SUNUCU: Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah başlayalım. Oktar Hocam, sen bir şey söyle başlayayım.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Siz dün çok önemli konulardan bahsetmiştiniz. Mesela Mehdiyet’in gece gündüz anlatılmasının hikmetlerinden bahsetmiştiniz.
ADNAN OKTAR: Şimdi Mehdiyet’in anlatılmasını şeytan istemez, iblis istemez. Çünkü ana düşmanı, ana konusu. Şeytana şimdi sorsalar, şeytanı birisi çağırsa veyahut masonlar mesela çağırabiliyorlar. Sorsunlar bakalım şeytana, en büyük düşmanı kim şu an dünyada. Hz. Mehdi (a.s.)’dir. En az bahsedilmesi gereken kişi kim, derse? Hz. Mehdi (a.s.), diyecektir. “Hangi konudan bahsedilmesini istemiyorsun, konu olarak?” Mehdiyet, diyecektir. En istemediğin konulardan başka ne var, dediğin zaman; İslam Birliği, diyecektir. İtihad-ı İslam, diyecektir. Dolayısıyla biz şeytanının en istemediği şeyi yapmış oluyoruz. Şeytan kendi adamlarıyla da, güya Mehdiyet’i durdurmaya çalışıyor. Hz. Mehdi (a.s.)’den bahsedilmesini engellemek, Mehdiyet’i durdurmak, İttihad-ı İslam’ı durdurmak. Şeytan neyi istemez? Barışı istemez. Neyi istiyor karşıdaki adamlar? Kan istiyorlar. Sel gibi kandan bahsediyor bak. Evanjelikleri de kandırmışlar. Onlar da atom bombası atıp, yani belki 40 tane 50 tane atom bombası atıp, bütün İslam alemini yok etmekten bahsediyorlar. Gözlerini kan bürümüş. Bizim kancılara bakıyorsun, “ne istiyorsun?” diyorsun. “Öyle bir kan akıtacağız ki, atların boynuna gelecek kan” diyor.
SUNUCU: Evanjeliklerin dediği doğruydu. “Bütün savaşların birleşimi şiddetinde bir savaş, tek bir savaş olacak” diye.
ADNAN OKTAR: Evet. Onu istiyorlar. Yani muazzam bir kan istiyorlar. Bu hep şeytanın onlara talebidir. Buna karşı da Mehdiyet bunu durduruyor. Mehdiyet kan akıtılmasını durduruyor. Mesela bir başkası çıkıyor, “insan cesetleri dağlar gibi yükselecek” diyor, değil mi? Bir başkası, “kan denizinin ufkundan kızıl bir güneş doğacak” diyor, hep kan. Mehdiyet de damla kanı kabul etmez. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Mehdi (a.s.), damla dahi kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz, insanların burnu dahi kanamaz” diyor. “Tam sevginin, şefkatin hakim olacağı bir ortam olacak” diyor, inşaAllah. Şimdi biz şeytanı gıcık etmeye devam edeceğiz. Çok severim ben şeytanı gıcık etmeyi. Daha onu gıcık edecek çok şey yapacağım ben.
OKTAR BABUNA: Ayrıca, “Ahir zamanda da öldürecek” demiştiniz inşaAllah şeytanı, ilk ve son defa olmak üzere.
ADNAN OKTAR: Şeytan, Mehdi (a.s.)’nin önünde diz çökecek ve Mehdi (a.s.)’nin ayağının dibinde ölecek Ahir zamanda, inşaAllah. Ahir zamana mahsus harika bir şeydir. Yani şeytan her devirde hoplayıp zıplamıştır hemen hemen, birçok zamanda. Ama Mehdiyet devrinde o ve orduları, atlıları yerle bir oluyorlar. İnşaAllah. Ayette diyor, “atlılarınla, yayalarınla onları sarsıntıya uğrat” diyor. Sarsıntıya değil, kıpırdatamayacak bile. Yerle bir edilecek.
Bir de yanlış anlaşılan bir konu var. Mehdi (a.s.), Bediüzzaman’ın üzerinde bir insandır. İmam-ı Rabbani’nin manen çok üzerinde olan bir insandır. Abdülkadir Geylani’nin manen çok üzerinde olan bir insandır. Yani Bediüzzaman da, Abdülkadir Geylani de, İmam-ı Rabbani de, mezhep imamları da, Ebu Hanbel, İmam-ı Malik, İmam-ı Şafi, hepsi Mehdi (a.s.)’ye bağlıdırlar. Dolayısıyla, mesela diyor ki; “Bediüzzaman şöyle dedi; ‘Mehdi (a.s.) onu yapmakla mükelleftir.’” Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’ye uyuyor. Bak diyor ki, “Ahir zamanın acip şahsı gibi hiçbir cihette olamam” diyor Bediüzzaman. “O büyük kumandanın pişdar bir neferi, öncü bir askeriyim” diyor. Değil mi? “Ve o büyük kumandana öncülük ediyorum” diyor. Dolayısıyla Bediüzzaman’ın böyle bir iddiası yokken birisi çıkar da, Bediüzzaman işte şöyle dedi, mezhepler hakkında böyle dedi, mezhepler içtihad hakkında böyle dedi derse, olmaz. Bediüzzaman’ın içtihadlar ve mezhepler hakkındaki açıklaması kendi zamanıyla ilgilidir. Mehdiyet devrinde ne 4 mezhep imamı, ne İmam-ı Rabbani, ne Abdülkadir Geylani hiçbir şekilde Mehdi (a.s.)’ye fikir beyan edemezler, yani o yönde. Çünkü o, bütün mezhepleri kaldırıyor. Hepsi mezhep mensubuydu. Mesela İmam-ı Rabbani mezhep mensubuydu, mukallitti. Abdülkadir Geylani mezhep mensubuydu, mukallitti. Bediüzzaman mezhep mensubuydu, mukallitti. Mehdi (a.s.) mezhep mensubu değil ve mukallit değil. Mutlak müçtehid ve mutlak müceddiddir. Dolayısıyla herhangi bir müceddidin, müçtehidin hiçbir sözü onu bağlamaz. Zaten geldiğinde o anlatımları dört mezhebi kaldırma üzerine. Dört mezhebi kaldırdığına göre, tabii ki İmam-ı Rabbani’ye de uygun olmayacaktır sözü, Abdülkadir Geylani’ye de uygun olmaz, Bediüzzaman’a da uygun olmaz. Yani tamamen, bunların üzerindedir. Asr-ı Saadet, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanının aynısıdır. Onlar Asr-ı Saadet’e uygun değil miydi? Abdülkadir Geylani, İmam-ı Rabbani, diğer mezhep imamaları, geniş çapta uygundu, ama birçok yönde uygun değildi ki, 4 mezhebe ayrıldı. Çünkü her mezhebin görüşü ayrı. Öbür türlü tek mezhep olurdu zaten. Hepsi ayrı olduğuna göre, her biri kendi fikrinin doğru olduğunu düşündüğüne göre, Mehdi (a.s.) de hepsinin üstünde olduğuna göre, dolayısıyla biz neyi bileceğiz? Mehdi (a.s.)’nin görüşünün doğru olduğunu bileceğiz.
Mesela Bediüzzaman mezheple, diyor ki, “Bu zamanda içtihad yapılamaz.” Mesela; “şu konuda içtihad yapılamaz” diyor. Doğru. Ama Bediüzzaman bak açıklıyor, ne diyor? “Zamanımızda, bu zaman içerisinde” kendi zamanında. Mehdi (a.s.) olduğunda Bediüzzaman ne desin, ne diyebilir yani? Bakın diyor ki; “O Ahir zamanın acip şahsı gibi hiçbir cihette olamam” diyor. “Anladık ki, biz bu vazifemizde bu çalışmalarımızda, o şahsa zemin izhar ediyoruz. Mehdi (a.s.)’ye zemin izhar ediyoruz, zemin hazırlıyoruz” diyor, çok açık konuşmuş, inşaAllah. Onun için, işte benim şeyhime uygun değil Mehdi (a.s.)’nin izahı, falanca mezhebe uygun değil. Zaten bunu Peygamberimiz (s.a.v.) bildiriyor, bunu diyecekler. Cübbeli bile diyor baksana; “Adamın maddesine dokunacak” diyor. “Herifin” diyor hatta. “Herifin maddesine dokunacak” diyor. Dolayısıyla, tabii ki Mehdi (a.s.) çıktığında, diğer hadislerde de bu belirtildiği gibi, “Kendi mezhep imamlarının görüşlerine, muhalif görüş izhar ettiği için bundan memnun kalmayacaklar, ona düşman olacaklar” diyor, birçok mezhep mukalliti ve birçok mezhep mensubu. Dolayısıyla İmam-ı Rabbani’nin bazı sözlerine aykırı olabilir. Çünkü o mezhep mukalliti, tabii ki aykırı olacak. İmam-ı Rabbani ile aynı olsa, zaten Mehdi (a.s.) olmaz o. Abdülkadir Geylani ile tabii ki ayrı olacak, o zaman Mehdi (a.s.)’ye gerek kalmaz. Bu bilinmiyor. Zannediyorlar ki, Mehdi (a.s.) konuştuğunda hem İmam-ı Rabbani’ye uygunuluk gösterecek, hem Ebu Hanefi’ye, hem İmam-ı Malik’e, hem İmam Şafi’ye, İmam-ı Hanbel’e olur mu öyle şey? Yani o zaman niye onlar dördü de ayrı, değil mi? Tabii ki ayrı olacaklardır. İnşaAllah.
Mehdi (a.s.)’nin özelliği Kuran’a tam tabi olmasıdır. Tahfiftir, zorlaştırıcı değildir Mehdi (a.s.), kolaylaştırıcı bir insandır, kolaylaştırıcı olacaktır. Yani dine zorluk yüklemeyecektir. Dini en kolay şekliyle açıklayacaktır. Açın bakın Kıyamet Alametleri Berzenci’nin kitabına, burada yazar. Görevi tahfiftir. Dini en kolay şekliyle açıklayacaktır. Peygamberimiz (s.a.v.)’de öyleydi çünkü, yani zorlaştırıcı değildi. Hatta Kuran ayeti de var, biliyorsunuz değil mi? Soru soruyorlar, Allah diyor ayette; “Soru sormayın. O size açıklanır” diyor. “Sorup küfre düşenler oldu” diyor Allah ayette.
