SUNUCU: Programımıza Sayın Adnan Oktar’ın katılımıyla devam ediyoruz. Hoş geldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Efendim hoş bulduk. Sizler de hoş geldiniz.
SUNUCU: Buyurun Hocam nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR: Fethullah Gülen Hocamız’ın bir sözü var, şunu oku sen bana bakayım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. “Hz. İsa (a.s.)’ın bir şahıs olarak ineceğini kabul eden âlimlerimiz olduğu gibi, onun bir şahs-ı manevi olarak geleceğine kail olanlar da vardır. Bediüzzaman Hazretleri gibi bazı alimlerimiz ise Hz. İsa (a.s.)’ın bir şahıs olarak inmesini kabul etmekle beraber, onu daha çok şahs-ı manevi olarak beklemenin isabetli olacağını beyan etmektedirler. Zira şahıs olarak beklemek çeşitli süistimallere yol açar. Böyle suiistimale açık bir meselede şahıstan ziyade şahs-ı maneviye itibar etmek, yani Mehdi (a.s.) ve Mesih (a.s.) gibi zatların bayraktarlığını yapacakları fikirlerin katiyen yaşanacağına, onların getireceği manevi atmosferin mutlaka oluşacağına inanmak isabetli bir yaklaşım olur. Bundan daha isabetli bir duruş da onların geleceği zemin ve ortamın oluşmasına yardımcı olmak, o istikamette çalışmaktır.”
ADNAN OKTAR: Ne anladın Oktar?
OKTAR BABUNA: “Şahs-ı manevi olduğuna inananlar vardır ama asıl olan onların geleceği ortamı hazır etmek, onlara zemin hazırlamaktır, onların geleceğine inanarak” diyor.
ADNAN OKTAR: Yani “şahsın geleceği tabii ki açık, alenen. Hz. İsa (a.s.) da açıktır, şahıs olarak gelecektir. Ama biz Şahs-ı manevi olarak onun zeminini hazırlamakla mükellefiz ki hani onlar geldiğinde rahat ve kolay bir faaliyet yapabilsinler” diyor. Tamam, işte Hocamızın bu açıklaması bize yeter. Demek ki şahs-ı manevi deyip olayı kapatmak isteyenler doğru değilmiş. Şahıs olarak gelecekmiş.
Özer Çiller bir şey söylüyor. Bu Tansu Çiller’in beyi, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet eşi.
“ ‘Yazgı: Değişken Kader’ adlı kitabından bahsederken kendisinden geriye bir şeyler kalmasını istediği için yazdığını söyledi. ‘Hani hayatta kendimizi pazarlar dururuz ya. Önce annemize, babamıza, sonra öğretmenimize, patronumuza, eşimize. Yaşlandıkça da insan kendisini Tanrı’ya -hâşâ- pazarlıyor galiba. Namaz kılmıyorum, böyle bir ihtiyaç hissetmiyorum. Sürekli Tanrı’yla beraberim, ibadeti kendi tarzımda yapıyorum. Yemek yiyorum şükrediyorum, yatıyorum şükrediyorum. 45 dakika dua ederim, ılık bir suya dualarımı okurum, ailem, çocuklarım, eşim ve kendim için ne istiyorsam Tanrı’ya onu ifade ediyorum. Ondan sonra suya üflüyorum. Suya dua okumayı babaannemde de görüyordum. Kitabı Aydın Doğan’a da imzalayıp gönderdim. Bana mektup yazmış, ‘Özer çok beğendim kitabını’ demiş.’ Doğan yayıncılık kitabını dağıtıyor.”
ADNAN OKTAR: Şimdi olayı çözdün mü?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne çözdün?
OKTAR BABUNA: Çok açık inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ertuğrul Özkök’ün şeyhi, Aydın Doğan’ın şeyhi, Özer Çiller Beyefendi olduğu anlaşılıyor. Değişik yani. Yeni bir din anlayışı, yeni bir görüş geliştirmiş. Ertuğrul Özkök’ün üslubuyla aynı. Fakat Aydın Doğan’ın da aynı fikirde olduğunu bilmiyordum. Demek ki bizim o arkadaş falan hepsi aynı çizgideler, inşaAllah. Özer Bey de onların mürşidi konumunda, şeyhi konumunda, inşaAllah. Ama biz Kuran’a göre hareket ediyoruz. Kuran’da anlatılan din ile burada anlatılan çelişik, aynı değil. Ama biz Kuran’a göre hareket ediyoruz.
Hakikaten İslam aleminde -genel olarak hepsinde de var ama bazı yerlerde yoğun, bazı yerlerde az, bazı yerlerde çok- hem bir kalitesizlik var, hem bir görgüsüzlük var, hem bilgi noksanlığı var. Bu da çok açık aleyhte propaganda olmuş oluyor. Mesela Amerikalılar geliyor Pakistan’a, adamların hayatına bakıyor, bir de kendi hayatına bakıyor, Hıristiyan olarak yaşantısına bakıyor, “biz doğru yoldayız” diyor. Hâlbuki İslamiyet hem akla hitap eden, hem vicdana hitap eden, her şeyin en mükemmelini bizden isteyen, kusursuz güzellik isteyen bir din. Yani oradaki modeli mi istiyor din bizden, Cenab-ı Allah? Oradaki bazı rezaletleri Cenab-ı Allah tabii ki yasaklıyor. Ama bunu da tabii görmezlikten gelmek olmaz. Pratik çok önemlidir. Mesela, biz şimdi “dini yaşıyoruz” diyoruz, anlatıyoruz, gösteriyoruz. Mesela akılcılığımızı, kararlılığımızı, samimiyetimizi, derin düşünme gücümüzü, analiz gücümüzü gösteriyoruz. Mesela bunu göstermesek bambaşka bir etki yapar bu. Aynı konuları anlatsak bambaşka bir etki yapar. Mesela şimdi Cübbeli çıkıyor Flash TV’ye, orada bir imaj veriyor o. Verdiği imajın farkında değil o. Yani gerek sima olarak, gerek ses tonu olarak, gerek bazı anlattığı yanlış hurafeler olarak -doğru anlattıklarını tenzih ederim- yanlış anlattıkları olarak farkında değil o. Büyük bir coşkuyla anlatıyor ve adım adım muazzam tahribat yapıyor, farkında değil. Mesela 30 gün ise, 30 gün tahribat yapıyor, haberi olmuyor. Mesela Süleyman Ateş Hoca’yı çıkartıyorlar. O da bağıra çağıra böyle sürekli muhalif havasında, sürekli bağırıyor çağırıyor. Yüzünde sert bir ifade ve genellikle eleştiren, işte “şu da yok, bu da yok, şu da yanlış, bu da yanlış”. Dediklerinin hepsi yanlış değil tabii, doğru olan da var ama onun da çok fazla yanlış olan izahları var. Ehl-i sünnet inancına uymayan çok yanlış izahları var. Ne bileyim, bir ara Zekeriya Beyaz’ı çıkartıyorlardı. Onun da doğru sözleri oluyor ama yanlış sözleri de var ehl-i sünnete uymayan. Psikolojik tahribatı da var, farkına varmıyordu. Yani insanlar nazenin varlıklardır, zayıftır insan. Allah zayıf yaratmıştır. En ince detayı bile gözünden kaçırmaz. Mesela bir ses tonunu, bir vurguyu hatta bir yürüyüş şeklini, el hareketlerini, bakışı, bir konuyu anlatırken yapılan vurguları, insan motomot onu hisseder ve görür. Dolayısıyla tahribat yönünü pek hesap etmiyorlar. Ama tabii hepsinde hayır var.
