SUNUCU: Yayınımıza harunyahya.tv internet sitemizden devam ediyoruz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Berker’im söyle ne anlatalım.
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, sizi dinliyordum biraz evvel, şahs-ı manevi perde çekilmesi sorumluluk oluşturur dediniz Hocam Mehdiyete. Bu şahs-ı maneviden bahsedenler sizin daha evvel söylediğiniz Hocam, hiç Üstad Hazretleri’ne bunu atfetmesinler. Çünkü o hiç şahs-ı manevi demiyor. Mehdi (a.s.) için bir şahıs olduğunu defalarca söylüyor. O yüzden kendi fikirleri olarak ifade edebilirler ama Bediüzzaman’a atfetmeleri çok yanlış olur. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben bir de Fethullah Hocamız’dan istirham ediyorum. O şeyi mutlaka düzeltsin oradaki ifadeyi, okusana o ifadeyi.
OKTAR BABUNA: Okuyayım Hocam inşaAllah.
“Ama Üstad o mevzuda eski o telakkiyede oradaki o esnek ifadesi ile temas ediyor.”
ADNAN OKTAR: Bak mesela eski telakki, yani bu çok ürkütücü ve garip bir ifade gibi algılanabilir. Eski telakki, yeni telakki ne, değil mi? Hocamız bu amaçla zaten söylememiştir. Çok değerli bir insan, saygı duyduğum insan. Eski telakki olmaz. Bir tane telakki vardır. Onu mutlaka vurgulaması lazım, benim haddime değil tabii Hocama bilgi vermek ama yani bunun yapacağı tahribat çok açık, çok sarih. Evet devam et.
OKTAR BABUNA: “ ‘Öyle önemli bir misyon için Hz. Mesih (a.s.) Ahiret aleminin ta öbür ucunda da olsa çıkar gelir’ diyor. Ehli imanın, saf müminlerin o mevzudaki kanaatlerine de dokunmuyor.”
ADNAN OKTAR: Bak, ehl-i imanın güzel ama saf müminlerin. Şimdi benim aklıma iki türlü anlam geliyor. Yani böyle iyi niyetle saf dünyası olan, saf insanlar olur. Safça inançları vardır. Ona da dokunmuyor ama dokunsa dokunurdu ve dokunursa yok ederdi gibi anlaşılır. Yani dokunursa ne olurdu onu da söylemesi lazım. Veya niye dokunsun veyahut niye çekindi o zaman dokunacaktı da değil mi? Bediüzzaman’ı ne tuttu ona dokunmaktan? Veyahut neye dokundu şu ana kadar? Veyahut neden çekinerek hangi kelimeyi söylemekten, hangi cümleyi söylemekten çekindi şu ana kadar? Her şeyi açıkça söyleyen bir insan, değil mi? Ve Mehdiyet konusunu yüzlerce sayfa binlerce kelimeyle çok kapsamlı anlatan bir insan neden böyle kapsamlı bir -Hocamı tenzih ediyorum, Fethullah Hocamızı- yalan söylesin ve niye böyle örtülemeye gitsin diye düşünülür, değil mi? Şimdi bak oradaki cümlede, “saf müminlerin telakkilerine dokunmamıştır.” Şimdi bunu ortada olan bir insana bu cümleyi baştan iki cümle okuduğunda aklına başka bir şey gelmez. Bunun mutlaka düzeltilmesi gerekiyor. Açık, alenice söylenmesi lazım anlaşıldı mı? Öbür türlü yani garip garip görünümler oluşabilir. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu kadar Kıyamet alametini niye anlattı o zaman? Ve neden çıktı, Allah niye çıkarttı. Mesela bak, “Kabe’ye baskın yapılacak” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) Mehdi (a.s.) zamanında. 1400 seneden beri olmayan bir olay mucize olarak oldu ve Kabe’ye baskın oldu. “Kanlar cennet-ül akabe üzerine akacak” diyor, aktı değil mi? Ve o olaylar bütün detaylarıyla meydana geldi. Bu bir mucize Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizesiydi. Şimdi şahs-ı manevi dediğinde bu mucize kalkar, değil mi? Şahs-ı manevi dediğinde kuyruklu yıldızın çıkması mucize olmaktan çıkar. İki uçlu kuyruklu yıldız değil mi? Diğer yıldızların ters yönde giden kuyruklu yıldız mucize olmaktan çıkar. Lulin kuyruklu yıldızından önceki yağmurların kesilmesi mucize olmaktan çıkar. Yüzlerce olay mucize olmaktan çıkar. Ve o zaman bunun sonunda bize mat bir anlayış gelir, mat, garip. Kuran’daki dünya hakimiyetiyle ilgili bütün Kuran ayetlerinin anlamı bir garip olur. Yani o kafayla bakarsak, şahsı manevi. Kuran’da lider anlayışı tamamen ortadan kalkar o zaman. Nitekim adamlar, Müslümanların lideri olsun dediğimizde 10 tane de lider olur, 20 tane de lider. Zaten şu an Müslümanlar paramparça, Nur talebeleri de paramparça, hepsinin başında ayrı ayrı ağabeyler var. Paramparça olmuşlar. Dolayısıyla buna kapı açılır. Bu vahim hatanın düzeltilmesi lazım. Allah bir şahıs etrafında toplayarak bu belayı, bu fitneyi ortadan kaldırmış. Dünya tarihi içerisinde hep bunu yapmış.
Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında Peygamberimiz (s.a.v.) etrafında toplanmış müminler, konu bitmiş. Vefatından sonra Hz. Ömer (r.a.)’in, Hz. Ebubekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.) değil mi? Hz. Osman (r.a.). hiçbir zaman şahsı maneviye bırakılmamış. Hep bir lider olmuş. Kardeşim bu devrin ne özelliği var. En azgın Deccaliyetin, bütün Peygamberlerin Allah’a sığındığı devir geldi. 5 buçuk, 6 milyar insan dinsiz ve ateist oldu. Bakın milyar, eskiden yüz bin kişi, iki yüz bin kişi. Bak ayette diyor ki bak, “Yüz bin kişi bulunan şehre Peygamber olarak gönderdik” diyor, Allah. Ayette rakam veriyor bak, “yüz bin kişi” küçük bir şehir o kadar. Yüz bin kişinin içerisinde oluyor fitne. Şu an 5 buçuk milyar, 6 milyar insan delalete düşmüş durumda. Dünya tarihinde hiç görülmemiş bir olay. Buna karşı şahs-ı manevi, tabii ki şahs-ı manevi var. Deccaliyetin de şahs-ı manevisi var. Ama bir lideri oluyor değil mi? Darwinizm durduk yere hortlamadı, ortaya çıkmadı. Başında bir adam vardı. Marksizmin başında Karl Marks vardı. Lenin vardı değil mi? Lidersiz olmadılar bunlar, şahs-ı manevi mi çıktı burada karşımıza? Şahıs vardır, komitesi vardır ve şahs-ı manevisi vardır. Onun için bu vahim hatanın düzeltilmesi için mümin Müslüman kardeşlerimizin bize yardımcı olması gerekir. El birliği ile inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam. Bediüzzaman Hazretleri çok açık bir şekilde onu ifade ediyor. O yüzden ona atfedilemez böyle bir şey. “O üç vazife Hz. Mehdi (a.s.)’de ve cemaatindeki şahsı manevide ancak içtima edebilir” diyor. İkisini ayırmış ve izah etmiş inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın kardeşim bir kere bu konuların okunmasının yasaklanmasında bir uğursuzluk var zaten, bir anormallik var. Buradan şüpheye düşsün kardeşlerimiz. Mehdi (a.s.) ile ilgili bütün eserleri okuyun, satılıyor. Ama Risalei Nur’dan okunması yasak. Konuşulması yasak, şerh edilmesi yasak. Yani bunda bir uğursuzluk, bir anormallik görmüyor mu kardeşlerimiz. Bu gariplik var. Ama her zaman diyorum; samimiyetinden, iyi niyetinden, cahilliğinden yapanları tenzih ediyorum değil mi? İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir fetva var Hocam, Oktar okumuştu.
ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşim fetva, Peygamber söyledikten sonra ne fetvası? Buhari, Müslim, Tirmizi İbn-i Mace, Süneni Nesei... Binlerce hadis var Mehdi (a.s.) ile ilgili yani fetvayla niçin olay kesinlik kazansın. Fetva neden olur? Yeni çıkan bir konu vardır. Ümmet hüküm veremiyordur, ne olacağına karar veremiyordur. Kıyas yapılır, bir benzeri bulunur. Oradan ulema bir fetva verir. Böyle bir durum yok ki, fetvalık konu olsun. Fetvayı onu bırakın, öyle bir şey yok. Bir de Ehl-i sünnet inancındayız biz, Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi dört mezhep fetvayı vermiş. Yani mezhep imamları fetvası var. Açık, aleni fetvası var. Mezhep İmamının üstüne, mezhep imamına bağlı bir kişinin verdiği fetva ne oluyor onun yanında? Onun imamı vermiş fetvayı zaten, fetvalık bir şey yok. Oktar bana bir münafık ayeti söyle, açıklayayım inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Tamam inşaAllah Hocam, derhal.