OKTAR BABUNA:Hocam tam söylediğinizi teyit eden, nasıl bir üstün bir ilme sahip olduğunu Mehdi (a.s.)’nin, Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadiste açıklıyor. Okuyayım mı Hocam inşaAllah.“İmam Mehdi (a.s.), ilim sandığının koruyucusudur, tüm Peygamberlerin (a.s.) ilimlerinin varisidir ve her şeyden haberdardır.” Bihar-ül Envar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Tabii bütün Peygamberlerin bir özetidir Mehdi (a.s.). Hiçbir müceddide, hiçbir müçtehide, hiçbir Peygambere bu kadar unutturulma, bu kadar kapattırılma, bu kadar adından bahsettirilmeme tarzında bir uygulama hiç olmamıştır, Allah’ın hikmeti. Bakın, muazzam bir Hz. Mehdi (a.s.) alerjisi dünyaya hakim. “Aman Mehdi (a.s.)’den bahsetme. Aman yeter bu kadar bahsettiğin” diyor. Adam, sanki ateşte yanıyor gibi, “Yakma beni” diyor. “Yanıyorum ben kes artık şu Mehdi (a.s.) konusunu” diyor. “Öleceğim, dayanamayacağım artık” diyor. Değil mi? Kardeşim, bu şeytanın sesi yapmayın. Şeytan böyle bağıracak. Siz Müslümansınız size yakışmaz, yapmayın. Bakın gelmiş geçmiş en büyük veliyi unutturmaya çalışıyorlar. Halbuki bakın İmam-ı Rabbani ne kadar gündemdedir, ne kadar aşkla anlatılır İmam-ı Rabbani, değil mi? Sultanlar sultanıdır, gönüllerin sultanıdır. Aşk insanıdır. Mevlana’yı, Yunus Emre’yi, Abdülkadir Geylani’yi herkes aşkla muhabbetle anlatır. Mesela bizim Abdülkadir Geylani hayranlığımız şiddetlidir, çok yüksektir. Peki Mehdi (a.s.)’ye gelince, Mehdi (a.s.)’nin konusunun tamamen kapatılması ve “şahs-ı manevidir, aman Mehdi (a.s.)’den bahsetmeyin” denmesi, Üstad’ın müthiş bir hayranlıkla bahsettiği bu kişiden, Peygamberimiz (s.a.v.)’in aşkla bahsettiği bu kişiden, Tevrat, İncil ve Zebur’da bildirilen ve Tevrat’ta yüzlerce açıklama yapılan Mehdi (a.s.) hakkında neden konuşulmak istenmiyor? Neden örtbas edilmek isteniyor? Ve neden bu Mehdi (a.s.) korkusu? Şeytan böyle istiyor diye buna uyanlar çok mahçup olurlar, değil mi? Sen İmam-ı Rabbani’yi coşkuyla anlatıyorsun. İmam-ı Rabbani Mehdi (a.s.)’nin talebesi, Mehdi (a.s.)’nin herhangi bir talebisi. Ve büyük bir hayranlıkla, coşkuyla bahsediyor İmam-ı Rabbani Mehdi (a.s.)’den. Sen niye çekiniyorsun? Niye İmam-ı Rabbani, madem İmam-ı Rabbani hayranısın, onun aşkını, onun muhabbetini, onun sevgisini, onun ifade şeklini, niye Mehdi (a.s.)’ye karşı kullanmıyorsun? İmam-ı Rabbani defalarca bahsediyor Mehdi (a.s.)’den. Abdülkadir Geylani aşkla muhabbetle bahsediyor. Madem Abdülkadir Geylani’yi bu kadar seviyorsun niye onun gibi olmuyorsun? Abdülkadir Geylani şahs-ı manevi mi diyor? Şahıs diyor. Ama sen Abdülkadir Geylani’yi de beğenmiyorsun. Bir de Abdülkadir Geylani için nefesin kesiliyor gibi gösteriyorsun. Abdülkadir Geylani şahıs diyor bak. İmam-ı Rabbani de şahıs diyor. Ama sana gelince bambaşka. Bu olmaz, inşaAllah. Bütün alimler, müceddidler, müçtehidler hayranlıkla 1400 yıldan beri Hz. Mehdi (a.s.)’yi beklemişlerdir. Böyle bir felaket, şahs-ı manevi felaketi ilk ile defa karşılaşılıyor. Yani büyük bir felakettir bu. Yani Mehdi (a.s.)’den bahsetmemek için, ne yapacağını şaşıran bir üslup, değil mi? “Aman geçti”, “5000 yıl sonra gelecek”, “3000 yıl sonra gelecek”, “570 sene sonra gelecek”, “Ruhtur görünmüyor”, “Kayboldu”, “Geldi gitti”, “Öldü bir adamın bedenine girdi”. Binbir türlü sözle Mehdi (a.s.)’den kurtulmaya çalışıyorlar. Ve Peygamberimiz (s.a.v)’in aşkla bahsettiği bu yüce insanı ki bütün Kutsal Kitaplarda geçiyor Mehdi (a.s.).
Hz. Musa (a.s.) üç defa Allah’a yalvarıyor Mehdi (a.s.) olmak için, Tevrat’ta uzun uzun övülüyor Mehdi (a.s.), uzun uzun. Ve Ahir zaman geliyor, tam 1980 yılı geldikten sonra muazzam bir anti-Mehdi hareket bizzat Müslümanların içerisinde başlıyor, bazı Müslümanların içerisinde. Akıl almaz olaylar, sahte Mehdiler, Mehdilik iddiaları, Mehdi (a.s.)’yi yalanlamalar, ortalık toz duman. Mehdiyet’e bunun etkisi oluyor mu?
OKTAR BABUNA: Olmuyor Hocam Allah’ın izniyle. Durdurulamaz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdiyet havada gider, karada gider, denizde gider. Yani Mehdi (a.s.)’yi durduramazsın sen.
OKTAR BABUNA: Bir örnek vermiştiniz Hocam, 1980’lerden önce, Mehdi (a.s.)’nin gelişini kitaplarında anlatan birisi, 1980‘lerden sonra ‘en büyük fitnedir’ diye kitap yazdı, demiştiniz.
ADNAN OKTAR: 86’dan sonra. 86’lardan sonra, hatırladığım kadarıyla 86 olması gerekiyor. Daha önce özel hazırlık yapıyorlar Mehdi (a.s.) çıkacak diye, kapsamlı hazırlık. Bütün sohbetlerde Mehdi (a.s.)’den bahsediliyordu. Kardeşim ne oldu? Ne gördünüz? Neyi fark ettiniz? “Hz. Mehdi fitnesi, bela gibi” diyor (haşa). Bela gibi anlatıyor (haşa).
Cübbeli yeri göğü inletiyordu “Mehdi (a.s.) çıkacak” diye bak. Zaten talebesi yazmış diyor; “Cübbeli’ye niye söz söylüyorsun? Mehdi (a.s.)’den o çok bahsederdi zamanında” diyor. Kardeşim bizim de sorunumuz bu. Adam bahsediyordu da şu an bahsetmiyor. Ve Kuran’daki dünya hakimiyeti ile ilgili ayetleri de okumuyor, İslam Birliği’nden de bahsedemiyor. İttihad-ı İslam’dan da bahsedemiyor ve bahsedemez de. Allah-ualem bahsedemez. Çünkü ruhunu kapladı onun anti-Mehdi ruh, kapladı. Edemiyor, söyleyemiyor. O, “cinsel ilişki üzerine kitap yazdım” diyor müjde veriyor Flash Tv’de. Hem de iki cilt, cinsel ilişki tekniklerini anlatacakmış, hem de iki cilt. Acilliğe bak adamın. Acil gördüğü konuya bak sen. İttihad-ı İslam mı acil, cinsel ilişki teknikleri mi acil? Bakın iki cilt, müjdesini veriyor. “Gözünüz aydın” diyor yani “Hazırladım, yakında size tevzi olacak kitap” diyor. Sanki ana konu bu. Müslümanlar helali haramı biliyor, bilir herkes inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Ayrıca alıp İlmihal okuyabilirler” demiştiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim biz Cübbeli’nin geğire geğire, onun anlatmasını mı dinleyeceğiz biz? Açar İlmihal’den bakarız. Ömer Nasuhi Bilmen mükemmel açıklamış, bütün detaylarını anlatmış. Yani Flash Tv’nin karşısına geçip akşama kadar Cübbeli’yi bekleyip “O çıksın da oradan dini mi öğreneceğiz” diyeceğiz. Böyle bir olay vardı. Ne zaman vardı? O zamanlar internet yoktu, geçmiş yüzyıllarda, matbaa yoktu, televizyonlar, yani hiçbir şey yoktu. Okullar çok az, elle yazılıyordu kitaplar ve çok azdı kitap sayısı. Bak elle yazılıyor. Şimdi elle yazılan bir kitabı, adam nereden bulsun da nereden okusun bilgisini artırsın. Ve çok iyi de okuma yazma olması gerekiyor. O devirde okuma yazma da düşük, okuma yazma oranı. O yüzden hatiplere çok ihtiyaç vardı. Hocalar köylere gider. Adam ilk defa orada öğreniyordu. Mesela namazın farzları nedir, helaller haramlar. Hakikaten heyecanla dinliyorlardı, Emevi Cami’nde, başka yerlerde, her yerde böyle kalabalık olarak. O devirden kalma bir yapı bu, yani Cübbeli’nin devam ettirdiği yapı bu. Cübbeli hala Hicri 600-700’lerde kalmış. 800’lerde. Bakın Cübbeli’nin haberi yok. Matbaa icat oldu, kitaplar basıldı, ilmihaller var, değil mi? Hem de geniş çapta. Ve çok sayıda ilmihal var ayrıca, bir tane değil. Ama ben Ömer Nasuhi Bilmen’in ilmihalini tavsiye ediyorum. Açtın mı, biz Cübbeli’yi oturup akşama kadar bekleyeceğimize, ilmihali açar bakarız bir konu varsa oradan öğreniriz.
