SUNUCU: Yayınımıza HarunYahya.tv internet sitemizden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam ne anlatalım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam Hz. Mehdi (a.s.)’nin, İmam Rabbani’nin de diğer alimlerin de mürşidi olacağını söylemiştiniz Hocam, inşaAllah. İmam Rabbani’nin Hz. Mehdi (a.s.)’ye hayranlığını ve sevgisini belirten sözleri var okuyayım mı Hocam inşaAllah. “Hz.Mehdi (a.s.) dahi büyüktür. Onun sebebi ile, İslam'a ve Müslümanlara büyük takviye gelecektir. Onun velayetinin dahi, zahir ve batın büyük tasarrufu vardır. Nice harika hallerin ve kerametlerin sahibi olacaktır”, maşAllah. Bir de Hocam Peygamber (s.a.v.) siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. “Kâim Hz. Mehdi (a.s.) kıyam ettiğinde (ortaya çıktığında) boynunda hiç kimsenin biatı olmadan zuhur edecektir” diye buyuruyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi bakın Mehdiyeti benim bu kadar gündemde tutmamın nedeni; bu konuda 30 yıldan beri 40 yıldan beri Müslümanlara hiçbir şey söyletilmedi. Bazı yerlerde, bazı kişiler. Mesela bak hep şaşkınlıkla duyuyorlar bu hadisleri, hep örtülmüştür. Bu büyük kaybı büyük bir atakla ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Çok büyük bir kayıp var. Büyük bir oyun oynanmış bazı yerlerde büyük bir tuzak hazırlanmış. Ben o tuzağı kırıyorum onu yok ediyorum, onunla uğraşıyorum. Yani bu ufak tefek bir olay değil. Onun için kimin çırpınıyor olması falan beni hiç ilgilendirmez. Beni sevenlerle de kardeşlerimle de bu konuyu ısrarla anlatacağım ve kimse artık bu konuda açıkça söyleyeyim abidik gubidik yapamayacaklar. Oyun yaptırmayacağım, inşaAllah. Samimi, iyi niyetli, candan olan herkesi tenzih ederim. Mesela bazı kardeşlerimiz var hakikaten iyi niyetle, samimiyetle hata yapıyorlar, eksikler. Mesela Osman Hocam’da olduğu gibi. Mesela bak İmam Rabbani’nin o sözünü inanılmaz bir üslupla yanlış anlıyorlar. Veyahut yanlış anlatıyor diyelim. Yanlış anladığını zannetmiyorum onu bana bir oku iki bin yıl ile ilgili.
OKTAR BABUNA:Mektubatı Rabbani, 628. sayfasında şöyle diyor İmam Rabbani Hazretleri;“Bu ümmetin ahirliği, ikinci binin başlaması ile başlar. Yani Resulullah (s.a.v) Efendimizin irtihalinden (vefatından) itibaren. Şeriatın teyid hasletleri, milleti tecdidi bu ikinci bindedir. Bu davanın doğruluğuna adil şahid, İsa (a.s.) ’nın, Mehdi (a.s.) ’nin bu bin içinde (ikinci binin içinde) var oluşlarıdır”.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak Osman Ünlü Hocamız Allah rızası için bak bizi samimiyetle, candanlıkla dinlesin. Burada akıl almaz bir çarpıtma yapıyor, akıl almaz. Onun izahını da bul, Osman Hoca’nın.
Bakın diyor ki, İmam Rabbani; “bu ümmetin ahirliği, ikinci binin başlaması ile başlar”, bakın ikinci binde bir olay var, İmamı Rabbani sürekli bundan bahsediyor. Üçüncü bini hiç ağzına almamıştır, üçüncü binden hiç bahsetmiyor. İkinci bin. Ve ikinci binden birçok kere, çok fazla bahsediyor. Yani bakın ikinci binin ne zaman başladığını söylüyor. “Resulullah Efendimizin (s.a.v) irtihalinden (vefatından) itibaren”.
Şimdi Osman Hocam ne diyor biliyor musunuz? Bu “ikinci bin yıl ne zaman başlıyor biliyor musun?” diyor. “İmamı Rabbani’nin ölümünden itibaren başlıyor” diyor. Mübarek Hocam nereden çıkarttın sen bunu? Yani yeni bir İmam Rabbani mi çıktı karşımıza Osman Hocamız yeni bir İmam Rabbani mi oldu? Bakın İmam Rabbani bunu çok açık söylüyor. Onun açıklamasını beğenmeyip de yeni bir ilave yapıyorsun sen bak ne diyor burada: “Bu ümmetin ahirliği, ikinci binin başlaması ile başlar”, üçüncü bin demiyor ikinci bin. Yani diyor, bak anlamayanlar için yani İmam Rabbani diyor bunu “Resulullah Efendimizin (s.a.v) irtihalinden (vefatından) itibaren”. Benim İmam Rabbani’nin irtihalinden itibaren, demiyor burada. Nereden çıkardın Osman Hoca? Allah’tan kork yanlış yapıyorsun Hocam, değil mi? Böyle bir ifade yok.
Bak diyor ki burada kast edilen İmam Rabbani’nin vefatından itibaren, ikinci bin olayı için. Oradan üçüncü bin yıla geçiyor, “üçüncü binde gelecek” diyor. Halbuki burada bakın İmam Rabbani çok açık söylüyor; “yani Resulullah Efendimizin irtihalinden (vefatından) itibaren. Bu ümmetin ahirliği, ikinci binin başlaması ile başlar”. Bu bin senenin... Bak, bu bin seneye de açıklık getiriyor; ikinci bin seneye. Bin sene geçtikten sonra ikinci bin senenin özelliği. “Bu bin senenin geçmesi ile işlerin değişmesinde büyük bir hususiyet (özellik) olmuş. Eşyanın tebdilinde (değiştirilmesinde) kuvvetli bir tesir meydana getirmiştir. Şeriatın teyid hasletleri, milleti tecdidi bu ikinci bindedir”, üçüncü binden hiç bahsetmiyor. “Mehdi (a.s.) de, Hz. İsa (a.s.) da hepsi bu ikinci binde” diyor. Kendisi de bunun içerisinde. Kendisi bin yılında geliyor. Ama “tamamı bin ile iki bin arasında bitiyor” diyor. Bakın “şeriatın teyid hasletleri, milleti tecdidi bu ikinci bindedir. Bu davanın doğruluğuna adil şahid”, bak şahit getiriyor İmamı Rabbani. “Hz. İsa (a.s.)'ın ve Hz. Mehdi Aleyhi Rıdvan'ın bu bin içinde var oluşlarıdır (ikinci binde)”. Nerede burada, üçüncü bin? Osman Hoca gözümüzün içine baka baka bunu değiştiriyor. Bunu bir tek o mu yapıyor? Cübbeli de yapıyor. Aynı ifadeyle o da değiştiriyor, o da üçüncü bine sokuyor.
VTR
ADNAN OKTAR:Bakın bu konuda da eğer kardeşlerimiz ısrarla bunun üzerine giderlerse, çok kolay bu yanlışlık düzeltilecek gibi. Hocamız yanlış konuşuyor açık görülüyor çok net. Netliğini nasıl anlatıyoruz? İmam Rabbani’nin Mektubat’ını delil gösteriyoruz Mektubat’ta bu konu çok sarih açıklanıyor. Üçüncü bin kelimesi hiçbir yerde geçmiyor. Hocamız ilave ediyor bunu.
Bak diyor ki İmam Rabbani, Mektubat’ı 454. sayfa, “Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’in göçünden”, göçü ne demek? Vefatından. “Göçünden bin sene geçtikten sonra ki, bu uzun bir süredir ve arada hayli zaman aşımı vardır. Bu geçen zamanın büyük işlerin değişmesinde, başkalaşmasında tesiri vardır”. Bin sene geçtikten sonra bak çok net.
Bak ne diyor; “Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’in göçünden bin sene geçtikten sonra.” Bin sene geçtikten sonra ne başlıyor; ikinci bin başlıyor, değil mi? "Bilesin ki, Resulullah Efendimiz (s.a.v)’in ümmeti arasından çıkanlar pek kamildirler.” Yani Resulullah Efendimiz (s.a.v)’in irtihali üzerinden (vefatı üzerinden) bin sene geçtikten sonra. Binden sonra iki bin başlıyor Osman Hocam, üç bine geçilmiyor.
Bak, “Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’in irtihali (vefatı) üzerinden bin sene geçtikten sonra isterse az olsunlar.” Bakın bin sene geçtikten sonra kimlerin geldiğini anlatıyor. Bin sene geçtikten sonra yani ikinci bine geçildiğinde. “Onların pek kemalli olmamaları şunun içindir ki şeriatın takviyesi, pek tamam şekliyle hasıl ola. Aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi (a.s.)'nin gelişi de bunun içindir.” Bin sene geçtikten sonra Mehdi (a.s.) gelecektir, Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından, bin sene. Nereden üç bine geçiyorsun?
“Onun mübarek kudumünü (gelişini)”, Mehdi (a.s.)’nin gelişini, “Hatemü'r-Rusül Resulullah (s.a.v.) Efendimiz müjdelemiştir. Hz.İsa (a.s.) dahi aynı şekilde, İsa (a.s.) dahi aradan bin sene geçtikten sonra nuzül edecektir”. Peygamberimizin (s.a.v.) vefatından bin sene geçtikten sonra. Kardeşim diyorlar; “İmamı Rabbani de bin senede”... Kardeşim İmam Rabbani’nin gelmiş olması neyi değiştirir. İmami Rabbani diyor; tamam “ben de bin sene sonra geldim” diyor. Bin sene geçtikten sonra ki çok az bir süre geçmiştir bini. “Mehdi (a.s.) de aradan bin sene geçtikten sonra, Hz. İsa da bin sene geçtikten sonra” diyor. Yani “ikinci bindedir tamamı ikinci bindedir” diyor. Üçüncü bin kelimesi hiçbir yerde geçmiyor.
Bak, “Hz. İsa (a.s.) dahi aradan bin sene geçtikten sonra nuzül edecektir” diyor, vefatından sonra Peygamber Efendimizin (s.a.v.). “Mümkündür ki; bu iki asrın daha hayırlı oluşu şu itibarla olur. Allah’ın veli kullarının çok zuhuru, bid’at ehlinin azlığı, fısk ve masiyet erbabının nadirattan oluşu. Böyle bir şeyin oluşu dahi, bu tabakadan bazı evliya ferdlerinin; o iki asırdaki evliya ferdlerinden hayırlı olmasına münafi değildir. Misal olarak Hazret-i Mehdi (a.s.)’yi söyleyebiliriz. Resulullah Efendimiz (s.a.v.) sahabeden sonra tabiun asrının hayırlı olduğunu. Tabiun asrından dahi tebbe tabiun asrı’nın hayırlı olduğunu hükmünü vermiştir. Anlatılan iki asrın bu tabakadan hayırlı olduğu teyakkül etmiş, sağlama alınmış bulunuyor. Durum bu olunca, kemalatta Ashab-ı Kiramla benzerliği nereden çıkıyor?” diyor. Ondan sonra İmam Rabbani bu konuyu anlatıyor.
Bakın yeniden bir daha vurguluyor, işte burada da. “Bu ümmetin ahirliği, ikinci binin başlaması ile başlar.” İkinci binin başlaması ile başlar. “Yani Resulullah Efendimizin (s.a.v.) irtihalinden (vefat etmesinden) itibaren”. Bak ve defalarca vurguluyor bu konuyu.
