SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli Tv, mushaberleri.com, Nevşehir Keyif Fm 92.7, Bingöl Fm 102.0, Iğdır Tv, Adana Ceyhan Crt Tv ve Radyo, Mardin Kanal 47’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza, bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam, evet buyurun.
OKTAR BABUNA: Dün bir şey demiştiniz siz. Demiştiniz ki, Başbakan ile Kemal Kılıçdaroğlu’nun birbirlerine, işte ‘Tayyip’, ‘Recep’ diye, ‘Kemal’ diye hitap etmesi uygun değil. 60’lardan 70’lerden kalma bir model, demiştiniz. Bugün, Bugün Tv’de bunun aynısını oraya katılan Aziz Üstel ve Oktay Gönensin söylediler Hocam. 60’lardan kalma bir model, birbirlerine, biri diğerine ‘Recep’ diye, diğeri de ‘Kemal’ diye hitap etmesinler diye söylediler. Ayrıca siz şunu da söylemiştiniz Hocam, Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanlarının onu yanlış yönlendirdiğini. Bugün bunu Başbakanımız da tekrar etti, Sayın Erdoğan da Başbakan, danışmanının yanlış yönlendirdiğini televizyonda söyledi Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Demek ki program çok dikkatli takip ediliyor.
OKTAR BABUNA: Çok dikkatli Hocam, bayağı şaşırdık bugün, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hep böyle, binlerce vaka var öyle, değil mi? Güzel, hayır bunlar inşaAllah. Başka ne var?
OKTAR BABUNA: Ayrıca sizin söylediklerinizden Hocam, çok önemli inşaAllah, şehit aileleri ile ilgili söyledikleriniz vardı. Yine Sayın Cumhurbaşkanı Gül şehit ailelerine iftar yemeği verdi. “Gül’den İftar İçin İlk Davet Şehit Yakınları ve Gazilere” Çok güzel bir ortamda onlara yemek ikram ederek ki siz bunu tekrar ederek söylemiştiniz, daha önce söylemiştiniz bu şekilde, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Onları evlerimize davet edelim, onların evlerine gidelim, dedik değil mi? Oralar düğün bayram evi olsun, dedik.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Cumhurbaşkanımızdan Allah razı olsun, o çok güzel başlatmış.
OKTAR BABUNA: Sizin Kahramanmaraş Aksu Tv ve Kaçkar Tv’ye yaptığınız konuşmalarınızda, 24 Haziran 2010’da, diyorsunuz ki Hocam; “Bir kere onların her gün,” şehit aileleri için, “yemeğini komşuların vermesi sünnettir, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetidir, değil mi? Şehit evi, inanılır gibi değil, sessiz kalır mı şehit evi? Her gün oranın ziyaret edilmesi lazım. Hal hatır soracaksın. O ev, düğün evi gibi olacak, şenlendireceksin” diyorsunuz Hocam, inşaAllah. Yine başka bir konuşmanızda; “git babaya bir sarıl, anneye bir sarıl, değil mi? Müthiş bir şey, çok heyecan verici, bayağı büyük olaydır bu. Yemek götürüp dağıtmaktan bıkılmaz kardeşim. Yani nefes alıp vermekten bıkıyor muyuz biz? Kendimiz yemek yemekten bıkıyor muyuz? Şehit ailesine bakmaktan bıkılmaz, 10 yıl 20 yıl 30 yıl kaç yılsa. Büyük bir zevktir bu. Yani bunu benim söylememe dahi gerek yok, bu zaten böyledir. Ve yakışmaz, mahalleye de yakışmaz, köye de yakışmaz, o sokağa da yakışmaz aksini yapmak” demiştiniz Hocam. Cumhurbaşkanımız da bunu başlatmış Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. İyi, çok güzel. Başka neler var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Bu şekilde sizin söylediğiniz hastalardan para alınmaması, acil hastalara, kanser hastalarına, söylemiştiniz. “Acil hastadan para isteyen hastanenin ruhsatı iptal edilecek”miş. Sağlık Bakanı’nın yaptığı bir açıklama bu, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, bunu da istirham etmiştik, bu da yürürlüğe girmiş demek ki. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu da Çay Tv’de 11 Mart 2009’da diyorsunuz ki Hocam; “hastadan para alınmaz, en kaliteli, en güzel hastaneye gidecek, birinci sınıf hastaneye gidecek kanser hastası; orada aslanlar gibi tedavi olacak, hürmet görecek, sevgi görecek, hatta onun güzel geniş salonlarında oturtacaklar.”
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Başka neler var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Dünya çapında gelişen olaylar var, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Onlarla ilgili bazı haberler. “Yerkürede hava bozdu” diye. Dünyanın her tarafında Hocam; Afrika’da, Brezilya’da, Avrupa’da, Pakistan’da, Çin’de ve Rusya da. Rusya’da yangınlar; Çin’de, Pakistan’da seller oluyor, Afrika aynı şekilde, Brezilya’da. Avrupa’da da Ağustos ayında olunmasına rağmen yangınlar ve seller. “Üç ülkeden en az üç bin ölü çıktı ama suyun, toprağın öfkesi dinmedi” diye 15 gündür sellerle boğuşan Pakistan’dan verilen bir haber. 1600 kişi ölmüş i Hocam, inşaAllah. Çin’deki seller ve toprak kaymaları 1000’den fazla can verdi diyor haberde. Yine Balıkesir’de olan deprem haberi. 4,8’lik deprem olduğu geçtiğimiz günlerde. Yine felaket kapıda diye olan sellerle ilgili olan haber. Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste şöyle buyuruyor; “Kıyametten önce on alamet görmeden O, kopmayacaktır. Onuncusu, insanları denize atacak olan kasırga.” Kıyamet Alametleri’nde. Çok büyük kasırgalar oluyor dünya üzerinde. Amerikan Birleşik Devletleri’nde, Washington eyaletinde dev ağaçları yerinden söken. Bu sürüklenen bir ağaç karaya vurmuş Hocam, inşaAllah. Yine bu şekilde Kanada’da ağaçların yerinden söküldüğü büyük bir kasırga, evlerin tahrip olduğu. “Kasırga Yıktı Geçti” haberi, Finlandiya’da olmuş bu kasırga da. “30 bin kişinin katıldığı festival savaş alanına döndü” diyor. 40 kişi yaralanmış. Burada da hortum ve kasırgaları gösteren bir fotoğraf. Amerika’da, North Dakota eyaletinde, Pazartesi günü olmuş. Bu da North Dakota eyaletindeki hortumu gösteren bir fotoğraf. Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadiste; “Ev ve kulübe bırakmayan şiddetli yağmur yağıncaya kadar Kıyamet kopmaz” diye buyuruyor, Ramuz- El Ehadis’te. Bu da Colorado’da, Amerika da yağan doluları gösteren bir görüntü. Arabalarda büyük bir tahribat meydana gelmiş. Pakistan’daki seller yine, 13 milyon insanın evsiz kaldığı. 14 milyon kişiyi doğrudan etkilemiş. Bu da yine Amerika’dan Minnesota’dan bir görüntü; fırtına büyük bir tahribat meydana getirmiş, evlerin yıkıldığı. “Yaralar sarılmadan yeni seller kapıda” diye Pakistan’da selin yarattığı facia atlatılmadan yeni yağışların beklendiği bildiriliyor. Birleşmiş Milletler yardıma koşmuş, ihtiyaç içinde olduğu açıklanmış. Yine, bu Hocam inşaAllah, Amerika’daki bir eyaletteki fırtına sonrası çocuğun bisikleti evin duvarına yapışmış ve evdeki meydana gelen tahribatlar. Bir hortumla, fırtınayla, kasırgayla. Bu da çakan şimşeklerin görüntüsü Hocam, inşaAllah, Hilton Oteli, Reuters’in verdiği, Meksico City’de. Burada bir hortum geçmiş şehirden, ikincini gelişini gözlüyorlar. Tam bittikten sonra, yaptığı tahribattan sonra, ufuktan ikincisi beliriyor. Haziranın 20’sinde olan. Fırtınaları gösteren, gemileri sahile vuran büyük bir kasırga. Bu da New York şehrinde aynı anda bütün paratonerlere yıldırım düşüyor, 4-5 ayrı paratonere. Bu da Amerika’dan yine Teksas eyaletinden. Yine ayrı bir fırtına, kasırga görüntüleri, Avustralya’dan görüntüler. Bu da yine aynı şekilde, Ohio eyaletinden, fırtınanın meydana getirdiği tahribat, yerle bir etmiş bu kasabayı. Aynı şekilde Ohio eyaleti, Amerika’nın. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, dünyanın her tarafında bu şekilde hadislerde de işaret edildiği gibi olaylar oluyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne dedim bir ay önce, on beş gün önce?
OKTAR BABUNA: “Çok büyük olaylar olacak ardı ardına” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Aynı dediğim gibi çıkıyor. Mehdi (a.s.) zuhur edinceye kadar devam edecek. Yine devam edecek, yine devam edecek. İnsanlar bir fevkaladelik olduğunu anlayacaklar, “bir olağanüstülük var, bir şey var” diyecekler, inşaAllah. Allah’a yaklaşacaklar, inşaAllah.
Oktar Hocam sende ilim bol, başka neler anlatacaksın?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, sizin vesilenizle inşaAllah. İtalya’da bir toprak kayması olmuştu, onun görüntüleri vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Başka ne var?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Müslümanların Birliği, İslam ahlakının hakimiyeti, Kuran’da bildirilen gerçekler, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam, şimdilik onlar yeterli inşaAllah. Ne anlatayım?
SUNUCU: Sorularımız var Hocam, isterseniz onları cevaplayalım.
ADNAN OKTAR: Tamam, haydi sor.
SUNUCU: “Selamun aleyküm Hocam. Siz Allah’ın aslanısınız, maşaAllah. Darwin bir sözünde şöyle diyor; "Bu çalışmaların (Türlerin Kökeni için kullandığı çalışmaları), bunları yaparken harcadığım zamana değip değmediğinden şüphe ediyorum." Charles Darwin’in Fox’a yazdığı mektubundan: "Doğanın tamamı gerçekten inatçı ve benim istediklerimi yapmıyor ve şu an sadece eski midyelerimden başka yeni hiçbir şey üzerinde çalışmak istemiyorum."” İstanbul’dan Onur Bey sormuşlar.
ADNAN OKTAR: Onu dün de sormuştunuz herhalde hatırladığım kadarıyla. Adam zaten diğer izahlarında da bunları açıkça vurguluyor. Ne diyor? “Yeryüzünün bütün katmanlarını arıyoruz biz, halihazırda ve her yere baktık” diyor. “Benim teorime uygun olarak ara fosil denen herhangi bir nesneye rastlamadık” diyor. “İlerde de bilim bu çalışmalara devam edecek eğer ara fosil denen nesneyi bulamazlarsa benim teorim bitti” diyor adam. 150 yıldır aranıyor, tek bir tane ara fosil bulunamadı. Darwin’in bu sözü doğru çıktı. Adamın her dediği yanlış değil, bu sözü doğru tabii.
