SUNUCU: İyi akşamlar sevgili izleyicilerimiz. Programımıza harunyahya.tv internet sitemizden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Efendim biz de malum olduğu üzere Asilim’e sözü verelim inşaAllah buyurun.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hocam Mehdi (a.s.) için, Mehdi (a.s.)’nin Allah’ın rızasına en uygun tavrı nasıl bileceğini ve nasıl hareket edeceğini şöyle bildirmiş bize; Hz. Mehdi (a.s.) “Allahın rızasını nereden bilecektir?” diye soruluyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e, “Buyurdu ki: “Allah onun kalbine rahmetini nazil edecektir.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy Mısır’a üniversitedeki görevine tekrar döndükten sonra yazdığı mektubunda şöyle diyor: “Mısır’da 11 yıl kaldım” diyor, Mehmet Akif Ersoy, “fakat 11 saat daha kalsaydım artık çıldırırdım” diyor. Daralmış Mısır’da. Diyor ki; “Sana içtenlikle fikrimi söyleyeyim mi? İnsanlık da Türkiye'de, milliyetçilik de Türkiye’de, Müslümanlık da Türkiye'de, hürriyetçilik de Türkiye'de. Allah Mustafa Kemal’den razı olsun” diyor özetle. Atatürk, sayfa 236’da.Atatürk Peygamberimiz (s.a.v.) ile ilgili ne söylüyordu Oktar?
OKTAR BABUNA: Hemem açayım Hocam inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Ey arkadaşlar, Allah birdir, büyüktür. Hazreti Âdem (a.s.)’dan itibaren çok nebiler, peygamberler, resuller göndermiştir. Fakat, Peygamberimiz (s.a.v.) en son peygamberdir. Kitabı da en son kitaptır. Peygamberimiz (s.a.v.) peygamber olmadan önce de seçkin nitelikleriyle de kavminin güvenini kazandı. “Muhammed-ül-emin” oldu. 40 yaşında nübüvvet, 43 yaşında risalet geldi. Fahr-i âlem Efendimiz (s.a.v.) sonsuz tehlikeler içerisinde, güçlükler içinde 20 sene çalıştı. Din-i İslam’a tesise ait Peygamberlik vazifesine muvaffak olduktan sonra Cennet katına erişti.” Nutuk, Söylev ve Vesikalar.
OKTAR BABUNA: “Muhammed Mustafa Peygamber olmadan evvel kavminin sevgisine, saygısına, güvenine erişti. Fahr-i âlem Efendimiz (s.a.v.) sonsuz tehlikeler içinde, tükenmez sıkıntılar ve zorluklar karşısında 20 sene çalıştı ve İslam dinini kurmaya ait Peygamberlik görevini yapmayı başardıktan sonra Cennetin en yüksek katına erişti. Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri Cenab-ı Hakk tarafından insanlara dini gerçekleri bildirmeye memur ve elçi olmuştur. Anayasası hepimizce bilinir ki şanı büyük olan Yüce Kuran’daki naslardır. İnsanlara gelişme ve aydınlanma ışığı vermiş olan dinimiz, son dindir, en eksiksiz dindir.”
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v.)’e tam uyalım, Kuran’a tam uyalım diye Atatürk’ün, Hz. Gazi’nin vefatından bir ay önce söylediği bir sözü var, onu bul.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah Hocam.
SERDAR DAYANIK: Şu olabilir mi Hocam siz daha iyi bilirsiniz. ”Bütün dünyanın Müslümanları, Allah’ın son Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)’in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli.”
ADNAN OKTAR: Evet. Bak bunu Atatürk söylüyor, bir evliya üslubu bu.
SERDAR DAYANIK: “Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed (s.a.v.)’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli, İslamiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.”
ADNAN OKTAR: Bak, “Kuran’a tam uyun, sünnete tam uyun” diyor, Atatürk. Net olarak söylüyor bak vefatından bir ay önce. Diyor ki; “Mübarek Hz.Muhammed (s.a.v.) cidden büyük ve eşsiz bir dahidir” diyor. Bak “büyük ve eşsiz bir dahidir”. Yüzyıllardan beri milyonlar ve milyonlarca insanların kalplerinde manen hükmedişi Peygamberimiz (s.a.v.)’in dehası kadar siyasi kudretinde parlak ve büyük bir misalidir” diyor. “Allah ona böyle büyük bir güç vermiş” diyor, Allah vesile ediyor inşaAllah Peygamberimiz (s.a.v.)’i. Evet senin dediğinin aynısı burada da var. Bakın, “Bütün dünyanın Müslümanları” bir yer değil, sırf Türkiye değil, “bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın son peygamberi” hateme Resul, “Hz. Muhammed (s.a.v.)’in gösterdiği yolu takip etmeli” Onun gösterdiği yol ne; Kuran ve sünnet, değil mi? “Ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli”. Bu talimatlar sünnet işte. “Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed (s.a.v.)'i örnek almalı, (hayatını, her şeyini) ve kendisi gibi hareket etmeli, İslamiyet'in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli.” Bakın, “İslamiyet'in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli.” Tamamını diyor, Kuran’da ne kadar hüküm varsa hepsini. “Zira, ancak (tek yol olarak) bu şekilde insanlar (bütün insanlık) kurtulabilir ve kalkınabilirler (öbür türlü batarsınız)” diyor. “Ekonomik kalkınma, sosyal, siyasi kalkınma, hepsi buna bağlıdır” diyor, net. Dil, Tarih, Coğrafya Fakültesi, devletin yayını 1979 Ankara baskısı, sayfa 102. Vefatından bir ay önce söylüyor.