Bu kadar konu içerisinde, bu kadar mevzu içerisinde, Flash Tv de eline geçmiş ya, hangi kitap en çok satar. Mesela dese ki ilmihal, insanlar almayacak. Yani helalleri haramları anlatan bir ilmihal, değil mi? Namazı, orucu, zekatı anlatan bir ilmihal onu almaz diye düşünüyor. “Ne yapayım? Cinsellikle ilgili bir kitap yazayım, heyecan meydana getirecektir. Flash TV de malum, zaten geniş yayın yapan bir yayın organı. O da işte iyi bir imkan olarak herhalde gördü, orada kitaplarının reklamını yapıyor. Satışından gelen karlar da Cübbeli Efendi’nin çorba parası yahut tatlı parası, pilav parası, artık ne varsa çıkacak yani. İnşaAllah. Bunu bu şekilde yapması tabii insanların gözünden kaçmaz ama o fark edilmediğini zannediyor anladığım kadarıyla. Oktar’ım sen anlatacaksın, bana bir şeyler anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bir sıralamada, Türkiye’nin de dahil olduğu, Dünya’nın en dindar ülkelerini ortaya koymuşlar Hocam. Böyle bir sıralama yapmışlar. Kıbrıs Rum kesimi 1. diyorlar.
ADNAN OKTAR: En dindar?
OKTAR BABUNA: Evet, Yunanistan 2, Polonya 3, Hırvatistan 4, İtalya 5, Ukrayna 6, Türkiye 7.
ADNAN OKTAR: Olmaz, bizim birinci olmamız lazım. Kıbrıs Rum kesimi nasıl birinci oluyor? Çok gayret etmemiz gerekiyor demek ki.
OKTAR BABUNA: Ama en dindar Müslüman ülke olarak da Türkiye bu sıralamada, o şekilde.
ADNAN OKTAR: Ama yine de acayip. Kıbrıs Rum kesimi daha dindarmış öyle mi? Allah Allah.
SUNUCU: Bence onların dindarlığı biraz da siyasetle alakalı.
ADNAN OKTAR: Peki devamı var mı bu 19’dan sonra?
OKTAR BABUNA: Yok Hocam bu kadarlık, yani haberde olan.
ADNAN OKTAR: Türkiye, evet. Türkiye’de eğer gayret olmasaydı, kim bilir kaçıncı olurdu. Tabii, büyük gayretlerle, evliyanın, büyüklerin, Müslümanların değerli hizmetleriyle inşaAllah bir netice alınıyor.
“Selamlar Hocam” diyor. “NTV’nin sahibi Ferit Şahenk’in büyük ortağı olduğu Doğuş grubu’dur. Sizce bu kişi NTV’nin bu yayınlarıyla yani marksist, darwinist yani marksist, leninist, terörist kişilere ve PKK’ya istemeden de olsa zemin hazırladığının farkında mıdır? Holding kurarak üzerinden para kazandığı Türk halkına karşı sergilediği bu zararlı tutumu nasıl açıklamak gerekir?” diyor. “Saygılarımla” diyor Antalya’dan Ufuk. O zaman Ferit Şahenk Beyefendi’ye nezaketli, saygılı bir üslupla yazı yazın, ilmi olarak açıklayın. Darwinist, materyalist propagandanın sonunda Marksist felsefeyi ortaya koyacağını. Çünkü bir adam Darwinist, materyalist olup da diyalektik felsefeyi savunup da marksist olmaması mümkün değil. Hem diyalektik felsefeyi savunacaksın, hem de “marksist değilim” diyeceksin, yani mümkün değil. Mecburen marksist olması gerekir. Marksist olup da, leninist olmamak nasıl olacak? Leninist, marksizmin pratiğini yapan insan. Leninist olup da terörist olmamak nasıl oluyor? Lenin terörist olmayan bir marksisti, marksist kabul etmiyor zaten. Hiçbir şekilde onu marksist kabul etmezler marksistler. Dolayısıyla marksizme kapı açılmış oluyor. Onun için NTV sahibi Ferit Şahenk Beyefendi’nin bu büyük tehlikeyi görmesi gerekir. Mutlaka derin düşünen bir insandır, ince düşünen bir insandır. Ama hatırlatılması, mektup yazılması olur, ama nezaketli bir üslupla olması lazım.
Bir kardeşimiz de “Üstad Hazretleri kimdir?” diyor. Üstad, Allah-u alem Kahtani olabilir hadislerde belirtilen, yani Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırlayacak Kahtani olabilir. Ama “Mehdiyet gelip geçmiştir, Mehdiyet şahs-ı manevidir” diyen bir kişi olursa, hiçbir şekilde Mehdi (a.s.) öncüsüdür diyemeyiz, öyle bir kişiye diyemeyiz. Yani şahs-ı manevi demek, Mehdiyet’i ortadan kaldırmak demektir. Biz Mehdi (a.s.) aşkını, Mehdi (a.s.) muhabbetini içimizde coşkuyla yaşayacağız. Hz. İsa (a.s.)’a karşı derin muhabbetimizi, sevgimizi coşkuyla yaşayacağız ki Cenab-ı Allah bizi nimetlendirsin. Şimdiden Hz. İsa (a.s.)’ın gelmemesi için sen var gücünle gayret edersen, Hz. İsa gelse seni nasıl ilgilendirecek ki? Sen şimdiden Hz. İsa (a.s.)’nın nefretini kalbine koyarsan, Hz. İsa (a.s.)’ya karşı (haşa) öfkeyi kalbine koyarsan, Hz. İsa (a.s.) geldiğinde, de sen ne yapacaksın Hz. İsa (a.s.)’ya? Ne anlamı var senin için Hz. İsa (a.s.)’ın o zaman? Sen aşkla, coşkuyla Hz. İsa (a.s.)’ı isteyeceksin ki, Cenab-ı Allah da sana mucize olarak Hz. İsa (a.s.)’yı göndersin. İnşaAllah, değil mi? Mehdi (a.s.)’ye karşı sen böyle tavır alırsan, Mehdi (a.s.) çıksa ne olacak, nasıl istifade edeceksin? İnşaAllah.
“Hocam bu zamanda sahte Mehdiler’e karşı ne dememiz lazım? Nasıl onları çürütebiliriz?” Niye çürütmeniz gerekiyor, Allah aşkına? Mesela Hocamız, başka kardeşlerimiz de var şimdi isim vermiyorum ben. Açıkça dergilerinde, gazetelerinde, alenen net olarak yazıyorlar. Kitap yazan var, şöyle kalınca kitap yazmış, “Ben Hatem-el veliyim” diyor adam, açık açık yazıyor. “Şu fakir kardeşiniz o alametleri taşıyor. Hatem-el veliyim, en büyük veliyim” diyor. Yani desin kardeşim, bu bizim için tehlike değil. Dinsizlik ve ateizm tehlikelidir. Niye hedefi başka yerlere çekiyorsunuz? Farzedelim biz adamı çürüttük ve yok ettik, ne kazanacağız biz? Ana tehlike bu mu? Bakın tehlike şöyle sayılır: 1, 2, 3 sıralama yaparsın. Önce 1’i etkisiz hale getirirsin, 2. Bunlar en alttaki tehlikelerdir, en alttaki. Zaten ona da sıra gelmez, en alttaki tehlikedir. Sen en alttaki tehlikeyi en üste alırsan bu çok anormal bir hareket olur.
Mesela İskender Evrenesoğlu garibim, yani kendine göre gayret ediyor, bir şeyler yapıyor. İşte “Rüyanızda beni görürseniz, anlarsınız benim Hz. Mehdi (a.s.) olduğumu” diyor. Adam da tabii ona kilitlendiği için kafası, onunla görüştüğü için, konuştuğu için rüyasında bir şekilde onu görüyor. İnsan sevdiğini görür bir şekilde. Pilavı düşünen pilavı görür. Tavuk kızartması düşünen tavuk kızartması görüyor. İlla ki görür yani. Kafasını da Hocayı kitlerse görür yani. Yani bu ölçü mü bu? Peygamberimiz (s.a.v.), “rüyaya yatın, ondan sonra Mehdi (a.s.)’yi anlayın mı” dedi bize. Peygamber (s.a.v.)’in gösterdiği yolu bir tarafa bırakıp, kendi kendine yol çıkarttın mı, bu olmaz. Peygamberimiz (s.a.v.)’ bize Mehdi (a.s.)’yi nasıl tanıyacağımızı uzun uzun anlatmış mı, yüzlerce hadisle? Bu senin için önemli değilse, Mehdi (a.s.) senin için nasıl önemli oluyor? Peygamber (s.a.v.)’in hadislerini sen önemli görmüyorsun. Peygamber (s.a.v.)’in Mehdi (a.s.)’yi tanıtma yöntemlerini sen önemli görmüyorsun. Verdiği delilleri önemli görmüyorsun. Sen kendi şeyhinin söylediği herhangi, Kuran’a hadise uygun olmayan bir sözü önemli görüyorsun. Olur mu öyle şey? O zaman rüyasında adam gördü. “Evet gördüm” diyecek. Nedir? “Falanca kişi Mehdi (a.s.)” diyecek. Yani, “Ne istiyorsun?” diyeceğiz. Diyecek ki; “Bu şahıs Cennetlik, yani, kusursuz bir insan, Cennetlik bir insan. Mehdi (a.s.) olduğu kesin bunun ve Cennete gidecek, bana inan” diyecek. “Delil ne?” diyeceğiz. “Ben rüya gördüm” diyecek. Bu nedir biliyor musun? Peygamberlik iddiasıdır. Peygamberlik iddiasının haram olduğunu ve küfre düşmek olduğunu Allah Kuran’da söylüyor. “Ahir zamanda, sahte Peygamberler türeyecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.) çok fazla sayıda. İşte bu sahte Peygamberlerden biri olmuş olursun. Çünkü, “Bana vahiy geldi” diyorsun rüyada, değil mi? “Muhkem bir hüküm” diyorsun. Ancak Kuran ayeti ile belirtilebilecek bir hükmü sen açıklıyorsun. İtikadi bir bilgi haline getiriyorsun ve adamın Cennetlik olduğunu söylüyorsun ve bana inan diyorsun. Senin rüyana inandığında, o da seni Peygamber kabul etmiş olur. Onu da batırırsın, kendini de batırırsın. Olmaz, inşaAllah.
