SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli TV, Mushaberleri.com, Nevşehir Keyif Fm 97.7, Bingöl Fm 102.0, Iğdır TV, Adana Ceyhan CRT TV ve Radyo, Mardin Kanal 7’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programında yine sizler ile birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam, buyurun.
ADNAN OKTAR:Ne yapalım Oktar’ım, sen bir konu söyle.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Başta sizin de vesileniz ile bütün dünyada İslam’a yöneliş var Hocam. Devlet başkanlarının söylemleri tam dediğiniz gibi Hocam. Din yönünde tam Allah’ı anar şekilde inşaAllah. Obama da; “Ramadan Karem” demiş. Ramazan kutlu olsun ve barış istemiş Hocam, inşaAllah. “Amerikan halkı adına eşim Michelle ve ben tüm Müslümanlara iyi dileklerimiz sunuyoruz” demiş. Beyaz Saray’da da iftar düzenlemiş Hocam inşaAllah, Obama barış mesajı vermiş.
ADNAN OKTAR:Ne kadar Hz. İsa (a.s.)’nın talebesi üslubuna giriyor değil mi?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. “1.5 milyar Müslüman’a iyi dileklerimi sunuyorum.” demiş Obama yine.
Siz şehit ailelerine ne kadar önem verilmesi gerektiğini özellikle vurguluyordunuz Hocam. Cumhurbaşkanı Gül de; “Şehit ve gazileri baş tacı edeceğiz” demiş inşaAllah. Buradan defalarca seslenmiştiniz Hocam inşaAllah bu konunun önemini.
ADNAN OKTAR: Aynı şekilde ifade etmiştim. Cumhurbaşkanımız da bunu çok güzel vurgulamış. Bu çok sevindirici bir gelişme maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Dünya çapında büyük seller, depremler ve fırtınalar olmaya devam ediyor. Pakistan’da 6 milyon kişi açıkta kalmış, bu sel felaketleri nedeni ile Muson yağmurlarından kaynaklanan. İtalya’da da büyük bir erozyon, dağ kayarak toprak haline gelmiş. Tam filmi de vardı Hocam inşaAllah. Aynı zamanda Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Pakistan’dan bazı fotoğraflar vardı sel ile ilgili gösterelim mi Hocam inşaAllah. Çok büyük bir sel felaketi yaşanıyor Pakistan’da. Milyonlarca insanın açıkta kaldığı şehirlerin durumu görünüyor burada. Evler ve şehirler su altında kalmış, yollar kırılmış, tahribata uğramışlar. Yine şehirlerde meydana gelen tahribattan örnekler, sel akıntıları şehrin içerisinde.
ADNAN OKTAR:Bütün bunlar Ahir zaman alametleri. Fakat “Ulemai Su” denilir, yani insanları böyle pasifleştiren, imanı heyecanı kırdıran insanlar çıkar. Ahir zamanda da bunlar ortaya çıkacaktır. Mesela insanın bir sevme hissi vardır, bir de coşkulu sevme vardır. Gerçek sevme coşkulu sevmedir. Mesela Allah’a insan iman eder ama coşkulu iman vardır. Müslümanlık vardır ama hakiki Müslümanlık, gerçek Müslümanlık vardır. Böyle orta altı bir hayat isteyen bir stil var, bu çok tehlikeli. Bu tip bir din anlayışı ve ahlak anlayışı sevgi anlayışı zaman ile gittikçe karşı tarafın etkisi ile bozulur ve gerilemeye başlar. Yani mesela insan coşkulu sevgiyi yaşamadığında, bir süre sonra ruhunda bir matlık meydana gelir. O gittikçe öfkeye, kızgınlığa, soğukluğa doğru döner. Dinde de bu böyledir.
Şahs-ı manevi konuları mesela diyor ki; Mehdi(a.s.)’nin gelişi şahs-ı manevidir, İsa (a.s.)’nın gelişi şahs-ı manevidir. Her konuyu böyle örtbas eden.. Bir de daha uçuk olanlar var, çok tehlikeli. Mesela koskoca insan, mesela deccalin yaklaşık 12 km, 13 km boyda olduğunu, deccalin zuhur ettiğini. Yine eşeğinin de böyle azametli olduğunu, 300 metre falan olduğunu, 13 km’lik deccalin onun üstüne oturacağını, gezeceğini yani bunlar insanlarla alay eder gibi çok ezici bir üslup. Müslümanlara karşı çok acımasızlık bu. Bunun sonucunda iman eden insan nasıl olsun? Çok zordur buna iman edecek bir insan, bunun müteşabih olduğu çok açık belli değil mi?
OKTAR BABUNA:Belli Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Teşbih olduğu belli değil mi? Peygamberimiz (s.a.v.) Ahir zaman hadislerinde özellikle müteşabih açıklamıştır. “Zuhurundan sonra belli olur” diyor Bediüzzaman “ilimde rasih olanlar Allah-u alem ve bil sevap diyerek bu gizli hakikatleri izhar ederler” diyor.
Hoca efendinin baktım sitesine, bir Hoca efendi var, o geçenlerde de çıktı TGRT’de de konuşma yaptı.
OKTAR BABUNA:Osman Ünlü.
ADNAN OKTAR: Osman Hoca evet. Baktım sırf bana yönelik bir internet sitesi yapmış, haberim yoktu daha yeni öğrendim. Benim konularımı güya cevaplandırmış kendince. Hâlbuki bak, ben onun izahlarını Allah esirgesin izah ediyor olsam, Allah-u alem bir tane iman eden adam kalmaz herhalde yani çevremde.
OKTAR BABUNA:Allah saklasın evet.
ADNAN OKTAR: Yani inanılır gibi değil. Mesela; Dabbet’ül Arz’dan bahsediyor. “Yaklaşık on bin km. kadar boyu, on bin km uzunluğunda bir Dabbet’ül Arz. Yaklaşık yine bin km. falan genişliğinde başı bulutlarda, pençesi var ve evlerin arasında gezecek” diyor.” İnsanları teker teker, evin içine sokacak elini birer birer, çıkaracak hepsini, alnından damgalayacak diyor. Bunu anlatmamı istiyor, insaf etsin Osman Hocamız. Ben bunu anlatsam insanlar ne olur, olacak iş şu? Bir de beni kınıyor, ayıplıyor bunu niye böyle anlatıyorsun diye. Anlatayım o zaman. Kendi de inanmaz anlatsam, kendi anlattığına kendi de inanmıyor. Olacak iş bu? Böyle bir varlığın İstanbul’a geldiğini bir düşünün siz, Marmara bölgesi tarihe geçer. Marmara bölgesini silindir gibi ezer. Nerde kaldı ki apartman dairelerinden, evlerden, buralardan insanlar tek tek toplasın da, anlından tek tek damgalasın. “Olur mu öyle şey?” diyor.
Hâlbuki bakın açıklaması şu Peygamberimiz (s.a.v.)’in açıklaması ve Kuran’ın açıklaması; Ahir zamanda topraktan mamul bir dabbe, canlı, hareketli gibi görünen, hareket eden bir şey zuhur edecek. Bunu canlılığı hakkında da detay olarak şu veriliyor; konuşuyor. Konuşabilen bir varlık, bilgi verebilen bir varlık, o kadar. Canlılığına ait alamet bu. Ahir zamanda insanlar en zorlandığı dönemde bilginin, kültürün, imanın eksildiği bir dönemde ortaya çıkıyor. Bütün dünyaya şamil, dünyada her istediği eve girebiliyor, her eve dünyada. Nasıl girebilir? İnternetle girebilir, değil mi? Bilgisayar neyden mamul? Topraktan mamul, silisyum, alüminyum, çinko. Ve tek canlı özelliği nedir? Konuşuyor olması değil mi? İnsan sesi gibi ses ile konuşuyor. Yine bir insan özelliği daha var, sesi alıyor ve başka bir yere nakledebiliyor. “Her türlü renk üzerinde mevcuttur” diyor. Her türlü renk yok mu onun üzerinde? Var. Tamam. “Fil kulağı gibidir” diyor, fil kulağı gibi açılıp, kapanıyor, değil mi? Fakat mühim olan bak her eve giriyor olması “kâfirlerin yüzünü koyulaştırır yani karır yüzü” diyor.Yani onları kızdırı diyor, oradaki bilgi. “Müslümanın da yüzünü aydınlık yapar. Onların alınlarını Peygamber (s.a.v.)’in mührüyle mühürler” diyor. Sevinir, bilgisi artar, kültürü artar. Bu Dabbet’ül Arz’ın internet olduğu, bilgisayar olduğu açık açık görülüyor, izah ediyor. Yerden mamul ayrıca değil mi?
Şimdi ben Hocamızın, Osman Ünlü Hocamız’ın anlattığı gibi anlatıyorum. On bin km. boyu var, beş bin km. de eni var yaklaşık inşaAllah. Kuyruğu zaten hadsiz, hesapsız öyle tarifi mümkün değil. “Kuyruğu gece gündüz çıkar da daha bir kısmı çıkmamış olur kuyruğunun” diyor. Kuyruğu yaklaşık yüz bin km’den çok çok daha fazladır mübareğin. “Evciyattan çıkacak, küçük bir delikten çıkacak” diyor. O kadar küçük delikten çıkıyor, bütün dünyayı kaplıyor. Bu kadar büyük bir mahluk atlas okyanusundan geçmeye kalksa deniz taşar. Ülkede hiçbir yer kalmaz. İşte böğrü kedi böğrü gibidir diyor, inşaAllah. Daha Türkçesi, “kollarını her yere sokar, evlerden insanları birer birer toplar” diyor. Şimdi İstanbul’a doğru yaklaştığını düşünelim, daha Konya’ya falan gelirken yerle bir olur Anadolu, değil mi? Yani insaf etsin Osman Ünlü Hocamız.
Mesela bu şeyde de İmam-ı Rabbani’nin bin yıl konusunda. Şimdi İmam-ı Rabbani diyor ki; “bin yıl bitince ikinci bin yıl başlar” diyor. “Peygamberimiz (s.a.v.)’in irtihalinden itibaren bin yıl geçtikten sonra Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.) çıkacak” diyor. “Tamam da, doğru, böyle bir şey var, ama İmam-ı Rabbani çıktı” diyor. “O zaman bir pay daha verelim, bir bin sene daha ilave etmemiz gerekiyor o zaman, o çıktığına göre” diyor. Sen, sana ne, sen kendi kendine ne ilave yapıyorsun, onun üzerine çıkarıyorsun ilave değil mi? Sen Peygamberimiz (s.a.v.)’in, İmam-ı Rabbani’nin dediğine uy. Bin yıl sonra İmam-ı Rabbani çıkacak, İmam-ı Rabbani zaten Mehdi (a.s.)’ye bağlı olan bir insan. Mehdi (a.s.)’nin talebesi olan bir insan. Mehdi (a.s.)’yi daha az şeyde gördüğü için, “bir bin sene daha geçmesi gerekiyor” diyor. Halbuki 1400 sene geçtikten sonra çıktığına göre Mehdi (a.s.), değil mi? İmam-ı Rabbani de ona bağlanmış oluyor, yani yaklaşık Hicri 1400 ve 1500’ün müceddidi olmuş oluyor ve 1500 sene sonra olmuş oluyor yaklaşık. 1400 ve 1500 sene sonra olmuş oluyor. Tamam, bin yılın bitişine, ikinci bin yıl başladığına göre, ikinci bin yılda da göreve başlamış oluyor. Hatta 400 sene geçmiş olarak başlıyor değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bunu da kendince tevil etmeye kalkmış. Halbuki çok açık bu, karmaşık bir şey yok. İmam-ı Rabbani nasıl bin yıl geçtikten sonra geldiyse, aynı şekilde Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.) de bin yıl geçtikten sonra gelecek diyor. Bunda karmaşık bir şey yok. Yarın Hocamın anlattığı gibi anlatmaya başlayacağım.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bakın, böyle insanların, Hocamı tenzih ederim de çoluğu çocuğu da dinsiz oluyorlar. Hocamı tenzih ediyorum. Mesela çocukları malum tiplerdir, böyle hareketler falan. Babasına moruk, bilmem ne falan diyen tipler oluyor. Kiminin kızı eroinden ölüyor, kiminin bilmem ne oluyor, yani o kafa Müslümanları batırır, çok berbat bir konuma getirir Allah esirgesin. Yani aklı başında bir mantık gerekiyor. Ben ayrıca seviyorum Osman Ünlü Hocamız’ı, onu da çok seviyorum, Mahmut Hocamız’ı, herkesi ben çok seviyorum. Fethullah Hocamız’ın ben tırnağı etmem.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Yok doğru canım, çok saygı duyduğum, çok değer verdiğim insanlar. Ama bu pasifizm ve bu sakinlik iyiye gitmez. Yani insanları durağanlık, insanları geriye doğru çekmeye başlar. Mesela bazı insanlar vardır, evde sıkılır tek başına, gittikçe bunalır, gittikçe bunalır, ev üzerine doğru gelmeye başlar falan değil mi? Çok acayip bir çizgiye gelir, bunalır, bu sefer doğrudan dinsizliğin içine girer, sıkılır. Yani sürekli bir şeye şahs-ı manevi dersen, İsa (a.s.)’nın inişi şahs-ı manevi, bir kısmı da işte yüz bin kilometrelik bilmem ne, elli bin kilometrelik mahluklardan bahsederse, yani sonunda din ne hale gelir? Değil mi? Bir tarafta çok uç bir izah var. Var olan bir insanı ruh haline getiriyorsun, şahs-ı manevi haline getiriyorsun. Öbürünü de, asla olmayacak bir varlık haline getiriyorsun.