Kardeşim, şimdi geliyordum bir gazete haberine baktım; bazı suç işlemiş insanların veyahut potansiyel insanların tutuklu olmasından dolayı yüreğinde bir rahatsızlık duymuş bir muhterem kardeşimiz. Evet, Müslüman merhametli olur, doğru. Hakikaten acıma hissi vardır, affedicidir. Peki müebbet hapisle hapis yatan Müslümanlar var dünyada. Hiçbir şey yapmadığı halde sırf fikirden dolayı sözden dolayı müebbet hapis yatıyor. Müebbet hapis yatıncaya kadar tutuklu yargılanıyorlar senelerce. Sonra müebbet hapis alıp onları şu an kuzu kuzu yatırıyorlar. Bunlarla ilgili tek kelime etmeyip de yani bazı kimselerin takdirini kazanmak için, ‘aferin’ desinler diye böyle merhamet üslubu kullanmak biraz insana hafiften bir kuşku veriyor. Acaba hakikaten samimi bir merhamet mi, siyasi bir yatırım mı, şirin görünme mi, böyle tencerenin dibinde bir kazıntı mı var derinlerinde? İnsan biraz tedirgin oluyor. Ama her halükarda merhamet çok güzeldir, sevgi çok güzeldir. Ama yaygın merhamet güzeldir, yaygın. Herkesi kucaklayan merhamet, seçkinci merhameti ben kabul etmiyorum. Ben falancaya merhamet ediyorum, öbürüne etmiyorum, öbürünü affediyorum ama öbürünü affetmiyorum. Müslüman oldu mu, gözü kara ve nefret dolu bir ifade ile yatsın yatabildiği kadar diyen bir zihniyet, yağcılık yapan bir zihniyet, başka tipler olduğunda şefkat gösterisine giriyor, ben bunu tam anlayamıyorum. Tabii ki gönlümüz şefkatin yaygınlaşmasını ister ama cinayet işlemiş bir adamı affetmek, herhangi bir insanın elinde olan bir şey olmaması gerekir. Ancak ailesi falan belki affeder, şahsi af olabilir, değil mi? Onun için milyonlarca insanı katletmeye karar vermiş bir çetenin affı mevzubahis olursa, affedilmesi mevzubahis olursa bu bende biraz şüphe meydana getirir. Çünkü bak bütünün kenarını çıkarıyorsan tamamını çıkartman gerekir. Ya hiçbirini çıkartmayacaksın ya tamamını çıkaracaksın, inşaAllah. Bir de bakın, en vahimi bu; Müslüman olduğunda kılı kıpırdamayanlar hatta böyle coşkunca demeç verenler, Müslümanlar aleyhine demeç verenler, Müslüman olmayan biri olduğunda, Müslüman olmayanlara, İslam’a sıcak bakmayanlara şirin görünmek için bazı üsluplar kullanıyorlar. Bu da bende biraz kuşku meydana getiriyor. Ama tam da tabii bir insanın niyetinden emin olamam, inşaAllah. Bunu bir söyleyeyim bir.
İkicisi, Nur talebesi kardeşlerimizle ilgili. Nur talebesi kardeşlerimiz öyle beton gibi sürekli kalacağını zannetmesin. Mesela Fethullah Hocamızın talebelerinde de, diğerlerinde de zamanla gerileme ve bozulma olabilir. Bu çok büyük bir tehlikedir, buna dikkat edilmesi gerekiyor. Yani böyle gider, işte gittikçe modern bir çizgiye girerler, gittikçe açılıyor. Böyle olmuyor, öyle olmaz. Adam bir de bakarsın ki dünyaya dalmış. Öyle olmaz. Mehdiyeti şahs-ı manevi olarak anlatmak, Hz. İsa (a.s.)’nın inişini şahs-ı manevi olarak anlatmak, çok derin imanlı, Mehdi (a.s.)’nin ve İsa (a.s.)’nın geleceğinden emin olanlar için belki bir yöntem olarak, bir gizleme yöntemi olarak bir zaman için kullanılabilir. Belki. Ama Mehdiyetin buram buram ortaya çıktığı bir ortamda, çok az kaldığı bir ortamda, Hz. İsa (a.s.)’nın ortaya çıkmasının her an mümkün olduğu bir ortamda, Kıyamet alametlerinin kesintisiz devam ettiği, Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerinin kesintisiz devam ettiği bir ortamda şahs-ı maneviyi ciddiye alan yani gerçekten öyle inanan bir taban oluşursa, Mehdi (a.s.) de İsa (a.s.) da gelip geçmiştir gibi bir mantık oluşursa, samimiyetsiz bir din anlayışı zemine yayılabilir. Bunun sonucunda da adam ticaretiyle uğraşır, işiyle gücüyle. Çıkar sahneye şarkı söyler, türkü söyler, eğlendirir. İyi bir iş adamı olur ama iyi bir dava adamı olması çok zor hale gelebilir. Bu bir risktir. Onun için kardeşlerimiz bize yardımcı olsunlar, bu konuda genel olarak yardımcı olsunlar.
Bir kere bu şahs-ı manevi aldatmacası kalksın. Bu bir aldatmaca, şahs-ı manevi diye bir şey yok. Mehdi (a.s.) şahıstır, İsa (a.s.) da bir şahıstır. Cemaati de vardır ve şahs-ı manevisi vardır. Şahıs, cemaati ve şahs-ı manevisi vardır. Eğer bu aldatmaca kaldırılmazsa Allah’ın sünnetine karşı gelinmiş olur. Çünkü Allah’ın sünnetinde şahs-ı manevi hiçbir zaman için lider olmamıştır. Hiçbir Peygamber şahs-ı manevi olarak gelmemiştir, hiçbir müceddid şahs-ı manevi olarak gelmemiştir. Burada alenen bir aldatmaca var. Yani iyi niyetle, safi, samimi yanlış bilenleri tenzih ediyorum. Bu vahim hatanın düzeltilmesi için kardeşlerimiz bize bilgi gönderiyorlar. Ama daha yoğun bilgi göndersinler. Daha yoğun kardeşlerimizi uyarsınlar, hatırlatsınlar. Bizim anlattığımız bu konuları yoğun olarak onlara sorsunlar. Dün de mesela çok yerden yazılar geldi. Yayınlamamamız, bunu belirtmememiz ricasıyla bize gönderdiler. Tamam, biz zaten yayınlayın deseler bile yayınlamayız. Olmaz zaten o. Ben söylenecek sözle, söylenmeyecek sözü bilirim. O konuda rahat etsinler. Ama bizi bilgilendirsinler, kendileri çok gayret etsinler. Çok nezih bir kitledir Nur talebeleri, çok efendi bir kitledir. Ama sürekli giderler diye bir şey yoktur. Sürekli erozyona uğrayıp yavaş yavaş, yavaş yavaş dünyaya doğru kayabilirler. Bu çok büyük tehlikedir.
Mesela şimdi Cübbeli’yi çıkarıyorlar. Flash Tv’de konuşuyor. Bir değişime uğramış; bazı nasihatlerimiz bazı sözlerimiz ona etki etmiş. Artık kendini toparlamaya başlamış. Şu espriler şu şakalar, lüzumsuz hareketler falan onları kesmiş. “Bunları yapmayacağım” diyor. Söyleye söyleye artık onu ikna ettik sonunda, ona aklı yattı. Onu yapmaması gerektiğine inandı. Geçen günlerde de Doğu Türkistan’dan bahsetmiş biraz. İyi, bak dili yavaş yavaş açılıyor. Bütün Müslümanlardan bahsedecek. Bütün dünya Müslümanlarından ve İslam ahlakının dünyaya hakimiyetinden bahsedecek. İslam ahlakının dünya hakimiyetiyle ilgili ayetleri yayınlayalım. Bütün talebeleri ona sorsun, “bu ayetleri bize açıkla” diyecekler. “Bize bu ayetleri açıkla.” Biz cinsel ilişki pozisyonları falan onları merak etmiyoruz biz. Öyle bir sorunumuz yok. Biz İslam ahlakının dünya hakimiyetiyle ilgili ayetleri merak ediyoruz. Bunları bize şerh etsin, açıklasın. Flash Tv’de açıklasın. Bu ayetleri okumazsa biraz şüphe verici olur, çok acayip olur. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar Allah için mücadele edin” diyor Allah ayette. Bu ayeti söyleyecek, söylemesi lazım. Bu ayetleri eğer titizlikle söylemiyorsa bir şey vardır, bir acayiplik vardır. İslam ahlakının dünya hakimiyetiyle ilgili bütün ayetleri söylemesini istiyoruz. Bunları tek tek söyleyecek. Tabii gönlümüz istiyor ki İslam ahlakının dünya hakimiyeti için, bu yüzyılda İslam ahlakı hakimiyeti için gayret etmemiz gerektiğini de söylesin. Ama söyleyemez tabii. O ayetleri de okuyamaz. Allah-u alem okuyamaz çünkü ayet alenen Mehdiyeti anlatıyor. Şimdi adam söyleyecek; “Din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar,” net Mehdiyetin açıklaması bu. “Fitnenin yeryüzünden kalkması” ne demektir? Mehdi (a.s.)’nin dünyaya hakim olması demektir. “Din Allah’ın oluncaya kadar” ne demektir? İslam dininden başka hiçbir din kalmayıncaya kadar. Bu İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.) zamanında olan olaydır. Başka da yok zaten. Bunun için talebeleri gayret etsinler. Orada bir imkan, bir potansiyel var, onu kendi haline bırakmak olmaz. Çıkmış bir yerde, toplantı yerinde çok uzak bir noktaya oturmuş. Bunu çağırıyorlar, davet ediyorlar. Konuşma yapacağı yere yakın bir yere oturabilir. Ama özellikle çok uzak bir yere oturmuş, sürekli salavatlar getiriliyor yüksek sesle böyle. Yavaş yavaş ilerliyor, havadan konfetiler serpiyorlar böyle ama yağmur gibi konfetiler serpiyorlar. Ondan sonra Michael Jackson’a özenmiş Allah-u alem böyle, alevler fışkırıyor. Aynı aynı Michael Jackson sanki sahneye çıktı böyle. Sünnet çocuğu gibi sevine sevine çıkıyor. Ben ilk defa görüyorum, bir alimin, bir din Hocasının böyle konuşma yapmaya çıkmasını. Uydurma tahtadan da bir şey yapmışlar, oraya da Osmanlı armasını koymuşlar. Bir ara buraya Osmanlı kapısı koymuştuk, oradan özendi anladığım kadarıyla. Var mı öyle bir film?
OKTAR BABUNA:Bende var Hocam.
ADNAN OKTAR:Sende mi var?
-VTR-
ADNAN OKTAR: Kafaya havadan konfetiler sepiliyor, sünnet çocuğu gibi. İlk defa görüyorum ben alevler fışkırarak falan. O nasıl öyle? Ne işe yarıyormuş o öyle. Yağmur gibi konfeti yağıyor. Düğün salonuna giriyor gibi. Damat gibi. O nedir öyle?
SUNUCU:Taht da yapmışlar.
ADNAN OKTAR:Taht da yapmışlar. Allah-u alem böyle Osmanlı Sultanı olduğunu falan da düşünüyor olabilir. Kafasında çocukluk hayalleri kuruyor olabilir. Öyle bir imaj vermeye çalışıyor gibi görünüyor. Bir Müslüman bu şekilde bir tavır içerisinde olmaz. O kadar konfetiye vereceğin paraya kitap al, dağıt oradaki insanlara. O kadar maytap, bilmem ne falan yakıp şamata yapacağına, onun parasıyla oradaki insanlara ucuz kitap al, dağıt. Küçük Risaleler şeklinde okusunlar. Tamam, Oktarım anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah. Hocam, siz yıllardır maddenin gerçeğini anlatıyorsunuz. Yeni bir film çıktı. Ben daha seyredemedim ama arkadaşlarımız seyrediyorlardı. Biraz bilgi aldım. Leonardo Di Caprio’nun oynadığı. Rüya içinde böyle rüya göstererek. Bu film şu an dünyanın gündeminde. Orada tam sizin anlattıklarınızı teyit eder bir tarzda Hocam. Maddenin gerçeğinin nasıl algılandığı, nasıl olduğu şeklinde bir film Hocam.
ADNAN OKTAR: Rüyadan hayata, hayattan rüyaya geçişini anlatan bir filmmiş. Çok şahane, o filmi herkes seyretsin. Yalnız açık saçıksa bu sefer işin içine girmeyelim.
OKTAR BABUNA:Ben tamamını seyredemedim ama.
ADNAN OKTAR:Olur olur. Acayip sahneler oluyor bazen, ne bileyim.