Samimi olunacak, yani Mehdi (a.s.), alenen belli olur. Yani Bediüzzaman zamanında, daha önce de söylemiştim. Şimdi Bediüzzaman geliyor, “Ben ne bileyim onun asrın müceddidi olduğunu, bilsem ona yardımcı olurdum” diyor. Şimdi özel sohbetlerde ben diyorum ya, ben buna uygun bir cevap veririm ama. Yani nasıl bilemezsin kardeşim? Mümkün mü bilmemek? 30 yıl hapiste yatacak bir insan, o hapisten çıkacak, o hapise sokacaklar, o hapisten çıkacak. Senin şeyhin de balla reçeli karıştırıp, pilavın üstüne yiyecek, geğirerek oturacak, hiçbir faaliyeti olmayacak. Bu insan sürgünlerle, belalarla, hakaretlerle, baskılarla, bütün basın üstüne gelecek, bütün derken bazı basın. Ankara’ya gidecek Ankara’dan geri çevrilecek, bak kendi ülkesinde, Ankara iline giriyor, polisler kapıyı kesiyorlar, ne istiyorsun diyorlar? “Ankara’ya misafir olarak geldim” diyor. “Gelemezsin” diyorlar. “Nereye gideyim?” diyor. “Git, nereye gidersen git.” Urfa’ya gidiyor, kendi memleketine. Urfa’da da yolu kesiyorlar. “Ne istiyorsunuz?” diyor. “Urfa’ya memleketime gideyim.” “Buraya da gelemezsin.” Nereye gitsin? Ne istiyorsunuz? İşte bu bir Mehdilik alametidir. Kendi asrının Mehdi’sidir Bediüzzaman. Ve müceddidlik alametidir, mutlak müçtehittir. Ve anlattığı eserler kitaplar, anlatımıyla yerle bir ediyor muydu o devirde insanları? Müslümanların imanı tam tahkiki olup yani kalpleri mutmain oluyor muydu?
OKTAR BABUNA: Oluyordu Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bitti. Öbürü eseri okuduğunda, öbür kişiler okuduğunda, Kuran’ı, hadisleri tenzih ederim, öyle bir etki oluyor mu? Olmuyor. Nasıl anlamıyorsun o zaman? Anlamadım yok, dürüst olacaklar. Oktar Hocam, bana bir şey sor.
OKTAR BABUNA: Bir haber var Hocam. ‘Kuran-ı Kerim’in hiç değişmediği ispatlandı’ diye, bu eski mushaflar üzerinde araştırma yaparak Hocam en eskileri ile. Eski Diyanet İşleri Başkanı Tayyar Altıkulaç’ın yaptığı bir araştırma, 4 mushaflık Kur'an-ı Kerim üzerindeki 10 yıllık araştırma sonucu bir tek harfin bile değişmediği ortaya konmuş Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Zaten değişmedi, Allah ayette, “değişmeyecek” diyor. Allah’ın garantisi yeterli, inşaAllah. Ama onlar da incelemişler daha da kalpleri mutmain olmuş.
Tamam, bir 10 dk ara verelim. Birazdan devam edelim.
SUNUCU:Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam şu yazıyı oku.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah, inşaAllah Hocam. “Sevgili Adnan Hocam, madde hakkındaki kitaplarınızı okuduktan sonra, bu konuyu daha iyi kavramak için internette araştırma yaparken, şu bilgiyle karşılaştım. Aynanın karşısına geçip kendimize baktığımızda yüzümüzden yansıyan fotonlar aynaya gidiyor. Aynadan yansayarak gözümüze geliyor. Yani biz her zaman için o andaki görüntümüz ile değil, daima birkaç nano saniye önceki görüntümüzle muhatap oluyoruz. Yani bir anlamda geçmişteki halimizi görüyor ve sürekli geçmişteki görüntümüze şahit oluyoruz. Bu durum sadece aynadaki yansımamız için değil, etrafımızda gördüğümüz her şey, işittiğimiz her ses ve algıladığımız her durum için de geçerli. Bu bilimsel gerçek, her şeyin Allah katında tek bir anda yaratıldığını ve bizim de bir film izler gibi olayları izlediğimizi çok net bir şekilde ortaya koymuyor mu? Madde konusunun çok kilit olduğunu belirtmiştiniz inşaAllah. Bu konuda daha kapsamlı görüşlerinizi öğrenebilir miyiz? Hürmetler. Kevser.”
ADNAN OKTAR: Ne diyorsun?
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Doğru Hocam Allah-u alem. Hep geçmişteki görüntü, o mesela siz daha iyi bilirsiniz. Güneş için de söylüyor bilim adamları. 8 dk önceki görüntüsü geliyor bize Güneş’in. Halbuki o anda farklı bir konumda Güneş ışıkları, Güneş.
ADNAN OKTAR: 8 dk önce Güneş parçalanmış olsa, göremiyoruz değil mi?
OKTAR BABUNA: 8 dk sonra görebiliyoruz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Güzel demiş, aferin.
Barış, mektubu uzun. Şu Barış’ın mektubunu da oku sen bir.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.“Hocam ben Mehdi (a.s.)’yim diyenlere. Ben sizi şu an Denver Colorado’dan izliyorum. İsmim Barış Tok. Size sorum, bu zamanda sahte Mehdiler’e karşı ne dememiz lazım? Nasıl onları çürütebiliriz? Bir başka sorum daha, bu zamanda Mehdi (a.s.) gelecekken, bize Müslümanlara bakış açısı çok sertleşmeye başladı Amerika’da. Bu bakış açısına karşı tam olarak nasıl davranmamız lazım? Nasıl yürümemiz ya da nasıl konuşmamız lazım? Bu sorumun sebebi benim başımdan geçen bazı olaylar, ben ne kadar iyilikle ya da dürüstlükle ya da İslam yumuşaklığı ile yaklaşırsam yaklaşayım, hiçbir şey değişmiyor. Bunun üzerine daha fazla sertleşiyorlar. Bu durumda nasıl Müslümanlığı anlatacağız Hocam sizce? Barış.” Bu kadar Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi Barış’ın bu sorusuna cevap vermemiştik. Buna da cevap verelim, önemli bu sorusu. Şimdi bir kere sertliği savunan, kan akmasını isteyen Hıristiyanlar, Evanjelikler, bizim anladığımız anlamda Allah’a inanan samimi dindar insanlar değiller. Yani kökeninde ateist insanlar, Darwinist ve materyalistler. Mesela sorun, Darwinisttir, Materyalisttir ve biraz konuştuğunda hakikaten samimi inanmadığını da anlarsın. Mesela “6000 yılda hakikatten canlılar yaratılmış, dünya yaratılmış olabilir mi?” desen. İnanmıyordur. Zaten, mesela İncil’de bak Hz. İsa (a.s.) secde edilmesini istiyor, başka şeyler de, onu da yapmaz. Şimdi Hıristiyanlığı seçmelerinin nedeni, Hıristiyanlıkta Hz. İsa (a.s.)’a inandın mı, zaten Cennetlik oluyorsun, hiçbir şey yapmana gerek yok. Günaha girse de Cennete gidiyor. Ne yaparsa yapsın Cennete gidiyor. Yani öyle bir din ki, bütün mesela (haşa) Hz. İsa (a.s.) Allah diyecek, bitti. Zina da yapsa, zulüm de yapsa her ne yaparsa yapsın mutlaka Cennete gidiyor. Hz. İsa (a.s.) zaten onu kurtarıyor, bakın bu bilinir. Dolayısıyla bu bir din gibi olmuyor. Yani çünkü zulüm yapanın normalde karşılığını alması lazım, iyilik yapanın da karşılığını alması lazım, değil mi? Böyle bir şey yok. Bakın bu çok hayati, bunu ayrı bir konu olarak işleyelim. Böyle bir inanç olmaz. Adam zulüm yapacak, her şeyi yapacak, ömür boyunca yapacak, ama tek diyecek ki, (haşa) “Hz. İsa (a.s.) Allah’tır” diyecek ve Cennete gidecek. Öbür insan da ömür boyunca, “Allah birdir” diyecek, güzel ahlak gösterecek, bütün Peygamberleri sevecek, buna karşılık Cehenneme gidecek. Böyle bir dinin olmayacağı belli. Böyle bir dine, zaten Hıristiyanların anlattığı bir dine, Marksist, ateist, herkes girer. Dinde bir zorluk yok ki, adamın nefsine zor gelecek yapamayacağı hiçbir şey yok. Yani her şey serbest, aklına gelen her şey. Kiliseye de gitmesine gerek yok. Arada sırada isterse gidecek; org dinliyor, biraz oturacak -ki gitmese de oluyor. Zaten Hz. İsa (a.s.)’ya da bir kere (haşa) “Allah” dedin mi, tamam. O yüzden oradaki dinin gelişmesine inanmamak lazım. Yani gerçek bir din gelişmesi değildir o.
Mesela diyorlar ki, “Kıbrıs’ın Rum kesiminde dindarlık yayılıyor”. Adamlarda her yol var. Aklına gelen her yol var. Ama arada sırada kiliseye gidiyor, her olayda Hz. İsa (a.s.)’nın adını anıyor, Allah olarak görüyor (haşa). Böyle, yani her şey serbest adamlarda. Uyuşturucu da içiyor, şarap da içiyor. Rezalet de çıkarıyor, her şeyi yapıyor. Ama bunu dedin mi tamam. Bunun adına dindar diyorlar, böyle dindar olmaz.