Her halükarda Türkiye’de aydın ve aklı başında bir Müslümanlık anlayışı gelişiyor. Çok daha kalitelidir yani diğer ülkelere nazaran, diğer dünyada yaşanan modele nazaran çok kalitelidir. O kalitenin oluşmasında da tabii öncü olan sebepler var Türkiye’de. Yani onu ben çok detaylandırmayayım da ama Türkiye’de dinin kaliteli yaşanmasında, kaliteli Müslümanların oluşmasında ve dünyadaki Müslüman ülkelerin Türkiye’ye hayran olup lider ülke olarak görmesinde öncü olan bazı insanlar var, vesileler var. Onun sonucunda bu oluştu, durduk yere oluşmadı. Türkiye’de de Pakistan modeli çok rahat oluşabilirdi, yani oluşmaması için bir neden yok, aynı çizgi. Ama Allah işte seçilmiş bir yer olduğu için burada böyle bir güzellik geliştiriyor. Bizim insanlarımız genelinde hoşlar. Mesela ben yabancılarla da konuşuyorum, diğer insanlarla da konuşuyorum da bizim milletimiz böyle çok çile ve acı çektiği için girift böyle detayları çok iyi görebilen bir millet. Yani müthiş bir detay görme kabiliyeti var, ince düşünen bir millet. O yönüyle çok avantajlıyız. Sevgiyi güzel ifade edebilen bir millet. Mesela Avrupalıların şarkılarında bile sevgiyi anlatım küttür. Mesela tüm şarkılarına falan bakın çok küt bir üslup vardır. İşte "I love you" bilmem ne falan. Ama bizim şarkılarımızda bile sevgi çok derin ve çok anlamlı ifade edilir, yani çok içli ifade edilir. Mesela filmlerinde de sevgi teması işlenirken orada da bir kütlük hissediliyor, yapmacıklık ve kütlük. Bizim milletimizin Osmanlı’dan itibaren şiirlerine baktığımızda, şarkılarına baktığımızda, sanat anlayışına baktığımızda, kendine has bir tatlı sıcaklık olduğunu, yani insanları doyuran bir sıcaklık olduğunu görüyoruz. O yönü çok güzel. Tabii “Osmanlı kusursuzdu” demiyorum ama o devrin şartlarında bayağı mükemmeldiler. Yani bilimin gelişmediği ortamda, teknolojinin gelişmediği ortamda, iletişim çok zor, halkı eğitmek çok zor. Buna rağmen halk çok yüksek ahlaklıydı, bayağı güzel huyluydu. Askerler çok güzel eğitim alıyorlardı, çok cesurlardı, güzel huyluydular. Millet olarak dünyaya acımamız lazım bizim. Yani dünyaya sahip çıkmamız lazım, fert fert. Kadın olsun erkek olsun, mesela hepsinin dünyaya şefkat duyması lazım. Çünkü hakikaten çıkamıyorlar bataktan. Cahilce ve biraz da küt bir bakışla, gittiler Darwinist oldular. Hakikaten yüzeysel düşündüğünde bir insan -yani delil aramada, olayları değerlendirmede- ama çok çok çok yüzeysel düşünürse “ya maymun niye olmasınki, gelişir bir süre sonra insan olur” der. Ama çok çok ilkel düşünmesi gerekiyor. Bunu düşünen adam -sonra yine bir parça düşündüğünü düşünelim- fosil araması gerekir, ara fosil araması gerekiyor, delil araması gerekiyor. Fosilleri koyduk ortaya. Dedik ki, “350 milyon adet fosil var, yaratılışı ispat eden.” Bu sefer de işi gurura bindirdiler. Açıkça alenen anladılar, koskoca adamlar çocuk gibi gurur yapmaya başladılar. Anlamayan kimse kalmadı Türkiye’de. Geçersiz olduğunu herkes anladı. On yaşında çocuğun gururu var, sekiz on yaşında. Hatta yedi yaşında çocuğun gururuyla direniyorlar. Proteinlerin olamayacağını, tesadüfen olamayacağını açıkça ispat ettik. Bütün bilim adamları kabul ediyor. Yalan değil çok net. Çünkü proteinin molekül yapısına bakan zaten anlar, bizim söylememize de gerek yok. Dantel gibi örülmüş bir sistem, atomların hepsinin tek tek tek tek tek, bir bir bir hepsinin yerini tam bulması gerekiyor, dantel gibi. Olmayacağı belli. Peptid bağları, şu bu falan gerekiyor, hiçbir şekilde olmaz. O zaman olay çok açık olduğuna göre niye çocuk gibi inat edersin? Tamam bak bağnazlıktan, gericilikten, yobazlıktan korkmanız normal. Bu hakikaten insani bir tepki, ben buna bir şey demiyorum. Hayatı öldürmeleri, neşemizi kaçırmaları, sanata, bilime, estetiğe karşı olmaları hakikaten kötü, tamam. Ama Allah’ın varlığı açık ortada belli. Kuran’da da öyle bir şey yok, o adamların dediği gibi bir hayat yok. Asr-ı saadette de böyle bir şey yok. O zaman niye saplanıp kalıyorsunuz? Kafanızı niye kilitliyorsunuz, illa ki böyle olacak. Böyle olur derken, çık ortaya, onlar garibanın teki, anlatırsan zaten onlar da düzelir. Yani mesela Cübbeli’de emek verdik verdik. Mesela eskiden milleti güldürüyordu, vazgeçti, “güldürmeyeceğim artık” diyor. Ama bayağı uğraştım bak, bir sene falan. Ancak kavradı. Bir senede ancak kavradı. Yüzlerce kere söyledim. Çok şükür onu anlattık ve kavradı. “Kesin kararlıyım artık kimseyi güldürmeyeceğim” diyor. İnşaAllah. Kardeşim güldür de espri yap bir şey demiyoruz da Kuran’la, dinle espri olmaz, mukaddesatla espri olmaz. İnşaAllah.
Mesela dostça yaklaşılsa, sevecen bir üslup olmuş olsa, niçin Allah’ı inkâr etsin bir insan? Niye öyle bir şeye girsin, ne zoru yani? Beyninin içinde bir görüntü oluşacak da adamın, net ve üç boyutlu görüntü olacak “yok, bu tesadüfen oldu”, nasıl desin? Yani en zayıf mantıkla bile en ilkel mantıkla bile insan bunu diyemez, gücü yetmez. Ama “Allah’ın varlığına inandım” adam deyince, “gel sana Cehennem sunacağım” denmez. Yani Allah’ın varlığını kabul ettiğinde zaten adama sen dünyada da Cennet gibi bir hayat ve Ahirette de Cenneti vaat edeceksin inşaAllah. Tabii ki Cehennem riski vardır, mümin için ama biz hayatı Cennet gibi yapmakla mükellefiz. İnsanlara güzellik sunmakla mükellefiz ve ruhumuz bununla rahat ediyor. Öbür türlü biz tahrip oluruz ruhen ve bedenen. Yani bağnazlıkla, yobazlıkla tahrip oluruz. Beynimize zarar verir bizim, ruhumuza zarar verir, bedenimize de zarar verir. Üretken de olamayız. Evlerimiz biter, sokaklar biter, sanayi biter, sanat biter, bilim biter, her şey biter. Dolayısıyla böyle tiplere ortalığı boş bırakmak çok büyük hata olur.
