SUNUCU 1: İyi akşamlar sayın seyircilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Gaziantep Olay Tv, Çay Tv, Nevşehir Keyif Fm 92.7, Bingöl Fm 102.0, Iğdır Tv, Erzurum Süper Kanal 99.9, Adana Ceyhan Crt Tv ve Radyo, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Mardin Kanal 47, Sakarya Kanal 54’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programında yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza, bilmediğiniz merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Buyurun Hocam. Nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR:Sen soru sor bakalım, haydi.
SUNUCU 1: “Değerli Hocam, hadislerde Hz. Mehdi (a.s.)’nin kutsal emanetlerden olan Tevrat’ı bulacağı müjdeleniyor. Bu ayette de Allah buna işaret ediyor olabilir mi Hocam? ‘Andolsun, Biz Musa’ya kitabı vermiştik; böylece sen ona kavuşmaktan kuşku içinde olma. Biz onu İsrailoğulları'na bir yol gösterici kılmıştık’, Secde Suresi 23. Batuhan Güçlü”.
ADNAN OKTAR:Batuhan yaman. “Böylece sen ona kavuşmaktan kuşku içinde olma. Biz onu İsrailoğulları'na bir yol gösterici kılmıştık”, evet çok ilginç buradaki ifade. Hakikaten hadislerde Mehdi (a.s.)’nin Tevrat’ın orijinalini bulacağı söyleniyor. Ama Kuran’ın bu ayetindeki bu ifadeye pek dikkat etmemiştim, bu yönüyle. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun, Biz Musa’ya kitabı vermiştik; böylece sen ona kavuşmaktan kuşku içinde olma”, tabii onu daha detaylı bir inceleyelim. Yarın söylerim inşaAllah. Arapça kelimelere harflerine kadar ayırarak, hecelere kadar ayırarak, teknik inceliyoruz incelerken, inşaAllah. O şekilde bakalım.
“Sevgili Hocam, Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri’nin Hz. Mehdi (a.s.) hakkında yaptığı bir konuşmasını dinledim. ‘Ya sahibi zaman yetiş, imdadımıza yetiş. Peygamberin müjdecisinin ya seyidi, Peygamberimiz (s.a.v.)’in müjdesi yakında zuhur edeceğini ümit ediyorum’ diye dua ediyor. Hocam söylediğiniz gibi Mehdi (a.s.) çıktı, inşaAllah Allah talebesi olayı nasip etsin” diyor Elif Hanım. Şeyh Nazım Hocamız’ın talebeleri açıkladılar. Mehdi (a.s.)’nin şu an hayatta olduğunu ve bunu Şeyh Nazım Hazretleri’nden dinlediklerini, bu bilgiyi ondan aldıklarını ifade ettiler. Her yerde de anlatıyorlar. Ama “zuhur edip görüntü olarak daha ortaya çıkmadı” diyorlar. “Yoksa bedenen cismen şu an faaliyette” diyorlar. Bunu açıkladılar. Onu da yayınladık defalarca yayınladık inşaAllah.
“Hocam geçmiş röportajlarınızdan birinde sevgi ve heves arasındaki farkı çok güzel anlattınız. Allah rızası için olmayan bir sevginin gerçek sevgi olmayacağını söylediniz. Hocam birçok kişi içten içe söylediğinizin doğru olduğunu bildiği halde kendilerini kandırıyorlar. Hocam böyle kişiler başlarına ciddi bir olay gelmeden, önemli bir hastalık veya menfaat çatışması yaşanmadan bunu anlayacak gibi görünmüyor. Bu konuyu böyle kişilerin vicdanlarını uyaracak şekilde nasıl anlatabilirim?” diyor Yelda Hanım, Yelda Başar. Şimdi kültür çeşitleri vardır insanlar içerisinde böyle şahsiyet, kişilik çeşitleri vardır. Böyle bir ilkel kültür vardır. Cahil geri kültür vardır. Geri kültürün sanat anlayışı da geridir. Zevk anlayışı da geridir. Üslup anlayışı, her şeyi geridir. O apayrı bir alemdir. Yani ona çeşitli isimler verirler halk arasında. Mesela bir kültür vardır argoda mesela maganda kültürü denir. Magandanın yemek yemesi ayrıdır. Kıyafeti ayrıdır, üslubu ayrıdır, değil mi? Zevkleri ayrıdır. Ama magandanın da maganda sevgilileri olur. Ona göre evlendiği kadın da olur, maganda kadın da olur. Yani birbirine denk düşüyorlar. Argoda çok isimler var mesela hanzo derler mesela. Kadın da hanzo olur, erkek de hanzo olur. Birbirlerine tam uygun düşüyorlar o şekilde. Mesela aşktan bahseder ama bir kısmı yerli filmlerde gördüğü aşkı taklit eder. Mesela ağacın etrafında döner, bir şeyler yapar böyle. Özel kelimeler seçer. Onu kendince etkilediğini zanneder. Kontrol altına aldığını zanneder. Halbuki seçerken hayvan pazarından hayvan seçer gibi seçer. Mesela insan hayvan seçerken neye dikkat eder? Hayvanın dinç olmasına dikkat ediyor, genç olmasına, sağlıklı olmasına dikkat eder, dişlerini kontrol eder. Değil mi? Bu onun işine yarar mı yaramaz mı? Ona bakar. Şimdi iki tarafta birbirinde onu bir kontrol ediyor önce. Olayda sağlamlık var mı? Ama en önemlisi mesela hayvan alırken en önemlisi çift sürer mi, hayvan güçlü mü, kuvvetli mi? Tarlayı iyi sürer mi? Ne gelir getirir? Ne kadar süt verir? Sağmal mı? Ona bakar. Şimdi kadın da adamın sağmal mı değil mi ona bakıyor. Yani ondan ne kadar süt çıkar? Ne kadar gelir getirir? O da ondan ne gelir getirebileceğine bakıyor? Şimdi bu kültür içerisinde iki tarafta birbirini kandırdığını zanneder. Çünkü erkekler genelde o tarz erkekler kendini çok akıllı, yaman, kurnaz, tilki gibi kurnaz çok oyuncu görürler. Kadın da onu çok özür dilerim, argo tabiriyle tam bir avanak olarak görür böyle. Avucunun içine aldığını. Onun hassas yönlerini yakalar mesela nereden onu etkileyeceğini mesela ünlü bir artiste benzetir onu ünlü bir kişiye benzetir. O dağılır orada bir anda yani böyle. İlk defa böyle bir şey gördüğünü, olağanüstü etkilediğini, aklının, zekasının, yeteneğinin diğer yönlerinin olağanüstü olduğunu. Ve ilk defa onda oluştuğunu söyler. İnsanda da kendini beğenmeye karşı eğilim olduğu için, zaafı olduğu için biraz direnmek ister ama direnemez öyle tipler. Küt diye düşer. O düştükten sonra o ikinci adıma başlıyor. Daha da olaya örümcek gibi onu ağlarını sarmaya başlar. İşte şu yönden üstünsün, bu yönden üstünsün. Enaniyetini gittikçe kabartmaya başlar. Çünkü enaniyet gelişmeye müsait bir iç güçtür. İnsanın iç gücüdür. Yani öyle bir güdüsü vardır insanın. Zayıf insanlarda enaniyet eğer beslenirse gelişir. Karşı taraf da bunu sürekli geliştirdiği için mesela tavrıyla bilmem nesiyle. Mesela diyor ki; “çok şahane oturuyorsun sandalyede” diyor. Durduk yere, halbuki klasik maganda yani. “Mükemmel oturuşun. Yürümen, dehşet” diyor. Mesela bir espri yapıyor yerlere yatıyor. Halbuki çok ilkel ve basit oluyor ama. Muazzam diyor onu ona inandırıyor. Ondan sonra aile devreye giriyor. Babası devreye girer, annesi devreye girer. Yani onun avın kaçmaması için ve sağlam olması için. Mesela babası ayrı tekniklerle onu kandıran bir üslup içerisinde olur. O da onu çok beğendiğini, delikanlı genç olduğunu. Annesi çok şefkatli, sana şunu pişirdim, bunu pişirdim. Bir anda sıcak bir aile ortamında olduğunu yani evliliğin zaten oluştuğunu görür. Yani bir nevi oluşmuş sadece imza atılmaya kalmış geriye. Ondan sonra işte evlendiğinde neler alacağını, babası işte sana sağlayacağım araba olacak, ev olacak veyahut “benim çevrem var. Şunları şunları şunları tanırım” diyor. O beyninde artık o rüya gittikçe gelişmeye başlıyor. Sık telefonlar açarak, sık arayarak da sürekli onun beynini uyarıyor. Aklı zayıf olduğu için bir kısım insanların. Sık arama onu uyararak sürekli ayakta tutar. Dikkatinin dağılmasını engelliyor. Sürekli hatırlatıyor yani. Böylece sistemi iyice geliştirir. En sonunda da mutlu sonla neticelenir. İmzayı attıktan sonra o karşısında bigudilerle falan işte paçalı bir kıyafetle çıkıp gerçek kişiliğini gösterir. Bu sefer yırtık, saldırgan, kaba, hakaret eden... Babasının tavrı, annesinin tavrı da değişir. Ondan sonra ezme safhası gelir. Onun aşağılanması ve kontrol edilir hale gelme safhası. Hatta bazen bilinir böyle onun öyle hayvan gibi olması da istenir. Yani yük taşıyan bir hayvana benzemesi istenir. Bir kısım anneler bilir bunu yani. Ne kadar aşağılanırsa, ne kadar ezilirse o kadar iyi kontrol altına alınacağı düşünülerek iyice aşağılanır. O da artık çocuk ve kadın arası bir karaktere bürünür artık o ezilmenin şiddetiyle. Ondan sonra da o zaten zararsız bir mahluk olduğu için onunla hayatını devam ettirir kadın. Nefret eder, tiksinir, gıcık olur, aşağılık görür ama onunla devam eder. O da tabii ona tahakküm ettiği için onu ezdiği ve aşağıladığı için ondan nefret eder, ama gidemez artık. Karşılıklı bir çıkar ilişkisi oluşmuştur. Çocuklar olur mesela hemen süratle hamile kalır. Böyle bir kültür vardır. Bunun üst kültürleri vardır. Daha alt kültürleri vardır. Daha ilkel yapıları vardır. Ama genelde bir kandırma üzerine kuruluyor sistem inşaAllah.