”Şeriatın teyid hasletleri, milleti tecdidi (milleti yenilemesi) bu ikinci bindedir. Bu davanın doğruluğuna adil şahid, İsa (a.s.)'nın, Mehdi (a.s.)’nin bu bin içinde var oluşlarıdır”, yani ikinci bin de, inşaAllah. Mehdi (a.s.)’nin bu bin içinde var oluşlarıdır. Üçüncü bin hiçbir yerde geçmiyor inşaAllah. Hep bin sene geçtikten sonra Resulullah Efendimiz (s.a.v.) hep bin sene binden sonra iki bin ondan sonra başka bir şeyden bahsetmiyor İmam Rabbani.
OKTAR BABUNA: Bir de siz daha iyi bilirsiniz Hocam, inşaAllah. 200 tane alameti yok saydı. “200 alamet vardır” dedi. “Hiçbiri olmadı” dedi.
ADNAN OKTAR: Osman Ünlü Hoca mı?
OKTAR BABUNA: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Fırat’ın suyu kesildi mi? Kesildi, alamet mi? Alamet, nasıl kesilmedi diyorsun. Kuyruklu yıldız çıktı mı? Çıktı alamet, nasıl olmadı diyorsun. Bu kişileri böyle kayıtsız şartsız dinlemek değil de, şimdi kardeşlerimiz aynı Bediüzzaman’ın izahlarında olduğu gibi nasıl böyle çarpıtmalar yanlış anlatmalar, insanlara yanlış bilgiler vermeler oluyorsa İmam Rabbani Mektubatı konusunda da böyle yanlış bilgi veren kardeşlerimiz var. Birisi Cübbeli Ahmet’tir, birisi de Osman Ünlü Hocamız’dır, inşaAllah.
Bakın Mektubat alsın kardeşlerimiz satılıyor bunlar çok ucuz. Erhan yayınları, başka yayınların da vardır. Ben hiç tanımam bilmem, kardeşlerimiz bunlar. İmam Rabbani Mektubat’ını alsınlar. Altlarını çizsinler defalarca okusunlar çok açık çok sarihtir. Mehdi (a.s.) ile ilgili çok kapsamlı izahları var. Mehdi (a.s.)’den hayranlıkla bahseder İmam Rabbani’nin mürşididir Mehdi (a.s.). Abdulkadir Geylani’nin mürşididir, İmam Gazali’nin mürşididir, hateme velidir en büyük velidir gelmiş geçmiş. Hateme veli olduğunu İmam Rabbani kendisi de söylüyor.
Bakın neler sorsun Hocamıza, desinler 544. sayfa; “Resulullah Efendimiz’in (s.a.v.) göçünden (vefatından) bin sene geçtikten sonra” diyor. Bu sayfa bir, delil olarak versinler.
İki, “yani Resulullah Efendimiz’in (s.a.v.) irtihali üzerinden (vefatından) bin sene geçtikten sonra isterse az olsunlar aradan bin sene geçtikten sonra Mehdi (a.s.)’nin gelişi de bunun içindir” diyor. Bakın Mehdi (a.s.)’nin de aradan bin sene geçtikten sonra. Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından bin sene geçtikten sonra geleceğini söylüyor. Yani ikinci binde çok açık, bu da 455. sayfada.
Yine 456. sayfada konu yine devam ediyor; “misal olarak Hz. Mehdi (a.s.)yi söyleyebiliriz” diyor. Buradan da görebilirler, “Bu ümmetin ahirliği, ikinci binin başlaması ile başlar”, 628. sayfada bak “bu ümmetin ahirliği ikinci binin başlaması ile başlar”. Yani “bin biter iki bin başlar” diyor. “Yani Resulullah Efendimiz (s.a.v)’in irtihalinden (vefatından) itibaren.” İmam Rabbani’nin irtihalinden vefatından itibaren denildiğinde, hiçbir yerde bir ifade yok. Osman Ünlü Hocamız bakın ne diyor; “burada kastedilen, Peygamberimiz (s.a.v.) vefatından itibaren bin sene değil, İmamı Rabbani’nin vefatından sonraki bin sene” diyor. Hocam, canım Hocam Allah’tan kork, nerede böyle bir ifade geçiyor? Nerede diyor İmamı Rabbani, benim vefatından bin sene sonra diye? Türkçe bak, açık konuşmuş ne diyor? “Bu ümmetin Ahirliği, ikinci binin başlaması ile başlar. Yani Resulullah Efendimiz (s.a.v)’in irtihalinden (vefatından) itibaren”. Daha önce de bak bir çok yerde aynı şeyi söyler, çok nettir. Bu konuda Hocamız doğru söylemiyor Osman Ünlü Hocamız doğru söylemiyor, doğru söyleyecek.
Kardeşlerimiz de uyarsınlar, yazsınlar. Bir de o kadar açık ki, bakın tapu gibi delil var çok net. Tek kelime böyle bir şey yokken üç bin kelimesi yokken, üç bin kelimesini çıkartmıştır. İmamı Rabbani’nin vefatından itibaren diye tek bir kelime yokken; İmamı Rabbani’nin vefatından diye konu çıkartmıştır. Bunlar doğru değil ve karşısındaki insan da onu dinliyor; açsana kitabı, ortaya koysana, göstersene Hocam burada nerde üç bin? Niye demiyorsun canım kardeşim. O konuşan kardeşimiz. Bize bundan bahsedin, değil mi? Kitabı ortaya koysun. Zoom yapsınlar kitabı, açık açık göstersinler kamereda. “Hocam burada nerede üç binden bahsediyor?” Dediğin yeri bana göster. İki bahsediyor, bin yıl geçtikten sonra ikinci bine girildiğini İmamı Rabbani burada açıkça belirtiyor. “Bin geçtikten sonra ikinci bindedir” diyor Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) kendisi de aynı delil verdi ayrıca, kendisi de.
OKTAR BABUNA:Evet inşaAllah. Bu arada Muhyiddin Arabi’nin sözü var inşaAllah onu okuyayım mı. Muhyiddin Arabi Hazretleri Hz. Mehdi (a.s.) dönemindeki bazı zahir alimlerin Hz. Mehdi (a.s.)’den uzak duracaklarını anlatıyor. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah. “Vereceği birçok hükümlerde ulemanın mezheplerine muhalefet edecektir. Bundan dolayı ondan uzak duracaklardır” diyor, inşaAllah. 1564 ile 1624 arasında yaşamış Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle bakalım.
OKTAR BABUNA:1564 ile 1624 arasında. Evet Hocam Miladi.
ADNAN OKTAR: Hicri diyorum.
OKTAR BABUNA: Hicri olarak da dediğiniz gibi 1000 seneden sonra 1420’de vefaat ediyor.
ADNAN OKTAR: Tamam da ben net tarih istiyorum. Hicri kaç yılında doğmuştur?
“Selamun aleyküm Hocam”, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. “Geçenlerde bir Hıristiyan kardeşimle konuşurken bir konuya değindik. Kendisi ‘İncil’in değişmediğini’ bana söyledi. Ve ekledi ‘Allah Kuran’ı korurken, İncil’e gücü mü yetmedi de koruyamadı’ dedi. Bu konuda ne dersiniz? İsa Demirel, Hollanda.” Şimdi Allah’ın gücünün yetmediği hiçbir şey yoktur. Peygamberlerin suhufları kaybolmuştur, hiç yok şu an. Hz. Nuh’a gelen kitap yok. Daha önce Peygamberlere gelen kitaplar yok, suhuflar çok fazla suhuf geldi hiçbiri yok. Onları kaybeden de Allah’tır. Çünkü sürekli yeni şeriat geliyor. Yeni şeriat geldiğinde eski şeriat kalkar. Bunda şaşıracak bir şey yok.
Mesela Hz. İbrahim (a.s.)’in dinini o devirde Müslümanlar uyguluyordu, Hz. İbrahim (a.s.)’in hanif dinine uyuyorlardı. Hz. Musa (a.s.) geldiğinde, Hz. Musa (a.s.)’nın şeriatına tabi oldular, Hz. İbrahim (a.s.)’in şeriatına tabi olmadılar. Şöyle oluyor, zaten onun anlattığı dinle Hz. Musa (a.s.)’nın anlattığı din aynı olduğu için, Hz. İbrahim (a.s.)’e de tabi olmuş oluyorlar, değil mi? Hz. Musa (a.s.)’nın getirdiği Tevrat’a tabi oldular. Hz. İbrahim (a.s.)’e gelen kitapları okumadılar, değil mi? Ona göre amel etmediler. Hz. Musa (a.s.)’dan sonra İncil geldi. İnsanlar İncil’e göre hareket ettiler, Tevrat’a göre hareket etmediler, inşaAllah. Tevrat’tan sonra Kuran geldi, insanlar Kuran’a göre hareket ettiler. Dolayısıyla İncil’e göre hareket etmediler. Ama Tevrat’ın da, İncil’in de, Zeburun da özü ve aslı zaten Kuran’ın içinde var. Dolayısıyla hem Tevrat’a, hem İncil’e, hem Zebur’a ve bütün Peygamberler’e uymak isteyen zaten Kuran’a tabi olduğunda tamamına uymuş olur. İslam dinine uymuş olur, anlaşıldı mı?
“Selamün Aleyküm Hocam. Bazı arkadaşlarım hakkınızdaki bir haberi görünce sizden uzak duruyor. Bu olayı bir açıklarsanız sevinirim. Bir mankenden bahsediliyor, kesinlikle iftira biliyorum.” Ne sevimliler. Şu Ebru Şimşek olayını söylüyor. Kardeşim şimdi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den öyle ufacık bir bahaneyle kaçıyordu ki adamlar. Çok kolaydır öyle. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e biri “mecnun” diyor. Adam “bana müsaade” diyor, gitmiyor. Biri diyor ki haşa, “çıkarcı o” diyor, gitmiyor. Hz. Yusuf (a.s.)’a ne dediler? “Tecavüz etti kadına” dediler, değil mi? “Tecavüz etti, mütacevüz, kadının ırzına geçti” dediler. Yedi yıl hapse koydular bütün mahkumlar herkes onu mütecavüz olarak bildi. Kadına tecavüz eden insan olarak suçladılar ve uzak durdular. Ne oldu? Mısır’a sultan oldu. Onu demeyle bir şey olmaz. Hz. Meryem (a.s.)’e de dediler; “gayri meşru ilişkiye girdi” dediler Hz. Meryem (a.s.)’e, Hz. İsa (a.s.)’ya “gayri meşru ilişkiden oluşan çocuk” dediler. Allah Hz. İsa (a.s.)’yı göğe yanına aldı ve Ahir zamanda yeniden dünyaya geldi ve Allah’ın ulul-Azm bir Peygamberi oldu. Neyi değiştirdi bu? Değil mi? Bunlara akılları takılmasın yani desin adamlar hiçbir şey olmaz, yağmur gibi yağsın.
OKTAR BABUNA: Aslında çok büyük alametler Hocam. Size -sizi tenzih ederim- deli demeye kalktılar. Çok büyük alamet. Peygamberlere denir zaten. Kokain kullanıyor demeye kalktılar, o da tutmadı. Cinsel iftira atmaya kalktılar, o da olmadı. Ama çok güzel alametler bunlar; ne kadar üstün ahlaklı ne kadar etkili mücadeleniz olduğu gösteriyor.