ADNAN OKTAR: Bak, şeytandan Allah’a sığınırım. Ayette, Zuhruf Suresi 57, “Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak verilince, senin kavmin” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in kavmine “senin kavmin” diyor Cenab-ı Allah. “Hemen ondan (keyifle söz edip) kahkahalarla gülüyorlar” diyor Allah. Ahir zamana geliyoruz, diyor ki; “Hz. İsa (a.s.) nüzul edecek” diyoruz. Adam gülüyor, bak ayet ne diyor; “Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak verilince, senin kavmin hemen ondan (keyifle söz edip) kahkahalarla gülüyor.” Ama gülmeleri boğazına tıkanacak. Benim bildiğimi bilseler tıkanmayla da kalmaz. Bak, “Dediler ki; ‘bizim ilahlarımız mı daha hayırlı, yoksa o mu?’", Bak, İsa (a.s.)’ya karşı bir nefret var içlerinde, gelmesinden rahatsızlar. “Onu yalnızca bir tartışma-konusu olsun diye (örnek) verdiler”. Sırf konuşsun, gevezelik yapsınlar. “Hayır, onlar 'tartışmacı ve düşman' bir kavimdir”, sırf böyle çıkar lak lak konuşur. Televizyona çıkar, bilmem. “Düşman bir kavimdir” diyor Cenab-ı Allah. Yani Hz. İsa (a.s.)’a, Mesih (a.s.)’e karşı, İslam’a karşı düşman bir kavim. Ama o kişileri, Cenab-ı Allah’ın kastettiklerini söylüyor Cenab-ı Allah. Bak Hz. İsa (a.s.)’dan şimdi ne diyor? Cenab-ı Allah 57. ayette “Meryem oğlu (İsa) bir örnek olarak verilince, senin kavmin hemen -Hz. İsa’dan- (keyifle söz edip) kahkahalarla gülüyorlar”, 61. ayette diyor ki Cenab-ı Allah devamında “Şüphesiz o, -Hz. İsa Mesih- Kıyamet için bir alamettir” diyor. Kıyamet alametidir değil mi? Yani halk tabirinde bir tabir vardır, yutmucuk olacaklar. Yutamayacaklar yani böyle gırtlağında kalacak inşaAllah. “ Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur.” “Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın”, Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulünden yana hiçbir kuşkuya kapılmayın anlamına geliyor aynı zamanda. “Kıyametten” diyor ama parantez içerisinde, konu Hz. İsa (a.s.) zaten değil mi? Kıyamete de bakıyor ama aynı zamanda Hz. İsa (a.s.)’ya da bakıyor. Yani “onun nüzulünden yana yani onun Kıyamet alameti olmasından yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve bana uyun. Dosdoğru yol budur” diyor inşaAllah ayette. “İsa, açık belgelerle gelince, dedi ki; ‘ben size bir hikmetle geldim’”, açık belge ne, Kuran’la gelecek. Ve ne diyecek Hıristiyanlara; “ben size bir hikmetle geldim, Kuran’la geldim” diyecek. “ Ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için”, “Ortodoks, Protestan, Evanjelik paramparça olmuşsunuz” diyecek Hz. İsa (a.s.), “bunların hiçbirine gerek yok doğru yol Kuran’dır” diyecek. "Ben size bir hikmetle geldim ve hakkında ihtilafa düştüklerinizin bir kısmını size açıklamak için de.” Onun için Allah beni nüzul ettirdi, diyor. Kuran’ın bir anlamı da budur, bir işareti de budur. “Öyleyse Allah'tan sakının ve bana itaat edin". Tam itaat edecekler, tam itaat inşaAllah. "Şüphesiz Allah, O, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir”, “ben Allah değilim” diyecek Hz. İsa (a.s.). “Sizin de Rabbiniz, benim de Rabbim” diyecek. “Şu halde O'na kulluk edin, bana kulluk etmeyin (Allah’a kulluk edin)” diyecek. “Dosdoğru yol budur. Sonra, içlerinden birtakım fırkalar ihtilafa düştü. Artık, acı bir günün azabından vay o zulmetmiş olanlara”, kıyamete yakın yeniden sapıtacaklar Kuran ona işaret ediyor. “Vay o zulmetmiş olanlara” diyor. Zaten ne anlama geldiğini o zamanki nesil görecek inşaAllah.
“Selamun aleyküm Hocam lütfen ivedilikle cevap bekliyorum. Tarikat bitti, dediniz. Benim Mahmut Efendi Hazretleri’nden dersim var, ne yapmalıyım? İman ve Kuran’a hizmet etmek istiyorum. Güray.” Güray kardeşim Mahmut Hocamız ne diyor sana “Kuran’a tabii ol, sünnete tabii ol, Allah’ı zikret” diyor. Bunlar çok güzel, çok hoş. Ama Mahmut Hocamız’ın şeyhi, mürşidi, büyük veli, büyük alim, çok değerli insan değil mi, ne dedi, ne yaptı? “Ben halifeliği vermiyorum” dedi. “Ben halifeliği vermiyorum” dedi. Niye vermiyor? Çünkü Mehdi (a.s.) zuhur etti. Mehdi (a.s.) vakti yani gerçek bir şeyh bunu yapar. Mesela Seyid olan şeyhler hep bunu yaptılar. Kadiri tarikatı mensupları hep bunu yaptılar. Bütün mürşidler, bütün şeyh efendiler hep bunu yaptılar. Tarikat bitti demek, tesbih duracak, namaz duracak, Kuran duracak anlamında değil. Mahmut Hoca çok muhterem mübarek bir insan, ben tanırım. Elini öptüm, kaç defa sohbetinde bulundum. Çok değerli, mütevazı, mazlum bir insan. O ne der; Kuran’a uyun der, hadise uyun der ve Paygamberimiz (s.a.v.)’in sünneti olan tesbihleri yapın, der. Başka da bir şey dediği yok. Ben de yapıyorum bunu herkes yapıyor inşaAllah. Dolayısıyla doğru yoldasın devam Güray kardeş inşaAllah devam, inşaAllah.
Ali Haydar efendi (k.s.) heybetli, büyük Osmanlı alimiydi ve huzur Hocasıydı. Padişahlar karşısında iki büklüm oluyor. Ders dinliyorlar. Efendimle konuşuyorlar karşısında, böyle bir insan. Cübbeli çıktı ne dedi? “Efendim şimdi Ali Haydar Efendi hilafet vermedi Mahmut Hocamıza”, yazılı biliyorsunuz hilafet verilir, yazılı, silsilename ile verilir, vermedi. “Niye vermedi biliyor musunuz” dedi. “Gelininden korktu da onun için” dedi. Bak kafaya bak kafaya, maytaplarla çıkan kafa işte bunu yapar yani akla bak. Koskoca Osmanlı yiğidi, huzur Hocası, derin veli, derin alim bir insan, gelininden korkacak da yüzlerce senelik silsileyi durduracak. Nerede görülmüş böyle, en fazla Allah’a bir can borcu olur, canını verir. Gelininden ne korkacak, şu iş mi? Şu ifadeye bak sen. Ve insanlara olaylara, dine, tarikata bakışına bak Cübbeli’nin bundan artık anla yani. Ne anlıyorsan anla yani inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Mahmut Efendi Hazretleri daha evvel de zikretmiştik Hocam size sevgisini, muhabbetini belirtmek için o gün beraberken daha uzun kalmanız için size ikinci kahveyi ikram etmişti Hocam.
ADNAN OKTAR: O benim canım Hocam, o çok muhteremdir. Elinden yüzünden nur akar, çok nezih, kibar, saygılı, efendi, mütavazı, mazlum, şöhretten kaçınan, hiç öyle şeylere girmez. Ve bütün İslam aleminde çok sevilen bir insan. Bizlerin de çok sevdiği bir insandır. Ali Haydar Efendi veli, ama ne veli yani. Bakın adı gibi emin Mehdi (a.s.)’nin çıkacağından hicri 1400’de hilafet vermiyor. Bu çok büyük bir keramet, onun da kerameti değil mi? Muhammed Raşit Erol Hazretleri ve onun mürşidi büyük veli insan, neler dediler. “Çağımız Mehdi (a.s.) çağı, bizim görevimiz bitti” dediler. “Tarikat bitti” diyorlar inşaAllah. Bütün feyzleri, bereketleri Mehdi (a.s.) kanalıyla alıyorlar. Daha önce şeyhi kanalıyla alıyorlardı. Silsile ile alıyorlar. Ama şu an doğrudan kaynak Mehdi (a.s.)’dir. Bütün dünyaya feyzler, bereketler, nur Allah’ın dilemesiyle Mehdi (a.s.) kanalıyla yayılıyor inşaAllah. Allah’ın Hadi isminin tecellisidir Mehdi (a.s.) adı üstünde inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah siz daha iyi bilirsiniz Hocam. Mevlana Halit Hazretleri de söylüyor. “Tarikatımız Hz. Mehdi (a.s.)’ye kadardır, ona icabet edilecektir.”
ADNAN OKTAR: Tabii bak, Mevlana Halidiye kolu zaten Mahmut Hocamız’ın kolu halidiye koludur. Çok net söylüyor Mevlana Halit “Mehdi (a.s.) zamanına kadardır nakşibendi tarikatı”. İmam Rabbani Hazretleri de diyor açık Sultan-ı evliyadır değil mi? Bin yılın müceddididir. “Bu silsile tamam ve tekmil ola Mehdi (a.s.)’de” diyor. Bak ikinci bin yıl olayını Hocamız, mübarek çok şahane açıkladı. İmam Rabbani Hazretleri “bin yıl bittikten sonra, ikinci bin yıla giriliyor” diyor. “İkinci bin yılda Mehdi (a.s.) zuhur edecek” diyor. Bir kısım Hocalar ne yapıyorlar, sağolsun mübarekler. Araya bir bin yıl daha ilave etmişler ekstradan, oradan geçiyor ikinci bin yılını da bitirmiş, üçüncü bin yıla geçmişler.
OKTAR BABUNA: “Bin yıl daha var” diyorlar.
ADNAN OKTAR:Zaten bu durumdaikinci bini yok sayıyor, şu an ikinci bin yılın içinden çıktık biz. Bizi başka bir aleme götürdü Hoca şu an. Bin yılı tarihten çıkarttı. Mehdi (a.s.) paniğinin sonucudur bunlar veyahut bilgisizlikten veyahut yanlış anlamadan veyahut bizim bilmediğimiz bazı nedenlerden inşaAllah. Var mı onun filmi?
OKTAR BABUNA: Bende hazır Hocam, isterseniz.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak, “200 alamet var. Hiçbiri çıkmadı” diyor. Şimdi bu 200 alametin hemen hemen tamamı çıktı. Hocam diyor ki; “500 sene sonra bir daha çıkacak, bu alametleri o zaman kabul ederim” diyor. Hocam 500 sene sonra olsa sence kabul eder mi?