OKTAR BABUNA:Sizin söylediklerinizi tam tasdik ediyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Demek ki o kitapları okumuşlar, etkisi altında kalmışlar.
OKTAR BABUNA:Matrix’i de hatta sizin kitaplarınızla çekmişlerdi Hocam. Siz kitaplarınızı göndermiştiniz o filmin yapımcılarına.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Peygamberimiz (s.a.v.), “Hz. Mehdi (a.s.)’nin aleyhinde hiç bilgi bulunmayacak” diyor Hocam, inşaAllah. “Kurulan tuzaklar asla başarılı olmayacaktır.” Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor. “Nechül Belağa'dan: İnananların Efendisi (sav) dedi ki: "O (Hz. Mehdi (a.s.)) insanlardan saklanırken, iz sürücüler arasalar bile onun ayak izlerini görmezler."” (Kitab-ül Gaybet, (Bihar-ul Envar))
ADNAN OKTAR: Demek ki Ahir zamanda onu insanlar izleyecekler. Belki sahte ihbarlarla polise de izletecekler. Belki istihbarat örgütlerine izletecekler. Ama hiçbir netice alamayacaklar, inşaAllah. Çünkü polis de haktan yana olacaktır, istihbarat örgütleri de haktan yana olacaklardır, inşaAllah.
En vahim konulardan bir tanesi Müslümanların şahs-ı manevi aldatmacasıyla uyuşturulmaları. Çünkü Mehdiyet özellikle Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından olağanüstü mucizelerin oluşacağı bir dönemde olağanüstü bir mucize olarak bildirilmiştir. Böyle ne olduğu belli olmayan, flulaştırılan, kapatılan İslam dışı hayatı özümseyecek, kendi kendine Müslümanların o sistem içinde eriyeceği bir modeli anlatmıyor Peygamber (s.a.v.). Kendi modeline dışarıyı çekecek bir sistemden bahsediyor. Onun için şahs-ı manevi dünyadaki sistemler içerisinde eriyecek bir yöntemdir. Bu çok tehlikeli biz izahtır. Mesela “İsa (a.s.) geldi, Mehdi (a.s.) de geldi, e ne yapalım?” İşte “kazancımıza bakalım, işimize gücümüze bakalım.” “Şarkı, türkü söylesinler, yarışmalar düzenleyelim.” “İyi mühendisler, iyi mimarlar yetiştirelim.” Bir şey çıkmaz ki ondan. Rusya’da da mühendisler var, Amerika’da da mühendisler var. Hiçbir şey çıkmıyor. Mühendis bir kere bina yapamıyor zaten. Sanat eseri yapamıyor. Bir şey meydana getiremiyor. Türkiye’de dünyada ekonomi çöktü. İnsanların ruhu çöktü. Dolayısıyla ekonomi de çöktü. Şahs-ı maneviyle örtülmesi en büyük darbedir. Ahir zamanın heyecanını yıkmada, Ahir zamanda Müslümanların atağını ortadan kaldırmada en esaslı darbelerden biridir. Yani bak, “geldi geçti” bir darbedir, “şahs-ı manevi” ayrı bir darbedir, “bir kitaptır” demek ayrı bir darbedir, “570 sene sonra gelecek” demek ayrı bir darbedir, “5 milyar yıl sonra gelecek” demek ayrı bir darbedir. Bunların tamamı Müslümanları pasifize edip, heyecanlarını kıran, onların gücünü kıran ve en önemlisi Allah’ın bereketini ve rahmetini kesmesine sebep olacak olan çok galiz hatalardır. Allah Mehdi (a.s.) gönderecek, alametlerini gönderecek; bile bile, göre göre, anlaya anlaya bunu çeşitli yalanlarla örtbas edeceksin. Bu Allah’a haşa bir meydan okuma olur o zaman. Değil mi? Çünkü bak Bediüzzaman, Allah müceddid gönderiyor. Müceddid alenen Mehdi (a.s.)’yi müjdeliyor, tarih veriyor. Adam harikalar meydana getiriyor, büyücü. Böyle insanların gözünde akıl almaz bir görüntü meydana getiriyor. Ve büyücünün etkisine kapılıyor bir kısım insanlar. Büyücü ne diyor? “Tamam” diyor. Bir kere büyücü diyor ki; “bunu hiç okuma sen, sakın. Okursan da ben sana anlatayım” diyor. “Ben okuyacağım sana” diyor. “Nasıl anlatacaksın?” diyor. “Tamamını değiştireceğim ve bana inanacaksın sen” diyor. Peygamber (s.a.v.) bak bu kadar müjde vermiş, tamamını örtbas ediyorlar. Gök olayları, yer olayları, bak dünyada yer yerinden oynuyor. Bunu da görmezden geliyor adam. Sadece seli durdurmaya çalışıyor, yangını durdurmaya çalışıyor, evi daha dayanıklı yapmaya çalışıyor. Yani bunun sebebini araştırmıyor. Neden olduğunu araştırmıyor. Sebeplerini araştırmaları lazım. Harikulade olaylar oluyor, peşpeşe. Bir kere İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini anlatan ayetlerden birkaç tanesini söyle, onu kardeşlerimiz Nur talebelerine sorsunlar. Cübbeli’nin arkadaşlarına da sorsunlar. Kendisine de sorsunlar, özellikle kendisine sorsunlar ki biraz daha faydalı olsun, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Nur Suresi 55. ayette, şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir:”
ADNAN OKTAR:Bak, “iman edenlere” iman edenler bizleriz, değil mi? Ve “salih ameller” yani samimi davranan; sahtekara, büyücülere, üçkağıtçılara, münafıklara demiyor. Bak Salih, samimi. Samimi ne demek? Gördüğüne inanan, gördüğüne samimi vicdanıyla kanaat getiren, dürüst davranan, abidik gubidik yapmayan, oyun oynamayan, içi dışı bir, içine gelen samimi duygularını samimi ifade eden insan. Samimi yaşayan insan. Tamam, devam edelim.
OKTAR BABUNA: “Hiç şüphesiz onlardan öncekileri”
ADNAN OKTAR:Bak “hiç şüphesiz” diyor Allah. Bir kere “hiç şüphe etmeyin” diyor. Şüphesiz demiyor Allah, “hiç şüphesiz.”
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. “Onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa”
ADNAN OKTAR:“Onlardan öncekileri” Bizden öncekileri nereden öğreniriz? Kuran’dan öğreniriz. Açıp bakıyoruz, Hz. Süleyman (a.s.) dünyaya hakim olmuş, Kuran’dan anlıyoruz. Zülkarneyn dünyaya hakim olmuş, Kuran’dan anlıyoruz. İki mümin hakim olmuş dünyaya. Devam edelim.
OKTAR BABUNA:“Onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak.”
ADNAN OKTAR:Hah, onlar gibi. Geçmiş Müslümanları nasıl yaptıysa, aynı şekilde güç ve iktidar sahibi. Bak “dünya çapında iktidar sahibi yapacağım” diyor. Dünya iktidarı ne demek? “Dünya hükümeti siz olacaksınız” diyor, “dünya devleti olacaksınız” diyor, “dünyanın her şeyi sizden sorulacak” diyor. İktidar budur. Yani Türkiye’de iktidar var, nedir iktidar? Hükümet. Her şeyden sorumlu, değil mi? Muktedir oluyor, “muktedir olacaksınız” diyor, “iktidar sahibi olacaksınız” diyor Allah.
OKTAR BABUNA:“Kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak.”
ADNAN OKTAR:Şimdi, İslam yerleşik kılıp, yerleşecek ve sağlamlaşacak. Sağlamlaşınca ne olur? Kimse yıkamaz, kimse bir şey diyemez, kimse Müslüman’a zulüm edemez, hapsedemez, acı çektiremez. Onların himayesinde olan herkese de acı çektiremez. Hıristiyanlar da Museviler de ateistler de hepsi rahat ederler.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir.”
ADNAN OKTAR:Terör, anarşi, hayat pahalılığı şu bu falan ne tür insanı rahatsız eden bir sistem varsa, bunların tamamını “ortadan kaldıracağım” diyor Allah. “Dünya iktidarını siz kurduğunuzda -kurduracağım bunu- bütün bela, sıkıntı, rahatsızlıkları hepsini ortadan kaldıracağım” diyor. Bunu bize açıklayacak işte Cübbeli, açıklayabiliyorsa. Ama bak ısrarla kaçınacağı ayetlerden birisi. Flash Tv bunu sorsun, gidenler bunu sorsunlar. Açıklasın bu ayeti bize Cübbeli. Devam edelim.
OKTAR BABUNA:“Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar.’’
ADNAN OKTAR:Müşrik değiller, yağcılık yapmıyorlar, değil mi? İşte Baron’un yağcılığını yapmıyorlar, falanca kişinin yağcılığını yapmıyorlar. Gidip şunun bunun ailesi ile şununla bununla bağlantı kurup zarf içinde para alıp üçkağıtçılık yapmıyorlar, hiçbir şey yapmıyorlar. Allah için halisane samimi yaşıyorlar. Ben kimseyi burada kastetmiyorum ama Müslümanların dünya çapında açmazda olduğu ve yanlış bir tavır için oldukları görülüyor, birçoğunun.
OKTAR BABUNA:“Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır.’’
ADNAN OKTAR:Fısk, yani “İslam’a, Kurana uymayan kişidir” diyor Allah. Evet, devam edelim.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz, bu ayeti zaten İslam alimleri şerh ederek Mehdiyete baktığını söylüyorlar Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, İmam-ı Cafer-i Sadık’tan gelen hadislerde doğrudan Mehdi (a.s.)’ye baktığını söylüyor, yani “bu ayet Mehdi (a.s.) ile ilgilidir” diyor. Yani sebeb-i nüzulü, bu ayetin inme sebebi yani Cenab-ı Allah’ın Peygamberimiz (s.a.v)’e vahyetmesinin sebebi ve Esbab-ı Nüzul denilen bir kitap vardır, Kuran ayetlerinin ne amaçla indiği yazılır. Mesela şu olaydan dolayı şu ayet indi, şu olaydan dolayı şu ayet indi. “Bu ayetin iniş amacı, sebebi de Mehdiliği anlatmaktır” diyor. “Mehdiyeti anlatıyor” diyor.
OKTAR BABUNA:“Andolsun, Biz zikirden sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık.”
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) ve talebeleri, dünya hakimiyeti. Ama tabii şimdi Cübbeli 570 yıl geriye attığı için, söyleyebilirdi aslında. “570 yıl sonra olacak” diyor. Cübbeli’ye asıl bu devirde işte, “Müslümanların çektiği bu acının bir an önce son bulması farz mı, değil mi” bunu sormak lazım. “İslam ahlakının dünya hakimiyeti için vargücümüzle gayret etmemiz farz mı, değil mi” bunu sormak lazım. “Bunu ileriye ötelemek haram mı, değil mi,” bunu sormak lazım. Yani mesela bu yüzyılda İslam ahlakını dünyaya hakim etmek mümkünken, bir adam 570 yıl geciktiriyorsa, böyle bir tavır, 570 yıl öteleme haram mı değil mi, bunu sorsunlar Cübbeliye. Nereden ilişki, nasıldı falan bunu soracaklarına asıl bu hayati konuyu sorsunlar. Oktar Hocam, devam et.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.”
ADNAN OKTAR:Bir daha oku.
OKTAR BABUNA:“Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik. Öyle ki Allah, senin geçmiş ve gelecek (her) günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola yöneltsin. Ve Allah, sana 'üstün ve onurlu' bir zaferle yardım etsin.”
ADNAN OKTAR:Bak hepsi İslam ahlakının dünya hakimiyetine bakan ayetler. Çok fazla fakat bir kısmını okuduk.