ADNAN OKTAR: İftiraya, ben buna cevap dahi vermem yani. Bunlarla uğraşmaya gerek yok. Oturup bunlarla kardeşimiz hiç kafasını bozmasınlar. Şöyle yapacaklar kardeşim diyecek, bu insan çıktı... Ben diyor muyum benim gibi olun. Ben kusursuzum, mükemmelim, Peygamberim ben diyor muyum? Ben ne diyorum; “ben Allah’ın aciz, günahkar, zavallı bir kuluyum” diyorum. Ne yapalım arkadaşlar, diyorum; Kuran’a uyalım, Resullullah’a uyalım diyorum, bu kadar. Ve Peygamberlere uyalım, diyorum. O zaman nerden çıkarıyorsun? Sen beni çürütmeye ne çalışıyorsun? İstediğini söyle, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ayrıca siz defaetle açıkladınız. O kadının iftirasının, iftira olduğunu mahkeme tespit etti. Zaten hem beraat verdiler.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ne kadar mantıksız, kadını ben görmüşüm de çarpılmışım. Ondan sonra kafama takmışım, silahlı adamlarımı toplamışım; gelin çocuklar böyle. Silahı tarif ediyor. “Şu kadar” diyor. Ufak tefek de değil. 9 mm 7,65 mm de değil, havan topu gibi. Makineli tüfek herhalde kastettiği anladığım kadarıyla. Onlarla biz onu alıp götürmüşüz villaya. Ben de başlarında olmak üzere, soyun demişim, yatağa yatırmışız. Kameraları da getirin, demişiz. Kameralar çektikten sonra kasedi alıp böyle kasedi elimde sallayıp, bundan sonra sen benimsin demişim. Ben istediğimde geleceksin yoksa ben bu kasedi yayınlarım ha, demişim. O da o zavallıcık da o şey içerisinde mağdur durumda kalmış. Ben onu elde etmek için böyle bir yöntem kullanmışım. Kardeşim bir kere ben dava adamıyım. Deli miyim ben öyle bir belanın içerisine gireyim o kadar. Yani ne kadar tehlikeli bir şey silahlı adamlar falan. Gözüm dönmüş olsa bile, o dediği gibi olsa bile, yine öyle bir şey yapmam. Yani ne zorum, değil mi? Bir de kerata, sen nesin? O kadar silahlarla, pusatlarla, havan toplarıyla falan alıp kaçırılacak kadar. Yani ne özelliğin var? Alelade bir insansın yani, değil mi? Kardeşim dünyanın en güzel kadını olsa yine ben öyle bir şey yapmam, nevrim mi dönüyor, delirdim mi? Niye böyle bir şey yapayım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah zaten Hocam sizi üçüncü olarak söylüyor. İlk iki bahanesi sizinle alakası yok. “Ben mankenim, soyunurken çekilmiş o görüntüler” diyor önce, tutturamıyor onu, ikinci bir bahanesi daha var. Sizi üçüncü olarak söylüyor. Bir de en yakın arkadaşı var o dönem. O da söylüyor zaten “Adnan Bey ünlüydü o dönem, biz bunu meşhur olmak için birlikte planladık” diyor. “Hatta evine gidip baktık ilk önce adresini de biliyorduk” diyor. Çok net ifadeleri var zaten inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim o kendini acayip bir şey gibi falan mı görüyor? Böyle bir şey yok, acayip görmüş olabilir. Beni de bir acayip görüyor anladığım kadarıyla. Ben normal aklı başında bir adamım. Makul düşünen bir insanım. Davamı, kendimi niye öyle bir tehlikenin içerisine atayım. Adam kaçırmak ne demek? Silahlı adamlarla, kamerayla. Bir de o kadar gözü dönmüş ve gücüm varsa benim; o kameraya ne gerek var? O kasede ne gerek var? Değil mi? O kadar pervasızsam, o kadar deli cesareti varsa üstümde, silahla yine alır götürürüm seni o zaman silahla dediğimi yaparım o zaman, değil mi? Ne alakası var? Bütün millet de inandı, bayağı bir insan da inandı. Çok büyük bir kitle inandı. Anlatıyoruz kimse inanmıyor. “Yok öyle bir şey”, “yok, yaparsın sen” diyorlar. Allah’ım Yarabbim. Neyse Allah’tan, elhamdülillah o olayın kasedi ile bizim evin kasedini mahkeme huzurunda hakimlere gösterdik, heyet. Heyeti de zor ikna ettik, Allah’ın hikmeti mübarekleri Allah’ın hikmeti yani. Allah rızası için mutlaka göstermemiz lazım dedik. Allah rızası için demedik ama, tabii kalben diyoruz. “Tamam o zaman getirin” dediler. İkinci izletmede ısrar ettik, çünkü hakim heyetinin tamamı gitti, filmi gören hakimler gitti. Hiç görmeyen hakimler geldi. Şimdi öyle bir durum oldu. Bunda da bir açıklık vardı, kanunda. Yani bak birinci heyete tamamını seyrettirdik tam kanaatleri geldi. İkinci hakimler değişti, göreve başka hakimler geldi.
Kardeşim Allah’tan bizim evin tavanının kirişi yok, dümdüz asmolen tavan. Evin kirişi olsa, hiç kurtarırım yoktu yani. Birde evin pencereleri tavandan tabana kadar Allah’a şükür benim bulunduğum evde. Herhangi bir apartman dairesi olsaydı, buyur. Artık tam tecavüzcü konumunda olacaktık. Aksini ispat mümkün değil.
OKTAR BABUNA: Dört katlı lüks villa, İtalyan stili.
ADNAN OKTAR: Tavandan tabana kadar. Film de gösterdik. Çünkü resmi bilir kişi götürdük, benim kaldığım evin filmini çektik gösterdik. Ve evin zaten proje planını da götürdük. Yani resmi proje planını da götürdük. Teknik plan yani mühendis planını da götürdük. Fotoğraflarını da götürdük, filmini de götürdük. O evin de bütün detaylarını ve filmini götürdük. Hakimlere gösterdik, “Efendim bakın tavan bizim dümdüz, asmolen tavan. Bu bayanın bulunduğu yerde, tavan kiriş aşağıya doğru sarkıyor. Bir kere bu ev ile o evin farklılığı çok net. Çünkü o evi, o eve çevirmek için evin tamamının yıkılıp yeniden yapılması gerekiyor. Ev de yıkılmadığına göre duruyor ev de değil mi? Ayrıca pencereler tavandan tabana kadar benim bulunduğum yerde. Orada küçük pimapen pencere, küçük pencereler”. Onu gösterdik mahkeme heyetine, kadın hakim anladı zaten. “Bu mu olay” dedi. Konu bitti, hemen anladı ve ağır ceza mahkemesi beni bütün delileri de koyduk, onu da koyduk beraat ettirdi.
Kardeşim sür manşet Sabah, Milliyet, Hürriyet, Radikal, verirken bu konuyu. “Adnan Hoca, işte Ebru Şimşek’e tecavüz etti” havasında, o tarz. Beraat ettim, tek kelime haber yok. Allah Allah, ben zannettim haber çıkacak. Kardeşim bir satır bir yerde geçirin. Yani bütün detaylarıyla artık izah ettim, beraat. Hiç bir yerde çıkmadı. Artık kapı kapı dolaşıp anlatmak durumunda kaldık kardeşim. “Yok aslı” diyoruz falan. Yok “seni gidi, seni gidi falan” diyorlar. Allah’ım Yarabbim, nasıl anlatayım ben, ne diyeyim? Show Tv, love story tarzı müzik çalıyor; Ebru Şimşek gidiyor, ben gidiyorum. Ona kavuşamamışım falan, gözüm dönmüş artık ne yapacağımı şaşırmışım. Artık son çare olarak onu silahlı adamlarla kaçırmışım, falan.
OKTAR BABUNA: ATV televizyonu o dönem Hocam filmini bile yapmışlardı.
ADNAN OKTAR: O dediğin de çok önemli, kardeşim şimdi bak. O çok büyük olay, bak onun hem filmini yaptılar. Bakın fimde onun değil de onun benzeri bir film yaptılar. O konu yani ATV’yi ben tenzih ederim. Arkasından yaptığını da iddia etmiyorum. Fakat bu konuda böyle bir film oldu. Şimdi bakın filmde bir tarikat lideri bir genç var. Çok şık giyiniyor falan sakallı, etrafında çok yakışıklı gençler var çok düzgün, filmde. Onlar da Avrupai gençler arabaları lüks, evleri lüks falan havuzlu. Bir kızı kaçırıyorlar manken bir kızı kaçırıyorlar. Tecevüz ediyorlar, değil mi? Tecavüz ediyor o şahıs. Özetle aynı Ebru Şimşek’in olayındaki gibi. Sonra polis basıyor evi basıyor. Bu çocuklar, o gençler ve o kişi polisle çatışmaya giriyor silahlı çatışmaya. Silahlı çatışmada o Hoca olan adam delik deşik ediliyor polis tarafından. Vuruluyor, gençler de vuruluyor ama ciddi bir çatışma oluyor ve öldürülüyor. O arada içlerinden çok yakışıklı bir genç de polis muhbiri. Bakın kendi içlerinde, çok yakın en yakın adamı da polis muhbiri. O da polisle birlikte hareket ediyor ve mutlu son oluyor. O çocuk da polisle kucaklaşıyor falan olay mutlu bir şekilde bitiyor.
OKTAR BABUNA: Ona bir şey olmuyor, uzak duruyor izliyor ve görüyor ama gitmiyor yanlarına.
ADNAN OKTAR: Ama bu Ebru Şimşek olayının aynısı tema yani. Konu, film tepeden tırnağa bütün detaylar uzatmak istemiyorum, bütün detaylarıyla aynı. Ama bak lideri kendi evinde delik deşik ederek öldürülüyor ve çocuklar da öldürülüyor. Polisle çatışmaya giriyor, şık gençler böyle. Ve polisin başarı olarak, polis de tebrik ediliyor sonunda. Kardeşim şimdi aklıma geldi. Yani bu film bu bize yapılan polis baskınından önce yapıldı. 99’daki polis baskınından önce yapıldı. Yani filmin tabii ki bizimle alakası yoktur. Ama çok benziyor.
Saadettin Tantan dedi ki; “bazı vakıf yöneticilerini kendi mekanlarında”, bakın mekan kelimesi kullandı, “kendi mekanlarında imha edeceğiz” dedi. Ben “acayip bir laf” dedim. Acayip şaşırmıştım çünkü devletin bakanı söylüyor. İmha ne demek? Kardeşim şöyledir adamı yaklarsın, savcı iddianame hazırlar hakim huzuruna çıkarırsın yargılanır, cezası neyse gider hapis yatar. Ama Türk Ceza Kanunu’nda imha yok ve hem hâkim, hem savcı, hem polis, hem infaz memuru olan bir kişi de yok. Böyle bir kanun da yok. “Bazı vakıf yöneticileri kendini bir şey zanneden” diyor ona benzer bir şey söylüyor. “Vakıf yöneticilerini kendi mekânlarında imha edeceğiz” dedi. “Ha” dedim ben, ona benzer.
Sonra bizim içimizde hakikaten bir ajan provokatör kullanıldı. İki tane ajan provokatör kullanıldığını herkes biliyor. Yani bana yakın bilinen yakın gibi görünen ama ajan provokatör olduğu bilinen kişiler var. Bu sonra tespit edildi biliniyor, şu anda da biliyorlar. Net ajan provokatör.