OKTAR BABUNA: Etmez Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah-u alem etmez. Şimdi kabul etmeyen, 500 sene sonra niye kabul etsin. Bütün alametler çıkmış. “Deccal yok, meccal de yok. Hiçbir şey yok” diyor. Peki 6 buçuk milyar insan niye delalete düştü o zaman meccal yoksa? Niye perişan vaziyette değil mi? Mesela bak, Hocam diyor ki “müzik haramdır” diyor, çıkıyor. Her türlü nefesli sazlar, yaylı sazlar işte ud, keman, klarnet, cümbüş hepsi haramdır, diyor. Radyoda çıkıp konuşma yapıyor. 10 saniye sonra sazlı, sözlü, vur patlasın çal oynasın program başlıyor. TGRT’de de öyle mesela söylüyor onun arkasından efendim çeşitli sanatçılar çıkıyorlar bayan sanatçılar da, bey sanatçılar da sazlı, sözlü, dansözlü artık neyse eğlence programları başlıyor. Şimdi biz ne diyelim bu duruma? “Deccal, meccal de yok” diyor Hocam. “Hiç bir şey yok” diyor. Hayır, ben müzik dinliyorum o ayrı mesele. Fasıldan çok hoşlanırım canlı fasıldan, kendim de söylerim ayrıca söyleyeyim. Güzel de söylerim inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sesiniz çok güzel inşaAllah. Dinleyenler olabilir, kimse bilmiyor zaten de inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, çünkü nefsi dinlendirir müzik, ruha gıdadır. Ferahlık verir. Güzel nida, güzel seda açar nefsi inşaAllah. İbadete kuvvet bulursun inşaAllah değil mi? Allah yolunda hizmete kuvvet bulursun. Neşe, bir ferahlık verir inşaAllah.
Bak, ne diyor; “Her yüzyılda gelenler nebi gibidir. Ama her bin yılda gelenler resul gibidir”, yani “ulül azim Peygamber gibidir” diyor. Mehdi rivayetlerde bütün Peygamberlerin özeti yani ulül azim Peygamber gibi inşaAllah. Gelmiş geçmiş bütün Peygamberler gibi inşaAllah. Peygamber değil ama Peygamber gibi inşaAllah, kendisi söylüyor. İmam Rabbani’nin o yazısını göstersene bana.
OKTAR BABUNA: Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Kameraya göster, ben oradan okurum.
OKTAR BABUNA: İmam-ı Rabbani Hazretleri’nin Mektubat-ı Rabbani 628. sayfada İmam Rabbani Hazretleri şöyle buyuruyor; “Bu ümmetin ahirliği, ikinci binin başlaması ile başlar. Yani: Resulullah (s.a.v.) Efendimiz’in irtihalinden yani vefat etmesinden itibaren.”
ADNAN OKTAR: Ne kadar oldu Peygamberimiz (s.a.v.) vefat edeli?
OKTAR BABUNA: 1420 sene inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: 1420 sene oldu. Şimdi ben çok özür diliyorum sana bir soru soruyorum. Bin bitince, iki bin gelmiyor mu?
SUNUCU 2: Evet.
ADNAN OKTAR: Hocam “iki bin gelmez, üç bin gelir” diyor nasıl yapacağız. Hayır bilemiyorum yani anlayamıyorum. Bir de sana sorayım hakikaten samimi olarak soruyorum. Bin bitince ne geliyor?
SUNUCU: İki bin geliyor inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Hocam “üçüncü bin gelir” diyor. İnanılır gibi değil, bu ne demek bu? “Dolayısıyla en az 500 sene var” diyor. Kardeşim bini bir gün geçse ikinci bine geçmiş olursun değil mi? İki bini de bir gün geçerse üç bine geçmiş olursun. Bu bu kadar açıktır. Tamam 1420 sene geçtiğine göre; demekki ikinci bine girmişiz 420 sene de geçmiş. Suyuti’nin hadislerini de alırsak 7000 bin yılla ilgili hadisleri değil mi? “5600 senesi geçmiştir” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.), 1400’le, 1500 yılın arasında başka bir vakit yok Ehli sünnet inancına göre, hiçbir şekilde mümkün değil.
Bana uzun yazı yazan kardeşlerimiz, önce bir kısaca özetini yazarlarsa, bütün yazıyı baştan başa okumamıza gerek kalmaz inşaAllah.
“Selamun aleyküm Hocam maşaAllah ilminiz herkese ışık tutuyor, karanlıklar aydınlanıyor” diyor. Allah aydınlatıyor, bizleri vesile ediyor. Biz Allah’ın zavallı kullarıyız. Kader de Allah bizi değil mi, böyle görevlendirmiş. Daha anamızdan doğmadan bu konuşmaları biz zaten yapmışız, değil mi? Kader içinde konuşuyoruz, yoksa biz müstakil bir aklımız, gücümüz olmaz. “Allah sizden razı olsun Hocam. Sorum şu; geçenlerde Habertürk’te Bayraktar Bayraklı Hoca Hz. Meryem’in hem kadınlık hem de erkek spermi üreten bir vücut yapısından bahsetti ve bazı canlıların bu özellikte olduğunu anlattı. Hz. İsa (a.s.)’nın doğumunun da bu şekilde olduğunu söyledi. Bunun hakkında düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum”. Bayraktar Bayraklı tarzı Hoca efendiler yeni yani bu yüzyılda zuhur buyurdular. Hemen hemen her konuda böyle kendilerince biraz bilimsellikle konuları açıklamaya çalışıyorlar. Hz. İsa Mesih (a.s.), Hz. Cibril (a.s.) ile Hz. Meryem karşılaşmıştır. Görmüştür onu, bakın bir mucize meydana geliyor. Hz. Cibril (a.s.)’i görüyor. “Senden Allah’a sığınırım” diyor değil mi? Ve Cenab-ı Allah, Hz. Cibril (a.s.)’i orada görevlendiriyor. Allah’ın ruhundan üfürüyor. Ve tamamen mucize olarak meydana gelmiştir. Yani yok işte vücudu spermle, bu nereye getirecek sonunda lafı? Cibril (a.s.)’e de gerek yok, mucizeye de gerek yok. Böyle bir şey yok. Alenen mucize olarak olmuştur.
OKTAR BABUNA: Bayraktar Bayraklı Hocamız Habertürk’e çıkıp alenen evrimi de savunmuştu Hocam, Habertürk’teki programda.
ADNAN OKTAR: Evet, aslında ben böyle hocalara, hoca mı, din adamı mı, bilim adamı mı ne?
OKTAR BABUNA: İlahiyatçı.
ADNAN OKTAR: İlahiyatçı evet. Kişiler çıktığında zaten malum olmuyor mu? Bu kişiler zaten malum, niye oturup bunlara böyle cevap vermek durumunda kalıyorlar ben anlamıyorum yani değil mi? Ehl-i sünnet kitapları, eserleri ortada açıklanıyor. Kuran zaten konuyu çok net anlatıyor. Ben çocukluğumdan beri bilirim, herkes bilir. Hz. Meryem mucize olarak hamile kalmıştır. Cenab-ı Allah ruhundan üfürmüştür. Cibril (a.s.) kanalıyla. Şimdi bunu burada aklı yatmayan bir insan o zaman diyor ki; “insanlar da evrimle meydana gelmiştir.” Peki diyoruz, Bayraktar Bayraklı Hocaya “insanlar evrimle, Melekler neyle meydana geldi?” Cevap yok, “cinler ne ile meydana geldi?” Ona da cevap yok. “Cennetin tahtları, evleri, bahçeleri evrimle mi meydana geldi?” Ona da cevap yok. Geçenlerde o bir şahıs var böyle gözlüklü, ilginç bir adam Aziz Bayındır mı?
OKTAR BABUNA: Abdülaziz Bayındır.
ADNAN OKTAR: Abdülaziz Bayındır evet. O da o tarz. Bunlar malum insanlar yani baktığında anlaşılıyor zaten. Karışık bir şey yok ki. Neye karşı çıkacaklar, ne konuşacaklar belli. Mucizelere aklı yatmayan insanlara, bilimsel yönden güya konuları açıklayıp onlara bak böyle oldu, şöyle oldu. Kardeşim velev öyle bile olmuş olsa, dediği gibi olsa yine mucize olmuş olur. Her halükarda mucize olmuş olur değil mi? Dolayısıyla Hocalar, eğer sorulursa bunlara “Cennette diriliş nasıl oluyor?” diyorsun. Hatta Cübbeli de öyle bir şeyler anlatıyordu. “Önce bir sıvı mı” diyor. “Yeryüzüne kaplanacak, ondan yavaş yavaş gelişecek insanlar” bir şeyler anlatıyordu. Uzun uzun anlatıyor. Bak, “Allah “ol” der olur” diyor. Ayette var, açık. Adamlar birden ayağa kalkıyor. “Kim bizi buradan yatırdığımız yerden kaldıran” diyorlar, şaşırıyorlar değil mi? Niye hayret etsin bir adam yavaş yavaş gelişmiş olsa, birden kalkıyorlar adamlar. Hayret ediyorlar inşaAllah. Aslında şöyle yapsınlar kardeşlerimiz böyle meşhur malum tipler var. Bence, Allah bir demelerine inansınlar, Muhammed (s.a.v.) onun resulüdür demelerine inansınlar. Ondan gerisine pek yani.. Açsınlar fıkıh öğrenmek istiyorlarsa Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihal kitabına baksınlar. Kuran öğrenmek istiyorlarsa da Ali Bulaç Hocamızın Kuran meali var çok güzel. Onun dışında iman hakikatleri öğrensinler, Risalei Nur Külliyatını okusunlar, onu tavsiye ederim inşaAllah. Çünkü bu kişilerin açıklamaları bitmez. Bunlara cevap da bitmez. Şimdi onlar bir şey söyleyecek, biz açıklayacağız değil mi? Dini konuları tenzih ederim. Derler; “hani bir akıllı su bardağının içerisine bir şey bırakır. İnsanlar da gelir onu çay kaşığı ile çıkarmaya çalışır” derler. Şimdi bu hesap oluyor. Şimdi hangi biriyle biz şey yapalım yani değil mi? En iyisi Allah razı olsun, teşekkür edip şey yapmamak yani, mesela bak konuşuyorlar, Kuran’a, dine muhalif ciddi bir şey varsa cevabını veriyorum. Onun dışında pek muhatap olmuyorum işin doğrusu. Malum yani çünkü. Allah aşkı var mı -bir kısmını söylüyorum, bazı kişilerde- ben ona bakarım. Allah’a sevgi var mı, şefkatli mi, vefalı mı, güzel huylu mu, insancıl mı, mütevazı mı? Azgın ve enaniyetliyse olmaz, vefasızsa olmaz, Allah’a karşı son derece mütavazı, boyun eğici mi ben ona bakarım. Değilse, bitti, değil mi? Allah’tan korktuğu buram buram anlaşılıyor mu anlaşılmıyor mu? Ben ona bakarım. Bu varsa tamam. Yoksa yani zaten her şeyi söyleyebilir.
