SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kanal S, Samsun Aks, mushaberleri.com, Nevşehir Keyif FM 92.7, Bingöl FM 102.0, Iğdır TV, Adana Ceylan CRT TV ve Radyo, Ankara Beypazarı Seylan TV, Mardin Kanal 47’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programına hoş geldiniz. Siz de ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresine göndereceğiniz e-maillerinizle programımıza katılabilirsiniz. Konuklarımızı tanıtıyorum, “Harun Yahya” müstear ismi ile Adnan Oktar, Oktar Babuna ve iki değerli arkadaşımız. Hoş geldiniz diyorum ilk başta.
ADNAN OKTAR:Efendim sizler de hoş geldiniz, lutfettiniz. Bütün milletimizin Ramazan’ı da mübarek olsun. Allah tekrarına erdirsin, inşaAllah.
SUNUCU:Sözü size bırakıyoruz Hocam, buyurun.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam neler anlatmak istiyorsun bugün?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Çok büyük olaylar oluyor dünya çapında. Doğal afetler, olaylar. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Böyle bir haber var Hocam inşaAllah. 2106’da bir göktaşına uydu göndereceklermiş, 2182 yılında çarpmasını düşündükleri, 550 metre çapında. Uyduyla araştırma yapacaklarını söyleyen bir haber Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hangi birini uyduyla durduracaklar? Kıyamette, Kuran’da Cenab-ı Allah ayette belirtiyor, “hiç ummadıkları anda”diyor. Öyle zannettikleri gibi yani tedbir alabilecekleri gibi bir şey olmayacak. İnşaAllah. O zaman gelince, o zamandakiler görürler zaten. Ayrıca onu da uyduyla muyduyla durduramazlar. Öyle bir şey değil, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hırka-ı Şerif’i çıkarmışlar Hocam sandukasından. “Bu haliyle ilk defa sergileniyor” diyor. Uzmanlar da üzerinde bir onarım çalışması yapmışlar, inşaAllah. O şekilde sergileniyormuş. “Çok heybetli görüntüsü de Hırka-i Şerif’in” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hırka, Hz. Mehdi (a.s.)’a hazırlanıyor inşaAllah. Bakın 1400 seneden beri bekliyor bu hırka. Ve 1400 seneden beri tamir görmemiştir. İlk defa tamir gördü. Ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın teberrüken giyebileceği hale getirildi. İnşaAllah. Kader öyle inşaAllah tabii.
OKTAR BABUNA:Dediğiniz gibi çok manidar. MaşaAllah. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, “oruç manevi yaraları onarır” demiş Hocam, inşaAllah. Başbakan da sigortası ve parası olmayan hastaların acile başvurdukları takdirde, acil ve tıbbi müdahaleler için, para alınmaması gerektiğini söylemiş, inşaAllah. Tam sizin söylediğinizi teyit eden yönde, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben kaç ay önce söylemiştim? 1 yıl önce söylemiştim.
OKTAR BABUNA:Evet. MaşaAllah Hocam. Hatta demiştiniz ki “hasta olandan hiç para alınmaz, zaten hastalıkla imtihan oluyor” demiştiniz inşaAllah. Çin’de bir erozyon olmuş Hocam, inşaAllah. Ölü sayısının arttığı bildiriliyor. “1148 Çinli toprak altında kaldı” diye bir haber var. Yine Çin’de, Kansu eyaletinde aşırı yağışlar bir şehirde büyük tahribat meydana getirmiş. Binalar yıkılmış, 702 kişinin ölümüne yol açmış.
ADNAN OKTAR:Bunların hep böyle Ahir zamanda yoğunlaşması ve “önümüzdeki günlerde çok büyük olaylar olacak” dememin hemen ardından bunların başlaması, nasıl buluyorsun bunu?
OKTAR BABUNA:Tam dediğiniz gibi oldu Hocam, inşaAllah. Hatta daha çok haberler var. Bütün dünya çapında büyük olaylar oluyor. MaşaAllah. Her gün bir şey oluyor, siz dedikten sonra. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam neler anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah nasıl uygun görürseniz inşaAllah. Münafıklarla ilgili olabilir mi Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Münafıklara bayağı kinlenmişsin sen.
OKTAR BABUNA:Evet inşaAllah. Dediğiniz gibi müminin...
ADNAN OKTAR:Hamiyet-i İslamiyesini artırıyor, evet.
Münafık öyle cins bir varlıktır. Mesela çok arsızdır münafık. Müslüman’ın dine göre hareket ettiğine inanmadığı için, o, kan bağına menfaat bağına göre olayları değerlendirir. Mesela, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da öyleydi. Ondan sonraki daha önceki devirlerde de öyledir. Oğlu, çocuğu Müslüman oluyor veya kardeşi Müslüman oluyor, dindar. Kendi münafık, dinsiz. Mesela ona “beraber iş yapalım” diyor. “Niye?” diyor. “Biz kan kardeşiyiz, kan bağımız var. Aynı anneden aynı babadan doğduk” diyor. İman kardeşliği var mı? O yok. “O önemli değil” diyor. Kan bağının her şeyi halledeceğine inanır münafık. Yani ona bir türlü aklı yatmaz. Hâlbuki Hz. Nuh, “benim oğlum” diyor, Cenab-ı Allah diyor ki, “senin oğlun değil” diyor. “Akrabalık bağı kalktı” diyor Allah. Değil mi? Akrabalık bağı imanladır. Münafığın akrabalık bağı olmaz. Münafıksa bitti, akrabalık kalkar. Kanla, ilikle, kemikle falan olacak iş değildir o inşaAllah. Değil mi? Çünkü onun kanını, kemiğini toprak zaten yutacak. Ruh bağıdır, ruh bağı da imana göredir. İmanını kaybettiyse veya münafık olduysa, küfre düştüyse bir bağı kalmaz. İnşaAllah. Mesela, Kuran’ı dikkatlice inceleyecek olursak, Hz. Lut’un hanımı aynı şekildedir. Daha hala mesela onlar bağın devam ettiğini zannediyorlar. Hâlbuki küfrünü ilan ettikten sonra, konu bitmiştir. Olay kapanır, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Hz. İbrahim’in babası var. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çok fazladır örnekler, çok fazladır. Münafık kendi içinde Allah tarafından çürütülen, şeytani bir mahlûktur. Münafık olduktan sonra Allah ondan hidayeti kaldırıyor. “Artık onlar hidayet bulmazlar” diyor, Allah’ın dilemesi dışında. Ve kendi içinde, kendi sisteminde o yavaş yavaş çürür. Kendi kendine saldırır münafık. Önce Müslümanlara saldırmaya kalkar şeytanın etkisiyle. Başarılı olamadıkça daha da Müslümanların güçlendiklerini gördükçe daha da içine çöküp daha da yanmaya başlar. “Yürekleri içten yakan bir ateş” ten bahsediyor Allah Kuran’da, inşaAllah. İşte bu ateş münafıklara musallat oluyor dünyada, bunun benzeri bir ateş. Onları içten yakar ve çürütür.
Yalnızlığın acısını çeker münafık. Münafık 100.000 kişinin içinde de olsa yalnızdır. Çünkü Allah’tan büyük gördüğü için kendini, Peygamberden daha büyük gördüğü için o acıyı, enaniyet acısını şiddetle hisseder. Enaniyet onu boğar. Bediüzzaman diyor ki, “bütün vücudu ene kesilir artık” diyor. Ve o ene etkisi altında gittikçe beden çöker. Eneyi kaldırmaz vücut. Bütün vücut ene kesildiğinde, vücut komple ruhen kanser olmuş demektir. Artık vücut kendine saldırıyor. Hakikaten hem fizik olarak çöker, hem ruh olarak çöker. Allah onu bir nevi delirtir. Yani delirtinceye kadar da bırakmaz Allah. Bütün münafıkların sonu budur. Yani böyle yavaş yavaş yavaş yavaş helak olarak çöker. Kuran’da Allah ona işareten diyor ki, “hiç bilmeyecekleri bir yönden, yavaş yavaş onları helake sürükleriz”diyor.
Mesela münafık zannediyor ki hiçbir şey olmayacak. Çünkü münafık ne yapar? Tehlikeden korkuyor, riskten korkuyor, “aman bana zarar gelmesin, keyfime zarar gelmesin, malıma, mülküme zarar gelmesin” gibi düşünüyor. Kendince at sineği gibi kaçar o. Mesela domuzun da böyle çirkin yerlerine sinek konar ve emer orada, kan emer. Münafıklar da böyle domuzun çirkin yerlerine konmuş sinek gibidir, at sineği gibi orada emer onu. Ama o pisliği de çeker, o pis ortamı, o iğrençliği de yaşar aynı zamanda. Kanı emer ama iğrenç kanı fakat o pis ortam da onu çökertir. Münafığın kendine has pis bir kokusu vardır. Pis bir elektriği vardır. O, onu yakar. Allah işte Kuran’da buna işareten -tabii birçok hikmeti vardır- “yavaş yavaş onları helake sürükleriz”diyor. Yavaş yavaş kendi içinde kavrulur ve çöker. “Cehennemde de sonsuz azap vereceğim”diyor Allah. “Sonsuza kadar azap vereceğim”diyor. Güya tehlikeden kurtulmuş oluyor ama en büyük tehlike ve belanın içine girmiş oluyor. Orada tehlike var, orada direk olayın kendi var. Direk belanın içine girmiş oluyor.
Münafıkların dün detaycılığını anlatmıştık. Münafık kendi detayda boğulan ama aynı zamanda Müslümanları detayda boğmaya çalışan bir varlıktır. Yani Müslümanları da kendi kafasına çekmeye çalışır. Onları da boğmaya çalışır. Ama Müslüman Kuran’ın feraseti ile Kuran’ın İslam’ın sade, net bir din olduğunu bilir. Kuran kendi içinde kendini korur zaten. Kuran’a tabi olan da kendini çok iyi korur, etkilenmez. Yani bağnazlığa, yobazlığa kaymaz Müslüman, münafıklığa kaymaz. Kuran çelik zırhtır. Kuran’a sarıldın mı bitti. Bütün ayetler muhkemdir Kuran’da, açıktır. Allah’ın hükümleri çok açıktır. Münafık muhkem ayetleri saptırıp Müslümanları böyle çelişkiye, açmaza, yeni yeni hükümlerle yeni yeni yasaklarla yeni yeni açıklamalarla boğmaya çalışır kendi aklınca. Fakat bunu beceremeyince yeni yeni ataklara geçer. En sonunda da yalnız başına çıldırır münafık. En son şeyi budur, inşaAllah. Bu konuyu tabii daha detaylı anlatacağız, izah edeceğiz ama Kuran ayetleriyle anlatırsak tabii daha güzel, daha detaylı olur. Şimdi sen bir şeyler anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Dünya çapındaki felaketlerin bir sunumu vardı, inşaAllah. Hepsi de yüzyılın felaketi şeklinde gerçekleşiyor. Asya’daki felaketler, orman yangınları Rusya’daki. Yine “dünyada afetler sürüyor”. Asya’da 15 gündür etkisi altına alan büyük yağışlar, milyonlarca kişiyi etkilemiş. “Kıyamet haftası herkesi korkuttu” diye, “Grönland’da kopan dev buzul, Kanada’ya doğru sürüklenirken Çin’deki heyelan 2 bin kişiyi yuttu”, haberi. “Kansu Dağı, Çin’de büyük bir şehri yuttu”, büyük bir sel felaketi ile binalar yıkılmış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Hz. Mehdi (a.s.) zamanında, Ahir zamanda büyük batmalar olacak” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.), “büyük”. Evet. Ve “peş peşe batmalar olacak” diyor. Bu batmalardan birkaç tanesi bu.