Bizim eve, gece yarısı üç gibi bize telefon geldi. “Hocam bizim eve polis geldi baskın yaptılar” dediler. “Tamam içeri alın saygı gösterin, nezaketiyle” dedim. Bir telefon daha geldi. “Hocam bizim eve de baskın yapıldı” diye. “Hay maşaAllah, o zaman ’ceddin deden, neslin baban’ ” dedim. “Anlı şanlı bir gündeyiz, haydi bakalım koç yiğitler” dedim. Peşpeşe telefon “Allah hayırlı mübarek etsin” dedim.
OKTAR BABUNA: İlk bizim eve gelmişlerdi. İlk ben aranmıştım, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah “Allah mübarek etsin, Allah hayır versin, güzellik versin ne mutlu sizlere” dedim, maşaAllah. Ayeti de okudum onlara Allah diyor; üstlerine bir şey olduklarında üstlerine baskı geldiğinde Allah ayaklarını sabit kılması için dua ederler, diyor Müslümanlar. “Bu ayeti okuyun” dedim, inşaAllah. Hepimiz heyecanla “oh maşaAllah, elhamdülillah” dedik. “Allah sevaba erdirdi, güzel bir ortam meydana geldi” dedik.
Bekliyoruz polisleri tabii, canımız ciğerimiz kardeşlerimizi. Baktık kamerada polisler belirdi dış bahçede. Biz de artık hazırlandık. Bavul falan belli ki uzun bir gidişat olacak, Allah’ın izniyle. Artık yanımıza şeker falan, malum uzun sürüyor. Kardeşim bekleriz gelmezler, bekleriz gelmezler bir buçuk saat falan oldu gelmezler. Bir silah sesi geldi, tak diye uzaktan bir silah sesi geldi. Bir süre sonra uzay kıyafeti gibi kıyafet giyinmiş polisler geldi. Ben ilk defa gördüm. Bomba uzmanları giyiyor kafasına böyle çelikten robot gibi. Böyle beyaz üstüne de elbise giymiş alt tarafında da öyle çelik şeyler var. Normalde PKK ile çatışmada falan kullanılmıyor onlar. Tabii PKK’ya falan ben görmedim. Teröristlerle falan çatışmalarda görüyoruz polisler normal kıyafetle gidiyorlar. Öyle bir şey görmedim en fazla çelik yelek giyiyorlar. Ama kafasında kasklarla robot gibi öyle adamlar ben görmedim. Ve ellerinde hiç görmediğim otomatik tüfekler. Böyle acayip lazerli tüfekler. Bir gördük Berker karşıladı kapıda, güler yüzle karşıladı. Adamlar müthiş tedirgin. İlk Berker’in göğsüne geldi o lazer ışığı, kalbinin üzerine, öyle değil mi? Sonra geldi polisler oturdular. Kardeşim sonra aşağı bahçeye bir baktık. Polis kaynıyor, bütün ağaçlara falan hepsine doluşmuşlar. Görgü şahitleri var aşağıda gelenler de var. Komşular da söylediler, “bütün ağaçlara doldular polisler” dediler.
Şimdi kardeşim biz zaten normal bir vatandaşız. Polis geliyorsa ben hürmetle karşılarım. Canım ciğerim onlar benim. Bu vatanın koruyucusu kardeşlerim benim bağrıma basarım. Beni çağırsalar koşarak giderim zaten. Hocam gel ifadeni alacağız, deseler severek gelirim, gözaltına alacağız deseler. Severek gelirim, değil mi? Yerim belli, mekanımız belli, bu nedir? Ben canlarımla çatışmaya mı gireceğim kardeşim o kurşun geçirmez kasklar falan, nedir? Ne oluyoruz? Ne var? Değil mi?
Fakat işin ilginç yanı bakın olaydan bir gün önce polis dedi ki; “Hocam aşağıda olay oldu. Bu bahçede kamera var mı?” dedi. Yani “bu bahçede herhangi bir olay olduğunda, bir vaka olduğunda tespit eden güvenlik kameraları var mı? Buna bakmak istiyoruz” dediler. “Bizim kameramız var ama aşağıda videoya almıyor” dedik. “Yok, biz inanmayız gelip bakacağız” dediler. “Tamam” dedik. Bütün bahçeyi kontrol etti polis, çok kapsamlı arama yaptı polis bahçede. Operasyondan bir gün önce her yere baktılar kamera var mı? Aşağıya inişte özellikle banda alınıyor mu? Kamera, baktı, hiçbir şey yok. “Tamam” dediler, gittiler. Ayrıca kardeşe demiş ki ona da polis; “böyle bir evde ruhsatlı silah değil de ruhsatsız silah gider buraya. Yani dağ başı gibi bir yer burası ruhsatsız silah iyi yakışır bu eve falan” demiş. Dedik “herhalde espri yapmıştır” dedik. Gitti adamlar, polis kardeşlerimiz ertesi gün gece üç tak baskın.
Şimdi kardeşim, aşağıya o polisler niye doldu? Bir, köşe, dönemeç yerlere niye o polisler kondu? Saadettin Tantan’ın dönemi, eğer ben bahçeye aşağıdan inseydim. Polis geldi mesela aşağıdan geçmeyi düşünseydim ne olacaktı? Ben polisle çatışmaya mı girecektim? Kameranın görmemesi gereken şey neydi?
Ajan provokatör de bir gün evvel Emniyete gidiyor. Bakın organize şubeye gidiyor bir gün evvelinden, ikisi birden ajan provokatörlerin muhabbete bak, muhabbete bak. Organize şubeye gidiyorlar. Bir görüşme yapıyorlar ve en yakınım gibi bilinen adamlar. Ben herkese hüsn-ü zan ediyorum ama Allah’ın korumasındayız tabii. Ben o ajan provakatöre dedim ki; “ben bir durum olsa -Allah esirgesin- mesela bir yangın olsa, bir şey olsa buradan aşağıya giderim” dedim. Haber uçmuş, haber uçmuş merkeze diye var ya şarkı. Allah-u alem oradan inmemi beklediler. Bir buçuk saat beklediler, bir buçuk saat. Ben de inmedim, niye ineyim? Suçum yok bir şeyim yok, gelsinler konuşayım. Ama inseydim ne olacaktı? Bunu bir devlet bir araştırsın. Ben polisle çatışmaya mı girecektim? Hayatımda silahla hiç muhatap olmamış bir adamım, inşaAllah. Benim silahım imanımdır ve yolda karınca görsem basmamak için ayağımı sağdaysa sola, soldaysa sağa çeviririm, özen gösteririm. Kuşlara, kelebeklere herkese ben acıyorum, şefkat duyuyorum. Evde örümcek oluyor, kâğıda alıp bahçeye koyuyorum. Ben canım ciğerim polisime ne derim, ne diyeceğim? “Hoş geldin sefa geldin canım ciğerim” derim. Kafası kasklı çatışmaya göre hazır olan polisleri niye getirdiler? Ağaçlarda ne işleri vardı? Ve köşeleri niye tuttular? Aşağıdan ineceğimi nereden çıkardılar? Ve Saadettin Tantan neden “bazı vakıf mensuplarını kendi mekânlarında imha edeceğiz” dedi? Operasyondan çok kısa bir süre önce bunu neden dedi? Devlet bak her şeyi araştırıyor, artık sıra buna da gelsin bunu da araştırsınlar. Bu acayip bu.
Mesela bunun detayları var o kadar net ki olay, anlatsam konu biter. Ki, anlatmıyorum, çok net yani. Ajan provokatörlerin anladım adamların ne olduğunu. Adamlar sonra zaten kendini belli ettiler. Zaten görüştükleri adamları bir saysam, sonra tespit ettik. Zaten net olay, bakın operasyondan bir gün evvel, muhabbete bak emniyetteler. Organize şubeye gidiyorlar, bir gün evvel. Bir gün evvel bahçede polis arama yapıyor. Bir olay olduğunda tespit mümkün mü? Kardeşim niye çekiniyorsunuz? Olay olsa daha iyi kamera tespit etsin. Yani nasıl bir olay olacaktı da, kameranın tespit etmesini istemediniz mi? İnsanın aklına geliyor. Etsin kamera, tespit etsin daha iyi işte, madem her şey legal olacak, değil mi? Daha güzel, niye çekiniyorsunuz? Kim verdi bu emri ayrıca burayı tespit etsin, burada ne var? Kamera var mı? Değil mi? Video var mı? Niçin buna merak sarıldı acaba. Bilemiyoruz tabii vardır bir bildikleri biz hüsn-ü zanla bakıyoruz. Ben genel polisimi tenzih ederim. Onlar benim canım ciğerim. Ama o acayibime gitti o olay, çok şaşırtıcı.
Ve bu film de bakın bu olaydan önceki film de o kadar benziyor ki. Şahsı bana benzetmişler, sakallı bir şahıs var. Böyle lüks giyiniyorlar, evler lüks, arabalar lüks böyle. Genç kızlar son derece güzel gösterişli. Oradaki şahıs çapkın, kadınlarla beraber oluyor. Ve o ilgili manken kızı yatağa zorla tecavüz ediyor. Ama sonunda polis gidiyor, delik deşik ediyor filmde. Polisle çatışmaya giriyorlar ve polis delik deşik ediyor. Ve mutlu sonla bitiyor.
Bir de bunun romanı da var ayrıca çizgi romanı da var. Onda da o ilgili şahıs feci şekilde öldürülüyor. O çizgi romanda da feci şekilde öldürülüyor. Aynı anlatımlar. Kardeşim şunu söyleyeyim, ben vazifeliyim. Beni öldüremezsiniz arkadaşım. Ben vazifemi yapacağım. Yaptıktan sonra Allah benim canımı alacak, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ben vazifemi yaptığım son ana kadar, Allah’ın kastettiği o vazifeyi yapmamın bitişine kadar beni öldüremezsiniz siz.
OKTAR BABUNA: EvvelAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Beni ancak Allah öldürür. Boşuna uğraşmayın. Yapanlar için diyorum. Ben buradaki herkesi tenzih ediyorum, polisleri. Bunlar ayrı bir konuydu, bu ayrı müstakil yeni bir konu inşaAllah. Daha anasından doğmadı öyle biri de ayrıca, inşaAllah. Bunu da açıkça belirteyim anti parantez.
OKTAR BABUNA: EvvelAllah, dokuz suikast girişimi var zaten size Hocam. Allah koruyor sizi maşaAllah.
ADNAN OKTAR: 7kurşun sıktılar. Yeni gelmiştim Akademiye Ortaköy’deki evin önünde manavın oradayken, yedi kurşun sıktılar hiçbiri gelmedi, elhamdülillah.
OKTAR BABUNA: Bir de burada şey var, evinizin önünde köpekler olduğu dolayısıyla girmiyorsunuz.
ADNAN OKTAR: O ne kadar acayiptir. Bir gece sohbete gidiyorum. Akşamları evlere gidiyorum kardeşlerin, bir gün birine gidiyorum, bir gün birinin evine gidiyorum. Evleri geziyordum ben, sohbet ediyordum. Mesela on kişi, beş kişi sabaha kadar ders devam ediyordu. Sabah namazında bitiriyordum dersi, çünkü çok gideceğim yer oluyordu. Onlar da Allah razı olsun bekliyorlardı. Gece ikide bir yere, iki buçukta bir yere, üçte bir yere, üç buçukta bir yere her yere gidiyordum. Kısa kısa sohbetler yapıyordum ama her gün istisnasız, sabah bitiyordu benim dersim, sohbetim.