Geleneksel inanç içerisinde bağnaz, tutucu ve gerici kesim Evanjeliklere muazzam malzeme verdiler. Adamların atom bombası saldırısı yapacakları gibi onları tahrik edecek malzemeyi verdiler. Kan edebiyatı yaparak, muazzam, “Hepinizi yok edeceğiz. Bütün Hıristiyanlar deccal ordusudur. Bütün Hıristiyanları keseceğiz. Musevileri keseceğiz. Hatta Şiileri keseceğiz. Alevileri keseceğiz”. Yani kesmeyeceği hiçbir şey kalmamış adamın. “Herkesi keseceğiz, pırasa gibi doğrayacağız” diyor. Şimdi diyor ki Evanjelikler; “Arkadaşım bak, adam herkesi doğrayacağını söylüyor. Ben ailemi ve kendimi korurum” diyor. “Ne yapacağım? Ben de onlara atom bombası atacağım” diyor. “Ve kökten bu işi halledeceğim” diyor, işte olay bu. Biz bu oyunu ortadan kaldırdık.
Şimdi tabii Amerika’da bu görüş her yere yayıldığı için, Hıristiyanlar tabii ajite haldeler. Bir de dindar Hıristiyan dediğiniz kişiler aslında Amerikan milliyetçileri. Yani zaten adam asıp kesmek istiyor, zaten bombalamak istiyor, zaten kan istiyor. Bir de bakıyor ki, İncil’in izahlarından öyle bir anlam çıkacak gibi de, yani kendi istediği gibi. Şimdi adamın bir deccale ihtiyacı var. İslam ülkelerine bakıyor, fakir fukara ama içeride de kan dökmek isteyen adamlar da var. “Deccali ben buldum.” Bunların atom bombaları da var zaten hazır. “Ben bunları bir yerle bir edeyim, böylece Allah’ın emrini yerine getirmiş oluruz, ilk safha da tamamlanmış olur” diyor. “Ondan sonra Hz. İsa (a.s.) gelecek, bütün İslam ülkelerini atom bombasıyla yok ettikten sonra, hepimizi göğe bulutların arasına çekip kaldıracak” diyor. Tabii göğe bulutların arasına kalkmaz, ama atom bombasını atar hakikaten. “İlk kısmı oldu” der “ikinci kısmını bekliyoruz” diyecek.
İşte bu, deccal’in oyunu bu. Bu halis deccaliyet. Amerikan milliyetçiliği vardır, İngiliz milliyetçiliği vardır. Adamlar bunu kullanırken, İngiliz Faşizmi vardır, Amerikan faşizmi vardır. Bunu kullanırken İncil’in bu hükümlerini yanlış yorumlayarak, kendi kafalarına göre yorumlayarak, kan dökmek için malzeme haline getiriyorlar. Adamlar zaten Darwinist materyalistler yani. Kan dökücü psikopat. Herif gidiyor meyhanede zil zurna içiyor, kavga yapacak yer arıyor, kan dökecek yer arıyor. Sıkılıyor adam. Dövecek, sövecek, öldürecek birilerini arıyor. Bombalar da stok halinde duruyor, bir işe yaramıyor bombalar. Uçaklar da duruyor. “Kimi yapalım? En iyisi bu adamlar, yani bunları yok etmek” diyor. Çünkü deccal olması gerekiyor, “uygun işte bunlar” diyor. Adamları, onlar deccale benzemiyor ama zorla deccale benzetmek istiyorlar. Onları kan dökücü hale getiriyorlar, saldırgan hale getiriyorlar. Hıristiyan nefreti meydana getiriyor, Musevi nefreti meydana getiriyor. Böylece Müslümanları kılıcın altına veriyorlar.
Mesela Irak’ta öyle yaptılar. Irak’ta, Saddam çıktı kabadayılık yaptı. “Bir gelin de bir göreyim bakalım. Gelebiliyorsanız, sıkıysa gelin” dedi Amerika’ya. “Hendek kazın, hazırlık yapın, bunların tozunu dumanını katacağız. Muazzam bir savunma sistemi hazırladık” dedi. Amerika da gitti, elini kolunu sallayarak içeri girdi. Ağızlarını burunlarını dağıttı. Saddam’ı da aldı astı adamlar. “Haydi, görelim kabadayılığını” dedi yani. Diğer, işte gerici takımının da yapmak istediği de bu. Aynı Saddam metodlarını, hem diyorlar, kendimizi mahvedeceğiz, hem İslam ümmetini mahvedeceğiz. Bu adamları böyle tahrik edeceğiz, rezalet çıkaracağız. Kuran’ın dışında, hadisin dışında bir mantıkla ortaya çıkacağız, teker teker İslam ülkelerini böyle mahvettireceğiz. Birer birer temizleteceğiz, onlar kendi şeyine göre yok edeceğiz, yani ezdirteceğiz diyor kendi mantığına göre, yahut kendi üslubuna göre. (Haşa) Temizleme derken, denmez tabii de, ama o kendine göre öyle görmüş oluyor. Bunu, aklı başında bakış açısıyla bakıp biz var gücümüzle engel olduk ve engel olmaya devam ediyoruz.
İran da açıkça dedi: “Biz İsrail’i yerle bir edeceğiz, haritadan sileceğiz”. Kardeşim, şimdi Amerika ve İsrail, bir kere bu durumda.. Yani Türkiye’ye bir ülke dese ki; “Biz Türkiye’yi haritadan sileceğiz, biz hazırız” derse. Ne olur, Türkiye ne yapar? Karşılığını verir, değil mi? Ciddi bir tehlikeyse ama, hakikaten de atağa geçecekse. Adam ne diyor? “Ben, benim inancıma göre Mehdi (a.s.), Mehdiyet inancına göre Mehdi (a.s.) görünmeyen bir güç, Allah gibi” diyor (haşa). Ve “Bana Mehdi (a.s.) emir verdiğinde, yani kulağıma bunu fısıldadığında ben İsrail’i yerle bir edeceğim” diyor. O zaman ne demektir biliyor musun? İsrail’in yerle bir edilmesi an meselesi demektir. Adam duydum der, ne diyeceksin? Yani kim söyledi sana, göster dersen; “bir ışık halinde geldi” diyor, ışık halinde birisi. Ne diyeceksin adama? Işığa da gerek yok, “adam kulağıma söyledi” der, “ben yerle bir edeceğim.” Şimdi bu müthiş korkutucu bir şey karşı taraf için. O yüzden onlar da can havliyle “O zaman, biz de onları yerle bir edeceğiz” diyor. Adamların atom bombası var, her şeyi var. Ve olan Müslümanlara oluyor, İslam alemine oluyor. Bak biz bu oyunu da durdurduk ve Ahmedinejad’a demeç verdirttirdim, herkes biliyor. Tam tersi bir demeç verdi. “Müslümanlarda kan akıtmak yok, Mehdi (a.s.) kan akıtmayacak, uyuyan kişiyi dahi uyandırmaz” dedi. Açık açık ifade etti, sözlerimin aynısını söyledi.
OKTAR BABUNA: Basına da söyledi, BM’de de söyledi.
ADNAN OKTAR: Ama yine aynı kafayı andıran üsluplar yapıyorlar, yine adamları tedirgin ediyorlar, yine görünmez Mehdi (a.s.)’den bahsediyorlar. Halbuki Amerika da, İsrail de görünür bir Mehdi (a.s.) istiyorlar, yani muhatap olacakları bir insan, makul bir insan. Yoksa onlar istiyorlar Türk-İslam Birliği’nin olmasını, İslam Birliği’nin oluşmasını istiyorlar, adaletli bir bölge olsun istiyorlar. Büyük Ortadoğu Projesini biz, Büyük Osmanlı Projesine çevirdik, inşaAllah değil mi? İster, ama kendi hayat garantisini de ister. Türk-İslam Birliği’nde İsrail, Ermenistan, Rusya, Hıristiyanlar hatta Budistler, ateistler, hepsi Allah’ın yedi emanı altındadır. Allah’ın güvencesindedir ve Mehdi (a.s.) vesiledir onları korumakta, kurtarmakta vesiledir. İnşaAllah.
O yüzden Mehdiyet önemli. Dünya politikası bunun üstünde dönüyor, dünyada yer yerinden oynuyor. Bak, filmi gösterdik, Amerikan Başkanı direkt Mesihiyet’e göre, Mehdiyet’e göre hareket ediyor. Adam açıkça söylüyor, “Nereden çıkarttın?” diyorlar, Allah Allah. Koskoca Amerikan dış siyaseti doğrudan Mehdiyet’e göre yönleniyor şu an. Yani dünyadaki savaşların nedeni o, Mehdiyet. Dolayısıyla bunu anlamamazlıktan gelmek çok anormal bir hareket olur, inşaAllah.
Kardeşlerimiz acele etmeyecekler, Barış kardeş de öyle. Hıristiyanlar bir süre sonra Müslümanlarla omuz omuza geleceklerdir. O anlatmaya devam etsin. Etki anında olmaz. Mesela ben konuşuyorum, değil mi? “Mehdi (a.s.) gelecek” diyorum. Adam diyor ki; “Olur mu öyle şey.” Reddediyor falan. Yani net kanaati geliyor.
Mesela Osman Hoca internet sitesi hazırlamış benle ilgili, sırf bak bana yönelik, sadece bana yönelik başka hiçbir konu yok, sadece bana ait. Kardeşim kanaati gelmezse, öyle bir site yapar mı adam? Yani kardeşim Mehdilik konusunda o kadar çarpık görüşler, o kadar acayip izahlar var ki yeri kaplıyor, yani her yerde var. Ve alenen Mehdilik iddia eden adamlar var. Ama bak Hoca efendi tek beni hedef almış, bu neden? Samimi kanaati geldiğinden, olay budur. Yani hayır demek bazen evet demektir. Bazen de evet demek hayır demektir, bunu iyi bilecekler, inşaAllah.
SUNUCU: Hocam zaten ciddiye almadığı ile insan uğraşmaz.