Bir de bu Hocaları tenzih ederim. İlahiyatçı olmak, mesela Amerika’da ilahiyat Hocaları var. Ateist ilahiyatçılar var. Mesela Kuran kürsüsü vardır. Hadis kürsüsü vardır. Adam Kuran uzmanı ama ateist. Mesela sahabe dönemi üzerine ihtisas yapmış, uzmanları vardır, Amerika’da. Yüzlerce böyle ateist uzman vardır ve ilahiyatçı bunlar. Uyalım mı şimdi biz bu adamlara? Uymayız, Hocalarımı tenzih ediyorum. Her okuyan, her anlatan, illa dinlenecek diye bir şey yok. Okuyan ve anlatanın aşkına bakarım ben, tutkusuna, Allah’ı deli aşık olarak seviyor mu? Allah’a kendini tam teslim etmiş mi? Aşkla, şevkle, İslam ahlakının, Kuran ahlakının dünyaya hakimiyeti için gayret ediyor mu? Mütevazı ve mazlum mu? Güzel huylu mu? Sevecen mi, değil mi? Sevgi doluysa, coşku doluysa ben onu zaten görürüm. Yoksa böyle bağırıp çağırmakla bunlar olmaz inşaAllah, evet.
OKTAR BABUNA: Ama Allah razı olsun. Sizin vesilenizle meydan boş değil Hocam. Bu bazen bir iki kıpırdananlar olduğu zaman böyle cevap verince hemen hop hop havalara hoplayıp geri kaçıyorlar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah’ın izniyle yamukluk yapanı zımbalarım. İlimle, fenle bunu açıkça söyleyeyim yani inşaAllah.
Bana bir Kuran ayeti söyle anlatayım.
OKTAR BABUNA: Tamam söylüyorum Hocam inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sözleşmelerini bozmaları nedeniyle, onları lanetledik ve kalplerini kaskatı kıldık. Onlar, kelimeleri konuldukları yerlerden saptırırlar. (Sık sık) Kendilerine hatırlatılan şeyden (yararlanıp) pay almayı unuttular. İçlerinden birazı dışında, onlardan sürekli ihanet görür durursun. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever.”
ADNAN OKTAR: Bu ayeti açıklamıştım. Şerh edip açıklamadığım bir ayet bulmaya çalış.
OKTAR BABUNA: “(Münafıklar) Onlara seslenirler: "Biz sizlerle birlikte değil miydik?" Derler ki: "Evet, ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz, (Müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını) gözetip-beklediniz, (Allah'a ve İslam'a karşı) kuşkulara kapıldınız. Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı. Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geliverdi; ve o aldaltıcı da sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak, hatta masumca sizden görünerek) aldatmış oldu."
ADNAN OKTAR: Şimdi ayeti parça parça bana söyle.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. “(Münafıklar) Onlara seslenirler: "Biz sizlerle birlikte değil miydik?"
ADNAN OKTAR: Şimdi münafıklar Ahirete gittiklerinde bu avanaklar, bir kısım bilgiyi unutuyorlar. Bunların kafa o kadar şey yapmıyor veyahut anlamazdan geliyorlar. Hakikaten Müslümanlarla birlikte oldukları bir dönem var. Ama Müslümanlara karşı yaptıkları savaşı, verdikleri mücadeleyi ve küfürle işbirliklerini bir kenara koyuyorlar. “Sizinle birlikte değil miydik?” diyorlar. Her münafığın belirli bir Müslümanlarla kontakt dönemi vardır. Bağlantı dönemi vardır yani onlarla konuşur, birlikte olur, yer, içer, sezdirmez yani böyle sayfa arasına girmiş at sineği gibidir. Fark edilmez o anlaşıldı mı? Evet, devam et.
OKTAR BABUNA: “Derler ki; ‘evet, ancak siz kendinizi fitneye düşürdünüz’”.
ADNAN OKTAR: Müminler diyorlar; “siz kendinizi fitneye düşürdünüz”, çünkü normalde bir şey yok fakat kendisi iblis ruhuyla baktığı için kendi kendine şeytani bir modun içerisine sokuyor. Şeytani bir karakterin içerisine sokuyor. Evet.
OKTAR BABUNA: “Müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını gözetip-beklediniz”.
ADNAN OKTAR:Bak bu çok önemli, “Müslümanları acıların ve yıkımların sarmasını beklediniz”, nereden bekliyor? Dışarıya çıkıyorlar. İt gibi kaçmalarının, uyuz it gibi kaçmalarının sebebi budur. Uyuz it de mesela bir yerde gürültü falan hissederse hayvan kaçar. Kulaklarını dikerek değil mi? Kuyruğunu da kıstırır. Uzaktan dehşet içinde bakar olay yerine doğru. Hem uzaklaşır hem de kaçar. Münafıklar da böyle. Uyuz it gibidir yani. Hem böyle kuyruğunu kıstırır uzaktan bakarak kaçar. Müslümanları acıların sarmasını bekliyorlar. Acı nedir? Hapsedilmek, dövülmek, sövülmek, hakarete uğramak, ekonomik yönden açmaza girmek, çökmesi inşaAllah. Bunun için neye ihtiyaç vardır? Münafığın neye ihtiyacı vardır. Bir kere en üst noktaya çok önem verir münafık, imam, lider, baştaki kişi kim. Ahir zamanda kime odaklanacak Mehdi (a.s.)’ye. Yani birinci hedefi odur. İkinci hedef nedir? Mehdi (a.s.)’nin çevresindeki has talebeleri. Üçüncü hedefleri biraz daha onun altı. Ve en zayıf gördükleri. Bakın iki uç noktaya saldırır. Mehdiyete üstten, en zayıf gördüklerine de kendine çekmek için alttan saldırır. Yani tabanda, tabanda bunları görür. Tabandan saldırı da odur. Zayıf gördükleridir. Mehdi (a.s.)’ye de üstten saldırmaya çalışır. Acıların ve felaketlerin sarmasını beklemesi bu yani her türlü kötülüğün onları saracağını düşünür. Kendilerinin zaten korkmasının nedeni o. Onlar hep bir korku ve bela korkusu içerisindeler. Yani bir gün bir bela gelecek, bir gün korkacağı bir şey olacak. O yüzden kaçar zaten. Ama kaçtıktan sonra da şimdi kendi kurtulduğunu düşünüyor ya Müslümanlara da bela ve korku gelmezse kaçmasının bir anlamı olmamış oluyor onun için. Onun için Müslümanlara bela ve acının gelmesi için uğraşır, gayret eder. Muhbirlik yapar, şahitlik yapar, ahlaksızlık yapar, müşriklerle beraber olur. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün mensuplarıyla da olur, hepsiyle olur. Basından bir kısım şerefsizleri bulur. Yayından bazı şerefsizleri uygun bulduğu tipleri. Onlarla onları felaketlerin sarması için uğraşır. Felaket sarmadığı müddetçe de o bunalır, çok canı yanar. Çünkü gitmesinin bir anlamı kalmamış oluyor, bir. İkincisi de onlar durduğu müddetçe ondan intikam alınmasından korkar yani aşağılanmaktan, haysiyetsiz konuma düşmekten. Çünkü Allah’ın karşısında konuyu açıklayamayacağını düşünür. Çünkü bir Müslümanlar var halis, bir de kendi kansız ve şerefsiz. Herkesi de kendi konumuna getirmek için gayret eder ki Allah’a karşı bir açıklaması olsun. Açıklayabileceğini düşündüğü. Zayıf da olsa bir inancı vardır. Şeytanın da öyle bakın; “ben Allah’a inanıyorum” diyor şeytan. “Ben sizi çağırmadım, korkarım da ben Allah’tan” diyor. Ama nerede diyor? Cehennemde söylüyor, inşaAllah. Devam et.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. “(Allah'a ve İslam'a karşı) kuşkulara kapıldınız.”
ADNAN OKTAR:Allah’a ve İslam’a karşı bak en başta Allah’tan şüphe ediyor. Allah’tan şüphe ettiği için Kuran’dan şüphe eder. Onun için münafıklar Kuran’ı çok detay detay araştırırlar. Kuran’da bir açık var mı? Bir eksik var mı? Müslümanlara karşı kullanabilecekleri bir izah var mı? Yani münafıklar bayağı kültürlü olur, bilgili olurlar. Ama sırf İslam’la mücadele etmek için. Müslümanlarla mücadele etmek için kullanırlar. Gece gündüz okurlar. Kuran’a inanamadıkları için hem Kuran’dan şüphe ettikleri yerleri araştırırlar. Hem de Müslümanları nereden vurabileceğini araştırır. Yani Kuran’la hadisle çünkü dinden başka bir şeyle vuramayacağını düşünür. Oradan bir şeyler yapmaya çalışır. Yani onun içinde dilini eğip bükmesi gerekir. Helalleri haram yapması gerekiyor. Haramları helal yapması gerekir. Bunun için gayret eder. Kuran buna işaret ediyor.
OKTAR BABUNA:“Sizleri kuruntular yanıltıp-aldattı”.