OKTAR BABUNA:Evet, Hocam. İnşaAllah. ABD’de bu sefer, orada da dev bir hortum olmuş. Bir çiftlik evini yutarken ki görüntüsünü gösteriyor. Hortumu fotoğraflamışlar Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evi bir şekle şemale sokmuş gördüğüm kadarıyla. Çok büyük bir güç Allah’ın yarattığı. Yani hiçbir mantığı yok hortumun. Yani doğrudan mucize. Açıklıyorlar ama açıklama hiç açıklama değil. Yani kendine has bir teknikle açıklıyorlar ama yani tabii o kanunu yaratan da Allah’tır. Fakat onunla alakası yok, doğrudan mucize olarak meydana geliyor. Çünkü çok şiddetli bir güç. Mesela evi paramparça ediyor. Aldı mı söküp kaldırıyor. Tek bir nokta, öbür taraflar çok sakin. Mesela bitişiğinde adam yemeğini yiyor ama orada ev havada. Ağacı söküyor mesela ama ağacın hemen bitişiğinde hiçbir şey yok.
OKTAR BABUNA:Arabayı kaldırıp atıyor Hocam yüzlerce metre, inşaAllah. Yine bir petrol faciası olmuş, Hindistan’ın Mumbai kenti açıklarında. İki yük gemisi çarpışmış ve yakıt sızmaya başlamış. Orta Avrupa’da da sel var Hocam inşaAllah. O da “15 can aldı” diyor. 15 kişinin ölümüne yol açmış. Binlerce kişi de evlerini terk etmiş. Güney Amerika’da da dondurucu soğuklar varmış, Güney Kutbu’nda. Orada da “son 30 yılın en soğuk kışı yaşanıyor” diyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hz. Mehdi (a.s.) zuhur edinceye kadar bunların önü arkası kesilmeden devam edecek ve yoğunlaşarak devam edecek.
OKTAR BABUNA:Siz söyledikten sonra zaten hep arka arkaya oluyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani insanlar diyecek ki, “bir harikuladelik var, bir şey var. Allah bir şey anlatıyor bize. Bir şey ifade ediyor.” Sonunda hakkı hakikati görecekler. Çünkü hepsi Allah’ın ayetidir bunlar. İnşaAllah. Evet, Oktar’ım devam et.
OKTAR BABUNA:Moskova’da da ölümler artmış Hocam, inşaAllah. Orada da yangınlardan dolayı. Yine, bütün kenti duman kaplamış. Maskeyle geziyorlar. Burada da toprak kayması, Endonezya’da aşırı yağışların yol açtığı heyelan nedeniyle toprak kayması olmuş. En az 57 ölü. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, sen bana ayet söyle, ben sana açıklayayım.
OKTAR BABUNA:Söylüyorum Hocam, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım, “İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün, size isabet eden ancak Allah’ın izniyle idi. Bu Allah’ın müminleri ayırt etmesi, münafıklık yapanları da belirtmesi içindi. Onlara; ‘Gelin, Allah’ın yolunda savaşın ya da savunma yapın’ denildiğinde, ‘Biz savaşmayı bilseydik, elbette sizi izlerdik’ dediler. O gün onlar imandan çok, küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı, ağızlarıyla söylüyorlardı. Allah onların gizli tuttuklarını daha iyi bilir. Onlar kendileri oturup, kardeşleri için, ‘Eğer bize itaat etselerdi, öldürülmezlerdi’ diyenlerdir. De ki; ‘Eğer doğru sözlüler iseniz, ölümü kendinizden savın, öyleyse.’”(Al-i İmran Suresi 166-168)
ADNAN OKTAR: Şimdi ayeti parça parça oku.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. “İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün, size isabet eden ancak Allah’ın izniyle idi.”
ADNAN OKTAR: Şimdi Ahir zamanı alalım. İki topluluk, Mehdiyet ve Deccaliyet karşı karşıya geliyor. Mehdiyet birçok saldırıya maruz kalır. Mesela başta iddia edilen Ergenekon Örgütü olmak üzere, ateist masonlar olmak üzere, münafıklar, küfür.. değil mi? Ateist ve Darwinistlerden yoğun olarak saldırı ve baskı görür, göreceklerdir. Bunu Allah yaratır. Eğer yaratmazsa zaten o Mehdiyet olmaz. Yani Mehdiyetin mutlaka saldırıya ihtiyacı vardır, baskıya ihtiyacı vardır, münafığa ihtiyacı vardır, kâfire ihtiyacı vardır.
Mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü yaratan Allah’tır. Mehdiyet için yaratılıyor, yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın ezmesi için. Darwinizm, Hz. Mehdi (a.s.)’ın ezmesi için özel yaratılır. Münafık, Hz. Mehdi (a.s.)’ın ezmesi için özel yaratılır. Münafık cemaati, küfür özel yaratılır ve hep cılız ve güçsüz yaratılır. Mesela Darwinizm, ben gözlerime inanamıyorum. Yani ezilmesi en kolay dünyadaki sistem. Ve en açmazda olan yani rezalet derecesinde boş olan, rezalet derecesinde mantıksız olan, kepaze bir teori. Ama inanılır gibi değil ve Darwin’in Evrim Teorisi’nin saf ismi “Yalan Teorisi”dir. Yalanın sistemleşmesine “Darwinizm” denir. Yani sahtekârlıkların yalanın bir araya getirilmesi, yalan delillerin sahte delillerin oluşması, sahte izahların yalan izahların oluşmasıyla meydana getirilmiş bir şeytani felsefedir. Yani baştan sona kadar ama istisnasız yalanla doludur. Ve durup durup yalan söylerler. Durup durup doğru söylemezler. Bir de çok gururlu olur ateistler, Darwinistler çok gururlu oluyorlar. Yenildiğini kabul etmez. Hâlbuki çok mahcup oldular, acayip küçük düştüler. Kardeşim dedik ki, “tek bir tane ara fosil göster, bir tane”. Hayır, sahtekârlarınız nerede? Yap kendin yap bir tane, sahtekârlık yap. Getir bir ben ne yapacağım ben sana? Bak sahtekârları da korku sardı. Eskiden korkmuyordu bunların sahtekârları. Mesela sahte kafatasları yapıyorlardı. Piltdown Adamı, şu bu falan. Göğsünü gere gere gösteriyorlardı. Milleti 60 sene kandırmışlardı. Bu sahtekârlarınız öldü mü, ne oldu? Sıkıysa bir tane getirin bana bir sahte delil. Niye getiremiyorsunuz? Zangır zangır titriyorlar. Yakalayacağımdan eminler. Asla atmasyon bir şey yapamıyorlar. Onun için daraldıkları için, bayat yemekleri kaynatıp kaynatıp kokuşmuş şeyleri yeniden getiriyorlar. Yüz kere yanlışlığı ispat edilmiş şeyi, adamlar artık yüzüne böyle teneke ince ince çivilerle çakılmış gibi bir kısmında. Yani cahilliğinden, saflığından tekrar tekrar yapanları tenzih ediyorum. Ama üçkâğıtçıları kastediyorum ben. Utanma diye bir şey yok adamlarda. Yüzlerine teneke çakılmış. Diyoruz, “daha yeni açıkladım daha bir hafta oldu” diyorum. “Olsun, bir daha açıkla” diyor. Yine açıklıyorum, “bir daha açıkla” diyor. Artık kardeşim, bir insan utanır. Bir protein tesadüfen meydana gelemez, anlatıyoruz. Adam diyor ki “protein kendiliğinden oluştu, çamurların içinde”. Lâ havle ve lâ kuvvete. Adama diyoruz, “kardeşim bu oluyor mu, hakikaten?” “Oluyor“ diyor. “Nasıl olur?” diyoruz. “Mucizeyle olur” diyor. “Nasıl bir mucize?” diyoruz. “Yani bir şekilde olur” diyor. “Sen bir çıkarını, kurtarırı söyle bize” diyoruz. Göğe bakıyor adam, mesela “uzaylılar gelmiş olabilir” diyor. Kardeşim, bu kadar rezalete, bu kadar kepazeliğe ne gerek var? Bu kadar kendinizi rezil etmeye, küçük düşürmeye ne gerek var? De “bir Yaratan var”. “Allah” demesen bile kafan o kadarına çalışmıyorsa bile “bir Yaratıcı var, bir varlık yarattı” de. Bunu da diyemiyor.
Onun için Ahir zamanda Mehdi (a.s.)‘ın işi aslında çok kolay ve zevkli. Allah talebesi etsin, acayip eğlenceli. Kum torbası gibi vur vurabildiğin kadar. Fos kabak gibi hani çocuklar vurur değnekle kabakları patlatırlar, eğlenirler. Çok büyük bir eğlencedir. Mesela bak iddia edilen Ergenekon Örgütü de böyle çok kabadayı takılır, “höt” dedik, somyanın altına girdiler. “Çıkın oradan” diyoruz, çıkmıyorlar, değil mi? Hani siz kabadayıydınız? Gidiyordunuz garibanları sırttan, enseden vuruyordunuz çakallar. Yüz binin üzerinde kardeşimizi şehit ettiler. Sıkıysa şimdi çıkın, değil mi? Mehdi (a.s.) kelimesi kanlarını iliklerini dondurdu iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün. Haber aldılar “çıktı” diye ağababalarından. Ruhları çekildi adamların korkudan, sıkıysa çıkın. Tam sapıttılar, sürekli kendilerini rezil ediyorlar. Ama tabii garibanları, cezaevinde olanları tenzih ediyorum veyahut yargılananları veyahut kimse işte inşaAllah. Çünkü neticelenmeden biz bir şey diyemeyiz ama bunların asıl takım dışarıda. Tam arazi, siper vaziyetteler.
OKTAR BABUNA: Siz demiştiniz Hocam “Darwinizmi ellerinden alınca böyle oldu” diye. Dinlerini ellerinden alınca hem küçük düştüler, bütün güçleri kırıldı böyle, eziliyorlar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela bunların malum gazetesi var veyahut bunları destekleyen bazı gazeteler var. Ne kadar küçük düştüler insanların gözünde. Eskiden ne kadar değer veriliyordu bunlara. Benim çocukluğumda falanca gazete yazı yazdığında hakikaten olay olurdu, önemliydi. Şimdi kimse kulağının yerine bile koymuyor bunları, değil mi? Tırnağının yerine bile koymuyor. Onlar kendini biliyor inşaAllah. Oktar Hocam anlat bir şeyler.
OKTAR BABUNA: Hz. Mehdi (a.s.) ‘ın Hicri 1400’de çıkacağını söyleyen İslam alimleri var.
ADNAN OKTAR: Şimdi Oktar’ım, farz edelim 1400 demese bile Peygamber (s.a.v.) zaten diyor ki ümmetin ömrü bütün kâinatın ömrü 7000 yıllık bir takvim vermiş. 8 tane hadis var. Suyuti gibi hadis imamından nakledilmiş. “Suyuti” dedin mi bitti, akan sular durur. Bir tane değil, iki tane değil, üç değil sekiz tane hadis var. Ne diyor İmam-ı Hanbel, ne kadarı geçti diyor?
OKTAR BABUNA: “5600 Yılı geçti” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 7000’den çıkart, 1400, bitti. Mehdiyet zaten 1400-1500 arasına mecbur. Başka ikinci bir ihtimal yok. Yani hiçbir hadis bile olmasa, hiçbir alamet olmasa bile zaten başka bir yol yok. Mutlaka bu arada çıkması gerekiyor. Başka vakit yok. 1500’den sonra zaten bozulma başlıyor ve Kıyamet bekleniyor. Cübbeli anlamazdan geliyor ama anlamazdan geleceği gibi değil, çok iyi biliyor, çok iyi anladı. Bak senin annen baban Cübbeli ile bağlantıda, Edip Yüksel ile de bağlantıda.
OKTAR BABUNA: Polis basmıştı hatta evlerini. Edip Yüksel kaçtı oradan.
ADNAN OKTAR:Sizin evde hatta toplantı halindeydiler değil mi, Edip Yüksel ile?
OKTAR BABUNA: Evet, polis baskını oldu.
ADNAN OKTAR:Edip Yüksel ile meyvenin faydaları, zeytinyağlı yemeğin faydalarını anlatmıyorlardı herhalde. Konu bizdik, bendim, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Evet, sizdiniz.