“Selamun aleyküm sevgili Hocam.” Ve aleyküm selam. Demin bir arkadaş vardı selam vermişti almamıştık selamını, aleyküm selam diyorum, ve rahmetullahi ve berekatühü. “Sakine Muhammedi Aştiyani İran’da birkaç gün içinde idamla yüz yüze gelecek. Ama Türk hükümeti hayatını kurtarabilir. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun sert müdahalesi kendisini taşlanarak idam edilmekten kurtardı. Türkiye İran ile eşsiz, güçlü müttefik ve ara buluculuğu sayesinde şimdi diplomatik gücünü kullanabilir. İran Sakine’yi serbest bırakmaya ve taşlanarak idamı tarihin tozlu sayfalarına göndermeye ikna edebilir. Saygılar. Onur Ezber.” Şimdi aylar oldu ben bunu söylemiştim. Sonra Dışişleri Bakanımız devreye girdi. Bu kadını bıraksınlar dedim, İran hükümeti. Yani taşlamaları, böyle bir ceza olmaz. Çünkü taşlanarak öldürmek için bir sebep yok. Niçin öldürülsün. “Kadın yapmadım” diyor. Yapmadım diyorsa bitti. 4 tane şahidin var mı? Yok, değil mi? Onun için ben bilmiyorum son durumunu. Ahmed Davutoğlu da bakanımız devreye girmişti. Vazgeçtiler diyorlardı, İran için. Onur’un demek istediği nedir, ben tam anlamadım. Şu an bu bayan serbest bırakılmadı mı, nasıl durumu nedir?
OKTAR BABUNA:Bir bilgim yok Hocam, bakayım inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Öyle bir şeyi kabul etmeyiz. Bu kadının taşlanarak, cinayet olur bu. Yapan için de ebedi Cehennem olur karşılığı. Yani mazlum bir kadını taşlayarak öldürmek çok büyük bir zulümdür.
OKTAR BABUNA:Serbest bırakılmamış Hocam.
ADNAN OKTAR:Zaten kadıncağızı bırakmaları lazım. Ne yapacaklar, hapiste niye tutuyorlar, nedir şeyi? Ahmedinejad’a bir yazı gönderelim, inşaAllah. O elçilerle de görüşün. Bıraksınlar kadını. Ne alaka kardeşim, “bir şey yapmadım” diyor. Yapmadım diyorsa güvensinler kadıncağıza.
OKTAR BABUNA:Siz çok detaylı olarak açıklamıştınız, 4 tane şahidin gözüyle de görmesi lazım diye inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii tabii, olmaz öyle şey.
“Değerli Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun, inşaAllah” diyor. Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hocam bugün Hürriyet gazetesi ana manşetten Erbakan Hocamız ile ilgili bir haber verdi.” Doğru mu, öyle mi, haber mi var?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, Erbakan Hocamız.
ADNAN OKTAR:“Ve Oktay Ekşi de köşesinde aynı paralelde mesajlar gönderdi. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?” Evet, şimdi Aydın Doğan Saadet Partisi’ni herhalde anladığım kadarı ile yönetmeye karar verdi. Genel Başkan olsun da bari içi rahatlasın. Genel Başkan Yardımcısı da Oktay Ekşi olur herhalde. Başka ekibe kimler?
OKTAR BABUNA:Ertuğrul Özkök.
ADNAN OKTAR:Ertuğrul Özkök iyi gider, inşaAllah. Genel muhasip iyi olur o. Ve ve ve en önemlisi Taha Akyol Beyefendi. Akıldane yani onun aklı olmadan nasıl adım atılabilir yani, değil mi? Özellikle ona sormak lazım, başdanışmanımız inşaAllah. Partiye el attılar hakikaten, Saadet Partisi’ne ve başarılı oldular, yani kendi çaplarında. Mesela huzura çağırdılar ilgili vatandaşı, “senin şöyle şöyle şöyle olman lazım” dediler. O da “yapacağım ben” dedi. “Gereğini yapacağım, emriniz olur” gibi bir üslup kullandı. Hayrettir, hayrettir, hayrettir. Ben daha önce anlatmıştım, bize geldiğinde, bayağı sevecen ve saygılı bir üslubu vardı Erbakan Hocamıza karşı. Son derece hürmetkar son derece sadık olduğunu ifade ediyordu, vefalı olduğunu söylüyordu. Ben dedim, “bütün mesele vefada Hocam” dedim, vefa konusu. “Sizde ben bunu gördüm, vefalı olduğunuza kanaat getirdim, değil mi, ben yanlış görmüyorum” dedim. “Yok, çok vefalıyım” dedi ve “sadığım” dedi. “Hay maşaAllah” dedim yani. “Allah mübarek etsin” dedim, inşaAllah. Hakikaten de Hocamız sonra genel başkan oldu. Sonra Taha Bey şöyle hafiften bir el attı. Tabii ki o kendi başına yapmamıştır. Ekip halinde, Hürriyet Gazetesi tam kadro olaya el atmışlar. Bambaşka bir çizgi meydana geldi. Ben bu haliyle, eğer yanlış görmüyorsam, Saadet Partisi yüzde yarım bile oy almaz. Eğer bu zihniyet bu çizgi giderse, yani yarımla bir arasında oy alırsa yine helal olsun. Çok çok acayip bir durum bu. Tabii benim bu şahsi kanaatim, vatandaş olarak. Bir an önce net bir görünüm kazandırsalar partiye, biz neyin nesidir anlayalım yani. Biz Hürriyet Gazetesi’ne mi oy vereceğiz, Saadet Partisi’ne mi oy vereceğiz, Taha Akyol’a mı oy vereceğiz? Yoksa o yüce, büyük zat, pek muhterem, pek yüce diyelim yani; zaman zaman ince sazla böyle güzel fasıllar yapan, sağın önemli şahıslarını etrafına toplayan Aydın Doğan Beyefendi Hazretleri mi genel başkanı olacak tam anlayamadık. Ben tam anlasam vatandaş olarak, ona göre bir oy vermeyi düşünüyorum, inşaAllah. Orada bir bulutlar dönüyor, çıkaramadım. Pusun arasında da göremiyorum ne olduğunu, inşaAllah. Hocamıza kimsenin -Hürriyet’i tenzih ederim de- dişi sökmez. Hocamızı milyonlar destekliyor. Canım ciğerimdir Hocam, inşaAllah. Kılına, tüyüne zarar getirtmeyiz evvelAllah. Dediler işte, Hocamızın şu kadar malını mülkünü şey yapacağız, alacağız. Ben ne dedim? Yüz mislini öderiz dedim, yüz mislini. Helal olsun Hocamıza, inşaAllah. Hocamız bizim başımızın tacı. Ben vefalıyım, vefa insanıyım. Yaşlandı diye ben bir muhterem insana saygımı yitireceğim, onun fikirlerine önem vermeyeceğim, bu mümkün değil, imkansız. Bak daha önce de söyledim, Hz. Musa (a.s.) 130 yaşında Peygamberdi. 120 yaşındaydı Hz. Yusuf (a.s.). Nuh (a.s.) 950 yaşındaydı, değil mi? Hiç kimse sen 950 yaşındasın, sana uymayacağız demedi. Yeni yeni modalar çıkarsa, ona karşı da yeni yeni modalar çıkıyor o zaman, acayip şeyler çıkıyor ve garip mantıklar oluşuyor. Bizim görüşümüz ecdadtan gelen vefa, sadakat, şefkat, merhamet, saygı, hürmet, derinlik, akıl. Şeytanın oyununa gelmemek, iblisin adamlarına uymamak. Ben bu şahısları tenzih ediyorum, genel olarak tabii, Müslüman olarak bizim görevimizdir bunlardır. Beni böyle hani, iktidar edin de ne yaparsanız yapın derlerse, adamı bambaşka şekle sokarlar. İktidar miktidar da olmazsın ayrıca. Öyle bir şey olmaz. Sadece Saadet Partisi’ni böyle misyon partisi olmaktan çıkartmaya yönelik garip bir girişim olabilir. Bir hayal olabilir. Bazı şahısların hayali olabilir. Tabii her şeyde bir hayır vardır, onu da söyleyelim, hiçbir şey hayırsız olmaz. Ama Hürriyet Gazetesi Hocamızdan bu kadar tedirgin olduğuna göre bir bildiği vardır, inşaAllah. Milyonlarca insan Hocamızın yanındayız. O bizim canımız. O ne derse o, Oktar sana söyleyeyim. Yanındayız.
OKTAR BABUNA:Başlık yapmışlardı bir internet sitesinde sizin söylediğinizi.
ADNAN OKTAR:Bir kere o pek muhterem, yüce, ulu büyük diyelim artık, sazlı sözlü, pek şen Hürriyet gazetesinin, Vatan gazetesinin sahibi o mübarek beyefendi, kendince bir şeyler yapmak istiyor benim gördüğüm kadarıyla. Başarılı olamaz söyleyeyim, inşaAllah. Yalnız ben Hocamıza hayret ediyorum, hayret ediyorum. Yani oradaki konuşma ile buradaki konuşma, üslup ne kadar farklı, ne kadar derin bir değişiklik. Mesela bak eve çağırdım, hemen gelmişti. Son derece mütevazı ve mazlumdu. Bambaşka bir şekle girdi, bambaşka bir insan oldu. Hayrettir yani, hayrettir. Ehl-i velayetin desteği olmadan, ehl-i imanın desteği olmadan; dürüstlerin, sevenlerin desteği olmadan, güzel insanların desteği olmadan, bir partinin o kadar sağlıklı bir gelişme yapması, benim vatandaş olarak kanaatim, çok çok güçtür. Lider de bana göre çok önemlidir. Çok mühimdir yani inşaAllah. Ben liderde önce vefa ararım, sadakat ararım, şefkat ararım, merhamet ararım, adap ararım, edep ararım ve delikanlılık, cesaret ararım, yiğitlik ararım. Bunları biraz eksik görürsem, pek kanaatim gelmez onu söyleyeyim, inşaAllah. Benim kanaatim, vatandaş olarak 70 milyonda birdir. Ama benim kanaatim genelde önemli oluyor, olmuştur. Tarihe bakarsanız görürsünüz. Yani iyi teşhis koyarım, inşaAllah. Yani bir bakın şöyle, bir tarihi perspektife bakın, değil mi? Mesela Saadettin Tantan’a bir teşhis koydum, bak Saadettin Tantan’ı görüyorsunuz, oturuyor inşaAllah. Yani tek tek sayayım mı şimdi?
OKTAR BABUNA:Biliyoruz Hocam, çok uzun bir liste var, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Hocam 12 Ağustos programında Altuğ Berker Hocamız İncil’den bir bölüm okudu. Ve orada Hz. İsa (a.s.) talebelerinin tutuklandıkları sırada bir deprem meydana geldiğini anlatıyordu.” Doğru. Hz. İsa (a.s.) ve talebeleri hatta akşam üzeri İncil’in ifadesine göre saat 6-7 gibi güneşin batma vaktinde deprem oluyor, yani akşam vakitleri. İncil detay veriyor. “Akşama girişte,” “akşama girişte deprem oldu” diyor. Tam o arada tutuklu talebeler hepsi gözaltında, gözetim altındalar. O anda Allah vuruyor depremle inşaAllah. Şunu söylemiş kardeşimiz, diyor ki; “Hocam 1999’da Hızır (a.s.) ve arkadaşlarının şeytana galip geldiğini söylemiştiniz” diyor. Evet doğru. İblis ve şeytan takımı bir binada toplantı yaptılar ve Kuran yakıldı, ayin yaptılar ateist masonlar. Keçi kestiler ve psikopatlık yaptılar. Alenen şeytan geldi, alenen, cisim olarak. Ve şeytan orada Hızır (a.s.)’ı görünce debelendi ve delilendi, kudurmuş gibi kaçtı ve büyük olaylar oldu. Ondan sonra da olay akim kaldı. Ve çok büyük olay hazırlamışlardı Türkiye için. Yani 3 milyon kişiyi katletmek üzere düğmeye basacaklardı ve Allah belalarını verdi. Bu olay ayrı bir konu, inşaAllah. Alenen şeytanı çağırdılar, alenen. Görüntü olarak oluştu şeytan yani böyle, inşaAllah. Talimat veriyordu şeytan ve Hızır (a.s.)’ı görünce dehşete kapıldı şeytan, inşaAllah. Bilginin kaynağı da sağlam bir mürşit yani, inşaAllah. O kadar diyelim.