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Kardeşim bir internet sitesi, kapsamlı internet sitesi adamın müthiş vaktini alır. Acayip kapsamlı bir site. Tek tek hepsine güya cevap vermek istemiş ama onu okuyanın Mehdi (a.s.) konusunda dediklerime samimi kanaati gelir, değil mi? İnşaAllah. Mesela senin Anuştayn, toplamış milleti, Mehdi (a.s.) konusunu anlatıyor. Şimdi adam hiç duymamışken Mehdi (a.s.)’yi gündeme getirdin mi, benim internet sitelerimde bahsediyor, adam ne yapıyor? Kayıt altına alıyor, yazıyor, gidip bakıp öğreniyor ve sonra da ne diyorlar Anuştayn’a?
OKTAR BABUNA: Evrime sen gerçekten inanıyor musun?
ADNAN OKTAR: “Gerçekten inanıyor musun?” diyorlar, profesör arkadaşları, evrimci arkadaşları. Bak Anuştayn’ımız yalnız kaldı. Askılı pantolanlarıyla, bir aşağı bir yukarı Anuştayn dede geziyor.
OKTAR BABUNA: Ümit Sayın’ın bir ifadesi vardı, siz daha iyi bilirsiniz Hocam. Bu iddia edilen Ergenekon Örgütü sanıklarından, “artık motive edecek kimseyi bulamıyorum evrimciler arasında”. Yani sizin isminizi söyleyerek söylüyor.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah. Adnan Hoca’dan sonra diyor mu?
OKTAR BABUNA: Evet. “Motive edecek kimseyi bulamıyorum” diyor.
ADNAN OKTAR: Çünkü hepsini temizledik. Temizledik demeyeyim de etkisiz hale getirdik. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bu Hocam sizin Aralık 2002’de yazdığınız yazıdan, inşaAllah. Bu Saddam’ın ülkenin dışına çıkmasını söylemiştiniz, o zaman önüne geçmek için olayların, Saddam’ın ve ailesinin. Sizi dinlememişlerdi ve felakete sürüklemişti. O bölümü okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşim bak, ben Saddam’a, Amerika operasyon yapmadan önce Ortadoğu Gazetesi’nde sür manşet tam sayfa ilanla dedim ki; “ailen ve kendin eğer oradan çıkarsan ve hükümetten çekilirsen Amerika sana bir şey yapmayacak ve ailene, sana Amerikan hükümeti garanti verecek” dedim, değil mi? “Çık oradan, yeni bir hükümet gelsin Irak’a. Boş yere sel gibi Müslüman kanı akıttırma” dedim. Vakit Gazetesinde de yine aynı şekilde bunun haber yapılması için yazı götürdüm, Vakit Gazetesi’ne verdim. Vakit Gazetesi de kapaktan sür manşet verdi. Yani 8 sütuna manşet verdi bu haberimi. Ve Milli Gazetesi’nde de köşe yazısı olarak yazdım, iki gün üst üste yayınlandı. Ve benim yazım, ‘Saddam’a Tarihi Mektup’ evet. Birkaç gün önce Vakit Gazetesi’ne ulaştırmıştım, sonra Vakit Gazetesi’nde yayınlandı bu mektup. Yani mektuptaki bilgi, düşünce, mantık yayınlandı. Ve Amerika’da Pentagon açıklama yaptı, resmi açıklama, Amerika açıklama yaptı dedi ki; “Biz artık Müslüman basını yakından takip edeceğiz” dedi. Arkasından dedi ki; “Saddam, ailesini alsın gitsin, hiçbir şey yapmayacağız, garanti veriyoruz. Bir ülkeye gitsin yerleşsin, hükümet değişsin” dedi. Yani benim fikrimi Amerika kabul ettiğini resmi olarak açıkladı. Pentagon açıklama yaptı, bütün gazetelerde yazdı, televizyonlarda da verdi. Saddam sözümüzü dinlemedi hazret, ısrarla yaptığımız halde. Gitti kabadayılık yaptı, beşer beşer gelin havasında yani, değil mi? Ve yerle bir edildi Irak.
OKTAR BABUNA: Hatta siz daha iyi bilirsiniz Hocam, Fransa ve İsviçre davet ettiler, gelin bize diye. Saddam’a İsviçre’den davet haberi, bu da Saddam’ın Fransa’ya davet haberi.
ADNAN OKTAR: Hiçbirini dinlemedi.
OKTAR BABUNA: Hiçbirini dinlemedi Hocam. Bu da sizin mektubunuzdan sonra oluyor. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, “Çocuklarını falan al, git” dedik. Çocuklarını da öldürttü, kendisini de öldürttü, Müslümanları da perişan etti ve binlerce, on binlerce şehit verildi. Milyonlarca insan yerle bir oldu, perişan oldu. Adam ferahladı sonunda. İşte bak gelenekçi, yobaz sistem bize bunu veriyor işte. Tam klasik yobazdır işte Saddam, klasik yobaz ve kemik kafalı bir türlü sözümü dinlemedi. Kemik kafalı derken kafasında kemik var tabii de, yani fikren kemikleşmiş düşünce anlamında, yoksa kafasında kemik olması normal bir insanın, anlaşıldı mı? Yani yanlış anlamasınlar da. Ve bak, Müslümanları perişan etti. Bu kafada adamlar başka İslam ülkelerinde de var, bazı ülkelerde. Ve onlar da aynı bunun kafasında idiler, onlarla uğraşıyoruz işte, bunu durdurmaya uğraşıyoruz.
Murat Bozdan kader konusunu sormuş. Sık sık anlatıyoruz ama bir daha anlatalım.
Ama şu konu önemli bizim bu sevimlinin sorduğu Amerika’daymış ya çocuk, Barış’ın sorusu. Yani red ve öfkeyi hiçbir zaman için kabul etmiyorum olarak almam. Mesela bak Evanjeliklerin çok önemli bir lideri buraya geldi, ben onunla konuştum. Amerika’ya gitti, stüdyosunu bile benim stüdyonun aynısı yapmış. Böyle mavi ışık kullanıyor, yeşillikler kullanıyor. Üslubu, mantığı, bak herkese nefret dolu konuşurken bana karşı çok saygılı, çok hürmetkar ve üslubunda ciddi bir yumuşama oldu, çok etkimde kaldı. Bak masonlar geldi, dünya masonlarının ileri gelenleri 33 derece masonlar. Gittiler çocuklarla beraber namaz kıldılar, Küçük Ayasofya Camii’nde, fotoğrafları bende var inşaAllah. Yayınlamak istemedim, çünkü sormadım adamlara, onun için yayınlamıyorum. Şimdi Alman ve Fransız masonları geliyor 33 derece. Yani en üst derece masonlar geliyor, dünya lideri olan masonlar. Onları da camiye götüreceğim inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Size gelen masonlardan birisi 33. derece olan mason Hocam, dünya masonlarının lideri oldu size geldikten sonra.
ADNAN OKTAR: Evet, geçenlerde mektup yazdı, onu söylemiştim. Bütün dünya masonlarının lideri oldu, inşaAllah. Ve Hocam diyor; “dünya barışı, İslam Birliği ancak sizinle olur Hocam.”
OKTAR BABUNA: Mektubu var okuyayım mı.“Allah’ın üzerinize nimetlerini yağdırmasını ümit ediyorum. Lütfen Sayın Oktar’a (Adnan Oktar’a) sevgilerimi ve iyi dileklerimi iletin. Aynı zamanda eğer uygun olursa kısa süre önce tapınak şövalyelerinin dünya lideri Üstad-ı Azam olarak görevlendirildiğimi, kendisine iletin. İletir misiniz?”
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakayım.
OKTAR BABUNA: “Aynı zamanda eğer uygun olursa kısa süre önce tapınak şövalyelerinin dünya lideri Üstad-ı Azamı olarak görevlendirildiğimi, kendisine iletir misniz?”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah önemli bir şey, tabii. Bak ona namaz kıldırdık, elhamdülillah. Ne demektir? Onları da kazanacağız demektir, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam. “Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Museviler arasında Allah adına dünya barışını ilerletmesi için biz kendisini destekliyoruz.” Sizi desteklediğini söylüyor inşaAllah. “Müslümanları, Hıristiyanları ve Musevileri barış içinde bir araya getirmeye çalışmak için bir çok şeyi yapıyoruz. Kısa süre önce haziran ayında bir tapınak toplantısında yaptığım konuşmada Sayın Oktar’ın ne kadar harika olduğunu onlara anlattım. Aynı zamanda İstanbul’un da ne kadar muhteşem olduğundan sözettim. Tapınak geleneğimiz içerisinde 10 yıllardır Türkiye’nin gelecekte halklar ve ülkeler arasında barışın tesis edilmesi için çok önemli bir yere sahip olacağını anlatıyoruz. Ayrıca 2012’ye yaklaşırken Türkiye ile önemli işler yapacağımızı düşünüyoruz. Artık çok açık görülüyor ki, bu da Sayın Adnan Oktar ile olacak. Bunun kendisini hoşnut edeceğini ve bizim desteğimize sahip olmasının kendisine huzur vermesini umuyorum.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İslam ahlakı hakim olursa olsun da yani, mesele yok inşaAllah. Biz Hıristiyanların da mutlu olmasını istiyoruz, Musevilerin de Müslümanların da. İşte Armagedon dedikleri, şeytanın iblis’in kan dökme ruhu, bunu engellemeye çalışıyoruz. Armagedon, Irak’taki olan olaydır, kastettikleri olay. Ama adamlar, “Biz buna doymadık. Bu ne? Bu ufak, yani çerez bile sayılmaz, küçük bir şey bu. Biz, öyle sel gibi kan istiyoruz. Dünyanın 3’te 2’sini istiyoruz kan olarak” diyorlar. Biz bunu engellemenin peşindeyiz. “Stok halinde atom bombamız var, hedef de belli, yerle bir edelim” diyor.
SUNUCU: Armegedon’un zaten Türkçe meali de öyle.