Ben son derece iyi niyetliyim. Bir üstünlük iddiam da yok. Fethullah Hoca, herkesi ben çok seviyorum. Hepsinin emrindeyim, kapıcısıyım ben onun, yani benim öyle bir iddiam yok. Ama ben din adına, İslam adına, ümmet adına tedirgin oluyorum, yani bir zarar gelmesinden çekindiğim için uyarıyorum.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Yoksa mesela Fethullah Hocamız, güzel okullar açıyor, talebeler yetiştiriyor değil mi? Ben bunu yeterli görmüyorum. Ama şöyle denebilir, bak bu bir zemin hazırlıyor, bu zeminin üzerine de sen her türlü çalışmayı yapabilirsin, yani kolay bir zemin var anlamında. Tamam, Allah razı olsun, ben de başkası da, bu hazır zemin üzerinde çalışma yapabilir, geliştirilebilir. Ama ne kaybedilir yani? Mesela Fethullah Hocamız, şahs-ı manevi değil de Mehdi (a.s.)’nin şahıs olarak geleceğini uygun bir dille söylemiş olsa, yer yerinden oynar, yani çok etkileyici olur. Hiçbir şey de olmaz. Yani insan gelip Mehdi (a.s.)’yi bulduk diye benim yanıma gelecek halleri yok. Ben şakacı falan, çok rahat, dışa dönük bir adamım yani benim Mehdi (a.s.) havasında olmadığım görülüyor. Değil mi? Yani Mehdi (a.s.) üslubu içerisinde, o tarz bir şey içerisinde değilim. Öyle olsa, Cübbeli gibi falan böyle ışıklar saçarak falan kendime taht yaptırırım. Efendim bilmem ne, törenle gelirim buraya. Hiç benim ışıklar saçarak falan geldiğimi gördünüz mü benim buraya?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Benim öyle bir şeyim yok. Hayır bir de benim hayatım zaten çok güzel. Yani kaldığım ev Türkiye’nin en güzel evi. Etrafımdaki arkadaşlarım dünyanın en güzel insanları. Kız arkadaşlarım dünyanın en güzel insanları. En güzel yemekleri yiyorum, en güzel arabalara biniyorum, en güzel kıyafetleri giyiyorum. Yani ben dünyadan ne hırsım olabilir? Ne yapacağım? İnsanların bana saygısı, sevgisi; kardeşlerim bana müthiş saygı, sevgi gösteriyorlar zaten yani akıl almaz bir sevgi ve saygı gösteriyorlar. Yani ne hırsım olabilir benim yani böyle, değil mi? Müslümanlar birlik olur. Bana desinler, falanca Müslümanların lideri, ben çıkarıp ayakkabısını çıkarıp ayağının altını öpeceğim. Yani niye beni seçmediniz, onu seçtiniz mi diyeceğim ben. Böyle bir şey olsa, bana ne yani. Niye böyle bir şey yapayım ben? Yani nedir zorum? Müslümanlar rahat ettikten sonra, mesela insanlar huzurlu yaşasın istiyorum, korkuyu yaşamasınlar, sevinç içinde yaşasınlar. Sağlıklı, zinde olsunlar, hür olsunlar, demokrasi tam gelsin. Göğüslerini gere gere sokakta gezebilsinler. Değil mi? Sevgiyi, muhabbeti, aşkı, tutkuyu, Allah rızası için tam anlamıyla yaşasınlar. Güzel yesinler, güzel içsinler, güzel giyinsinler. Bütün dünya huzurlu olsun, tamam. Ben yani ne yapacağım gidip yani? Gidip Yıldız Sarayı’nda mı oturacağım gidip de. Hayır yani rahatsız da olurum ben ayrıca. Oturtsalar, oraya girsem de durmam ben orada. Tabii yani ne alaka. Değil mi? İnsan sıcak bir zemin arar, inşaAllah. Benim öyle bir zorum yok. Ondan sonra, her kim olursa olsun, mesela dese ki; şudur deseler, ben elini ayağını öper peşinden giderim yani öyle bir derdim yok. Ama bak herkes Mehdi (a.s.)’nin geldiğini söylüyor. Habertürk bak, her gün program yapıyor Mehdi (a.s.) ile ilgili. Bir fevkaladelik olmasa bu böyle olmaz. Bak, Şeyh Nazım Hocamız’ın bütün talebeleri, halifeleri, gece gündüz Mehdi (a.s.)’nin geldiğini söylüyor. Muhammed Raşid Erol Hazretleri ve onun talebeleri, hepsi Mehdi (a.s.)’nin geldiğini söylüyorlar.
Mehdiyet huzurun, sevginin en yüksek noktasıdır. Yani niçin şahs-ı maneviye çevirelim? “Ya Mehdilik iddiası olursa” diyor. Mesela acıyoruz, şefkat duyuyoruz, ne olur bir insan Mehdi (a.s.)’yim dese ne olur? Desin. Napolyonum da diyor adam yani, sorun mu yani. Niye bu kadar dehşete kapılacak bir şey oluyor? Ben acıyorum, şefkat duyuyorum, ne olur yani derse? Niye büyük bir tehlike olsun? Bir de 21. yüzyıldayız artık yani son derece aklı başında insanlar. Mehdi (a.s.) ise hemen peşinden gidelim mi diyeceğiz? Desin, yüz kişi çıksın Mehdi (a.s.) desin, ne sorun? Hayır tabii doğru değil dinen haram olur ama bir risk değildir, yani milli bir risk de olmaz, sosyal bir risk de olmaz, hiçbir şey de olmaz. Eskiden beri diyenler var yani bir şey olmaz. Ama Mehdi (a.s.) aşkı, Hz. İsa (a.s.) aşkı çok önemlidir.
Mesela Peygamber aşkı, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e olan aşk çok önemlidir. Yani aşk kalpten gitti mi, insan donuklaşır, garip bir şey olur. İnsanlar zayıf varlıktır, yani biz sevgiyle yaşayan varlıklarız. Sevgi bizden alındı mı, divane oluruz, bir acayip bir şey oluruz biz artık yani, robotlaşırız. İllaki sevgi ki öyle hafif bir sevgi de bizi kurtarmaz. Tutku derecesinde, derin bir aşk şeklinde, Allah rızısı için olan bir sevgi olması lazım. En güzel sözler işitmek, mesela hafif bir sözdeki donukluk bile bizi rahatsız eder. Değil mi? Mesela “buyurun yemeğe” diyor, o çeşit çeşit söylenir mesela. “Buyurun yemeğe” der, adam kasılır kalır. Değil mi? Bakın oradaki nüans bile çok hayatidir. O, yetmiyor o kelime. Orada sevgisini ifade eden bir cümle, onu rahatlatan bir cümle olması lazım. İnsan zayıf, alınır, rahatsızlanır, tedirgin olur. Böyle düz mantıkla din anlatılırsa, mesela Cübbeli çıkıyor sürekli geğirerek, sakallarını veyahut dudaklarını yalayarak anlatıyor. Olmaz ki. Bizim fıkıh bilgisiyle ilgili sorunumuz yok kardeşim. Diyor ki; “içki haramdır, zina haramdır.” Kardeşim Türkiye’de bana bir tane bilmeyen adam göster, herkes bilir bunu. Bilinmeyecek ne var? Bayağı pratiktir bu, açık konudur. Yani namaz Allah’ın emridir, herkes bilir. İman gücü çok önemlidir. Allah’ı çok sevmek, Allah’ın sevgisinde derinleşmek çok önemlidir. O yüzden benim samimiyetime inansınlar kardeşlerim, bana yardımcı olsunlar bütün Müslümanlar veyahut ben onlara yardımcı olayım. Yani bana göstersinler, şu yöntem doğru desinler, ben Allah aşkıyla hareket eden bir insanım, benim iddiam da yok. Hatta desinler falancayı kendine mürşit edin desinler, ben gidip ayağının altını öpüp, mürşit edineyim, yani benim bir iddiam yok. Ama bana güzel bir hizmet gösterecekler, yani Darwinizme, materyalizme karşı etkili, İslam’ı coşkuyla anlatan, Mehdi (a.s.) aşkını bize anlatan, Hz. İsa (a.s.) aşkını anlatan, bize 500 yıl, 100 yıl sonra gelecek değil. Bu yüzyılın Müslümanları ne olacak? Bir dahaki yüzyılın Müslümanları ne olacak? Daha sonraki yüzyılın Müslümanları ne olacak? Bu nasıl bir üsluptur? Bu zulüm olmaz mı böyle bir şey? Bu sene gelmeyecek diyor, bu yüzyıl gelmeyecek, bir dahaki yüzyıl, o zaman da gelmeyecek. Az mı geldi Müslümanların sürünmesi, perişan olması. Ne demek yani? Şimdi 70 yıl 80 yıl daha sürüneceğiz, sürünecek Müslümanlar demek.
Mehdi (a.s.)’nin hangi alameti çıkmadı, bana bir söylesinler. Mesela desinler ki şu alamet çıkmadı, bana yazsınlar adres veriyorsunuz değil mi orada? Bak arkadaşım “şu alamet çıkmadı” desinler. Habire diyorlar ki durup durup; “Mehdi (a.s.)’nin başının üzerinde bulut olacak. Oradan bir Melek sürekli ona Mehdi (a.s.) diyecek.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında müşrikler, Peygamberimiz (s.a.v.)’e söylüyorlardı bu sözü. O yanında bir Melek getirmesi gerekmez miydi? Melek onu söylesin diyorlar Peygamber olduğunu, o zaman inanırız diyorlar. Allah belanızı veririm öyle bir şey olduğunda diyor. Kıyamet vaktinde olacak o diyor. Müşrikler bunu söylüyorlar, böyle bir şey olmaz. Kıyamet vaktinde olacak o diyor, yani müşrikler bunu söylüyorlar böyle bir şey olmaz. Melek gelir fakat görünmez. Cebrail (a.s.) , Mikail (a.s.), İsrafil (a.s.), Mehdi (a.s.)’nin yanında ama görünmez, Hafaza Melekleri vardır görünmez, cinler vardır görünmez, değil mi?
Cübbeli de aynı kafada. Bakın bütün gökyüzü Meleklerle dolacak, Mehdi (a.s.) denen kişi sokakta gezecek, diyor. Kore, Çin, Japonya her yerden bütün Melekler bulutların arasında ellerini gösterip bu falancı kişi Mehdi (a.s.)’dir diyecektir diyor. Ama Çince bilene Çince, Japonca bilene Japonca. Mesela Beyazıt’ta düşünün turistler var Koreli falan, hangi dilden biliyorsa ona o dilden söyleyecekler aşağıya doğru. Mehdi (a.s.) de diyecekmiş ki ben Mehdi (a.s.) değilim. Kardeşim şimdi olacak iş mi? Bütün Melekleri yalanlayacak ve ardından Mehdi (a.s.) hapsedilecek ayrıca ve çile çekecek. 313 kişi inanacak, kimse inanmayacak buna rağmen yani bunu anlatmamı istiyorlar. Bunu anlatmasam, anormal adamsın diyorlar.