“Dünkü programınızda 12 Ağustos, Papa’nın Şeyh Nazım Hazretleri’ni ziyaret ettiğini ve bu görüşmede kilit bir şeyin ortaya çıktığını söylediniz, maşaAllah. Hatta bu durumu Kehf Suresi’nden bir ayetle izah ettiniz.” Evet ilk, Kehf Suresi’nin ilk ayeti. “Hocam Şeyh Nazım Hazretleri hiç kimseyi görmeye gitmemesine rağmen..” şimdi onları karıştırmaları doğru değil. Evet. Papa Şeyh Nazım Hazretleri’ne bir şey söyledi. Şeyh Nazım Hazretleri de Papa’ya bir şey söyledi. Önümüzdeki günlerde görürsünüz. Orası boş değildi o gün. Başkaları da vardı, inşaAllah, o kadar diyeyim yani inşaAllah. Şimdi bir ara verelim inşaAllah.
SUNUCU:Şimdi sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, Hz. Mehdi (a.s.) ve çıkışıyla ilgili İslam alimleri bir fetva vermişler. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi fetvaya ne gerek, fetva olmayınca Mehdi (a.s.)’yi anlamayacak mıyız biz? Ha, fetva varmış, o zaman Mehdi (a.s.) varmış. Fetva olsa da olmasa da fetva Allah vermiş, Peygamber vermiş, Peygamber’in fetvası varken alim fetvası nedir? Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesei, Sünen-i Davud hepsinde var Mehdi (a.s.). Binlerce hadis var ve dört mezhep imamı fetva vermiş, dört mezhep imamı. O mezhep imamlarına tabi olan herhangi bir alimdir. Alakası yok onun, inşaAllah.
Şimdi Oktar Hocam bana sen bir soru sor bakayım kendin, yazılı değil aklından geçen bir şeyi sor. Yahut bir konu söyle onu anlatayım.
OKTAR BABUNA:Öyle konular anlatıyorsunuz ki ilk defa biraz önce söylediniz; bu 99 yılında şeytanın cismiyle geldiğini, büyük bir şeye hazırlandıklarını ama Hz. Hızır (a.s.)’ı görünce bayağı debelenip kaçtığını söylemiştiniz. MaşaAllah Hocam. Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:99 yılını özellikle seçmişlerdi, çok önemlidir inşaAllah. Çok tarihi bir yıldır inşaAllah. Şimdi sen soru sor dedim, sen başka konu anlattın bana. Aklına gelmiyor, itiraf et. O zaman, sen münafıklara çok gıcık oluyorsun benim gibi. Bir ayet söyle de açıklayayım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Bunlar, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, açıklamıştınız aile bağlarını, kan bağını şey ediyorlar ama Kuran’da bunun tam aksi var inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Aileyle ilgili olarak Kuran’dan siz delil vermiştiniz zaten Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım, “İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. Kendisine, onun gerçekten Allah'a düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim, çok duygulu, yumuşak huyluydu”.
ADNAN OKTAR:Evet, şimdi kardeşlerimiz mevcut Müslüman potansiyelini canlandırmaları çok önemlidir. Eğer kendi haline bırakılırsa yavaş yavaş kendi içinde atıl hale gelir. Birçok insan ve yavaş yavaş gerilerler. İslam derinlik, heyecan ve imanla ileri geçer. Mesela Cübbeli’yi çıkartıyorlar, sakin sakin -dini konuları tenzih ederim- ışıklar altında konuşuyor. Böyle olmaz, çünkü bir kere insanların imanının tahkik haline gelmesi lazım. İnsanlar Ahirete iman edemiyor, Allah’a iman edemiyorlar bir kısmı. İman zafiyeti var dünyada. Darwinizm, materyalizm insanları iptal etti, bir çoğunu. Bu tahribatın düzeltilmesi gerekiyor. Çok imanlı ve takva haline gelirse bir insan zaten Cübbeli Ahmet’i televizyon başında beklemesine gerek yok. Alır bir ilmihal kitabını, öğrenir. Kuran’ı öğrenmek isteyen alır bir mealden, Kuran’da Cenab-ı Allah’ın bize ne dediğini alır, okur. Cübbeli’den ne öğrenecek yani farklı? Değil mi? İlmihal bilgisi de Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihalini alır. Cübbeli’den kat kat mükemmel kat kat özlü, derli toplu, helaller haramlar hepsini öğrenir. Dolayısıyla konu bu değildir. Konu derin iman, Amentü’ye tam imandır. Allah’ın Meleklerine, kitaplarına, ölüme, ölümden sonra dirilmeye, kadere, hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine, Amentü’de belirtilen her şeye tam anlamıyla iman etmektir. Dolayısıyla iman hakikatlerinin üzerinde durulması çok önemlidir. İnsanlara derinlik verilmesi, gerçek anlamda Allah korkusunun, Allah sevgisinin verilmesi, Allah’a aşka bağlanmaları, ruhlarındaki eksiklikleri tamamen gidermeleri çok önemli. Adama işte yani olmayan şeyleri de varmış gibi de anlatırsan, o zaman çok çok daha acayip bir şey olur, inşaAllah. Cübbeli farkında değil, konuştuğunda yaptığı tahribatı hesap etmiyor. Çok faydalı olduğunu düşünüyor. Bir de onu dinleyen insanların birçoğu zaten onu bilen insanlar. Zaten namazında niyazında olan insanlar ama diğer hitap ettiği kesim tahkiki imana ihtiyacı olan insanlar oluyor. Değil mi? Böyle iman coşkusuna, Allah sevgisine, imani derinliğe, Kuran’ın sırlarını bilmeye müştak ve bu konuda gayret eden insanlar oluyor genellikle. Cübbeli‘de biz bunu görmüyoruz. Mesela bir insanı çıkarabiliriz, Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihalini baştan sona kadar okur. Çok daha güvenli olur Cübbeli’nin anlatmalarından. Çünkü Cübbeli ilaveler de yapabiliyor, ekler de yapabiliyor, çıkarmalar da yapabiliyor. Orada ek, ilave, çıkma da olmaz. Tam düzgün olarak okur, bir insan çıkar okuyabilir. Yani Cübbeli’nin sesinin bir orijinalliği yok. Maytaplarının dışında, konfetilerin dışında, değil mi? Başka bir şey yok. Sünnet çocuğu gibi böyle oturttular o şeye. Sünnet yatağı gibi süslemişler o tahtını da. Sevine sevine geliyor oraya inşaAllah. Yani herhangi bir insan çıkar, ilmihalden... Çok anlaşılır şekilde yazılmış ilmihal. Çok nettir, gayet detaylı bilgi var. Alır oradan okur insanlar veyahut bir insana okutursun. Türkiye dini öğrenmek için Cübbeli’nin dışında bir imkanı yok imajı verilirse bu çok acayip bir şey olur yani. Değil mi? Ama tahkiki iman apayrı bir özelliktir. Bunun için özel çalışma yapılması lazım. İlmi ve akılcı çalışma yapılması lazım. Allah’ın sanatının teker teker anlatılması; hücredeki, hayvanlardaki, bitkilerdeki, kendi vücudumuzdaki Allah’ın yarattığı harikaların insanlara anlatılması, insanların kalbinde Allah’a karşı derin bir coşku, heyecan ve derin bir iman meydana getirir. Allah korkusunu pekiştirir. Allah korkusu iyice pekiştikten sonra, Allah sevgisi iyice pekiştikten sonra ilmihal bilgisi çok kolaydır. Bir insana helalleri haramları anlatmak için birkaç saatin içinde bile anlatabilirsin. Değil mi? İnsanları böyle detaylarla boğmaya çalışmak İslam’a hizmet etmek olmaz. Dini zorlaştırmak, karmakarışık hale getirmek İslam’a hizmet etmek olmaz. İnşaAllah. Kuran çok açık ve sadedir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünneti de çok açık ve sadedir. Gayet kolay yaşıyordu sahabeler İslam’ı, değil mi?
“Selamun aleyküm Hocam, size bir sorum ve bir de ricam olacak. Madem Mehdi (a.s.) zuhur edene kadar felaketler olacak, nasıl dua edelim?” Allah’tan hidayet dilesinler. Mevcut Müslümanların daha derin, daha samimi kendini uyuşturmayan insanlar olmaları için dua etsinler. Değil mi? Müslümanları aldatan, Müslümanları büyüleyen büyücülerin etkisinin kalkması için Allah’a dua etsinler. Müslümanları pasifize eden insanların etkisinin azalması için Allah’a dua etsinler ve bu insanların da etkisinde kalmasınlar. Çünkü Müslümanları pasifize etmenin bir çok yolu vardır, bu yolları uyguluyorlar şu an. Bir kısmı samimi, iyi niyetli fakat cahilliğinden yapıyor, bir kısmı da kasten yapıyor. Mesela 570 yıl sonra İslam ahlakının hakimiyeti var dersen pasifize edersin. İslam ahlakının hakimiyeti mümkün değil, Mehdi (a.s.) de Deccal de gelip geçti dersen pasifize edersin. Mehdiyet de Hz. İsa (a.s.)’nın inişi de şahs-ı manevi dersen yine pasifize olurlar. Değil mi? Ondan sora adam işine gücüne bakar. Olmaz. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) geldiğinde, Peygamberimiz (s.a.v.) geldi, sahabeleri müthiş bir heyecan sardı. Bu Allah’ın adetidir. Mesela diyorlar, “Ya Rabbi, Bize bir kurtarıcı, bir yönetici gönder” diyor Müslümanlar. Her devirde de Allah bir müceddid ve müçtehit göndermiştir. Bu yüzyıl en azgın yüzyıldır, küfrün en kudurduğu yüzyıldır. Bu yüzyılda bir müceddid olmadığını iddia etmek, dünya çapında bütün dünyayı kucaklayan bir müceddid olmadığını iddia etmek, bir Mehdi (a.s.) olmadığını iddia etmek; İslam Birliği’ni sağlayacak, Müslümanları bir araya getirecek bir Mehdi (a.s.) olmadığını iddia etmek zulüm olur. “Parçalayıcılar var” diyor. Deccaller var ve zulüm var, görülüyor. Ama bunu düzeltecek bir insan yok, diyorlar. Bu nedir? Hem fitne, hem zulüm olur bu, inşaAllah. Duaları, Allah’tan herkese hidayet dileyecekler ve Mehdiyete önem verecekler, deccaliyete önem verecekler, deccali çok iyi tarif edecekler. Mehdiyeti de çözüm olarak çok iyi ortaya koyacaklar. Anlaşılmayacak gibi değil.