Mesela Atatürkçülük cilt 1, sayfa 455: “Hz.Muhammed (s.a.v.) Allah'ın birinci ve en büyük kuludur.” Atatürk söylüyor. “Hz. Muhammed (s.a.v.)’e karşı beslenen sevgi ancak onun ortaya koyduğu fikirleri, esasları korumakla tecelli edebilir.” Yani “onun sünnetine uyarak ona sevgimizi gösterebiliriz” diyor inşaAllah. “Onun izinde bu gün milyonlarca insan yürüyor, benim, senin adın silinir, fakat Resulullah (s.a.v.)’in adı sonsuza kadar silinmez, o ölümsüzdür” diyor. Bunu Atatürk söylüyor. Biz bu Atatürkümüzü böyle anlatınca sahtekar Atatürkçüler ne yaptı Oktarım?
OKTAR BABUNA: Kayboldular Hocam.
ADNAN OKTAR: Masanın altında arazi. Gece-gündüz Atatürk’ten bahsediyordunuz, ne oldu? Dilinizi yuttuysanız güzel şöyle bir şeyle tutalım da o mübarek dilinizi çekip dışarı çıkaralım, değil mi? Ne oldu dilinizi yuttunuz? İşinize mi gelmedi? Kardeşim araziye geçtiler, bulamıyoruz. Gece-gündüz anlatıyordunuz, ne oldu? Devletin kaynaklarından anlatınca baktılar ki Atatürk dindar, milliyetçi, anti-komünist, anti-mason, anti- Darwinist, gerçek bilimi savunuyor, güzelliği savunuyor, büyük Türkiyeci, Türk Birliği’ni savunuyor, İslam Birliği’ni savunuyor. Dediler; “biz böyle Atatürk’ü kabul edemeyiz, bize müsaade.” Atatürk öyle işte bizim dediğimiz gibi.
OKTAR BABUNA: Bir de “Hz. Hızır (a.s.) ile de içiçe” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hayatının belirli bir döneminden sonra Hızır (a.s.) sürekli Atatürk ile beraber olmuştur ve yol göstermiştir, inşaAllah.
Diyor ki; (Atatürk) Her Yönüyle Atatürk isimli kitap sayfa 85; “Yeryüzünün en büyük insanı Hz. Muhammed (s.a.v.)’dir.” Bak aşkı muhabbeti görüyor musun? “İslam dini (İslamiyet) ilmin ve fennin ışığında, tetkik edip incelendiğinde en büyük din olduğu anlaşılır” diyor. İlim ve fen neyi getirdi bize? Darwinizm’in paramparça olmasını getirdi. Allah’ın yaratılışını gösterdi ve Kuran’ın her dediğinin doğru olduğunu bize bilim ispat etti, gösterdi. Atatürk de diyor; “isterseniz bilimle, fenle inceleyin en birinci, en gerçek din İslam’dır” diyor. Öyle deyince de Aliye Hocam sahte Atatürkçüler; böyle taş yemiş uyuz köpek gibi sesler çıkararak kuyruğunu kısıp kaçtılar. Bundan sonra öyle sahtekarlık istemiyoruz. Atatürk bizim canımız, halis, muhlis Müslüman evladı, Türk evladıdır, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Atatürk diyor ki Hocam inşaAllah; “Bence dinsizim diyen mutlaka dindardır. İnsanın dinsiz olmasının imkânı yoktur. Dinsiz kimse olmaz” diyor.
ADNAN OKTAR: Bu kadar. Gerçeği söylüyor. Yapanlar kendilerince işte hani böyle etrafa bir şeyler sunmaya, onlara uyum sağlamaya çalışıyorlar. Samimi olarak dinsiz olması bir insanın imkansızdır. Berkerim var mı anlatacağın?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Allah münafıklar için şöyle buyuruyor, Maide Suresi 13. ayette, şeytandan Allah’a sığınırım; “Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar.”
ADNAN OKTAR: Ne yapar; mesela Cenab-ı Allah diyor ki, “bu helaldir” diyor, münafığın özelliği ne; helal düşmanıdır, helali haram yapar. Münafığın özelliğidir, daralır. Allah’ın rahmetini daraltmak ister. Allah’ın verdiği güzellikleri yok etmek ister. Ne kadar güzellik varsa onu yok etmek ister. O sarsak, avanak kafasıyla yapar ve dünyanın en akıllısı olduğunu zannederek yapar. Yapar da ne olur, yere oturur. Rezil rüsvay olur inşaAllah.
Bak, Maide Suresi 13, “Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik” tam münafık alametidir. Kahpedir münafıklar, sözleşmeyi bozar. İtaati bozar, itaatten kaçar, “onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık”. Allah onlara lanet etsin, lanet etsin, lanet etsin, Allah’ın laneti bütün münafıkların üzerine olsun.
“ve kalplerini kaskatı kıldık”. İşte bu kasılmış, o uyuz karakterler ondan oluyor. Kalbi kasılmış, sevgi, şefkat, merhamet, saygı, hürmet, itaat olmuyor.
“Onlar (münafıklar) kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar.” Bambaşka yorumlar. Mesela Allah’ın muhkem ayeti vardır, aklına hayaline gelmeyecek şekilde yorumlar. Münafığın da münafık destekçisi vardır veyahut ya müşriklerden bir akıl alır, ya münafıklardan alır. Bakarsın Allah’ın uçsuz-bucaksız rahmetini daraltmaya kalkar.