ADNAN OKTAR:“Polis geliyor” deyince, pır seninki uçtu. Soluğu Amerika’da aldı. Gece de araziye geçti. Polis aradı gece boyunca. Ondan sonra polisle olan işlem yapıldı sonra direk Amerika’ya. Şu an polis arıyor. Bir girsin sınır kapısından, tak enseden yakalayacaklar. Ama yine ondan medet umuyorlar. Bir Cübbeli’den bir ondan medet umuyorlar. Niye? Başka medet umacakları kişiler getirsinler 20-30 tane. Öyle eğlenceli bir ortam ki anlatamam. Bana, karşıma çıkardıkları adamlara bakın, inanılır gibi değil, mucize yani bu. Kardeşim nefesime bile gerek yok, bakışımla böyle takla attırırım ben bunlara, öyle bir şeye gerek yok inşaAllah.
Bekir Albayrak diyor ki, “Hocam teravih namazını ne zaman kılıyorsunuz?” Bazen gece 1.00’de, gece bazen 2.00’de. Mücahidin teravih namazı sabit olmaz. Biz mücahidiz, cehd ehliyiz. Bak şu an mücadeledeyiz. Değil mi, cehd halindeyiz. Gideriz evimize, geniş salonumuzda inşaAllah, Oktar Hocamızı imamlığa geçiriyoruz. “Allah-u Ekber” dedin mi inşaAllah namaz başlar, inşaAllah. Teravih imsaka kadar kılınan bir namazdır. Özellikle mücahitler için böyle bir kolaylık vardır. Bekir Albayrak kardeşimiz, inşaAllah o da gelsin bizimle beraber kılsın namazını, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Şu an dünya çapında tebliğ yapıyorsunuz Hocam maşaAllah. Sizi Amerika’dan dinleyen var, Endonezya’dan.
ADNAN OKTAR: En az 30 milyon kişi şu an izliyor, en az. Çünkü Kore, Çin, Endonezya, Hong Kong, Kazakistan, bütün Türkî devletler, hepsinde yüzlü, ikiyüzlü, beş yüzlü birçok gruplar var. Toplam yaklaşık en az 30 milyon kişinin izlediğini tespit ettik. Şu an onlar da izliyorlar inşaAllah. Mücahit, cehd halindeyken, mesela öğlenin vakti girdi, kerih vakte bırakmayacak şekilde namazını erteler. En müsait zamanda küfrü güzel bir tepeler, iyice bir ezer fikren, ortalık bir süt liman olur, dümdüz olur, ondan sonra “Allah-u Ekber” der namazını kılar. Usul budur. Ama böyle -Bekir kardeşimi tenzih ederim- muhallebici takımının mücadeleye aklı yatmadığı için, mücadeleyi bilmediği için şaşırır. Hâlbuki cehd halinde, mukatele olan cehd ama bu, daha ileri aşamasında, savunma savaşlarında namaz kısaltılıyor. Dört rekâtlık namazı iki rekâta indirirsin, inşaAllah, böyledir. Ama dediğim gibi böyle pilavın üzerine tereyağı gezdiren, üzerine muhallebi yiyen takım pek bunları bilmez, haberi olmaz inşaAllah. Onlar bambaşka bir alem oluyor. Evet.
OKTAR BABUNA: Mahkemede de öyle bir şey olmuştu, gazetelerde haber olmuştu Hocam inşaAllah. Bu sizin yargılandığınız davada. Arkadaşlarımızla ordaydık ve karar verilmek üzereydi, mahkûmiyet kararı ve akşam namazı girmişti, inşaAllah. Oradaki yetkililerin de izniyle orada koridorda kıldık, ceketleri atıp kıldık, Allah’ın izniyle inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çünkü o kadar zaruri bir durum vardı ki, “mahkeme savunma vermiyorum” dedi. Çok sıkışık bir durum var. Gerçi bu yüzden Yargıtay bozdu. Yani bozma nedenlerinden bir tanesi bu, hatırladığım kadarıyla. Birçok bozma nedeni var, bir tanesi de bu. Zaruri durumda namaz kerahet vaktine girmeyecek şekilde ertelenir. Bunu bilecekler inşaAllah. Ama cehd durumu yoksa bir acillik yoksa tabii ona bir şey diyemeyiz inşaAllah. Evet, Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA: Hocam, Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadisinde, “münafıkların ve küfrün çalışmaları Hz. Mehdi (a.s.) ‘a zarar veremeyecek. Ayrılanlar da, muhalifler de Hz. Mehdi (a.s.)’a zarar veremeyecek. O kendisinden ayrılanlara rağmen muzaffer olarak yoluna devam edecektir” diyor, Ramazü’l-Ehadis, s. 487.
ADNAN OKTAR: Münafık ilmi geliştirir. Münafıkla sen bilgini artırırsın, ona karşı Kuran’ın hükümlerini iyice öğrenirsin, kendini nasıl savunacağını, Müslümanları nasıl savunacağını Kuran’dan anlarsın. Kâfir ilmi geliştirir. Kâfire karşı nasıl mücadele edeceğini, Kuran okuyarak ve genel kültürünü artırarak artırırsın. Müthiş bir bilgiye ihtiyaç olur. Mesela Darwiniste karşı bir paleontolog gibi paleontoloji bilgisine ihtiyaç var. Mikro-biyolojiye ihtiyaç var. Elektron mikroskobun verdiği bütün delilleri inceleyecek sisteme ihtiyaç var ve sabaha kadar sayacağım bilim dallarına ihtiyaç var. O zaman muazzam bir genel kültür ihtiyacı var. Küfürle mücadelenin genel kültüre ihtiyacı ekmek su gibidir. Kuran, hadis ve genel kültür. Genel kültür yoksa mağlubiyet mukadderdir. Çünkü Kuran’ın bize söylediği nedir, Cenab-ı Allah’ın dediği? “Allah’ın dışarıda olan ayetlerini inceleyin” diyor. Sırf Kuran’da ayetler yok, dışarıdaki ayetler. Dışarıdaki ayetler nasıl incelenir? Genel kültürle. Genel kültür olmadığında mağlubiyet mukadderdir, Cübbeli’de olduğu gibi. Edip Yüksel’de olduğu gibi ve yanlış yorumlar da mukadderdir. Bir de biraz da hasetlik devreye girdi mi olay bambaşka oluyor. Hasetlik yok mu hasetlik. Karpuz gibi çatlatır adamı. “Hasidin iza hased” diyoruz, haset edenin şerrinden Allah’a sığınıyoruz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam siz anlatmıştınız, siz bu faaliyetlerinize başlayana kadar dünya çapında Müslümanları eziyorlardı fikren. Hatta siz de demiştiniz “eskiden ateistler adam arardı ezebilmek için” inşaAllah. Ama şimdi bunu tam tersine çevirdiniz Hocam inşaAllah. Fellik fellik kaçıyorlar ve sizin nasıl ezdiğinizi bütün dünya gördü inşaAllah, elhamdülillah, Müslüman’ın nasıl olması gerektiğini.
ADNAN OKTAR:Akademiye yeni gelmiştim. Marksist gruplar, tek tek saymayayım hepsi vardı, onların liderleri vardı. Genel bizim çalışma yaptığımız yaklaşık 200 kişilik bir salon vardı, orada onların ileri gelenlerinden bir tanesi geldi yanıma oturdu. “Hocam biraz konuşabilir miyiz?” dedi. “Tabii buyurun” dedim. “Ne diyorsun dünyanın yaratılışına?” dedi. “Sen anlat da ben senden biraz öğreneyim” dedim. Atomun meydana gelmesinden, şundan bundan başladı anlatmaya. Hücreden, Darwin’den falan devam ediyordu. Sonra ben ona bir şeyler anlatmaya başladım. Kulakları böyle pul pul oldu, kızardı. Tahmin etmediği bilgiyle karşılaştı ve bir daha da asla konuşmadı. Ondan sonra biz gittik onları arkadaşlarına, teker teker kiminle konuştuysam, neden oluyor bilmiyorum pullanmalar, kızarmalar böyle. Sonunda dediler ki “arkadaş sen konuşmayacaksın” dediler bana, topluca geldiler, kızlı erkekli bir grup, ellerinde o yontma çakıları falan, sanki biz onlarla arbedeye girecekmişiz gibi. “Peki, kiminle konuşayım? Liderlerinizle konuşayım” dedim. “O da olmaz yani hiç kimseyle konuşmanı istemiyoruz” dediler. “O zaman ne yapalım, Hocalarınızla konuşayım bari” dedim. Hilmi Yavuz vardı o zaman mübarek, onunla konuştum. Hocamız şu an dindar maşaAllah, o zaman Marksist’ti ve Darwinistti. Başka Hocalar da vardı, Ercüment Tarcan. Ünlü bu Tarcan ailesi, Selim Sırrı Tarcan onlar bir aileler inşaAllah. Onda da net netice almıştım inşaAllah. Sonra yine ileri gelenlerle tek tek konuştum. Sonra onlar bir şekilde Marksistlikten vazgeçtiler. Okulda böyle ılıman bir hava esmeye başladı. Yani konu bitti. Okul işgalleri falan hepsi kalktı, iyice sakinleşti. Baktılar ki hakikaten bir gerçek var.
Oradan gittik biz İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne. Bir gittim herkes hazır ol vaziyette, herkes gardını almış, ben biraz da geç gittim yani 15 gün sonra. Felsefe Hocası içeri girdi. Onlar Marksist dergileri önlerine koymuşlar, gergin bir hava var, yani benim ortalığı kırıp geçireceğim... “Hocam, şanın geldi. Sen gelmeden şanın geldi okula zaten” dediler, yani “adın geldi” dediler. Hoca ilk girdi, bismillah, dedi ki “din ve İslam hakkında tartışma istemiyorum.” Dur bismillah, daha nereden tanıyorsun, bir şey konuşmadık, oturuyorum daha mazlum mazlum kendi halimde. Bir de dosyam vardı benim, kapalı görünmüyor, kitaplar da oluyor içinde. “Ayrıca İslam felsefesi ile ilgili dersi kaldırıyorum. O konu ile ilgili bilgi edinmek isteyenler, o konuyla ilgili bölüm var, gitsinler orada okusunlar. Burada tartışma istemiyorum. Benimle özel konuşmak isteyenler odama gelsinler, orada özel, tek başıma konuşayım” dedi. Kardeşim yenilmenin diğer adı değil mi bu?
OKTAR BABUNA:Dümdüz, darmadağın, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Buna rağmen Seyyid Battal Gazi gibi bırakmadık.
“Hocam affınıza sığınarak merakımdan sordum” diyor Bekir Albayrak. Ne güzel işte canım ciğerim, ben de cevap verdim, kırgınlık dargınlık yok. Ben bir muhallebici takımı var, onlara söyledim, seni tenzih ettim, söyledim Allah Allah. Ben aziz milletimi tenzih ediyorum, cehd ehli için böyle bir ruhsat vardır, ben bunu söylüyorum, cehd ehli için. Doktor için de bu böyledir, acildir, o da bir nevi cehddir, Allah için hizmet ediyordur, erteler teravihi, onu söylüyorum inşaAllah. Ama hiçbir işimiz olmasa, gider kardeşlerimizle beraber kılarız, bütün milletimiz gibi teravihi. Bu gayet normal. “Sürekli takipçinizim. Sizleri her akşam sürekli olarak takip ediyorum bilgilerinizle aydınlanıyoruz bunun için teşekkür eder saygılarımızı sunuyoruz. Sizi seviyoruz lütfen sorumu yanlış anlamayın” diyor, maşaAllah. “Sürekli takipçinizim ve genç bir kardeşiniz olarak bilgilerinizle bilgileniyoruz saygılarımla Bekir Albayrak.” Ben fazla detay vermeyeyim de ama olay budur, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hatta bu önde gelen evrimci Hocalardan sizi koridorda görüp yollarını değiştirenler oluyordu o dönem, arkadaşlarımız da şahit.