Ayşe Tuğba bana bir yazı göndermiş. Sevimli Ayşe Tuğba kardeşimiz, belli ki bizi çok seviyor. “Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin size söylediği şeyi söylemeyeceğinizi, cesaret…” evet doğru, söylemeyeceğim. Evet, rüyasını anlatmış, inşaAllah hayırdır. Ben şimdi dünyaya birdenbire gelsem, bir bakarım etrafa, müthiş bir dinsizlik var bir kere. Darwinizm var, materyalizm var, ateizm var, komünizm var. Bir kere derim ki; “bu çok büyük bir tehlike. Hemen buna karşı bir bilimsel çalışma yapılması lazım” derim. Sonra Müslümanlara bir bakarım, paramparça olmuşlar. “Ya ne oluyor size?” derim, “kardeşiz biz, nasıl parçalanırız, niye parçalandınız ki?” derim, değil mi? “Kuran’da Allah birleşmemizi söylüyor. Niye parçalanalım, yani nereden çıktı bu?” derim. “Aman birleşelim, kardeş olalım” derim. İkinci olarak. Üçüncü olarak bir de bakarım Mehdi (a.s.) müjdelenmiş, deccal belirtilmiş. Bakarım Mehdi (a.s.)’nin alametlerine, hepsi çıkmış, tamamı çıkmış, çok büyük bir mucize. O zaman derim ki; “arkadaşlar bak, bütün Mehdi (a.s.)’nin alametleri çıkmış. Çok büyük bir olay, fitne de var. Mehdi (a.s.) alenen gelmiş demek ki” derim. O zaman birleşelim, Mehdi (a.s.)’yi arayalım. Değil mi? İttifak edelim tek bir noktada. Niye zulüm olsun ki? Mesela bakarım sokaklar tehlikeli, “niye böyle oluyor ki?” derim, rahatça gezelim sokaklarda. Niye korkarak insanlar gezsinler, bu mantık mı? İki seçenek var; biri güven içinde olacak, biri korku içinde olacak. Korku içinde olmayı millet normal görüyor. Niye normal olsun? Öbürü garip geliyor. “Nasıl olur böyle bir şey, inanıyor musun hakikaten sen buna?“ diyor. Ben de sana diyorum ki; “sen buna inanıyor musun?” Mesela müthiş bir sosyal adaletsizlik var. “Ne var ki bunda?” diyor. Ne demek ne var ki? Bu bizim elimizde olan bir şey. Sosyal adaleti sağlayalım. “Adalet bozuk” diyor. Düzeltelim. Ne var, gayet kolay. “Olur mu ki?” diyor. Peki bozmak nasıl oluyor? O olur mu ki peki? Oluyor demek ki. O olduğuna göre o da olur, inşaAllah. “Müslümanlar nasıl birleşir?” diyor. Parçalanmak nasıl makul oluyor peki o zaman? Parçalanma çok zor zaten. Sınır yapacaksın, parçalayacaksın, birbirine düşman edeceksin, görüştürtmeyeceksin, bu çok büyük emek değil mi? Birleşmek o kadar kolay ki. Kardeş olursun. “Nasılsın, iyi misin, canım ciğerim” dersin. Biter. Bölünmek o kadar zordur ki çok müthiş detay gerektiriyor. Bölünmeyi makul görüyor, değil mi?
OKTAR BABUNA: Siz Hocam, vizeler kalkacak dediğinizde, çok zor ve imkansız gözükmüştü bazı kimselere. Aradan bir iki senelik bir vakit geçti. 60 ülkenin vizesi bir anda kalktı Hocam, inşaAllah, sizin demenizden sonra.
ADNAN OKTAR:Demek ki kalkıyormuş. Bak dünyada yer yerinden oynuyor. İnsanların evi sele gidiyor, olaylar oluyor, her şey oluyor. Çıkarıp çıkarıp Hocaları, “aman, Kıyamet gelmeyecek, bunlar Kıyamet alameti değil, sakin olun” diyorlar. Bunu nereye kadar söyleyeceksin sen? Yani nereye kadar? Fakat, hazır potansiyelin çok iyi değerlendirilmesi önemli. Hazır potansiyelin bir kısmı yanlış yönlendiriliyor. Bir kere bu şahs-ı maneviye karşı şiddetli bir atak yapsın kardeşlerimiz. Bu çok vahim bir şey. Şeyh Yasin Efendi’nin konuşması yok mu biz de? Küçük bir odada söylüyor, Şeyh Efendi. “Ama şimdi bu, kısa sürede etrafa yayılacak, göreceksiniz bu konuşma” diyor. Keramet buyuruyor, maşaAllah. Hakikaten de o konuşmayı yayacağım. En az 30 milyon kişi duyar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir soru var Hocam size. “Değerli Hocam, İncil’den şu kısım, Evrim Teorisi’ne işaret ediyor olabilir mi? Evrimi İslam’la bağdaştırmaya çalışanlar gibi, evrime inanan Hıristiyanlara bir hatırlatma olabilir mi? "Allah’ı bildikleri halde O’nu yüceltmediler. O’na şükretmediler. Ama düşüncelerinde budalalığa düştüler; anlayışsız yüreklerini karanlık bürüdü. Akıllı olduklarını iddia ederken akılsız olup çıktılar. Ölümsüz Allah’ın yüceliği yerine ölümlü insana, kuşlara, dört ayaklılara ve sürüngenlere benzeyen putları yeğlediler. Onlar Allah’la ilgili gerçeğin yerine, yalanı koydular. Yaradanın yerine, yaratığa tapıp kulluk ettiler. Oysa Allah sonsuza dek övülmeye layıktır. Amin." (Pavlus’un Romalılara Mektubu) Behiye İzmir”
ADNAN OKTAR:Çok mutabık tabii, çok harika. Bunu daha geniş çapta kullanalım. İnternet sitesine de koyalım, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bartholomeos, “Kuran’ın Rumcasını okuyorum” demiş Hocam, inşaAllah. Böyle bir haber var. “Fener Patriği: Meryem Ana'ya karşı Kuran'ın da büyük saygısı olduğunu biliyorum. Kuran’ın Rumcasını okuyorum” demiş, Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ne güzel.
OKTAR BABUNA:Bir de İngiliz Dışişleri Bakanı, konuşmasına “Esselamün aleyküm” diyerek başlamış. “Müslümanların toplumumuza katkısı çok büyük” demiş, inşaAllah. Ramazan ayının dayanışma ve kaynaşma ayı olduğunu söylemiş. “Esselamün aleyküm” diye başlayarak.
ADNAN OKTAR:İyi çok güzel, maşaAllah. Her yerde bu tarz güzel haberler duyuyoruz, inşaAllah.
Kardeşlerimiz bu şeye devam etsinler. Nur talebeleriyle görüşüp bu ‘şahs-ı manevi’ konusunda açık deliller sunuyorlar, onların reaksiyonlarını bana bildiriyorlar, söylüyorlar. Bunda devamlı olsunlar. Bak bir süre sonra göreceksiniz hepsi bu ‘şahs-ı manevi’ iddiasından vazgeçecekler. Çünkü bak birçoğu vazgeçti, devam ediyorlar. Yani yaklaşık belki bir sene sürebilir, ama ısrarla devam etsinler. Çünkü bu çok aleni yalan, yani aleni. Çok net yalan. Saflığından, bilgisizliğinden söyleyenleri, cahilliğinden söyleyenleri tenzih ediyorum. Sen hatırlat örneklerden, kardeşlerimiz sorsunlar. Bediüzzaman’ın şahs-ı manevi ile ilgili.
OKTAR BABUNA:Tamam, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnternette bizim siteye de koyalım, oradan da sorabilirler. Mesela bak şunu veriyorum; Tasdik-i Gaybi, sayfa 9: “O zatın ikinci vazifesi” mesela sırf şunu sorsalar, şu cümleyi, bu yeterli olur. O zatın ikinci vazifesi nedir? “Şeriatı, Kuran ahlakını esas alan ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetini icra ve tatbik etmektir.” “Bu ne zaman olacak? Bu nedir?” dersiniz, “Nasıl ?” dersiniz. Açık bir şey. Açıkça sorsunlar. “O zatın üçüncü vazifesi” diyor. Mesela bunu açıkça sorsunlar. “Hilafet-i İslamiye’yi (İslam Halifeliğini) İttihad-ı İslam’a bina ederek (İslam Birliği üzerine kurarak) İsevi ruhanileri ile (dindar Hıristiyanlar’la ve Hıristiyan alimlerle) ittifak edip, iş birliği ve dayanışma içine girerek, Din-i İslam’a hizmet etmektir.” “Bediüzzaman bunu yapmadı, böyle bir Mehdi (a.s.)’den bahsediyor ve bu zatın üçüncü vazifesi olarak bunu belirtiyor Bediüzzaman” desinler. Sorsunlar. “Buna mutlaka açıklık getirin” desinler. “Bana demagoji yapacaksan zaten görüşmemize gerek yok konuşmamıza. Samimi olarak anlat” desinler. Çok net netice alırlar. Bir de sabırlı olmaları lazım. Çünkü baktım her yerde kontağa geçmeye başlamış kardeşlerimiz. Yani her yerde dershanede orada burada falan. Oradaki tutuklukları anlatıyorlar, eksiklikleri anlatıyorlar. Korkmasınlar, ben sırdaşım. Öyle ben Müslüman’ın sırrını oraya buraya vermem. Tedirgin olmalarına gerek yok. Ben iyi olmasını isterim Müslüman’ın. Ama eksiklikleri bana tam doğru anlatsınlar ki biz de doğru bir müdahalede bulunalım, inşaAllah. Mesela “Ta Ahir zamanda hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri yani Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri” bunu sorsunlar. Sırf şunu sorabilirler, Tasdik-i Gaybi sayfa 138. “Ta Ahir zamanda hayatın geniş dairesinde, asıl sahipleri yani Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri.” “Bu cümleyi bana açıkla Hocam” desinler. O Almanya’daki Hoca falan hepsi düzelmişler. Eskiden parçalara ayırıyorlardı, işte üç Mehdi (a.s.) gelecek de birbirlerinden ayrı ayrı şehirlerde olacaklar da birbirlerini bulacaklar falan hepsini diyordu. Hepsinden vazgeçmiş, “Evet, bir Mehdi (a.s.) gelecek” diyor.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, sizin vesilenizle Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama işte bak, biraz daha gayret ederlerse konu bitecek inşaAllah. Bakın çok önemlidir. Allah, Müslümanların Mehdi (a.s.)’yi bulmasını bekliyor. Allah’ın beklemeye ihtiyacı yok da, anlaşılması için söylüyorum. İnsanlığın mutluluğu için de bu bekleniyor. Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’i beklemeyen insanlar, dünyanın düzelmesini hiç boş yere beklemesinler. Netice alamazlar. Oturduğu yerde, ticaretle, şarkı söyleyerek veya bir başka şeyle imkansız. Yani bu felaketler bu olaylar asla durmaz. Yani Hz. Mehdi (a.s.) zuhur etmeden. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ye ehemmiyet verilmezse, Hz. İsa (a.s.)’ya ehemmiyet verilmezse, İttihad-ı İslam’a ehemmiyet verilmezse, ben söyleyeyim dünyanın başından bela eksik olmaz ve sürekli artar. Yani dayanılmaz dereceye kadar gelir. Bir bildiğim var ki söylüyorum. Mehdi (a.s.)’yi buldukları an, Hz. İsa (a.s.)’yı buldukları an, belalar derhal duracak dünyada bunu da görecekler. Ve müthiş bir bereket, bolluk, heyecan, neşe, sevinç ve güzellik dünyayı kaplayacak. Bunun dışında huzur bulamazlar. Onlar bulmazsa ne olur? Allah zorla buldurur. Öyle bir konu yok. Onların bir kısım insanların lütfuna veya ikramına bağlı bir olay değildir bu, inşaAllah. Ama kilit anahtar odur. Bediüzzaman da bunun üzerinde çok önemle durmuştur. Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’nin kilit şahıs, anahtar şahıs olduğunu söylüyor. Yani anahtar şahsı bulmadan kapı açılmaz. Yani “ne gerek?” dersen, o zaman kapının önünde kalırsın. Peygamberimiz (s.a.v.)’e de zamanında, tabii benzetmek gibi değil ama anlamaları için söylüyorum, “Peygambere ne gerek? ” dedin mi, kapının ağzında kalır. Anlaşıldı mı? Ahir zamanda Hz. İsa (a.s.)’yı ve Mehdi (a.s.)’yi Cenab-ı Allah herhangi bir söz olarak müjdelemiş değildir. Kilit şahıs olarak müjdelemiştir. Hıristiyanlıkla Müslümanlığın birleşmesi, Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulünün dışında mümkün değildir. Mehdi (a.s.)’nin dışında Müslümanların birleşmesi ve huzura kavuşması da mümkün değildir. “Biz bunu Mehdi (a.s.)’siz yaparız.” Yapsan sen, 150-300 yıldan beri yapardın. Gittikçe parçalandın, gittikçe perişan oldun. Kendi aileni muhafaza edemeyecek hale geldin, çocuğunu muhafaza edemeyecek hale geldin. Öğrenci yetiştirirsin, lise açarsın. Tamam, her yerde lise var. Üniversite açarsın, her yerde üniversite var. Netice alınmaz bundan. Yani Türkçe öğretirsin, Fransızca öğret ondan da netice almazsın. İngilizce öğret ondan da netice alamazsın. Bunlarla hiçbir yere varılmaz. Bütün çözüm; samimi Allah’ı sevmek aşkla, Allah’tan samimi korkmak, Mehdi (a.s.)’yi aramak, Mehdi (a.s.)’ye tabi olmak, Hz. İsa (a.s.)’yı aramak, Hz. İsa (a.s.)’ya tabi olmak ve Hıristiyan ve Müslüman alemini birleştirip İslam ahlakını dünyaya hakim etmek. Yaşlı dünya, zaten sürünüyor dünya ayakta duramıyor. Piri fani dünya artık dağılmak üzere dünya. Son olarak Allah, bir kere kısa bir süre dünyaya Allah süre vermiştir Mehdi (a.s.) vesilesi ile. Ona da “ne gerek?” dersen sen, çok acayip bir şey olur. İnşaAllah. Eğer böyle bir mantık olsaydı, Bediüzzaman söylerdi. Onun için böyle tatlı tatlı yalan söyleyeceğini zannedenler, yanlış hareket ediyorlar. Acı acı yalan söylüyorlar.
