde varmış ama sizden etkilenerek zaten bu merkezi de sizden etkilenerek kuruyorlarmış, inşaAllah. FoxsNews’de de haberi çıkmış bugün bunun. Dünyanın en büyük haber kuruluşlarından.
ADNAN OKTAR: Değil mi, akılcı, samimi Kuran anlayışı. Bağnazlıktan, yobazlık uzak sözü eğip bükmeyen, doğrusunu tam doğrusunu savunan, dürüstçe savunan bir tavır. İnşaAllah Allah sayılarını arttırsın. Böyle kurumların güzel çalışma yapan yerlerin sayısını. Ama bu çok büyük harika. Amerika’da cezaevlerinde en çok benim kitaplarım okunuyor.
OKTAR BABUNA: Evet HocamAmerikan devletinin kontrolünde. Devlet çok memnun siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Çünkü büyük ölçüde Müslüman var. Amerikan hapishanalerinde ve topluma faydalı insanlar hale geldiği için Amerikan Devleti çok memnunmuş maşaAllah.
ADNAN OKTAR: İsrail de kitaplarımı istetti resmi olarak, inceliyorlar kitaplarımı. Onlar da ceza evlerinde benim kitaplarımın okunması için gönderceklermiş inşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Çin sizin sitelerinizi yasaklamışlardı Hocam. Kaldırdılar yasağı tamamen maşaAllah. Çin Devleti.
ADNAN OKTAR: İstirham ettik.
OKTAR BABUNA: Rusya’da da çok okunan kitaplar arasında maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Rusya’da tek benim kitaplarım serbest, maşaAllah.
SUNUCU: Rusya’ya da hitap etmeniz de güzel bir şey olmuş.
ADNAN OKTAR: Evet efendim, maşaAllah.
Kalem Suresi, 4, “Ve şüphesiz sen, büyük bir ahlak üzerindesin”. Ebcedi 2017. Nisa Suresi 58, “Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor”. 2022. Araf Suresi 56, “Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır”. 1996 ebceti. Araf Suresi, 62, "Size Rabbimin risaletini, Kuran’ı tebliğ ediyorum”. 2029, bakın hep Mehdiyete bakıyor, Mehdi (a.s.) devrine.” Araf Suresi 188, “Ben, iman eden bir topluluk için, bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim" 2026 Ebcedi. “Müminlere müjde ver” 2005. Ahsap Suresi 47. Yasin Suresi 17, "Bizim üzerimizde de (sorumluluk ve görev olarak) apaçık bir tebliğden başkası yoktur" 2010. Sad Suresi 26, "Ey Davud, gerçek şu ki, Biz seni yeryüzünde bir halife kıldık (Yeryüzüne hakim ettik)” 2007. Ki, Mehdi (a.s.) Davut soyundan olucaktır biliyorsunuz, inşaAllah. Hz. Ali’de, Hz. Davut (a.s.) soyundandır, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ayrıca tevafuk Hocam. Bugün de Hz. Davut (a.s.)’un kılıcının, Hz. Mehdi (a.s.)’ye geçeceğini söylemiştiniz biraz önce inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah. Kamer Suresi, 35, “İşte Biz, şükredenleri böyle ödüllendiririz” 2027. Tam dünya hakimiyeti tarihi veriyor. Al-i İmran Suresi 39, "Allah, sana Yahya'yı müjdeler. O, Allah'tan olan bir kelimeyi (İsa'yı) doğrulayan” 1986 ebcedi. Duha Suresi, 5, “Elbette Rabbin sana verecek, böylece sen hoşnut kalacaksın” 1990 ebcedi. Duha Suresi 5, Fatiha Suresi 5-6, “Biz yalnızca Sana ibadet eder ve yalnızca Senden yardım dileriz. Bizi doğru yola ilet” 2019Fatiha Suresi, 2019 tarihini veriyor. İslam ahlakının hakimiyet devrini veriyor. Bakın Meryem Suresi 40, “Elbette, yeryüzünde ve onun üzerindekilere Biz varis olacağız”. “Dünya hakimi olucaksınız” diyor Allah, Müslümanlara 1992. Müzemmil Suresi 15, “Şüphesiz size, üzerinize şahid olacak bir elçi bir Mehdi (a.s.) gönderdik” 2001 inşaAllah. Tabii bunlar harikadır yani inanılması farz değil ama çok şaşırtıcı. Bütün bu hakimiyet ayetleri, bütün bu Ahir zamana işaret eden ayetler hep Mehdi (a.s.) devrinin tarihini veriyor. Hiç şaşmadan maşaAllah bu harika bu, değil mi?
OKTAR BABUNA: Siz bir de söylemiştiniz, hem ayetin anlamı olarak. Hem de harflerin yan yana rakamlarının toplamının vermesinin ihtimali. Öyle bir ihtimal yok, Hocam. Böyle bir tarih vermesi 3000 de çıkabilir, 200 de çıkabilir.
ADNAN OKTAR: 4000 çıkabilir, 5000 çıkabilir olur. 798 çıkar, değil mi? Çıkar da çıkar, çok değişik rakamlar çıkabilir. Ama tam Ahir zamanı veriyor ve tam ilgili devir. Ama tabii bundan bir hüküm çıkması kesin bir şey değil harikadır, işaret. Mesela nasıl Kuran’da 19’lar var, hayret vericidir. Ama ondan bir hüküm çıkmaz.