Mesela genç kıza babası BMW alıyor bazen. Şimdi bu ne demektir? En az Mercedes’i olan bir damat bekleniyor demektir. Yani çünkü oltaya balık taktıysa, küçük bir balık taktıysa büyük bir balığı yakalamak için takılıdır. Yani değil mi? Başka türlü olmaz. Mesela niçin diyorum soruyorum bazen. Niye okuyorsun? “İşin doğrusu, bu kalitede tahsili bitmiş birisiyle evlenebilmek için” diyor. Yani “amaç bu” diyor. Mesela ev alıyorlar. Evi olmayan birisinin almayacağı belli. Daha iyi bir ev olması lazım. Dolayısıyla ortada bir şirketleşme ve küçük bir anonim şirket havası görülüyor. Anonim şirket kuruluşu gibi. Yani iki ailenin bir şirket kurması, şirket ortaklarının imza atmasıyla anonim şirket kuruluyor. Karşılıklı menfaat. O ona bir menfaat sağlıyor. O ona menfaat sağlıyor. O tanıdıklarını çevresini onunla tanıştırıyor. Oradan ticari bir şey yapıyor. O ona karşı tarafı tanıtıyor. O da oradan bir şeyler sağlıyor. İki taraf birbirinin malını üzerine geçirmek için derdine düşüyor. Mesela kadın hemen evleri üzerine yaptırmasını istiyor. Arabayı üzerine yaptırmasını istiyor. Yaptırmayınca zaten kadında bir nefret oluşuyor. “Güvenmiyor zaten” diyor. Ama yapıldıktan sonra da ertesi gün bir bakıyor adam kapı böyle rüzgarla açılıp kapanıyor. İçeride hiçbir şey kalmamış, eşyalar falan. Bu çok yaygın bir felakettir.
Şu anlattıklarım yüzlerce insan modelinden, yüzlerce karakter modelinden çok küçük bir bölümdür. Dolayısıyla ilkel, samimiyetsiz bir sevgi anlayışı oluyor. Mesela bazı genç kızlar görüyorum. Diyor ki; “ben seni çok seviyorum” diyor delikanlıya falan. Bakıyorsun başka birisine de aynı şeyi söylemiş. O da aynı çizgide. Telefonunda mesela 20 kişi, 10 kişiyi aynı anda idare edebilecek bir güce sahip olmuş. Öyle bir organize tavır içerisinde ve çok zekice davrandığı için onu ona karıştırmıyor, onu ona karıştırmıyor. Hepsi de kendini tek muazzam ve müthiş zannederek yollarına devam ediyorlar. Yani böyle ilkel komik, gülünç bir hayat anlayışı da ayrıca var. Bu da çok bilinen bir şey, değil mi? Mesela gençlerde de beylerde de oluyor. Mesela kıza diyor; “ben bir tek seni seviyorum, böyle bir şeyi ilk defa gördüm” diyor. Bakıyorsun bir tane daha var. Bir tane daha var. Bir tane daha var. Ama yüzünde en ufak bir mimik oynaması olmuyor. En ufak bir hata açık vermiyorlar. İki tarafın da aynı özelliği oluyor. İki taraf da birbirini çok ustaca kandırdığını inanıyor. İki tarafın da özellikleri aynı oluyor aslında. Bu da bir hayli yaygın.
Bakın gerçek sevginin olması için, bir kere şahsın mutlaka Allah’tan şiddetli bir şekilde korkması lazım, bir. Allah’a gerçekten inanması lazım iki, tam anlamıyla inanması lazım. Dünyadan geçmiş olması lazım, üç. Ki, Allah’ın himayesine girsin o, Allah’ın kontrolüne girsin. Allah her şeyi kontrol eder de Allah’ın onu sahiplenmesi mümkün olsun. Allah bir insanı sahiplenmediyse, yalnız bıraktıysa o sadece debelenen bir mahluk haline gelir. Sadece debelenir dünyada yani sürünür ama yaşadığını zanneder. Allah sahiplenirse Allah karşısına gerçekten seveceği, gerçekten hoşlanacağı insanlar çıkartır. Mesela kadınsa ona göre erkek çıkartır, erkekse ona göre karşısına kadın çıkartır.
Bir kere çok vefalı olurlar, gerçek vefa. Çünkü vefa yoksa çok korkunç bir durum vardır. Vefasız bir insan kalleştir, alenen kalleştir vefasız. Sadakat olmaz, sadık olmaz rahatça harcar. Şefkatli olmaz mesela kadın çelikten oluşan bir şey değil ki hastalanabilir, grip olur, nezle olur, kanser olabilir, sakatlanabilir. Şefkat, onu her halükarda koruma demektir. Her halükarda. Mesela kadın kanser oluyor hemen boşanıyorlar. Erkek kanser oluyor hemen boşanıyorlar. Deliler gibi birbirimizi seviyoruz diyorlar gazetelerde görüyoruz biz. Çılgın fotoğraflar, kar topu oynuyorlar, artistik hareketler, kumda kovalamacalar. “Mutluluğun tablosudur bu” diyor, falan. Sonra iki ay sonra diyor ki; “adam kanser olmuş” diyor. Hastanede yine böyle şefkatli bir manzara ama biraz sonra, “aramıza bir kara kedi girdi galiba” diyor. O da ne demekse? “Ondan sonra aşk bitti” diyor. Desene, öküz öldü ortaklık ayrıldı desene, değil mi? Bir şey yok zaten olan bir şey yoktuki bitsin yani. Menfaat vardı, öküz öldü ortaklık ayrıldı diyeceksin. Tabii hasta olan kardeşlerimizi tenzih ederim. Ben kalleşlik olarak görürüm. Bir insanı hastalığından dolayı terk etmek çok acımasız bir harekettir. Çünkü aynı şeyin kendisine yapılmasını istemez insan, değil mi? Çok büyük bir zulüm. Kendisine sorsan, diyorsun; ”sana yapılmasını ister misin?”, “kesinlikle istemem” diyor. “Sen niye yapıyorsun?”, “oluyor işte” diyor. Olmaz öyle şey.
OKTAR BABUNA: Ben hastayken tedavi olurken o kadar çok gördük ki Hocam bu söylediğinizi. Bizzat şahit olduk inşaAllah. Böyle genç evliler oluyordu mesela dediğiniz gibi evlenmiş çok yani somut olaylardan bahsediyorum. Eşi hastalanmış, karısı kanser 8 ay sonra başlıyor evlilikten diyelim. Kocası birkaç ay kalıp, kaçıyordu hemen. Hemen bırakıp gidiyordu bu çok oldu. Ya da tam tersi. Kocasıysa o şekilde. Annesi, babası bıraktıklarının kardeşlerinin aynı şekilde.
ADNAN OKTAR: Anında terk ediyorlar. Çok korkunç acımasızlık. Halbuki insan Allah’ın emaneti. Senin eşin ama aynı zamanda evladın gibi yani, değil mi? Annen gibi yazık ona. Ne demek? Hem de hasta haliyle bırakıyorsun yani dehşet verici bir olay bu. Ölüme terk ediyorsun, uçurumdan atmış gibi bir şey. İnsan nasıl kıyar ona? Çünkü Ahiret arkadaşı olarak evlenmişsin onunla, Ahirette sonsuza kadar beraber olmak için evlenmişsin. Hani Ahiret arkadaşlığın? Değil mi? Sen demek ki dünya arkadaşıymışsın. Ahiret arkadaşı olsan sonuna kadar bırakmazsın. Mümin evlenirken, mesela Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hanımlarıyla evlenirken 60 yaşında Peygamberimiz (s.a.v.) 60-62 yaşında iken genç hanımlarla evleniyordu. Ahiret arkadaşı olarak evlendiler, inşaAllah, değil mi? Hem dünya, hem Ahiret arkadaşı olarak. Ne oldu? 1400 sene geçti üzerinden, yoklar annelerimiz toprağın altındalar ama Cennette birlikteler, inşaAllah. Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ben Hocam hastalandığımda sizin yanınıza geleli 3 ay olmuştu. Daha o anlamda yeni tanışıyordunuz benimle. 6-7 sene süren tedavim boyunca her gün ilgilendiniz, dünyayı ayağa kaldırdınız. Birazcık uyumlu kemik iliği yok diye, böyle 6’da 5.5 uyumlu diye. Ki annemin babamın terk ettiği dönemde. Her yönden madden manen sahip çıktınız. Bir de yaşayacağımın hiçbir şeyi yoktu. Çünkü yaşayan tek hastayım. Herkes “öleceksin” diyordu. Bütün ilginizi bana harcamıştınız Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, sabahtan akşama kadar bu konuyla ilgilendik o zamanlar. Babası çıktı televizyona Cevat Babuna Hoca “ben para veremem, vermeyeceğim” dedi. Çünkü “bu mutlaka ölecek” dedi. “Ölecek bir adama ben niye para vereyim, ben” dedi. Bunu duyunca biz “aman Allah’ım” dedim. Var gücümüzle artık Oktar’a ilik bulmak için bütün dünyayı ayağa kaldırdık. Amerikası, Hindistan, Pakistan, Rusya, Çin her nerde varsa her yeri ayağa kaldırdık. “İlla ki, ilik bulacağız dedim. Dediler ki; “% 99,5 bulduk” dediler. “Olmaz, %99,99 tam uyacak, tam net” dedim. Aradılar aradılar “bir tane bulduk” dediler. “Bu da olmaz” dedim. Yine daha ileri yakınlıkta buldular. En son dediler ki;” tıpa tıp bulduk” dediler. “Şimdi olur” dedim. Buyurun Hocamız karşınızda. Bu hastalıktan yaşayan hiç kimse yok. Dünyada yaşayan hiç kimse yok, bu hastalıktan inşaAllah. Mesela babanın sözüne uymuş olsak, yoktun sen.
OKTAR BABUNA: Beni terk etmişlerdi. Siz akrabaları eve topluyordunuz Hocam o dönemde. “Akrabalardan bulma ihtimali daha yüksek” demişti doktorlar. Hocamız da hemen akrabaları eve çağırın, bir arkadaşımızı göndermiştiniz. Kan toplaması için hastaneye gitmesinler diye. Babamı aramıştık eve akrabaları çağırmaları için bize telefonda, “akrabalar bunun için rahatsız edilir mi? Siz manyak mısınız?” diye bağırmıştı telefonu kapamıştı Hocam.
ADNAN OKTAR: Akrabalardan niye arıyorsunuz diye acayip kızmıştı Cevat Hoca.
OKTAR BABUNA: Siz tabii dinlemediniz, soy ağacı çıkarttırdınız 400 akraba buldunuz. Kimi Almanya’da kimi Eskişehir’de çıktı hepsinden aldırttınız.