Atatürk işte birçoğu böyle Atatürk’e karşı tavır alır bazı şahıslar. Hiç düşünmüyorlar, Allah niçin Atatürk’ü gönderdi? Niye böyle bir zaman dilimine bu insanı hâkim etti? Durduk yere Cenab-ı Allah bir şey yapar mı? Değil mi? Bir hayırla bir hikmetle yaptı. Sonucunda ne oldu? Hayır oldu işte. Bak bilimle rahatça iç içeyiz, sanatla iç içeyiz, özgürüz, istediğimiz gibi konuşabiliyoruz, bağnazlık yok. Şimdi mesela falanca ülke gibi olduğunu düşünelim bir yer, biz böyle röportaj yapacağız, öyle mi? Ben böyle açık açık konuşacağım, hatta Mehdi (a.s.) ile ilgili ben konuşabileceğim öyle mi böyle konularda. Lime lime ederler böyle adamı. Bunu kim sağladı? Allah Atatürk’ü vesile etti. O zaman nedir zorun, ne istiyorsun? Sanat olmayacaktı, bilim olmayacaktı, estetik olmayacaktı. Yok, kabul etmiyor adam. Bağnaza laf dinletmek çok zordur, cahile söz dinletmek çok zordur. Yani bağnazlık içinde delirmiş bir adamı kontrol etmek bir hayli güçtür.
MİSAFİR 1: Atatürk olmasa belki Müslüman bile olmayacaktı, sömürge devleti olacaktı sonuçta.
ADNAN OKTAR: Yani felaketin ucu bucağı yok. Zaten bölmüş parçalamışlardı, bitmişti olay. İstanbul ayrı Akdeniz Bölgesi ayrı Karadeniz ayrı her yeri işgal ettiler adamlar. Ses çıkartmazsan bitti tamam. Adam “oldu bitti” diyor zaten, bir şey demiyor. Hakikaten İslamiyet de kalmazdı, bambaşka bir şey olacaktı. Elmalılı Tefsiri’ni yaptırdı Elmalılı’ya. Büyük bir âlimdir Elmalılı. Buhari tercümesini yaptırdı. Anadolu’ya binlerce Kuran dağıttırdı. Cebinde sürekli Kuran taşıyor, her akşam Kuran okuyan bir insan ve ileride Türk İslam Birliği olacağını söylüyor. Türklerin ve Müslümanların birleşeceğini ve dünyada büyük bir birliktelik oluşturacağını söylüyor, Atatürk. Hutbeye çıkıyor, hutbe veriyor, cumada hutbe veriyor. Sürekli Allah’a hayranlığını dile getiriyor. Türkiye’de kaç kişi hutbe verir? Çok nadirdir yani. Ancak devletin görevlileri verir, memurlar verir yani inşaAllah. Kuran’ı Anadolu’ya binlerce dağıtmak, Elmalılı Tefsiri yaptırmak. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatını hazırlattırdı. İmam hatipleri kurdurdu. İlahiyat fakültelerini kurdurdu ve antikomünist. Mason localarını kapattırdı. Ne istiyorsun daha? Şimdi Atatürk’ün bu yönlerini gizliyorlardı. Ben bunu söyledikten sonra sahte Atatürkçülerin hiçbiri ortada yok. Duyuyor musun şimdi şu an? Atatürk diye resimlerle ortaya çıkıyorlardı, müthiş bir propaganda konuşma yapıyorlardı. Ne oldu çıkın anlatın Atatürk’ü? Yok oldular. Atatürk şimdi onların işlerine gelmiyor. Çünkü onlar böyle bir Atatürk istemiyorlar. Bu konu da bu şekilde hallolmuş oldu. Yani gerçek Atatürk’ü, Osmanlı beyefendisi Atatürk’ü, Türk evladı Atatürk’ü, Müslüman Türk Atatürk’ü, Türk milliyetçisi Atatürk’ü insanlara tanıttık, inşaAllah. Dolayısıyla bizim milletimiz kadirşinastır, vefalı, güzel bir millettir.
Müslümanlık nedir? Dürüstlük, samimiyet, candanlık, temizlik, iyi niyet, sanata ve bilime düşkünlük ve takip etmek, bunu uygulamak. Cenab-ı Allah diyor ki mesela, “göğe bakmazlar mı?” diyor. Kardeşim, “göğe bakmaz mı?” demek teleskopla bakmak kastediliyor. Biz göğe baktığımızda zaten bir şey göremeyiz gökte. Çok az şey görebiliriz. Allah uzay teknolojisini bize söylüyor. Kapsamlı bir araştırmayı söylüyor Allah. Yıldızlardan, burçlardan bahsediyor bize. Kapsamlı bir araştırma gerekir ve bilimin farz olduğu belli. Mesela “yere bakmazlar mı?” diyor Allah. Yerin araştırılmasını istiyor Allah. Yerin katmanları. Bu nasıl olur? Paleontolojiyle olur, jeolojiyle olur. Başka türlü nasıl yaparız? Geçmiş hayatı araştırmamızı istiyor Allah. “İlk yaratılışa bakın” diyor Allah, ilk yaratılışa. Nasıl? Paleontolojiyle olur bu. Ve yüzlerce yerde Kuran’da, bilimin gerekliliği vurgulanıyor. Ve sanatın gerekliliği vurgulanıyor. Bize de Allah zaten fıtraten veriyor. Biz bilim olduğunda, bilimin imkânlarıyla ibadetlerimizi rahat yapıyoruz. Mesela, hacca adam rahatça uçakla gidebiliyor. Bütün insanlar gidebiliyor değil mi? Greyderle açıyorsun araziyi, genişletiyorsun, insanlar çok istifade ediyor. Apartmanlar kuruyorsun. Yani bilimin gereklerini Allah bize zaten alenen gösteriyor. Her yönden gösteriyor. Sanat da çok hoşumuza gidiyor. Güzel olan bir şeyden içimiz açılıyor. Dolayısıyla gerçek anlamda Türkiye’de İslam’ın yaşanması dünyada en etkili propaganda. Yani küçük bir grup olarak bile olmuş olsa, konu bitmiş oluyor. Mesela Evanjelikler muazzam propaganda yapıyorlardı Müslümanların aleyhinde. Müslümanları haşa ilkel gösterecek şekilde. Türkiye model olunca, Evanjeliklerin nefesi kesildi, kullanamıyorlar şu an. Değil mi? İleri gelenlerle ben burada da konuştum Evanjeliklerle. Yapamıyor çünkü gördü, gerçeği gördüler, inşaAllah. Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bu sizin söyledikleriniz, maşaAllah, çok etkili oluyor. Bir örnek verirsek, verebilirsek Hocam inşaAllah. Şehit ailelerine sahip çıkmıştınız, üstün ahlakınızın ve merhametinizin gereği olarak Hocam inşaAllah. Bu hemen etkili olmaya başladı. Bakın Elhamdülillah “15.000 şehit yakını ve gaziyi TOKİ ev sahibi yaptı.”
ADNAN OKTAR: Şahane, tabii bak daha birkaç ay önce söylemiştim. Israrla üzerinde durdum.
OKTAR BABUNA: 2009’da da söylediniz Hocam. İnşaAllah. Mesela Çay TV’de diyorsunuz ki; “Hele şehit ailelerine her yerde böyle muhabbet, coşku, her yerde o sevgiyi, o asaletlerini onlara hissettirmek lazım, kat kat fazlasıyla. Mesela, bir yerde site yapıyor adam, tatil sitesi yapıyor. On tanesini şehit ailelerine ayırır. Yahut 20 tanesini, Allah rızası için. Bu bereket bolluk getirir, güzellik getirir. Allah kat kat fazlasını verir. Ve öyle bir sitede 10 tane şehit ailesinin oturması oraya büyük bir bereket ve güzellik getirir. Bu çok büyük bir nimettir. Yani, çok şerefli bir görünümleri olur şehit ailelerinin. Onların bir heybeti oluyor, güzel bir sükseleri var; yani manevi sükseleri var, insan hayranlıkla bakıyor. Gazilere de şehitlere de olağanüstü ilgi ve ihtimam gerekiyor” diye söylüyorsunuz Hocam, maşaAllah hemen akabinde de bu oldu Hocam. MaşaAllah Elhamdülillah Hocam.