ADNAN OKTAR: Hilmi Yavuz Hocam, bizim anfi eski Yunan’da olan anfiler gibi, derste oturup dinliyordum. Evrim, Marksizm hepsini anlatıyordu Hocamız. Ben odasına gittim, “Hocam bende bir kitap var evrimle ilgili” dedim. Küçük bir kitapçık vardı o zamanlar. “Bu kitabı okuyup bana bir eleştirirseniz. Ben okudum, beğendim ama sizin eleştirinizi merak ediyorum” dedim. Bir dahaki hafta gittim okumamış, bir dahaki hafta gittim okumamış. Üçüncüde de piposu vardı, böyle derin derin çekti piposundan, “evet okudum” dedi. “Nasıl buldunuz Hocam?” dedim. Zaten iş bitmişti, üslubundan anladım. Sonra olacak gibi değil, bakın okulun ana girişinde, kapısında Hocamızı “yakaladım” demeyeyim o biraz kaba bir ifade olur da, “takip ettim, paralele aldım” diyeyim inşaAllah. Hocam “yeni bulunan kafatasları ve fosiller” dedim, hepsini tarif ettim, anlattım. Hocam mübarek acayip bir gazabı şahane oluştu. Acayip sesini yükseltti, “farz edelim dediklerin doğru, Evrim Teorisi gitti, İslam mı gelecek onun yerine? Allah inancımı gelir?” dedi. “Hocam burada herkes ‘Allah inancı gelir’ diyor” dedim. Kim varsa hepsi Marksist arkadaşlar da vardı bizim, isim vermeyeyim. Arkadaşım vardı, “Hoca ikna olsun tamam ben vazgeçeceğim Marksistlikten” dedi. “Hepsi o kanaatte Hocam” dedim. Ama ben onun o kadar gür sedası olduğunu bilmiyordum maşaAllah. Gazabı şahane herhalde mübarek, o an bir gazaplandı, yeri göğü inletti o zamanlar. Tabii bende de böyle biliyorsunuz takipçilik sıkıdır. Hocamla yine karşılaşmak üzereydik. Baktım geliyor, normalde başka yöne gidiyordum, Hocamı görünce onun istikametine gidiyor gibi yaptım karşılaşmak için. Hocam birden taksi çevirdi mübarek, paraya kıydı, ne cömert maşaAllah. Ama belli ki ikna olmuş. Bu tip olaylar başladı mı anlayacaksınız ki ikna olma olmuş. Hasan Kaçan bizim Akademideydi. Askeri parka üstünde, bıyıklar ağzından içine giriyordu falan. Bana böyle gözlerinin altından devirecek gibi bakıyordu Akademideyken. Biliyorsun Hasan Kaçan’ı, karikatür ustası Hasan Kaçan. Bakın o da dindar oldu mübarek, değil mi? O da İslam’ı savunuyor. Heykel bölümünde arkadaşım vardı, ismini vermeyim, o da dindar oldu. Yani böyle bir güzel ala biçtik. Elhamdülillah maşaAllah. Bir insan bir gerçekten kaçıyorsa, “aman bana o kitabı getirme, aman ben o kişi ile konuşmak istemiyorum” diyorsa konu bitmiştir. Özellikle kitaptan korkmanın hiçbir açıklaması yoktur. Kitaptan korkar hale geldiler. Konu bitti. Ne var kardeşim al. Ben Marks’ın “Kapital”ini de okudum, diğer eserlerini de okudum, tamamını okudum. Halen de okuyorum. Getirsinler bana. Evrimcilerin çıkardığı bütün kitapları, dergileri hepsini okuyorum. Eğlendirici, komik. Devam et Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Bilmeyenler olabilir Hocam, sizin Mimar Sinan Akademisi o dönemde solun en hâkim olduğu yer. Dindarların hiç olmadığı bir okul Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Adnan Bey” diyor kardeşim, Naci Gümüş, “imamların durumu ortadayken ve bu durum hakkında birçok hadis varken, yine de cami Hocalarının arkasında namaz kılabilir miyiz?” Naci Gümüş. Kardeşim olur mu, tertemiz mümin insanlar, ne demek o öyle bir şey? Nerede görüyorsunuz adamı sanki adamı böyle günah üzerinde yakalamışsınız gibi. Hüsn-ü zan esastır, cami Hocaları tertemiz insanlar. Neden arkasında namaz kılınmasın? Olur, öyle bir şey yok, sakın ha. Bütün camilerdeki namaz kıldıran imamlara hüsn-ü zan esastır. Müslümanlar birbirlerine hüsn-ü zan edecekler, sakın ha.
Evet, “esselamün aleyküm Hocam.” Ve aleyna aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. Almanya, Berlin'den yazıyormuş kardeşimiz. “Hocam, videolarınız, makaleleriniz Berlin'i salladı” diyor maşaAllah. B2’lerle ağır bombardıman. “Çok sayıda Alman Müslüman oldu. Almanlara sizin sayenizde bilimsel açıklama getirebiliyoruz. Almanlar Cemel vakasını soruyor. ‘Nasıl olur iki Müslüman birbirine düşer? Nasıl olur Hz. Ali, Hz. Ayşe ile savaşır?’ diyorlar. Ne cevap vereceğimizi bilmiyoruz. Selamlar Hocam.” Onlar daralmış demek ki. Kuran’a teslim olduysa, Peygambere (s.a.v.) teslim olduysa, ona ne? Hz. Ali ile Hz. Ayşe’nin arasındaki olaylar onu ne ilgilendiriyor? Ahirette ona onu mu soracaklar? Ahirette şahıs kendi günahından sorulacak, hatalarından sorulacak, değil mi? Dolayısıyla böyle konularla vakit kaybetmek şeytanidir. Çok çok akılsızca bir hareket olur. Hz. Ayşe de mübarektir, muhteşem insandır, annemizdir. Hz. Ali de dedemdir zaten, hepsi canım ciğerim. “Size ne?” dersin, olur biter. Sen Kuran’a tabi olmakla mükellefsin. Kuran’a tabi olduktan sonra, Resulullah (s.a.v.)'e tabi olduktan sonra, sünnetine uyduktan sonra, bitti. Şu vakitte şu olmuştu, bu vakitte bu olmuştu, böyle bir konuyla biz mükellef değiliz. Bunları hiç konuşmaya gerek yok böyle şeyleri, ne alakası var yani.
“Esselamün aleyküm Hocam. Umarım iyisinizdir. Hocam müsaadenizle soruyorum, iblis ve askerleri Cibril (a.s.)’mı görüyorlar mı ve insan Cibril (a.s.)’mı görebilir mi? Saygılarımla.” Cenab-ı Allah dilerse görebilir. Mesela Hz. Meryem annemiz “senden Allah’a sığınırım” diyor. “Güzel bir beşer suretinde ona göründü” diyor ayette. Çok ender olarak oluşan bir olaydır. Görülebilir inşaAllah. Ne diyor kardeşimiz? Kendini Mehdi ilan edenlere söylüyor. Kardeşim, kendini ilan ediyorsa işte Mehdi değildir. Neden derdine düşüyorsunuz ne kadar rahat, kolay bir şey. Peygamberimiz (s.a.v.) ne kadar kolay bir yol göstermiş. Hadisten anladığımız şu, “bir kişi kendinin Mehdi olduğunu ilan iddia ediyorsa, o Mehdi değildir.” Bu kadar, yani bu kadar kafa karıştıracak bir şey yok. Mehdi (a.s.) asla “ben Mehdiyim” demez. Mehdiyet bir ispattır, iddia değil. Buldozer gibi ezer küfrü naçizane, bakarsın ki ezmede vesile olan o olmuş. Değil mi, buldozeri kullanan birisi vardır. Ezer, “kim ezdi?” deyince, “o ezdi” dersin. “Bu kim dersen?”, “Allah-u âlem Mehdi” diyeceğiz. Mehdiyet öyle iddia olan bir konu değildir, Mehdiyette iddia yoktur. Hatta şiddetle direnir Mehdi (a.s.), kabul etmez. Hadislerde böyle geçiyor inşaAllah. Başka ne, Oktar ne anlatayım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah,Bediüzzaman da Hz. Mehdi (a.s.)’ın münafıkları darmadağın edeceğini söylüyor. Okuyayım mı Hocam sözünü. “Al-i Beyt’ten Muhammed Mehdi isminde bir zat-ı nuranî o Süfyanın Şahs-ı manevisi olan cereyan-ı münafıkaneyi etkisiz hale getirip dağıtacaktır.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, maşaAllah. Şu an olan olaylar onlar. İddia edilen Ergenekon Örgütü mesela süfyaniyettir işte, süfyanın ordusudur inşaAllah. Atatürk’ün kurduğu bu Cumhuriyeti, bu güzel vatanı paramparça etmek için, milletimizi helake sürüklemek için, şeytanın kurduğu anti-Mehdi bir harekettir. Ama şu an beyni paramparça oldu, inşaAllah. Ağababaları da araziye geçtiler, inşaAllah.
Hz. Mehdi (a.s.)’ı insanlar hissederler, bir kısmı anlamazdan gelecektir, bir kısmı hissedecektir. Ama hissedilir, Mehdiyet hissedilir. Nasıl Bediüzzaman hissedildi, İmam Rabbani nasıl hissedildi, Abdülkadir Geylani nasıl hissedildi, Hz. Mehdi (a.s.) de hissedilir. Anlaşılır ama insanlar çeşitli nedenlerden çekindikleri için, nefsanî risk gördüğü için kendi açısından, anlamazdan gelecekler. Bekle gör politikası izleyeceklerdir, bekle gör yani “bakalım duruma” göre diyeceklerdir. Bu da zaten Mehdiyetin bir özelliğidir. Mehdiyet de zaten o yüzden küçük kalacaktır, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz söylemiştiniz Hocam. Aslında çok büyük mucize Peygamberimizin (s.a.v.) bu kadar detaylı tarif etmesi yani fiziksel özellikleri, bütün alametleri, iki yüzden fazla da gerçekleşen alamet var şu anda, bulunacağı yer, bulunacağı zaman yani aslında her şey işaret edilmiş.
ADNAN OKTAR: Anlaşılmayacak gibi değil. O anlamamayı da Ahirette açıklayacaklar. Hakikaten, samimi olarak neden anlayamamış onu izah edecek. O şekilde içinden hakikaten içinden bir tahmin geldi mi, kalbinde “hakikaten bu kişi olabilir mi?” diye düşündüler mi, bu alametleri hakikaten üstünde gördü mü, bu gelişmeleri hissetti mi, hakikaten Hz. Mehdi (a.s.)’a ve cemaatine yardım etmek gerekiyor diye vicdanı ona bir emir verdi mi, bunların da hesabını verecek insanlar. Çünkü insanlar vicdanından sorumludur. Bir fakire yardımda bile, hatta bir karıncayı bile insan ezmesinde bile eğer insan vicdanen rahatsız oluyorsa onun bile hesabını verecektir. Ki Hz. Mehdi (a.s.)’ı anladığı halde, topluluğunu anladığı halde anlamazlıktan gelmenin, onun da hesabını verecektir. Ama anlamıyorsa tabii ki sorumlu olmaz, öyle bir konu olmaz. Çünkü Mehdiyet ittihad-ı İslam'dır. “İttihad-ı İslam” demek bütün acıların kalkması demektir. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın şahsı olayı değildir olay. Mehdiyet dünyadaki zulmün kalkmasıdır. Zulmün kalkması için, zulmü ortadan kaldıracak bir güce yardım etmektir. Zulmü ortadan ikiye biçecek bir kılıçtır Mehdiyet, manen, ilimle, sevgiyle. Bunda Mehdiyete yardım etmemek, zulmün devamına fetvadır. “Zulüm devam etsin beni ilgilendirmiyor” demektir, “ben zulmü seyredeceğim” demektir. Hz. Mehdi (a.s.)’a yardım da, “zulmü ortadan kaldırmaya kararlıyım” anlamına gelir, “vargücüm ile yardım edeceğim” anlamına gelir. Bir ara verelim mi, inşaAllah.
SUNUCU: Tabii Hocam. Kısa bir aradan sonra yayınımıza tekrardan devam edeceğiz.
Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam size sözü bırakıyorum inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben de Oktar Hocam’a sözü bırakıyorum inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Küfür ve münafıkların müminlere Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.)’a kinlerini işaret eden bir ayet okuyorum inşaAllah, Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sizler, işte böylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler. Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında ‘inandık’ derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki: ‘Kin ve öfkenizle ölün.’ Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.”