ADNAN OKTAR:Teker teker takip ettim, inşaAllah. Hakkımızda dava açıldı, “açılsın, isterse müebbet versinler” dedim. Bir adam gözümün önünde ölecekse ben ona müsaade eder miyim? İnşaAllah. Bir adamın, bir insanın ölmesi mi, müebbet mi deseler bana. Müebbeti kabul ederim ben. Niye kabul edeyim öyle bir şeyi? Değil mi? Nitekim de “Titan davası gibi” dediler. Osman Hoca çıktı, o zaman Sağlık Bakanı’ydı. Titan saadet zinciri olayları gösterdi böyle. İhbarda bulundu “emniyet, polis harekete geçsin” dedi. Nitekim hakkımızda dava açıldı. Üç büyük soruşturma açıldı, takipsizlik aldı inşaAllah. Ben biliyorum böyle bir şeyle karşılaşacağımı. Onun için dedim ki; “aman bunu yaparken, tükenmez kalem dahi hediye etseler sakın almayın. Ve her şeyi evraklı makbuzlu yapın. Her şeyin belgesini alın” dedim. Hakikaten hepsinin belgesi vardı. Hakikaten ibraz edince konu bitti.
OKTAR BABUNA:Annem de Amerika’ya çağırmıştık. Bana kızkardeşlerim bakıyordu. Siz yanıma göndermiştiniz inşaAllah. Allah razı olsun sizin ahlakınızla ahlaklanmışlar. Çok güzel baktılar. 1 hafta annemi çağırdık, Amerika’ya Hocam gelip 1 hafta baksın kızkardeşim de nefes alsınlar. Türkiye’ye gelip rahatlasınlar diye. Telefonda bana “işim var” demişti Hocam. İki gün sonra Bodrum’a gittiğini öğrendik, işi oymuş inşaAllah. Hiç gelmedi 6 sene sürdü tedavim benim. Bir kere gelmedi. Yani bir insan ölmeden önce son kez bir göreyim de diyebilirdi, onu bile demedi Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi de sahip çıkıyor havasında gördüğüm kadarıyla.
OKTAR BABUNA:Siz sahip çıktınız. Benim hayatta kalmama vesile oldunuz Hocam. Yaptığınız bakımla madden ve manen her gün ilgilendiniz Hocam, her aşamasıyla. Ki beni tanıyalı 3 ay olmuştu Hocam hastalık başlayalı.
ADNAN OKTAR: Bizi ne kadar çok yerden seyredenler var, hay maşaAllah. O kadar çok yabancı ülkeden yazı geliyor ki inşaAllah.
“Selamün aleyküm Hocam, ben Hamza Safarov. Allah sizden razı olsun. Etrafınızdaki sunuculardan ve ağabeylerden de” diyor. Ve aleyküm selam ve rahmetüllahü ve berakatühü. “Hocam, ben size inşaAllah, Şeyh Adil El Kıbrısi Hazretleri’nin size gönderdiği eşyaları ile ilgili soracağım. Hocam, o eşyaların manası nedir? Onu açıklar mısınız lütfen? Bir de bunu inşaAllah, seslendirmeseniz olur. Kıbrisi Hazretleri’nin size söylediği söz nedir?” Bu detaylara girmesinler. Bunlar ayrı konular, inşaAllah. Biz Kuran’a uyuyoruz, sünnete uyuyoruz. İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti için, Türk İslam Birliği için gayret ediyoruz. Bütün milletimizin rahat, huzur içinde, bereket bolluk içinde olmasını, kardeş olmasını istiyoruz. Bölünmenin olmasını istemiyoruz. Bunlar, bu kadar detaya gerek yok. Yazık yani. Bu bizim muazzam vaktimizi alır, böyle şeyler. Yani boğuluruz detayda. Burada şeytanın oyununa gelmesin kardeşlerimiz. Mesela Kudüs’ün giriş kapısında sağ tarafta bir taş var, taşın altında bir yazı var. O yazıdaki virgül atlanmış. Ne demek bu? Şimdi kardeşim biz böyle binlerce onbinlerce milyonlarca konuya girersek, felç oluruz. Ne gerek? Ana konular varken, çok hayati konular varken. Böyle konulara girmeye gerek yok. Ama Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Hocamız’ın göndermesi, sevgisinden, muhabbetinden. İnşaAllah sevgisini ifade eden bir şey. Takkesini, sarığını gönderdi, maşaAllah. O bir sevgi alametidir. Sürekli sevgisini ifade ediyor, zaten. Dua etmiş, mesela “Allah heybetini artırsın” diyor, “Allah muvaffak etsin” diyor. Sık sık dua eder. Sevgisini ifade eder. Bu bir sevgi gösterisidir. Bir de Hocamızın en makbul hediyesi odur zaten, değil mi? En güzel hediyelerinden birisi de odur. Müslüman’ın Müslüman’a hediyesi o tarzda olur. Ya Kuran’ı hediye eder. Mesela bir şeyh efendinin, bir mürşidinde en güzel hediyesi, sarığını, takkesini göndermesidir, çok güzel. Ben de başka şeyh efendilerin takkeleri de var. Tabii ben tek tek saymıyorum, inşaAllah. Onlar hediye ettiler, maşaAllah, Allah razı olsun, inşaAllah.
En dikkat edilecek şey, dikkati tam ilgili yere teksif etmektir. Mesela, kardeşlerimize söyledim. Televizyona çıkıp Müslümanlara doğru olmayan bilgileri gözlerinin içine baka baka söylüyorlar. Bir kişi var karşısında şakır şakır anlatıyor. Yine anlatıyor, yine anlatıyor, yayınlıyor ve bunun karşısına bir kişi çıkıp da “Hocam, sen yanlış söylüyorsun” demiyor. Dese bile mesela, Hocamız diyor ki çıkıp mübarek, “İmam Rabbani Hazretleri, 1000 yıldan sonra Hz. Mehdi (a.s.)’nin geleceğini söylüyor. Kendisi de 1000 yılından sonra gelmiştir” diyor. Hazreti İsa (a.s.)’nın da 1000 yılından sonra geleceğini söylüyor. “İmam Rabbani’den nakledilmiştir” diyor. “Buradan anlıyoruz ki Hz. Mehdi (a.s.) üçüncü bin yılın müceddidir” diyor. Kardeşim, Hocam, değerli mübarek Hocam, elini ayağını öpeyim, yapma. 1000’den 3000’e nasıl çıkıyorsun birdenbire? Bu mesela çok harika bir durumdur bu, çok acayip. Şimdi buna karşı çıkan, ne yapıyor biliyor musunuz? Diyor ki; “İmam Rabbani de alim mi ki? Sen nereden çıkardın İmam Rabbani’yi?“ diyor. Bakın ifrat ve tefrit. Ve dolayısıyla onu haklı konuma getirmiş oluyor, o zaman. Yani akılcı cevap verip İmam Rabbani’nin, mübareğin o güzel ilminden istifade edeceğine, İmam Rabbani’yi redderek karşı tarafa hem koz veriyor hem mağlup duruma düşmüş oluyor hem de yanlış olan bir şeyi haklı konuma getirmiş oluyor.
Veyahut hadisi reddediyor. Bak mücadele yöntemi olarak bu. Sen nasıl inkar edersin hadisi? Demiş Peygamber (s.a.v.) aynısıyla çıkmış, olmuş zaten. Senin inkar edeceğin bir durum kalmış mı? Mesela diyorum ki; “ben bugün buraya geleceğim” dedim, değil mi? Sen dedin ki; “Hocamız buraya gelecek”. Ben de buraya geldim. Birisi çıksa dese ki, “sen yanlış duydun, yalan söylüyorsun” dese, gelmişim işte olmuş görülüyor bu, değil mi? Bu nasıl yalan hadis olmuş oluyor, doğru olmamış oluyor? Peygamber (s.a.v.) diyor; “Fırat’ın suyu kesilecek” diyor. Vakit veriyor, ve oluyor. “Yok, uydurma hadis bu” diyor. Olmuş kardeşim, aklını başına al. Mesela “15 gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları olacak, aynı dönemde” diyor. Aynısıyla olmuş. “Yok, uydurma hadis” diyor. Kardeşim uydurma hadis nasıl olur biliyor musun? Söylenir, çıkmaz. Aynısıyla çıkmış. Ayrıca normal hadis olmaktan çıkmış o, muhken hadis olmuş. Yani gerçek olmuş artık, tevatür derecesindedir o. Yani nettir, sahih hadistir. Ölçü vardır; çıktı mı, bitti. Zayıfsa hadis, çıktığında gerçek ve mütevatir hale gelir. Nettir, muhkem hadis. Yöntem hatası yapıyorlar. Mesela bu çok vahimdir. Büyük bir kitle de bununla yanlış eğitiliyor.
Mesela Hüseyin Hilmi Işık Hocamız çok değerli bir alimdir. Ben ilk onun kitabını almıştım, “Tam İlmihal”. Lise yıllarında hep oradan kendimi eğittim. Genel kültür, bilgi açısından hazinedir. Ama burada, Osman Ünlü Hocamız’ın yorumu çok vahim. Cübbeli’nin yorumu çok vahim. Yani İmam Rabbani burada kullanılıyor, bir anlamda. Ve göz göre göre bir yanlışlık yapılıyor. Yani çocuğun anlayacağı tarzda yanlışlık yapılıyor. Bir de böyle konuları halletmeden peşini bırakmamak lazım. Mesela bu bir kilit konudur. Diğer konuları sonra düzeltiriz. Ama bir kere burada galiz bir hata var, bu hatayı bir kere ağzına geri aldırtmak lazım. Arkadaş diyecek “Evet, ben burada hata yaptım”. Ondan sonra diğerlerine başlayacağız.
Mesela bir Dabbet-ül Arz tarifi var Hocamızın. Cübbeli’nin de aynı, Osman Ünlü Hocamız’ın da aynı. Yüz binlerce kilometre büyüklüğünde bir hayvan, Dabbet-ül Arz, tarif ettikleri. Kardeşim akıl var yakın var ve Müslümanlar hayatlarına devam ediyor. Bakın sosyal hayat devam ediyor. Yüz binlerce kilometrelik Dabbet-ül Arz çıkmış oluyor, caddelerde geziyor. Millet ticaretine devam ediyor. “Çarşılarda gezer, Dabbet-ül Arz” diyor. Kardeşim, canım Hocam, elini ayağını öpeyim. Yüz bin kilometre uzunluğunda bir hayvan, çarşıda nasıl gezer? Etme gözünü yiyeyim. Ve inanıyorlar buna. İnanılır gibi değil, mucize. Ve hayat devam ediyor. “Mescitlere girer” diyor. Mescitlere girince ne olur? Sultan Ahmet Cami’ne girdiğini düşün, daha yaklaşırken yerle bir olur cami, değil mi? Koskocaman, kazulet bir varlıktan bahsediyoruz. 15 km boyu var. “Atmosferin içindedir, kafası” diyor. 5 km genişliğindedir kafasının genişliği. Allah’tan korkun, etmeyin, çatmayın. 3 saniyede, 4 saniyede bütün dünyayı geziyor bu, böyle bir varlık. 4 saniyede, 3 saniyede dünyayı geziyorsa bu, “göz açıp kapayıncaya kadar ufka ulaşır” diyor. “Sen hata yapıyorsun” diyor.