OKTAR BABUNA : Estağfurullah.
ADNAN OKTAR: Ben bunu anlattığımda anormal adam olmaz mıyım, böyle bir şeyi? Mehdi (a.s.)’nin bütün melekleri yalancı çıkartmasını istiyorlar. Diyecek ki Mehdi (a.s.) de; hepiniz yalan söylüyorsunuz, ben öyle birisi değilim diyecek. Bir kere Meleğin sözü vahiy hükmündedir. Allah’ın sözü kesin kaanat getirilecek bir sözdür, nasıl yalanlasın, nasıl çile çeksin, nasıl hapse atılsın, nasıl eziyet görsün değil mi? Niye 313 tane talebesi olsun? En küçük cemaatin bile 10 binlerce talebesi oluyor, niye öyle az olsun talebesi.
SUNUCU 2: Peki neymiş Hocam bunun mantığı, neye dayandırıyor?
ADNAN OKTAR: Böyle, diyor. Buna böyle inanacaksın, diyor. O kadar. Gökyüzü dolacak diyor. İnanmıyorlar normalde, durumuna göre. Mesela bak Cübbeli sakal bırakıyor, sarık takıyor. Mesela Hocaya baktık, saçını sakalını traş etmiş, kravat takmış oturuyor. O da kendine göre onu açıklıyordu. Mesela Cübbeli de onu yanlış yolda olduğunu söylüyor. Diyor ki mesela; sakalını kesiyor harama giriyor, sarık takmıyor sünneti terk ediyor diyor, işte ona benzer şeyler yapıyor. O da onu eleştiriyor, yapmaması gerekiyor, sakal bırakmaması gerekir, işte cübbe giymemesi gerekir diyor. Kendine has delilleri var karşılıklı ama her iki taraf da aynı kafada aynı mantıktalar. Benim Osman Hocama karşı saygım var, mesela görsem ellerini öperim, yani iyi niyetli olduğu belli. Ama “avam-ı Müslümine zarar verirler” diyor Bediüzzaman. Bak müteşabih hadisleri şerh etmeyerek, açıklamayarak bir kısım zahiri ulemalar, dışa yönelik ulemalar, hadisleri dış anlamlarıyla da açıklayarak avam-ı Müslümine zarar verirler diyor. Melek her yerde vardır, fakat Melek görünmez. Cin de vardır, her yerde vardır, cin görünmez. Bunu anlatamıyorum.
OKTAR BABUNA: Ayeti okuyorum inşaAllah Hocam, şeytandan Allah’a sığınırım. “Dediler ki: ‘Bu elçiye ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmesi gerekmez miydi? Ya da kendisine bir hazinenin bırakılması veya (ürünlerinden) yemekte olduğu bir bahçesi olması (gerekmez miydi)?’ Zulmedenler dedi ki: ‘Siz olsa olsa, ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz.’ Bir bak; senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar. Artık onlar hiçbir yol bulamazlar.” (25/7,8,9)
ADNAN OKTAR: Bak Cübbeli’nin de, Osman Hoca’nın da tek delili; bir bulut olacak ve Melek, Mehdi (a.s.)’yi göstermesi lazım, o zaman inanırız diyorlar. İnan hakikaten öyle bir şey olsa, yani bir kanatlı güzel bir insan bir şahsın üstüne gelse ve falanca kişi Mehdi (a.s.)’dir, adamın tam bir büyücü olduğuna inanırlar ve asla inanmazlar. Vay anasına, artık deccal bu derler değil mi? Ya şeytan, ya deccal, ya bir şey. Yani akıl almayacak bir şey yaptı derler. Çok harika bir şey yaptı derler. Kesinlikle inanmazlar. İnanmayacağına göre, niye talep ediyorsun? Sanki onu görsen inanacak mısın sen? Peygamberimiz (s.a.v.)’in 150 tane hadisi çıktı. Sen ona inanmıyorsun da, ona inanır mısın sen? Belli ki inanmayacaksın.
OKTAR BABUNA:Bu da ayet, okuyorum Hocam inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Gerçek şu ki, biz onlara Melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık, -Allah'ın dilediği dışında- yine onlar inanmayacaklardı.”
ADNAN OKTAR:Yine inanmaz. Hatta böyle sıra sıra Melek görüntüsü olsa; ya teknolojik imkanlarla bir görüntü sağlandığını iddia edecektir, ya da hipnozla illüzyon oluştuğunu söyleyecektir ve inanmayacaktır. Kardeşim, “Kabe’de baskın olacak” diyor, oldu, inanmıyorsun. “Fırat’ın suyu kesilecek” dedi, oldu, inanmıyorsun. 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları oldu, inanmıyorsun. Kuyruklu yıldız çıktı, inanmıyorsun. Arkasından beklenen, binlerce senede bir geçen Lulin kuyruklu yıldızı geldi, çift uçlu. Çok parlak ve diğer kuyruklu yıldızların ters istikametinde gidiyor. Ve çıkışından önce de; “yağmurlar kesilecek” diyor, Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.), bunlar da oldu. Buna da inanmıyorsun. Buna benzer 150 alamete de inanmıyorsun sen, olduğu halde, ona niye inanasın ki sen?
OKTAR BABUNA:Bunların hepsini yok sayıyorlar Hocam, dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR:Mesela “müzik haramdır, her türlü saz söz şey yapar” diyor. “Evet” diyoruz. Anlatıyor, arkasından “haydi bakalım falanca hanımdan yurttan sesler dinleyeceksiniz” diyor. Sazlı sözlü eğlenceyle mastikayla oynamaya başlıyorlar. Kardeşim 4 dakika önce, 3 dakika önce ne anlattın sen? Senin kanalın, senin televizyonun işte, ne anlatıyorsan. Eğer samimiysen, yapmaman lazım onu. Değilsen niye anlattın o zaman? Ben müzik dinliyorum. Çok hoşuma gider. Canlı fasıla bayılırım ben. Kanun, klarnet, cümbüş, keman. Güzel sesten de çok hoşlanırım. Kendim de güzel söylerim, inşaAllah. İçim açılır.
OKTAR BABUNA:Sesiniz de çok güzel, makamınız da. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Nefsi açar. İbadete kuvvet buluruz. Bak şevkim artıyor, içim açılıyor. Gayet güzel yani. İnşaAllah. Müzik bir nimettir. Cennet’te de var müzik. Oradaki ağaçlar bile dans edecek Cennet’te, inşaAllah. Canlılar, hayvanlar. Müzik ve dans cennete hakimdir. Güzel koku, güzel yiyecekler. Allah bizim ruhumuzu öyle yaratmıştır. Cennet’te olacak, inşaAllah. Oktar Hocam neler anlatayım?
OKTAR BABUNA:Dün Hocam, “Ahirzaman’ın anahtar şahsını bulmadan kapı açılmaz. ‘Ne gerek var?’ dersen kapıda kalırsın” demiştiniz. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, şimdi zannediyorlar ki sanki benim eleştirdiğim kişilere karşı sanki bir şeyim var. Mesela bak, ben Cübbeli’yi eleştiriyorum ama, Mahmut Hocamız’ı müthiş bir muhabbetle severim. Talebelerini de çok seviyorum. Ben Mahmut Hocam’ın ayağını öperim, ben yani. Çok sevdiğim bir insan. Fethullah Hocam’ın karşısında ben el pençe olurum. Ama buna sessiz kalırsam, çok felaket olacak gibi görünüyor, Allah vermesin, değil mi? Allah’ın emri olduğu için yapıyorum. Yani coşku, aşk, şevk ve heyecan çok önemli. Hz. Mehdi (a.s.) çıktığı halde, ben nasıl gizleyeyim bunu? Hz. İsa (a.s.) indiği halde nasıl gizleyeyim? Niye gizleyeyim? Bana bir sebep söylesinler, yani milletin gözünün içine baka baka nasıl yalan söyleyeyim? Bir de nasıl inansınlar yani açık açık söylüyor “Gelecek, Hz. Mehdi (a.s.)” diyor, Bediüzzaman. Ben diyeceğim ki “Yok o şahs-ı manevi öyle olduğuna bakmayın.” İnsan kıpkırmızı olur, öyle bir yalan nasıl söyleyeyim ben? Hayır, çok çok zaruri olursa insan yalan söyleyebilir. Mesela kanser hastasıdır adam. Söylersen manen yıkılacaktır, söylemezsin. Böyle bir durum yok ki burada. Niye yalan söyleyeyim? Değil mi? Var olan bir şey, inşaAllah. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız çok mübarek, muhterem bir insandır.
-VTR-
ADNAN OKTAR:Şeyh Yasin Hocamız, “Cübbeli’nin de kulağına gidecek”, diyor. Çünkü Osman Hoca olsun, Cübbeli olsun, onlar biliyorsun İmam-ı Rabbani’nin o 1000 yılını tevil ediyorlar. 1000 yıl daha ilave edip, ikinci bin yıla bir geçip, oradan üçüncü bin yıla geçiyorlar. O onu kırmış yani, doğru olmayan sözü açıklıyor. Etrafa yayılacağını söylüyor. Dostları da karşı olanlar da tabii yayacaktır. Tabii biz dostlarıyız, inşaAllah.
Zannediyor ki bir kısım insanlar, mevcut yobazlığın üzerine Hz. Mehdi (a.s.) bir kat daha yobazlık geliştirecek zannediyorlar. Hz. Mehdi (a.s.) yobazlığı tamamen kırıp, parçalayıp, çok ışıklı, aydınlıklı, ferah ve güzel bir dünya meydana getirecektir. O kara bulutları, o kapkaranlık bulutları dağıtacaktır. Şimdi bir kısım aklı ermeyenler, mevcut yobazlığı yeterli görmüyor. Yani “öyle bir koyu yobazlık yapacak ki, aklın hayalin durur” diyor. Yani mevcut kanı da yeterli görmüyor. “Atın boynunu geçecek” diyor. Bak kan ihtiyacına bak. Vampir gibi. Atın boynunu geçen kan ne demektir? Yani “denizler falan kan dolacak” diyor. Böyle bir şey yok, bu şeytanın talebidir. Hz. Mehdi (a.s.) devrinde, aydınlık, ışık, ferahlık, nur, sevinç, bereket, güzellik, hürriyet, aydınlık olacaktır. Yani insan aklının alacağı en güzel şeylerin toplamı Mehdiyet’tir. Yani bir insana sorarsın; “Arkadaş en güzel şeyleri bana say.” O saydıklarının işte toplamı Mehdiyet’tir. Ne kadar dünyada güzel şey varsa. Mesela evimizde oluyoruz, diyoruz ki; “arkadaş bu masa pek hoşumuza gitmedi, rengini değiştirelim” diyoruz. En güzelini arıyoruz, değil mi? Mesela bardağa bakıyoruz diyoruz; “en güzel bardak olsun” diyoruz. Yemeği getiriyoruz, mesela yanına garnitür falan da koyuyoruz. “Çok daha güzel olsun” diyoruz. İnsan ruhunda hep güzeli arama vardır. Mehdiyet de işte en güzeli aramayı ortaya koyacaktır, en güzeli. Her şeyin en güzeli, en hoşu. Sözün, kıyafetin, yemenin, içmenin, hürriyetin, candanlığın, aşkın, muhabbetin, dürüstlüğün, sevecenliğin, iyi niyetin, samimiyetin en mükemmelidir. Mehdiyet’in anlamı budur. Tabii kafasında öyle karanlık bulutlar olanlar şu an daha yeni yeni aydınlanmaya başladılar. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. Hüseyin Hilmi Işık Hocamız, Osman Ünlü’nün de Hocası oluyor, inşaAllah. Şöyle diyor, Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili olarak. Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) ile ilgili olarak; “Hz. İsa (a.s.) deccal ile mücadele ederken, Hz. Mehdi (a.s.) onunla beraber olacaktır. Bunun yani Mehdi (a.s.)’nin hükümdarlığı zamanında, döneminde her zamankinin aksine olarak ve hesâbların tersine olarak, Ramazan-ı şerîfin 14. günü güneş tutulacaktır ve birinci gecesinde ay tutulacaktır.) Bu, iki Ramazan üst üste, 81 ve 82’de oldu inşaAllah.” Hüseyin Hilmi Işık Hocamız söylüyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Osman Hocamız dinliyor mu bunu?