ADNAN OKTAR: O zaman biz de Cenab-ı Allah’ın bu ayetine uygun olarak; Allah bütün münafıkları kin ve öfkesi ile öldürsün, inşaAllah. Kin ve öfkesi ile Allah onları helak etsin. Kin ve öfkeleriyle kalplerinin içlerini yaksın Allah, beyinlerini, ruhlarını yaksın, inşaAllah. Allah emrediyor, ben de onu söylüyorum. Sen şimdi ayeti bana bölüm bölüm söylersen ben de oradan şerh edeceğim, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. “Sizler işte böylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler.”
ADNAN OKTAR: Şimdi bir kısım Müslümanlar, münafığı anlamadığı için kan bağı yoluylaonlara şefkat duyuyor, ilgi duyuyor, alaka duyuyor, onu korumak istiyor, kan bağı yoluyla. İman yoluyla değil. Allah bunu telin ediyor, Kuran’da. O “ama onlar sizi sevmez” diyor. Çünkü çıkar varlığı olarak görür. Yani yemek veren bir makine gibi görür. Para basan bir makine, darphane gibi görür, değil mi? Dolayısıyla insanı, insan olarak seven bir mahlûk değildir, münafıklar. Münafık, menfaat üzerine kurulmuştur ama Kuran’ı kendince hâşâ kullanmaya kalkar. Şimdi devam edelim.
OKTAR BABUNA: “Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler.”
ADNAN OKTAR: Şimdi bak, Müslüman Kuran’ın tümüne, muhkem ayetlere, açık hükümlere uyuyor. Karşılaştığında da “ben de uyuyorum” diyor o. Münafığın özelliğidir. Yani o onu Kuran’la kendini örtmeye çalışır. Kendini gizler. Evet.
OKTAR BABUNA: “Kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar.”
ADNAN OKTAR: Bak, kendi başına, münafık zaten hep kendi başına yaşayan, kendi içinde kendini parçalayan bir varlıktır. Bak Kuran ona dikkat çekiyor. Bak “parmak uçlarını” yani kendi kendini yer. Bak Kuran onu çok veciz bir üslupla Cenab-ı Allah açıklamış, değil mi? Bir insanın kendi kendinin parmak ucunu ısırması ne demek, kendi kendini yiyip bitirmesidir. Ve kin ve öfkeden çünkü bir şey yapamamak, bakıyor Müslümanlar güçlü kuvvetli, neşeli, atak, yaman, eziyor, muzaffer, nimet içinde, bolluk içinde, güzellik içinde, bunu gördükçe münafık yanar, yanar, yanar, yanar. İçten yanar, içten yakan bir ateş onu kaplar. Demin anlattım bu konuyu. İşte Kuran bunu çok güzel Cenab-ı Allah, çok veciz bir şekilde Cenab-ı Allah açıklamış. Kendi kendini yiyen bir mahlûktur. İçinde erir, erir, erir, yakar ve sonunda helak olur münafık. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: De ki: "Kin ve öfkenizle ölün".
ADNAN OKTAR: Kin ve öfkeden dolayı ölürler. Bu dua, Cenab-ı Allah’ın dediği bu dua ne demek biliyor musunuz? Münafık sonunda kin ve öfke nedeniyle ölüyor. Yani kin ve öfke onun vücudunu kansere çeviriyor, kanserleştirir, ruh hastası yapar, sıkıntı yapar, bütün vücut azaları bozulur, saçlarına etki eder, gözüne etki eder, sinir sistemine etki eder, karaciğerine, midesine, her yerine saldırır o öfke ve onu çeşitli hastalıklara düçar eder ve o hastalıklar nedeni ile de ölür o. Fakat sebebi kin ve öfkedir. Kuran bu mucizeye dikkat çekiyor. Yani yavaş yavaş içten helak ederek, mesela hiç ummadığı bir yerde kanser başlar, hiç ummadığı bir yerde bir şey başlatır Allah. Müminde bir imtihandır, münafıkta da bir beladır, inşaAllah. Ama Allah münafıkta kin ve öfkeyi vesile ediyor. Müminde doğrudan yaratır Cenab-ı Allah. Orada vesile var inşaAllah. Oktar Hocam devam et.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.”
ADNAN OKTAR: Gerçek kalplerinden geçeni Cenab-ı Allah “Ben biliyorum” diyor, değil mi? İnşaAllah.
“Adnan Bey camiler dolup taşıyor, eğer herkes Müslüman ise Hz. Mehdi (a.s.)’a ne gerek vardır? Samimiyetle cevaplarsanız sevinirim, Naci Gümüş.” Şimdi mesela Irak’ta camiler dolu oluyor ama camiye bomba koyuyor deccaliyet, camiyi çökertiyorlar. Afganistan'da camileri yerle bir ediyor, cami doluyken. Camilerin dolu olması küfrün hâkimiyetini engellemez. Bu bir ölçü değildir. Ehl-i İmanın şuurlu, kararlı, müttefik olması çok önemlidir. Alevi, Sünni ayrımı, Hanefi, Hanbelî, mezhep ayrımları ve bundan kaynaklanan öfkeler oluyorsa ki Ehl-i Sünnet’te böyle bir şey olmaz, fakat biz Alevi düşmanlığını görüyoruz bir kısım insanlarda veyahut Şii düşmanlığı veyahut Caferi düşmanlığı varsa, o camiler bizim dediğimiz anlamda cami olmamış oluyor. Çünkü cami dediğin her Müslüman'ın gelmesi lazım. Mezhebine göre, grubuna göre, adamına göre camilere adamlar gidiyorsa bu olmaz. Mesela Almanya’da bütün herkes bilir. Filanca grubun camisi ayrı, falanca grubun camisi ayrı, yalansa söylesinler şu an bana. Ama camiler dolu. Böyle olmaz. Cami Allah’ın evidir, herkes gelecek, her Müslüman gelecek. İşte Mehdiyet bunu sağlıyor. Anlaşıldı mı? Bunu sağlayacaktır, kavgayı kaldıracaktır. Camiden çıkıyor adam bombalıyor veyahut gasp yapıyor, camide gidip hırsızlık yapıyor. Yani camiye giden muttaki ve mümindir anlamına gelmez ki. Cami garanti verilen yer değildir. Camiye girdiyse bu adam kurtuldu anlamına gelmez. Camilerin içinden nice insanlar Cehenneme gidecektir. Camilerin içinde nice münafıklar var. Camiye gitmeyen de nice evliyalar var, değil mi? Evini mescid edinmiş. Onun için bu bir ölçü değildir, inşaAllah. Mehdiyet adaletsizliği kaldıracak, zulmü kaldıracak. Adaletsizlik var, zulüm var, sevgisizlik var, şefkatsizlik var, İslam âlemi paramparça ve teker teker, ayrı ayrı eziyorlar Müslümanları şu an her yerde. Mehdiyet bu bölünmüşlüğü ortadan kaldırıyor. Müslümanları tek parça haline getiriyor. Kuran’ın emrini yerine getiriyor. “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi”, diyor Allah. Lehimlenmiş hale getirecek Müslümanları, blok, tek parça hale getirecek, inşaAllah. Tam adalet sağlanacak, tam sevgi sağlanacak, tam güvenlik sağlanacak, bereket ve bolluk sağlanacak. Müslüman ülkeler sürünüyor şu an. Fitne kalkacak, anarşi kalkacak, Darwinizm, materyalizm kalkacak, huzursuzluklar kalkacak. Özgürlük gelecek, gerçek demokrasi gelecek. Bunu eksikliğini, bu anlattığımın eksikliğini herkes görüyor. İşte bu eksik olan şeylerin ortadan kalkması ve mükemmelliğin gelmesi olayına biz Mehdiyet diyoruz, inşaAllah. Evet, Oktar Hocam devam et.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bir ayet okuyorum inşaAllah. Tam söylediklerinizle bağlantılı inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bedevilerden öyleleri vardır ki, infak ettiğini bir cereme sayar ve sizi felaketlerin sarıvermesini bekler. Kötü felaket onları sarsın. Allah işitendir, bilendir.”
ADNAN OKTAR:Evet, şimdi ayeti parça parça söyle.
OKTAR BABUNA: “Bedevilerden öyleleri vardır ki, infak ettiğini bir cereme sayar”
ADNAN OKTAR:Münafıklar gelir Müslümanlara, şimdi bir verip on alma kafasındadır münafık, yani kendini çok uyanık zanneder, getirir, hakikaten verir bir şeyler verir. On alamaz, bekler. Bir de alamıyor Çünkü İslam’da dağıtmak vardır, toplamak yok. Münafığa bu koydukça koyar, koydukça koyar. Bu da ona fitneye döner. Acayip canını yakar, perişan olur. “Zamanında ben şu kadar vermiştim, ne olacak?” der. Bir türlü kurtulamaz ondan. O, yüreğine düşen bir ateş olur münafığın, inşaAllah. Bak cereme, ızdırap, bela olarak görüyor. Devam et.
OKTAR BABUNA:“ve sizi felaketlerin sarıvermesini bekler.”
ADNAN OKTAR:Bir operasyon yapılsın, tutuklansınlar, hapse atılsınlar, dövülsün, sövülsünler, ezilsinler, hakaret görsünler diye sürekli bekler, destekçi olur, istihbarat sağlar, bunu yapmaya iştahlı olan grupların içine girer, onlara bilgi verir, teşvik eder, yönlendirir. Hâlbuki Müslüman’ın zaten buna ihtiyacı var. Bakın Müslüman, saldırı olmadan ezemez. Bir kudurmuş köpek olacak ki sen de odunla ona vurup kovalayasın. İlimle tabii, bizim elimizdeki odun ilim, sevgi ve kardeşliktir. Onlar saldıracaklar, Mehdiyet kovalayacak, bizler de öncüsü olarak, biz de kovalayacağız. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Kötü felaket onları sarsın” diyor Allah.
ADNAN OKTAR:Ne demektir biliyor musun Kuran’da bu ayet? “Sarsın” demek, bu olacak anlamındadır bu ayet. Mutlaka münafıkları kötü felaket sarar, mutlaka. Bir kere münafık domuzun çirkin yerinde yaşayan bir asalak gibidir ve orada yaşaması bile ona bir ızdıraptır. O pis koku, pis ortam, o pis kan onu zaten perişan eder, o pis elektrik. Ve orada yalnızlığa mahkûmdur o. O yalnızlığın acısını çeker. İçi içini yer. Onun için canı yandıkça saldırganlaşır, saldırganlaştıkça ezilir, ezildikçe saldırganlaşır. Böyle tam bir açmaz ve bunun içerisinde böyle çırpına çırpına helak olur o. Münafığın özelliğidir. Müminlerin gücünü, neşesini, sağlığını, sıhhatini de gördükçe perişan olur. Onun için münafıkları kızdırmak bir ibadettir. Kâfirleri kızdırmak bir ibadettir. Müslüman’ın güçlü olması lazım. En güzel evler, en güzel araba, en güzel kıyafet, en güzel yiyecek, en güzel bilgi, en güzel sevgi, her şeyin en güzelini arayacak. Pısırık, bitkin falan bunlar Müslümanlıkta yok, Müslüman’a yakışmaz. Son derece zinde olacak. Hatta Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında, yetmiş yaşında dedeler simsiyah saçını sakalını boyuyorlardı. Aslanlarım benim, aslanlarım. Kıpkırmızı tabii, güneşten de yanmışlar. Gören münafıklar tabii perişan oluyorlar. Bu onları daha da çökertiyor, onların neşesi, onların canlılığı ve gücü. Değil mi, sahabeler öyle pırıl pırıldılar, atları bakımlı, vücutları sağlıklı, kuvvetli, maşaAllah.