SUNUCU:Hocam bir izleyicimiz demiş ki; “Hz. Mehdi (a.s.) hakkında bilip de, hiç anlatmadığınız başka bilgiler var mı? Bildiğiniz.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) ile ilgili anlatmadığımız en az otuzun üzerinde bilgi var. Mehdi (a.s.) ile ilgili anlatmadığım. Şimdi anlatsak olmaz, ama anlatacağımız vakit de gelecek. Sağlam kaynaklar çok net inşaAllah ama anlatmıyorum, inşaAllah. Zamanı geldikçe anlatıyoruz, inşaAllah. Olaylar geliştikçe anlatıyoruz. Bir kısım hadis kaynaklarını örtbas etmiş bazı kardeşlerimiz. Biz o kaynaklara iniyoruz, orjinal kaynaklar tercüme ettiriyorum. Çok iyi arapça bilen bir uzman ağabeyimiz var, ona tercüme ettiriyoruz. Hayretten hayrete düşüyoruz tam anlamıyla tarif ediyor devrimizi tam anlamıyla, en ince detaylarına kadar.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Ben Hz. Mehdi (a.s.) ile bilinen ama şu an hakikaten dikkat çekici bulduğum bir şeyi söyleyebilirim Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle diyor hadis-i şerifte; “herkes sadece ondan konuşur” diyor. Mehdi (a.s.) ’nin zuhurundan önce hakikaten, şu anda hangi televizyonlara baksak Mehdiyet konuşuluyor. Daha evvel böyle bir şey yoktu Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet dolaylı ve dolaysız konu mutlaka oraya geliyor. Bak Edip Yüksel diyor ki; “Mehdi (a.s.) yok”. Cübbeli diyor ki; “Mehdi 570 sene sonra gelecek”. Karşımıza ikisini getirdiler. Böyle garibanları getireceğinize biraz bilgisi olanları getirseniz, şöyle biz de çıtır çıtır şöyle dümdüz etsek. Bir de bana getirdikleri şahıslar, Ehl-i sünnet inancında değilse. Vehabi ise tartışayım, Caferi ise tartışayım, Şii ise tartışayım, Ehli sünnetse zaten muhatap oluruz güzel. Ama “hiçbir şey değilim ben” diyor. “Orjinal birisiyim ben” diyor. Orjinal ne? Peki diyoruz; ”senin gibi orjinal diğerlerini kabul ediyor musun?” diyoruz. “Onları da ben kabul etmiyorum” diyor. Bak “diğer orjinalleri de ben kabul etmiyorum” diyor. Orjinallerin arasında da bir bağlantı yok. Bunlar tek başına rambo, tabii şey rambo bunlar.
SUNUCU: Çakma.
ADNAN OKTAR: Bıraksınlar bunları inşaAllah. Mehdiyet demek sevginin, aklın, güzelliğin, dürüstlüğün, iyiliğin dünya hakimiyetidir. Bunu için herkesin çaba sarf etmesi gerekir zaten, bunun bir açıklaması yok, aksi olamaz.
OKTAR BABUNA: Bu çaba sarf edenlerin bir resmi var göstereyim mi Hocam.Türk İslam Birliği gönüllüleri, Türk İslam Birliği tişörtleri giyerek fotoğraf çektirmişler Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, hakikaten bak hiçbirini tanımam bilmem maşaAllah gençlere. Ne yazıyor?
OKTAR BABUNA: İslam Birliği’ni istiyoruz yazıyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Güzelmiş de tişörtleri bayağı hoş olmuş. Aferin maşaAllah, çok iyi bir yöntem aferin maşaAllah. Neresi burası? Evet, neyse önemli değil, mühim olan kardeşlerimiz olmaları önemli, Müslüman olmaları önemli.
OKTAR BABUNA: Bu da siz söyledikten sonra oldu inşaAllah. Herkes dediniz; ”gayret etsin” inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nerede Hoca sen getir konuşturalım onu, sen mikrofonu ver ona. Ama ekrana çıkarmaya gerek yok. Mikrofonu ver sadece, şimdi bak. Sen nerelisin?
KONUK: Urfalıyım.
ADNAN OKTAR: Urfalısın. Urfa’da Hocamız küçükken bir olay var, cinlerle ilgili bir bağlantı, onu bana bir anlat özetle sonra ben genişleteceğim.
KONUK: İnşaAllah. Ben yedi sekiz yaşlarındaydım. Okuldan geldim, beni eve çağırdılar. Anneannemin evine gitmiştim ben kalabalık bir ortam vardı. Orada bir Hoca vardı. Ben yanımda anneannemle beraber oturduk yanına “dua edecek” dedi. Sağ parmağıma arapça bir şey yazdı. Sonra dua okudu. “Ne görüyorsun?” diye sordu bana. Ben o anda bir şey görmedim tabii. Aradan zaman geçti, tekrar okudu. Şimdi “ne görüyorsun, gördüğün bir şey var mı?” O sıra ben bir tane taht gördüm.
ADNAN OKTAR: Taht normal taht. Çok süslü taht.
KONUK: Evet üstünde elmas, inci çok süslü, bir taht gördüm. Şimdi “ne görüyorsun” dedi. Dedim; “taht görüyorum”, “tamam” dedi. “Açılsın Sultan Süleyman’ın taht’ı açılsın” dedi. Taht bana doğru geldi, tabii bu gördüğüm görüntü 15 cm, 10 cm çapında ben parmağıma baktım. Ama o görüntüyü biraz daha büyük gördüm.
ADNAN OKTAR: Sağ baş parmağında görüntüyü görürken, tahtı görürken, daha mı büyük gördün?
KONUK: Daha büyük gördüm.
ADNAN OKTAR: Ne kadar yaklaşık.
KONUK: Yaklaşık 10 cm 15 cm çapındaki bir karenin içerisinde taht bana doğru açılsın dediği vakit, taht bana doğru geldi ve üzerimden geçip gitti.
ADNAN OKTAR:Böyle yüzüne doğru geldi.
KONUK: Evet, üç boyutlu gibi açıldı, geldi. Sonra “ne oldu” dedi. Ben dedim; “taht geçti” dedim, “tamam” dedi. Başka bir şey görüyor musun? O sırada ben kapıyı gördüm.
ADNAN OKTAR: Bir kapı gördün.