ADNAN OKTAR:Hep kuruntu içerisindedir. Yani böyle biraz siniri bozuk tipler olur ya böyle. Bu çok uç safhada böyle sapık cins vardır böyle. Paranoyak manyak bir kişiliği vardır. Aynı İblis gibi, şeytan gibi. Sürekli şüphecidir. Kuran’dan şüphe eder. Allah’tan şüphe eder. Peygamberden şüphe eder. Kendinden şüphe eder. Yani klasik manyaktır. Şeytanın özelliğidir. Şeytanla aynıdır münafık. Yani münafık şeytanın insan şeklidir. Bir de şeytanın cin şekli vardır. Cinin münafığı şeytandır, anlaşıldı mı? İnsan da insi şeytan olmuş oluyor. Münafık olduğunda. İns şeytandır inşaAllah. Devam et.
OKTAR BABUNA: “Sonunda Allah'ın emri (olan ölüm) geldi ve o aldatıcı da sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak, hatta masumca sizden görünerek) aldatmış oldu."
ADNAN OKTAR:Bak, o aldatıcı şeytan. Münafıkların asıl arkadaşı, dostu. Nasıl aldatıyor? Allah ile aldatıyor. Münafık nasıl aldatıyor? O da Allah ile aldatıyor. Müslümanlara karşı neyi kullanıyor? Kuran’ı kullanıyor. Hadisi kullanır. Müslümanları parçalamak, bölmek, etkisiz hale getirmek, kuşkuya düşürmek, tedirgin etmek, mağlup etmek için vargücüyle gayret eder. Etkili oluyor mu?
OKTAR BABUNA:Olmuyor Hocam hiç.
ADNAN OKTAR:Olmuyor değil mi? Kaplanın üzerinde gezinen at sineği gibidir o. Yanaşamaz. Sadece havalarda tur atar, inşaAllah. Devam et.
OKTAR BABUNA:Bu ayet bu kadardı Hocam. Başka bir ayet okuyayım. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ayetlerimizi etkisiz bırakmak için çaba harcayanlar; işte onlar da azabın içine getirilmişlerdir”.
ADNAN OKTAR:Kuran’ın hükmü mesela İslam ahlakının dünya hakimiyeti var. Bunu nasıl etkisiz hale getirebiliriz? İttihad-ı İslam’ı nasıl ortadan kaldırabiliriz? Mehdi (a.s.)’nin çıkışını nasıl durdurabiliriz? Deccalin varlığını insanların gözünden nasıl gizleyebiliriz? Deccal yok diyecek, deccali gizleyecek. Tabii saflığından, cahilliğinden yapanları tenzih ediyorum. Mehdi (a.s.)’yi nasıl gizleyecek? Müslümanların şevkini ve heyecanını nasıl kıracak? Bununla ilgilenir münafık. Ama o arada da münafık boş durmaz. Münafığın ana silahlarından birisi de dürüst görünmesidir. Çok dürüst görünmeye çok özen gösterir münafık. Hep yeminle başlar Kuran’da dikkat ederseniz, hep yemin. Münafığın özelliğidir. Yani dürüst görünmeye çok önem verir münafık. Dürüst ve samimi görünmeye gayret eder kendince. Ama üst göğsünde elbise var ama sırtında elbise yoktur münafığın. Haberi bile yoktur yani, öyle gezer o. O hiçbir şeyden haberi olmaz. Elbise önde vardır arkada yoktur. Böyle sırt tarafında. Müslümanlar tarafından da çok rahat o ahlaksızlığı ve kansızlığı fark edilir. Bakın dürüstlük görüntüsü. Ne diyor Peygamberimiz (s.a.v.)? “Tebliğe çıkalım dini yayalım” diyor. Havaya bakıyor bunlar meteoroloji uzmanı gibi “hava çok sıcak” diyor. “Bu sıcakta çıkılmaz” diyor. Tam ahmak, tam şeytan iblis karakteri. Peygamber nasıl bilmez havanın sıcak olup olmadığını? Sahabeler nasıl bilmez, değil mi? Yani çok kolay bir bilgiyi buluş gibi anlatır münafık? Onu bir akıl alameti olarak görür. Müthiş ahmaktır. Halbuki orada asıl amacı kaçmak. Canı tatlı, gelmeyecek. Gelmemek için güya insani bir bahane bulur. Mesela dese ki Peygamberimiz (s.a.v.) “olsun sıcakta gel” dese. Diyecek ki işte “ben rahatsızlanıyorum, hasta olmamı mı istiyorsun” diyecek. Nasıl haşa bir imamlık ki diyecek benim hasta olmamı istiyor diyecek ve imamı kendince halkın gözünde haşa küçük düşürecek. İnsanları korumayan insan konumunda gösterecek. Münafık konuları çok şeytani seçer. Bak mesela çok şeytani bir şey seçmiş oluyor. Mesela yine mücadeleye, tebliğe çıkılacak Allah’ın dini yayılacak. Diyor ki; Peygamberimiz (s.a.v.) “haydi sabahtan kalkın” ayette de var. “Sabah erkenden onları kaldır teşvik et” diyor, Cenab-ı Allah mealen yaklaşık söylüyorum. Ya Resulullah diyor; “benim evde çocuklar ve hanım var, dedem var, akrabalar var. Ev açık ben gidersem onlara kim bakacak” diyor. Peygamber (s.a.v.)’in çocuğu yok mu? Hanımları yok mu? Sahabelerin yok mu? Hepsinin var. Şimdi Peygamber (s.a.v.) onu götürse ne diyecek; “bile bile –haşa- Peygamber beni çocuklarımdan, dedemden, ailemden ayırdı. Ailemi parçaladı. Onları kontrolsüz ve savunmasız bıraktı. Dolayısıyla onun haşa Peygamberliği şüpheli” diyecek. Öyle bir mantık geliştirecek. Böyle kansızdır. Mesela aile gibi, insanların sağlığı gibi, insanların geleceği gibi, akrabaları gibi konuları böyle insanların yüzyıllardan beri, binlerce yıllardan beri hassas olduğu konuları münafıklar kullanır. Peygamberi aileye karşı gibi gösteriyor, insanların sağlığına, sıhatine önem vermiyor gibi gösteriyor, anlaşıldı mı? Dolayısıyla haşa egoist gibi gösteriyor ki onun Peygamberliğini şüpheli hale getirsin. Eğer Peygamber (s.a.v.) mücadeleye çıkmasa, tebliğe çıkmasa sen aileni komple kaybedeceksin, değil mi? Ahmak, bir tek onu da değil diğer aileleri kaybedeceksin. Onu durdurmak için Allah’ın Resulü gayret ediyor. Allah için ve vahiy ile hareket ediyor, Allah emrediyor, Allah’ın dediğini yapıyor. Ama o ahmak bunu düşünmez işte. Kendi gibi ahmaklara bunu empoze etmeye çalışır. Dolayısıyla kendini çok akıllı zanneder münafık. Ve hep böyle kendince hassas konuları bulmaya çalışır; o zaman buna ne diyeceksin, mesela ona cevap verirsin, o zaman buna ne diyeceksin, hep bu kafadadır ve yüzyıllardan beri bu hiç değişmemiştir. Buna karşı çok akıllı olmak lazım yani Müslümanlardan da zayıf olanları kendince seçip, kendine taraftar etmeye çalışır. Münafığın muazzam bir dedektör gibi seçme kabiliyeti vardır. Müslümanlar buna çok uyanık olucaklar, çok dikkatli olacaklar inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam ne anlatayım.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam,her biri birbirinden güzel konularla maşaAllah bugün herkesi de ihya ettiniz, hepimizi Hocam inşaAllah, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Şimdi Kuran okurken ben bazen insanlarda görüyorum, Peygamber (s.a.v.) zamanında olan olaylar olup bitmiştir, münafıklar o zaman çıkmıştır, kafirler o zaman vardır, dolayısıyla haşa böyle bir geçmişte olan olaydır ve bizide ilgilendirmez konu kapanmıştır, biz 2001’e girdik 2010 geldik artık bambaşka alemdeyiz gibi. Kuran günümüzle iç içedir ve iç içe olan olayları anlatıyor ve bizim karşılaşacağımız olayları anlatıyor, değil mi? Bir olayın aynı benzeri anlatıldığında, ne için anlatılır; karşılaştığında tedbir alman içindir, değil mi? Münafıklarla ilgili olaylar niçin anlatılıyor benzeri ile karşılaştığında tedbiri almak ve gerekli atağı yapmak içindir. Dolayısıyla olmuş bitmiş, bizi ilgilendirmeyen bir olay anlamında değildir. Onun için günümüzle bağlantısını kurarak anlatıyorum ben, o çok önemlidir.