OKTAR BABUNA: O filmdeki kadın, “atın yularına kadar kan çıkacak” diyor.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, bizim kancılarla aynı üslup. Bak kelime kelimesine aynı. Bak “atın yularına kadar” diyor, ben diyorum ya, bizim kancılarla aynı izah. İki tarafta kan istiyor. Yobaz takımı da kan istiyor, bunlar da kan istiyor. Biz de bunlardan kanı geri çektiriyoruz, barış ve kardeşlik diyoruz, sevgi diyoruz, inşaAllah. Bunu sağlayacağız, inşaAllah. Diyorlar ki, niye anlatıyorsun? Kardeşim George Bush’tan tut, bütün Amerikan başkanları şu ana kadar, şu an baştaki dahil olmak üzere, hepsi Mesihiyet’e göre kodlu. CIA Mesihiyet’e göre hareket ediyon, Pentagon Mesihiyet’e göre hareket ediyor. Amerikan dış politikası, Amerika Dış İşleri Bakanlığı direk Mesihiyet’e göre kodlanmış durumda, Mehdiyet’e göre kodlanmış durumda, Mehdiyet’e göre kodlanmış durumda. Bu, yüz yıldan beri Amerikan politikası, bunu nasıl görmezden gelir bir insan? Bak delillendiriyorum adamlar konuşuyorlar.
OKTAR BABUNA: Ronald Regan’ı gösterdiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bush da söylüyordu aynısını. Bush net, “Hz. İsa’nın inişi ile ilgili bizim Irak’ı işgal etmemiz” diyor. Net söylüyor.
Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, maşaAllah. Hakikaten dünya çapında vesile oluyorsunuz Hocam maşaAllah. Masonların liderinin söyledikleri doğru Allah’ın izniyle, siz yalnız Hıristiyanlara değil, Musevilere de aynı şekilde, Hz. Mehdi (a.s.)’nin aynı kişi olduğunu ve hiç kan dökülmeyeceğini net olarak anlattınız ve kanaatleri de geldi Hocam inşaAllah, Sanhedrin hahamları başta olmak üzere. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’yi unutturmak isteyenler, Hz. Mesih (a.s.)’i unutturmak isteyenler utanç duyacaklar. Benim güzeller güzelim geliyor ve geldi, değil mi? Onu ağırlayacağım, o dünya güzelini inşaAllah. Onu sevmeyenler, onu unutturmaya çalışanlar utanç duyacaklar. Her yeri gezdireceğim inşaAllah bizzat. EvvelAllah, inşaAllah ve bizzat evlendireceğim inşaAllah.
SUNUCU 2: Hocam ben şimdi ekranda gördüğümde, bu 2002 senesinde Saddam’a yazdığınız mektupta.
OKTAR BABUNA: 2003’müş Hocam ben yanlış söyledim tarihini, 2003 Ocak.
SUNUCU 2: 2003 senesinde, bundan sonra hala aynı kafada olan ülkelerin liderlerinden bahsediyorsunuz. Ben de inşaAllah bu mektubunuzla onlara da örnek olabileceğini düşünüyorum. Sonuçta siz görüşlerinizle birçok ülkeye örnek olarak, bir çok ülkeden de davet geliyor daha sonrasında. Fransa olsun.
ADNAN OKTAR: Kardeşim yani acayip uğraştım, acayip uğraştım o devirde durdurmak için. Adam akıl almaz kararlı, hatta insan aklından şüphe ediyor. Yani ne geçti eline bütün çoluğunu çocuğunu, hepsini doğrattın. Bir milyon Müslümanı da şehit ettirdin, ne geçti eline, şu iş mi? Alacaktın çoluğunu çocuğunu Fransa’ya gidecektin, paşa gibi yaşacaksın, garanti veriyoruz, değil mi? Hükümet değişecek bu kadar, konu kapanacaktı. Amerika huylandı bundan, yani Mehdiyet düşüncesi içinde kan akıtacağını, atom bombası kullnacağını falan düşündüler, en çekindikleri bu. Çünkü Irak’ta çok fazla Şii var. Hükümet Sünniydi ama halk Şii, Irak’ın özelliği o. Amerika’nın da en çekindiği, görünmez Mehdi’nin emir verip, atom bombası kullandırtması.
Kardeşim görünmez Mehdi (a.s.) olur mu? Yani sakalından, boyundan, posundan Peygamberimiz (s.a.v.) detay detay bahsediyor. Hangi Peygamber görünmez gelmiş? Olur mu böyle şey? Ne kadar garip bir inanç? Ne kadar yanlış bir inanç? Bak, “Bir kısmı şahs-ı manevi” diyor, onlar da görünmez Mehdi (a.s.)’den bahsediyor. İllaki Mehdiyet’i ortadan kaldıracaklar. Mehdi (a.s.), görünür Mehdi’dir. Adil, makul, şefkatli, merhametli, akıllı, dengeli, tutarlı, sevecen bir insandır. Hadislerde de belirtiyor, Hıristiyanları koruyacağı, Musevileri koruyacağı ve onlara diyor ki; “Hıristiyanlara İncil’in gerçeği ile hükmedecek, Musevilere Tevrat’ın gerçeği ile hükmedecek” diyor. Ateisti, Marksisti, masonu hepsi rahat edecek, Mehdiyet devrinde öyle baskı yok. “Dinde zorlama yoktur” diyor Cenab-ı Allah, ayet var, değil mi? “Kul ya eyyühel kafirun”o ayette diyor Cenab-ı Allah: “Sizin dininiz size. Bizim dinimiz bize.” Adam kendi dinini yaşar, sen karışamazsın. Zorla din olur mu? Zorla Müslümanlık olur mu? “Ben seni zorla hiza edeceğim” diyor, münafık yaparsın o zaman.
Benim anlatmadığım tabii çok şeyler oluyor. Mesela bu Saddam konusunda da, bunların engellenilmesinde de benim görünmez faaliyetlerim de oldu. Yani anlatmadığım faaliyetlerim de var. Durdurmak için biz çok uğraştık, değil mi? Mesela bak İran konusunda da öyle. İran’la ben resmi görüşmeler de yaptım, resmi kişilerle de görüşme yaptım. Yani bu çizgiye ancak getirebildik. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: En son açıklamalarında da, tam sizin söylediğiniz Hocam. “Atom bombası haramdır” dediniz, bunu söylettiniz. İsrail’de dindarların yaşadığını söylediniz, samimi, Peygamberden, neslinden olduğunu, aynen söylediler Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Zaten ondan sonra Amerika sakinleşti. Ama durup durup şimdi yine aynı şekilde sözler etmeye başladılar, yine Amerika tedirgin oldu. Bir daha görüşüp yeniden ortalığı yatıştıracak bir üslup kullanalım. Yani zaten düşünüyorum da söylemek istedim, inşaAllah. Çünkü gerekli.
SUNUCU 1: “Değerli Hocam, Allah’ın lanetlediği münafıklarla ilgili anlatımlarınızı dikkatle dinliyorum ve Allah’a sadık bir kul olmak için dua ediyorum. Hocam Fetih Suresi 6. ayette geçen şu ifadelerle ilgili sizin yorumuzu sormak istedim...”
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınıyoruz, evet.
SUNUCU: “Bir de; kötü bir zan ile zanda bulunan münafık erkeklerle münafık kadınları ve müşrik erkeklerle müşrik kadınları azaplandırması için. O kötülük çemberi, tepelerine insin. Allah, onlara karşı gazablanmış, onları lanetlemiş ve onlara cehennemi hazırlamıştır. Varacakları yer ne kötüdür.” Burcu Tekin Hanım.
ADNAN OKTAR: Burcu Hanım, MaşaAllah. “Allah’ın lanetlemesi,” bak, Allah münafıkları lanetliyor. Bu çok müthiş bir şey. Tabii Allah’ın lanetini almışlar. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Bir de; kötü bir zan ile zanda bulunan,” münafıklar hep kötü zanda bulunurlar, hiç hayra yormazlar, özellikleri budur. Yani Müslümanlara, küfre hep güzel zanla bakarlar. Bakın bu çok önemlidir. Mesela pislik adamlara çok güzel zanla bakarlar. Müslümanlara kötü bir zanla bakarlar. Mesela, dedim ya daha önce, domuz kenesi gibi gider, onun pis yerine yapışır, kanını emer. Kanını emdiğini eleştirmez, ona dokunmaz çünkü kanını emiyor. O pis yerde yaşıyor ya, ona dokunmaz, küfrü ellemez, pis adamalara dokunmaz. Onun derdi günü Müslümanlardır, tertemiz Müslümanlardır, tabii tertemiz Müslümanlar. Onlara arar, Kuran ayetleriyle bahane bulmaya çalışır, hadislerden bir bahane bulmaya çalışır. “Dil eğip bükme” olarak belirtiyor Allah Kuran’da bunu. Ve münafığın en dikkat ettiği şeylerden biri nedir biliyor musun? Alabildiğine dürüst olmaya çalışır güya. Yani kendini alabildiğine dürüst göstermeye çalışır, münafığın özelliğidir o. Bak çok hayret edecek bir şeydir bu. Yani son derece şefkatli, iyi niyetli, koruyucu olduğunu gösterir. Mesela diyor ki; “evim açıkta, kardeşlerimi düşünüyorum, ailemi, dedemi düşünüyorum” diyor. “Yani siz cihadı düşünüyorsunuz ama, dini yaymayı, İslam’ı yaymayı, bütün dünya Müsülmanlarını kurtarmayı düşünüyorsunuz ama, ben de ailemi kurtarmayı düşünüyorum. Benimki daha kutsal, daha güzel” diyor. Peki be hey ahmak, eğer o çalışma yapılmazsa senin korumaya çalıştığın adamlarda yok olacak, değil mi? Ve Peygamber (s,a.v.) onu bilmiyor mu? Peygamber’den daha dürüst, daha ince düşündüğünü düşünür münafıklar, özelliği budur. “Münafık erkeklerle münafık kadınları,” münafikun ve münafıkat, Kuran’da öyle geçer münafıkat münafık kadın, münafikun münafık erkekler. “Ve müşrik erkeklerle müşrik kadınları,” müşrikin ve müşrikat, “azaplandırması için. O kötülük çemberi, tepelerine insin.” Bak, “Onlar bir kötülük çemberi hazırlıyor” diyor Cenab-ı Allah. Allah onlara dua ediyor. Yani bu ne demektir biliyor musun? Tepelerine inecek demektir. Çünkü Müslümanın duasında, Allah isterse indirir. Ama Allah dediğinde, mutlaka iner. Yani “Ben bunu yapacağım” anlamında diyor Allah zaten, inşaAllah. “Kötülük çemberi,” münafıklar çok detaylı bir kötülük çemberi hazırlarlar, Müslümanların başına geçmesi için. Müslümanlara etkili olması içinde en önemli silahları hep dürüstlüktür. Müslümanlar o yüzden münafıkların atağından pek etkilenmezler, farkedemezler, yani dürüst gösterdikleri için. “Ya adam baksana,” diyor. Bütün Müslümanlar hazırlanmışlar tebliğe çıkacaklar, dini yayacaklar, "mübarek Peygamber’im (s.a.v.) bir durum var, hava çok sıcak. Hani çok zor olur, çıkmasak nasıl olur acaba?” diyor. Be hey ahmak, sen Peygamber (s.a.v.)’e bunu söylüyorsun, Peygamber (s.a.v.) görmüyor mu havanın sıcak olduğunu. Senin sıcakta meydana geleceğini düşündüğün arazlar, rahatsızlıklar... Toptan Müslümanların kaybedilmesi mevzubahis karşında. Onunla onu kıyasla bir bakayım. O, onu düşünmüyor, o anki keyfini düşünüyor. Sıcaktan terleriz üşütürüz falan, senin üşütmenle kalmayacak, toptan kaybedeceksin Müslümanları, Allah esirgesin. Tam bu Saddam’ın kafası işte, inşaAllah.