ADNAN OKTAR: ”Toki’den 15.000 şehit yakınlarına” hakikaten tam sözümün üzerine müthiş oldu. Yani Cumhurbaşkanımızın onlara yemek yedirmesi. Mesela bak “herkes yemek yedirsin. Ondan sonra onların evinde de ziyafet verin, evlerini güzelleştirin” dedik. MaşaAllah, çok güzel.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah çok güzel. Allah razı olsun sizin vesilenizle. İnşaAllah. İslamiyet de dalga dalga yayılıyor Hocam, maşaAllah. Dünyaca ünlü bir Rus manken Maşa Elilikna Müslüman olmuş Hocam inşaAllah. “Rus manken Elilikla hakkı ve hakikati görüp İslam ile tanıştıktan sonra şöhrete sırtını çevirdi” diye de haber var Hocam, maşaAllah. “Geçmişimden utanç duyuyor, nefret ediyorum.”
ADNAN OKTAR:“Geçmişimden utanç duyuyor, nefret ediyorum.” Bayağı güzelmiş maşaAllah. Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, siz Hz. İsa (a.s)’ın maşaAllah etkileriyle, Mehdiyetin etkileriyle, Obama’nın son söylemlerine dikkat çekmiştiniz. Nitekim en son olarak da Hocam, 11 Eylül’ün saldırılarının gerçekleştiği yerde 2 sokak ötede büyük bir camii açılmasına izin verdi Hocam, onayladı onu da inşaAllah. ABD Başkanı, 11 Eylül saldırılarıyla ünlü olan ikiz kulelere 2 sokak mesafede. Burada gösteriyor haritada, büyük bir kültür merkezi İslami ve cami yapılıyor inşaAllah Hocam. Onaylamış onu.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bu Nuh’un Gemisi’nin üzerinde çok duralım. Onun belgelerini, yani çok büyük bir olaydır Nuh’un gemisinin bulunması.
OKTAR BABUNA: Size bir not da var Hocam inşaAllah. Bir de resimler var. Türk İslam Birliği gönüllüleri Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan konuşurken, “Türk İslam Birliği istiyoruz” diye bu pankartı açmışlar Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aferin MaşaAllah. Evet, Atatürk’ün vasiyeti, Kuran’ın emri. Değil mi? Her Türk’ün gönlünde yatan aslandır Türk İslam Birliği. Evet.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. “Selamun Aleyküm kardeşlerim. Başbakanımızın bugün Gaziantep’de düzenlenen mitinginde Türk İslam Birliği pankartı açtık. Allah’a şükür pankartımızı gören halk bize çok büyük ilgi ve sevgi gösterdiler. Bizimle fotoğraf çekildiler. Pankartı miting alanının tam ortasına açınca tüm basın bize yöneldi ve pankartı çektiler elhamdülillah. Resimler ektedir. Hocamıza gösterirseniz sevinirim. En içten selam ve sevgilerimle. Kemal Zengin, Gaziantep.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama bir de şu var; Türk İslam Birliği bazı insanlara lüks bir şey gibi gelir ama hakikaten Türkiye’nin ve bölgenin kurtuluşu için başka hiçbir yol yok. Yani ne PKK belası durur bu olmadan ne ekonomik çöküntü durur dünyada ne İslam ülkeleri bu sefaletten kurtulabilir, ne Türk devletleri birbirine düşmekten kurtulabilir. Kan gövdeyi götürüyor Türk devletlerinde. Yani Türk İslam Birliği mutlaka vicdani bir şarttır, mutlaka. Yani dinsizin de istemesi gerekir bak. Dinsiz olanın da istemesi gerekir. Marksistlerin de istemesi gerekir. Yani bir parça vicdanında insani duygu kalan bir insan mutlaka bunu istemesi lazım ki bu dünyada bir ferahlık meydana getirsin, huzur meydana getirsin.
Kardeşim çünkü bunun sonuncunda bütün bölge ülkeleri rahat edecek. Bak Rusya da dahil. Ermenistan dâhil, İsrail dâhil. Yazık değil mi bu insanlara. Değil mi? Yani yazık değil mi İslam ülkelerine? Ne kadar güzel böyle Kuran ahlakı içerisinde, kardeşçe bir arada yaşamaları. Ve kimsenin de kimseye müdahale edeceği bir ortam da değil. Yani demokrasinin, sevecenliğin, sevginin tam yaşandığı bir ortam. Ama bak onu açıkça söyleyeyim. Yani hayret edilecek bir şey. Bu dediğim olacak. Şimdi bu kadar panik olmalarının nedeni o. Benim bu kadar emin olmamdan çok panik oldular. İnşaAllah. Yani Cübbelisi, Osman Hocası, şusu busu falan o yüzden bu kadar panik oluyorlar. Yani yüzde yüz emin olmamdan. Çünkü bakın ne söylüyorsam çıkıyor. Söylediğim herhangi bir şeyin bir tanesi çıkmasa, “tamam” diyeceğim. Değil mi? Evet. Peygamberimiz (s.a.v.) ne dediyse aynısı çıkıyor.
Bir de ne kadar acayip, Peygamberimizi (s.a.v.) bu kadar sevdiklerini söylüyorlar, bu kadar hayran olduklarını söylüyorlar. Peygamberimiz (s.a.v) bakın 150’ye yakın mucize gösterdi, 150’ye yakın. Peygamberin (s.a.v.) mucizesini görmezden gelmek ne demek? Mesela diyor ki, bakın “Fırat’ın suyu kesilecek” diyor. Bu çok büyük bir mucizedir. Yani Mehdi (a.s)’ı kabul etmiyorsan bile, madem korktun o mucizeyi bari kabul et. Yani onda ne var, ondan niye korkuyorsun? O mucizeyi de kabul etmiyor. Mesela Lulin Kuyruklu Yıldızı’nın çıkacağını söylüyor Peygamber (s.a.v). Bilim adamları bilmiyor, daha önce ne zaman çıktığını bilmiyorlar Lulin’in. Peygamber (s.a.v.) söylüyor. Bak ve aynen dediği gibi çıkıyor. Yani kendileri daha önce Lulin’in ne zaman çıktığını bilmiyorlar. Ama bak Peygamberimiz (s.a.v.) zamanını bildirerek söylüyor, “şu vakitte çıkacak. İki uçlu kuyruklu yıldız” diyor. “İki uçlu, iki ucu da parlayacak, diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamette gidecek ve çok parlak olacak. O çıkmadan önce, iki yıl önce yağmurlar yağmayacak” diyor.“Kuraklık olacak, yağmur yağmayacak” diyor ve aynen dediği gibi çıkıyor. Peki, bu mucize değil mi bu? “Arkasından da çok fazla yağmur yağacak” diyor. Yani kuyruklu yıldızdan sonra çok yağmur yağacak. İnsanlar da bu sefer yağmurdan şikâyetçi olacaklar, yağmurun çokluğundan” diyor. Bu da oldu. Şikâyetçi değil mi herkes?
OKTAR BABUNA: Tam da kuyruklu yıldız çıktıktan sonra oldu. Bu şekilde oldu, aynısıyla.
ADNAN OKTAR: Kardeşim hiç olmazsa şu mucizeyi kabul et. Değil mi? Yani Peygamber (s.a.v.) mucize gösteriyor. Yani iki tanesini kabul et hiç olmazsa. Ödleri kopuyor. Yani bu çok hayret verici değil mi? Mesela Hz. Hasan, Hz. Hüseyin’in şahadetini bildirdi, onu kabul ediyorlar.
OKTAR BABUNA: Sizin “Türk İslam Birliği’ne Çağrı” siteniz Hocam. Seyircilerimiz girebilirler buraya inşaAllah. türkislambirliği.org
ADNAN OKTAR:Otomatik mehter mi başlıyor?
Hz. Nuh’un Gemisi ile ilgili video varmış, 9 dakika civarındaymış. Tamam, seyredelim bakalım. Önemli o.