KONUK: Çok büyük bir kapı gördüm. Boyuta göre ufak ama büyük olduğunu oradan anladım. Uzun bir kapıydı. Üzerinde oyma kaplamalı desenler vardı üzerinde. “Ne görüyorsun?” dedi. Dedim; ”kapı görüyorum”, “tamam” dedi. “Açılsın Sultan Süleyman’ın kapısı açılsın” dedi, Kapı da açıldı. Tekrar aynı şekilde, yüzüme doğru açıldı.
ADNAN OKTAR: Çift kanatlı bir kapı.
KONUK: Evet çift kanatlı.
ADNAN OKTAR: Açılırken yüzüne doğru geliyor gibi oldu. Üç boyutlu gibi açıldı.
KONUK: Evet açıldı. Akabinde bizim iş yerimiz vardı, orda soyulmuştu iş yerimiz. İş yerimizi gördüm. Orada üç tane şahıs gördüm. Bir tanesini ben tanıyordum zaten o şahsı, benim babamın eski ortağıydı. Diğer iki şahsa emrediyor. İşte “şunu yapın kırın, vurun” diye. Hem oradan ses geliyor. Oranın şangır vurma, kırma sesleri geliyor.
ADNAN OKTAR: Cam kırılma sesleri adamların orjinal sesler geliyor, evet.
KONUK:Sesler geliyor, adamların bağrışması geliyor, adamın emirleri geliyor. Bu kadar tabii canlı görünce hayatım boyunca böyle bir şey görmediğim için çok acayip heyecanlandım. Ben koştum, banyoya koştum. Başladım elimi yıkamaya fakat ilk sefer çıkmadı. Tekrar yıkadım.
ADNAN OKTAR: Yazıyı çıkartmaya çalışıyorsun.
KONUK: Çıkarmaya çalıştım, elimi çok hızlı yıkıyorum tabii, bir yandan da ağlıyorum, tabii ufak olduğum için. sonra çıkmadı. İkinci seferde çıktı. Ondan sonra çıktı.
ADNAN OKTAR: Peki, ara aşamada yıkarken birkaç aşamada yıkamışsın biraz silindiğinde görüntüde bir değişiklik oldu mu?
KONUK: Yok gördüm ben çok az azaldı.
ADNAN OKTAR: Görüntü azaldı.
KONUK: Azaldı. Tekrar kuvvetli yıkayınca çıktı. Bu sefer çıktı, en son çıktı.
ADNAN OKTAR: Bakın yazının azalmasıyla görüntü de azalıyor. Yalnız bu cinlerle de açıklanacak gibi değil. Yani bu bilinmeyen bir kanun var. Çünkü bu cinlerin oluştuğu bir görüntü değil bu. Yani Allah’ın bir gizli bu televizyonların kullanıldığı bu sistemde, videoların kullandığı sistemde çok alet edevat kullanılıyor. Ama bunun dışında çok kolay Allah’ın yarattığı kaderde geçen olayları, insanlara gösterebilen bir sistem var. Geçmişte olan hiçbir olayın kaybolmadığını görüyoruz. Mesela bak tam o soygun anı, cam kırılma sesleri, adamların konuşmaları, görüntü netliği nasıldı?
KONUK: Çok anormal netti. Çok çok sanki üç boyutlu gibi sanki ben ordaymışım gibi aşırı netti. Anormal net.
ADNAN OKTAR: Bak ben bu konun üstüne arkadaşımızı gönderdim, Ankara’ya gönderdim. Orada da yine bir bayan var. Dedi ki, bayan kendisi çağırdığında kendisi parmağına yazıp onu çağırdığında “kolunda uyuşma ve ağrı oluyormuş. Çok yoruluyor” diyor. Cinlerin onu çok yorduğunu, zor duruma soktuğunu, o yüzden başka bir hanımı. O hanım kanalıyla yine parmağına yazı yazıp sordu. Bir de suya bakarak sormuşlar ayrıca, ama bu doğru mesela bu cinlerden aldılar bilgiyi burada. Kardeşimizin çantasının iç astarına varıncaya kadar detaylı bilgi vermişler. Yani arabasında olan, torpido gözünde sakladığı şeyleri en ince detayına kadar bildirmişler, çok detaylı. Şimdi ben bu konunun üzerinde duruyorum. Şimdi eğer olursa inşaAllah, biraz daha geliştirirsek, daha netleşirse canlı yayında göstereceğim, çağırıp. Tabii, burada direk canlı yayında göstereceğim insanlara. Çünkü bu çok acayip bir şey.
Yalnız bu arkadaşımızda olan, bu cin değil, bu, Allah’ın bir kanunu var, gizli bir kanunu var. Bu çok acayip bakın yani, bütün görüntülerin muhafaza edildiği anlaşılıyor. O ana ait, mesela bak o tarihe ve o güne ait görüntü istendiğinde, Allah’tan istendiğinde ve o dua yazıldığında o görüntü oluşuyor. Şimdi bu arkadaşımız yalan söyleyecek birisi değil, bayağı dürüst. Ama biz araştırdık bunu, sorduk o kişilere bunun bünyesi hakikaten bu şey için müsaitmiş. Yani cin çağırma konusunda müsaitmiş. Üç arkadaşımızı bulduk, çeşitli şartları var onun. Mesela açık renk gözlü olması gerekiyor, başka şartları var. Onlardan biri de bu, hakikaten uygunmuş bünyesi.