OKTAR BABUNA: Dinliyordur inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Dinliyor tabii. Bakın, işin ilginç yanına bakın, halbuki Mehdilik iddia eden, televizyon kanalları olan ve açıkça söyleyen insanlar var. Alenen söylüyor, binlerce talebesi var. Benim en fazla 200- 300 tane arkadaşım var. Biz televizyon kanalını kiralayarak konuşuyoruz, öyle geniş kapsamlı bir şey yapmıyoruz. Bakın Cübbeli tek hedef olarak beni alıyor. Mesela Osman Ünlü Hoca tek hedef olarak beni almış. Yurt dışında da mesela, Evanjeliklerde de tek konu ben oluyorum. Bakın sitelerine, hepsine bakabilirsiniz. Anlattıklarımın doğru olduğuna emin olmaktan kaynaklanıyor bu. Yok yani mesela çıkıyor adam Mehdi (a.s.) konusunda abuk subuk bayağı konuşanlar var bayağı, çok çok fazla insan var, yanlış insanlar, hiçbirine cevap verme ihtiyacı duymamışlar. Hayret ettim, sadece benimle ilgili, sırf benimle ilgili yapmış sitesini, değil mi? O adamcağız çıkıyor televizyona ben Mehdi (a.s.)’yim beni nasıl anlamazsınız diyor, konuşuyor. Yatın rüyaya benim Mehdi (a.s.) olduğumu göreceksiniz, diyor. Binlerce taraftarı var anlatıyor. Mesela o vefat eden Hoca da, o da Mehdi (a.s.) iddiasındaydı. Kitaplar yazdı, var kitapları açıkça alanen; şu fakir, asrın evliyasıyım ben, diyor. “En büyük” diyor, “Hatem-ül Evliya’yım” diyor, yani Mehdi (a.s.) olduğunu söylüyor. Kimse cevap vermeye ihtiyaç dahi duymuyor. Ne hikmettir, ne söylesem ya birileri örnek alıyor aynen dediğim gibi yapıyor veyahut şiddetli bir reaksiyon göstermeye kalkıyor. Demek ki dediklerim doğru. Çünkü bakın yanlışsa bana, bakın mantıklı Kuran’a uygun, aklı başında cevap verecekler. Yani bana yüzbin kilometre uzunluğunda bir mahluktan bahsederlerse ve elini de apartman dairelerine sokacak diyorsa, havale gibi bir şey olur bu acayip olur böyle, garip bir şey olur.
SUNUCU: Yüzbin metrelik varlığın eli apartmana nasıl sığıcaksa artık.
ADNAN OKTAR: Apartman falan yerle bir olur nasıl parmağı adam tutsun. Yani akıl almaz acınası bir şey. Mesela Cübbeli gayet sakin diyor ki; “Atlas Okyanusu’nda şu an deccal oturuyor bir adada, Amerika tespit edemiyor” diyor. “Herifin 15 km boyu var, bulutlarda kafası, adada oturuyor” diyor. “Ayağı da 3 -5 kilometre denizin dibinde, Atlas Okyanusu’nun dibinde” diyor. Eliyle suya daldırıp balık tutuyor yiyor herhalde benim anladığım kadarı ile, adam öyle geçiniyor. “Ve Amerikan hükümeti bunun farkında değil” diyor. Deccalin eşeği anırarak çıkacak, 300 metrelik bir eşek çıkacakmış, havada uçacakmış, kantları olacakmış, otuzar metrelik kanatları. Eşeğin üzerine oturacak o koskoca gazulet gibi adam, o eşeğin üstüne nasıl sığacak ayrıca, haydi sığdığını düşünelim, uçup gidecekmiş Fatih semtine. Cübbeli zaten iki büklüm, bastonu ile gidecek onlara girişecek herhalde benim anladığım kadarıyla. Ben bunları nasıl anlatayım, böyle mantık olur mu? Tahtın üzerine çıkacak herhalde, oradan basıp deccalin üzerine mi tırmanacak, bilmiyorum nasıl yapacak yani?
Bakın benim akılcı anlatımımla Almanya’da, Avrupa’da, Danimarka’da, Çin’de bile on binlerce, milyonlarca insan hidayet buluyor. Hakikaten doğru, kaynaklarına baktıklarında doğru olduğunu görüyorlar. Hakikaten Ahir zamandayız, hakikatenMehdi (a.s.) çıktı, samimi kanaatim. Ve ben eleştiye çok açık bir insanım, öyle katı bir insan değilim. Gelsin adam eleştirsin falan ama tabii bu tarz bir üslup olursa, acısın bana artık yani. Yüz bin kilometreden bahsetmeye başlarsa olmaz. Makul bir üslüpla bana anlatırsa ben ikna olurum, büyüklük hissim de yok, inşaAllah. Bütün buna rağmen, bütün cemaatlerin, Müslümanların kimsenin tüyüne ben dokundurtmam. Mesela bak o Hoca efendi, yazık o adamcağıza açıkça söylüyor. “Allah benden sabah namazını sakıt etti, kaldırdı vahiy aldım ben“ diyor. Ben buna rağmen acıyorum ben bu insana, üzerine gitmek istemem. Televizyona falan çıkardılar, aşağılamaya kalktılar. Ben mesela çok acıdım adama, rencide oldum ve çok kızdım. Ben bir Müslümana böyle yapılmasını istemem ama uyarırım, anlatırım riske girmelerini istemem. Tehlikeyi anlatıyorum, onlar da bana anlatsınlar. Bir de kopukluk da var. Mesela biz ortadayız bizimle herkes bağlantı kurabiliyor. Öyle bir şeye geldi ki bir kısım Müslümanlar tamamen iç kabuğuna çekildiler. Ve kabuğuna çekildikçe çekiliyor, böyle olmaz. Müslümanlar dost olacak, ahbap olacak, herkes birbirini sevecek, dost olacak. Bizim saklımız gizlimiz yok, açık sarih insanlarız. Hata yaparsak da düzeltiriz, söylerler düzeltiriz inşaAllah. Oktar’ın başka ne var anlatacağın.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Müslümanlar kilisede teravi namazı kılıyor” diye haber var Hocam vardı inşaAllah. Amerika’da, Kanada ve Avrupa’da Müslümanlar Ramazan ayı boyunca kiliselerde teravi namazı kılacak, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi bu hidayette bir harikuladelik var. Normalde Marksistlerin görüşlerine göre, Lenin’in sözüne göre din kendi içersinde yok olması gerekirdi, onların inancına göre. Fakat İslam dininde müthiş bir gelişme ve tasaffi oldu, yani böyle yobazlığa karşı halk tavır aldı, yobazlık kendiliğinden silindi. Mesela hayrettir, saldırgan İslam anlayışı dünyanın hiçbir yerinde tutunamıyor. Mesela yobaz düşünceye karşı herkes tavır alıyor, ama Kuran’ın has inancına, net inancına Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sahabe ahlakına karşı bir hayranlık var, bir sevgi var değil mi? Bu da Ahir zaman içinde olduğumuzu gösteriyor, inşaAllah.
Kardeşlerimizden birkaç kişi yazı yazmışlar, işte “Hocam siz Fethullah Hocamızı ima ederek söylediniz” diyor. Evet doğru, ama ben canımdan daha çok severim Fethullah Hocamızı, benim ona düşkünlüğüm hiç kimsede yoktur, benim ona olan sevgim. Varsa gelip söylesinler. Ama bir tedirginliğim oldu, yani bana haberler geldi arkadaşlardan. Bir gevşeme, bir zayıflama görüyorum bazı yerlerde, o yüzden. Onu atağa geçirmek için istiyorum. Mesela bak Erbakan Hocamız’ın da talebelerinin içersinde, bir kısmında zihniyet değişikliği oldu. Halbuki onlar milli görüşü savunan, halis Anadadolu ahlakını savunan, değişik, böyle hoş, sıcak Anadolu ruhunu yansıtan insanlardan. Bir kısım insanlara baktık böyle liberal, kapitalist Aydın Doğan’ın mantığında olan bir çizgiye doğru gitmeye başladılar. Bu bana çok soğuk geliyor ve çok ürkütücü geliyor. Tamam Aydın Doğan oluyorsa olsun o ayrı mesele, ama Saadet Partisinin o sıcak Anadolu ruhunun dağılmasını ben istemem. Erbakan Hocamız yaşlandı diye ona karşı da vefa hislerinin zayıflaması da bana çok ürkütücü geliyor, bana çok ağır geliyor ve açıkça söyleyeyim çok kızdırdı. Ne demek? Bir insan yaşlanabilir, hepimiz yaşlanacağız. Saadet Partisini, Saadet Partisi yapan Erbakan Hocamızdır, o ruhu veren kişi de odur. Başbakanlık yapmıştır, çok nezih bir insandır. Yani Aydın Doğan mı, o mu deseler, ben gözü kapalı o Erbakan’ın dediğini dinlerim yani, inşaAllah. İnsan hatasız olmaz, hataları da olabilir Hocamızın. Ben Peygamber gibi hatasızdır demiyorum, ama genel anlamda çok candan bir insan çok vefalı sıcak, Allah’tan başka hiç kimseden korkmayan, taviz vermeyen bir insan. Böyle bir insanın baş tacı yapılması lazım. Çok acayip, işte Taha Akyol bir şey söyledi diye, bir anda bir tavır, o zaman o Saadet Partisi olmaz ki başka bir şey olur. Öyle bir şeye de ihtiyaç yok. Bak görürsünüz hiçbir şeyi kalmaz o partinin öyle bir düşüncede. Tabii ben vatandaş olarak şahsi kanaatim, çok çok rahatsız oldum. Müthiş saygı duyarım Erbakan Hoca’ya. Mesela geldiğinde ayağa kalkarsın, elini öpersin, hürmetle dinlersin, ne yapıyorsan yap. Mesela onun hakkında birisi bir şey söylediğinde, insan mutlaka Hocasından yana, vefa hissi ile ondan yana bir tavır koyar. Velev ki kalbi yatsa bile karşı tarafın izahına, onu alalen söylemek de acayip bir şey. Karşı tarafın fikrinde de zaten bir fikir yok, bir şey yok.
Diyor ki mesela, milli görüş denilen (haşa) acayip, garip bir söz söylemiş, ağzıma almak istemiyorum, acayip bir söz etmiş. Kardeşim şimdi Oktay Ekşi’nin milli görüş konusunda böyle bir görüş beyan etmesi çok normal. Hürriyet malum, görüşü de malum şaşılacak ne var bunda? Sen nasıl Hürriyet’in çizgisine gidersin ve onu makul görürsün? Hayır Hürriyet Gazetesi olsun, öyle bir görüş de olacaktır normal ama senin yapın Anadolu’nun ruhundan gelmiş sımsıcak bir Anadolu ruhu, bambaşka bir şey. Orada anlatılan bambaşka bir şey. Sen ona nasıl uyuyorsun, nasıl makul gelir? Ve onunla baş olunacağını nereden biliyorsun? Nereden başbakan olacağını biliyorsun ileride değil mi? Velev ki sana öyle fısıltılar da gelse kulağına, vefayla çıkmayan hareket, şefkatle ortaya çıkmayan bir hareket, insanların kalbine burkuntu ve bereketsizlik meydana getirir. Bir de illaki başbakan, neçe başbakanlar gelip geçti, başbakan olmak konuyu bitirmez ki. Bizim dünyadaki hedefimiz belirli makama gelmek değil ki. Hakikaten candan, sıcak bir ortam meydana getirmek.