VTR
ADNAN OKTAR:Bakın 1400 seneden beri bulunmadı Hz. Nuh (a.s.)’ın gemisi. Dedim ki “Hz. Mehdi (a.s.) devrinde bulunacak. Fosil parçaları, tahta parçaları bulunacak, gemi de bulunacak. Geminin kendisi bulunacak” dedim. 1400 yıl sonra Hz. Mehdi (a.s.) devrinde bulundu. Mucize olarak.
OKTAR BABUNA:Siz dedikten 14 ay sonra.
ADNAN OKTAR: Ve tahtalar da üniversitede incelendi. En az 5000 yıllık olduğu anlaşıldı. Ve Hz. Nuh (a.s.) devrinden kalma olduğu anlaşıldı. Çok eski inşaAllah. Muhtemelen gemi biraz daha aşağı bir yerde oturmuş. Dağın daha aşağılarında yamaçlarında bir yere oturmuş. Oradan parçalar halinde söküp yukarıya götürmüşler. Volkanik küller ile de üzerini örtmüşler. Tamamen kayıptı. Deprem sonucu bir açılım olmuş. Yani ufak bir yer açıldı. Araştırmayı yapanlar da tevafuken içine düştü o açılan delikten. Bir çatlak oluştu. İçine girdikten sonra buldular. Yoksa bulunacak gibi değildi. Bakın, deprem sonucu açılıyor. 1400 yıllık kapalılık, deprem sonucu açılıyor. Adam da yürürken, buzların içinde yürürken, birden basınca, o delikten içeri düşüyor. Ondan sonra o dehlizden geçip ileri gittikten sonra buldular.
5000 küsur yıllık, aslında daha eski. İlk tespitleri 5000 yıllık. Çok daha eski. Soğuk ve oksijen olmayan bir ortam. Oksijen olmadığı için tahta çürümüyor. Volkanik kül de örtü açısından çok mükemmel bir madde. Hiç bozulmadan kalmış. Ben, buharlı gemi olabilir mi acaba, ona benzer bir şey diye baktım, değil. Sal tarzı yapılmış. Yani çok büyük kitlevi bir gemi yapılmış. Dörtgen platformda anladığım kadarı ile. Yani bu masa gibi. Bu masayı andırır tarzda. Geçmeli tahta. Çivi de kullanılmış. Ama geçmeli tahtalar da kullanılmış. Dev bir sal tarzında ve çok katlı. Hayvanların olduğu bölüm de ayrı. Hatta hayvanları bağlamak için özel yapılmış demirler duruyor. Kuran’da ona da dikkat çekiliyor. “Çivilerden” diyor. Bakın o çiviler de bulundu. Kuran çiviye dikkat çekiliyor, demir çiviye. Demir çivileri de buldular, hayvanların bağlandığı, tahtanın üstüne çakılmış. Bakın en ince detayına kadar. Kimsenin, çok az insanın kılı kıpırdadı. Bakın çok net mucize bu. Bunun açıklaması var mı?
Şimdi aynı şekilde Hz. Mehdi (a.s.) da çıktığında, aynı sakinlikte olacaklar. İşin ilginç yanı Hz. İsa (a.s.)’ı da yine sakin karşılayacaklar, Hz. İsa (a.s.)’ı da. İnsanlar çok çabuk alışırlar. Daha da ilginci cinlere de alışacaklar şimdi. Millet hopluyor ya “cin” deyince. Artık direkt bağlantıya geçecekler, ona da alışacaklar. İnsanoğlu böyle. Çok çabuk alışıyor. Mesela diriliyorlar Ahirette, çok büyük bir olay bu, düz arazide kalkıyorlar, hemen lafa giriyor. Diyor ki: “Bizi uyuduğumuz yerden kim kaldırdı?” diyor. Yani hemen orada uyanıklık yapmaya kalkıyorlar. Mesela “bir noktaya doğru, tek bir noktaya doğru, çağrıcının çağırması sonucu tek bir noktaya doğru hepsi birden koşmaya başlarlar” diyor Allah. Böyle ucuz peynir olduğunda millet koşuşturuyor mağazanın önüne. Biliyorsunuz değil mi? Mağazalar da hani, bütün miller koşuşturur, en uyanıklar hızlı gider. Orada da öyle uyanıklık yapıp hızla en önden gitmeye çalışıyorlar olay yerine. Hâlbuki oraya gittikleri yerde zaten oradan Cehenneme alınıyor. Müminler oradan Cennete alınıyorlar. Oradan Cehenneme alınacaklar koşup gittikleri yerden. Allah onların koşmasını sağlıyor onlara. Böyle bir durumdalar. Hemen uyum sağlıyorlar. Hatta Cehenneme de uyum sağlıyorlar. Alışmaya bakın; “Rabbinize yalvarın, Rabbinize dua edin de bize size verdiği yiyeceklerden versin” diyorlar. Hemen pişkinliğe döküyorlar olayı. “Göz ucu ile pişmanlıklarını gizlerler” diyor Allah. Şöyle yandan bakıyorlarmış. Gözlerinin ucu ile. Cehennemde bile gurur yapıyorlar. Enaniyetleri orada da gitmiyor.
Kardeşimiz ne diyor? “Pakistan’daki sel felaketi için ne yapabiliriz?“ diyor, Sinan kardeşimiz. Memur maaşından, işçi maaşından para toplayıp göndeririz. Olur biter. Bir 50 dolar veririz. 20 dolar veririz olur. İşte bu kafa var işte. Kardeşim, Pakistan’ı kurtarmak istiyorsan, onlara acıyorsan çok vahim bir eksiklik yaptınız, suç işlediniz -bir kısım insanlara söylüyorum- Türk İslam Birliği’ni oluşturmadınız. Türk İslam Birliği oluşacak da, Pakistan’da sel olacak, adamlar öyle perişan bir şekilde gezecek, mümkün mü? Pakistan, Londra, Paris bilmem ne havada kalır. O hale getirilir Türk İslam Birliği oluştuğunda. Ve öyle sel baskını olacak da sokaklarda millet aç sefil, paçavralara, bezlere sarılı öyle sokaklarda kalacaklar. Saniye dakika kalmaz. Anında arazi düzenlenir. Orada da bir tane insan bırakmayız. Kardeşim helikopterler, arabalar, uçaklar neye yarıyor? Bomboş yatıyor bak dünyada. Türkiye’de de bomboş duruyor. Avrupa’da da bomboş duruyor. Rusya’da da bomboş duruyor. İran’da da bomboş duruyor. İran’ın helikopterlerinin hepsi yatıyor şu anda, bomboş duruyor. Oradaki kardeşlerimizi toplamak, bir buçuk saat alır, bir buçuk. En fazla. Hepsini toplarız. En güzel yere getiririz bir anda. Hemen otellere yerleştiririz, değil mi? Araziye de greyderler ile girersin. Gayet güzel suyun akış yerlerini de ayarlarsın. Kısa sürede orayı Cennete çevirirsin adeta. Ama bu Türk İslam Birliği ile olur. “Taşıma su ile değirmen dönmez” derler. Tamam, biz 50’şer milyon, 100’er milyon verelim. Ne olur? Oraya en fazla gıda gidecektir. Elbise gidecektir. Bir dereceye kadar. Onlar da yolda bir kısmı çarçur oluyor. O insanların perişanlığı yine devam edecek. Yine ezilecekler.
SUNUCU:Kökten bir düzenleme olmayacak.