Mesela açtım Ahzab Suresi çıktı demin 45. ayet: “Ey Peygamber, gerçekten Biz seni bir şahid, bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik”, asrımıza bakan yönü ile Mehdi (a.s.)’ye bakıyor. “Ey Mehdi (a.s.), gerçekten Biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Tebliğci, insanlara hatırlatıcı olarak gönderdik. “Ve Kendi izni ile” Allah’ın izni ile, Mehdi (a.s.)’nin kendi gücü ile değil, Peygamberimiz’in (s.a.v.) kendi gücü ile değil, Allah’ın gücü ile ve Kendi izni ile “Allah'a çağıran, Kuran’a çağıran, İslam’a çağıran ve nur saçan bir çerağ, bir kandil olarak gönderdik” diyor. Mehdi (a.s.)’nin özelliğidir; nur saçar, hidayet onun yoluyla etrafa yayılır çünkü kutbu irşattır. Bütün feyzler, bereketler onun kanalıyla saçılıyor onun için bak “nur saçan” diyor. Nur’dan kasıt hidayettir, Allah “senin kanalınla ben safha dağıtıyorum” diyor. “Seni vesile ediyorum” diyor Allah, Ahir zamanda Mehdi (a.s.)’yi vesile ediyor, Nur saçan bir çerağdır Mehdi (a.s.) olarak gönderdik. 47’ci ayette şeytandan Allah’a sığınırım Cenab-ı Allah ne diyor; “Mü'minlere müjde ver”. Mehdi (a.s.) ne yapacaktır? Müminlere müjde verecektir. Peygamberimiz ne yapıyordu? Müminlere müjde veriyordu. Kuran ayetleriyle, hadislerle müjde verdi, hem Cennetle müjdeledi, ama dünya müjdesi de verdi, hakimiyet müjdesi verdi, mutluluk ve sevinç müjdesi verdi ve aynısı ile oldu. “Gerçekten onlar için Allah'tan büyük bir fazl vardır”, büyük bir güzellik büyük bir iyilik. “Gerçekten onlar için Allah'tan büyük bir fazl vardır”, bir kurtuluş, bir nimet tarihi net olarak 2005 tarihini veriyor. Ne zamana bakıyor, Mehdi (a.s.)’ye bakıyor, ikinci bir tarih yok bir tane tarih veriyor 2005. Bak Cenab-ı Allah diyor ki, Peygamberimiz’e (s.a.v.); “Kafirlere ve münafıklara itaat etme”, Mehdi (a.s.)’ye bakan yönüyle ne diyoruz? Darwinistlere, materyalistlere, komünistlere, faşistlere sabaha kadar sayarım ve münafıklara itaat etme, onlara karşı mücadele et. “Ve eziyetlerine aldırma”, seni hapsettirebilirler, iftira edebilirler, hakaret edebilirler, kalleşlik yapabilir bir kısmı, bir kısmı kahpelik yapabilir, oyun oynayabilir. “Ve Allah'a tevekkül et.” Şimdi bak bunlara karşı mücadele ederken, dev bir güç karşısında mesela Mehdi (a.s.)’nin karşısında milyarlarca insandan oluşan bir güç olacak milyarlarca. O tek başına talebeleriyle. Şimdi bak o zaman insan gözü ile bakarsa, dini unutmuş, Kuran’ı unutmuş bir insan gözü ile bakarsa, hem eziyetlerine bakar etkilenir, bak “eziyetlerine aldırma” diyor Cenab-ı Allah. Eziyetlerine aldırır o zaman, etkilenir ondan Kuran gözü ile bakmazsa. Münafıklara itaat etme ve kafirlere. Münafıklara ve kafirlere itaat eder, zayıf olursa. Yani kurtuluş olarak der ki; “ben bunlara itaat edeyim yakamı kurtarayım, der bir insan iman gözü ile bakmazsa. Ama Mehdi (a.s.) Kuran gözü ile baktığı için asla itaat etmez. Ve eziyetlerine de aldırmaz. Allah diyor “eziyetlerine aldırma.” Eziyetlerine aldırma nedir? Tavsiye gibi zannediyor insanlar. Öyle değil muhkem farz, hüküm. Eziyetlerine aldırırsa harama girer, eziyetlerine aldırmayacak, haramdır. “Ve Allah'a tevekkül et”. Bu da bir tavsiye değildir, tevekkül farzdır, her şeyin Allah’tan olduğunu bilecek ve gönlü rahat olacak. “Vekil olarak Allah yeter.” Allah’a teslim oluyor Mehdi (a.s.)’nin vasfıdır bu inşaAllah.
Allah-u alem o zamanlar bir Peygambere yine cinsellikle ilgi bir, ahlaksızca bir şeyler yapmaya kalkışmışlar, kafa bunların hep buralarda dönüyor, münafıkların. Bak 49. ayette diyor ki Allah; “Ey iman edenler, mü’min kadınları nikahlayıp sonra onlara dokunmadan boşarsanız”, yani cinsel ilişkiye girmeden boşarsanız. “Bu durumda sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur”. Kadının beklemesine gerek yok, evlenebilir. Mesela farz edelim bir ihtimal bir kadın o dönemde herhalde boşandı, eşi dokunmadan boşandı ve Peygamberimizle (s.a.v.) evlenecekti herhalde anladığım kadarı ile, öyle görünüyor. Allah da bunu açıklıyor, şerh ediyor. İddet beklemesine gerek yok. Beklemediği için dedikodu yapmış olabilirler, nasıl oluyor evli kadın boşandı iddet beklemiyor. Dokunmadıysa, cinsel ilişkiye girmediyse, “iddet beklemesine gerek yok” diyor Cenab-ı Allah, onu açıklıyor. “Artık (hemen) onları yararlandırın (onlara yetecek bir miktar verin)”, para verin, imkan verin, ev, neyse kadın mağdur olmasın. “Ve güzel bir salma tarzıyla onları salıverin”, boşayabilirsiniz ama “iddet beklemelerine gerek yok” diyor Cenab-ı Allah. Bak arkasından, “Ey Peygamber, gerçekten Biz sana ücretlerini (mehirlerini) verdiğin eşlerini”, nikah olursa mehir vermesi gerekir, belirli bir para. “Ve Allah'ın sana ganimet olarak verdikleri (savaş esirleri)nden sağ elinin malik olduğu (cariyeler) ile.” Bütün cariyeler, bak, “Allah'ın sana ganimet olarak verdiklerinden, sağ elinin malik olduğu ile”, bütün cariyeler. “Seninle birlikte hicret eden amcanın kızlarını”, kızını değil, kızlarını, tamamını. “Halanın kızlarını, dayının kızlarını ve teyzenin kızlarını helal kıldık” diyor, Peygamberimiz’e (s.a.v.). Bu, münafıklara acayip koyuyor bu konu, acayip. Açın kafir sitelerini başka konu yok hep bu. Peygamber (s.a.v.)’in gücü, cinselliği, cinsel hayatı, onun kadınlara karşı muhabbeti, onun Allah’ın tecellisi olarak onlara karşı sevgisi, “nasıl oluyor?” diyor. Allah senin kalbini mühürlemiş; ne kelebeğe karşı sevgin var, ne kuşa karşı, ne insana karşı, ne çocuğuna karşı, ne eşine karşı. Peygamber (s.a.v.) aşk insanı. Allah aşkı ile kalbi coşmuş, hepsini seviyor, herkesi seviyor, sahabeleri seviyor, kuşları seviyor, torunlarını seviyor, eşlerini seviyor, Allah’ın tecellisi olarak seviyor. “Bir de, kendisini Peygambere hibe eden ve peygamberin kendisini almak istediği mü'min bir kadını da”, diyor ki; geliyor mümin kadın, “ben kendimi sana hibe ediyorum Ya Resulullah, sen benim velimsin, sana aitim” diyor, o kadar. “İster al, ister alma, sen bilirsin” diyor, azatlı cariye deniyor, inşaAllah. “Peygamberin kendisini almak istediği mü'min bir kadını da, mü'minler için olmaksızın”, bu amcanın kızları, dayının kızları çünkü mesela iki kardeşi birden nikahlayamazsın, Müslümanlara haramdır. Bir kardeşini alabilirsin, ikinci kardeşini alamazsın ama Peygamberimiz (s.a.v.)’e helal kılınmış inşaAllah. “Peygamberin kendisini almak istediği, mü'min bir kadını da, mü'minler için olmaksızın yalnızca sana has olmak üzere (senin için helal kıldık)” diyor Cenab-ı Allah. “Biz, kendi eşleri ve sağ ellerinin malik olduğu (cariyeleri) konusunda onlar (mü'minler) üzerine neyi farz kıldığımızı bildik (size bildirdik). Böylelikle senin için hiçbir güçlük olmasın. Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyendir”.
Küfür için kadın bambaşkadır, Müslüman için bambaşkadır. Müslüman için Allah’ın görüntüsüdür, tecellisidir. Onlar için de bir et yığınıdır. Maymundan gelişmiş bir mahluk gibi görür onlar. O zaman da bu kafadaydılar, sonradan da bu kafadalar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) için de Allah’ın bir tecellisi. Çünkü mesela Hz. Süleyman (a.s.)’a atları getiriyorlar, cins Arap atlarını. Mesela at sahibi olan bakar, yarışa sokalım falan -ben bir şey demiyorum yarışa, ne yapıyorsa yaparlar, tabii bahis haramdır, o ayrı- fakat atlar geldiğinde ilk yaptığı ne? Bak, Kuran’da Allah övüyor. “Boynunu okşamaya başladı ve bacaklarını okşamaya başladı atın” diyor. Müthiş bir sevgi var içerisinde Hz. Süleyman (a.s.)’nin, “Ya Rabbi, ben bu sevgiye Senin rızan için düşkünüm, Senin bu yarattıklarına olan sevgiye düşkünlüğümün sebebi Senin rızan, Senin tecellin olarak gördüğüm için bu kadar seviyorum” diyor. Küfürde bambaşkadır. Mal, mülk olarak görür o. O, Allah’ın tecellisi olarak seviyor.
O devirde böyle bir fitne olmuş ki Cenab-ı Allah münafıklara cevap veriyor ve müminleri de bilgilendiriyor. 51. ayette, “Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini de yanına alıp barındırabilirsin”, eşlerinden istediğini tutarsın, istediğini de bırakırsın. Mesela ailesinin yanında da kalabilirler, istediğini yanına alabilirsin. “Ayrıldıklarından, istek duyduklarına (dönmende) senin için bir sakınca yoktur”, istediğine de dönebilirsin, konuşabilirsin diyor Allah. “Onların gözlerinin aydınlanıp hüzne kapılmamalarına”, çünkü bir kısmı kıskançlık yapabilir, üzülebilir, haksızlığa uğradığını düşünebilir, Peygamberin onlara adaletsiz davrandığını düşünebilir, haşa, böyle bir şey olmaması için bak diyor Allah, “Onların gözlerinin aydınlanıp hüzne kapılmamalarına”, bak, “Onların gözlerinin aydınlanıp”, bak içlerine bir ferahlık var ve “hüzne kapılmamalarına”, hüznü kaldırıyor Allah üstlerinden, “ve kendilerine verdiğinle hepsinin hoşnut olmalarına”, bak, gözleri aydınlanıyor, hüzne kapılmıyor ve hoşnut oluyorlar, “hoşnut olmalarına en yakın (en uygun) olan budur. Allah, kalplerinizde olanı bilir. Allah bilendir, halimdir”. Peygamberimiz (s.a.v.) öyle tatlı, öyle mübarek maşaAllah, “Bundan sonra” diyor Cenab-ı Allah, “(başka) kadınlar ve bunları başka eşlerle değiştirmek, güzellikleri senin hoşuna gitse bile”, çünkü baktı mı “bunu da alacağım” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), bakıyor, “bunu da alacağım” diyor, maşaAllah, bak, “güzellikleri senin hoşuna gitse bile” diyor Cenab-ı Allah, etkilensen de hoşuna gitse de “sana helal olmaz.” Artık durduruyor Allah, benim o güzel gözlü Peygamberim (s.a.v.)’e Allah, maşaAllah. “Ancak sağ elinin malik olduğu (cariyeler) başka”, artık cariyelerden alıyorsan al diyor Cenab-ı Allah, artık nikahından yok diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e. “Allah her şeyi gözetleyip denetleyendir.