“(Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular”. Yani mesela Kuran’a uy diyorsun, sünnete uy, güzel ahlaklı ol, sevecen ol, itaatli ol, saygılı ol sık sık hatırlatıyorsun, ama adamın kafa kemik. Beyin kalmamış saf kemik. Yani böyle odun, tok tok ses geliyor kafadan avanak.
“İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun” diyor, Cenab-ı Allah. Sürekli ihanet, en önemli yönü onların kahpe olmasıdır. Vefasız ve alçaktırlar.
“Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever”. Yani “aldırış etme” diyor Cenab-ı Allah, inşaAllah. Tabii bu sırf münafıklara bakan bir ayet değil, ama bu aynı zamanda münafık karakteridir onun için anlatıyorum, inşaAllah. Yoksa Allah diyor; “onları yetmiş kere affetsen, yetmiş kere af dilesen yine Allah onları affetmez” diyor. Münafık çok aşağılık varlıktır.
Bakın Sebe Suresi 38, “Ayetlerimizi etkisiz bırakmak için çaba harcayanlar”, nasıl çaba harcıyor; şimdi Kuran’ı açıyoruz, açık muhkem ayet var, ne diyorsunuz, “öyle olmaz” diyor. “Nasıl yapacağız” diyor. “Şimdi ben sana bir açıklama yapacağım, tam tersi olduğunu göreceksin” diyor. Adamın eşek dili gibi dili, dilini bir büküyor bambaşka bir şekilde yorumluyor. Dini karmakarışık, anlaşılmaz ve normal bir insanın asla yaşayamayacağı hale getiriyor. Ve dine kendi kafasınca haşa vurmuş oluyor. Zoru ne? Kendi gibi dinsiz, imansız münafık adamlar oluşturmak. Çünkü bizim dinimiz pırıl pırıl, sağlıklı, sıhhatli, çok gürbüz, güzel bir din. İnsanın beynine şifa. Neşe orada, sevinç orada, güzellik, estetik, sanat, hürriyet hepsi içinde. “Adam, sanatı bir alalım” diyor, “al diyor”, “hürriyeti de alalım” diyor, onu da alıyor. “Sevgiyi de alalım” diyor. Şimdi bu mahluklara, bu alçaklara ne diye hitap edeyim ben?
OKTAR BABUNA: Söylemiştiniz, çok hafif söylüyorum diye, bir şey değil bu inşaAllah.
ADNAN OKTAR: En kibar üslupla konuşuyorum yani.
Bak diyor ki, münafıkların, alçakların özelliği olarak Allah Tevbe Suresi 74, “Oysa intikama kalkışmalarının”, Peygamberimiz (s.a.v.)’den intikam almaya kalkıyor münafıklar. “Kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu”. Rahatlık adamların ensesine batıyor, münafıkların. Kulaklarına batıyor rahatlık adamların, hopluyor adamlar. Ve Peygamber (s.a.v.)’e düşman oluyor bu alçak kahpeler. Bak ayet diyor; “Oysa intikama kalkışmalarının”, intikam almaya kalkıyorlar. Hem de ne intikam, direk öldürmek isteyen bir intikam. Şehit etmek istiyorlar, öyle bir intikam hisleri var. “Kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka bir nedeni yoktu”. “Bunun için yapıyorlardı” diyor. Berkerim var mı, bana bir şey söyleyecek misin?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.) hakkında Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyorlar; “Onun (Hz. Mehdi (a.s)’nin) zamanında kimseye kötülük edilmez.”
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi bir düşünüyorum, bir insan olarak, şimdi biz bizeyiz, insanlara niye kötülük edilsin ki yani? Bunu çok normal olarak, mesela laf sokma çok normal karşılanıyor. Kahpelik normal karşılanıyor bir kısım insanlarda. Vefasızlık normal karşılanıyor. Tedirgin etmek normal karşılanıyor. Niye yapalım kardeşim? Rahatsız oluyoruz. Sevmek güzel, dostluk güzel, muhabbet güzel. Niye acı çeksin insanlar durduk yere? Dünya bizim değil mi? Allah bize vermedi mi? Ağaçlar güzel, bitkiler güzel, insanlar güzel, Allah Allah birlikte rahat güzel yaşamak istiyoruz biz. Allah’a kul olmak istiyoruz, Allah’a şükretmek istiyoruz, sevinç içinde yaşamak istiyoruz. Adamlar şaşırıyor “nasıl dost oldunuz ki, olacak iş mi bu?” diyor. Hayır diyoruz; “mesela yargı da düzenlensin”, “olur mu ki öyle şey ?” diyor. Yani illa bela olacak, gerginlik olacak.