ADNAN OKTAR:Tabii kökten bir düzenleme olmamış oluyor. Kökten düzenleme Türk İslam Birliği ile olur. Mesela bakın kardeşlerimiz, aferin çocuklara. Başbakana Türk İslam Birliği’ni söylüyor. Başbakanın da gönlünde yatan aslan budur, Türk İslam Birliği’dir. MHP’nin de gönlünce yatan, Bahçeli’nin de gönlünde yatan Türk İslam Birliği’dir. Büyük Birlik Partisi’nin gönlünde yatan da Türk İslam Birliği’dir. Ölürler onun için, ölürler. “Ölürler” demeyeyim de şehit olmayı hepsi ister Saadet Partisi’nin bütün zemini. CHP’liler de hep namaz kılan mukaddesatçı, tertemiz insanlar CHP’liler. Bir avuç içlerinde ateist solcu var, çok azdır. Mesela Kılıçdaroğlu da, "kulağımıza bir takım sözler geldi" dediler. Bak, dedim Kılıçdaroğlu’na buradan, “bize bir işaret ver, dindar olduğunu hissettir bize” dedim. MaşaAllah bak gitti, şehit ailelerinin içerisinde Kuran okuttu. Fatiha okudu. İşte biz bunu istiyoruz. Bu laikliğe aykırı değil, bir şey yok bunda. Bu hayatın kendisi bu. Bu, dini siyasete alet etmek değildir bu. Bu, milletimiz gibi yaşamaktır. Bizim milletimiz ne yapıyor ise onu yapıyor. Gidip Başbakan namaz kılıyor. Laikliğe aykırı mı bu?
OKTAR BABUNA:Değil Hocam.
ADNAN OKTAR: Şehit aileleriyle Kuran okunurken, oradan çekip gitse bu mu doğru, yoksa onlar ile beraber Fatiha okuması mı doğru?
OKTAR BABUNA:Beraber okuması tabii.
ADNAN OKTAR:Çok güzel. Ne oldu? Daha çok sevdik, güvendik. Ama şu “ağız tartışmaları” diyelim, bunu bak rica etmiştim Kılıçdaroğlu’ndan, “bunu durduralım, durdurun” diye. Yine kendini tutamadı, yine bir şey yaptı. Ama şu an artık yapmıyor gibi görüyorum. Yapmayacak Allah’ın izni ile. Gerek yok. Bak bunu söyledim, bunu da yine televizyon kanallarında aynen benim dediğimi kendi aralarında konuşuyorlardı geçen gün.
OKTAR BABUNA:Bugün TV de Hocam, Aziz Üstel ve Önder isimli biri daha var. Siz demiştiniz ki “bu 60’lardan, 70’lerden kalma eski metotlar” demiştiniz. Aynısı ile “60’lardan kalma metodu yapmasınlar. Birbirlerine o kelimeleri söylemesinler, kullanmasınlar” diye söylediler.
ADNAN OKTAR: Kendimiz hep evdeyiz ama fikirlerimiz iktidarda maşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. Siz gece söylediniz, ertesi gün programda bunu söylediler.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Hakikaten Kılıçdaroğlu’nun bu tavrını çok benimsedim ama ben Deniz Baykal’ın böyle unutulur gibi olmasını hazmedemiyorum. Vicdanım rahatsızlık duyuyor. Ona şefkatin, vefanın devam etmesi lazım. Sevginin devam etmesi lazım. Geçenlerde gördüm, biraz rahatsız oldum. Mesela arabasına biniyor. Biraz sanki böyle unutulmuş gibi. Hiç sevmem ben vefanın eksikliğini, hiç. Mesela Erbakan Hocamıza karşı açıkça söyleyeyim delirdim yani, acayip sinirlendim. Hiç hoşlanmam ben vefasızlıktan. En nefret ettiğim şeylerden bir tanesidir. Bütün ömrünü İslam’a, Kuran’a, vatana, millete adamış, Başbakanlık yapmış bir insan yaşlandı diye ona vefasızlık etmeye kalkmak, bazı şahısların aklına göre hareket etmeye kalkmak çok acayip.
Diyor ki bir kardeşimiz “selamun aleyküm”. Bu da çok önemli. “Yurt dışında Nur cemaatinde görev yapan bir arkadaşıma Mehdilik ile ilgili düşüncelerini sordum. O da hiçbir cevap vermeden, www.hikmet.net sitesini incelememi söyledi. Benim kanaatim cemaatten çoğu insan Mehdilikle ilgili konuları buradan inceliyorlar. İstanbul’da cemaatin mütevellilerine katılan bir işadamıyla görüştüm. Bana sadece Hoca Efendi’nin (Fethullah Hoca Efendi’nin) bu mevzulara fazla girmediğini ancak” dikkat edin “dar bir dairede Mehdi (a.s.)’ın geldiğini” bakın “ancak dar bir dairede” küçük bir topluluk içerisinde “Mehdi (a.s.)’ın geldiğini söylediğinden bahsetti. Daha başka bir detay yok” diyor kardeşimiz. Güzel. Öbür izahla bunu birleştirdiğinizde bir netlik oluşuyor. Güzel. Yani çünkü öbür türlü çok meskenete iter insanları. Yani çok ümitsizliğe ve acayip bir şeye iter. Çünkü dinin böyle açık bir hükmü tevil edilip Şahs-ı maneviye çevrilirse, çevrilmeyecek bir şey kalmıyor ondan sonra, Allah esirgesin. Çok garip olur.
“Selamun aleyküm, hayırlı akşamlar” diyor kardeşimiz. “Hocam biz annemle sizin çok yakından takipçiniziz. Sizi çok seviyoruz. Sırf sizi görebilmek için Manisa’dan İstanbul’a geldik. Ortaköy’deki Büyük Mecidiye Camii’nde namaz kıldığınızı duyduk.” Doğru da ben Akademideyken orada kılıyordum.
OKTAR BABUNA:Biraz gecikme var.
ADNAN OKTAR: Akademideyken yani bir de İstanbul Üniversitesi Felsefe’de okurken. O zamanlar geliyordum o camiye. “Bu yüzden biz de orada sizi görme umuduyla gittik. Ama maalesef sizi göremedik. Namaz kılıp dönmek zorunda kaldık. İnşaAllah sizi görebiliriz.” Ama Büyük Mecidiye Camii de çok güzeldir. Hatta ben hep namazları oraya giderdim. İlk geldiğim yıllarda özellikle komünistler sürekli beni ölümle tehdit ediyorlardı. İşte “seni öldüreceğiz”. Ben de “gelin öldürün kolaysa” gibisinden sabah erkenden gece karanlıkta kalkıyordum. Ortaköy’de evimiz yukarıdaydı, en yukarıdaydı, en aşağıya kadar ara sokaklardan onların bulunduğu yerlerden falan geçerek en aşağıya kadar giderdim. Tenha, yollar bomboş. Kafam dik böyle dimdik göğsüm ileride gidiyordum. Yani yaptığım bu cesaret gösterisini pek normal bulmadı.
Türk-İslam Birliği olurken tabii ki hiçbir şekilde kan akmayacak, damla kan akmayacak, burunlar kanamayacak. Ama her Müslüman Allah uğrunda şehit olmaya niyet etmekle mükelleftir. Bu kan akıtmak değil, kendi kanının akıtılmasına taraftardır mümin Allah için. Allah’a kurban olmaya hazırdır mümin. Anlaşıldı mı? Ayrı Cenab-ı Allah isterse şehit eder, ister etmez. Ama kutsal ve yüce bir makamdır şehitlik, yüceliktir, güzelliktir. Ama gidip Müslüman milletin kafasını koparmanın peşinde olmaz. Ahir zamanda özellikle ne silahla, ne kanla. Damla kan akmayacak inşaAllah. Bir şey mi diyecektin Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Biraz önce Baykal’ın gıyabında sadakatten bahsetmiştiniz. “Baykal’ın çocuğunun düğününe gitmeyin” diye CHP içinde bazı kimseler kulis yapıyorlarmış.
ADNAN OKTAR:Nasıl, bir daha söyle bakayım.