Biraz sonra münafıkların karakteriyle ilgili bir şeyler anlatayım. Aslında biz bu yıla kadar, bak 2010 yılı oldu, münafıklarla ilgili ben kitap yazdım. Daha önce de anlattım, ama bu kadar derin analiz hiç yapmamıştım. Allah sürekli insanlara bir ilham veriyor, bilgisi gittikçe artıyor. Detay analizler çok önemlidir, inşaAllah. Çünkü insanların canını yakan, toplumu da bu kadar kilitleyen münafıklar oluyor, yani felç ediyor insanları. Çünkü münafıklar çok oyunbazdır, böyle çok şeytan gibi oyunbaz oluyor, onunla baş etmek çok müthiş bir dikkat gerektirir. Sürekli Kuran’ı ve İslam’ı (haşa) kullanmaya kalktığı için, keskin bir dikkat ve ruh halinin sürekli deşifre edilmesi gerekiyor. Münafığın en çekindiği şey deşifre edilmektir. Çünkü şeytanın da en çekindiği şey odur, deşifre olmak. Gizli olduğunda rahat hareket ediyor, ama deşifre olursa rahat hareket edemez.
Bakın münafıkların bir özelliğini söyleyeyim. Mesela münafık evdeyken, tek başınayken eğer ibadet yapıyorsa, kesinlikle ibadetini yapmaz. Çünkü namaz kıldığında aklına Allah gelir, Peygamber (s.a.v.) gelir ve Mehdi (a.s.) gelir. Çok şiddetli canı yanar. Kuran’ı okurken o devirde Peygamberimiz (s.a.v.) ile mücadele için, bu devirde de Mehdi (a.s.) ile mücadele için okur. Hadislerde de, Mehdi (a.s.)’nin aleyhine bir şey bulabilir miyim diye arar. Şu an Mehdi (a.s.) ile şeytan’ın dünyada çok şiddetli çatışması var. Yani Mehdi (a.s.) taraftarı ile şeytan taraftarlarının çok şiddetli çatışması var. Şeytan bütün imkanlarını insanların dikkatini çekmemeye çalışarak, en kapsamlı şekilde şu anda kullanıyor, Mehdiyeti durdurmak için. Mehdiyet de onun bütün oyunlarını bozmak için ona bütün gücüyle vuruyor. Eğer dikkatlice bakarsanız, bütün dünyada bu devam ediyor. Mesela bak, Amerikan dış politikası doğrudan Mehdiyet’e ve Mesihiyet’e göredir. İran’ın bütün devlet politikası Mehdiyet’e göredir. Dünyada sistem çok uzun yıllardan beri, son 200 yıldan beri, 300 yıldan beri Mehdiyet’e ve Mesihiyet’e göre politika vardır. Mesela Irak’ın işgal edilmesinin tek nedeni Mehdiyet ve Mesihiyet’tir ve Mesih (a.s.)’in inişidir. Afganistan’ın işgali de öyle. Amerikan ordusunun güçlendirilmesinin, diğer silahların geliştirilmesinin sebebi de budur. İran’ın silah gücünü artırmasının sebebi Mehdilik’tir.
Fakat İran çok güzel, samimi insanlar da İran’daki Mehdi (a.s.) anlayışından Amerika’nın ve dünyanın korkması bir dereceye kadar makul. İran’ın bunu değiştirmesi gerekiyor. Çünkü görünmez Mehdi (a.s.) inancı var, bu çok ürkütücü bir şey. Yani (haşa) Allah gibi diyorlar, yani şu an burada var mesela Mehdi (a.s.) diyor. Her yerde var diyor. Mehdiyet’in fikri vardır, yani onun nuru ve ışığı vardır. Ama ruhu olarak her yerde hakimdir dersen, Amerika da, bir başka yer de korkarlar. Bak hem Mesih (a.s.) yani Mehdi (a.s.) inancı, ama her an ne diyeceği belli değil. Mesela diyor ki adam, ben evde otururken birden Mehdi (a.s.) kulağıma fısıldadı. Mesela dedi ki Ahmed-i Nejad; “ben ışık olarak Mehdi (a.s.) ‘yi gördüm.” dedi, ışık olarak. Bu korkutur, bütün dünyayı korkutur. O ışığın ne diyeceğini biz bilemeyiz ki. Bana diyecek ki mesela, o ışık bana şunu söyledi. Ne yapacaksın o zaman? O yüzden de atom bombası korkusu sardı Amerika’yı. Bakın bütün mesele, atom bombasından hiçbir sorun çıkmaz, isterse yapsın. Ama görünmez Mehdi (a.s.) çok korkutuyor Amerika’yı. Bu inancın kalkması gerekiyor. Görünmez Mehdi (a.s.) yok. Peygamberimiz (a.s.)’in neslinden, Medine’de doğacak diyor. İnsandır, anne ve babadan doğma bir insandır. Ve çok şefkatli, merhametli bir insandır Mehdi (a.s.). Amerika bunu görürse, İran’ın bu inançta olduğunu görürse, İran’ın üzerindeki bütün baskıyı kaldırır. Ve İsrail’in de korkusu şu an o. Yani Mehdi (a.s.) bize şunu dedi, biz de bu yüzden bunu yaptık demelerinden çok korkuyorlar. Çünkü Şii inancı böyle. Çok acayip bir şey olmuş oluyor. Ama Mehdi (a.s.)‘yi aşk derecesinde seviyorlar, güzel. Ama bunun mutlaka düzenlenmesi gerekiyor. Onun için bu konuda özel bir yayın yapalım bir gün. Birkaç kere daha anlatalım. Çünkü kayıp olan, görünmeyen yani ruh halinde olan bir Mehdi (a.s.) olacağına, cisim olan, etten kemikten olan, ruhu olan bir Mehdi (a.s.) daha güzel değil mi? Ne mahsuru var? Daha güven verici, daha makul, çünkü konuşabiliyorsun, anlaşabiliyorsun. Mesela önce dedi ki Ahmedinejad; “İsrail’i yerle bir edeceğiz, sel gibi kan akıtacağız, Mehdiyet budur” dedi. Ben ona emek emek anlattım, vazgeçirttim Ahmedinejad’ı bu sözünden. Mehdi (a.s.)‘nin barış getireceğini, kardeşlik getireceğini, kan akıtmayacağını söyledim ve çıksın söylesin dedim. Birleşmiş Milletler’de de, her yerde anlatsın dedim. Hakikaten çıktı anlattı, gurur yapmadı. Bu şekilde anlattı, herkes de duydu. Ama tabii o bütün İran’ın inancına karşı gelemeyeceği için, Allah-u Alem Mehdi (a.s.)’nin şahıs olarak geleceğini biliyor o. Hamaney de biliyor şahıs olarak geleceğini, yani öyle bir görüntü olmadığını biliyorlar, ruh halinde olmadığını biliyorlar. Ama İran’da halkın bir kısmı bağnaz yani katılar bu konuda. Şimdi onların ikna edilmesi çok önemli. Onları ikna etmeden, onları ikna etsek bile, Ahmedinejad “insan olarak gelecek Mehdi (a.s.)” dese, alaşağı ederler. Onun için ona yardımcı olmak lazım. Git sen halkı ikna et, diyemeyiz. Bizim halkı ikna etmemiz gerekiyor, anlatmamız gerekiyor. O olduğunda, konu kökünden hallolacaktır. Bak bir şahs-ı manevi sorunu var, bir o var. Yoksa sırf Türkiye ve İran birleşmiş olsa, konu biter. Bir de Rusya. Rusya, İran ve Türkiye. Birleşsinler de Amerika’ya kafa tutsunlar demiyorum ben. Amerikalıları çok severim, çok neşeli hayat dolu insanlardır. Dindar da Amerikan halkı, ben onlara karşı bir pakt oluşsun anlamında demiyorum. İyiliği, barışı, kardeşliği yaymak için istiyorum.
OKTAR BABUNA: Siz Amerika’da çok seviliyorsunuz Hocam. Hatta Amerika’da hapishanelerde Amerikan devleti’nin izniyle sizin kitaplarınız okutuluyor bütün mahkumlara. Ve dünyada hızla en çok Müslümanlığın arttığı yer Amerikan hapishaneleri, eğitimde kullanıyorlar maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu vakitlerde Amerika’dan çok fazla röportaj teklifi alıyorum. Radyo, canlı yayın teklifi alıyorum. Ama şimdi sürekli tercüme olunca halk yorulmasın diye kabul etmiyorum. Ama önümüzdeki günlerde birkaç tane röportaj alacağız inşaAllah. Amerika’nın birçok eyaletinde yayın yapılıyor, biliyorsun. Ne anlatayım Oktar’ım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, nasıl uygun görürseniz Hocam. İslam’ın dünyada çok büyük yükselişte olduğunu söylemiştiniz. Gazete haberlerinden derlenen bir filmimiz var.
-VTR-
OKTAR BABUNA: “Alman Başbakandan Avrupa’ya İslam Dersi”, “Latin Amerika’da İslam coşkusu”, Vakit Gazetesi, “İngiltere’de mahkumlar İslam’ı seçiyor”, Yeni Asya, “Devran artık İslam dünyasından yana”.
Şeytandan Allah’a sığınırım; “Ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mehdiyet, Tevrat’ta da, İncil’de de çok detaylı anlatılan bir konudur. Mesela bak Museviler’de de Mehdi konusunu örtmek isteyenler oluyordu. Onların da üzerine gittik, onlara da anlattık, onlar da vazgeçti. Binlerce seneden beri ağlıyorlar Mesih (a.s.)’in gelmesi için. Ne oldu bu yüzyılda birdenbire sustunuz? Ağlama Duvarında sürekli ağlıyorlar “Ya Rabbi, bize Mesih (a.s.)’i gönder” diye, üç bin yıldan beri ağlıyorlar ve dua ediyorlar. Birdenbire bu yüzyılda bir suskunluğa girdiler. Bu Mesih (a.s.)’in geldiğini gösteriyor, Mehdi (a.s.)’nin, Kral Mesih olarak geçer Tevrat’ta. “Mehdi (a.s.), sadece sedirinden hükümdarlık edecek”, yani evinden idare edecek diyor. Demek ki öyle siyasete girecek bir insan değil. “Onun adı harika öğütçü olacak”, yani çok harika öğüt verecek diyor, Tevrat, Yeşaya, 9/6. “Mehdi (a.s.), unutulduğu, beklenmediği bir anda gelecek”, işte bak, tam vakti işte, Talmut. “Halk Mehdi (a.s.)’yi bütün güzelliği ile görecek”, Mehdi (a.s.) güzelliğe müştak bir insan. “Sen insanların en güzelisin” diyor Mezmurlar’da Mehdi (a.s.) için. “Uluslara barışı duyuracak.” Hani kan akıtacaktı? “Mehdi (a.s.), uluslara barışı duyuracak”, Zekeriya 9/10’da. “O, adil kurtarıcı ve alçakgönüllüdür.” Mütevazidir diyor Mehdi (a.s.). “Adaleti sadakatle ulaştıracak.” Dünyanın her tarafına adalet yayılacak. Şu an adaletsizlik diz boyu dünyada. “Baskı görüp eziyet çektiyse de ağzına açmadı kesime götürülen kuzu gibi” diyor. “Baskı görüp eziyet çektiyse de”, bak, baskı görecek Mehdi (a.s.), eziyet çekecek fakat ağzını açmadı diyor, “kesime götürülen kuzu gibi” diyor. Mehdi (a.s.)’nin özelliğidir. Mazlumdur Mehdi (a.s.). Bak Allah onun için diyor ki, güçle kuvvetle değil. Tankla, topla, atom bombasıyla değil. Ancak benim ruhumla başaracaksın diyor Allah ona, Mehdi (a.s.)’ye. “Öyle diyor her şeye egemen Rab”.