Yine öyle sohbet bitişinde sabah ezanına doğru eve geldim, Ortaköy’e. Evin önüne köpekler dolmuş.Köpekler, hayvanlar ben hiç görmedim, daire çiziyorlar evin etrafında. Yani bunu bizim kardeşlerden altı yedi kişi gördü. Çok kalabalıktı, iki araba gitmiştik hepsi gördüler. Böyle dönüyor hayvanlar sürekli, bu normal bir şey mi? Siz hiç gördünüz mü böyle bir şey? Daire şeklinde köpek nasıl döner? Kapının önünü tutmuşlar, girmek mümkün değil. Bir sürü köpek sürekli dönüyor. “Bir şey var, girmeyelim. Fevkaladelik var burada” dedim. Arabayla çocuklar bastılar, ilerlediler. Ta ileriden bir tur attık. Yeniden geldik, baktım bir polis eskordu. Şu küçük polis arabaları var, o geçiyor. Dedim “öyle bir şey olsa bile şimdi polis geçiyor onlar korkar bir şey yapamazlar, tedirgin olurlar. Ben hemen ineyim, eskort hazır geçerken” dedim. Hemen atladım eve girdim. Eve girdikten sonra hemen telefon çaldı. “Bu sefer kurtardın” dediler. “O nasıl oluyor?” dedim. “Biz aşağıda çalılıkta siper almıştık ama sen punduna getirdin uygun bir şekilde. Bu sefer kurtardın” dediler. “Allah kurtardı. Onun derdine düşmeyin, Allah dilemese hiçbir şey olmaz” dedim. Şahıslar da kendilerini biliyor, yaşıyorlar şu an. Bak bu tehdidi yapanlar yaşıyor. Şikâyetçi olmadım, bak silahla bekliyorlar evin aşağısında adamlar. “Seni öldürecektik. Aşağıda evinin önünde“ dediler. Şikâyetçi olmadım.
Bir kere daha yine yakalattım polise. Arabayla yine öyle pusuya düşürmüşlerdi. Ama o sefer polise yakalattırdım. Yukarıda polis arabalarıyla yaklaşık on ayrı polis arabası bütün yolları kesti. Polisin refleksini tebrik ediyorum, maşaAllah. Bunları derdest yakaladı, hepsi bir gördüm elleri hepsinin ensesinde kasılmış kalmışlar, ıstakoz gibi. Hepsini arabaya bindirdiler. “Hocam şikâyetçi misin?” dediler. “Değilim bırakın” dedim.
Yine bir suikast girişiminde bulundular. Ortaköy karakoluna çektirdik bunların hepsini. Şimdi polis dedi ki, “bu olay nedir, anlatın” dedi. “Efendim biz hiçbir şey yapmıyorduk” dedi. “Hiçbir şey yapmıyordunuz?” dedi, komiser. “Hiçbir şey yapmıyorduk” dediler. Polis defalarca 3 kere, “sen ne kadar geri zekâlısın, bari buradan geçiyorduk, geziyorduk de. ‘Hiçbir şey yapmıyorum’. O zaman sokaktan polisi çağırdı dedi ki “çağır sokaktan birisini, herhangi birisini al getir. Bunlar hiçbir şey yapmamış. Boş yere gelmiş bunlar buraya” dedi. Çünkü polisin gözü önünde arabayla peşimizden takip ediyorlar. Yani son sürat arabayla gittiğimiz halde peşimizdeydiler. Akılsızlar bizi polis merkezinin önüne kadar kovaladılar. Peşimizden geldiler. Bir kısmı kaçtı diğer araba öbür arabayı yakalayabildiler. Polis yakaladı. Öbür araba kaçtı. Polis kıstırdı, “hiçbir şey yapmıyormuş bunlar. Sen tam geri zekâlısın” dedi. Polis biraz tuttu. Dedim “şimdi bunlarla uğraşmayalım bırakalım, ben de şikâyetçi olmayayım” dedim. Yine bıraktırdım.
Yine Ortaköy’de eve baskına geldi bir tanesi yine. Polise bildirdim. Kapıda gitmiyor. Kapıyı kırmaya çalışıyor sürekli vuruyor kapıya. Polis geldi, polis böyle yüksek sesle “teslim ol” dedi. Birdenbire, “kaldır ellerini yukarıya” dedi. Büyük bir gürültü koptu paldır küldür. Polislerin hepsinde silah vardı. Bu öyle kasıldı kaldı. Polis mermiyi silahın ağzına vermişti. Tehlikeli olmasın diye mermiyi çıkarttı. Silahın o mekanizmasını çalıştırdı, mermi dışarıya attı. Yeniden şarjöre mermiyi koydu. Bunu aldılar arabaya koydular, Ortaköy’e götürdüler, Ortaköy karakoluna. Yine şikâyetçi olmadım. Polis dedi, “ben konuştum zannetmiyorum bir daha yapmaz. Böyle bir olay olmaz” dedi. Bıraktık.
Bunlar bir kısmı anlattıklarım, haddi hesabı yok. Silahlı evin önüne bir esrarkeş adam getirmişler, esrar içmiş. Biz şüphelendik polise haber verdik. Polis geldi ben pencereden seyrediyorum. Bir süre sonra birkaç polis arabası daha geldi. Kalabalıklaştı olay. Adamı alıp götürdüler yani arabayla götürdüler. Mesela o adamı da yakaladılar. Onu da dört yıl sonra öğrendik. Adamların kendileri söylüyorlar. Babası, adam kiralık katil tutmuş adamı. Adam da günlerden beri bekliyormuş. Hem esrar içiyor, silahla, arabayla benim çıkışımı bekliyormuş. Tevafuken yakalandı, adam hapis falan da yatmış. Hem silahtan hem uyuşturucudan. Haberim yok, çok sonra öğrendim.
Çok fazla vaka var. Ama Allah hepsinden korudu. Elimi kolumu sallayıp geziyorum. Benim silahım imanım diyorum bak, ben vazifemi yapmadan kimse beni şehit edemez. Ben vazifemi yapacağım bitecek. Ondan sonra Allah diler, emreder ondan sonra Allah canımı alır. İnsanı vesile eder o zaman veyahut herhangi bir olayı vesile veya herhangi bir konuyu vesile edebilir. Ama bir insan vazifesini yapmadan Allah’ın takdiri olmadan can alınma yoktur.
Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)‘i şehit etmek için müşrikler münafıklar yüzlerce kere girişimde bulunmadı mı? Ne oldu? Hiçbir şey olmadı. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) vazifeli, o vazifesini yapacaktı. Vazifesini yapmadan mümkün değil. Müşriklerin içerisine girdi zırh da yok üstünde. Öyle bir yiğit Peygamber. Sırf elinde kılıç var, kılıç ve kalkan, değil mi? Dört bir taraftan sardırdılar. Çok uzun süre aralarında kaldı. Hatta sahabeler diyorlar, “Resulullah (s.a.v.) herhalde şehit oldu” diye haberi yayıldı. Bulamadılar Peygamberimiz (s.a.v.)‘i. Bir de baktılar ki onların arasında savaşa devam ediyor. Kardeşim bu net mucize değil mi? Adamların amacı sadece Peygamberimiz (s.a.v.)‘i şehit etmek. Bunun için gelmiş binlerce adam, yüzlerce adam. Amaç o. Dört taraftan sarmışlar. Ama Allah diyor ki ayette; “ben seni koruyacağım” diyor Allah. Bitti. Peygamberimiz (s.a.v.) çift zırh giyiyordu biliyorsun ilk başta bu ayet inmeden önce. Bir zırh giyiyordu üstüne bir zırh daha giyiyordu öyle gidiyordu. O ayet gelince iki zırhının ikisini de çıkarttı hiç zırhsız gidiyordu. Hiçbir şey de yapamadılar, değil mi? Kaderinde yok.
Mesela Resulullah (s.a.v) bir yerde oturmuş, çömelmiş bir iş yapıyor oraları düzenliyor. Arkasından böyle izbandut gibi bir müşrik geliyor. Elinde koskoca pala. Kılıç yani vurduğunda dağı taşı böler öyle bir şey. Güçlü kuvvetli bir adam. “Ya Ebul Kasım seni şimdi benim elimden kim kurtaracak” diyor. Sırtı dönük Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir vuruşta biter Allah esirgesin, normal adetullah. Peygamberimiz (s.a.v.) hiç değiştirmiyor şeklini bile değiştirmiyor. İşine devam ediyor, “Allah” diyor, o kadar. Adam felç oluyor, kolu kasılıyor. Tevekkülünü görünce adamın beyni uyuşuyor, kolu, eli, ayağı uyuşuyor. Hiçbir şey yapamıyor, mucize, değil mi?
OKTAR BABUNA: Ayet okuyorum Hocam tam mutabık söylediğinizle, inşaAllah. Şeytan’dan Allah’a sığınırım: “Ey Peygamber, Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer (bu görevini) yapmayacak olursan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır”.
ADNAN OKTAR:Bitti, bak iki zırhı birden çıkardı Peygamber (s.a.v.) bu ayeti duyunca. Hiçbir şey yapamadı adamlar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam Mimar Sinan’da da tam en azılı komünistlerin olduğu dönemde onların içine giriyorsunuz. O dönemde, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Polis barikatları vardı etrafında hatta böyle. Siz onların arasından izin alarak namaza gidiyordunuz Hocam, inşaAllah. Onların arasından geçip.
ADNAN OKTAR: Kardeşim o zamanlar Allah’ın hikmeti hakikaten. Hatta arkadaşım benim Akademiden de arkadaşımdı. Marksistti, bıyıkları ağzına giriyordu. Akademinin önüne geldi birkaç Markisist arkadaşlarla onlar da öyle. Askeri parkalar üstlerinde. “Şimdi bak sana bir şey söyleyeyim açıkça söyleyeyim ben. Seni burada kesin vururlar, öldürürler sana söyleyeyim. Yani okula gelme sana açıkça söyleyeyim. Olmaması mümkün değil mutlaka öldürürler” dedi. Ben dedim; “Allah öldürür, kaderimde yoksa kimse öldüremez” dedim. Şöyle bir hareket yaptı. Sen bilirsin gibisinden.
Hiç fütur vermedim sabahtan akşama. Saat sekiz buçukta okul açılıyordu ben bismillah hemen içeri giriyordum. “Gelin vurun” diyordum, öyle kolaysa. Yok öyle iş, değil mi? Hatta gıcık oldum, normalde diğer cami yakındı bize, yeni yapılan, oraya gitmiyordum tam Nusretiye Camii’ne gidiyordum, aşağıya. Gelin vurun nasıl vuracaksanız gibisinden. Vuramaz, vuramaz görevliyim yapacağım onu. Ondan sonra olur. O vakit geçecek Allah o görevi yaptıracak ondan sonra Allah benim canımı alır. Hiç kimse hiç kimsenin canını alamaz. Allah Azrail (a.s.)’a emreder, “git onun vakti geldi, vazifesi bitti, onu yanıma getir” der. “Esselamü aleyküm” der. “Ve aleyna aleyküm selam” dersin. Ya bismillah dersin gidersin. Bunun usulü budur. Yoksa isteyen istediğini, böyle bir konu yok.