OKTAR BABUNA:Şu an Habertürk’te bir program varmış; Kabe, altın oran ve Ahir zamanla ilgili, Altınçağ ile ilişkisi. Konu Ahir zamanmış. Şu anda Serdar Turgut’la Pelin Çift programda bu konuyu konuşuyorlarmış Hocam. Hayret bir şekilde her program bunun üzerine oluyor Hocam, maşaAllah. Dalga dalga dünyayı sizin vesilenizle kapladı Hocam Mehdiyet’in gölgesi.
ADNAN OKTAR:Evet, Habertürk sürekli Mehdiyet’i gündemde tutuyor, değil mi? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Üstadımız da diyor onu; Hz. Mesih (a.s.) gelecek. İşte benim ümmetimi ihtida edecek. Yani şahs-ı manevi Mesih (a.s.), şahs-ı manevi Muhammediliği ihtida edecek. Mehdiyet de bir manadır. Değişik dönemler itibariyle, önemli bazı şahıslar bu işin başında bulunabilirler, ama esas şahs-ı manevidir. Çünkü zaman, cemaat zamanı olması itibariyle fertler ferdi ferit dahi olsa, bu iş temsil edilemez. Cemaattir.”
ADNAN OKTAR:“Zaman cemaat zamanı” diyor. Peki cemaat zamanı olmayan zaman olmuş mu? Peygamberimiz (s.a.v.) zamanı da cemaat zamanıydı. Sanki sırf bu yüzyıla ait bir harika meydana gelmiş değil. Yani Fethullah Hocamın ben üslubunu ve konuşmalarını tenzih ederim. Ama bu yanlış anlaşılıyor, sanki biz birdenbire biz olağanüstü bir durumla karşılaştık, o yüzden şahıstan vazgeçip şahs-ı maneviye dönmemiz gerekiyormuş gibi. Her zaman şahs-ı manevi vardı. Ama şahıs hep baştaydı. Peygamberimiz (s.a.v.) vardı, şahs-ı manevi vardı ve sahabeler vardı. Abdülkadir Geylani vardı, talebeleri vardı ve şahs-ı manevisi vardı. Her zaman bir cemaat zamanıdır, değil mi? Cemaatle karşı konuluyor tabii deccaliyete karşı. Her devirde deccaliyet kendini göstermiştir ama Ahir zaman deccaliyeti dünya tarihinde hiç görülmemiş bir olaydır. Bakın 7 milyarlık dünyanın % 90’nını deccal yuttu. Dünya tarihinde görülmemiş bir olay 6 milyar insan dinsiz dünyada. Yani bu çok vahim bir şeydir, yaklaşık yani. Dinsiz derken, sapkın yanlış görüşlerdir, ya imanını kaybetmiş, ya materyalist olmuş, ya Darwinist olmuş, değil mi? Kuran’ın özünden, Kuran’ın asıl perspektifinden çıkmış bambaşka bir mantığa girmiş. Bu dünya tarihinde hiç görülmemiş bir olaydır. Eskiden 300 bin kişi dinsiz oluyor, en fazla 500 bin kişi, 1 milyon kişi dinsiz oluyor ama şimdi milyar hesabıyla 5,5-6 milyar insan dinsiz. Hiç görülmemiş bir şeydir bu. Bu muazzam bir olaydır. Dinsizlik radyoyla, televizyonla, gazetelerle, dergilerle, telsizle, telefonla, üniversitelerle, internetle yani tarif edemeyeceğimiz, sayamayacağımız kadar çok imkanla muazzam bir zeminle dünyanın altına üstüne her yere hakim olmuş durumda. Buna karşı aynı vasıtalarla Mehdiyet karşı hareket olarak geçmiştir. Karşı hareket olarak karşısına Mehdiyet çıktı. Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor; “o bir minare boyundadır” deccal, “ama Mehdiyet, İseviyet ona nazaran bir çocuk boyundadır,” diyor, küçücüktür küçüktür. “Ama buna rağmen aldığıyla vurur ve yener” diyor inşaAllah. Peki burada İseviyete ehemmiyet vermiyorsun, Mehdiyete önem vermiyorsun ama küfre önem veriyorsun, değil mi? Onun gücüne önem veriyorsun. Böyle bir mantık olmaz, inşaAllah. Sen bir şey mi söyleyeceksin Oktar?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Mesihiyet de öyle bir cemaattir. Ama Üstad o mevzuda eski o telakkiye de, o esnek ifadesiyle temas ediyor. Öyle önemli bir misyon için Hz. İsa (a.s.) Ahiret aleminin ta öbür ucunda bile olsa çıkar gelir, diyor. Ehl-i imanın, saf müminlerin kanaatlerine de dokunmuyor. Çünkü o bir kısım dedikoduya vesile olabilir. Fakat genelde şahs-ı manevidir.”
ADNAN OKTAR: Şimdi bak Fethullah Hoca bunu düzeltsin, dedim. Bu çok önemli buradaki ifade, çok vahim bir ifade. Yani Bediüzzaman bir oyun oynadı der gibi bir üslup var burada. Yani insanları aldattı, Müslümanların inancıyla çatışmamak için, durumu idare etmek için usulen, “evet, Mesih (a.s.) de inecektir,” “Hz. İsa (a.s.) inecektir, dedi. Çünkü öbür türlü dedikodu olur, dedikoduyu kesmek için mecburen bunu söyledi” der gibi bir üslup var. Çok net öyle anlaşılıyor. Bunu mutlaka ivedilikle düzeltmesi lazım. Bu konulara açıklık getirsin Fethullah Hocamız. Benim saygı duyduğumuz bir insan o. Böyle söyledi mi on milyonlarca insanın zihni o konuda allak bullak olur. Bizim ikna etmemiz çok zor olur o zaman. Üstada karşı saygıyı da bu çok sarsar, çok vahim bir ifade bu. Bu konudaki samimi kanaatini Fethullah Hoca’nın söyleme vakti geldi. Bizim Allah’a verilecek bir can borcumuz var, korkulacak çekinilecek bir şey yok. Mehdi (a.s.)‘nin şahıs olduğunu açıkça açıklaması lazım. Bazı insanlar çıkar Mehdi (a.s.)‘yim der, desin, daha iyi. O Mehdi (a.s.)‘nin çıkış alameti zaten. Bir derdimiz mi var, sorunumuz mu var? Yüzlerce insan çıkıp diyor, desin. Bunu derler diye biz böyle büyük bir hakikati niye gizleyelim? Bu şifa mı oldu yani bunu gizlemek? Adam yine söylüyor; “ben Mehdi (a.s.)‘yim” diyor. Desin. Kaderde olan Mehdi (a.s.) göreve gelecektir. “Kaderde olan Mehdi (a.s.)‘yi korumak için ben bunu söylüyorum” diyorsa Fethullah Hocamız, bence hiç gerek yok. Benim ona saygım var ama Mehdi (a.s.)’nin korunmaya ihtiyacı yok. Öyle bir şey yok. Allah’ın korumasında. Şahıs olduğunu açıkça beyan etsin, samimi delillerle. Daha önce çünkü söylüyordu, açık açık beyan ediyordu. Yine açıkça beyan etsin, değil mi? O Sızıntı dergisindeki yazıyı versene bana yine. Bak, Mehdi (a.s.) ‘nin ilk çıkışındaki Fethullah Hoca’nın tespitidir bu.
OKTAR BABUNA:Aralık, 1977.
ADNAN OKTAR:Aralık. Mehdi (a.s.)’nin faaliyete başladığındaki tespit. Bir okulda olduğunu söylüyor Mehdi (a.s.)’nin. “Koridorlarda yapayalnızsın kendi başınasın”, tek başınasın diyor. “Perde perde gizlenmişsin” diyor, Mehdi (a.s.)’nin özelliğidir. “Sessiz dehlizlerde ve kimsesiz izbelerde dolaşıyorsun” diyor. Okulun içyapısını belirtiyor. “İçin gizli feryat edip inlerken aşina arayan gözler” yani “tanıdık birini arıyorsun” diyor. “Gözlerin parlak ama baksana şu kumsala” diyor. Denizin kenarında bir yer olduğu anlaşılıyor.” “Anlattığın insanlar bir anda yeniden vazgeçebiliyorlar” diyor. “Anlatıyorsun ama taklidi imana yaklaştıkları için çok çabuk kaybolabiliyorlar” diyor. “Ama bir topluluk olması gerekiyor bir arada olması için, güçlü olmaları için” diyor. “Burada sadece bir sen varsın, bir de için için andığın.” “Hira Dağı da sessizdi” diyor. “Peygamberimiz (s.a.v.) de orada tek başınaydı” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’den bahsediyor, Dür-i yekta. “Daha yalnızdır” diyor. “Çünkü o zaman gönül şerh edeceği başka bir aşina yok” diyor. “Hem seni kim anlasın, siyah gözlüklerle seyreden kapkara manzaralı.” Siyah bir kıyafeti olduğuna dikkat çekiyor. “Terk edilmiş bir garip gibisin” diyor. Bak yakınında bir cami olduğunu belirtiyor. “Yanık sesli müezzinli nağmeler çok yakınında.” Bak “çok yakınında.” “Yanık sesli müezzinli nağmeler.” Okulun yakınındaki camiden ses geldiğini söylüyor. “Kabarmaları ve Hakk’a ters ve şaşı bakanlar” diyor. Marksistlerin ters ve kabaran enaniyetli tavırlar gösterdiklerini belirtiyor, ona karşı. Ama bak ayet veriyor;“Nice azlar vardır ki galip gelir yığın yığınlara” diyor. kuran ayetidir ve aynı zamanda hadistir o. Mehdi talebeleri için söylenmiştir bu. Mehdi talebesi, azınlıktır fakat galip geleceklerdir. “Taif sokaklarında da Peygamber (s.a.v.)’e de insanlar musallat olmuştur, sana da musallat olacaklar. Sen de baskı göreceksin” diyor, “aynı Peygamber (s.a.v.) gibi iftira atılmıştı” diyor. “Üç yüzle Bedir’de kaç yüzle muzafferdi?” Mehdi (a.s.)’nin talebelerinin sayısını veriyor, 300 kişinin. Bedir’de muzaffer olmuşlardı, sen de 300 kişiyle muzaffer olacaksın” diyor. “On sene sonra ana yurdu Mekke’ye” diyor. Yani “yıllar sonra sen de başarılı olacaksın” diyor. “Yumurtalarına baka baka yavrularını elde eden kaplumbağa gibi samimi ve sıcak göz nurunu yetiştirmek istediklerinden ayırmaya” yani “talebelerini yetiştirmeye devam et” diyor. “Bu bir sırdır; kalp tasdik eder, akıl sadece hayran kalır” diyor. “Cenab-ı Allah bir arşın gidene bir kulaç, yürüyerek gidene koşarak geleceğini ifade ediyor.” “Sen Allah yolunda mücadele et, Allah sana yardım edecek” diyor. “Öyleyse bir bahçıvan gibi elindeki testi veya fıskiye ile bahçede nasibine düşenleri ab-ı hayatta doyurmaya çalış.” “Okulun bahçesinde, oralarda anlat, tebliğ yap” diyor. “Göreceksin ki birilerini bin edecek, tohumlar çok bereketli sümbüller verecek.” “Müthiş bir gelişme göstereceksin” diyor. “Biraz üzerine titrediklerinde etrafında yüzlerce çiçek açtıracak, tohumlar sümbüllenip, genişleyecek” diyor.