Şimdi yine çağırtacağız, üç arkadaşımızı da çağırtacağız. Ama Urfa’da, Siirt’te çok fazla uzmanı var onların. İşte onları getirteceğim buraya inşaAllah, alenen göstereceğim. Zaten demişler; “Hocamızın emrindeyim” diye. Fatih Altaylı’ya diyeceğim, “şimdi sakla bir şeyini” diyeceğim telefon açacağım buradan. Gir evine, sakla, bloknota bir şey yaz diyeceğim. Aynısını buradan söyleteceğim. Bakayım ne diyecek? Ertuğrul Özkök’e de, bu adamına da, Oktay Ekşi’ye. Bakayım ne diyecekler? İnşaAllah gizli kamera diye iddiada bulunmazlar tahmin ediyorum. Evlerine girecek halimiz yok. İstediğin odaya gir diyeceğim, istediğin yere gir. Ama tabii yanında da bir şahit olacak, bir kişi, arkadaşlardan herhangi birisi olsun. Defterine bir yazı yazdırayım veyahut bir şey gizlesin, herhangi bir şey. Aynısını söyleteceğim. Şimdi bu sistemi iyice geliştirttim, bizim çocuklar çalışıyorlar. Acayip geliştirdik inşaAllah. Ankara’daki hanımı da, uzman hanımı da buraya getirecekler, inşaAllah. Görüşmek istiyormuş zaten, maşaAllah acayip yetenekli bir hanım, Allah’ın hikmeti. Çünkü akıl almaz detaylar veriyor sorulduğunda, mesela dese ki arabasında şu var, bu var. Bir insan bu kitabın iç sayfasında, kaldırdığımızda bu dosya arasında, bunun arasında olan bir şeyi biliyorsa, bunun nasıl açıklaması olur bunun? Cüzdanın astarının içindeki olan şeyi söylüyor. Artık o kadar detay veriyor. O çok önemli.
Mesela kardeşim son derece dürüst bir insan, bu parmakla çağırma zaten ünlü bir konu bu, bilinen bir konu. Ben bunu tevafuken duydum. Hocamdan da tevafuken duydum. Önem vermemişler bu konuya. Halbuki çok hayati bir konu bu. Çok büyük bir olay bu. Parmağının üstünde insanın görüntü oluşması ne demek? Üç boyutlu görüntü oluşması ve kapının insanın yüzüne doğru açılması ne demek? Sesler, konuşmalar ve birebir çok net görünüyor. Şimdi üç tane olayı sordurdum. Daha tatilde hanım, gelmedi, üç konu var gizli, olay anını sorduracağım şimdi. Teker teker, şahane, bayağı güzel.
Kaç yaşındaydın onu yaptığında?
KONUK:7-8 yaşındaydım.
ADNAN OKTAR: 7-8 yaşındaydın. İlk gördüğünde görüntüyü bir korku duydun mu?
KONUK:İlk başta tam anlayamadım zaten. Sonra anlayınca net görüntü olduğunu çok heyecanlandım. İlk başta anlayamadım. İlk taht çıktı, hepsi arka arkaya gelince anlayamadım. Fakat o ses ve görüntü gelince çok heyecanlandım artık.
ADNAN OKTAR:Ses ve görüntüyü görünce banyoya mı koştun?
KONUK:Mutfağa koşmuştum. Orada açıktaydı çünkü mutfak.
ADNAN OKTAR:Mutfağa koştun. İlk yıkadın, birinci kere yıkadın ne oldu birinci yıkamanda?
KONUK: Yıkadım baktım, görüntü devam ediyor. Ama biraz daha silik, bir daha yıkadım daha azaldı, en son yıkadım çıktı, üçüncüsünde çıkmıştı.
ADNAN OKTAR:Ondan sonra görüntü kesildi.
KONUK: Kesildi tamamen evet.
ADNAN OKTAR:Bakın oradaki yazıyla bağlantısı da çok acayip. Bak yazının azalmasıyla görüntü de azalıyor. Bunu Ankara’da denedik. Bir hanımda denedi arkadaşlarımız. Aynısıyla oldu. Yalnız bu görüntü Hocamızın dediği gibi küçük boyutta da oluşuyormuş, bir de üç metreye dört metre falan çok dev şekilde de oluşuyormuş, bayağı büyük oluşuyor. Çok devasa boyutlarda da oluşuyor. Şimdi o konuları geliştireceğim, hepsini çağıracağım. O gözleri iri bir bey vardı geçenlerde, televizyonda göstermişti, Ali Sirmen, onu da. Saklasın herhangi bir şey, gizlesin, bir yazı yazsın defterinin herhangi bir sayfasına. Aynısıyla söylettireceğim buradan, kelimesi kelimesine, inşaAllah. Bakayım ne diyecek? Veya mesela kitabının 78. sayfasının üst bölümüne herhangi bir yazı yazsın. Aynısını söyleteceğim, kelimesi kelimesine. Veya bir eşyayı bir yere saklasın aynısıyla söyleteceğim, inşaAllah. Ben değil, arkadaşlarımız, uzmanlar. Urfa tam kalesi. Urfa’da çok, Peygamber diyarı olduğu için orada çok fazla böyle uzman var inşaAllah. Siirt’te var inşaAllah. Kastamonu’da var bir mübarek şahıs inşaAllah.
Bir de size daha önce de söylemiştim benim amcamın oğlu vardı. Mesleğini söylemeyeyim çünkü bilinir mesleğini söylersek, resmi görevli, mülki yönde görevliydi. Anadolu’nun bir şehri, orayı da söylemeyeyim. Fakat sol görüşlüydü. Alenen materyalist solcuydu. Dürüst bir insandı kendi içerisinde. Onlara gitmiştim. Arkadaşları o zaman o ilçedeyken onu cinlerle bağlantı kuran bir şahsa götürmüşler. “Bir tahta kütük” diyor, yan kesilmiş tahta kütük. “Üstüne de cam parçaları var” diyor, oyulmuş, içine cam parçaları konmuş. “Üstlerinde Arapça yazılar var” diyor, altlarında. “Bana evimin adresini sordu. ‘Hangi adreste oturuyorsun?’ dedi” diyor. “Adresi söyledim” diyor Ankara’da. Ama 600 kilometre falan uzakta kendi evine bulunduğu yere. Adam Abdülhay, Abdülkerim, çağırmış böyle cinleri. “Öğrenin de gelin demiş. Çok kısa bir süre sonra adam, “ha öyle mi?” diyormuş dinliyormuş, dinlemiş. “Senin evdeki rafların üçüncü katın altında kız arkadaşına yazdığın bir mektup var. Kağıdın altına koymuşsun. Cüzdanındaki para da şu kadar” demiş, onu da söylemiş. “Aklım durdu” diyor. Bütün en ince detaylarına kadar hepsini söylemiş, bütün sakladığı ne varsa, hepsi. Şahane bir şey. Nasıl insanlar bu konuyla ilgilenmez ben inanmıyorum. Hz. Süleyman zamanında bu muazzam gündemmiş. Sonra insanlar bunu unutmuşlar. Kuran’da belirtiliyor, Hz. Süleyman’ın emrinde cinler. Hatta şeytanları bile emrine sokmuş. Çok harika bir şey.