Evet, kardeşlerimiz genellikle Hz. Musa (a.s.)’ın sandığını sormuşlar. Ne diyor kardeşimiz? “Sandığın bulunması için oraların didik didik aranması gerektiğini söylemiştiniz.” Neleri unutmuyorlar kardeşim. Bir kere bir şey söylüyorum bir sene de geçse unutmuyorlar. “Hocam, Mehdi (a.s.) bulacağına göre niye arıyoruz?” Kardeşim ben de arıyorum. Ama bulacak olan Mehdi (a.s.)’dır. Biz aramakla mükellefiz. Biz İslam ahlakını hâkim etmek için uğraşıyoruz, gayret ediyoruz. Ama Mehdi (a.s.) vesilesiyle hâkim olacak. Biz öncüsüyüz. Ben burada ararım bulamam. O orada arar bulamaz. Mehdi (a.s.) da gider eliyle koymuş gibi bulur. Aramak ibadettir. Bu bir güzelliktir. Biz sandığa lakayt kalabilir miyiz, Hz. Musa (a.s.)’ın sandığına? Tabii ki arayacağız. Ama mübarek şöyle parmağına bir bakacak, “sandık şurada, çıkarın” diyecek, o kadar. Acele etmesin, bir bildiğim var ki söylüyorum.
OKTAR BABUNA:Hocam, dün okumuştunuz. Bayağı çok şaşıranlar olmuş. Barnabas İncil’inde, tam bunu tarif eden ifadeler okumuştunuz dün Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Başparmağında inşaAllah, Cenab-ı Allah tevessül ettirecek. Ve eliyle koymuş gibi gidip bulacak. Bir tek onu değil. Sonra yine bakacak, diğerlerini de bulacak, yine bakacak Ayasofya’da olanı da bulacak, yine bakacak başka yerde olanı bulacak. Acele etmesinler. Bakın altını çizerek söylüyorum. Bir bildiğim var ki söylüyorum. Ben boş bir şey söyler miyim Oktar’ım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, kesin, hâşâ Hocam.
ADNAN OKTAR:Emin olmadığım bir şeyi söyler miyim?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah söylemezsiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Her dediğim çıkıyor mu, çıkmıyor mu?
OKTAR BABUNA: Her dediğiniz Hocam, bin iki yüzün üzerinde.
ADNAN OKTAR:İspatsız konuşmam.
SUNUCU 1:Ceren Durak sormuş. “Muhterem Hocam, siz insanlara Allah’ın tecellisi gözüyle baktığınız için duyduğunuz muhabbeti anlatıyorsunuz. Bazı sevgiyi anlayamayan kişilere de onların anlayacağı dilden çok güzel cevap veriyorsunuz. Dünyanın geçiciliğini ve ölümü anlatırken de çok hikmetli, samimi örnekler vererek açıklıyorsunuz. Bediüzzaman Hazretleri’ni ne kadar sevdiğinizi bildiğim için Risalelerden okuduğum bir sözü size yolluyorum inşaAllah. ‘Elhasıl: Dünyayı ve ondaki mahlûkatı mânâ-yı harfiyle sev; mânâ-yı ismiyle sevme. "Ne kadar güzel yapılmış" de. "Ne kadar güzeldir" deme. Ve kalbin batınına, başka muhabbetlerin girmesine meydan verme. Çünkü bâtın-ı kalp âyine-i Sameddir (Allah’ın Samed isminin tecelli ettiği yerdir) ve O’na mahsustur.” Sözler, sayfa 640’ ”.
ADNAN OKTAR:Ben Bediüzzaman’ın vaktinde olacağım, zamanında olacağım. 1940’larda 50’lerde. Bakacağım, diyeceğim ki ben bir türlü çıkaramadım, anlayamadım. Kardeşim bu mümkün mü? Ne kadar samimiyetsiz bir izah. Nasıl anlaşılmaz? Her halinden belli asrının Mehdi’si olduğu bağırıyor, bağırıyor. Anlamazlıktan gelirsin kardeşim. İşte falanca âlim var. Hemen anlaşılıyor. Ben o diğer âlimlerin hepsini biliyorum. Hepsi mübarek insanlar. Güneş gibi parlıyor, çok açık belli. Kendi asrının, Hicri on üçüncü asrın Mehdi’si olduğu bağırıyor. “Şimdi imanın nuruyla nasıl anlaşılır?” diyor. Nasıl anlaşılır? Güneş gibi ortada da onun için anlaşılıyor. Yani öyle zor bir şeymiş gibi bir kanaat var. Öyle bir şey yok. İstanbul’a gelecek. Tabii üzerinde cübbesi, yaşlı ve mübarek biri, kitaplarına bakıyorsun, nefis. Ne anlatıyorsa çıkıyor, ne söylüyorsa çıkıyor. Ve küfür hop oturup hop kalkıyor. Adeta lastik top gibi zıplıyorlar, değil mi? Niye başkasından bu kadar korkmuyor küfür de ondan korkuyor? Bana bir anlat bakayım. O devrin deccallarına sorduğunda, en tehlikeli kim dediğinde işte şu diyorlardı. Adres belli demek ki. Kardeşim adres sormak istiyorsun, değil mi, yolda, “falanca yere nereden gidilir?” Diyeceksin ki küfrün en azgın ağababalarına “kardeşim, en tehlikeli adam kim? Samimi bana söyle” diyeceksin. “Şu” mu dediler? Mehdi (a.s.) odur işte. Başka da yoktur. “En en tehlikeli, küfür için en büyük tehlike hangisidir?” diyeceksin. “Fikri, teknik, akılcı, her yönden, Darwinizme, materyalizme, komünizme, faşizme, satanizme, her türlü sapkın ideolojiye karşı ve iddia edilen Ergenekon Örgütü ve ateist masonluğa karşı en büyük tehlike hangisidir? diyeceksin. “Şudur” diyorsa adam, bazı görmeyenler için diyorum, bazı insanların gözü görmez, koluna girip götürüyorlar o mübarekleri, Cennet kardeşim olsun hepsi benim mübarekler, soruyor değil mi, gözü görmediği halde soruyor, mesela “nereden gidilir?” diyor, şuradan. Bakın adres bulamayanlara adres bulma yöntemi söylüyorum. Küfrün en azgın ağababalarına gidip sorsunlar. Mehdi (a.s.)’ı sormayacak tabii. “En büyük tehlike kim?” diyecek, onu soracak. Bir daha söylüyorum. Komünizme, faşizme, iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne, Darwinizme, materyalizme, ateist bütün sistemlere karşı en tehlikeli kişi kim? “Şu” diyorlarsa, Allah-u alem doğru söylemişlerdir. Adres doğrudur. Orada arasınlar. “Ben utanırım küfrün ağababalarına sormaya” diyorsa, küfrün ağababalarının internet siteleri var. Girsinler oraya, oradan bir baksınlar şöyle, genel olarak bir baksınlar, en tehlikeli kimi görüyorlar. “Göremedik” diyemeyeceklerine göre, konu bitmiştir. Ama isterlerse bazen de chatleşiyorlar. Bir kelime sorsunlar. Bir şey olmaz. Yüz yüze insan utanır, “sen küfrün ağababasısın, sana soruyorum” denmez tabii. Soracak, işte “sayın bilmem kim.” Bediüzzaman, zamanında asrın deccallarına sorulduğunda, “en tehlikeli kim?” dendiğinde, bir solukta cevap veriyorlardı, bir solukta. Yani üç saniye sürmüyor. Bazıları var düşünür, kafayı diker, öyle değil. Şak cevap veriyorlardı. Şimdi de aynı şey geçerlidir. Hz. Musa (a.s.) zamanında, Firavun ve ekibine “en tehlikeli gördüğün kim?” Vatana, millete en zararlı olan -tabii onun açısından, onun kafasına göre diyorum- hâşâ, bizim canımız, ciğerimiz, ruhumuz, ama onun iddiasına göre vatan düşmanı iddiası vardı, “hâkimiyet peşinde” diyordu. “Yerleşik düzeni yıkacak ve hepimizi kaldıracak” diyordu. “Bu iddialarda bulunduğunuz kişi var mı?” “Vardır tabii.” “Kim?” “Hz. Musa (a.s.).” Tabii onlar “Hz. Musa (a.s.)” demiyor. “Büyücü, en büyük büyücü” diyor. Şimdiki deccallara sorarlarsa, onlar da cevabı verirler. Bana sürekli “Mehdi (a.s.) kim?” diye soruyorlar. Ben onlara daha kolay, pratik bir yol gösterdim. Evet, Oktar’ım söyle.
OKTAR BABUNA:Bana bir haber attı da arkadaşlarım inşaAllah. Timeturk yapmış haberi, “Doğan gazetelerinin iftarda şarap tutkusu” diye. “Milliyet Gazetesi Ramazan ayı için hazırladığı yemek tariflerinde Müslümanlara iftarda şaraplı bonfile önerdi. Tanıdık bir markanın da sponsor olması görenleri hayli şaşırttı” diyor. Ülker de sponsor olmuş Hocam dediklerine göre, anlatılana göre.
ADNAN OKTAR:Ülker ne? Şirket değil mi, Ülker?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Şu bisküvi falan var hani?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. Onlar da sponsor olmuşlar buna, bu tariflerine Doğan Medya Grubu’nun, Milliyet’in. “Milliyet Gazetesi, Cadde ekindeki bu tarifte oruç tutan Müslümanlara hazırladıkları yemeğe şarap koymalarını önerdi” diyor haberde. Bu da ilk değilmiş Hocam. Devam ediyor haberde de. “Arşivlerini karıştırdığımızda bu durumun Doğan Gazeteleri’nin ilk şaraplı yemek tarifi vakası olmadığını gördük. Geçtiğimiz yıl da Hürriyet Gazetesi’nin şaraplı bir tarif geçmişi var.”
ADNAN OKTAR:Şarap zararlı bir maddedir. Etil alkol yüksek miktarda vardır. Metil alkol vardır. Haram da ayrıca sağlığa da çok zararlıdır. Yüzlerce toksik madde vardır. Bir tane iki tane değil. Mesela bir yemek bozulduğunda nasıl insana zehir etkisi yapıyor. Bozulmuş yemeği yiyebiliyor musun? Yenmiyor değil mi? Zehir etkisi yapıyor. Bozulmuş üzüm suyu da zehir etkisi yapar ve yüzlerce toksik madde içinde var. Ne gerek kardeşim vücudu zehirlemeye. Harama inanmıyorsa dahi vücuda zaten zararlı. Yok, kalbin dostuymuş bilmem ne filan. Niye kalbin dostuymuş? “Üzüm çekirdeğinin içindeki antioksidan maddelerden dolayı o yüzden bir bardak şarap içerseniz çok iyi gelir.” Peki, üzüm suyu içsek ne mahsuru oluyor. Üzüm suyundan olmuyor mu o? Üzüm çekirdeği onda da var, onda da var. Aynısı. Aynı miktarda var. Üzüm çekirdeğinin özü. Tamam. Hem vitamin alırız, hem mineral alırız, hem zehirlenmeyiz, hem kafamız dinç olur. Niye şarap içersin ki? Açıkça Kuran’da haram kılınmıştır. Sarhoş edici.
OKTAR BABUNA:Ayrıca sizin dediğiniz detayı teyit eden bir şekilde Amerikan Kalp Kuruluşu da şarabın zararlı olduğunu açıkladı. Bir de başka hastalıkları da söyleyeyim mi Hocam, zararlarını inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Şarap, yemek borusu, farinks yani yutak, ağız, karaciğer ve kalın bağırsak kanserlerine yakalanmalarına sebep oluyormuş. Net bilimsel bilgi olarak inşaAllah Hocam. Hanımlarda da göğüs kanserine sebep oluyormuş. Alzhemir yapıyor, bunama yapıyor, beyin tahribatı. Siz söylemiştiniz daha önce inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kokusu da çok pis şarabın. Çok itici. Tiksinti verici bir kokusu var. Bayağı pis yani bilmiyorum ben. İçenlere rastladım ben. Çok çok çok itici, bir kokusu var. Ne gerek? Pırıl pırıl güzel üzüm suyu varken. Doldur kadehini iç.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz bazı çalışmalarda da alkolden uzak duran erkeklerin %52 sinin 75 yaş ve üzerinde yaşadıklarını, az içenlerde bu oranın % 40’a, çok içenlerde ise %31’e düştüğü gösterilmiştir.