Cübbeli Ahmet ile ilgili bizim internet sitemize geçenlerde hacker saldırmış. Böyle durdurmaya kalktılar. Tabii biz de Bruce Lee gibi yöntemden yönteme geçiyoruz. Öyle havada karşıladık. Onlar bir yumruk attı, biz tak diye vuruca alttan şöyle hafif bir hareket, tak aşağı düştüler. Bu ilmi bir dövüştü ve sitemizi bloke edemediler. Ama muazzam bir saldırı yapmışlar, muazzam bir saldırı, bloke edemediler. Tabii onlarda teknik varsa bizde yüz elli bin teknik var. Anında blokeyi kaldırdık, inşaAllah. Tabii ki Cübbeli’nin haberi yoktur böyle bir şeyden yani, herhalde hayranlarının yaptığı bir harekettir. Malum bayağı bir hayranı var, Cübbeli Hocamızın, sevenleri var. Onlar herhalde kendilerince öyle bir cinlik yapmışlar. Cübbeli tamamen boş bir adam değil, mesela geçen günler konuşuyorlardı. Mesela Ehl-i Sünneti savunması iyi, mesela bu güzel bu yönü, bu çok hoş. Mesela böyle sapkın şeylere karşı da tavrı güzel, yani yeni yeni fikir akımlarına karşı böyle. Modernize etmeye kalkıyorlar böyle, onda da güzel. Ama İslam ahlakının dünya hakimiyetini savunmaması mucize. Kardeşim sen nasıl alimsin? Kuran niye geldi? Dünyaya hakim olmak için gelmedi mi? Değil mi? “Allah nurunu tamamlayacaktır” diyor. “Müşrikler istemese de” diyor. Din bütün dünyaya hakim olması için geldi. Ve bak Cenab-ı Allah ne diyor? Şeytandan Allah’a sığınırım; “Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar, din Allah’ın oluncaya kadar mücadele edin” diyor Allah. Muhkem ayet, fitne nedir biliyor musunuz? İslam ahlakının yaşanmadığı her yer fitnedir. Din Allah’ın olması ne demektir biliyor musunuz? Her yerin Müslüman olmasıdır. “Bu oluşuncaya kadar mücadele edin” diyor. Cübbeli’de hiç duyuyor musunuz siz? Kardeşim bu ayeti oku hiç olmazsa, bak şu ayeti oku, yorumlamıyorsan yorumlama. Ayeti oku, ayeti de okumuyor. Bu ayeti Cübbeli’ye okutturalım. “Din Allah’ın oluncaya kadar” ayetini okutturalım ısrarla. Ben hiç duymuyorum bu ayeti okuduğunu. Habire cinsel ilişki teknikleri, işte şu şöyle, bu böyle. Millet sanki bu yıla kadar helali haramı bilmeden mi yaşadı bizim milletimiz? Türk Milleti çok güzel bilir helali haramı, doğruyu, yanlışı, değil mi? İnşaAllah. Acil olan Türk İslam Birliği’dir. İttihad-ı İslam’dır, İslam ahlakının dünyaya hakimiyetidir. Bak talebeleri madem Türk İslam Birliği’nden bahsedemiyor, madem ittihad-ı İslam’dan bahsedemiyor, bu ayeti okutsunlar ona. Bağıra bağıra yüksek sesle okuyacak. “Din Allah’ın oluncaya kadar” şeytandan Allah’a sığınırım. “Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar cihada devam edin, cehde devam edin, gayrete devam edin” ayeti. Bunu okutacağız. Mehdi (a.s.) ile ilgili zaten söyleyemiyor. Bir kere dua etti, ondan sonra kesildi dua edemiyor. Cübbeli’nin duasını arada sırada, bugün değil de, yarın yine bir okuyalım, inşaAllah. Berkerim var mı anlatacağın?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam. Bir hadis daha uygun görürseniz söylüyorum inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.) imdada gelen ve feryadresdir (feryad edenin yardımına koşan, yardım edendir)”.
ADNAN OKTAR: Eyvallah, eyvallah çok güzel anlattın. Elhamdulillah, maşaAllah. Devam et.
ALTUĞ BERKER: “Allah, onu dünyadaki insanların imdadına yetişmesi için gönderecektir.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah, elhamdülillah. Dünyaya bir nimet inşaAllah. Serdarım, dünyanın bir ucundan girecek, öbür tarafından çıkacak inşaAllah. Dünya ayakta, dünya ayakta. Bak Papa gitti sultan hazretlerine, onun yanına kadar gitti mübarek. Bak “Biz bir buluşma vakti tayin ettik” diyor Kehf Suresi’nde. “Bir buluşma vakti.” Bakın Papa kimsenin yanına gitmez, gitmiyor. Şeyh Nazım’ın tabiri caizse ayağına kadar gitti, inşaAllah. Ama tabii bu bir şey değildir, yani bir üstünlük iddiası anlamında demiyorum, hani haşa aşağılama anlamında değil. Biz herkese şefkat duyarız, saygı duyarız, öyle bir şey anlamında değil. Ama bir hikmetle yanına kadar gitti, o buluşmada bir şeyler söyledi. Önümüzdeki günlerde bunları göreceksiniz, inşaAllah. Bir kilit olay açıldı yani inşaAllah. Şereftir kutb-ul Aktab’ın yanına gitmek. Ben onun ayağının tozu olmam ben Hocamın, ayağınınn tozu, Şeyh Nazım Hazretleri’nin. Anlaşıldı mı? Ayağının tozu olmam. Onun ayağına kadar gitmek de çok büyük bir şereftir, inşaAllah. Biliyorsunuz, bizim eve geldiğinde dedi ki; “ben kimsenin yanına gitmem” dedi Şeyh Nazım, bizim eve geldi. “Ama oğlum beni çok seviyor, ben onun yanına yine gelirim” dedi. Ve iki kere geldi maşaAllah. Dünya tatlısıdır maşaAllah. Çok iyi, zinde gördüm Hocamızı da elhamdülillah, son video filmini gördüm. Çok dinçleşmiş, bir ferahlık gelmiş, bir şey var, bir harikalık var. Bayağı dinçleşmiş, Allah ömrünü uzun etsin. Müminler de dua etsinler Hocamıza, daha sağlıklı, sıhhatli olsun, ömrünü uzun etsin Allah o mübareğin. Çünkü görevli o inşaAllah, çok hayırlara vesile olacak inşaAllah. Ne anlatayım?
OKTAR BABUNA: Münafık konusu.