Yalnız şu taht olayı, taht Hz. Süleyman’ın Sebe Melikesi Belkıs’a gösterilen tahtla aynı yöntem kullanılmış olabilir Allah-u alem. Ama orada Allah-u alem cisim olarak getirtmiş, cinler cisim olarak da getirebiliyorlar. Maddeyi olduğu gibi alıp götürebiliyorlar. Şimdi onun üzerinde de duracağım, inşaAllah. Ondan sonra da onların artık, çok şaka yapacağım onlara, tabii izinleriyle, izin almadan olmaz. Cinler Allah’ın kulları.
Fatma Özkul. “Merhaba Hocam, ben biraz yanlış mı anlıyorum acaba? Yoksa iyi mi dinlemiyorum. Namaz kılan, oruç tutan, Allah’a kalpten inanan, Peygamberimiz (s.a.v.)’ye inanan biri ve büyük günah işlemekten korkan biri Mehdi (a.s.) olduğunu bilmiyorsa kafir mi sayılır? Cehenneme mi gider? Kişinin nurlu olduğu nasıl anlaşılır? Bir kişi kapalı olsun, açık olsun yaptığı hareketler Allah’a uygun değilse nasıl o kişiye nurlu diyebiliriz?” Kardeşim bak, şöyle düşünün. Ben Bediüzzaman zamanında olsam, Said Nursi zamanında olsam, ben o insanı nasıl anlamam? Nasıl anlamazlıktan gelirim. Yer gök oynuyor. Nasıl anlamam ben onu? Anlamazlıktan geliyorsa vicdanında bir sorun vardır. Değil mi? Mesela Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, ben gördüm mesela elinden, yüzünden nur akıyor. Çok şahane bir insan. Nasıl anlaşılmaz bu insan? Ben anlayamadım denir mi? Dürüstlüğünden, samimiyetinden, candanlığından, akılcılığından, iyi niyetinden, gayretinden, Allah’ın dinini yaymak için gösterdiği azimden, kararlılıktan anlaşılır, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, açıklamıştınız. Said Nursi’nin sözüyle, “kendisini kendisi dahi bilmez, ama imanın nuru ile tanınır” diye.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, imanın nuru demek vicdan demektir. Ben nasıl bir üçkağıtçıyı yüzünden anlıyorsam, nasıl iyi bir insanı yüzünden anlıyorsam; vicdanla, samimi kanaatle anlama kastediliyor burada. Şimdi Allah için canıyla, malıyla, bütün gücüyle gayret eden bir insanı ben anlayamaz mıyım? Yani yok, ben anlayamadım. İmanın nuru demek vicdan demektir. Vicdansızsa anlayamaz. Anlar, anlamazlıktan gelir. Bakın, sorun budur. Anladığı halde anlamazlıktan gelmek zulümdür. Anladığı halde anlamazlıktan gelmek. Yoksa hakikaten anlayamazsa sorumlu olmaz. Sorumluluk budur. Biz namazdan, Kuran’dan, her şeyden sorumluyuz ama bakın bir şeyden daha sorulacağız. İnsanların bundan haberi yok. Vicdanımızdan sorulacağız, vicdanımızdan. Vicdandan sorulacağız. Mesela diyor ki adam; “sokakta bir adam var, ben buna yardım edeyim mi, etmeyeyim mi?” “Ya, bu benim yaptığım vicdansızlık ama yardım etmeyeceğim” diyor. Adam da hakikaten yardım edilmemesi gereken bir adam dahi olsa, vicdansız olduğuna inanırsa adam, vicdansızlık yaptığını bilerek yaparsa sorumlu olur. Mesela bir insan bir şeyi haram biliyor ama aslında helal. Bakın, haram biliyor ama helal. Onu haram olduğunu bilerek, kendi inancına göre haram olduğunu bilerek yaparsa ve vicdansızlık yaptığına inanırsa aynı haram işlemiş gibi günaha girer. Biz vicdanımızdan sorulacağız. Vicdan ne demektir, biliyor musun? Allah’ın bize, kalbimize ilham ettiği bilgi, vahiydir. Biz ahlaksızca bir hareketi de çok iyi biliriz, vicdanlı bir hareketi de çok iyi biliriz. Vicdansızlıktan insanların böyle sürünmesi, bir kısım insanların, acı çekmesinin nedeni, değil mi? Yani mesela münafık ahlaksız olduğunu biliyor, kahpe olduğunu bilir. Bilmez olur mu? Fakat vicdanının sesini dinlemez. Yoksa mesela bir şeyde bir söz söyleyeceksin; “şimdi ben vicdanen, bu doğru değil, şimdi bunun ağrına gider bu söz” diyorsun, söylemiyorsun. “Güzel bir söz söyleyeyim de alınmasın” diyorsun. Bu vicdandır. Bile bile yaparsan bu vicdansızlıktır. Zannediyor ki insanlar sadece Kuran’dan, namazdan sorulacağız. Vicdandan da sorulacaklar, hem de geniş çaplı sorulacaklar vicdandan. Vicdan Allah’ın bize vahyidir, ilhamıdır, Allah’ın sesidir, inşaAllah. Mesela her gün biz vicdanımızla muhatap oluruz. Mesela ben size iltifat ediyorum, vicdanımdan. Mesela sizi rahatlatacak bir üslup kullanıyorum, vicdanımdan. Mesela bir terslik, münasebetsizlik; sevecen davranıyorum, hissettirmiyorum o da vicdanımdandır. Mahcup edebilirim, etmiyorum değil mi? Nezaketli davranıyorum, mesela her cümleyi kullanmıyorum, seçerek vicdanımdan inşaAllah. Mesela en hayati konuları seçiyorum, o da vicdanımdan. Vicdan sürekli kullanılır. O zaman hikmet ortaya çıkar, vicdan kullanılırsa. Yoksa hikmet ortaya çıkmaz. Mesela ben şu an konuşuyorum. Konuştuğumda an an, saniye saniye vicdanımı kullanıyorum. Öyle ezberden konuşulmaz. Seçerek, her şeyi seçerek hareket ediyorum, inşaAllah. Mesela konuyu nerede durduracağım, ona da vicdanımla karar veriyorum. Nerede detaylandıracağım, ona da vicdanımla karar veriyorum. Vicdanımızdan biz sorumlu olacağız. Yani mesela ben şimdi muazzam bir faaliyet yapan bir insan görsem, Allah rızası için can siparane ve hakikaten de etkili, dünya çapında etkili ve hakikaten çok candan çalışıyor, gayret ediyor. Hakikaten helale harama titiz. Eleştiriye açık, hakikaten çile çekiyor Allah yolunda, gayret ediyor.