Ben bunu açıklıyorum, diyorum ki: Peygamberimiz (s.a.v.) böyle bir varlıktan bahsediyor. Göğe ulaşır, demesi; kuyruğunun yer altında yüzlerce kilometre olması, “yer altındadır kuyruğu ve gökte de vardır diyor yüzlerce kilometre; her yöne gidebilen bir varlık. Bir kere bakıyoruz. Neden mamul bu? Diyor ki Cenabı Allah; “Yerden mamul, topraktan mamul”, toprak. Bilgisayara bakıyoruz; silisyum, alüminyum, demir, bakır, çinko, kobalt. Toprağa bakıyoruz, aynısı. Tamam şimdi malzemesi tamam. Ne yapıyor bu hayvan? Bir özelliği var, konuşuyor. Açtığımızda bu konuşmuyor mu? Konuşuyor, tamam. Ve kulak yönü de var, bilgi de alıyor. Bir şey söylediğinde, kulaktan alıp bilgiyi muhafaza ediyor mu bu? Evet ediyor. 3-4 saniye içerisinde, bütün dünyayı gezmek var mı bununla? Dünyanın her yerini gezebiliyorsun, değil mi? Gökyüzüne, atmosfere, uçağa da ulaşabiliyor musun bununla? Yerin altına girebiliyor musun? Yer altındaki bütün kablolara, internet kablolarına ulaşabiliyor musun? Kuyruğu olarak. “Yüzlerce kilometre kuyruğu var” diyor. “Yerin altında.” “Her türlü renk mevcut” diyor. Her türlü renk mevcut mu? Ve “Müslümanlar’a hitap eder” diyor. Hitap ediyor mu Müslümanlara? “Müslümanları sevindirir, kafirleri üzer, kızdırır” diyor. Kafir burada İslam’ı, Kuran’ı duyduğunda rahatsız oluyor, canı yanıyor. Müslümanın da içi açılıyor. Benim açıklamam bu. Hocamızın açıklaması da o. Hangisine uyalım biz şimdi?
SUNUCU:Mantıklı olanına tabii ki de.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, “hayat devam ediyor” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Çarşılarda devam ediyor. Bakın. Çarşıda, adamın dükkanında ve “her eve girer” diyor Dabbet-ül Arz, her eve. Bak buraya girmiş. Sizin evde var mı bilgisayar?
SUNUCU:Var tabii ki.
ADNAN OKTAR:Sizin evde de var. Her eve girmiş işte. Her evde var. Ve “herkese hitap eder” diyor. “Tükellimihum” hitap eder diyor. Bu hayvanın özelliği de bu zaten. Konuşması zaten, ana özelliği de bu. Ve “dinin zayıfladığı ortamda ortaya çıkacak” diyor. Kuran, değil mi? Bunu görüyoruz ayette. Kıyamet alametleri, “O söz başlarına geldiği vakit”. Hz. Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.) zamanında. Dabbet-ül Arz da aynı anda zuhur ediyor. Zaten hepsi birliktedir. Dabbe, Hz. Mehdi (a.s.) ve Dabbet-ül Arz. Hz. Mehdi (a.s.)’in kılıcıdır, Dabbet-ül Arz. Hz. Mehdi (a.s)’ye yardımcı olmak için, Allah tarafından yaratılmıştır. Millet eğlensin, chatleşsin de dedikodu yapsın diye yaratılmamıştır. O ayrı kullanır ama, buradaki amaç Hz. Mehdi (a.s.)’ye yardım etmek için Allah tarafından yaratılmıştır. İnternet ve bilgisayar, özel yaratılmıştır. Ve İslam ahlakının dünya hakimiyeti için kullanılacak bir cihazdır, bir sistemdir.
Peygamberimiz (s.a.v.) çok kapalı anlatmış. Bakın diyor ki Bediüzzaman; “Tahakkuk ettiğinde, (olay ortaya çıktığında, müteşabih hadislerde olay tahakkuk ettiğinde) ilimde rasih olanlar, Allahualem ve bilsevap diyerek, bu gizli hakikatleri ishar eder, açıklarlar” diyor. “Gizlidir bu” diyor. Yani “Herkesin anlayacağı gibi olmaz” diyor. “Ama bir kısım zahir ulemalar (yani zahire göre karar verenler) zahirine uyarak, zahirini açıklayarak avamı Müslimine, halka müslümanlara zarar verirler” diyor. Yani “dinden çıkmalarına sebep oluyorlar” diyor. Kardeşim sen yüz binlerce km genişlikte boyu olan, “5 km kafası var” diyorsun. Değil mi? Bir ayağının genişliği 30-40 km, bir varlıktan bahsediyorsun sen, “bununla gezecek, çarşılara girecek ve tek tek her eve girecek” diyorsun, bak “girmedik ev bırakmaz” diyor. Yani dünya evlerine böyle bir mahlukun giremeyeceğini çocuk olsa, anlar. Yani bilmiyorum bende mi bir yanlışlık var? Bana mı bir şey oldu? Anlayamıyorum.
OKTAR BABUNA:Çocuklar bile inanmazlar böyle bir şeye Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Osman Ünlü Hocam, göğsünü gere gere anlatıyor. Karşısındaki de “Hay maşaAllah, ne güzel anlatıyorsun Hocam, ağzınıza sağlık, ihya ettin bizi. Tenvin ettin, aydınlattın. Bu kafamız açıldı. Ne güzel bilgi verdin” diyor. Yani o zaman bana bir şey oldu. Bilmiyorum yani. Hayır, Allah rızası için bana yazsınlar. Ben yanlış yoldaysam, anlamıyorsam. Bana yazsınlar, ben doğrusunu öğreneyim. Ben katı değilim. Ben Osman Ünlü Hocam gibi değilim. Ben açığım her türlü fikre, düşünceye. Bana anlatsınlar. Kuran’la, hadisle anlatsınlar. Anlayayım.
“Selamün aleyküm Hocam. Fethullah Hocamız’ın Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) Mesih ile ilgili açıklamasını çok net bulamadım. Hocamız diyor ki; ‘Hz. İsa (a.s.)’nin bir şahıs olarak ineceğini kabul eden alimler olduğu gibi onun bir şahs-ı manevi olarak geleceğine kail olanlar da vardır. Bediüzzaman Hazretleri gibi bazı alimlerimiz ise, Hz. İsa (a.s.)’in bir şahıs olarak inmesini kabul etmekle beraber, onu daha çok şahs-ı manevi olarak beklemenin isabetli olacağını’, beyan etmektedirler. Hocam buradaki ifadede ‘kail olanlar da vardır’ deniliyor. Buradaki anlam şu mudur? ‘Şahs-ı manevi olarak geleceğine inanan alimlerimizde vardır’. Eğer bu anlamda söylediyse bunlar nasıl Ehl-i Sünnet alimi oluyor? Hocam bu konuyu Fethullah Hoca neden bu kadar kapalı bir uslupla anlatıyor? Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri bu kadar açık söylemişken, bu korku neden? Yani biz Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’yı bir şahs-ı manevi olarak mı bekleyelim? Çünkü ‘bu daha isabetli olur’ diyor. Sizi çok seven, Hakan Genç” diyor. “Bediüzzaman Hazretleri gibi bazı alimlerimiz ise, Hz. İsa (a.s.)’in bir şahıs olarak ineceğini kabul etmekle beraber, onu daha çok şahs-ı manevi olarak beklemenin isabetli olacağını, beyan etmektedirler”. Ama “şahıs olarak inecek” dedikten sonra, şahs-ı manevi demesinin bir mahsuru yok. Başbakan vardır, hükümet vardır. Hükümetin şahs-ı manevisi vardır. Bütün Türkiye’ye şamildir, değil mi? Yani herhangi bir polis bile devleti temsil eder. Devletin herhangi bir memuru devleti temsil eder. Şahs-ı manevisi içerisindedir. Ama devletin başı olan başbakan vardır. “Başbakan olmadan, hükümet var” dersen, bu olmaz. Veya “hükümet olmadan, şahs-ı manevi vardır” dersen bu da olmaz. Şahs-ı manevi hepsi birbirine bağlıdır.
Ama Fethullah Hocamız’ın biz net ifadelerini yayınladık, açıkladık. Onları bir daha anlatalım. Yanlış anlaşılmaz. Fethullah Hocamız, şahıs olarak Hz. Mehdi (a.s.) açıkça ifade ediyor. Ama belki üstüne varırlar diye biraz ortalı konuşmuş. Yani çünkü Amerika’da, üstüne gelenler olur, bir şey olur. Çünkü, “Hz. Mehdi (a.s.) nerede” derlerse ne desin? Zor durumda kalabilir. “İstanbul’da” dese, yer yerinden oynar. Çünkü çok önemli onun açıklaması. “Hz. Mehdi (a.s.) şu an İstanbul’da faaliyette” dese, bütün İslam alemi birbirine girer. Çok büyük olay olur. O söze itibar olur. Herhangi bir açıklamaya benzemez. Çok çok önemlidir. Mesela, Cübbeli dese o kadar şey olmaz, yani kısmen etkili olur. Ama Fethullah Hoca derse çok etkili olur. Özellikle Hz. İsa (a.s.) için de yer belirtse, “Hz. İsa (a.s.) şurada” dese, o da çok çok daha büyük olur. Onun için ortalı bir üslup kullanıp, talebelerinin anlayabileceği gibi, ama halkın da o kadar net anlamayacağı bir üslup kullanıp böyle durumu muhafaza ediyor olarak görüyorum, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırlıyor. Çünkü çok netti, Fethullah Hoca’nın izahları. O zaman ki kasetleri dinlesinler. Fethullah Hoca, bir de lafını sonradan değiştiren bir insan değildir. Yani önce başka türlü sonra başka türlü demez. 79’larda çok net olarak Hz. Mehdi (a.s.)’nin şahıs olarak geleceğini sakalına kadar anlatıyordu. Çok net anlatıyordu. Yani öyle bir muğlak ifadesi yok. Yer yerinden oynuyordu zaten. Ama belki insanlar rahatsız etmesin diye böyle söylemiş olabilir. Oktar Hocam bir şey mi anlatacaksın?