OKTAR BABUNA: “Baykal’ın çocuğunun düğününe gitmeyin” diye CHP içinde kulis yapanlar varmış böyle.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bu çok ayıp. Baykal çok tarihi bir insandır. CHP’nin içinde mühim bir insan, CHP tarihinde. Ve hayatını vatana, millete adamıştır, çok ayıp yapıyorlar. Güya bir komployla, değil mi? Yani çok çirkin. Çok çirkin, çok kızdırıcı, böyle şey olmaz. Saygıda, sevgide devam. Türk milliyetçisidir Baykal, dindardır, efendi bir insandır, nezaketlidir. Çok ayıp. Kusursuz, eksiksiz hiçbir insan olmaz. Ayrıca öyle bir şeyin olup olmadığı tamamen kuşkulu bir şey. Dört tane şahit gerekir. Var mı şahit? Yok. Bitti. Filmle, fotoğrafla olmaz bu işler ki filmde de bir şey yok ayrıca o anlamda inşaAllah. Anlaşıldı mı? Çok rahat montajla elde edilebilecek bir şey. Velev olsa bile en fazla günahkâr olur, tövbe eder. Baykal’a komplo hazırlayanlar bunun şahını yapan adamlar, bu işlerin. Şahını demeyeyim de en gelişmişini yapan adamlar. Şimdi beni konuşturmasınlar. Efendi, terbiyeli, nezaketli insanı böyle mahcup edip, onun utangaçlığını da bilerek onun üzerine böyle gelmeleri çok ayıptır. Çünkü gururlu bir insan, yazık günah. Çok kızdırıcı bir hareket bu, hiç doğru değil. Bunun hemen düzeltilmesi lazım.
“Pakistan’da kardeşlerimiz Mehdi (a.s.) konusunu yanlış biliyorlar” diyor. Yanlış bilebilirler ama bizi seven kardeşlerimiz oradaki sitelere de bilgi göndersinler. Sırf bize bırakmasınlar. Orada da internet siteleri var. “Kardeşim doğrusu budur” desinler, gerisine karışmasınlar. Kabul edip etmemeleri ayrı, Allah’ın takdiri o. Ama buna dikkat edecekler. İnşaAllah. Var mı gösterecek filmimiz? Bakayım.
VTR – Evanjelikler
ADNAN OKTAR:Ne diyor Reagan?
OKTAR BABUNA:“Ahir zamanın alametlerinin gerçekleştiğine inanıyorlar İncil’deki ifadelerden” diyor.
ADNAN OKTAR:Dediklerim doğru muymuş?
OKTAR BABUNA:Doğru Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın, Müslümanları deccal ilan etmişlerdi ve büyük bir savaş düşünüyorlardı “Armagedon” denen. Bunu engelledik. Yerle bir edeceklerdi İslam ülkelerini, Türkiye’yi, İran’ı. Aylardan beri Evanjelikler ile görüşüyoruz. Amerikan radyoları ile konuşuyorum. O inançlarını yıktık. Yani Müslümanların deccal ordusu olmadığını onlara anlattık. İnşaAllah. Ve bakın hepsinin nasıl kararlı olduğunu da görüyorsunuz. Bütün Evanjelikler, İslam ülkelerini deccal ordusu olarak görüyorlar. Ve nükleer bombalarla yerle bir edilmesinin dinin bir gereği olduğuna inanıyorlar. Atom bombası, öyle normal göğüs göğse çarpışma değil, “her yere atom bombası atalım, yerle bir edelim” diyorlardı. Bunu engelledik. Cübbeli zihniyetini, Cübbeli kafasını atom bombasıyla yok etmeyi düşünüyordu bunlar. Biz bunları engelledik. Osman Hoca’nın kafasını, Cübbeli’nin kafasını hedef alıyor bunlar. Bu mantığın olmadığını biz onlara vurguladık, inşaAllah. O yüzden vazgeçtiler. Irak’taki şiddetin durmasının nedeni de odur. Mehdiyetin kan dökmeyeceğine emin oldukları için Irak’tan çekiliyorlar. Nedeni budur. İnşaAllah. Yoksa bakın, Irak’ı işgallerinin nedenini adamlar açıkça söylediler, “Mesih’in gelişiyle ilgili” dediler, “başka bir sebebi yok, tek” dediler. Yine sorsunlar, hepsi aynı kanaatte, “tek sebebi bu” diyorlar. Amerikan ordusu da, yöneticileri de öyle, hepsi bu kanaatteydi. Afganistan’da da aynı şekilde. Orada bir hat meydana getirmeyi düşünüyorlar. Afganistan’dan Irak’a kadar bölgeyi ikiye bölüp Müslümanların birbirleriyle irtibatını kesip, iki tarafı da tam bir kundağa alıp yok etmek. Böyle bir plan vardı. Bunu engelledik, inşaAllah.
Canan Hanım bana bir yazı göndermiş. Diyor ki -bayan sağlıkçılarmış, iki sevimli arkadaşlarmış- “Güneydoğuda Hocam, korkuyoruz. Dua edin bizi oradan alsınlar” diyor. Allah onları korusun. Herhalde doktorlar anladığım kadarıyla. Bir şey olmaz. Doktorlara yönelik PKK’nın bir eylemi oldu mu şu ana kadar?
OKTAR BABUNA:Pek olmamış olabilir. Hatırlayamadım Hocam.
ADNAN OKTAR:Doktorlara bir şey olmaz.
SUNUCU 2: Atamalar yeni oldu ya.
ADNAN OKTAR:Oradan çekiniyorlardır.
OKTAR BABUNA:Çünkü onlar da rahatsızlandı mı doktorlara gidiyorlar, PKK’lılar da, doktorlara muhtaç onlar da.
ADNAN OKTAR:Kazara bir şey olur diye düşünüyorlardır ama her yerde o risk vardır. Gönüllerini Allah’a bağlasınlar. Mütevekkil olsunlar. Hiçbir şey olmaz. Çok sevap kazanırlar inşaAllah. Cehd sevabı kazanırlar. Çünkü oradaki Mehmetçiklerimiz var, canlarımız var. Onlara o kahpeler kurşun sıkıyorlar. Onların sağ kalmasına vesile olurlarsa orada çok büyük sevap kazanırlar. “Bir hayatı kurtarmak bütün insanlığı kurtarmak gibidir” diyor Cenab-ı Allah. İnşaAllah Kuran ayeti var. Çok büyük sevaba girerler, inşaAllah. Cesur olsunlar, delikanlı olsunlar. Hiçbir şey olmaz. Allah’a tevekkül etsinler. Ama Allah vermesin, çok şiddetli korkuyorlarsa hakikaten dayanamayacak derecedeyse bize söylesinler bir şey yaparız o zaman, yaptırtırız inşaAllah. Ama delikanlı olsunlar, bir şey yok.
SUNUCU 2:Her sene atamalar oluyor, öğretmenler gidiyor, askerler gidiyor.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Delikanlı olsunlar. Bir şey olmaz. Ama bazıları olur çok siniri zayıf olur hakikaten, böyle dayanamayacak şekilde panik atak meydana gelir. O zaman tamam, ona bir şey demiyoruz. Ama yiğit, delikanlı Türk kızı oradan çekinmez, Müslüman, evvelAllah. Cehd sevabı kazanır inşaAllah. Gönlü rahat olsun. Ama panik atağı olanları falan öyle yerlere göndermek olmaz inşaAllah. Onu düşünmek lazım. Şiddetli korku, sinirleri zayıftır, şiddetli korku yaşıyordur, kaldıramaz bünyesi onu.