Mesela Bediüzzaman, kardeşim Bediüzzaman’ı anlamak. Bak şimdi ağır dil kullanmamak için kendimi zor tutuyorum. Nasıl anlaşılmaz Bediüzzaman? Anlamazdan gelenlerin hükmünü ben açıklarım ben orada da, söylemek istemiyorum şu an. Nasıl anlamazdın sen? 70 yaşında bir insan, 30 yıldan beri hapiste, geceli gündüzlü Allah’ın dinini yaymaya çalışıyor, kitaplarına bakın, nefis izahlar yapmış. Mübareğe ne diyorsun sen? Nurcu başı, Said-i Kürdi, yani ırkçı bir şey vermek için? Kürtler benim canım, onlar benim nurum, ışığım. Sen ne konuşuyorsun, sen? Selahaddin Eyyübi Kürt değil miydi? Başımın tacı değil mi? Ulemanın, evliyanın, büyük bölümü Kürt değil mi? Sizin öyle sahtekarca anti-Kürt politikanızla bizim Kürtlere tavır alacağımızı mı zannettiniz? Daha çok sevdik, daha çok. Daha çok bağlandık onlara, daha çok bağrımıza bastık, sahtekarlar. Böyle Türk-Kürt düşmanlığı meydana getirip aramızı açacaklarını zannettiler, tehlikeyi daha çok gördük. Belki daha dikkatimiz dağınık olacaktı belki. Belki o kadar önem vermeyecektik, şimdi daha çok önem veriyoruz, değil mi? İnadına daha çok severiz, daha çok bağlanırız inşaAllah ve oyuna gelmeyiz.
Dolayısıyla mesela Mevlana Halid veya İmam Rabbani faaliyet yaparken anlamamak mümkün mü? “Yok, ben anlayamadım. Ne bilek, falan” hesabını verecekler. Abdulkadir Geylani’yi bir insanın fark edememesi ne demek? Sen onun meclisine git, sohbetine git, kitaplarını oku da, ben farkedemiyorum ya, bir türlü farkedemiyorum. İblisi, şeytanı çok iyi fark ediyorsun. Nefsine ait, çıkarına ait şeyleri çok iyi fark ediyorsun, onu niye fark edemedin? İşine gelmediği için fark edemiyorsun. Mehdi (a.s.)’yi de insanlar, bak Cübbeli ne güzel açıklıyor. Adam alim ama bazı konularda alim, bazı konularda cahil, inşaAllah. Bak Mehdi (a.s.) konusunda alimmiş, şu an ilmi kalkmış. Allah ilmini almış. İslam ahlakının dünya hakimiyeti, İttihad-ı İslam konusunda büyük bir alimdi, Allah o ilmi aldı kalbinden. Bak İttihad-ı İslam’dan tek kelime bahsedemiyor. İslam ahlakı dünyaya hakim olsun diyemiyor. Allah dilinden aldı onu, söyleyemiyor, konuşamıyor. Mehdi (a.s.)’yi anlatamıyor. Yüzyıllar sonrasına erteleyerek. Ama bak Şeyh Nazım Hocamız’ın önünde ne diyor? “Allah görmeyi nasip etsin” diyor. Daha önceki konuşmalarında ne diyor? “Ya Rabbi, Peygamberleri göremedik, büyüklerimizi göremedik, hiç olmazsa Mehdi (a.s.)’yi bize göster” diyor. Şimdi bu duayı diyebiliyor mu? Diyemiyor. Birilerini gördü de onun için. Birilerini fark etti. Adı gibi emin, adı gibi emin. Peygamber efendimiz (s.a.v.)’i de fark etmişlerdi. Hz. Yusuf (a.s.)’u da fark etmişlerdi. Fark eden fark etmişti yani. Cübbeli de birilerini fark etti, anladı, adı gibi emin. İnşaAllah.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Bak, bu duayı bir daha etmedi ve edemez. Çünkü emin. Bak nasıl yalvarıyor. İşte bu bir vicdan meselesidir. Bak daha önce rahatça söylüyor. Bu duada ne mahsuru var? Şeyh Nazım Hocamız’ın yanında “gelecek, inşaAllah görürüz” diyorsun. İnşaAllah görürüz demek budur. Bak, burada görmeyeceğinden eminsen niye bu duayı ediyorsun o zaman? Demek ki eminsin, göreceğin kanaatindesin inşaAllah, ümitvarsın. Niye Allah’ın rahmetinden ümidini kestin? Niye Mehdi (a.s.)’yi göremeyeceğinden eminsin şu an? Değil mi? Niye bu duayı edemiyorsun? Bu duayı edemiyorsun diyelim, haydi birini gördün, bir kişiyi gördün, anladın kendince, edemiyorsun. Peki İttihad-ı İslam’dan ne istiyorsun. Onu niye söyleyemiyorsun be mübarek? İttihad-ı İslam’ın sana ne zararı var? Türk-İslam Birliği’nin ne zararı var? Ondan niye korkuyorsun? Onu söylesene. Söyleyemiyorsun, söyleyemezsin, inşaAllah. Çünkü İttihad-ı İslam’ı istemek ne demek biliyor musun? Mehdi (a.s.)’yi kabul etmek demektir. Bakın Mehdi (a.s.)’ye karşı ilginç tavrından dolayı bunu da söyleyemiyor. Madem 570 yıl var, şimdi hakim olsun İslam ahlakı. Bir de Mehdi (a.s.) devrinde