OKTAR BABUNA: Akıl hastanesinde de Hocam 14A en azılıların olduğu koğuş. Zaten sizi oraya yerleştirenler sizin orada öldürülebileceğinizi çok rahat hesap ederler. Orada çünkü birbirlerini öldüren azılı delilerin olduğu bir yer.
ADNAN OKTAR: Benim zamanımda zaten öldürülenlerin haddi hesabı yoktu. Sırf benim tespit ettiğim 7 kişiyi öldürdüler o dönemde. Bizim görmediklerimiz ayrı.
OKTAR BABUNA: Biri vardı orada size saldırmaya çalışan. Öbür hasta müdahele eden.
ADNAN OKTAR:Ben faaliyetlerimi yoğunlaştırdıkça... Mesela arkadaşlarım geliyordu kız arkadaşlarım, kardeşlerim. Tebliğ yaptıkça, bunu gördükçe her seferinde beni akut servise alıyorlardı. Yeni delirmiş tedavi edilmemiş akıl hastalarının olduğu bölüm. Orada hiç girilemiyor, böyle çelik kapılardan geçiliyor. Orada artık saldırgan akıl hastaları var. Oraya doktorlar da giremiyor, çok çekiniyorlar. Her seferinde oraya alıyorlardı. Sağ olsun o zaman doktor efendiler teşekkür ediyorum hepsine. İsim de vermeyeyim değerli büyüklerimiz. Bir deli geldi, akıl hastası saldırgan yeni geldi. Hemşireler falan ciyak ciyak bağırarak kaçıştılar, adam deli. Benim bulunduğum yerin kapısına bir vurdu adam kırdı. “Seni öldüreceğim” dedi adam bana. Doktora dedim ki; ”bu akıl hastası perişan durumda alın buradan, bu çok tehlikeli. Ya beni alın ya bunu alın” dedim. Çünkü ben zaten orada duran birisi değilim. Normalde öbür servise alıyorlardı. Ceza gibi, ceza da demeyeyim de yani tebliğleri yoğunlaştırdıkça oraya alınıyorduk. Bilmiyorum artık, Yıldırım Aktuna rahmetli eline sağlık, teşekkür ediyoruz. “Yok burası akut servis, almayacağız duracak bu” dediler. Dedim; “çok tehlikeli bu saldırıyor bana” dedim. Adam kırdı, yıktı orada eşyaları yıkıyor. Yani zaptedilecek gibi değil. Orada böyle naif, zayıf bir akıl hastası vardı. Çocuk buna feci şekilde girdi ama akıl almaz. “Deli kuvveti” derler ya perişan etti adamı durduk yere. Kan revan içinde hemen alıp götürdüler adamı, o deliyi.
Mesela bak Allah ilham ediyor. Şuuru kapalı akıl hastası hiçbir şey bilmez perişan, ağır şizofren adeta komaya soktu. Alıp götürdüler adamı. Bir de adam da deli takılıyordu aslında. Biraz da pek deliye de benzemiyor yani, deli takılıyor. Oradaki doktorların tavrı biraz ihmalkardı, o konuda kınıyorum onları. Biraz garibime gitti o hareket, benim bulunduğum yere niye alıp getiriyorsunuz. Benim bulunduğum odaya getirdiler adamı. Adam kapıyı kırarak giriyor koskoca kapıyı söktü adam. Eşyaları kırıyor, açıkça söylüyor “öldüreceğim” diyor. O adam konulur mu yanıma? Onun yanında uyunur mu, o adamın yanında öyle. Kitap okunur mu orada? Ne yapabilirsin? Hiçbir şey yapamazsın. Kitap da sokmuyorlardı o zaman da o ayrı mesele inşaAllah.
Akut servisin penceresinden bağlantı falan da çok zordu. Öbür tarafta yine pencereden kağıt atıyorduk, bağlantı oluyordu. Orada o da çok zordu. On ay kaldım.
Bak Şeyh Nazım diyor; ”ben tahammül edemezdim ona. Hiç kimse oradan sağlam çıkmaz. Üç veli senin kalbine nazar etti sen de normal çıkamazdın oradan. Allah seni vesile etti” diyor inşaAllah.
Kardeşim bizim tarihimiz anlı şanlıdır, maşaAllah. Ne büyük şeref maşaAllah. Mesela normal cezaevinde hücre hapsinde kalmasam bana o kadar o bir onur olarak gelmezdi. Ama hücre hapsinde kalmak büyük bir şeref benim için. Ve tam zindan tarzındaydı, çok makbul. Klasik küçücük, şu kadar bak. 15 gün kalan çıldırıyordu, kabul edemiyordu. Mahkeme kararıyla 15 gün kalabiliyorsun, mahkeme kararıyla. Ben orada 9 ay kaldım. Hücre hapsi özel ceza şeklidir, mahkeme kararı gerekir. Cinayet işleyenler mahkumlar falan mesela tecrit veriliyor. Ceza ayrı, 15 gün adamlar zor tahammül ediyorlar, değil mi? 9 ay, üstüme açmadılar demir kapılar orada kaldım.
Ama Şeyh Nazım Hocamız, maşaAllah elhamdulillah ne güzel söylüyor, değil mi; “Üç veliullah kalbine nazar etti” diyor, İnşaAllah. Kim olduklarını söylemiyor ama ben bir tanesini biliyorum inşaAllah. Bir tanesi zaten Şeyh Nazım Hocam, o malum ikincisini de ben biliyorum, inşaAllah. Üçüncüsünü de Şeyh Nazım Hocam biliyor, ben bilmiyorum inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam maşaAllah canınızla ve malınızla inşaAllah. Miras kalıyor mirası veriyorsunuz. Hatta demiştiniz ki, “pantolondaki şeyi uhuyla tutturup öyle tebliğ yapıyordum” diye.
ADNAN OKTAR: Kardeşim ne heyecanlı, ne güzel günlerdi elhamdülillah, maşaAllah. O zamanlar bana öğrenci kredisi veriliyordu. Bilmiyorum şimdi devam ediyor, değil mi? Bir de o toptan da veriliyor ayrıca bir ilk başka biraz daha yüklü. Öğrenci kredisini aldım doğru gittik Darwinizm ile ilgili kitaplar aldım. Yeni Asya’nın dağıttığı küçük kitaplar vardı, okulda dağıtmak için. Tamamını ona vermiştim. Koli halinde alıyordum çok fazla dağıtıyordum. Yolda da mesela otobüste herkese dağıtıyordum. Annem dedi; “üst baş dökülüyor. Git üstüne bir şey al” dedi. “Tamam alayım” dedim. Para verdi, ”git elbise al, takım elbise güzel bir şey giyin. Torbaya dönmüş elbisen falan” dedi. Şimdi alacağım bir baktım dünyanın kitabı alınacak gibi o paraya. Yazık, dedik. Bir de acil durum var. Memleket gidiyor, olacak iş değil. Malum üzere olduğu gibi hepsini götürdüm kitaba yatırdım. Annem tabii, yapacak bir şey yok. Annemle sürekli bizim şeyimiz olurdu. Pantolon dizlerinden açıldı hakikaten. Zaten fotoğrafları vardır onun, ben size göstereyim. Nokta Dergisi’nde de çıktı; böyle torbalanmıştı, uzak çekim olduğu için belli olmuyor, torba haline gelmişti böyle. Delinince şimdi dedik, bunu anneme versem dik desem, zaten almaz yani yapmaz. Çünkü elbise al, demişti. En iyisi ne yapayım dedim; ona benzer bir kumaş buldum, uhuyla bir şey yapmıştık. Ama durumun acilliğinden kaynaklanıyor. Çok acil kardeşim, memleket gitmiş. Yani akademi hep Darwinist, materyalist. Nereye gitsem komünistler dolu, Marksistler dolu. Kan gövdeyi götürüyor; günde 15-20 kişiyi öldürüyorlar, değil mi? Böyle bir ortamda şimdi, elbise almanın sırası mı? Elbiseye para verir miyim? Israrla, ne zaman annem... Bir kere daha verdi, çok uzun süre sonra. Yine götürdüm kitap aldım. Ondan sonra annem kesti. Ne bulursam, kitaba yatırıyordum. Başka olmaz, inşaAllah. Geliş gidiş güzergahında da öyle; azami iktisada dikkat ediyordum. Yani çok akılcı bir politika izliyordum, inşaAllah. Beş kuruş bir yere para harcamıyordum, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:O dönem ilk basılan kitaplardan biri var burada.
ADNAN OKTAR:Bakayım, getir.
OKTAR BABUNA:Getireyim, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam’ın çantasında. Getir bakalım. Halamdan kalan bir miras vardı. Halamdan kalan miras, o zamanın tahminen bana düşen miktar, şu anın parasıyla 120 milyardı. Tamamını kitaba yatırdım. Yani hepsini orada harcadım, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bundan da buna geldi Hocam, inşaAllah. 300 kitapla buraya geldi, elhamdülillah. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Ve sonunda da mesela bu çok etkili olmuştu, o zamanlar. Çok özlüydü, çok şahane etki etmişti. Akademide de bunu dağıtmadığım adam kalmadı. Hatta Akademiden “hala saklıyorum kitapları” diyor arkadaşlar. İstanbul Üniversitesi’nde de dağıttım. Akademide de dağıttım ve ayrıca büfelerde de. Büfelere fosforlu yazıyla yazdım, “burada ücretsiz kitap dağıtılır” diye. Yapıştırttırdım, büfelere de koydum. Hatta büfelere de para verdim, bunu bedava dağıt diye. Adama para karşılığı dağıttırdım, büfelerde. On binlerce dağıtıldı İstanbul’da. Ondan sonra konu bitti.
OKTAR BABUNA:Hatta demiştiniz ki; “kitaplarımı da caminin mimberine saklıyordum. Oradan alıp alıp dağıtıyordum” diye.
ADNAN OKTAR:Evet, Molla Cami.
“Selamün aleyküm sayın Hocam, Ahmet Tekin İlahiyatçı yazar. Ülke Tv’de bugün saat 21:30’da, ‘Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecekmiş ama Hz. İsa (a.s.) zuhur etmiş şeklinde konuştu”. Kardeşim, canım kardeşim... -Ayşe Hanım göndermiş-. Eğer Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiyse, Hz. Mehdi (a.s.)’nin canıdır zaten Hz. İsa (a.s.). Hz. İsa (a.s.)’nın da canı Hz. Mehdi (a.s.)’dir. Ayrılmaz iki dosttur. Biri varsa, öbürü de mutlaka oradadır. Onun gözü göremiyordur, onu. Hz. İsa (a.s.)’yı görürseniz, ona yakın bir yerlerde arayın siz Hz. Mehdi (a.s.)’yi. Hz. Mehdi (a.s.)’yi görürseniz, Hz. İsa (a.s.)’yı arayın ona yakın bir yerlerde, inşaAllah. Onlar birbirlerinden ayrılmazlar, inşaAllah. Ama şu an Hz. İsa (a.s.) daha uzak bir yerde faaliyet yapıyor. Yani vazifesi itibari ile mecbur olduğu için, inşaAllah.