SUNUCU 2: Hocam, bir sorum olacaktı. Hocam, siz yine bir anlatımınızda Müslümanların sınavıdır, sabrını denemek için Rabbim münafıkları yarattığını söylemiştiniz. Hocam peki biz günümüzde nasıl anlayabiliriz çevremizdeki münafıkları? Yani çok (güya) dürüstlüğünden bahsediyorsunuz ama.
ADNAN OKTAR: Münafığı anlamak çok zordur. Münafığın, bak şöyle diyeyim. Münafığın asla yapamayacağı şeyler vardır, oradan anlayabilirsin. Mesela Müslümanların toptan kurtuluşunu istemez münafık, yani Allah’ın dininin yayılmasını istemez, dini yaymak istemez, buna karşıdır. Buna bir türlü dili gitmez. İkinci özellik Allah uğrunda harcama yapmak acayip koyar, acayip koyar. Yani etini koparıyormuşsun gibi canı yanar münafığın, buradan anlayabilirsin, acayip bunalır. Verdiyse de unutamaz onu, evlat acısı gibi, bir türlü unutamaz. Durur durur onu yad eder, zamanında bunu vermiştim falan. Ama öbür şeyleri taklit eder. Müslümanlar yufka yürekli olduğu için, onların o dürüstlük taklitlerinden bir anlamda oyuna düşüyorlar. Çok uyanık olmak lazım. Dini, mesela onun için Mehdiliğe çok şiddetli karşıdır münafıklar, Mehdiyet’e. Hz. İsa (a.s.)’ın inişi, çünkü bütün dünyaya İslam ahlakının hakimiyeti demektir. Bu münafığın ölümü demektir, şeytanın ölümü demektir. Asla kabul etmez. Onun için bunu dolaylı yoldan istemeyeceği her şeyi yapar, Mehdiyet’i durdurmak için, dolaylı yoldan ne yapması gerekiyorsa yapar. Yeter ki şeytaniyet kalkmasın, yani onların kafasına göre tabii.
Bak Allah diyor ki münafıklar için; “Allah, onlara karşı gazablanmış” diyor. Allah bir kere gazaplandıysa bitti. “Onları lanetlemiş,” lanetlediyse zaten tam bitmiştir. “Ve onlara cehennemi hazırlamıştır.” Cehennem tabaka tabaka. Bir kısmı şımarıyor Cehennemde, ama bir kısmı dibinde olanlar, feryat figanlar, inşaAllah. “Varacakları yer ne kötüdür.” diyor. Ama hayret, Cehennem ehlinin bu azgınlığını inşaAllah Ahirette görürüz. Allah hepimizi Cehennemden korusun. Cehennemde de psikopatlık yapıyorlar, hayrettir yani artık, değil mi? İnsanın aklının ihtiyarı kalkmış artık, Allah’ın varlığını görüyorlar, bak; “Rabbinize yalvarın” diyor, “Allah’ım sana yalvarıyorum” demiyor. “Rabbinize yalvarın,” daha hala züppe yani, hala kararlı. “Pişmanlıklarını gizlerler, göz ucuyla bakarlar” diyor ayette. Var ya, insanlar böyle enaniyet yapar, göz ucuyla kenardan bakar. Göz göze gelmemeye dikkat eder, gözünü çeker. Onlar da öyle yapacaklar diyor Allah ayette. Ne kadar biliyor musun? Sonsuza kadar böyle adamlar. Hiçbir şekilde vazgeçmiyorlar, mahluk yani.
Burcu Hanım yazmış, maşaAllah. Burcu bizi bu saatte takip ediyor, tebrik ediyorum onu maşaAllah.
“Selamün aleyküm Hocam”. Aleyküm selam ve Rahmetullahi. “Taha Suresi’nde Ahir zamana bakan bazı işaretler var Allah-u alem. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Bunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: ‘Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik’ dediler.” Taha Suresi 20, ayet numarası 70”. 20 ile 70’i çarpmış kardeşimiz Hicri 1400 çıkmış. Çok manidar, evet. “Ayrıca içinde Hz. Harun (a.s.)’un geçtiği tüm ayetlerde ilk önce Hz. Musa (a.s.)’nın ismini zikrediliyor, fakat sadece bu ayette birinci olarak Hz. Harun (a.s.)’un ismi geçiyor” diyor Mustafa Kardeş. Kardeşimiz Kayseri’den yazmış. Doğru ve çok önemli bir tespit yapmış. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam o dönem gazete haberlerinden bir tane daha vardı inşaAllah. Bu sizin çalışmalarınızın o dönemdeki etkileriyle ilgili Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Efendim?
OKTAR BABUNA: O dönemki çalışmalarınızın, bu Powell dönemin Savunma Bakanı.
ADNAN OKTAR: Evet. Benim bu konuşmamdan sonra, basında yansımasından sonra bu konuşmayı yaptılar. O zamanlar, evet.
OKTAR BABUNA: “Saddam’a yer arıyoruz” diyor. Dediğiniz gibi Amerika’da kabul etti, herkes kabul etti, bir Saddam kabul etmedi. “Amerika Irak’taki yönetimi, en az kayıpla devirmek için, Saddam Hüseyin’e sığınabileceği bir ülke arıyor.”
ADNAN OKTAR: Evet. Amerika Dış İşleri Bakanı hem bunu söyledi, hem de dedi, “Müslüman basını yakından takip edeceğiz” dedi. Pentagon da açıklama yaptı, bu da açıklama yaptı.
Annen merak etmiş öyle mi? Bu geminin Hz. Nuh’a ait olduğunu nasıl biliyorlar, diye. Şimdi bakın bir kere, o yaşta tahta parçası bulmak mümkün değildir, parçalanır. Yani 5000 yıl 6000 yıl bir ağaç parçası durmaz, açık havada parçalanır. Onun durmuş olması bir kere bir mucize, bir. İkincisi tam gemi modelinde, yani yapı tam gemi modelinde yapılmış. Üçüncüsü, bu deprem sonucu açılıyor bu gedik. Deprem sonucu acılmasa ulaşılmayacak, bilinmiyor. Ve geminin bulunduğu yerde oksijen yok. Sıfır oksijen, ölüyor insanlar girdiğinde. Yani onun oraya monte edilmesi, konması, yığılması, yani mümkün değil blok olarak. Yani bir de müthiş soğuk. Oraya araba çıkmıyor zaten. O yüksekliğe araba çıkmıyor, işlemiyor araba. Oksijen eksikliğinden çalışmıyor araba. Helikopter falan da çıkaramıyorsun yani. Tek açıklaması var, bu. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir de tahtaların yaşı zaten.
ADNAN OKTARTahtaların yaşı evet. Biçimi, modeli tam klasik gemi modeli. Canım şimdi Mehdi (a.s.) de çıktığında biz, İslam ahlakı dünyaya hakim olmuş, lideri olmuş, kaşı benziyor, gözü benziyor, sırtındaki ben benziyor, hepsi benziyor. Hz. İsa (a.s.) ile beraber namaz kılmışlar. Hz. İsa (a.s.) kızıl saçlı, bütün Hıristiyan alemine etkili olmuş, hepsinin Müslüman olmasına sebep olmuş, şimdi deseler ki bize, “nereden anladınız?” Hissediyoruz diyeceğiz, ne diyeceğiz yani? Allah-u alem yani, değil mi? Yani o da böyle. Mehdi (a.s.)’yi nasıl anlayacaksak bu da böyle. Şimdi Hz. Musa (a.s.)’nin sandığı bulunacak, “nereden biliyorsun?” diyecekler. Eskiliğinden, modelinden, şeklinden. Altından yapılmış sandık başka ne olabilir? Bir mağarada bulunduysa, bir lahit altında kapatılmışsa ve orada bulunduysa, binlerce yıldan beri bulunmayan bir sandık bulunduysa biz ne diyelim? Aynen orijinaline uygun, kanatlı motifler var üzerinde, odur diyeceğiz. Ya o değilse? Olur mu öyle bir şey? Odur yani, Allah-u alem o. Tevrat’ın, İncil’in orjinalleri bulunacak. Bakacağız Kuran’a aynen uygun. Allah-u alem o diyeceğiz, zann-ı galiple. Mesela onu da zann-ı galiple anlıyoruz.
Oktar gidelim. Sayı gerçi bayağı bir rekor sayıda ama şu an. Tamam gidelim.
Güncel Yorumlar
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...