OKTAR BABUNA:Dabbet-ül Arz’ın kablosundan bahsemiştiniz, Hocam. İnternetin dediğiniz gibi hem yerin altında hem suyun altında. Göstereyim mi onları? İnternet kabloları, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İşte Dabbet-ül Arz’ın kuyruğu bu. Denizin altında da gidiyor, Dabbet-ül Arz. Denizin altındadır ve göktedir” diyor. “Toprağın altındadır” da diyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah. Çok net.
ADNAN OKTAR:İşte bak bu, evet. “Üstünden tüyler çıkar” diyor Dabbet-ül Arz’ın. İşte tüyleri bunlar. Değil mi? Uzaktan baktığında tüy gibi görünüyor.
OKTAR BABUNA:Ve bütün dünyayı da sarıyor.
ADNAN OKTAR:Ve “anında ulaşır” diyor. Bunun bilgisayar olduğu çok açık. Onun için Hocalarımızın karşısına çıkan insanlar, biraz meraktan sorsun. “Ağzından nur akıyor. Ne güzel bizi tenvir ettin Hocam, aydınlattın” diyor. Dini konuları tenzih ederim. Allahualem inanmıyordur o. Yani inanmaz. Yazık, günah değil mi?
OKTAR BABUNA:Kendi de inanmıyor olabilir mi Hocam anlatanın.
ADNAN OKTAR:Yani daha vahimi kendi de inanmıyordur. Bir internet sitesi yapmış; sadece bana cevap. Yani kendi sitesi sadece bana cevaptan oluşuyor. Tabii güya cevap. Onu okuyan anlar ne demek istediğimizi. Doğruyu tam kavramış olurlar. Bir de böyle güzel bir şey de var. Mesela, Cübbeli her anlattığında benim doğru olduğum iyice anlaşılıyor. Mesela, Hocam anlattığında doğru olduğum anlaşılıyor. Yoksa biz çok küçük bir dairede kalırdık. Yani çok küçük bir etki alanımız olabilirdi. Etki alanımızı muazzam genişletmiş oldular dünya çapında. Karşı gelen Hıristiyanlar ayrı genişletti. Karşı gelen Museviler’den vardı, onlar ayrı genişlettiler. Masonlar ayrı genişlettiler. Ama bak sonunda teslim oldu masonlar, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Şu an en üst düzeyde teslim oldular. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Çünkü Avrupa masonluğu çok muanniddir. Daha dinsiz bilinir. Şimdi onlar da geliyorlar. Alman masonlar geliyor, Fransız masonlar geliyor ve meşriki azamlar bunlar, üstadlar. Yani bütün bölgeye hakim, dünyaya hakim masonlar geliyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Zaten dediğiniz gibi. Dünyaya hakim 3 tane loca var.
ADNAN OKTAR: Ben bütün insanlara şefkat duyarım. Yani sami konuşmaktan hoşlanırım. Her fikre de açığım. Anlatır, konuşuruz. Ama “böyle makul düşünebilen, makul konuşabilen bir insan bulamıyoruz” diyor, masonlar. “Böyle bu şekilde sizin gibi insancıl yaklaşan, şefkatli yaklaşan, fikirleri makul değerlendiren, olayları akılcı analiz eden bir kişi pek bulamıyoruz” diyor. Vardır da onlar görememişlerdir. Bulunmaz olur mu? Çok var. Biz tanıştırırız sonra, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Dünya masonlarının lideri ki size geldikten sonra bir iki hafta içinde dünya masonluğu lideri oldu. “Hıristiyanlar, Museviler ve Müslümanlar arasındaki barışı dünyada tesis edecek olan sizsiniz” diyor, Hocam. Sizi işaret ediyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, “dünya masonluğu olarak da sizi destekleyeceğiz” diyor. Ama tabii asıl olan Allah’ın desteğidir. Allah onları vesile eder. Hz. Süleyman (a.s.)’a biliyorsunuz, şeytanlar bile yardım ettiler. Cinler, şeytanlar çok manidardır ve duvarcı ustaları. Hz. Süleyman (a.s.)’ın emrindeydi biliyorsunuz. Masonların üstadıdır, Hiram. Şu an onlarda efsanedir, Hiram. Hz. Süleyman (a.s.)’nın da emrinde olan bir kişiydi, inşaAllah. Ne diyorsa yapıyordu, inşaAllah. Demek ki, Hiram’a uyanlar, Ahirzaman’da Hz. Mehdi (a.s.)’ye tabii olacaklar. Biz de Hz. Mehdi (a.s.) öncüsü olarak, Hz. Mehdi (a.s.)’ye kolaylık sağlayacak şekilde onları Hz. Mehdi (a.s.)’nin emrine hazırlıyoruz. Masonları, inşaAllah. Karşısında böyle selam duracaklar, Hz. Mehdi (a.s.)’nin. İnşaAllah. Nereden mi biliyorum bunu? Masonların ünlü bir tablosu var. Adonay, Adon yüksek bir yerde çok heybetli görünüyor. Dünya lideri olarak görüyorlar masonlar Adonay’ı, Adon’u. Onun karşısında mason kıtaları var böyle. Masonik kıyafetler giymişler. Ama kilometrelerce uzuyor görünümünde yapmışlar. Muazzam bir tablo. Çok geniş bir arazide, Adanoy da elinde asası ile onlara talimat veriyor. Böyle bir tablo var ünlü, masonların. Onlar binlerce seneden beri Adonay’ı bekliyorlar. Adon, masonların dünyaya lider olacağına inandıkları kişidir.
OKTAR BABUNA:Buraya gelen üstad masonlar da söylemişlerdi, Hocam. Size gelen, dünya masonlarının liderinin mektubunu okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR:Okumuştun? Oku, tamam.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah, Hocam. Dünya masonlarının lideri. Tapınak Şövalyeleri’nin lideri, yazan. “Allah’ın üzerinize nimetlerini yağdırmasını ümit ediyorum. Lütfen Sayın Adnan Oktar’a sevgilerimi ve iyi dileklerimi iletin. Aynı zamanda, eğer uygun olursa kısa süre önce Tapınak Şövalyeleri’nin dünya lideri, üstadı azam olarak görevlendirildiğimi kendisine iletir misiniz? Müslümanlar, Hristiyanlar ve Museviler arasında Allah’ın adına, dünya barışını ilerletmesi için biz kendisini destekliyoruz. Müslümanlar’ı, Hıristiyanlar’ı ve Museviler’i barış içinde bir araya getirmeye çalışmak için birçok şey yapıyoruz. Kısa süre önce, Haziran ayında bir tapınak toplantısında yaptığım konuşmada, Sayın Adnan Oktar’ın ne kadar harika olduğunu onlara anlattım. Aynı zamanda da İstanbul’un ne kadar muhteşem olduğundan söz ettim. Tapınak geleneğimiz içerisinde on yıllardır, Türkiye’nin gelecekte halklar ve ülkeler arasında barışın tesis edilmesi için, çok önemli bir yere sahip olacağını anlatıyoruz. Ayrıca 2012’ye yaklaşırken, Türkiye ile önemli işler yapacağımızı düşünüyoruz. Artık çok açık görülüyor ki bu da Sayın Adnan Oktar ile olacak. Bunun kendisini hoşnut edeceğini ve bizim desteğimize sahip olmasının, kendisine huzur vermesini umuyorum” maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. İşte dünya hakimiyetinde herkes el ele verecek. Hz. Mehdi (a.s.)’ye herkes yardım edecek. “Bütün ulema ve evliyanın destekleriyle” diyor, Bediüzzaman. Ve Hıristiyanlar da ayrıca destekleyecekler Hz. Mehdi (a.s.)’i. Bütün Hıristiyan alemi. Hz. İsa (a.s.)’in kontrolünde. Bütün Hıristiyan alemi. Ecinler, cinler de destekleyecektir, tabii. Ve şeytanlara da it gibi boyun eğdirecek Hz. İsa Mesih (a.s). İblis ordusu teslim oluyor, inşaAllah. Böyle görüntü olarak iki büklüm diz çökecekler şeytanlar, inşaAllah. Onları da kontrol altına alacaklar, inşaAllah. Ve ilk kere böyle büyük dünya hakimiyeti oluyor ve son kere böyle büyük dünya hakimiyeti oluyor. İlk ve sondur. “Alfa omega” Tevrat’ta geçer, İncil’de geçer. İlk ve son, inşaAllah. İlk ve son kere hakimiyet oluyor, inşaAllah. Var mı soruların?
SUNUCU:“Değerli Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun inşaAllah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.)’nin aramızda olduğunu, sizin anlattığınız hadisler ve Kuran ayetleri sayesinde görmüş bulunuyoruz, inşaAllah. Bunu çevremizdeki insanlara anlatırken bazen zorlanıyoruz. Hocam dünki programda değindiğiniz, ama sizce anlatmamız gereken 3 temel husus ne olmalıdır? İnşaAllah, veya sormamız gereken 3 temel soru neler olmalıdır? İnşaAllah. Sevgiler ve saygılar. Kardeşiniz Serdar Yavuz, İskoçya”.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, İskoçya’dan oradan buradan her yerden maşaAllah kardeşlerimiz yazıyorlar. Bir kere dünyada vaktimiz bizim dar. Çok az vaktimiz var. Onun için detaylara girersek boğuluruz. Detaydan kaçınmak gerekiyor. Özün özü, çok özlü olan bilgilere girmek gerekiyor. Hakikaten bir kısım insanlar demagoji ile ama kapsamlı bir demagoji ile bu Hz. Mehdi (a.s.) konusunu örtbas etmişler. Bazı yerlerde. Bir de demagoji ustası olmuşlar. Yani tam demagoji, klasik demagoji. Adeta büyü etkisi yapmış ve hakikaten birçok insan bunu soramamış ve konu da kapanmış. Aleni ve açık olan bilgileri tamamen kapalı sanki anlaşılmaz bir şeymiş gibi insanlara sunmuşlar. Ama her zaman diyorum, iyi niyetle, samimiyetle anlatan, anlamayan insanları tenzih ederim.
Mesela İmam Rabbani ile ilgili olarak söylenen bu yanlış bilgiyi, tek bir noktadan sürekli vurarak bunu düzeltmek lazım. Yani ikinci, üçüncü noktaya gelirse dikkat dağılır. Yani bir yerden ana nokta çöktürülürse, diğer noktalar çok rahat çöktürülür. Ama oradan oraya, oradan oraya geçersen olmaz. Çok şiddetli mantıksızlıkların olduğu noktalarda, çöktürünceye kadar aynı noktadan devam etmek gerekiyor.