“Avustralya’dan saygılar, sevgiler. Hayırlı Ramazanlar, selamun aleyküm”, ve aleyna aleyküm selam ve rahmetüllahü ve berakatühü. “Sayın Adnan Oktar Hocamız’ın, Zülkarneyn (a.s.) hakkındaki bilgilerini öğrenmek istiyorum. Ve bazı alimler onun Büyük İskender olduğunu söylüyor, bizi aydınlatırsanız seviniriz ve Hz. Süleyman (a.s.)’ın hayatını anlatırsanız seviniriz.” Zülkarneyn, net olarak alenen Hz. Mehdi (a.s.)’yi anlatıyor Kuran’da söyleyeyim. Yani, İskender, öyle birisi değil Zülkarneyn. Tam muttaki, tam ehli imandır. Zülkarneyn, ne alakası var. Bambaşka bir adam Zülkarneyn. Yani değişik bir adamdır. Zülkarneyn tam muttakidir. Yani tam Kuran ahlakına, tam Tevrat’ın, İncil’in ruhuna, İslam ahlakına tam uyan, İslam’a tam uyan muttaki bir insandır. Büyük İskender, malum yani. Ne alaka yani? Hiç alakasız insanlara, ”o mudur bu mudur?” demek yanlış, inşaAllah.
“Selamün Aleyküm Hocam. Yayın saatleriniz konusunda bana yardımcı olabilir misiniz? Çok seviyorum sizleri izlemeyi. Artık işe gidemeyecek hale geldim” diyor, maşaAllah. Ne yapsak bu bizim canlarımıza? MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:Ertesi gün banttan izleyebiliyorlar, Hocam.
SUNUCU:Harunyahya Tv’den.
ADNAN OKTAR:Evet, öyle yapsınlar. Ama onlar canlı yayın istiyorlar. Yani anında olsun istiyorlar.
OKTAR BABUNA:Şeyh Nazım’ın sizinle ilgili ifadesi var, okuyayım mı Hocam, İnşaAllah.
Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri’nin 1987 yılında yaptığı, sizin de olduğunuz toplantıda diyor ki; “Sabırlıların bir ötesi efendim, razılardan da yazılmış. Razılık da verildi ona, kendisine efendim”.
ADNAN OKTAR:“Rıza makamına kavuştun” diyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Ben kendime göre bir düşünüyorum. Bakıyorum, benim tahammül edebileceğim gibi değildi o.”
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:“O maşaAllah, gençti zamanında. O hizmeti tekmil etmiş. Arada askerlik hizmeti gibi, velayet erbabına böyle iftiralar geliyor. Size zarar vermemiştir o” diyor, MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:İftiradan da hiçbir şey olmaz, diyor değil mi? İnşaAllah. EvvelAllah. Başka?
OKTAR BABUNA:Bu kadar.
ADNAN OKTAR:“Velayet sırrı ile size velayet verildi. Velisiniz, ondan hizmet edeceksiniz. Kuran’ı bu asra uygun olarak, sana mahsus olarak, Kuran’ı bu asra uygun tefsir edeceksin. Sen açıklayacaksın. Bir tek sen görevlisin bu konuda. Bu asra, Kuran’ı tesfir etme görevi sadece sana verildi” diyor, Şeyh Nazım Hocamız. Ama hayrettir, çok büyük bir insan. Mesela ben, hakikaten benim bir hücrem var. Gerçekten mermerden oluşan, mermer kaplı bir hücrem var hakikaten. “Bir hücren olacak” diyor. Hakikaten ben Kuran’ı orada okuyorum ayakta, çünkü hakikaten yüksek yerde duruyor. “Sultan huzurunda durur gibi duracaksın” diyor. Ben zaten çünkü başka rahle yer olmadığı için orada okuyorum. Işık var, tam dediği gibi yani maşaAllah. Bu hayrettir, bu Hocamızın bu kadar şey bilmesi. Mesela daha kitaplar yoktu o zaman, bak “Kuran’ı tefsir edeceksin, açıklayacaksın ve özellikle bu gençliğe sunacaksın. Velayet sırrıyla sana bu görev verildi. Hz. Yusuf’un makamı da verildi” dedi.
OKTAR BABUNA:Filmi var Hocam, kendi sesinden.
ADNAN OKTAR:Bakayım.
ADNAN OKTAR:Hem dua etti, dua etti o zamanlar. “Hz. Yusuf’un makamını verilsin” diye dua etti.
VTR
ADNAN OKTAR: Çok acayiptir bu ifadesi. Bak “Peygamber huzurunda size rütbe giydirildi” diyor. Yani buradaki aslında her sözünü çok dikkatli incelemek lazım. Kelime kelime bakmak lazım. Ben iltifat olarak söylemiyorum. Gerçekten Kutbu-l Aktab. Yani iltifat etsem, ayrı bir iltifat ederim yani. Gerçekten öyle. Zaten tevazusundan anlaşılıyor, bakışlarından, üslubundan, samimiyetinden, sevgisinden. Kıyas yaparsanız anlarsınız. İnsan kendini şartlamazsa, baskı yapmazsanız kıyas yaparsanız hemen anlaşılır. Devam edelim.
VTR
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Hocam beni çok sever. Ben de onu çok severim, maşaAllah.
“Değerli Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun”, ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve beraketühü. “İnşaAllah Hocam sizin olacağını söylediğiniz bir şeyin olmadığını hiç görmedik, maşaAllah” diyor. “Son birkaç programınızda Hz. İsa (a.s.)’ı İstanbul’u bizzat gezdireceğinizi ve o güzeller güzelini kendi ellerinizle evlendireceğinizi söylediniz”. Evet, hem de en güzel kızla evlendireceğim, inşaAllah. O da bizim annemiz olacak inşaAllah. “MaşaAllah, siz söylüyorsanız bunlar Allah-u alem kesin olarak olacaktır, inşaAllah. O, olacak güzel olaylardan birkaçını daha bizlere anlatabilir misiniz, inşaAllah. Sevgiler ve saygılar”. Bir tane daha söyleyeyim, Boğaz’da da gezdireceğim Hz. İsa (a.s.)’yı. İnşaAllah. Ama daha var acele etmeyin, inşaAllah ama şimdi şüphelenir kardeşlerimiz. Derler ki; “sen Mehdi (a.s.)’yi gezdiremeyecek misin?” Onu da gezdireceğim. O da olacak yanımızda inşaAllah. Şimdi o eksik olursa olmaz. Değil mi? Onun da beraber ama Mehdi (a.s.) daha özgürdür onun için, Mehdi (a.s.) şu an zaten geziyor. Hadiste de var, diyor; “saraylara gider” diyor. Başka?
OKTAR BABUNA:“Bin dükkanlı çarşılara gider” diyor.
ADNAN OKTAR:“Büyük çarşılara girer” diyor. Bak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizesine bak. “Bin dükkan bulunur” diyor. Daha yeni yapıldı bu büyük çarşılar, değil mi? Efendim Kanyon, İstinye Park gibi büyük çarşılar. Yeni yapıldı ve “saraylara girer” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında saray var mıydı? Yoktu. Onun zamanında saraylar olacak. Nerede var? Bir tek İstanbul’da var saraylar. İslam aleminde İstanbul’dadır saraylar. Hepsi burada toplanmıştır. Büyük çarşılar da burada. Ama diyor, “gezecek halkın arasında” diyor. “Ama Hz. Yusuf (a.s.) gibidir” diyor. “Halk arasında gezecek. O, halkı görecek, insanları görecek ama halk, insanlar onu tanıyamayacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Tabii, o yüzden Mehdi (a.s.) zaten geziyor mübarek. Bizim ona ilave yapacağımız bir şey olmaz, inşaAllah. Ama Hz. İsa (a.s.)’nın zaten yanından ayrılmayacağı için Hz. İsa (a.s.)’yı gezdiriyorsak, mutlaka Mehdi (a.s.) de onun yanında gidiyordur zaten. Yani ayrısı gayrısı yok zaten. Söylememe dahi gerek yok, zaten beraberler inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam siz hastaneye girdiğinizde inşaAllah, dokuz ay sonra da biteceğinin bir garantisi de yok inşaAllah oraya girdiğinizde. Allah’ın dilemesiyle ölüm de gelebilir, şehitlik de gelebilir. Allah bir ayette şöyle buyuruyor Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “De ki: 'Siz bizim için iki güzellikten (şehidlik veya zaferden) birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de Allah'ın ya Kendi Katından veya bizim elimizle size bir azap dokunduracağını bekliyoruz. Öyleyse siz bekleyedurun, kuşkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz”, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, elhamdülillah. Bir daha oku ayeti.
OKTAR BABUNA:Şeytandan Allah’a sığınırım. “De ki: 'Siz bizim için iki güzellikten (şehidlik veya zaferden) birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz? Oysa biz de Allah'ın ya Kendi Katından veya bizim elimizle size bir azap dokunduracağını bekliyoruz. Öyleyse siz bekleyedurun, kuşkusuz biz de sizlerle birlikte bekleyenleriz”, inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Açıkla biraz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Siz bizim için iki güzellik” diyor, yani iki ihtimal var. Ya şehitlik ya zafer inşaAllah “birinin dışında başkasını mı bekliyorsunuz?” diyor. Bunlardan biri isabet eder. “Biz de Allah’in Kendi Katından veya bizim elimizle size bir azap dokunduracağını bekliyoruz”, müminlere verdiği zafer var inşaAllah. “Siz bekleyedurun, biz de sizinle bekleyenleriz”, inşaAllah, Hz. Mehdi (a.s.) ve talebeleri de, İslam ahlakı hakim olacak. Mutlaka zafer verecek Allah inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, inşaAllah, maşaAllah.
Ben bizi izleyen kardeşlerimizden üç şeye dikkat etmelerini rica ediyorum. Bir kere Darwinizm konusunda detaya girmeden, sadece iki konunun üzerinde durarak sürekli her yerde Darwinizme vuruş yapsınlar.
Bir; bir proteinin oluşması için en az altmış proteine ihtiyaç var. Bunu diyecek, bu kadar, başka bir şey ilave etmesin. Bakın, bir proteinin oluşması için altmış proteine ihtiyaç var. Bu ne demek? Sıfır ihtimal. Yani başka türlü protein mümkün değil olmuyor, imkansız. Altmış protein, protein için proteine ihtiyaç var dediğinde kitlenmiş bu. Üstelik de altmış protein, en az. Bir bunu anlatsınlar.
İkincisi; tek bir tane ara fosil yok.
Üçüncüsü; 350 milyonun üzerinde yaratılışı ispat eden fosil var. 350 milyon adet. Sadece bunu desinler, başka bir şeye gerek yok. Kahvede, yemekhanede, her yerde bunu söylesinler.
Müslüman kardeşlerimizle de karşılaştıklarında İttihad-ı İslam en büyük farzdır, desinler. Bakın sürekli bu var. İttihad-ı İslam, Müslümanların birleşmesi en büyük farzdır, bir. Yani Türk-İslam Birliği.
İkincisi Mehdi (a.s.) konusundaki şahs-ı manevi ile ilgili iddialar doğru değildir diyecekler. Onu da Bediüzzaman’ın izahlarından, benim saydığım altı, yedi tane örnek var, fazla vermeye gerek yok. Altı, yedi tane bilinen. Şimdi tekrar edeyim mi? Edebiliriz de gerekirse. Bunları versinler. “Buna ne diyorsunuz? Hocam” diyecekler. Bakın, netice almaya başladık. Yani her yerde çözülüyorlar. Yani şahs-ı maneviciler şu an panik haldeler. Her yerde çünkü her yerden bana haberler geliyor. Ve bana da sürekli haber göndermeye devam etsin kardeşlerimiz. Yani sürekli bilgilendirsinler, her yerden.