ADNAN OKTAR:Sen bu münafıklardan foseptikten tiksindiğinden daha da tiksiniyorsun. Hakikaten bu mahluklar foseptikten daha da aşağılık, çok şerefsiz mahluklardır. Yani dünyadaki en aşağılık mikrop, mikrop bile bunlardan daha temizdir yani, mikroptan da aşağılıktırlar. İman tezahürüdür, münafıktan nefret edeceğiz. Evet münafıktan nefret edeceğiz. Her zaman dünyanın başına bela olmuşlardır. Münafık demek, eşittir şeytan, şeytan eşittir münafık. Özelliği budur. İblis yani.
OKTAR BABUNA: Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri var, okuyayım mı Hocam inşaAllah. Ebû Hüreyre (r
a
)’den ravi edildiğine göre, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki; “Münafığın alametleri üçtür; söz söylerken yalan söyler, vaadettiği vakit sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edildiği zaman hıyanet eder
”
ADNAN OKTAR: Resulullah (s.a.v.)’ın bu hadisi çok açılacak, şerh edilecek bir hadistir. Yani cümle cümle söyle açayım, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Münafığın alametleri üçtür; söz söylerken yalan söyler”.
ADNAN OKTAR: Kuran’ı değiştirir, hadisi değiştirir, hakkı değiştirir, sevgiyi değiştirir, her şeyi değiştirir, dostluğu değiştirir, yalan söyler.
OKTAR BABUNA: “Vaadettiği vakit sözünde durmaz,”
ADNAN OKTAR:Der ki; “Allah’a, resulüne veyahut imama veyahut Mehdi (a.s.)’ye tabi olacağım, ömrüm boyunca mücadele edeceğim” der. Bir de bakarsın kahpe, fırıldak gibi döner. Gider küfürün içine, orada da fırıldak gibi döner, sürekli döner o. Münafığın özelliğidir. Evet başka?
OKTAR BABUNA: ”Kendisine bir şey emanet edildiği zaman hıyanet eder
”
ADNAN OKTAR: Mutlaka hıyanet onun üzerinedir, yani şeytanın özelliğidir o, münafıkta da bu çok yoğun olarak görülür, inşaAllah.
“Çok önemli ve değerli Hocam lütfen cevaplayınız, aklımıza çok takılıyor. Hayırlı Ramazanlar.” Allah hepimize hayırlı Ramazanlar versin, bereketler, güzellikler versin, Ramazanın ruhaniyetinden istifade etmeyi hepimize Allah nasip etsin. “Sorum şu, Hıristiyanlara ve Yahudilere kafir demek doğru mudur, yanlış mıdır? Yanlış ise nedendir? Lütfen cevap verebilir misiniz, hayırlı Ramazanlar. Teşekkür ederiz, Serkan.” “Allah üçün üçüncüsüdür diyenler küfre düşmüştür” diyor, Allah. Yani muhkem ayet, biz burada gönül alacak durumumuz yok. Allah’ın dediğini de haşa kimse değiştirmez. “Allah üçün üçüncüsüdür diyen küfre düşmüştür” diyor. Hz. Meryem’i ilah olarak kabul eden, Allah olarak kabul eden küfre düşmüştür. Demiyorsa mesele yok, değil mi? İnşaAllah. Ayrıca bir Hıristiyanın gerçek Hıristiyan olması için her zaman söylüyorum, mutlaka Muhammedi olması lazım. Arkadaş diyor; “ben çok iyi bir Hıristiyan olmak istiyorum, Hz. İsa (a.s.)’ı çok seviyorum” diyor. O zaman Hz. İsa (a.s.)’ın en beğeneceği hareketi yapman gerekmiyor mu? Allah rızası için, Allah’ın en beğeneceği şeyi yapman gerekmiyor mu? Muhammedi olduğunda bunu yaparsın. Benim üstümden bazı şeyler gitti mi diyecek? Demeyecek. Ne diyecek? Benim üstüme çok güzel şeyler geldi diyecek, ilaveler geldi diyecek, değil mi? Muhammedi olduğunda her şeyin doğrusunu öğrenir. Cennet”in detaylarını öğrenir, Cehennem’in detayını öğrenir, sevginin kökenini öğrenir, dostluğun kökenini öğrenir, münafıkların, üçkağıtçıların karakterlerini öğrenir. Nur üstüne nur. Her yeri kazanç olur ve güzellik olur. Hz.İsa (a.s.)’yı bir seviyorsa, bin sever. Allah’ı bir seviyorsa, sonsuz sever. Hz. İsa (a.s.)’yı bir seviyorsa, sonsuz sever. Ne kadar güzel. Niye on sevesin? Sonsuz sev işte. Bu Muhammedi olarak olabilir. Musevisin Hz.Musa (a.s.)’yı çok seviyorsun, Hz.Musa (a.s.) namaz kılıyor muydu? Kılıyordu. Nereden anlıyoruz? Tevrat’tan. Kuran’dan da anlıyoruz, hadi diyelim ki Kuran’dan haberin yok, Tevrat’ı açıyoruz Tevrat’ta rüku var, secde var, kıyam var ve vakitli olarak da namaz farz, abdest de var, değil mi? Abdest de var, zekat vermek var. Namaz kılıyor musun? Yok. İşte sana Kuran namazı öğretiyor, Hz.Musa (a.s.) gibi oluyorsun işte, tam dediğini yapıyorsun, Allah’ın dediği yapıyorsun, Hz.Musa (a.s.)’yı bir seviyorsan sonsuz seveceksin işte. Gerçek Musevi oluyorsun, daha ne istiyorsun? Ben konuştum Musevilerle, “doğru, yapmıyoruz bu hükümleri” diyor. “Kral Mesih (a.s.) geldiğinde o bize tarif edecek, yapacak” diyor. İşte biz de Kral Mesih (a.s.)’in öncüsüyüz, ben de söylüyorum yapın. Namazınızı kılın ve Muhammedi olun. Bağrımıza basarız, zaten şefkat duyuyoruz, sevgi duyuyoruz. Ama sonsuz severiz Allah için. Allah sevgisiyle bağrımıza basarız. Peki ne kaybedersin, ne kazanırsın? Kaybettiğin hiçbir şey yok, kazandığın sonsuz şey var. Niye bekliyorsunuz o zaman? Hz.Musa (a.s.)’yı daha coşkuyla sevmiş olacaksın. Museviliği tam hakkıyla yerine getirmiş olacaksın. Ben mesela Museviyim, İseviyim, İbrahimiyim, Nuhiyim, hepsinin üzerinde Muhammediyim. Muhammedi olmadan hiçbir şey olamam. Çünkü tahrif olmuş kitaplar, yani tahrif olmuş İncil, Tevrat tahrif olmuş. Açıp bakıyorum yani samimi olarak okuyorum tahrif olmuş görüyorum. Tahrif olmuş olarak ben nasıl uyayım? Hak kitap varken nasıl o kitabı görmezden gelirim ben? Nur gibi Kuran ne güzel maşaAllah.