ADNAN OKTAR: İçki çok tehlikeli bir şey. Karaciğeri falan parçalar. Beyni parçalar. İsterse denesinler. Mesela yaraya bile alkol damlatıldığında bembeyaz yapıyor, hemen üstteki epitel dokuyu öldürür. Zehirdir. Tıp kitaplarına baksınlar. Toksikoloji ile ilgili eserlerde, orada açıkça yazar. Zehirler bölümünde alkol geçer. Zehir olarak geçer. Bunlar tıp kitapları. Adam din üzerine bir şey ile yazılmamış. Direkt zehirdir. Aydın Doğan Beyefendiye söyleyelim. Şarap kullanmasınlar yiyeceklerinde. Sponsor Ülker anladığım kadarı ile sadece soru sormakla kalmış. Onlar da aman öyle şeylere aracı olmasınlar.
OKTAR BABUNA: Ayet okuyorum inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçekten Allah, içinizden alıkoyanları ve kardeşlerine: ‘Bize gelin’ diyenleri bilir. Bunlar, pek azı dışında zorlu-savaşlara gelmezler. (Geldiklerinde de) Size karşı 'cimri ve bencildirler.' Şayet korku gelecek olsa, ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün. Korku gidince, hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar. İşte onlar iman etmemişlerdir; böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu Allah'a göre pek kolaydır.”
ADNAN OKTAR: Şimdi bölüm bölüm okuyalım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. “ Gerçekten Allah içinizden alıkoyanları ve kardeşlerine bize gelin diyenleri bilir.”
ADNAN OKTAR: Münafıklar eğer Müslüman bir çocuğu var ise, Müslümanlara gidiyorsa, çocuğu alıkoyuyor. Eve hapsediyor. Yahut kaçırıyor, eve hapsediyor. “Müslümanların yanına gitmeyeceksin” diyor. Sahabe döneminde de vardı bu, asrımızda da olacaktır. Her dönemde olmuştur. Alıkoyucular. Hapseder. Münafığın yöntemidir. Müslümanlara gitmesin diye güç kullanır. Mesela ağzını kapatır, ellerini bağlar, “görüşmeyeceksin Müslümanlar ile” der. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:“Bunlar pek azı dışında zorlu savaşlara gelmezler.”
ADNAN OKTAR: Kaçırdıysa elinden, Müslüman gittiyse onda hicret edip kurtuldu ise, ona diyor ki “bize gelin” diyor. Yani ağzından kanlar akan bir sırtlan, böyle kanlı pençesi ile çağırıyor. “Gel bize gel” diyor. Yapışmış domuzun bilmem neresine. Emiyor. Onu da çağırıyor, “gel, burası çok iyi bir yer”, diyor. Niye gelmem gerekiyor, diyor. “Kan bağı var, kan” diyor. Müslüman da diyor ki “ben iman bağına göre kardeş olurum, iman. Sen benim kardeşim değilsin. Sen münafıksın”, diyor. Münafık ayrıdır. Kan bağına göre olmaz. İman bağına göre. Allah diyor ki “sizi kardeşler olarak sabahlattı”, diyor. İman kardeşliği vardır. Kana göre kardeşlik olmaz. Değil mi, olur mu öyle şey?
OKTAR BABUNA: “Geldiklerinde de size karşı cimri ve bencildirler.”
ADNAN OKTAR: Para vermek, en onlara koyan konu budur. Acayip kor. Bin pişman olur verdikten sonra da. Onun derdine düşer. Ömrü boyunca onun ateşi ile yanar. Allah onlara bela olarak veriyor. Ve bencil, sırf kendini düşünür münafık. Köpek gibi. Aç köpek gibi. Kendi yemeğinin peşinde, kendi kurtuluşunun peşindedir. Aşiretini de gelir getirecek varlıklar olarak gördüğü için onun için kendine doğru çağırır. Gelin sizden de bir şeyler elde edeyim. Sizden de çıkar elde edeyim. Onlar ile kendinin güçlü olacağını düşünür. O yüzden yoksa iman bağı ile ilgili değildir. Onların imanı onu ilgilendirmez, münafığı. Münafığı ilgilendirse dini yayar, İslam'ı yayar, Kuran’ı yayar. Allah’a kendini teslim eder. Cehd eder.
OKTAR BABUNA:“Şayet korku gelecek olsa ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimseler gibi gözleri dönerek sana bakmakta olduklarını görürsün.”
ADNAN OKTAR: Münafıklar çok alçakça korku içindedir, it gibi korkarlar, uyuz it gibi. Her şeyden korkarlar. Hastalanmaktan korkar, tutuklanmaktan korkar, hakaretten korkar, birisinin saldırmasından korkar. Bütün ömrü korku içinde geçer. O yüzden Müslümanların yanından kaçıyor zaten. Asıl derdi budur. Hep korkuyu yaşar ve korku içinde de ölür. Cehenneme gider. Orada da korku içinde yaşar. Sonsuza kadar hep böyledir.
OKTAR BABUNA:“Korku gidince hayra karşı oldukça düşkünlük göstererek sizi keskin dilleri ile eleştirip, inciterek karşılarlar.”
ADNAN OKTAR: Çıkar peşinde oluyorlar. Çıkarı da elde edemeyince saldırganlaşıyor. Mesela hakaret eder, Müslüman’ın kafasını karıştırmaya çalışır. “Bize gel”, der. Tuzak kurdurur. Artık ne var ise. Kafası karmaşıktır münafığın. Adeta delirir. Ne yapacağını şaşırır. Müşrikler ile tam ittifak halinde oldukları zaten Kuran’da geçiyor. Kâfirler ve müşrikler ile tam ittifak halinde. Müşrik mantığı ile ortaya çıkar. Bazen zaman zaman Kuran’ı –hâşâ- kullanmaya kalkar. Ne yapacağını şaşırır münafık. Yani ne istediği de tam belli olmaz o yüzden. Çıldırmış gibidir, menfaat peşinde olduğu için. Sivri dilleri ile yani “sivri dil” demek hakaret, iftira, baskı her şey. Ve özellikle gıyablarında. Bunu çeşitli şekillerde de yapar. Her şekilde yapar. Asrımızın bütün imkânlarını kullanır. Ama bu Müslümanları biler, güçlendirir, dinçleştirir, açar, atak hale getirir. Müslümanlar için hayır, kendisi için şerdir. Müslümanların böyle bir hayra ihtiyacı vardır.
OKTAR BABUNA:“İşte onlar iman etmemişlerdir. Böylece Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Bu Allah’a göre pek kolaydır.”
ADNAN OKTAR: Kökende imansız oluyorlar ama imanlı gibi gösterir Allah onları, insanlar öyle görürler, öyle hissederler. Ama sonunda hem dünyada mağlubiyet, Ahirette de helak. Dünyada da rezil rüsvay olma. Dünyada da her münafık meşhur olur. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanının münafıkları meşhurdur. Mehdiyet döneminin münafıkları da ama kirli bir meşhurluktur. Meşhur olacaklardır. Herkes bilecektir.
“Şarap içme, üzüm suyu iç” Bundan sonra böyle bir çalışmamız olacak. Herkese bunu tavsiye edeceğiz. Şarap yok, üzüm suyu var.
OKTAR BABUNA:Dediğiniz gibi faydanın çok daha fazlası orada var ama hiç zararı yok. Burada çok zarar var, fayda yok. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Her türlü vitamin var. Her türlü mineral var. Ne gerek var? Mis gibi üzüm suyu varken, leş gibi şarabı içeceksin. Hakikaten çok pis kokuyor. Bazı şeyler olur insan hakikaten feragat eder. Allah rızası için fedakârlıktır o. İbadet eder. Ama hakikaten kötü, hakikaten pis.
OKTAR BABUNA:Tam söylediğiniz ile ilgili bir ayet var. Münafıklar dost edindikleri kişilerden aslında nefret ediyorlar. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar iyice korunmuş şehirlerde veya duvar arkasında olmaksızın sizinle toplu bir halde savaşmazlar. Kendi çarpışmaları ise pek şiddetlidir. Sen onları birlik sanırsın. Oysa kalpleri paramparçadır. Bu şüphesiz onların akletmeyen bir kavim olmaları dolayısıyla böyledir.“
ADNAN OKTAR: Münafıklar çok aptaldırlar. Ama kendilerini çok akıllı zannederler. Tek tek acayip akıldanedirler. Çok ukala ve çok bilmiş olur münafıklar. Ama derin bir aptallık hâkimdir ve birbirlerinden müthiş nefret ederler. Fakat it sürüsü gibi de birbirlerinden ayrılmazlar. Uyuz itler birbirlerinden ayrılmazlar ya, onlar da birbirlerinden ayrılmaz. Ama Allah onu işte bir bela kılmış onlara. Hakikaten nefret ettiği ile beraber olmaya mecbur olmaları çok büyük bir bela onlar için. Yüzüne bakıyor nefret ediyor. Konuşmasından nefret ediyor. Her şeyinden, yemesinden içmesinden nefret eder. Fakat onunla yaşamaya mecbur kalır. Cehennemde de Allah ayırmıyor. Cehennemde de beraberdirler. Hiç ayrılmıyorlar.
OKTAR BABUNA: Siz söylemiştiniz Hocam. Davasını satan, ihanet eden biri oldukları için bilirler böyle güvenilmez olduklarını, ondan dolayı nefret ederler birbirlerinden.
ADNAN OKTAR:Hepsi birbirlerinin kahpe olduğunun emin olur münafıklar. Yani yüzüne baktı mı içinden geçeni bilir, “kahpe” der. O da ona “kahpe” der, ikisi birbirlerine. Kahpe ve alçak olduklarından emindirler. Fakat birbirlerinin yüzüne güler. Canım ciğerim, neşeli gibi görünmeye çalışırlar, eğleniyor gibi fakat yüzde yüz emindir münafık olduklarından. Oktar Hocam, İmam Rabbani’den biraz bahsedelim.
“Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) Bu Yüzyılda Gelecek” Bir kere kardeşlerim bu kitabı mutlaka edinsinler, bir tane. Bak şart, ben bahane kabul etmem. İnternette var demesinler, ayrıca evde bulunması çok önemli.
OKTAR BABUNA: İmam Rabbani’nin Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) hakkındaki sözleri. “Hz. Mehdi (a.s.) velayetin en yükseğindedir”, İmam Rabbani.
ADNAN OKTAR:En yükseğinde. İmam Rabbani’nin daha üzerinde.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, “en yükseğinde” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Abdulkadir Geylani’nin daha üzerinde. İmam Gazali’nin daha üzerinde. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, “Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer ona üstün olamaz” diyor. O kadar yüksektir. Gelmiş geçmiş en büyük velidir Hz. Mehdi (a.s.). Dolayısı ile İmam Rabbani manen ona bağlıdır. Yani İmam Rabbani’nin mürşididir Hz. Mehdi (a.s.). İmam Gazali’nin, Abdulkadir Geylani’nin mürşididir. Ona bağlıdırlar.