Ey iman edenler! (Rastgele) Peygamberin evlerine girmeyin”, yani bir sıkıntı olmuş belli, “yemek vaktini beklemeyin”, mesela oturup yemek vaktini bekliyorlar Peygamber (s.a.v.)’in evinde, beklemeyin, “çağrıldığınız zaman girin”, Peygamber sizi çağırıyorsa girin, eşleri ya da azatlı kişiler çağırdığı zaman girin, eşleri çünkü perde arkasından görüşüyorlardı, “yemeği yiyince dağılın ve (uzun) söze dalmayın”, yani sürekli konuşma, evde oturmayın diyor, yemeği yiyin ve dağılın. “Gerçekten bu, Peygambere eziyet vermekte ve o da sizden utanmaktadır”, yani o kadar şahane bir Peygamber ki mesela utanıyor. Ben olsam gümbür gümbür söylerim, çok utangaç, ince derili Peygamberimiz (s.a.v.)’nin derisi çok pembe beyazdı, ufacık bir şeyde utanıyor, kıpkırmızı oluyor, söyleyemiyor sahabeye. Yiyorlar, içiyorlar, oturuyorlar. Mesela zaten küçük orada, o devirde ama çok kalabalıktı sahabeler. Yemek yiyip gitmiyorlar sevdikleri için, devamlı bakıyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)’e. O da utandığı için söyleyemiyor, Allah vahiyle söylüyor. “O da sizden utanmaktadır, oysa Allah hak(kı açıklamak)tan utanmaz. Onlardan (peygamberin eşlerinden) bir şey isteyeceğiniz zaman, perde arkasından isteyin”, sırf Peygamberimiz (s.a.v.)’e mahsus olarak kalınca bir perde çekiyorlar, önce direkt muhatap oluyorlar Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımlarıyla. Şimdi bir sıkıntı olmuş orada, Peygamberimiz (s.a.v.)’i rahatsız etmişler, “Bu, sizin kalpleriniz için de onların kalpleri için de daha temizdir”, yani niyet açısından daha temiz, perde arkasından konuşuluyor. Ama sırf Peygamber (s.a.v.)’in eşlerine mahsus bir şeydir bu. “Allah'ın Resûlü'ne eziyet vermeniz”, bakın görüyor musunuz sıkmışlar Peygamber (s.a.v.)’i, eziyet vermişler, “ve ondan sonra eşlerini nikahlamanız”, Allah esirgesin, haşa, “size ebedi olarak (helal) olmaz”, onlar bizim annemiz, “Çünkü böyle yapmanız, Allah Katında çok büyük (bir günah)tır” diyor Allah. Demek ki öyle bir risk oluşmuş, yani Peygamber (s.a.v.)’nin eşi, mesela Peygamber (s.a.v.)’den boşanması ve başka biriyle evlenmesi çok çok tehlikeli bir şeydir. Allah haram kılıyor. “Bir şeyi açığa vursanız da saklı tutsanız da şüphesiz Allah, her şeyi bilici olandır”. “Ben biliyorum” diyor Allah. Böyle bir tehlike oluşmuş, böyle bir risk oluşmuş, Allah kökten yasaklıyor.
Bak 56. ayette diyor ki Allah; “Şüphesiz, Allah ve Melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin.” Tam teslim olun, tam sevgi gösterin, tam destekleyin, sakın onu üzmeyin, yormayın, vargücünüzle ona hürmetle bağlanın. Ebcedi 1986 tarihini veriyor, tek tarih veriyor 1986, Mehdi (a.s.) devrine bakıyor. “Gerçek şu ki, Allah'a ve elçisine eziyet edenler;” demek ki Mehdi (a.s.)’ye 1986’da eziyet var. Bak 56. ayet çok akıcı gidiyor ayet, manidar. 57. ayette diyor ki bak “Gerçek şu ki, Allah'a ve elçisine eziyet edenler”, yani 1956 yılında bir eziyet olacağına Kuran açıkça ebcedlerine işaret etmiş oluyor. “Eziyet edenler; onlara dünyada ve ahirette” bak “Gerçek şu ki, Allah'a ve elçisine” şimdi nasıl peygambere eziyeti Allah’a eziyet etmiş olur. Allah bunu böyle kabul ediyorum diyor. “Bana eziyet etmiş olursunuz” diyor. Allah’a eziyet edenin de Allah’ın nasıl paramparça edeceğini bilirsiniz, değil mi? “Gerçek şu ki, Allah'a ve elçisine eziyet edenler”, asrımıza bakacak olursak Mehdi (a.s.)’ye eziyet edenler. “Allah, onlara dünyada ve ahirette lanet etmiş”, Allah lanet etsin Mehdi (a.s.)’ye eziyet edenlere, kasten yapanlara. “Ve onlar için aşağılatıcı bir azab hazırlanmıştır”. Mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara irtikab etmedikleri (bir suç) sebebiyle eziyet edenler” demek ki Mehdi (a.s.)’ye de iftira atılacak, Kuran buna işaret ediyor. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’e ve hanımlarına iftira atılmış o devirlerde, ebcedi Kuran’ın onu gösteriyor Allah-u alem. “Mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara irtikab etmedikleri (bir suç) sebebiyle eziyet edenler (iftira atanlar)ise, gerçekten bir iftira ve açık bir günah yüklenmişlerdir”, “iftira atmışlardır ve açık bir günah yüklenmişlerdir” diyor. Bak diyor ki Cenab-ı Allah “Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde kışkırtıcılık yapanlar”, o devirde Peygamber aleyhinde münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar şehirde kışkırtıcılık yapıyor, haber yayıyorlar. O zamanın basını, televizyonları, gazeteleri, dedikoducu kadınlar, çocuk, adamlar, tellallar, orada burada konuşuyorlar. Peygamber hakkında aleyhte haber yayıyorlar. “Bu tutumlarına bir son vermeyecek olurlarsa, (bunu durdurmayacak olurlarsa) gerçekten seni onlara musallat ederiz” diyor Allah. “Sonra orada seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler”. Allah diyor; “belalarını veririm” diyor. Aynı şekilde Mehdi (a.s.)’yle de uğraşanların Allah belasını verir. Buna işaret ediyor Kuran. Anlaşıldı mı? Onlar da orada pek az bir süre kalabilirler. Bir makamı varsa makamından gider. İşi varsa işinden gider. Sağlığı varsa sağlığını kaybeder. Canı varsa canını kaybeder. Allah’ın dilemesiyle. “Lanete uğratılmışlar olarak; nerede ele geçirilseler yakalanırlar” diyor Allah. “Ve öldürüldükçe (sürekli) öldürülürler.” O devirde Peygamberimiz’e karşı savaş açanlar, fitne çıkaranlar, İslam’ı Kuran’ı ortadan kaldırmaya kalkanlara karşı Cenab-ı Allah Müslümanların kendilerini koruyacağını söylüyor. Ve tehdit ediyor. “Onlar da kendini koruyacaktır” diyor böyle bir şey yaparsanız. “Daha önceden gelip-geçenler hakkında (uygulanan) Allah'ın sünnetidir. Allah'ın sünnetinde kesin olarak bir değişiklik bulamazsın”, Tevrat’ta da bu böyledir, İncil’de de böyledir, Zebur’da da böyledir. İbrahim devrinde de bu böyledir. Nuh devrinde de böyleydi. Her devir de bu böyle diyor Cenab-ı Allah. “Elçilerimle uğraşırsanız, Mehdi (a.s.)’yle uğraşırsanız sizi perişan ederim” diyor. Bu Allah’ın sünnetidir, inşaAllah.
59. ayette de “Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına dış elbiselerinden (cilbablarından) üstlerine giymelerini söyle”, o zamanın kadınlar açık saçık giyiniyorlar. Yani göğüsleri açık, orası burası açık. “Onların (özgür ve iffetli) tanınması ve eziyet görmemeleri için en uygun olan budur, Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir”. Hem onları özgür görmüyorlar. Gayri meşru kadın olarak görüyorlar. “Ve tanınmaları için”, Müslüman olarak tanınmaları ve “eziyet görmemeleri için”, çünkü eziyet ediyorlar, laf atıyorlar, hakaret ediyorlar. “Bunu engeller” diyor Allah. Dış elbiselerini giysinler üzerine cilbab inşaAllah.