Mesela İmam Rabbani Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.) konusunda çok kapsamlı izahlarda bulunmuştur. Hz. İsa (a.s.) konusunda da çok kapsamlı izahlarda bulunmuştur. Övmüştür, derin bir sevgi ve derin bir saygı ile bağlılığını ifade etmiştir. Hz. Mehdi (a.s.)’yi mürşidi olarak görmüştür, İmam Rabbani Hazretleri. Zaten öyledir. Yani onun ittiba ettiği, bağlandığı bir mürşiddir Hz. Mehdi (a.s.). Hz. İsa (a.s.)’de geldiği vakit konu tam anlamıyla netleşmiş olacak, inşaAllah. İnsanlar tam kavramış olacaklar. Asrın fevkalede bir asır olduğunu örtmeye çalışıyor şeytan. Bu asır dünya tarihinin en önemli asrıdır. Bir de baksınlar, daha şu an alim dediğimiz kişiler bile kendi çocuklarını muhafaza etmekte zorlanıyorlar. Kendilerini muhafazada zorlanıyorlar, kendisini. Nefsini muhafazada zorlanıyor. Zaten itiraf da ediyor adam, değil mi? Söylüyor. Perişan halde. Mesela adam Nakşibendi şeyhi, gidiyor sapıklarla fotoğraf çektiriyor. Değil mi? Oğlu, çocuğu dağılmış vaziyetteler. Buna rağmen diyor ki; “500 yıl sonra İslam ahlakı hakim olacak”. Kardeşim, sen şu an zor ayakta duruyorsun zaten. Zaten şu an grogi vaziyettesin. 500 yıl sonrası için nasıl konuşuyorsun sen? Tabii ki Allah’ın rahmetinden umut kesilmez. Cenab-ı Allah istese 1 milyon sene sonra da yapar. Ama Peygamber hadisi açık. Kıyametin yakın olduğu net, çok açık. Alametlerden, hadislerden, anlatımlardan bunu çok net anlıyoruz. Ve fevkalede bir devre girdiğimiz çok açık görülüyor.
Bu devri, bu yüzyılı bir şekilde geçmeye çalışıyorlar. Halbuki her şey bu yüzyılda olacak. İslam ahlakının hakimiyeti, Dabbet-ül Arz’ın çıkışı, Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkışı hepsi. O yüzden olaylar sürekli tırmanıyor. Ama bunları tabii hangi yönlerden sorarlarsa çok etkili olur? Onu bir topluca bir programda anlatırız. Onu hazırlayalım.
Mesela 10 tane soru hazırlayalım. Sadece o 10 sorunun üzerinde dursunlar. Osman Ünlü tarzı Hocalar için de 5 tane soru hazırlayalım. Sadece onun üzerinde dursunlar. Risale-i Nur için on tane, bu Hocalar için beş tane. Tam köşeye sıkıştıracak on beş soru. Israrla üzerinde dururlarsa demagojiye geçemezler. Yani Hocamı tenzih ederim, o demagoji yapar demiyorum da hani demagoji yapanlar için diyorum. Çünkü demagoji çok garip bir sanattır. Nasılsın dersin? “Havada yağmur var” der. “Yağmurla ne alakası ne var?” dersin. “Yağmur insanın mutluluğunu” sağlar der. Yani “sen mutlu değil misin?” dersin, “mutluluk apayrı bir dünyadır, onu anlatmak için kitaplar yazmak gerekir” der. Yani bir türlü konuya giremez. Değil mi? Anti demagoji bir teknik geliştireceğiz. Demagoji nasıl durdurulur, tarzında da bir yazı hazırlarız, internete de koyalım. Yani demagojiye karşı nasıl mücadele edilir? Demagojide karşı teknikler nedir? Demagojiyi yıkacak teknikler nedir? Bunun üzerine bir çalışma yapalım. Çünkü demagojiyle Müslümanların başı belada. Mehdi (a.s.)’nin gelişiyle ilgili, mesela Nur talebelerinde demagoji çok büyük bir sorun. Mesela Cübbeli’nin üslubunda demagojiyi görüyoruz, demagoji üslubu var, inşaAllah. Bunları hazır bir program olarak sunarız, inşaAllah. Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Söylediklerinizden yine gerçekleşenlerden Hocam maşaAllah. Bu “İsrail niye duvarlarla sınırlı kalsın, oradaki dindar Museviler istedikleri yerlerde yerleşebilirler” diye anlatmıştırnız Hocam. Oratdoğu’da bazı duvarlar kalkıyor ve duvarları yıkmışlar Hocam inşaAllah. Tam söylediğiniz şekilde, bazı duvarları. “Kudüs yakınlarındaki Gilo yerleşiminin etrafına güvenlik dolayısıyla çekilen duvar dün kaldırılmaya başlandı” diye haber var Hocam inşaAllah. İsrail görüşme jesti için duvar yıkıyor. Bunu da Hocam iki sene önce söylemiştiniz siz inşaAllah. Al Baghdadi televizyonunda şunu diyorsunuz Hocam siz inşaAllah, “onlar da rahatlayıp” yani İsrailliler için, “onlar da rahatlayıp, onlar da kurtuluşa erecek yani Türk-İslam Birliği içerisinde, Türk-İslam Birliği’nin himayesinde olacağı için İsrail. Bu terör sorunundan, şiddetten o da kurtulmuş olacak. Onun duvarları yıkılmış olacak. İsrail’de bir nevi şu an hapishane durumunda. Her tarafı duvarla kaplı. O duvarlar yıkılacak. İsrail de rahata kavuşacak, bölgeyle çok rahat ticaret yapacak. Üzerindeki baskı kalkacak” diyorsunuz Hocam inşaAllah, maşaAllah. Bunun da alametleri yine başladı diğer söyledikleriniz gibi Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, başka neler var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Hocam günlük haberler var, inşaAllah. Bu depremin yıl dönümüydü Hocam inşaAllah. Depremde şehit olan kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz. “17 Ağustos Depremi’nin”, 1999 yılında, “merkez üssü Gölcük Değirmendere’deki sahil şeridinde, depremin ilk dalgasında kara parçasının çökmesiyle denizin gömülen gazino, çay bahçesi, otel, iş yeri ve evler şimdi balıklara yuva oldu” diye bir haber var Hocam inşaAllah. Açılan da deliği gösteriyor, oradaki yıkıntıyı. Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama şu an burda bir şey belli olmuyor. Başka resim varsa göster.
OKTAR BABUNA:Başka resmi yok Hocam inşaAllah. “Ayasofya da ibadete açılsın” diye bir haber var inşaAllah Hocam. Bu, Orta Büyüklükteki İşletmeler Derneği Genel Başkanı söylemiş. “Madem, bu Trabzon’daki kilise de açıldı ibadete, Ayasofya da ibadete açılsın, Müslümanlara açılsın” diye talepleri olmuş Hocam inşaAllah. Bu arada, Büyük Okyanus'un batı kesiminde yer alan Guam Adası’nda bir deprem meydana gelmiş. 7.2 büyüklüğünde. “İstanbul’da 7.0 büyüklüğünde deprem bekliyoruz” diye haberler çıkmaya başladı Hocam, yine bu şekilde haberler yapıyorlar. Deprem uzmanlarının birkaç tanesi.
ADNAN OKTAR:Ben ne dedim peki?
OKTAR BABUNA:“Olmayacak” dediniz, “Hz. Mehdi (a.s.) orada bulunduğu süre içerisinde deprem olmayacak, ancak ondan sonra” demiştiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Eskiden çok yoğun değil miydi deprem muhabbeti? Söylüyorlardı, değil mi? “Sürekli olacak” diyorlardı. Sence niye demiyorlar bir daha? Bak, dedim ki; “İstanbul’da Mehdi (a.s.) bulunduğu için İstanbul’da deprem olmaz” dedim. Kanaatleri geldi Hazretlerin.
OKTAR BABUNA:Evet, bir anda kestiler.
ADNAN OKTAR:Yoksa bilimsel bulgu olarak aynı bulgular duruyor, yani bulgularda bir değişiklik yok. İfade durdu. Tabii, çünkü benim açıklamamın net olduğundan eminler, bunu anladılar, inşaAllah. Evet. Deprem dedeler, şu bu falan bir Pecos Bill gibi bir şahıs daha vardı, tam hatırlayamadım. Kızıldereli gibi, onlardan hoşlanan, o tip hayattan hoşlanan, tamam. Değil mi birkaç kişi daha vardı öyle? Evet.
OKTAR BABUNA:Evet, hepsi kestiler dediğiniz gibi. Hatta olmayacak diye açıklama yaptılar Hocam. İstanbul’da 30 sene deprem beklenmiyor şeklinde böyle haberlere çıktı daha sonra. “Dünya felaketlerle sarsıldı diye bir haber yine” inşaAllah. Her tarafta sel felaketleri, Asya’da, Avrupa’da. Bazı yerlerde deprem felaketleri oluyor. 88 yıl sonra yapılan ilk ayinde Osmanlı’ya dua edilmiş Hocam inşaAllah. Bu Trabzon’daki klisede. Klisenin açılışında yapılan ayinde inşaAllah. Osmanlı’ya da dua edilmiş inşaAllah, maşaAllah. Kanada camileri dolup taşıyor Hocam, elhamdülillah. Öyle bir haber var. Ramazanın ilk Cuma namazında Kanada’daki camiler dolup taşmış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Buna devam ederiz.
Kardeşimizin bakın, bize sorusu olarak ben şu konuyu önce bir açıklığa kavuşturmaları için kardeşlerimize bilgi olarak veriyorum. Bunun üzerine gitsinler. Bakın ne diyor İmam-ı Rabbani; sayfa veriyorum, 544. sayfası, Mektubat’ının. Onu açsınlar.
Diyor ki; bak, “(Resulullah) (s.a.v.) Efendimizin göçünden bin sene geçtikten sonra ki bu uzun bir süredir ve arada bir hayli zaman vardır. Bu geçen zamanların büyük işlerin değişmesinde, başkalaşmasında tesiri vardır. Bilirsin ki, (Resulullah) (s.a.v.) Efendimizin ümmeti arasından kamildirler. Yani Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’in irtihali üzerinden bin sene geçtikten sonra”. Bak çıkanlar pek kamildirler, “Resulullah Efendimiz (s.a.v.) ümmeti arasından çıkanlar pek kamildirler. Yani Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’in irtihali üzerinden bin sene geçtikten sonra”. İki bin sene geçtikten sonra değil, bin sene geçtikten sonra.