OKTAR BABUNA:“Cabir ibn Abdullah’tan rivayet edilen, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışını inkâr eden muhakkak Hz. Muhammed (s.a.v.)’e indirileni inkâr etmiştir. Meryem’in oğlu Hz. İsa (a.s.)’ın inişini inkâr eden de muhakkak kâfir olmuştur. Deccal’ın çıkacağını kabul etmeyen de muhakkak kâfirdir.” Mektubat-ı Rabbani.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) nübüvvet yolundandır, nübüvvet yolunda ilerler. Nübüvvet yolunda herhangi bir şeyh efendi, herhangi bir mürşit ile kısa bir sohbet ile o çizgiye girer. Mesela herhangi bir şeyh efendinin elini öpmesi kısa bir ile sohbet etmesi ile Mehdi (a.s.) nübüvvet yolunda ilerlemeye başlıyor. Yani o hali almış olur. Yani tarikata girmesini gerek yoktur çünkü Mehdi (a.s.) gelince zaten tarikatlar kalkmış oluyor, giremez zaten. Yani kalkmış bir tarikata nasıl girsin. Bütün tarikatlar ona bağlanmış. O kendine bağlanmış tarikata giremez zaten. Çünkü gördün mürşitlerin, şeyh efendilerin ifadelerini. Muhammed Raşit Erol Hazretlerinin babası da, Muhammed Raşit Hazretleri de diğer şeyh efendiler de Haydar Efendi, Ali Haydar Efendi de hepsi hilafeti kesmiştir, Mehdi(a.s.) geldiği için. “Mehdi (a.s.) geldi” diyorlar. Dolayısı ile bütün tarikatlar kalkmıştır. Mehdi (a.s.) geldiğinde tarikat kalkınca, Mehdi (a.s.)’ın tarikata girmesi mümkün olmayacağına göre. Mehdi (a.s.) ama bir mürşit şeyh efendinin kısa bir sohbeti ile nübüvvet yoluna giriyor ve o yolda ilerliyor. Dolayısı ile rivayette de “hiçbir bağ onun üzerinde yoktur” diyor. Yani hiçbir mürşide hiçbir tarikata bağlı değildir. Bunu hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) belirtiyor inşaAllah. İmam Rabbani Mektubatı’nda da bunu görüyoruz, Mehdi (a.s.) devrinde bütün tarikatların kalacağını. Bazı kardeşlerimiz bunu yanlış biliyorlar Mehdi (a.s.) tarikatta olacağını zannediyorlar. Olamaz çünkü kalkmış tarikat. Yani Nakşibendî ona bağlı zaten. Yani bağlı olduğuna bağlı olabilir mi o? Abdulkadir Geylani ona bağlı zaten, ona bağlı olamaz inşaAllah. Dolayısıyla en büyük mürşittir, en büyük müceddit, “hem Mehdi (a.s.), hem mürşit, hem kutbu azam” diyor, en büyük kutuptur. Dolayısıyla tarikat ehli değil, tarikatlar ona bağlanan kişidir. Mürşittir o, kendisi mürşittir. Zamanı gelince inşaAllah görürüz. Allah talebesi olmayı hepimize nasip etsin. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Daha önce de açıklamıştınız Hocam, bütün mezhep imamlarının üzerinde, mezhepleri de kaldırıyor hatta inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii 4 mezhebi de kaldırıyor. Şiilik de kalkacak, Caferilik de hepsi kalkacak. Sünnilik de kalkacak hepsi kalkıyor. Sadece Mehdi (a.s.)’ın asr-ı saadet Müslümanlığı anlayışı kalacaktır, inşaAllah. Bunu Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor ve büyük Ehl-i Sünnet âlimlerinin hepsi bu hadis-i şerifleri bize naklediyor ve bunu bize şerh ediyorlar. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:“Onların zannına göre, Mehdi vefat etti; geçti gitti. Hâlbuki bu babda gelen sahih hadis-i şerifler meşhurdur. Hatta tevatür-ü manevi derecesinde olup, taifenin sözlerini tekzip etmektedir” Mektubat-ı Rabbani.
ADNAN OKTAR: Evet, çünkü alametlerini görülmesi lazım. Seviyorum diye birisini Mehdi ilan edemezsim. Zaten ilan ettiysen o Mehdi (a.s.) de değildir. Yani taraftarları, talebeleri ekseriyetle bir kişiye Mehdi (a.s.) diyorsa, zaten o Mehdi (a.s.) değildir. Çünkü Mehdi (a.s.) olmuş olsa, diyemez zaten iddia etmez. Ve Mehdi (a.s.) kendine Mehdi (a.s.) dedirtmez. Böyle bir olay olmaz. Mesela Bediüzzaman Hazretleri diyor “ben onun öncü bir askeriyim. Ona zemin hazırlayan pişdar bir neferiyim” diyor. “O büyük kumandanın. O acip şahsın hiç bir cihette, ahir zamanın o acip şahsı gibi olamam. Onun pişdar bir neferiyim. Anladık ki biz bu gayretlerimizle, o büyük kumandana zemin izhar ediyoruz” diyor. “Ve anladık ki Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşir ve tatbik edecek Mehdi (a.s.)” diyor yine. “Gerçek sahipleri Mehdi (a.s.) ve şakirtleridir” diyor, Risale-i Nur Külliyatında inşaAllah.
Bak, Nur talebelerinin üslubunda, mürşitlerde düzelme başlamış. Bir Hoca Efendi vardı, Nur talebesi, geçenlerde gösterdik ya, bir türlü konuyu açıklayamıyor; işte birinci Mehdi (a.s.), ikinci Mehdi (a.s.) üçüncü Mehdi (a.s.), Mehdileri bölmeye kalktı. Sonra açıklayamadı, “ayrı ayrıdırlar” dedi. Şimdi söylüyor ama yine olmamış ama yaklaşmış, “tek bir Mehdi (a.s.) gelecek” diyor, “tek bir Mehdi (a.s.) gelecek” diyor. Ama hata yapmış diyor ki, “Bediüzzaman kitaplı resul’dür” diyor. Kardeşim şimdi, “kitaplı Resul” deyince, normal Peygamber zanneder insanlar, kitap getirmiş. Öyle denir mi? Tebliğci anlamında Resuldür. Bütün Müslümanlar Resuldür. Allah’ın elçisidir, tebliğcisidir. Peygamber anlamında değil. “Kitaplı” dersen, ne anlama gelir? Çok acayip bir şey olur. İmam Gazzali’nin İhya’sı var, şimdi kitaplı Peygamber mi, İmam Gazali? İmam Rabbani’nin Mektubatı var, kitaplı Peygamber mi? Böyle denmez, “kitaplı Resul” denmez. Ama Mehdi (a.s.)’ı kabul etmiş.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, maşaAllah. Sizin vesileniz ile Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Evet, gelecek” diyor. Eninde sonunda gelecekleri nokta bu, doğrusunu kabul etmiş inşaAllah. Oktar’ım söyle.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bir önceki söylediğiniz ile ilgili Peygamberimiz (s.a.v.) döneminden bir örnek var. Ailesi kardeşleri onları Peygamber (s.a.v.)’den ayırmak için baskı yapıyor, onunla ilgili bir şey. Okuyayım inşaAllah. “Hz. Seleme de Allah’a iman ettiği için ailesi tarafından uzun bir zaman işkence görmüş bir sahabedir.”
ADNAN OKTAR:Alıkonulmuş yani, Kuran’da diyor ya “alıkonurlar” işte ayette belirtilen olay bu.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. “Hz. Seleme ile kardeşi Haris iman ederek Peygamberimiz (s.a.v.)’e tabi olsalar da diğer üç kardeşleri Ebu Cehil, As ve Halid Allah’ın bildirdiği din ahlakından yüz çevirmiş ve iman eden kardeşlerine düşman olmuşlardır.”
ADNAN OKTAR:Şimdi bak kardeş derken anlaşılması için söylüyor, kardeş değil artık. Münafık oldun mu bitti artık. Sadece kayıtlarda kardeş görünür o. Manen dinen artık kardeş değil o. Ama o avanak kendinin daha hala kardeş olduğunu zanneder kan bağından dolayı. Kanı kutsal görür onlar, kan bağını. Hâlbuki iman bağı esastır. Değil mi, iman bağı esastır. Mesela Ebu Cehil’in de çocukları var sonra Müslüman olmuş. Kan bağına göre olursa ne olur, bambaşka bir şey olur. İman bağı esastır, Kuran bağı esastır inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Zaten Kuran’dan örnek verdiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yeşim Kale hanım kardeşimiz yazmış. Birisi bir hata yaptığında, özür dileyecek tabii. Onu sormuş inşaAllah. “Müslüman üzülmez” diyorlarmış. Hata yapıyorlarmış, üzüyorlarmış kardeşimizi, üzmeye çalışıyorlarmış. “Müslüman üzülmez” diyorlarmış. Olur mu öyle şey? Özür dileyip bir daha yapmayacaklar. Ama Müslüman da tabii üzülmez. Evet, devam et Oktar’ım.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Ebu Cehil, As ve Halid Allah’ın bildirdiği din ahlakından yüz çevirmiş ve iman eden kardeşlerine düşman olmuşlardır. Hz. Seleme uzun müddet en yakınları tarafından işkenceye tabi tutulmuştur. Kardeşleri Hz. Seleme’nin din ahlakından vazgeçmesi için her türlü yola başvurdukları için Hz. Seleme sonunda can güvenliği sağlamak ve İslam ahlakını engellemeden yaşayabilmek için Habeşistan’a hicret etmiştir.”
ADNAN OKTAR:Tabii ki müminler hicret ediyor. Şimdi kardeşi onlar o avanaklar daha hala kardeşi olduğunu düşündüğü için diyor hala “yanıma gel, biz kardeşiz, niye uzaklardasın?” Sen dinsiz, imansız münafığın tekisin. Allah düşmanısın. Münafık sen artık bitmişsin, Müslüman olmaktan çıkmışsın, bambaşka bir şey olmuşsun sen. Kardeşlik bağı gitmiş, daha hala kardeşim diyor. Allah Allah yani gidip nüfustan kaydını mı düşürsün.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Kuran’dan açıkladınız siz zaten inşaAllah; Hz. Nuh ile oğlu Allah, “O senin ailenden değildir” demiştiniz inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Ama o kan menfaat bağını unutamadığı için hep oradan yaklaşmaya çalışır. Hatta diyor “mezarların ziyaretine kadar gitti, devam etti” diyor Allah Kuran’da ayette. Daha hala mezardan, oradan bile kan bağını araştırmaya çalışıyor. Öyle bir şey yoktur. Biz mesela çeşitli ırklardan, kavimlerden oluşuyoruz ama Türküz. Türklüğümüz de manevi bir yapıdır. Yani genetik koda göre değil. Genetiğe göre biz İslam anlayışı, Türklük anlayışı içerisinde değiliz. İman bağı, ahlak bağı, inanç bağından dolayı biz Türk’üz. Oktar Hocam söyle bir şey.
OKTAR BABUNA: Mektubat-ı Rabbani’den okuyayım mı Hocam. “Hz. Mehdi (a.s.) dahi büyüktür. Onun sebebi ile İslam’a ve Müslümanlara büyük takviye gelecektir. Onun velayetinin dahi zahir ve batıl büyük tasarrufu vardır. Nice harika hallerin kerametlerin sahibi olacaktır. Onun zamanında nice hayret veren haller zuhur edecektir.”
ADNAN OKTAR:Ediyor mu?
OKTAR BABUNA:Ediyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Her gün görüyor muyuz?
OKTAR BABUNA:Her gün Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kesintisiz devam ediyor. Mübareğin zuhuruna kadar devam edecek. Önümüzdeki günlerde yine devam edecek, yine devam edecek, yine devam edecek. Zuhurdan sonra Nuh Tufanı bitmiş gibi böyle bütün dünyaya bir sükûnet hâkim olacak, sakinleşecek. Kavga, gürültü, fitne, fücur, belalar her şey sakinleşecek, Mehdi (a.s.)’ın zuhurundan sonra. Çünkü bak Kıyametin meydana gelmesini durdurmada Allah Mehdi (a.s.)’ı vesile ediyor. Mehdi (a.s.)’ı gördü mü Kıyamet duruyor. Yani dünyaya yaklaşıyor Kıyamet, Mehdi (a.s.)’ı görünce geri çekiliyor, duruyor, bekliyor. Mehdi (a.s.)’ın vefatından sonra küfür kaplamaya başlıyor ortalığı. Kıyamet dünyanın üstüne çöküyor ondan sonra Cenabı Allah’ın dilemesi ile. Çünkü Mehdi (a.s.)’ı göremiyor, Hz. İsa (a.s.)’ı göremiyor, Müslüman göremiyor. Aldığı ile dünyayı paramparça edecektir, inşaAllah.
Allah’ın izniyle devam edeceğiz harunyahya.tv’den.
SUNUCU:Harunyahya.tv sitesinden yayınımızı 24 saat takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzaman@hotmail.com adresinden gönderebilirisiniz. Harunyahya.org ve harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22.00’den itibaren harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV ve Kaçkar TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza harunyahya.tv sitesinden devam edeceğiz.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...