SUNUCU 2:Atamalarda da bu dikkate alınmalı aslında Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii inşaAllah. “Hikmet.net sitesinde Mehdilikle ilgili şöyle bir yorum var” diyor. “Mehdi (a.s.), belki bir şahıstan ziyade bir hareket, bir ekol, bir şahs-ı manevî olmalıdır.” Olmadı şimdi. Deminki izahla bu çok çelişiyor. “Zira Mehdi (a.s.)’a yüklenen misyonu ve vazifeyi bir şahsın gerçekleştirmesi mümkün değildir.” Kardeşim zaten bir şahıs yapmayacak. Şahıs var. Peygamberimiz (s.a.v.) tek başına mı yaptı? Şimdi durup durup böyle bir mantık olur mu? Peygamberimiz (s.a.v.) tek başına dini yaymadı ki. Peygamberimiz (s.a.v.) vardı, sahabeleri vardı ve Şahs-ı manevisi vardı. Değil mi? İmam Rabbani vardı, talebeleri vardı, Şahs-ı manevisi vardı. Durup durup bunu, aynı şeyi söylemenin alemi yok. Dürüst bir üslup olsun. “Zira Mehdi (a.s.)’a yüklenen misyonu ve vazifeyi bir şahsın gerçekleştirmesi mümkün değildir.” Doğru, talebeleriyle yapacak, talebeleri ve kendisi. “Onu ancak bir topluluk yapabilir.” Doğru, toplulukla beraber, topluluğun bir başı var. “Ümmetimden Kıyamete kadar hak üzere savaşan bir taife bulunacaktır.” Başsız mı diyor Peygamber (s.a.v.) bunu söylerken? Peygamber (s.a.v.)’in diğer hadislerini neden görmezden geliyorsunuz, binlerce, yüzlerce hadisini? Ne kadar ayıp. “O topluluğun başında Mehdi (a.s.) var” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bunu görmezden gelmek olmaz. “Müslim, iman 247.” Müslim’de Mehdi (a.s.) ile ilgili, Hz. İsa (a.s.)’in inişiyle ilgili açık hadisler var. Onları niye almıyorsunuz? “Hadisini değerlendiren Muhsin Abdulhamid, Mehdi (a.s.)’ın bir şahıs değil bir topluluk olacağını”, olmadı, olmadı. Mehdi (a.s.) şahıstır, açık bu. Peygamberimiz (s.a.v.) şahıstı, Hz. Musa (a.s.) şahıstı, Bediüzzaman şahıstı, Hz. İbrahim (a.s.) şahıstı, Hz. Nuh (a.s.) şahıstı fakat talebeleri vardı. “Mehdi (a.s.)’ın bir şahıs değil bir topluluk olacağını, bu topluluğun dinî mevzuları tazeleyeceğini”, İslam tarihinde hiç böyle bir olay olmamış. Mutlaka şahıs olarak gelmiştir mürşitler, Mehdiler. Dünya tarihinde böyle bir olay yok. Nereden çıkıyor? “Din yolunda mücadele edeceğini, adaleti yayacağını, dosdoğru ölçülere sarılacağını, zulümle mücadele edeceğini ve yeryüzüne İslâm’ı hâkim kılacağını belirtmekte”, yeryüzüne İslam ahlakı hâkim oldu, Müslümanların başı olmayacak mı? Hocaya göre olmayacak herhalde. İşte Müslümanların başı olan kişi Mehdi (a.s.)’dır. Muhsin Abdulhamid Hocamız bu konuyu yanlış anlamış. Yine hikmet.net sitesinde “kanaatimizce Mehdî (a.s.) bir şahıstan ibaret değildir.” Doğru, şahıs var ama. “Faaliyetleri geniş bir zaman dilimine dağılmış bir hareket, bir ekol ve bir cemaat olabilir. Zira hâdislerde anlatıldığı üzere adaletin tesisini bir şahsın yapması mümkün değildir.” Kardeşim durup durup bu mantığa girmek yani sanki çocuğa hitap ediyormuş gibi pek tabii ki bir şahısla olmaz. Mesela bizim ordumuz var ama Genelkurmay Başkanı var. Mesela Atatürk vardı başta, bir de askerleri vardı. Fatih Sultan Mehmet vardı, askerleri vardı. Peygamberimiz (s.a.v.) vardı, sahabeleri vardı. Anlaşılmayacak ne var bunda? “Zira hâdislerde anlatıldığı üzere adaletin tesisini bir şahsın yapması mümkün değildir. Bir cemaat, büyük bir heyet, Müslümanların büyük bir topluluğu birlikte hareket ederse ancak başarabilir.” Tabii ki kardeşim. Mesela bizde bile, mesela ben bu çocukların ağabeyiyim, kardeşiyim. Ama ben olmasam böyle bir cemaat olmazdı, böyle bir topluluk olmazdı. Ve böyle bir çalışma da olmazdı. Ama onlar olmazsa böyle bir faaliyet de olmaz. Yani onlar ve benle bu hareket olmuş oluyor, bizim de bir şahs-ı manevimiz olmuş oluyor. Mesela Fethullah Hoca var. Fethullah Hoca olmasa, Fethullah Hoca cemaati olur mu? Orada ileri gelen bir heyet var, ekip var ve talebeleri var ve onların bir şahs-ı manevisi var. Bunun hizmetine biz hizmet diyoruz. Üstad Bediüzzaman var, talebeleri var ve şahs-ı manevisi var. Bediüzzaman’ı çıkarırsak biz, Nur camiası kalır mı? “Yok, olur, Bediüzzaman olmadan Nur talebeleri olur” diyorlar onlar. Olmaz. Bediüzzaman olacak, onlar da olacak.
OKTAR BABUNA:Ayrıca Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, bahsettiği hadisin tamamını okuyayım mı? Zaten o hadiste açıkça söylüyor Hocam inşaAllah. “Ümmetimden bir taife Kıyamet gününe kadar hak üzerinde mukatele ederek (mücadele ederek) muzaffer olmakta devam edecektir. Nihayet Meryem oğlu İsa (a.s.) iner ve Müslümanların emiri ona, ‘gel, bize namaz kıldır’, der. Bunun üzerine İsa (a.s.), ‘hayır, Allah'ın bu ümmete bir ikramı olarak sizin bir kısmınız diğer bir kısım üzerine emirlersiniz’, der.” Yani şahs-ı manevi namazda imamlık etmez. Müslim’den olan hadis Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hz. İsa (a.s.) kimi imamlığa geçiriyor? Hz. İsa (a.s.), Peygamber, “sen daha layıksın imam olmaya” diyor. Ulu’l Azm bir Peygamber “sen daha layıksın” diyor. Ve onu, sırtından iterek Mehdi (a.s.)’ı namaza geçiriyor ve ona uyuyor. “Sen benim imamımsın. Sen emredeceksin. Ben de o emri yerine getireceğim. Senin emrinde bir insanım ” diyor Hz. İsa (a.s.), Ulu’l Azm bir Peygamber. Mehdi (a.s.)’ın büyüklüğünü buradan anlayın. Ulu’l Azm Peygamber ayarında bir insandır. İmam Rabbani de öyle. Bin yılda gelen İmam Rabbani’nin sözü olarak söylüyorum ben, kendi fikrim olarak söylemiyorum, inşaAllah.
“Mehdiyet ile Cübbeli’nin ne sorunu olabilir ki?” diyor Yusuf kardeşimiz. “Kendisi sohbetlerinde çokça bahsederdi.” Rahmetliden bahseder gibi bahsediyorsun işte bak, “bahsederdi”. Namaz kılardı, “namazını kılıyor” diyeceksin, devam etmesi lazım. Adam durdurmuş, olmaz. Mehdi (a.s.)’dan şu an bahsetmiyor. Mühim olan bu ve İslam Birliği’nden de bahsetmiyor. Bitti mi süremiz? Harunyahya.tv’den evvelAllah devam ederiz.
SUNUCU 1:Harunyahya.tv sitemizden yirmi dört saat yayınlarımızı takip edebilir, soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Bizi yarın 22.00 itibariyle Harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo, Adıyaman Asu TV ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza Harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz.
Adil Yargı
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...