Üçüncüsü de İmam-ı Rabbani’nin bu Mektubatı’nda üçüncü bin yılla ilgili bir izah yok, ikinci bin yılla ilgili izah var. Cübbeli Ahmet, Osman Ünlü ve ona benzer birçok Hoca İmam-ı Rabbani ile ilgili doğru söylemiyorlar. Bunun üzerinde dursunlar. Çünkü bakın, “bin bittikten sonra ikinci bin yıl başlar” diyor İmam-ı Rabbani, “ikinci binde de Mehdi (a.s.) gelecek” diyor. Şimdi bunu açıkladığımızda onların hiç böyle kaçacağı, göçeceği bir yer kalmamış oluyor. Ama bir delil daha verirlerse 7000 yılla ilgili hadisi verip, “5600 yılı geçmiştir” diyor. 1400 ile 1500 arasında hiçbir vakit yok başka. Zaten ehl-i sünnet inancında olup da Suyuti’yi reddedecek adam yoktur. Suyuti’yi kabul edip de, Suyuti’nin o, 8 tane hadisini reddecek adam yoktur. Yani buradan konu bitiyor zaten. Bunun üzerinde çok dursunlar, anlaşıldı mı? Ondan sonra konu Allah’ın izniyle tamamdır, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam hastane görüntüleri var. Hocam tam anlayamamış olabilirler nasıl bir ortam olduğunu inşaAllah. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, bunlar bizim arkadaşlar o dönemde.
OKTAR BABUNA:Ben talebeyken gelmiştim Hocam. Daha da ağır, yani böyle bu kadar da değil inşaAllah. O sizin bulunduğunuz yer.
ADNAN OKTAR:Evet, elektroşok benim yanımda da yapıyorlardı, yani sürekli görüyordum ben elektroşoku. Evet, bizim mekân, 14-A nın bahçesi, o taraflar. Sürekli hakikaten sokakta yatıyorlardı böyle, içerde de öyle. Zaten üç yüz kişi vardı benim bulunduğum yerde. Benim bu bahçeye çıkmam bile lükstü benim için, buraya çıkmam da yasaktı. Arada sırada çıkabiliyordum yani artık düşünün. Yalnız tedirgin olan olursa bakmayabilir seyircilerimizden. Bazısı rahatsız oluyor, onun için şey yapmayalım.
OKTAR BABUNA:Hocam o deminki ayette iki ihtimal diyor Allah inşaAllah; “şehitlik ve zafer”. Sizin çıkıp çıkmayacağınız da belli değildi. Allah sizi çıkarttı ve müthiş bir zafer verdi dünya çapında maşaAllah, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, elhamdülillah.
Bir kardeşimiz diyor ki, Hocam; ”Sevgili Hocam siz akıl hastanesindeyken dua eden üç veliyullahtan biri de Said Nursi Hazretleriydi. Ama üçüncüsünü bilmiyorum” diyor. Üçüncüsünü de ben biliyorum, inşaAllah. Sonra söylerim inşaAllah, ama çok iyi bildiğiniz birisi, yani herkesin çok iyi bildiği bir mübarek zat inşaAllah, evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam bir şey daha söyle.
OKTAR BABUNA:İmam Suyuti’nin hadiste Peygamberimiz (s.a.v.)’in “İçinde bir çarşısının, her bir çarşıda da bin dükkânın bulunduğu bir şehre gelir” diyor inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, Mehdi Aleyhi Rıdvan öyle halk arasında gezecek.
OKTAR BABUNA:Diğerini de söyleyeyim mi, diğer hadisi. “Ali'nin Rabbine andolsun ki hüccet (Hz. Mehdi (a.s.) ayakta olacak, dünyanın yollarında yürüyecek, evlere ve saraylara girecek bu yerin doğusunda ve batısında gezecek, sözleri duyacak, cemaate selam verecek, görecek ama vaat edilen zamana ve gökten şu ses gelene kadar bilinmeyecek.” Şeyh Muhammed bin İbrahimi Numani.
ADNAN OKTAR:Evet, Allah’ın evliyası Hz. Mehdi (a.s.)’dir denilinceye kadar inşaAllah. Gökten de; işte radyodan, televizyonlardan inşaAllah, odur inşaAllah.
Bir de soru sorarken kardeşlerimiz kilitleme metodu kullansınlar, o çok önemlidir. Yani onun kaçabileceği böyle rahatça tevil edebileceği gibi değil, hiç kaçıp kurtulamayacağı gibi sorular sorsunlar. Bediüzzaman ile ilgili soru sorarken de, İmamı Rabbani ile ilgili, hadislerle ilgili sorarken de Ahir zaman... Daha önce söyledim. Bakın, Hocam diyecek; ”Kâbe baskını ve Kâbe’de kan akıtılması, Kabe yolunun kapanması kıyamet alametleri olarak, Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametleri, büyük Hz. Mehdi (a.s.) çıkış alameti olarak var mıdır?” Evet, var evladım derse. “Hocam bu tarihte hiç olmuş mu?” diyecek, hiç olmuş mu? Olmadı derse götürsün Türkiye Gazetesi’ni, Hürriyet Gazetesi’ni, Milliyet Gazetesi’ni, bütün gazeteler yazmıştı. “Kâbe’ye baskın”, çok fazla sayıda insan orada öldürüldü ve hac yasaklandı, aynı hadise uygun olarak, Cemretül Akabe üzerine de hacıların kanları aktı, aynısı oldu. “Bu haberde belirtilen olay daha hiç olmadı, bir kere oldu” diyecek. “Hadiste de belirtilen olay aynısı, bu olay o olay olabilir mi, Hocam” diyecek. Hayır, bu olay, o olay değildir diyorsa elini öpüp gitsin yanından, anlamış demektir.
Yani o kadar kolay tekniklerle, o kadar sıradan tekniklerle yanlış konuşuyorlar ki kardeşlerimiz. Onları etkisiz hale getirmek çok kolay. Pasif metotlarla olmaz, akılcı ve kilitleyen metotlarla onların bu doğru söylememe sanatını durduracağız, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam, bu söylediğiniz hadis Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, “Onun çıkacağı yıl insanlar Hacca başlarında bir emir bulunmadan gidecekler”. Bir kere “halife yok” diyor Peygamberimiz (sav), bir. Hep birlikte Beyt-i Şerif'i tavaf edecekler, sonra Mina'ya indiklerinde, köpekler gibi birbirine saldıracak, hacılar soyulacak, kanlar Akabe Cemresi’nin üzerine akacak”. Bu bir tanesi başka öbür hadislere de geç.
OKTAR BABUNA:Dönemin gazete haberleri Hocam,
ADNAN OKTAR:Bak, “Kâbe’de silahlı saldırı”.
OKTAR BABUNA:79’da.
ADNAN OKTAR:Aynısıdır, bir kere oldu.
OKTAR BABUNA: ”Harem-i Şerif’e vaki saldırı lanetlendi” bir tane daha hadis var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir tane daha var hadis onu da oku.
OKTAR BABUNA:Buluyorum Hocam inşaAllah, “Ramazan'da bir seda olur. Şevval'de de bir seda olur. Zilkade'de kabileler birbiriyle çarpışır. Zilhicce'de hacılar talana uğrar. Muharrem'de gökten şöyle nida olur. "Dikkat ediniz. Filan kimse Allah'ın halkının hayırlılarındandır. Onu dinleyiniz ve ona uyunuz." (Ramuz El Hadis, 2/518-5)
ADNAN OKTAR:Bak Zilkade ayında, kabileler savaşır, hacılar kaçırılır... Evet, mesela tam Zilhicce’de harp vaki oldu hakikaten. Zilkade'de harb konuşmaları, ve hacılar soyulacak, kanları (Cemretül Akabe) üzerine akacak. (Kıyamet Alametleri, s. 166) aynısı bak, aynısı oldu.
OKTAR BABUNA:Bunlar da gazete haberleri Hocam inşaAllah, 1987 yılı.
ADNAN OKTAR:Bir kere oldu ve hac yolu engellendi, “hac yolu engellenecek” diyor hadiste, hac da engellendi.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah, maşaAllah. Bunlar da internet sitelerinden, daha çok bilgi alabilirler Hocam inşaAllah. psikolojiksavasyontemleri.com sitesine girerlerse orada hem hastaneyle ilgili hem diğer konularla ilgili bilgi alabilirler. Ayrıca bav-savunma.org da da bütün bu bahsettiğiniz konularla ilgili bilgi var Hocam inşaAllah, hukuki konularla.
SUNUCU2:Vallahi doğrusu bu gördüğüm şeylerden sonra kesinlikle çok duygulandım ve sormak istediğim şey dokuz ay boyunca o hastanede kaldığınızda...
ADNAN OKTAR:On ay.
SUNUCU2:On ay daha doğrusu, yani hiç nasıl bir yani insan sonuçta normal bir insan baktığı zaman bu görüntüleri çok duygulanır, çok etkilenir ve sizin gibi bir insan hani on ay orada kalınca.
OKTAR BABUNA:Hocam normal insan oraya girdiğinde sağlam çıkamaz. Allah’ın dilemesi dışında.
SUNUCU2:Hakikaten yani iyi bir zihinde olduğunuzu hakikaten yani şu anda görüyorum ne kadar güçlü insan olduğunuzu, bir daha anlıyorum kesinlikle.
OKTAR BABUNA:Tıp Fakültesi öğrencileri Hocam akın akın doktorlar sizi görmeye geliyorlardı. Hatta şöyleydi Hocam inşaAllah, ben o sırada son sınıf öğrencisiydim, staj yapılıyordu, Bakırköy Akıl Hastanesi stajı vardı. Normalde kimse gitmiyor oraya hiçbir öğrenci ve devam veriyorlar Hocalar, anlayış gösteriyorlardı. Hocamız orada diye ismi duyulmuştu diye inşaAllah, bütün gazetelerde de çıkıyordu. Herkes Hocamızı görmeye gidiyordu. Biz de grup halinde gitmiştik ve grupta tek dindar bendim, diğer bütün arkadaşlar solcuydu Hocam, ateist çocuklardı böyle. Ben, Hocamızı ziyarete giderken hatta aklımdan şu geçti Hocam, estağfurullah saygısızlık edebilirler siz dindar bir insansınınız diye. Sizin karşınıza geldik Hocam. Bizi karşıladınız orada böyle. Bir süre konuştunuz böyle yarım saat olabilir tam hatırlamıyorum süresini. Hocam ben inanamamıştım onların saygısına, size olan hürmetlerine. Hocam bir soru sorabilir miyim diye böyle parmak kaldırıyorlar ki normalde konuşulamayan insanlardı dini konularda böyle. Siz yarım saat neşenizle, ahlakınızla, sabrınızla orada. Hayatım boyunca hiçbir zaman unutamadım Hocam.
ADNAN OKTAR:Kitap dağıttım orada, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yahudilik Masonluk kitabını dağıttım.
OKTAR BABUNA: Orada ahlakınıza şahit olduk biz Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ondan sonra doktorların gelmesini yasaklamışlardı, tebliğ propaganda yapıyor diye.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam, ne yapalım biliyor musun, şimdi sahura insanlar hazırlık yapacaklar, vakit de dar. Kardeşlerimiz böyle oruçlular maşaAllah, onları bekletmeyelim. Biz gidelim, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sizin anlattıklarınıza doyum olmaz ama Hocam, inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...