“İsterse az olsunlar.” Bakın az sayıda insanlar var, “bir tek İmam-ı Rabbani var” diyor bunlar. Bakın “İsterse az olsunlar” ne demek? Bir topluluk, az olsunlar. “Onların”, bak, onların, bin seneden sonra bahsedilen kişilerin, “onların” diyor. Yani çoğunluk var bin seneden sonra. “Onların pek kemalli olmaları şunun içindir ki, şeriatın takviyesi pek tamam şekilde hasıl olan, aradan bin sene geçtikten sonra Mehdi (a.s.)’nin gelişi de bunun içindir”.
Kardeşim, hani bir tek İmam-ı Rabbani geliyordu bin sene sonra, değil mi? Onların bak yanlış bir mantığı var. Diyorlar ki; “bin sene sonra İmam-ı Rabbani geldiğine göre, bin yılın müceddidi olduğuna göre bir başka müceddid bin sene gelmeden geçemez”. Peki be hey kardeşim, canım ciğerim buradaki ifadede bak ne diyor; “bilirsin ki (Resulallah) (s.a.v.) Efendimizin ümmeti arasından çıkanlar”, çıkan demiyor, çıkanlar. Bir tek İmam-ı Rabbani’dir dese çıkan der, değil mi? “Çıkanlar pek kamildirler”, kamildir demiyor, kamildirler. “Yani Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’in irtihali üzerinden (vefat etmesi üzerinden) bin sene geçtikten sonra” bin sene, bin sene geçtikten sonra ikinci bine girildikten sonra, “İsterse az olsunlar” az sayıda varlar.
“Onların pek kemalli olmaları şunun içindir ki, şeriatın takviyesi pek tamam şekilde hasıl ola, aradan bin sene geçtikten sonra Mehdi (a.s.)’ın gelişi de bunun içindir”. Bak, bu binin içinde İmam-ı Rabbani de var, Mehdi (a.s.) de var, Hz. İsa (a.s.) da var. Şimdi bu adamların ağrına gidiyor. İmam-ı Rabbani’yle Mehdi (a.s.)’ın, Hz. İsa (a.s.)’ın aynı anda gelmeleri, aynı bin yıl içinde gelmeleri. “Olmaz” diyorlar, “o bin yıldan çıkartmak istiyoruz Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’ı”. İmam-ı Rabbani’nin şanına zarar gelir, korkusuyla. O bin yıldan çıkartmak istiyorlar. “O bin yıl mutlaka onun olması gerekir” diyorlar. Yani “Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.) da gelirse o bin yıldaki Hz. İmam-ı Rabbani’nin gücü azalır” diyorlar, yani “şanı azalır” diyorlar. Özetle bunu demek istiyorlar. Onun için “binden sonraki ikinci bin yıl onun olsun” diyorlar, “ikinci bin yıldan sonra üçüncü bin yılı ancak Mehdi (a.s.)’a ve İsa (a.s.)’a verebiliriz” diyorlar. Yani böyle bir mantık geliştirmiş durumdalar.
Halbuki bak İmam-ı Rabbani de burada bunu çok açık açıklıyor. Değil mi? Yani bu kişilere tabii deliller saymakla bitmez de ben yine özetle söylüyorum. Bak, “bu ümmetin son gelenlerinde”, geleninde demiyor. “Her ne kadar yüksek nisbet var ise de, ona sahip olanlar azdır. Hatta azdan dahi azdır”. Yani çok az sayıdadır. “Bu ümmetin ahirliği, ikinci binin başlaması ile başlar. Yani Resulullah (s.a.v.) Efendimizin irtihalinden (vefat etmesinden) itibaren”. Onlar diyor ki; “İmam-ı Rabbani’nin vefatından itibaren” diyor. İmam-ı Rabbani nerede diyor benim vefatımdan itibaren diye? Bak, “(Resulallah) (s.a.v.) Efendimizin göçünden bin sene geçtikten sonra,” göçü ne demek? Vefat etmesi. Bunlar ne diyor; “Bu ümmetin ahirliği, ikinci binin başlaması ile başlar. Yani Resulullah (s.a.v.) Efendimizin irtihalinden (vefat etmesinden) itibaren”. O diyor ki; “İmam-ı Rabbani vefatından itibaren” diyor. Böyle bir ifade yok Mektubat’ta ve doğru söylemiyor Osman Ünlü Hoca. “Şeriatın teyit hasletleri, milleti tecdidi bu ikinci bindedir. Bu davanın doğruluğuna adil şahid: İsa'nın (a.s.) Mehdi Aleyhi Rıdvan’ın bu bin içinde var oluşlarıdır”.
OKTAR BABUNA:İkinci bin yılda.
ADNAN OKTAR:“İkinci bin yılda var oluşlarıdır” diyor. Osman Ünlü Hoca doğru söylemiyor milletimize ve çok fazla delil var. Ben sadece o kadarını söyleyeyim.
Fakat ağırlarına gitmesi çok acayip. Yani Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile mesela Hz. İsa (a.s.) arasındaki süre İmam-ı Rabbani’nin mesela doğumuyla, Mehdi (a.s.)’ın çıkışı arasındaki süre, bunlara biraz bakmıyor bu kişiler. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. İsa (a.s.)’dan 571 yıl sonra doğdu. Değil mi? Doğdu, Hz. İsa (a.s.)’dan sonra. Şimdi bunların aklına göre, Hz. İsa (a.s.) ulu’l-azm peygamber olduğuna göre, yeni bir ulu’l-azm peygamber gelmesi için bin sene geçmesi gerekiyor. Bin sene geçmemiş. 571 yıl sonra gelmiş peygamber. Değil mi? Şimdi onların teorilerine göre bunun olmaması gerekiyor işte. Yani mesela, İmam-ı Rabbani için de, aynı şekilde, aynı yüzyılda olmaları adamların ağrına gidiyor. Mesela 1563’te İmam-ı Rabbani doğma.
OKTAR BABUNA:Hicri de 971 inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, şimdi öyle olunca ne olacak? Değil mi? Bir bin sene geçmesi gerekiyor. Mehdi (a.s.) Hicri 1400’de geliyor. Değil mi? Aradaki süre kısa onlar için, onun bin seneye tamamlanması gerekiyor. İmam-ı Rabbani’yi koruyacağız diye Mehdi (a.s.)’ye ve İsa (a.s.)’ya karşı bir tavır içindeler. Gibi görünüyor, yani öyle bir his veriliyor. Halbuki Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in gelişi de bin sene tamamlanmadan gelmiştir. Değil mi? Mehdi (a.s.) de bin sene tamamlanmadan gelmiştir. Değil mi? Ama o ikinci binin içinde gelmiştir. İsa (a.s.) da ikinci binin içinde gelmiştir. Bunu anlatsınlar kardeşlerimiz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir de siz söylemiştiniz Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in de diğer bütün hadisleri yok sayıyorlar. İki yüz alamet gerçekleşmedi diyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak ona girersek bunların demagojisi içerisinde boğulabiliriz. Önce bir bu. Burada doğru söylemediğini bütün Türkiye bir duyacak Osman Ünlü Hoca’nın. Her yönden ispat edeceğiz. Anlaşıldı mı? Burada bir bitti mi, ondan sonra öbürlerine başlarız.
“Selamünaleyküm Hocam, sizi ailemle birlikte her akşam izliyoruz. Sizi çok seviyoruz. Sizi yakınlarımıza da izlettirmeye çalışıyoruz. Ama yakınlarımız Cübbeli kafasındalar”. Canım ne olur yani? “Ne kadar konuşsak da bize itibar etmiyorlar. İçlerinde üniversite okuyanlar da var”. Harun Cüneytoğlu, yazmış, maşaAllah. Harun kardeşimiz böyle konuları çok normal karşılayacak. Şimdi Cübbeli mantığında Osman Ünlü Hocamız da var. Öyle çok fazla kardeşimiz var. Onlar bizim canımız ciğerimiz. Anlamamaları diye bir konu olmaz. Fakat konuları dağınık anlattıkları için anlamıyorlar. Mesela bak sen, dedin ya “200 alamet.” Şimdi 200 alamete bir girsek, darmadağın oluruz. Çünkü dikkat dağılacaktır. Konu da bitecektir. Onun içinde boğuluruz. Ama Cübbeli de aynı, bu Osman Ünlü’nün bu aynı açıklaması. O da bu konuda ciddi şekilde hata yapıyor. Yüzlerce hatasından bir tanesi. Osman Ünlü’nün yüzlerce hatasından bir tanesi. Bir hatayı önce çöktürünceye kadar uğraşmak lazım. Anlaşıldı mı? Bayağı net bir konu bu.
Burada doğru söylemediği anlaşıldıktan sonra, sonra ikincisi. Üç tane doğru söylemediğini ispat sonra. Ki Cübbeli’de bayağı bir çıkarttık. İtiraf da ettirdik, konuşturduk, Cübbeli bayağı düzelmeye başladı. Eskiden hakır hakır gülüyordu, değil mi? Espriler şunlar bunlar. Milleti de yerlere yatırıyordu, millet güleceğiz diye, vazgeçti. “Yapmayacağım artık” dedi, söz verdi. Bir yıl uğraştıktan sonra o huyundan onu vazgeçirdim. Bu güzel, 7000 yıl ile ilgili doğru söylemiyordu. Onu da doğru söylettim. Dedi; “7000 yıl ile ilgili hadis vardır” dedi. “Yok” diyordu. Onu da dedirttim. Bu güzel, aşama aşama geliştiriyoruz. Yavaş oluyor ama, netice alıyoruz. Bir süre sonra Cübbeli’yi görecekler, bayağı değişecek, inşaAllah.
Fakat Osman Ünlü Hocamız da sakin sakin anlatıyor. Muhabbeti güzel, ama yanlış anlatıyor. Hitabeti hoş, ama yanlış anlatması var. Kardeşlerimiz sırf bu konunun üzerinde dursunlar şu an. Ben onlara çok net bilgi veriyorum, delillendirdim de. Ben bu konunun yine üzerinde duracağım. Madde madde nelerin üzerinde duracaklarını söyleyeceğim. Bunu çöktürdükten sonra, diyecekler; “demek ki bu adamlar yanlış konuşuyorlar. Yanlış bilgi veriyorlar. Ve bütün milletin gözünün içine baka baka yanlış bilgi veriyorlar. Demagoji ile veyahut yanlış kavrayarak yanlış anlatarak bizi etkiliyorlar” diyecekler. Burada bu böyleyse, diğer yönlerde de böyledir mantığı ortaya çıkacaktır. Ondan sonra daha rahat bir perspektifle bakacaklardır.