Bak açıyoruz ya Allah bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Artık onların tapmakta oldukları şeyler konusunda, sakın kuşkuda olma. Daha önceleri, ataları nasıl tapıyor idiyseler, onlar da ancak böyle tapıyorlar”. Bak “yanlış yapıyorlar” diyor Allah, “yanlış tapıyorlar atalarına uyuyorlar” diyor. “Şüphesiz Biz, onların paylarını eksiltmeksizin onlara ödeyecek olanlarız. Andolsun, Musa'ya kitabı verdik, onda anlaşmazlığa düşüldü” diyor Allah. Bak kitaba uyamıyorlar. “Eğer Rabbinden bir söz geçmiş (verilmiş) olmasaydı, mutlaka aralarında hüküm verilmiş olacaktı”, “Allah bela verecekti” diyor. “Gerçekten onlar, bundan (Kur'an'dan) yana kuşku verici bir tereddüt içindedirler” diyor. Bak tereddüt nedir biliyor musun? Hak olduğunu anlamış, karar veremiyor. “Tereddüt içindeler” diyor Allah Ehli Kitap için. “Şüphesiz Rabbin, onlardan tümüne yapıp ettiklerinin karşılığını onlara tastamam ödeyecektir. Çünkü O, yapıp-ettiklerinden haberdardır. Seninle birlikte tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru davran” diyor Cena-ı Allah. “Ve azıtmayın”, yani Kuran varken başka bir yola gitmeyin. Kuran’ın dışında yola çıkmayın. “Çünkü O, yaptıklarınızı görendir. Zulmedenlere eğilim göstermeyin”, yani Kuran’ın dışında hayata sizi teşvik edenlere eğilim göstermeyin. “Yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka veliniz yoktur”
234. sayfa 113. ayette “sonra yardım göremezsiniz.” Bakın bu konuyu konuşuyorduk, açtık bu konu çıktı. Allah bak çok açık söylüyor, “Andolsun, Musa'ya kitabı verdik, Tevrat’ı verdik. Onda anlaşmazlığa düşüldü” diyor. Anlaşmazlığı Kuran kaldırıyor işte. Kuran’a uyacaklar, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım, 114. ayet, “Gündüzün iki tarafında” , yani sabah ve akşam, “ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı kıl. Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlara bir öğüttür. Ve sabret, gerçekten Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez”. Bak; “sizden önceki nesillerden kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi?”, bak, “yeryüzünde (dünyada) bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi?”. Yarabbi diyoruz; “fazilet sahibi dünyada bozgunculuğu önleyecek kişiler bulunmalı. Tabii ki Senin emrin, Mehdi (a.s.) ve talebeleri bu görevi üzerine almıştır” diyoruz, inşaAllah. “Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler.” İşte yiyip içip, pilavın üzerinde tereyağ, üzerine muhallebi, geğirerek yan gelip yatıyor adam. “Onlar, suçlu-günahkarlardı” diyor Allah. “Halkı, ıslah eden kimseler iken” bakın dikkat edin “halkı, ıslah eden kimseler iken”, yani Mehdi (a.s.) ve talebeleri faaliyet içindeyken. “Rabbin o ülkeleri zulüm ile helak edecek değildi”, “oraya bela gelmez” diyor. Mehdi (a.s.)’nin olduğu yere niye bela gelmediğini görüyorsunuz. Kıyametin neden kopmadığını da buradan görüyorsunuz, ayetten. Bak diyor ki; “halkı, ıslah eden kimseler iken”, şu an dünyada Mehdi (a.s.) faaliyeti var, yoğun kıyamet durduruldu bunun için özel olarak Cenab-ı Allah tarafından. Kıyamete bir gün kala durduruldu, inşaAllah. Allah’ın dilemesiyle hadise göre. “Rabbin o ülkeleri zulüm ile helak edecek değildi”,”helak etmeyeceğim” diyor Allah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Cübbeli, ama hakikaten diyorum çok faydası olan birisi de aynı zamanda yani. Çünkü hayırsız hiçbir şey yoktur dünyada. Mutlaka her şeyde bir hayır vardır. Onda da bir hayır var. Mesela Cübbeli sayesinde Mehdiyeti müthiş gündem yaptık. Ben Cübbeli olmasa Mehdiyeti bu kadar gündem yapmazdım.