hakim olsun, 570 yıl sonra geleceğini düşündüğün Mehdi (a.s.) zamanında. Adı gibi emin olduğu için İttihad-ı İslam için asla gayret etmek istemiyor, söylemek istemiyor. “Seksin incelikleri, detaylarını anlatacağım size, kitap hazırladım, iki cilt. Cinselliğin kitabını hazırladım size” diyor. Afganistan’da, Irak’ta, dünyanın her yerinde Müslümanlar kitle halinde katledilirken, o cinsellikle ilgili bilgilerin eksik olduğunu düşünüp onun eğitiminin peşinde şu an, iki cilt. Niye İttihad-ı İslam, Türk-İslam birliği ile ilgili kitap yazmıyorsun sen? İki cilt kitap. Hangisi önce? Cinsel ilişki pozisyonları mı önce, İttihad-ı İslam mı önce? Şeyh Nazım Hocamız ne diyor Cübbeli ile ilgili. Onun yanına gidiyor bak, kendince tabii bazı amaçları var. Ama bak Cübbeliyi ta kromozomlarına kadar, kanına, iliğine kadar çıkartmış, teşhis etmiş veli insan olduğu için.
OKTAR BABUNA: İmam Rabbani’nin bir sözü var Hocam, okuyayım mı onu; Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’nın çıkışı ile ilgili. İmam Rabbani Mektubat-ı Rabbani’de; “Cabir İbn-i Abdullah'dan rivayet edilen "Mehdi (a.s.)'nin çıkışını inkar eden, muhakkak Muhammed (sav)'e indirileni inkar etmiştir. Meryem'in oğlu İsa (a.s.)'nın inişini inkar eden de muhakkak kafir olmuştur. Deccal'in çıkacağını kabul etmeyen de muhakkak kafirdir"” diyor Mektubat-ı Rabbani, 1/611’de.
ADNAN OKTAR: Çünkü tevatür var, tevatür. Tabii bakCübbeli büyük bir alimin, büyük bir mürşidin kanaati olarak bir kutup olduğunu söylüyor Şeyh Nazım’ın hakikaten de öyledir. Ve her devirde bir kutup olur. Kutbul irşad, Kutbul aktab hakikaten kutuptur. Ve çok değerli bir insandır. Son derece mütevazi son derece samimi değerli bir insandır. Samimi olmadığı bir şeyi asla söylemez. İnanmadığı bir şeyi asla söylemez. Çok candandır bak anlattıklarını görüyorsunuz. Teşhis samimi, inşaAllah. Demek ki velilerin gözünden hiçbir şey kaçmıyormuş. Büyük insanların, büyük mürşitlerin gözünden hiçbir şey kaçmıyormuş. Onların gözünden kıl kaçmaz kıl, inşaAllah.
-VTR-
ADNAN OKTAR: MaşaAllah doğru söylüyor. Bak kutup olan insan bu büyük mürşid samimi kanaatini açıkça beyan ediyor. Allah’tan çok korkan bir insan. Çok değerli bir insan.Türk-İslam Birliği oluşurken önce bir Türk Birliği oluşacak. Hadislerde var. Ve oluştu bu. Gördünüz dışişleri bakanımız son açıklamalarda bunu gösterdi. Türk-İslam Birliği oluşmadan önce Türk Birliği oluşuyor. Sonra arkasından bu güç, bütün İslam ülkelerini şefkatle bağrına basacaktır. Zaten İslam ülkeleri de %90’ı müslümandır zaten. Türk devletlerinin %90’ı müslümandır. Yani bu Türk alerjisi ne alaka. Yani liderin ismi Mehdi (a.s.)’yi söylüyoruz Mehdi alerji duyuyorlar. Türk diyoruz Türk’e alerji duyuyorlar. Olmaz bu. Liderin ismi söylenir. Başsız gövde olmaz. Yani İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği zaten ırkçılığa karşı olan bir birliktir. Yani ırkçılığa, faşizme karşı olan bir birlik özelliği budur, ana özelliklerinden bir tanesi budur. Her türlü sapkın ideolojiye karşıdır. Dolayısıyla faşizme ve ırkçılığa, kafatasçılığa karşıdır. Ermenileri de bağrına basacak, İsrail’i bağrına basacak, Hıristiyanları bağrına basacak, nasıl ırkçı oluyor bu o zaman? Değil mi? Mezhep taassubunu kaldırıyor. Alevisi, sünnisi, bektaşisi hepsini bağrına basıyor. Kürtü, alevisi, çerkezi hepsini tek bir potada kardeş olarak görüyor. Bu Allah’ın emri. Ama liderin ismi söylenir. Değil mi? Niçin bundan rahatsız oluyor ben anlamıyorum inşaAllah. Bu konuda hiç korkmasınlar çekinecekleri bir şey yok. Bu bir ırkçılık değil. Bir kafatasçılık değil. Türk-İslam Birliği kafatasçılığı yerle bir eden, ırkçılığı yerle bir eden, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü yerle bir eden, komünizmi yerle bir eden, satanizmi yerle bir eden -sabaha kadar sayarım- bir birliktir. Anlaşıldı mı? Dolayısıyla bu konuda gereksiz tedirginliğe gerek yok inşaAllah.