“Hocam dün akşam gönderdim, okumadınız lütfen okuyun. Çok önemli.” Çok sevimli. “Hocam lütfen okuyunuz.” Tamam okuyacağım, okuyacağım. “Selamun aleyküm Hocam. “Hayırlı Ramazanlar. Hocam geçen gece bir TV kanalında eski Diyanet İşleri Başkanı Süleyman Ateş ‘bırakın Mehdi (a.s.)’yi, bırakın deccali böyle bir şey yok’ dedi. Bir de ‘İsa (a.s.) öldü, ölen insan ne demeye bir daha gelsin.’ Korkunç bir açıklama idi.” Ünlem koymuş. “Bize de Mehdi (a.s.)’yi ve İsa (a.s.)’yı bu yüzyılda beklerken bu ne demek açıklar mısınız? Hocam bir de Süleyman Ateş dedi ki, kıyametten herhangi bir alamet yoktur. Bunlar bir safsafadır, dediler. Allah’ın selamı üzerinize olsun. Gebze’den İsmail. Cevaplarsanız sevinirim.” Süleyman Ateş. Vatan Gazetesi’nin Hocası. Kardeşim İsmail diyorsun ki, bu Vatan Gazetesi’nin Hocası. Neydi o sahipleri o Vatan Gazetesi’nin Aydın Doğan’da aslında, ama o alt takımı, ekibi?
OKTAR BABUNA:Zafer Mutlu var. Güngör Mengi var.
ADNAN OKTAR:Zafer Mutlu, Güngör Mengi ve Süleyman Ateş. Birlikte bunu yazıyorlar söylüyorlar, aynı kafadalar zaten. Ben buna ne cevap vereyim şimdi? Vatan Gazetesi’nin Hocası diyorum, böyle diyor diyorsun. Peki nasıl diyebilir Vatan Gazetesi’nin başka türlü? Bana ikinci bir ihtimal verin. Mesela Evrim Teorisi’ni Hoca savunuyor değil mi? Vatan Gazetesi’nin Hocası olup da aksini nasıl yapsın adam, yapar mı yani? Vatan Gazetesi’nde durabilir mi öyle bir adam? Mehdi (a.s.) gelecek derse, Vatan Gazetesi’nden kanatlanıp uçar o. İsa (a.s.) gelecek derse kanatlanıp uçar. Kıyamet alametleri var derse kanatlanıp uçar. Şimdi bak, geçen günlerde de söyledim. Süleyman Ateş Hoca Kıyamet alametlerinin üzerine binmiş, Kıyamet alametleri onu alıp götürüyor. Arada sırada kayık böyle suda şey yapar da havaya hoplatır insanı geri düşer ya. Hocam da öyle havaya bazen hopluyor, bazen de düşüyor ve öyle gidiyor. Adı gibi, biliyor. Ben bir kere Süleyman Ateş’i tanıyorum, detay vereyim de, o zaman anlasınlar. Bize gelmişti. Bizim eve ziyaretime gelmişti. Evin alt katında, salonda oturuyoruz. Bizim ev de çok şık, çok güzeldir. Ben çok severim estetiği, güzelliği. Her yeri güzeldir de, o salonunu gördü, çarpıldı Hocam böyle görünce. “Ben Cenneti istemiyorum. Evin şu bölümü benim olsun yeter” dedi. Salonun kapıya girişten yana bölümü var, yaklaşık 3 metrelik falan, 3-4 metrelik bir bölüm, o bölüm olsun bana yeter, başka bir şey istemiyorum dedi. Bak, “Cenneti istemiyorum, orası olsun bana yeter” dedi. Şimdi bunu diyen bir insana biz ne diyelim. Ben orada anladım olayı zaten. Vatan Gazetesi’nin Hocası Süleyman Ateş bunları dediğine göre cevap vermesem daha mı iyi olur acaba? Cevap verirsem çok acayip olacak. Zaten reddetmesi gerekir. Külliyen reddedecek yani. Onun özelliği orada.
“Selamun aleyküm” ve aleyna ve aleykümselam ve rahmetullahü ve berekatühü. “Şeyh Yasin Hocamız Mehdi (a.s.)’ye asker olacak sıfatları elimizde tutalım gibi bir şey dedi. O sıfatlar ve özellikler nelerdir? Adnan Hocamız açıklarsa seviniriz. Beytullah.” Samimi olmak, candan olmak, hür düşünmek, Allah’ı aşkla sevmek. İman etmek, eğer biz kendimizi sıkmazsak, baskı altına almazsak, biz zaten Allah’ı sevecek şekilde yaratılıyoruz. Bizim bunun için özel bir emek sarf etmemize gerek yok. Yani böyle sıkarak kendimizi, öyle bir konu yok. Mesela kalbimiz nasıl doğal olarak çalışıyor, nasıl doğal nefes alıyorsak, Allah’a da doğal olarak biz iman ederiz zaten. Sadece kendimizi kasmayacağız ve çok samimi, candan olacağız o kadar. Mehdiyet konusunda da, mesela bak benim anlattığım konuların doğru olduğu çok açık, samimi bakan bir insan hemen anlar. Samimi olmayan adam, bana yüz bin kilometrelik mahluklardan bahsediyor. “Bir kuyruğu bilmem ne altında” diyor. “Buna inanmayacağım bu, bu şekilde olacak” diyor. “Evlere girecek” diyor. Cübbeli işte deccali bastonla çıkıp, 15 kilometrelik deccalden bahsediyor. Bakın iki zihniyet göğüs göğse bir mücadele veriyor, görüyor musunuz? Bakın bir yanda Süleyman Ateş, bir yanda Cübbeli, bir yanda Edip Yüksel, topluluk olarak ve bir yanda da biz. Göğüs göğüse bir mücadele var. Kıyasıya bir mücadele var. Ama eziyoruz, görüyorsunuz. Mesela bak internet sitesi açmışlar, özel olarak. Ama sadece konuyu daha iyi anlatmalarını sağlamak diyeyim inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz demiştiniz zaten. Cübbeli benim çok daha fazla anlatamama vesile oldu, dediniz.
ADNAN OKTAR:Kardeşim hayrettir. Mesela ben bir münafık hareketi olmazsa, ben daha sakin oluyorum. Münafık hareketi olduğunda acayip keyfim yerine geliyor, açılıyorum, adrenalin geliyor. Konuşma gücüm artıyor, canlılığım artıyor, şevkim artıyor. İlham geliyor böyle, içim açılıyor. Mesela Cübbeli benim gıdam adam yani. Allah ondan razı olsun. Mesela onu alıp böyle sürekli silkelemek, acayip hoşuma gidiyor. Süleyman Ateş Hocam’ı, ona da şimdi ilgi göstereceğim, madem böyle genel bir istek var, inşaAllah.
“Değerli Hocam.” Kevser Hanım yazmış. Hürmetler diyor. “Sizin ‘Basitliğin Kirli Kültürü’ kitabınızın bir bölümünü okudum. Kitapta insanların sergilediği basit tavırlardan, yapmacık konuşma şekillerinden, gözlerindeki, bakışlarındaki basitlikten bahsetmeniz özellikle dikkatimi çekti. İç çekmeler, acındıracak konuşmalar, kısık ses tonu kullanmalar, gözleri kısmalar, boş detaylara takılıp kalmalar. Konuşmalarımızdaki, bakışlarımızdaki bu yapmacıklıktan nasıl kurtulabiliriz? Tam anlamıyla nasıl doğal, sizin de bahsettiğiniz gibi olgun, samimi insanlar olabiliriz?” Kevser hanım böyle diyor. Kevser hanım ne yapacak? Kendini tamamen rahat bırakacak. Ama yani insan kompleksliyse hasta olur. Yani eziklik kompleksinde veya büyüklük kompleksinde zırvalar, abuk subuk hareketlere başlar. Yapmacık hareketlere başlar. Yapmacık hareket en başta komik. Çok aşağılayıcı bir insanın yapması, bayağı aşağılayıcı. Mesela Ramazan programında da görüyorum. Dini konuları anlatırken apayrı bir üslupla konuşuyorlar. Değil mi? Dini filmlerde de bazen görüyorum. “Eyy oğuul” falan diyerek. Ey oğul desene kardeşim. Ne oluyor yani ey oğul, deyince ne oluyor yani öyle deyince ne fark ediyor yani. Ben rahatsız oluyorum sadece, hoşuma gitmiyor yani. Bu Kevser kardeşimizin sorusu çok hayati. Çok genişletilecek bir konu. Çok hayati bir şey.
OKTAR BABUNA:Siz Hocam bunları “ben çocukken farkına vardım” demiştiniz. İnsanların bu yapmacık tavırlarını.
ADNAN OKTAR:Evet ‘Adamlık Dini’ adlı kitap yaptım o yüzden. İlkokulda, ortaokulda farkına varmıştım. Yapmacık, yani mesela fısır fısır bir şeyler konuşuyorlar. Kahveyi şöyle şöyle bir çeviriyor arkasında çevirerek falan, yutkunarak böyle eliyle sıvazlayarak böyle. İnanılmaz yapmacık ve oyun olan konuşma çeşitleri o kadar çok ki. Yani en az 40-50 tane diyebilirim. Hepsi birbirinden gıcık. Doğal olsanıza kardeşim. İnsan zaten yorulur ondan. Nasıl yapıyorlar, ben anlamıyorum.
“Yakışıklı Hocama.” Allah Allah. Yakışıklıyım demek ki maşaAllah. “Aslan Hocam” diyor. “Selamun aleyküm.” Aleyküm selam. “Uygun görürseniz”, olmaz. “Uygun görürseniz size bir ayet yolluyorum.” Olur mu? Hocam size bir ayet yolluyorum. Ben ne diyeceğim (haşa) uygun görmüyorum mu diyeceğim? Denmez. “Müsaade ederseniz namaz kılacağım” denmez. Namaz kılmaya gidiyorum denir. Ne demek? Müsaade etmezsek kılmayacak mısın? Yani, olmaz. “Uygun görürseniz bir ayet yolluyorum” diyor. Olmaz biz şöyle diyelim. “Hocam size bir ayet yolluyorum. Bunu şerh edebilir misiniz?” Şeytandan Allah’a sığınırım. Haşr Suresi 21. “Şayet Biz bu Kur'an'ı bir dağın üzerine indirmiş olsaydık, andolsun onu Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün. İşte Biz, belki düşünürler diye, insanlara böyle örnekler veririz.” Yani Allah’ı o kadar coşkuyla, o kadar derin bir muhabbetle, haşyetle, içten bir sevgi ile sevin. Bakın dağa bile Allah tecelli ettiğinde diyor Cenab-ı Allah; “Allah korkusundan saygı ile baş eğmiş, parça parça olmuş görürdün.” Allah’a karşı da saygıyla baş eğin diyor. Mesela konuşuyorlar Allah’la, dinle ilgili görüyorsunuz, laubali hareketler falan. Mesela Cübbeli de öyle, çok laubaliydi, milleti güldürüyordu falan acayip hareketler yapıyordu. Uyardım, şimdi Flash TV’de açıklamış, “Bu sene hiç kimseyi güldürmeyeceğim, gayet ciddi duracağım.’’ Hele şükür, laf söz dinlemeye başlamış, inşaAllah. Dinle şaka olmaz. “Hocam sizi çok seviyorum ve sizden çok şey öğrendim ve öğrenmeye devam ediyorum inşaAllah, Allah razı olsun.’’ Kübra Akgül. Ben de seni çok seviyorum Kübra, çünkü insan sevildiğinde sanki karşılıklı bir elektrik gidiyor. Hakikaten mesela beni seveni ben görmeden bayağı seviyorum. Yani içime, ruhuma derin bir muhabbet, her ne olursa olsun, yüzü neye benzerse benzesin, ne olursa olsun çok müthiş seviyorum maşaAllah. Karşılıklı oluyor, Allah’ın bir harikası bu. Mesela hissediyor karşıdaki insan sevildiğini. Bu bir mucize, çok acayip. Yeter ki birbirinin haberi olsun maşaAllah.