Anan-baban toplanmışlar gitmişler Cübbeli’ye, lokum mokum yaptırıp. Sever o lokumu bayılır. “Cübbeli Hazretleri sen büyük bir alimsin -tabii nasıl kıyafetlerle gittiklerini de biliyorsun- büyük alimsin, susturursan Adnan Hoca’yı sen susturursun. Bak Mehdilikten bahsediyor. Bir kere şu Mehdinin gelmeyeceğini bir söyle. Ondan sonra kıyametin yakın olduğunu söylüyor, kıyametin de çok uzak olduğunu söyle, ondan sonra ve dağılmalarını söyle, bizleri de koruyan bir konuşma yap, bak bizler de seni çok seviyoruz” işte gibisinden. “Fatih Altaylı’nın da hürmetleri selamları var, Murat Bardakçı ağabeyin de gözlerinden öpüyor. Ondan sonra biliyorsun onlar seni sever, anlaşıldı mı seni meşhur edeceğiz. Zaten meşhur olmayı seversin sen, çıkaracağız seni Habertürk’e böyle güzel güzel konuşacaksın. Ama bu dediğimizi yapacaksın bir önden.” Cübbeli böyle bir fırsatı kaçırır mı? Hemen balıklama. Şimdi o beni tam anlamadığı için, böyle çıkarım bir şeyler konuşurum, işte yedi bin yıl ile ilgili hadis de yok, başka şey de yok, halk da bana inanır konu biter gibi düşündü. Cübbeli’yi bir havada yakaladık şöyle, havada bir döndü böyle yetmiş kere falan, sakince geldi masanın üzerine oturtturduk. Dedik ki; “ey Cübbeli Hazretleri bak bu konularda doğru söylemiyorsun. Şunları bir düzelt bakalım” dedik, hepsini düzelttirdik. Ve o sayede bak kitap çıktı ve muazzam bir tebliğ oldu. Muazzam bir tebliğ oldu. O oradan, ben buradan. O Mehdi (a.s.) gelmeyecek dedikçe Mehdiyet yayıldı, ben de Mehdi (a.s.) gelecek dedikçe Mehdiyet yayıldı. O oradan ben buradan, o oradan ben buradan. Onun derdi Mehdiyeti yok etmek değil de ileriye atmaktı. Yani Mehdiyet konusunu bu yüzyılda ortadan kaldırmaktı özetle. Dolayısıyla Türk İslam Birliği’ni ve ittihat-ı İslam’ı ortadan kaldıran bir üslup bekliyordu kendince. Tam tersine döndü, değil mi? Allah’ın da bir yaratacağı bir şey olur ona karşılık, inşaAllah. Bunu bilecek inşaAllah. Sonra da Edip Yüksel’i getirdiler senin ailen, bak bak bak tiplere bak yani, birbirinden ilginç tipler. Cübbeli çıkıyor arkasından da Edip Yüksel eve giriyor. Edip Yüksel çıkıyor, arkasından Cübbeli eve giriyor. Ev kaynıyor böyle, ev yol geçen hanı gibi.
OKTAR BABUNA: Zekeriya Beyaz’la da galiba bir şeyleri var.
ADNAN OKTAR: Onunla da efendim babanın bir alın tokuşması var hafiften. Kenardan yani inşaAllah. Bayağı bir adamla da tanıştı benim sayemde. Ama en tehlikeli buluşması her devrin adamıyla oldu. Çünkü o bayağı tehlikeli bir mahluk. Her devrin adamı, en tehlikeli mahluk odur. Derin tencerenin, efendim kara kiridir yani, inşaAllah. Derin tencereleri kaynatan bir adam inşaAllah. Onunla bağlantısı biraz değişik oldu, inşaAllah. Oradan asıl kazanı kaynattılar. Ama biz de tabii orayı uygun bir şekilde uyardık, hatırlattık inşaAllah. Daha düzgün olurlar umarız inşaAllah nezaketiyle.
Edip Yüksel sizin evde pür muhabbet anlatıyordu konuları, işte benimle nasıl mücadele edeceğini, neler konuşacağını falan. Ki Cübbeli ile bak fikir yönünden zıtlar. Cübbeli bir yerden giriyor, o bir yerden çıkıyor, o bir yerden giriyor, o bir yerden film gibi böyle. Senin ki böyle coşmuş anlatırken Edip Yüksel. Kahraman polisimiz, Allah onlardan razı olsun bir baskın yaptı eve. Pırrr seninki böyle alaca saksağan gibi uçtu. Anında araziye geçti, bul ki bulabilirsen. İstanbul deniz polis şey aradı bunu, yok yok yok her yere baktılar yok. Ondan sonra oradan Avrupa’ya güvercin gibi diyelim şimdi artık saksağan dersek biraz alınır, güvercin diyelim bari, uçtu. Bir çok yönden şu an hakkında tutuklama kararı var. Bir havaalanına bir gelse uçtu uçtu yapacaklar ama, oradan bile rahat durmuyor. Efendim kendince o cahil aklıyla, dar görüşüyle gitmiş Taraf Gazetesi’ne uzun uzun bana cevap bir yazı yazmış. Tabii bize de uygun bir üslupla kendince yaklaşmış bazı şeyler söylüyor. Kardeşim, sen nesin benim karşıma çıkıyorsun. Şöyle fiskeye bile ihtiyacın yok senin, üflemeye bile ihtiyacın yok, yürürken rüzgarım bile onu savurur inşaAllah. Benim karşıma ekip çıkarsınlar, ekip şeklinde. Bu dedeleri var, neydi Vatan Gazetesi’ndeki amca?