Rusya’daki yangın bayağı büyükmüş.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam şehri kaplamış. Maskeyle dolaşıyorlarmış.
ADNAN OKTAR: Bu akşam inceleyelim. Detaylı bakarız inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Endonezya’da gönüllüler Hocam sizinle ilgili site hazırlamışlar. Göstereyim mi onu inşaAlllah Hocam?
ADNAN OKTAR: Bakayım.
OKTAR BABUNA:Harun Yahya Endonezya diye Hocam. Harunyahyaendonezya.com oradaki gönüllülerin hazırladığı, sizi sevenlerin hazırladığı site maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Böyle binlerce site, Rusya’da her yerde hazırlıyor gönüllüler maşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Mükemmel.
OKTAR BABUNA: Endonezya’da yüzlerce kitabınız tercüme edilmişti zaten, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Vicdan konusunun çok üzerinde duralım. Mesela Türk-İslam Birliğini istemek aynı zamanda bir vicdan sorumluluğudur, değil mi? Vicdan, Allah’ın emridir. Ama aksi vicdana uymaz. İttihad-ı İslam inşaAllah. Mesela Cübbeli’nin Mehdi (a.s.) konusunu anlatmaktan kaçınmasını, İttihad-ı İslam’dan kaçınması, Türk-İslam Birliğin’den bahsetmemesi vicdani yönde bir hatadır. Hem Kuran’a uymamak oluyor burada. Hem hadise uymamak oluyor. Hem de vicdani bir hatadır inşaAllah. Ama inşaAllah düzeltir, umuyoruz yani uzun süreden beri anlatıyoruz. Yalnız ben Cübbeli’nin şahsında geniş çapta böyle bir zihniyetli olan kişiler var ben onları içine alıyorum. Adına ben Cübbeli diyorum. Yani yoksa benim garibimden alıp veremediğim bir şey yok. Eskiden bana gidip gelirdi. Tanıdığım, bildiğim bir insan. Ama hakikaten genel kültürü az olan bir insan. İnsanları tanımıyor. Dünyayı tanımıyor, çok kapalı yetişmiş. Hiç çıkmamış bulunduğu yerden. Dolayısıyla ne komünizmi tanıyor, ne faşizmi tanıyor. Ne satanizmi tanıyor. Ne dış tehlikelerden haberi var. Darwinizmi, materyalizmi zaten “o ne ki falan” diyor, bilmiyor yani. Kendine bir kabuk örmüş öyle yaşıyor. Onun için aydınlatıyorum ki etrafındaki insanlar en azından onu uyarsınlar. Ve o zihniyetteki insanları uyarsınlar diye. Yoksa mesela Mahmud Hocamız var. Onun şeyhi, mürşidi, Hocası o çok yamandır. Bayağı derin kültürlü, görgülü, aklı başında, ince düşünen bir insandır. Çok nezihtir yani gerçek mürşittir. Mesela etrafındaki insanlar varçok çok aklı başında insanlar. Mesela Mehmet Talu Hocamız var. Geçenlerde yemeğimize gelmişti. Çok çok değerli bir insandır. Çok aklı başında üslubu adabı falan. Mesela Türk-İslam Birliğini savunur. İttihad-ı İslam’ı savunur. Mehdi (a.s.)’yi bekleyen bir insandır, inşaAllah. Nezih bir insandır. Ne anlatayım Berker’im?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Mazur görün beni, şimdi kahvenizi görünce Mahmud Efendi Hazretleri size sevgisini dile getirdiğinde, yanında kalmanızı istemek için kahve sunmuştu. Daha uzun kalasınız diye.
ADNAN OKTAR: Ben hemen gidelim, vaktinizi almayalım hemen gidelim, dedim. “Yok yok otur” dedi. Bir kahve içtim. Hemen ikinci bir kahve daha getirttirdi. Ama inanamadım. “Yok yok iç iç” dedi. Bir de sevimli bir kedisi var. Hocamızın koltuğuna oturuyor. Çok şeker bir şey. Torun kedilerden bir tanesi. Daha onun annesi varmış. O ayrı ekibin devamı. O da Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gibi kedileri çok seviyor Mahmud Hocamız. Ben severim kendisini çok saygı duyduğum değer verdiğim bir insandır.
ADNAN OKTAR:HarunYahya.Tv’den biraz sonra devam edeceğiz.
OKTAR BABUNA: Bu yangınla ilgili gazete haberi var. Göstereyim mi onu inşaAllah. “Yangından kaçan Ruslar Türkiye’ye geliyor” diye. “Ruslar ve yabancı diplomatlar geçen aydan beri devam eden yangınların yol açtığı hava kirliliğinden kaçıyor. Önü kesilemeyen yangınların sona ermesi için halk dün yağmur duasına çıktı.” Burada da resimleri var Hocam inşaAllah. Maske de takmışlar.
ADNAN OKTAR:Allah Allah. Ama bak diyor ki geçen aydan beri devam eden. Benim hiç haberim yok. Siz biliyor musunuz bunu?
OKTAR BABUNA: Ben yine son zamanlarda duydum bunu.
ALTUĞ BERKER:Birkaç gündür yansıttılar Hocam. Çok ölümler olunca iyice dumanlar şehre çökünce.
Son söylediğinizle ilgili olmak üzere. Türklerin öncülük edeceğine, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Bediüzzaman Hazretleri de o feveran edecek dedikten sonra “Hz. Mehdi (a.s.) başına geçecek tariki hakka ve hakikate sevk edecek” diyor. Türklerden çıkıyor Mehdi (a.s.). Türk demek ki Hz. Mehdi (a.s.) başına geçtiğine göre Türklerin liderliği Hz. Mehdi (a.s.).
ADNAN OKTAR:Açık. Evet, bunda şaşılacak bir şey yok. “Kahraman ordu, imanlı millet” diyor Bediüzzaman. Bunu da mı ırkçılık olarak alıyorsunuz artık. Yapmayın etmeyin.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...