Direkt Mehdi (a.s.)’ye yönelik açıklamasıdır ve Mehdi (a.s.)’nin kim olduğunu biliyordu Fethullah Hoca o zamanlar ve takip ediyordu, yakından takip ediyordu. Başka yazılarında da bunu görürsünüz. Onun bir sırrıdır bu. Ama böyle şahs-ı manevi denildiğinde, “İsa (a.s.) şahs-ı manevi,” insanlarda müthiş bir kavrulma, ruhlarında bir bast hali olur. Yani ümitsizliğe ve güçsüzlüğe giderler. Çünkü Kuran’ın açık hükmünün şahs-ı manevi diye kapatılması ne demektir? Diğer konular da demek ki bu şekilde kapatılabilir. O zaman bazı ilginç Hocalar çıkıyor ya; “Cennet de dünyadadır, Cehennem de dünyadadır.” Daha da biraz ileri gidince, “Allah’ı biz yarattık” diyor haşa. Bakın o çizgiye doğru insanları götürür. Bu kadar açık bir açıklama, bu kadar aleni bir konu böyle bir teville kapatılırsa ama böyle artık yani alenen yanlış olduğu belli olan bir teville, çok çok açık yani bağırıyor olay, o kadar açık; o zaman diğer konularda da insanlar çok net cesaret bulabilirler ve zayıf insanlar yetişmesine sebep olur. Ve Mehdiyetin heyecanını ve gücünü, imkanını o kişiler kullanamaz, onu yaşayamazlar ve manevi tahribat meydana getirir. Yoksa biz yüz binlerce insanı yetiştiririz; mühendis olur, jeolog olur, bilmem ne. Çok iyi İngilizce, Fransızca bilir falan ama hiçbir şey olmaz. Hindistan’da çok büyük alimler yetişiyor, hiçbir şey olmuyor. Çin’de de mühendisler var, değil mi? Profesör, Çin mesela yüz binlerce profesör yetiştiriyor ve hepsi yabancı dil biliyor. Harika sanatçılar çıkarıyor, akrobatlar çıkarıyor. Hiçbir şey olmuyor. Olmaz öyle. Derin imanlı bir avuç insanla, bak kendisi söylüyor Fethullah Hoca; “üç yüz kişiyle zafer kazandı Peygamber (s.a.v.)” diyor. Demek ki kalabalıklara ihtiyaç yok. Çok ihlaslı, samimi, derin imanlı, kararlı insana ihtiyaç var. Bizim milletimizin fıkıh bilgisi eksikliği sorunu da yok. İlmihal kitapları o kadar ucuz, o kolay ki her yerde satılıyor. İnsan bir ilmihal kitap, hayır almasına da gerek yok, internetten okur. Herkesin evinde internet var, bilgisayar var. Açar bakarlar. Dolayısıyla sorun o da değil. Fıkıh öğrenme konusu değil. İman hakikatleri ve samimi iman, coşku ve kararlılık çok önemli. Yani coşkuya bu kadar açık bir milleti, coşkuya bu kadar açık gençliği, bu kadar açık mucizelerin ve harikaların olduğu bir dönemde o bütün mucizelere, Peygamber (s.a.v.)’in mucizelerine bir perde çekmek ve o perdelerle onları görünmez hale getirmek çok büyük sorumluluk getirir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in 150’ye yakın mucizesini görmezlikten gelmek, görenlerin de gözlerini görmez hale getirmek çok büyük sorumluluk getirir.
-VTR-
ADNAN OKTAR:Bak Hocamız ne diyor? “Rüzgar duyuracak bu söylediklerimi “diyor. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerimiz; “Mehdi (a.s.) hayatta, faaliyette” diyor. Talebelerine de söylemiş. Bütün talebeleri söylüyor. Şu an, zuhurat ayrıdır bak, faaliyette olması, zuhur demek görünmesi. Çıkması ayrıdır. Zuhur etmesi ayrıdır. Cübbeli’nin bundan haberi yok. Çıkmayla zuhuru ayırt edemiyor. Çıkar faaliyetini yapar, o göremez. Ama zuhur ettiğinde görür. Ama ne diyor Hocamız; “rüzgar duyuracak” diyor.
OKTAR BABUNA: “Öyle kulaklara gidecek ki” diyor.
ADNAN OKTAR: Bak şimdi en az 30 milyon kişi duydu. Rüzgar duyuruyor, değil mi? “Bu haberin nereye gideceğini ben biliyorum” diyor Hocamız. Haberin gideceği yer burası, bana gelecek. Ben de her yere duyuracağım. Şeyh Nazım Kıbrıslı Hazretleri benim mürşidimdir, velinimetimdir. Canım ciğerimdir, çok muhterem, çok muhteşem bir insandır. Allah ilmini, feyzini arttırsın. Asrın kutbudur. Kutbu-l aktab’tır. Sırların sahibidir, görevlidir inşaAllah. Papayla görüştü. Bak söylüyorum; o ona bir şey söyledi, o da ona bir şey söyledi ve orada birileri vardı diyorum. Bak bu üç şeye dikkat etmek lazım. Orada birisi daha vardı, bak ayrıca birisi daha vardı, üç kişiydiler bak, onu söyleyeyim inşaAllah. Önümüzdeki günlerde anlayacaksınız. Ve Şeyh Nazım Hocam bir haber gönderdi, onu söylemem. Sarığını ve takkesini gönderdi ve bir haber gönderdi. Onu söylemem. Yani o da bende bir sır. Önümüzdeki günlerde görürsünüz, inşaAllah. Çok aydın, çok sevecen, çok sevgi dolu, mütevazi, mazlum bir insandır Şeyh Nazım Hocamız. Hırsı yoktur, değil mi? Hakiki şeyhtir. Cübbeli gibi böyle pop şarkıcısı gibi çıkıp böyle acayip şeyler yapanlara çok iyi teşhis koyar o. Çok iyi anlar yani. Beyonce’nin falan programlarında oluyor benim gördüğüm kadarıyla, havadan konfetiler yağıyor.
OKTAR BABUNA: Bu konuşmayı da 6 Ağustos’ta yapmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Yakın, evet. Rüzgar etrafa yaydı, şeyhimizin bu sözünü, inşaAllah. Duyanlar duydu. En az 30 milyon. Çok mübarek, muhterem bir insan Şeyh Yasin Efendi de. Bu insan da mazlum, mütevazı, hiç bir hırsı yok. Çok insancıl, sohbetleri çok candan. Ruhu böyle açan gerçek mürşidlerdir bunlar, inşaAllah. Ama söylüyorum bakın, Mehdi (a.s.) çıktı demek ne demektir? Nakşibendilik bitti demektir. Yani artık tarikat yok, tek mürşid var. Hepsi Mehdi (a.s.)’ye bağlıdır. Yani hiçbir mürşid çıkıp da “Mehdi (a.s.) çıktı ama ben mürşidim” diyemez. “Benim mürşidim Mehdi (a.s.)” diyor hepsi, inşaAllah.
Mehdi (a.s.) de çağının en modern, en kaliteli, en güzel insanıdır. İnsanlık böyle bir medeniyet hiç görmemiş olacak. “Allah Allah” diyecekler, “yani dünya nasıl bu hale geldi” diyecekler, hayretler içinde kalacaklar. 10 yıl içerisinde 15 yıl içerisinde mimaride, sanatta, estetikte, demokraside, özgürlüklerde, güzelliklerde, tıpta akıl almaz çağlar üstü bir çağ açılımı olacak. Yepyeni bir çağa geçeceğiz. Boyut değiştirecek insanlar, onun için işte 2012’de diyorlar ya ta eskiden beri, Maya takvimlerinde bile vardır, Maya takviminde; “2012’den itibaren dünya yepyeni bir boyuta geçecek” diyorlar. Hatta Kıyamet olarak almışlar bir kısmı bunu. Yepyeni bir boyuta geçecek, inşaAllah. 2014, 2017’ler, değil mi?
Bak, sır ehlinin Allah ömrünü uzun ediyor. Şeyh Nazım el Kıbrısi Hazretleri bir, Üstadımız Bediüzzaman Hazretlerinin vekili Sungur Ağabey, değil mi? Şeyh Mahmut Efendi Hazretleri, o da sır ehlidir, inşaAllah. Bayağı bir insan var öyle sır ehli, inşaAllah. Ortalık boş değil inşaAllah. Mevdudi Hazretleri söylüyor, Mehdi (a.s.) “çağın en modern insanıdır” diyor. “Geleneksel din anlayışına sahip bir kısım yobaz takımı şok olacak onu görünce” diyor. “"Bu bizim dinimizi kaldırdı" diyecekler” diyor. Çünkü adam baskıya alıştığı için, özgürlük görüyor; “nereden çıkarttın özgürlüğü?” diyor. Güzellikler getiriyor, “sen ne yapıyorsun? Ben çirkinlik istiyorum, sen güzellik getiriyorsun” diyor. Adam kova hesabıyla kan istiyor. Yani böyle tanker hesabıyla kan istiyor. Mehdi (a.s.) diyor ki; “ben damla kan akıtmam” diyor. Adam deniz gibi kan istiyor. Mesela komünistler de kana çok meraklıdır. Yobazlar da kana çok meraklıdır. “Bu kızıl kan denizinin ufkundan bir kızıl güneş doğacak” diyor komünistler. Bak, “bu kızıl kan denizi;” “deniz gibi kan akacak” diyor komünistler, deniz gibi ve “bu kızıl kan denizinin ufkundan kızıl bir güneç doğacak” diyor. Yobazlar ne diyor; “bu kızıl kan denizinin ufkundan bir kızıl güneş doğacak” diyorlar. Onlar da aynı iddiadalar. Mehdi (a.s.) ne diyor; “bırakın bunları, damla kan akıtmayacağım” diyor. “Damla” diyor. “İnsanların burnu dahi kanamayacak” diyor. Şeytan sel gibi kan istiyor. Şeytanın isteğidir bu, kana asla doymaz şeytan. Mehdi (a.s.) de anti-şeytandır. Şeytanın boynunu kıran varlıktır. Şeytan onun zamanında tam anlamıyla mağlup oluyor, Mehdi (a.s.) devrinde. Şeytanın Mehdi (a.s.) devrinde öldürüldüğü vardır rivayetlerde. İptal oluyor adam, bitiyor tabii. Binlerce seneden beri böyle kuyruğunu hoplatarak oynayan şeytan, zınk oturuyor aşağıya, inşaAllah.
HarunYahya.Tv’den devam ederiz, inşaAllah.
SUNUCU: HarunYahya.orgve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli Tv ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...