OKTAR BABUNA: Süleyman Ateş.
ADNAN OKTAR: Süleyman Ateş falan var onların bir ekibi var. Nasıl heyecanlanmış Süleyman dede geçen günler. Hop oturup kalkıyor, Mehdi (a.s.) de gelmeyecek, İsa (a.s) da gelmeyecek, işte Ahir zaman alametleri yok. Bak demin ne dedim? Kıyamet alametleri başlamadı diyor. Kıyamet alametlerinin üzerine binmiş kayığa, kayık onu sallıyor havalarda uçuyor dalgalarla, hop oturup hop kalkıyor. Bazen ayağı yerden kesiliyor, yeniden sandalın içine düşüyor böyle, gidiyor ama daha hala bas bas bağırıyor ki Kıyamet alametleri yok diye. Şimdi Vatan Gazetesi’nde Güngör amcamız, herhalde ona da tavsiye etmiştir, git konuş yani ortalık değişik hale geldi, herkes bunu kavradı, olayları durdurabilirsen durdur diye. Kader bu Süleyman dedem kader, durduramazsın. Tabii, durdurabileceğin bir şey değil. Sen bağıracaksın biz açıklayacağız, sen bağıracaksın biz açıklayacağız. Edip Yüksel bağıracak, Cübbeli Ahmet bağıracak, ben de sakin sakin anlatacağım. Ama kazanan biz olacağız, kazanan biz olacağız, hodri meydan. Fazla süre de vermiyorum, en fazla on yıl. Ellerinden geleni ardlarına koymasınlar. Ellerinden geleni ardlarına koymasınlar. Her yerde koro halinde Mehdi (a.s.) gelmeyecek; sakin olun kardeşim. Tansiyonunuz çıkar bir şey olur Allah vermesin, ben onlar açısından da şey yapıyorum, rahat olun bir şey yok Allah Allah. Gelmeyecek ise bu telaş niye? Vargücünle niye bağırıyorsun? Sakin ol. Bu kitapların altından kalkamazlar Serdarım.
SERDAR DAYANIK: EvvelAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah’ın hükmü bu. “Allah vaadinden caymaz” diyor, değil mi? Baktılar ki yolun yarısını da geçtik, %80-90’ının geçtik, neticelenmek üzere. Aman aman aman dediler. Her yer, körüğe son gaz basalım, diyorlar. Artık çok geç beyler, çok geç. Derler “atı alan Üsküdar’ı geçti” derler, değil mi? Tozumuza yetişemezler artık tozumuza inşaAllah. Türk İslam Birliği kurulmak üzere, ittihad-ı İslam geniş çapta oluştu. Mehdi (a.s.) de görevde, Hz.İsa (a.s.) da görevde, deccal da görevde, süfyaniyet de görevde. Ama deccalin kör gözünü patlattık. Mehdi (a.s.) Türkiye’den, İsa (a.s.) da ismini söylemeyeyim ilgili ülkenin, o da oradan kıskaca aldık evvelAllah. Mehdi (a.s.) öncüsü talebeleri olarak biz bu taraftan inşaAllah, İsa (a.s.)’nın yiğitleri de, Hz.İsa Mesih(a.s.)’in yiğitleri de öbür taraftan kıskacı kapatmak üzereyiz. Çırpınsınlar çırpınabildikleri kadar. Papa’nın ne dediğini yakında anlayacaklar, Şeyh Nazım Hocamız’ın biraz beklerlerse.
OKTAR BABUNA: Bir şey vardı ama tam sözlerini hatırlayamadım Hocam, çırpınırdı Karadeniz diye inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Çırpınırdın Karadeniz, bakıp Türkün bayrağına” diyor. Çok güzel bir türküdür. Yani o Karadeniz’in özlemini anlatıyor. Rus işgali zamanında bütün Türki devletler o taraflardaydı. O aşkı, o muhabbeti, o ayrılığı ifade eden bir sembol kelimedir, çırpınırdın Karadeniz. Yani Türklük aleminin çırpınması, heyecanı, bakıp Türkün bayrağına, Türk liderliğine, önderliğine bakıp müthiş heyecan duyardın. “Ah ölmeden bir görseydim” diyor. O da yine özlemi belirten bir ifadedir. Onu mehter çok güzel söyler, ben size onu mehterden dinleteyim inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sizin bir Azerbaycan gazetesinde, sizinle ilgili haber çıkmış Hocam inşaAllah. “Adnan Oktar’ın Kısa Tercüme Hali” diye sizin özgeçmişinizden bahsediyor, inşaAllah. “Dünyadaki yangını söndürecek su, Türk İslam Birliği’dir.” Sizin fikirleriniz doğrultusunda inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, maşaAllah. Bu bayrak inmeyecek buradan Türk İslam Birliği olmadan. Azerbaycan’a inşaAllah kavuşmamız an meselesi. Sevgilimizden ayırdılar bizi, iki sevgili kavuşacak, değil mi, Türkiye ve Azerbaycan inşaAllah. Pasaportu kaldırıyoruz Allah’ın izniyle, bastırsınlar, herkes bastırsın, istemiyoruz. Ben pasaportla gitmek istemiyorum. Allah Allah, mesela Kıbrıs’a giderken pasaport istiyorlar mı? Azerbaycan’a niye olsun. Yani aynı durum orada da olacak. Ama çok çabuk olması için bastıralım. İnşaAllah.
Evrim Sözlüğü
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...