“Dr. Hamza geçen gün Habertürk’te Türk-İslam Birliği’ni anlatan kişiyle yapılan söyleşiden bir bölüm. Birisi sormuş. “Cübbeli mi haklı bu polemikte? Sayın Adnan Oktar’la Cübbeli Hoca’nın hizmetleri kıyaslandığınızda hangisi sizin için ön planda? Cübbeli Hoca sen Mehdi değilsin demektedir. Sayın Oktar ve öğrencileri de Mehdi (a.s.)’nin fiziksel özellikleriyle Adnan Oktar’la bir benzerlik var demekteler. Tartışma teması bu. Cübbeli Hoca bunu anlamak istemiyor. Mehdi (a.s.)’ye benziyorum demek ayrı, Mehdi (a.s.) benim demek ayrı bir şeydir”, Evet doğru söylüyor. “Sayın Adnan Oktar ve talebelerinin yaptığı bilimsel sunumla çağdaş hizmetlerin yanında Cübbeli Hoca’nın bir sufizim arasına konarak çok bilmiş bilgi edalı sohbetler arasında ilişki yok” diyor. Üslup olarak o. Tabii dini konuları tenzih ederiz. “Adnan Oktar ve talebelerinin yaptığı hizmet bir okyanus, Cübbeli Hoca’nınki ise bir havuz” diyor ama Kuran’ı, İslam’ı tenzih ederiz. Kuran’la İslam uçsuz bucaksızdır ama şahsi açıklamaları açısından doğru. Okyanus nere, havuz nere? Cübbeli Hoca marjinal bir çevrede sohbet etmekte. Belli bir sufi topluluğuna, Sayın Adnan Oktar ve öğrencileri yüz milyona yankın yerli yabancı insana hidayet güneşinden ışıltılar saçmakta.” Bizi bayağı seviyormuş bu kişi. “Adnan Oktar’ın bilimsel hizmetleri şehitler sevabına denktir bu asırda. Yeter ki bu hizmeti yapanlar kendilerine varlık görmesinler”, yani bu hizmeti yaptıklarını Allah’ın yarattığını bilsinler. Zaten Müslüman o şekilde bilir. “Veliyiz, evliyayız, Mehdi(a.s.)’yiz imasında bulunmasınlar”. Müslüman zaten Cennete mi gidecek, Cehenneme mi gidecek kendisi bilemediğine göre ne veli ne Mehdi(a.s.) iddiasında bulunamaz. Ama imasında bulunuruz, şöyle bulunuruz. Biz yani Müslümanların Cennete gitmesini isteriz. Cehennemlik gözü ile bakmayız Müslümanlara. Cehennemden korkarız ama yani bu ima olarak. Hamza Metinler”
OKTAR BABUNA:Evet, Hamza Metinler Newyork’ta.
ADNAN OKTAR:Doktor Hamza Metinler, kim bu kişi?
OKTAR BABUNA:Bilmiyorum Hocam bakayım inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam bize bilgi göndersinler, senin aramana gerek yok. Yani bu ima olmaz. Mesela ben diyorum ki, çok nurlusun, çok efendisin, terbiyelisin. Yani bunun aksi çok korkunç bir şey. Tabii ki hüsn-ü zan ederim, hayır gözü ile bakarım. Mümin gözü ile bakarım. Ama bizim hiçbirimiz için Cennet garantisi yok. Ama hüsn-ü zan ile bakmak ile mükellefiz biz. “Aksi halde tepe taklak gidebilirler”, zaten haramdır yani Müslüman kendisini ehli necat yani böyle, Cennetlik diyemez. Ama Cenneti umar. “Kayaları boylarlar”, bu herkes için geçerli Hamza Bey değil mi? Hamza için de geçerli her insan için geçerli. Peygamberler dışında herkes için geçerlidir. “Yaptıkları hizmet ile sadece enelerini şımartır hepsi bu. Müslüman zaten eneyi kabul etmiyor ki. Biz Müslüman olarak ne diyoruz; biz gölge varlıklarız bizi Allah yaratıyor, bizi Allah söyletiyor. Biz bir varlık olduğumuzu kabul etmiyoruz ki enemiz olsun. Eneyi biz zaten kabul etmeyiz. Her şeyi bize yaptıran her şeyi yaratan Allah’tır. Bedenimiz de Allah’a ait, görüntümüz de Allah’a ait, bizi konuşturan da Allah’tır. Dolayısıyla Allah’a sığınıyoruz. “Cübbeli Hoca modeli çağdaş zamana uymuyor. Cübbe ile sarık ile sakal ile bu iş olmaz. Cübbeli Hoca dışsal edalı bu çağa asla uyumlu değil. Sayın Adnan Oktar’ın hizmetleri daha çağdaş daha asra uygun. Cübbeli Hoca bizi bağışlasın. Kalbim kendine hiç ısınmadı. Ne sohbetine ne kendine ne kıyafetine”. Niye canım sohbetinde haklı olan bir şey söylerse olur, niye olmasın. Kendi de garibanın teki, biz yani bir şey demeyiz. Onu bir alevler içinde görsün ışıklar, konfetiler içinde görsün daha belki sever. O dümdüz bakmıştır da onun için. Alkışlar arasında değil mi, sünnet çocuğu gibi. “Bu da kendi sorunum” diyor, bu durum kendi sorunum diyor. “Cübbeli Hoca’nın anlatmadığını anlatacak nice evliyalar olmuş. Onu dinlemiyorum buna gerek duymuyorum. Edası ile tavrı ile tepki toplayan biri, basın için iyi bir malzeme. Ama Sayın Adnan Oktar’ın yaptıklarını büyük bir keyif ile okuyorum. Televizyon programlarını ilgi ile izliyorum. Sayın Adnan Oktar‘ın yaptıkları hizmeti daha alımlı, bilimsel ve düzeyli geliyor bize.” Bu kadar mı? Evet, bu kadar herhalde. Mehdi(a.s.)’lik iddiası Müslümanda olmayacağını başından beri uzun uzun anlatıyoruz. Evliyalık iddiası zaten olamaz, Cennete gitme iddiası zaten olamaz. Zaten bilinen bir şey bu, doktor Hamza kardeş bu kısımları dinlememiş olabilir. Bu anlattıklarımızın bir kısmını dinlemiş olabilir. Biz hassasiyet ile bu konunun üzerinde duruyoruz inşaAllah. Uzun bir yazı bunu değerlendirebiliriz sonra bakar değerlendiririz inşaAllah. Zaten değerli de yani, değerini gösteririz inşaAllah.
Doktor Hamza Metiner. Nerede ikamet ediyor?
OKTAR BABUNA:New York’ta ifadesi söylendi ama bakayım Hocam.
ADNAN OKTAR:New York tamam, iyi güzel. Ne anlatayım Berkerim?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah. Kuran ziyafeti maşaAllah Hocam Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Peygamber Efendimizi (s.a.v)‘i o dönemde üzen zalimler olmuş, cahiller olmuş üzmeye çalışan. Cenab-ı Allah da Peygamberimiz’i korumuş, kolaylık meydana getirmiş. Bak hala münafıklar ona Allah’ın verdiği lütfu, Allah’ın verdiği ona ikramı, güzellikleri hazmedemiyorlar. O pis ağızlarıyla, o leş gibi kokan ağızlarıyla, o pis bedenleriyle onların olacak kadınlar ama Peygamber (s.a.v) ‘in olmayacak onların mantıklarına göre. Yok öyle bir şey. Allah, sevdikleri için yaratmıştır kadınları. Onun için Peygamberimiz (s.a.v.)’e dil uzatanlar bu sözlerimi çok dikkatli izlesinler, düşünsünler inşaAllah. O nur Peygamber (s.a.v.)’in hakkıydı, çok çok güzel oldu, hayır oldu. Allah Cennette kat kat fazlasını nasip etsin inşaAllah. Helal olsun Peygamberimiz (s.a.v.)’e inşaAllah.
Şeytan’dan Allah’a sığınırım Ahzab Suresi 66’da; “Yüzlerinin ateşte evrilip çevrileceği gün, derler ki; ‘eyvahlar bize, keşke Allah'a itaat etseydik ve Resûl'e itaat etseydik’. (Ahzap Suresi, 66) Ve dediler ki; ‘Rabbimiz, gerçekten biz, efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik (abuk-subuk adamlara), böylece onlar bizi yoldan saptırmış oldular’". Aman aman böyle abuk sabuk adamlara bağlanmak olmaz. Kuran’ı samimi savunan, İslam’ı samimi savunan, Allah’a aşık, Peygambere aşık candan Müslümanların yolundan gidilmesi lazım. Ehl-i sünnet alimlerinin eserlerini okumak lazım. Değil mi? Böyle sapkın, cins adamlardan kaçınmak gerekiyor inşaAllah. Bak aynı şekilde; “Ey iman edenler, Musa'ya eziyet edenler gibi olmayın”diyor. Hep böyle bir ahlaksızlık,hep olmuş. Peygamberlere, Mehdilere bir saldırganlık göstermişler. “ki sonunda Allah onu, demekte olduklarından temize çıkardı”, Hz. Musa (a.s.) ‘ya da iftira atmışlar. ” O, Allah Katında vecihti”, seçkin ve onurlu. Hz. Musa (a.s.)’ya da çirkin bir iftira attılar. Aynı Hz. Yusuf (a.s.) da olduğu gibi, diğer peygamberler de olduğu gibi aynı tarz bir iftira Hz. Musa (a.s.) ‘ya “Allah onu temize çıkardı” diyor. “Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve sözü doğru söyleyin”, “Yalan söylemeyin” diyor. Şahsı manevi konusunda da yalan söylenmeyecek, Mehdi (a.s.) konusunda da yalan söylenmeyecek ve İmam Rabbani’nin 1000 yıl bitince, ikinci bin yıl başlıyor, ikinci bin yılda Mehdi (a.s.) gelecek sözünde de yalan söylenmeyecek. Her konuda doğru söyleyeceğiz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Süleyman Ateş’in bir yazısı geldi Hocam. Kıyamet alametlerini sormuş bir izleyicisi. O da diyor ki: “Kıyamet alametleri, Mehdi (a.s.) meseleleri hep birilerine çıkar sağlamak, hegomanya kurmak amacına yöneliktir. Kuran’da ansızın geleceği belirtilen kıyametin alameti yoktur. Henüz kıyametin gelmesine Allah bilir ya daha 5-6 milyar yıl var. Bizim gibi milyarlarca nesil geçse yine kıyamet gelmez. Bu din bezirganlarının çığırtkanlıklarına bakmayın” diyor.
ADNAN OKTAR:Süleyman Ateş Vatan Gazetesi’nin Hocası değil mi? Bitti zaten. Vatan Gazetesi’nin Hocası başka ne desin? Vatan Gazetesi’nin Hocası, zaten orada duracaksın. Çok çok normal. Bizler Vatan Gazetesi’ne göre değil de Ehl-i sünnet alimlerine göre, Kuran’a göre hareket ediyoruz. Ayrıca şerh etmekte fayda var inşaAllah.
Ses kasetleri
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...