Bakın “(Mehdi) uluslara barışı duyuracak.’’ Demek ki, kanı değil. Kan dökmeyi değil, barışı duyuracak. “Bağırmayacak ve sesini yükseltmeyecek.’’ Hani böyle var ya, kürsüyü yumruklayarak falan böyle. “Senden yaşam istedi verdin ona uzun bir ömür’’ diyor Mezmurlar’da, Mehdi (a.s)’nin ömrünün uzun olacağı belirtiliyor inşaAllah. “Yeryüzünde ezilenler için dürüstçe karar verecek’’ Mehdi (a.s) diyor. Bak ezilenler için, fakirler için, zor durumda kalanlar için. Ama bak dürüstçe, samimi karar verecek. Bak “Kıyı halkları onun (Mehdi (a.s))’nin yasasına umut bağlayacak.’’ Bütün dünya ona umut bağlayacak diyor Tevrat’ta 42/4. “Gözüyle gördüğüne göre yargılamayacak, kulağıyla işittiğine göre karar vermeyecek.’’ Allah’ın ona ilham ettiği ile hareket edecek diyor. “Yönetim onun omuzlarında olacak’’ Tevrat’ta yine 9/6. “Ve milletler arasında hükmedecek ve çok kavim hakkında karar verecek.’’ Almanya için de, Rusya için de, her ülke için kararlar verecek diyor inşaAllah, onların lehine. “Başarılı olacak; üstün olacak, el üstünde tutulup alabildiğine yükseltilecek.’’ Bütün Müslümanlar, inananlar onu destekleyecek diyor. Yeşaya 52/13. “Bütün halklar, uluslar ve her dilden insan ona hizmet etti.’’ diyor Daniel bölümünde Mehdi (a.s)’ye 7/14. “Savaş arabalarını uzaklaştıracağım.’’ Tanklar, kariyerler hepsinin kaldıracağım diyor Allah. “Savaş yayları kırılacak, kralınız (Hz. Mehdi (a.s)) uluslara barışı duyuracak.’’ Hiçbir silah bırakmayacağım diyor Allah. Bütün silahlar kalkacak diyor, Zekeriya 9/10. “Mesih (Hz. Mehdi (a.s)) döneminde savaşlar olmayacak ve bir millet diğer millete kılıç kaldırmayacak’’ Tora, Sanhedrin 10:1. “Tüm insanlara Allah’ın yollarını ve O’ndan korkmayı öğretebilecek’’ Yine Tora’da, Tövbe bölümünde 9:2. “Önderleri kendilerinden biri olacak, yöneticileri kendi aralarından çıkacak.’’ Yani seyyidlerden, şeriflerden inşaAllah, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in neslinden, Yeremya’da.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Peygamberimiz (s.a.v) de barışı söylüyor, okuyayım mı Hocam hadisini inşaAllah? Peygamberimiz (s.a.v): “Daha önce zulümle dolu olan dünyayı, o adaletle doldurur. Adaleti o denli olur ki uykuda olan bir kimse dahi uyandırılmaz ve bir damla kan bile akıtılmaz. Dünya, adeta Asr-ı Saadet devrine geri döner.”
ADNAN OKTAR:Bak “uykuda olanı uyandırmaz’’ bu çok önemli. Mesela bazen insanlar uyur, gider orada haşur hışır işler yapar bilmem ne. O direkt çıplak anlamıyla söyleniyor, yani o kadar nezih ve o kadar ince düşünceli olacak ki, o kadar insanların rahatına, huzuruna düşkün olacak ki, mesela adam uyuyorsa çok sessiz bir ortam meydana getirecek ki rahatça uyusun. Yani uykusunun kalitesine zarar gelmesin. Ve “damla kan akıtmaz’’ diyor değil mi, inşaAllah. Devam et.
OKTAR BABUNA:Yine Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Ali b. Ebi Talib (a.s) de şöyle buyuruyor: "Kâimimiz (Hz. Mehdi (as)) kıyam edince insanların kalbindeki düşmanlık ve ihtilaf sebepleri kökten kazayacaktır. Böylece genel bir asayiş ve emniyet meydana gelecektir.’’ Bihar-ul Envar.
ADNAN OKTAR:İşte bak, bunu Amerika’nın, İsrail’in çok iyi bilmesi gerekiyor. İran’ın da çok iyi bilmesi gerekiyor. Yani kan döken Mehdi inancı müthiş bir korku meydana getiriyor. Bakın Irak’ın işgalinin tek sebebi, bunu Amerikan yönetimi açıkça söyledi, sırf bu nedenden yaptık dediler. İsa Mesih (a.s.)’in inişi için ve Mehdiyet konusunda olacak olayları durdurmak için biz bunu yaptık, dediler. Çok net söyledi adamlar. Bush yönetimi açık açık söyledi.
OKTAR BABUNA:Siz onların da Evanjeliklerin en önde gelen liderlerini çağırıp anlattınız Hocam. Neden, nasıl barış ortamı olacağını. Fikirleri değişti internet sitelerinde tam.
ADNAN OKTAR: Bu Evanjeliklerin ileri gelenlerinin bir tanesi var, stüdyosunu bizim stüdyo gibi yapmış. Aynısını yapmış böyle; mavi ışık koymuş, ağaçlar var, üstünü başını değiştirmiş. Ama onun etkisini tamamen kaldırdık; daha önce bütün Müslümanları deccal olarak gösteriyordu, çok tehlikeli bir Müslüman katliamını hazırlanıyorlardı. Biz bu fikri ortadan kaldırttık inşaAllah.
Luka İncil’de; Hz. İsa (a.s) bak Mehdi (a.s.)’yi nasıl tarif ediyor: “(Havariler Hz. İsa (a.s.)’a) O’na, ‘Nerede hazırlık yapmamızı istersin?’ diye sordular. İsa Mesih (a.s.) onlara, ‘Bakın’ dedi.” dikkat çekiyor. “Kente girdiğinizde,” o büyük şehre girdiğinizde, “karşınıza su testisi taşıyan bir adam çıkacak.’’ Kova burcundan birisi çıkacak diyor, kova burcundan. “O adamı, gideceği eve kadar izleyin” Yani o ne yapıyorsa, siz ona tabi olun diyor. Bakın Mehdi (a.s.)’yi net tarif ediyor Luka 9:11. “Öğrencilerinden ikisini şu sözlerle önden gönderdi: ‘Kente gidin’” şehre girin. “’orada su testisi taşıyan bir adam çıkacak karşınıza,’’’ Kova burcunda. “’Onu izleyin,’” Balık burcu bitti biliyorsunuz, kova burcuna girdik inşaAllah. Mehdiyet ve kova burcu iç içedir inşaAllah. Mehdiyet ve kova burcu, inşaAllah. Bak geçenlerde de Habertürk’te onu anlattılar. Kova çağına girdik. Balık birdenbire kaçıyor, Hz. Hızır’ın bulunduğu yerden, değil mi? Hz. Musa’nın elinden birden bire kaçıyor, Kuran’da ayet var. Balık çağı bitiyor ve kova çağı başlıyor. Çünkü balığın bulunduğu kova duruyor, değil mi? Balığın bulunduğu kova duruyor ama balık kaçıyor inşaAllah.
Luka’da Bab 1, 69:70. “Zekeriya Peygamber (a.s.)’in ilerisi ile ilgili bildirisi.” Zekeriya Peygamber (a.s.) bildiriyor diyor Luka’da. “Eski çağlardan beri kutsal Peygamberlerin ağzından bildirildiği gibi, kulu Davut (a.s.)’un soyundan,’’ Mehdi (a.s), Davut (a.s.)’ın soyundandır. Peygamberimiz (s.a.v)’in neslinden, Davut soyundandır. “Bizim için güçlü bir kurtarıcı çıkar.” İşte bu Mehdi (a.s) inşaAllah. “Eğer beni seviyorsanız’’ diyor İsa (a.s), “emirlerimi gözetirsiniz.’’ Yani İncil’in gerçeğine uyarsınız. “Ben de Allah’a yalvaracağım, ve O da size başka bir Faraklit gönderecektir.’’ Mehdi (a.s)’yi gönderecektir diyor. Yuhanna 14/15. Faraklit öyle bir hakikat ruhudur ki, Rab ona benim isminle Mesih gönderecektir.’’ Yani ismimle, Mesih ismiyle gönderecektir, Kral Mesih Mehdi (a.s). “O size her şeyi öğretecek ve benim size söylediklerimi tekrar hatırlatacaktır.’’ Yani İncil’in özünü orjinalini anlatacak, Kuran’ı size anlatacak diyor. “Faraklit geldiğinde’’ Mehdi (a.s) geldiğinde, “benim için şahitlik edecektir ve siz de bana şahitlik edersiniz.’’ Mehdi (a.s) geldiğinde “benim için şahitlik edecektir.” Benim gelişimi müjdeleyecek size diyor. Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.)’nın gelişini müjdeleyen insandır. Müjdeleyecektir diyor, şahitlik edecektir. Onun, ortamını hazırlıyor. “Ve siz de bana şahitlik edersiniz.” Tabii bu biraz acayip buradaki şey. Yani o zaman talebelerinin bir kısmının da Ashab-ı Kehf olduğuna dair rivayetin doğruluğunu da tahakkuk ettiren bir şey. Çünkü biliyorsun Ashab-ı Kehf Ahir zamanda uyanacak. Muhtemelen Hz. İsa (a.s.)‘ın talebeleri bir mağaraya sığındılar. Hz. İsa (a.s.)’yı onların katlettiğini zannettiler, Hz. İsa (a.s.) göğe alındı ama talebelerini de aramıştır tabii o zamanın o devrin polisi, askerleri. Onlar da can kaygısıyla Allah-u Alem Allah’ın himayesindeler, bir mağaraya sığınmışlar anladığım kadarıyla. Mehdi (a.s.) devrinde yeniden harekete geçecekler. Bak çünkü diyor ki: “Ve siz de bana şahitlik edersiniz. Çünkü ben gitmezsem, ben size hakkı söylüyorum,” bak “ben size hakkı söylüyorum, benim gitmem sizin için hayırlıdır.” Gitmesini istemiyorlar, göğe çekilmesini herhalde talebeleri. “Çünkü ben gitmezsem Faraklit (Mehdi (a.s.)), size gelmez. Ama ben gidersem Allah size Mehdi (a.s.) ‘yi gönderir” diyor, inşaAllah. Yuhanna 16-7. “Faraklit (Mehdi (a.s.)) geldiğinde bütün alemi, bütün dünyayı hataları sebebiyle kınar ve onları terbiye eder.” Bütün dünyayı terbiye edecektir, diyor.
“Hayırlı akşamlar Hocam.” Hayırlı akşamlar. “Programınızı ilgiyle takip ediyorum. Babam Nur talebesi‘dir. Yalnız benimle Mehdi (a.s.) konusunda pek konuşmak istememektedir. Bana bu olayların 70’li ve 80’li yıllarda olup bittiğini ve artık kurcalanmaması gerektiğini...” diyor. Tabii acayip bir ifade de, ben onlar söylediği için söylüyorum. “Hatta Fethullah Hoca’nın direk birinci ağızdan haber yolladığını, Mehdiyet olayının kapandığını, Fethullah Hoca’nın da söylediğini ve buna ek olarak Fethullah Hoca bütün bildiklerini söyleseydi yer yerinden oynar diye söylemişti. Hocam bir de buna artı olarak birkaç gün önce Fethullah Hoca’nın yanından gelen biri...” Fethullah Hocamı biz severiz, öyle şeylere inanmam ben onun hakkında, yani o tip izahlar geçerli olmaz.
“Sayın Hocam Peygamberimiz (s.a.v) Mehdiyeti müjdeleyin derken, bazı kişilerin bu olayları örtbas etmesi ve bildiklerini söylememesi nedendir?” diyor kardeşimiz. Fethullah Hoca belki şey olarak, dikkati çekmemesi için Mehdi (a.s.) konusunun, yani Mehdi (a.s.)‘yi insanlar aramasın, Mehdiyet’te bir heyecan olmasın...
Dünya çapında şiddetli bir reaksiyon olacağından çekiniyor olabilir. Fethullah Hocamız biliyorsunuz çok temkinli bir insan, çok çok çok temkinli bir insan. O temkinin gereği olarak söylüyor olabilir. 80’li yıllarda olup bitti dediğine göre, 80’den itibaren Mehdi (a.s.) konusu kapandığına göre demek ki 80’lerde Mehdi (a.s.) gelmiş. Yüzyıllarca kapanmayıp da 1980’de Mehdi (a.s.) konusu kapatılması mevzubahis olduğuna göre ve büyük bir kitle kapatmaya çalıştığına göre bu ne demektir ? Mehdi (a.s.) geldi demektir. Bütün kanallar Mehdi (a.s.)‘den bahsettiğine göre.
OKTAR BABUNA: Geçen gün de Hocam 1979 yılında yayınlanan şiirini okumuştunuz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet.Bir şeyi daha var Fethullah Hocamız’ın, onu bana gönderebilirseniz. Mehdi (a.s.)’nin bulunduğu yerin bitişiğindeki caminin ismine kalıncaya kadar söylüyor. Faaliyet yaptığı yerin bitişiğindeki camiye kadar söylüyor.
VTR. Habertürk, “Şifreler ve Semboller”
ADNAN OKTAR: Evet herkes farkında demekki, ne kadar güzel. Habertürk de farkında. Farkında olmayan hiçkimse yok, inşaAllah.
Kardeşimiz diyor ki Hakan Gedik; ”Mehdi (a.s.) hakkındaki hadisler mütevatirdir” diyor, evet doğru. Hz. İsa (a.s.) ile ilgili hadisler de mütevatir. Bu konuda Ömer Nasuhi Hocamız’ın sözünü nakletmiş; “Yalan üzerine birleşmeleri aklen mümkün görülmeyen toplulukların birbirinden ve ilk topluluğun direkt Resulullah (s.a.v.)'dan rivayet ettiği hadisi şeriftir. Yakin (hiç şüphe edilmeyecek) bir bilgi ifade eder. Artık bu hadis hakkında ‘Acaba bu hadis Resulullah (s.a.v.) tarafından söylenmiş midir? (s.a.v.)’ diye bir şüpheye imkan yoktur.” Mehdi (a.s.) de, Hz. İsa (a.s.) ile ilgili hadisler de mütevadirdir, böyle bir konu yok. Dört mezhebin de kabul ettiği bir gerçektir. Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafii mezhebinde Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) haktır, kesindir, hiç tartışması yoktur. Ehl-i sünnet ulemasından bir kişi çıkıp aksini söylememiştir. Şiilik’te de haktır, Caferilik’te de haktır, Vehabilik’te de haktır, hepsinde haktır. Alevilik’te, Bektaşilik’te hepsinde Mehdi (a.s.)’nin ve İsa (a.s.)’nın gelişi haktır, bu konuda bir şey yok ama Vatan Gazetesi’nin Hocası böyle bir şey yok der, efendim Hürriyet Gazetesi’nin başka bir Hocası, başka bir şey söyler. Artık bilmiyorum cevap vereyem mi de, anlayın yani, malum.
Efendim evet ben seyyidim, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in neslindenim. Aynı zamanda anneannem Türk, halis Türktür, Oğuz Türküdür. Çerkezlik de var kanımda ama Türküm. Bak üç, hem Türklük var, hem Çerkezlik var, hem seyyid Arap soyundan da geliyorum. Ama Türküm ben, Türkiye’de yaşayan herkes Türktür.
“Mehdi (a.s.)’lik ve evrim üzerinde çok duruyorsunuz.” Mehdiyet, bütün dünya üzerinde duruyor, dünya onun üzerinde dönüyor şu an Mehdiyet üzerinde dönüyor. Savaşlar çıkıyor, dünya politikası ona göre yönleniyor. Evanjeliklerin, masonların dünya politikası. Masonluk da şu an Mehdiyet’e göre hareket ediyor. Evrim, deccaliyetin dini, dünya tarihinin en büyük aldatmacası. Yerle bir ettim. Edeceğiz tabii ki, görevimiz inşaAllah.
Efendim Evanjelikler pek bu işi bilmez Salih kardeş. Evanjelikler ne diyor, “dünyanın ömrü 6 bin yıl” diyor, 6 bin yıl o kadar. ”Fosiller de 6 bin yıllıktır” diyor. Bakıyoruz fosillere 350 milyon yıllık, 400 milyon yıllık, 500 milyon yıllık fosiller var. Biz diyoruz ki kardeşim dünya en az 15 milyar yıllıktır, Big Bang’ten itibaren. Ve canlıların meydana çıkışı da milyonlarca, yüz milyonlarca yıl öncesinden başlamıştır, Allah yaratmıştır. Hepsinin fosillerini ortaya koyup hiçbir şekilde evrim geçirmediğini 350 milyon fosille ispat ediyorum. Arkadaşlarımıza ne diyoruz? Kardeşim bana bir tane ara fosil dediğiniz şeyi gösterin, bir tane. “Yok” diyorlar. Ben de diyorum ki 350 milyon tane benim yaratılışı ispat eden fosilim var. Üç yaşında çocuğa sorsan bunu, evrimin bir aldatmaca olduğunu, bir oyun olduğunu anlar. Bizim delillerimiz o kadar güçlü oluyor ki yani böyle üçe iki, beşe dört gibi değil, yani yüz milyona sıfır gibi oluyor. Evanjelikler bakın yenilmişlerdi, Evanjelikleri biz kurtardık. Katolikler ve Ortodokslar yenilmişlerdi, hepsi yenilmişlerdi. Konuşmuyorlardı, sadece alay edilip aşağılanıyorlardı. Çünkü, “İncil’de ağzından ateş saçan canlılar var” diyor, adam bilim adamı bunu savunuyor ve “6 bin yıldır” diyor, en fazla “canlı oluşabileceği tarih” diyor. Bilime alenen karşı çıkıyorlardı. Biz bunun yanlış olduğunu ispat ettik, anlattık. Kuran’a göre tarif ettik. Evanjeliklerin hepsini biz kurtardık. Evanjelikler pestil gibi ezilmişti. Dışarı çıkamıyorlardı. Nefes aldırmıyorlardı çok eziktiler. Herkes bilir. Biz böyle Bengal Kaplanı gibi kükreyince, dünya titredi evet.
Darwinizm yeni değil Salih kardeş. Bunun ağa babaları daha da eski, ta Sümerler’den geliyor, Sümerlerden. Öyle bağnaz bir dindir ki öyle sapkın bir dindir ki Eski Mısır’da da vardı aynısı. Nil’in çamurlarından tesadüfen olduğunu iddia ediyorlardı insanların, hayvanların ve bitkilerin. Sümerlerde aynı iddiadaydı. Dünyanın en bağnaz, en sapkın, putperest dinidir Darwinizm. En sahte dinidir.
Efendim “neden arkadaşlarınız zengin?” diyor. Allah zengin ediyor, güzellik kötü mü? Hz. Süleyman (a.s.) da zengindi, Peygambetrimiz (s.a.v.) de zengindi. Hz. İbrahim (a.s.) de zengindi. Allah kendi yolunda olanları zengin eder. Hz. Yusuf (a.s.) da zengindi değil mi? Hz. Yusuf (a.s.)’un hiçbir şeyi yoktu. Kuyudan çıkarttılar, “üç, beş dirheme onu sattılar” diyor Cenab-ı Allah. “Ve onu önemli görmediler” diyor. Bütün bölgenin hazinelerine sahip oldu, bütün bölgeye hakim oldu, Mısıra Sultan oldu. Biz de Allah yolunda yürüyoruz, Allah yolunda gidenlere Allah bereket verir. Efendim Salih kardeş herhalde yeterli bu kadar inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam Fethullah Gülen Hoca’nın tam söylediğiniz değil ama ona, o paralelde bir sözü var Sızıntı’dan okuyayım mı Hocam. 11 Ocak 1980’de şöyle demiş; “Arz etmeye çalıştım tekrar itirafıma gerek yoktur, bu işin ehli değilim, ehli gelinceye kadar benim gibilerle, emsalimle beraber bu işi devam ettireceğiz öyle anlaşılıyor ki, öyle anlaşılıyor, ehli gelince onlara terk-i silah edeceğiz, işi onlara bırakacağız, ehli değiliz. Bu işin liyakatlıları, doğrunun ve gerçeğin hakiki tercümanı olacak ve ölü gönüllerimizi, mürde gönüllerimizi ihya edecekler. Bunu kemal-i samimiyetle, intizar ediyorum. Rabbim’den bekliyorum, ama o güne kadar biz anlatacağız. Büyük bayramın arifesindeyiz” demiş.
ADNAN OKTAR:Fethullah Hocam’ın ben böyle konuşmalarını biliyorum ben. Bizzat banttan dinledim. Dedi ki, “Biz Hz. Mehdi (a.s.)’ye talebe hazırlayan, Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırlayan bir topluluğuz” diyor. Açık açık konuşuyor. “Mehdi (a.s.) toğluluğu değiliz, Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırlıyoruz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışında, insanlar onlara büyük reaksiyon gösterecek. Kimi falanca sanayicinin oğlu olacak, kimi falanca doktorun oğlu olacak. Seçkin ve elit bir kesime Mehdi (a.s.) hitap edecek, bu toplumun çok dikkatini çekecek ve onu çok ezmeye çalışacaklarlar. Zaten oradan anlaşılacak onun Mehdi (a.s.) olduğu” diyor. Buna benzer konuşması vardı. Hatta Mehdi (a.s.)’nin sakalından bahsediyordu. “Hakimin“ diyor mesela -biliyorsun doğu lehçesinde uzatmalar kısaltılır- “hakimin” diyor “müstedrekinde” hatırladığım kadarıyla. Mehdi (a.s.)’nin sakalından bahsediyordu, detay veriyordu. “Şu an Mehdi (a.s.)’nin talabelerini görüyor gibiyim” diyordu, yer yerinden oynuyordu, Mehdi (a.s.) konusunda. Bunlar çok güzel. Biliyorum ama Hocamın benim gönlüm istiyor ki hiç olmazsa ortalı olarak ima etsin ki yani Mehdi (a.s.)’nin şahıs olarak geldiğini. Çünkü şahs-ı manevi çok yaygın. O da çok değerli bir insan. Gerçi bunlar çok güçlü deliller. Mesela bu açıklaması çok net delil. Ama daha iyi olabilir diye düşünüyorum. Tabii haddime değil ama. Çünkü mesela gidiyoruz, şahs-ı manevi, gidiyoruz, şahs-ı manevi. Yani muğlak, ne olduğu belli olmayan bir inanç. Bediüzzaman’ın izahlarıyla tamamen, taban tabana zıt. İsa Mesih (a.s.)’e de olan sevgiyi de boğan bir izah olmuş oluyor. Çünkü biz Hz. İsa (a.s.)’yı bağrımıza basmak istiyoruz. Ben seveceğim onu, yanaklarından tutacağım. Değil mi, seveceğim. Ondan sonra İstanbul’da gezdireceğim ben onu. Evlendireceğim. En güzel yemekleri yedirteceğim. Ağırlamak istiyorum. Ben şahs-ı maneviyi ağırlayamam. Değil mi? Özledim, görmek istiyorum. Aynı şekilde Mehdi (a.s.)’yi de özledim, görmek istiyorum. Bağrıma basmak istiyorum ben. Anlaşıldı mı? Yani şahs-ı manevi; doğru olmadığını açıkça bildiğim bir şeyi nasıl savunayım ben? Bu insanlara da doğru olmayan bir şeyi anlatmaya icbar etmek de zulüm olur. Ama Fethullah Hocam’ı ben anlıyorum. Hakikaten zor durumda. Etrafı sarılmış durumda Amerika’da. Çok güç şartlar altında yaşıyor. Şimdi “İsa (a.s.) çıktı, vazifede” derse yer yerinden oynar. “Mehdi (a.s.) çıktı, vazifede” derse, yer yerinden oynar. Şahs-ı manevi deyip geçiştiriyor olabilir. Ama talebeleri buradaki gizli imayı anlayabiliyor mu? Sadece onun tedirginliği içerisindeyim, inşaAllah.
Sızıntı Dergisi; “Mısır kadınları, Hz. Yusuf’un cemalini gördüklerinde kendilerinden geçmiş ve o dehşet içinde kendi ellerini kesmişlerdi. “Ey gözümün nuru efendim, eğer onlar senin cemalini görselerdi, ellerindeki hançerlerini, kalplerine saplarlardı” diyor. Evet belki Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den bahsediyor olabilir. Ama, “Sen Yusuf musun?” diye bir şiiri var Saffet Seni Hoca’nın. Yani çok coşkulu bir övgü var. Çok çok coşkulu övgüler var. Tamam o zaman Harunyahya Tv’den devam ederiz, inşaAllah.
SUNUCU:Bu akşamlık da programımızın sonuna geldik. Harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize, ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerinden, Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22.00’dan itibaren Harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Kanal Avrupa ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza Harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz. İyi geceler.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...