Çünkü Osman Ünlü Hoca konuşurken karşısındaki adam ne diyor? “Hocam ihya olduk” diyor, hiç anlamadığı halde, kavramadığı halde. Kitaba da bakmıyor. Açsana masanın üzerine Mektubat’ı koysana. “Hocam göster bana parmağınla, nerede o, 3000 yıl?” dersin, değil mi? Gözü kapalı inanıyorlar. Böyle olmaz, 3000 yılı bize gösterecek. “Bin yıl geçtikten sonra, ikinci bin yılda, Hz. Mehdi (a.s.)’nin ve Hz. İsa (a.s.)’nin çıkışı” diyor. “Hayır, ben onu İmam Rabbani’ye ayırdım o 1000 yılı” diyor. Eğer Hz. Mehdi (a.s.)’yi ve Hz. İsa (a.s.)’de oraya koyarsam, İmam Rabbani’nin şerefine onuruna zarar gelebilir gibi göstertiyor. Yani “onun yüceliğine zarar gelebilir. Onun için o bilginin ona ait olması lazım” diyor.
Halbuki İmam Rabbani, Hz. Mehdi (a.s.) ‘nin talebesidir. Dizinin dibinde talebesidir. O ne derse onu yapmakla mükelleftir. Hz. Mehdi (a.s.) İmam Rabbani’ye iktiba ile mükellef değildir, ama İmam Rabbani Hz. Mehdi (a.s.)’ye iktiba ile mükelleftir. İsterseniz, İmam Rabbani’ye sorun. Nasıl soracaksınız? Açın, Mektubat’ına bakın. Hz. Mehdi (a.s.)’nin karşısında iki büklümdür. Tam bir talebedir İmam Rabbani. Derin bir sevgi ile sever, derin bir saygı ile de bağlanmıştır. Hz. İsa (a.s.) ulul azim bir Peygamber, Hz. Mehdi (a.s.)’nin veziridir. Hz. Mehdi (a.s.)’nin emrinde olacaktır Hz. İsa (a.s.). Hz. Mehdi (a.s.) imamı oluyor Hz. İsa (a.s.)’nın. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’nin ne olduğunu insanlar anlamazlıktan geliyor ama ben Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisleri ile Kuran’ın işareti ile Tevrat’ın izahlarıyla bunu iyice kavrattıracağım, inşaAllah.
“Niye önemli görüyorsun?” diyorlar. Peygamber önemli görüyor, Allah önemli görüyor, onun için ben önemli görüyorum. Allah seviyor, ben onun için seviyorum. Allah İslam ahlakının hakimiyetini istiyor, ben de onun için istiyorum. Berker’im var mı anlatacağın?
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Bu konuda her zaman dediğiniz gibi, “Ümmetimin ömrü 7000 yıldır” Suyuti’nin hadislerini, zaten Hüseyin Hilmi Işık Hocamız’ın da kabul ettiğini, muteber bir kaynak olarak, o zaman aşmış oluyor zaten 8000 yılı geçmiş oluyor. Osman Ünlü’nün dediği.
ADNAN OKTAR: Suyuti’nin hadis kitaplarında bu konu zaten çok açık izah ediliyor. Suyuti’nin ilgili eserini alsınlar kardeşlerimiz. Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki, Beklenen Mehdi'nin Alametleri, Mehdiyyil Muntazar. Öbür kitap nerede o?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, bulalım Hocam onu. Burada.
ADNAN OKTAR: Daima orijinal Ehl-i sünnet eserlerinden istifade edecekler. Yedi bin yılın sekiz hadisle belirtildiğini açıklayacak. O hadisi mesela bir daha detaylı anlatalım. Osman Ünlü Hocamız niye bu hadisleri söylemiyor? Her türlü hadisi anlatıyor. Bak Suyuti’nin hadisi, değil mi? Neden Cübbeli anlatmıyor? Neden mesela beş bin altı yüz yıl geçtiğini İmam-ı Hanbel söylüyor? Niye korkuyor? İmam-ı Hanbel Peygamberimizden naklediyor. Peygamberimizin hadisini ağzına almak niye onu tedirgin ediyor ki Cübbeli’yi? Çünkü hakikat ortaya çıkacak. Korkmasın açıklasın değil mi? Gerçek saklanmaz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Biraz önce Hocam, İstanbul’da Mehdi olduğu sürece deprem olmayacağını söylemiştiniz. Hadisi okuyayım mı onunla ilgili inşaAllah? Peygamberimiz (sav), “Onun (Hz. Mehdi (a.s.)'nin) hatırına depremleri durdururum.” (Şeyh Muhammed b. İbrahim-i Numani, Gaybet-i Numani s. 70)
ADNAN OKTAR: Kıyamet duruyor, Kıyamet duruyor. Değil ki deprem. Bediüzzaman söylüyor. Hadislerde söyleniyor; Mehdi (a.s.)’nin gelişiyle Kıyamet erteleniyor. Bak “Kıyametin kopmasına bir gün kalsa Allah Kıyameti durdurur” diyor. Kıyametin durmasına vesile olan bir insanı önemsiz görmemizi istiyorlar bizden. Yani bak Allah Kıyameti durduruyor onun yüzü suyu hürmetine. Kıyamet kopacakken, bir gün kalmışken Kıyameti durduruyor. Adamlar; “niye üstünde duruyorsun ki, Mehdi (a.s.)’nin önemli bir konu mu?” diyorlar. Sen misin önemli o zaman? Değil mi? Kendine sor, kendi önemli hakikaten değil mi? Mehdi (a.s.) önemlidir, Hz. İsa (a.s.) önemlidir. Onlar bizim canlarımız, değil mi? Allah’ın bize emaneti onlar inşaAllah ve çok seviyoruz onları biz seveceğiz de.
OKTAR BABUNA:Allah’ın lütfu onlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Ve müjdeleyeceğiz de. Senin karnına ağrılar giriyorsa ilaç al, biz anlatacağız inşaAllah, değil mi?
OKTAR BABUNA:Onlar da çok mutlu olacaklar sonra inşaAllah.
İbni Hanbel’den naklediliyor Hocam; “Benim ümmetimin ömrü bin beş yüz seneyi pek geçmeyecek”, Suyuti’de inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi öyle bir nakil yaptın ki tam Cübbeli’nin ekmeğine yağ sürüyorsun, olmaz. Bir daha söyle, İmam Hanbel’in değil o.
OKTAR BABUNA: “Benim ümmetimin ömrü bin beş yüz seneyi pek geçmeyecek.”
ADNAN OKTAR: Hanbel’den bahsettin?
OKTAR BABUNA:Suyuti, el-Keşfu an Mücavezeti Hazihil Ümmeti el-Elfu diyor, aynı zamanda Ahmed bin Hanbel, Kitâbu'l-İlel’de sayfa, 89.
ADNAN OKTAR: Evet, Suyuti’den bu nakil var değil mi, ne diyor?
OKTAR BABUNA: Evet, “Benim ümmetimin ömrü bin beş yüz seneyi pek geçmeyecek.”
ADNAN OKTAR: Şimdi bak bu Suyuti’nin açıklaması. Ama şöyle; şimdi, yedi bin yıl ile ilgili sekiz tane hadis olunca, “beş bin altı yüz yılı geçti” deyince, hadiste de Peygamberimiz (s.a.v.). Diyor ki; “bunun 5600 yılı geçmiştir” diyor. 7000’den 5600’ü çıkarttığında 1400 ile 1500 arasındaki bir rakama ulaşmış oluyor, değil mi, net. İşte bunun üzerine bunu söylüyor inşaAllah. Yoksa Peygamberimiz (s.a.v.) bize bırakıyor, 7000 yıldan 5600’ü çocuk olsa çıkartır. Çıkarttığında Hicri 1400 ile 1500’ün arasında; İslam’ın yaşanacağı ve Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.)’ın da bu süre içinde çıkmasının mecbur olduğu da anlaşılıyor, Allah’ın dilemesiyle. Başka vakit yok.
Cübbeli boşuna çırpınıyor bu konuda çok açık. Diğer Hocalar da boşuna çırpınıyorlar. Net Peygamberimiz (s.a.v.)’in açıklaması. Ama “ben Suyuti’yi de dinlemem, başka şeyi de dinlemem”. Kardeşim ben seni ne, Bediüzzaman da; “yedi bin yıl” diyor. Bediüzzaman da “1545’te kıyamet kopacak” diyor. “Bediüzzaman’ı da ben dinlemem. Suyuti de hata yaptı” diyor.
Mesela Bediüzzaman’a da dedi ki Cübbeli; “otuz hususta ehl-i sünnete uymadığını bir âlim tespit etmiş” dedi, bitti. Bak Bediüzzaman’a bakışı bu. Sonra “pardon, özür dilerim” dedi. Ama o pardon özür dilerimin ne anlamda olduğunu herkes bilir. Mesela Suyuti de, bak sıkıştığında, “Suyuti kafasına esti” diyor, öyle. “Onu sıkıştırdılar” diyor. Açıklaması var zaten; sıkıştırdılar, üstüne gelince. “1500’e kadar, en fazla 1500’e kadar olur, dedi” diyor, yani “geçiştirmek için söyledi” diyor. Geçiştirmek için söylemiyor, Peygamber (s.a.v.)’in hadisi var. Yedi bin yılla ilgili hadisler var, sekiz tane. “Beş bin altı yüz yıl geçmiştir” diyor Peygamber. Yedi binden beş bin altı yüzü çıkarttığında oluşan sayıyı söylüyor Suyuti. “Hicri 1400 ile 1500 arasındadır ümmetin ömrü” diyor. Aynısını Bediüzzaman da söylüyor ve bunu söylemeyen ehl-i sünnet âlimi de yok ayrıca. Bakın bu çok önemli, yani bu yedi bin yıl ile ilgili hadisin aksini söyleyen bana bir ehli- sünnet âlimi getirsinler. Hepsi Taberani dâhil, Elmalılı dâhil hepsi. Bu yedi bin yıl ile ilgili hadisi şerh edip açıklıyorlar, anlamazdan gelecekleri gibi değil.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Yalnız bizi dinleyen kardeşlerimizin, bize ciddi anlamda yardımcı olmaları lazım. Mesela bu dediğim konuda dikkati dağıtmadan bu, İmam-ı Rabbani hakkında Osman Ünlü’nün, Ahmet Hoca’nın Cübbeli Ahmet’in halkı yanlış yönlendirmesi konusunda bir kere ısrarlı bir anlatım yaparlarsa bu konu biter. Teker teker gidelim, birer birer gidelim, ondan sonra kolay, yani ondan sonrası kolay. Ben emin olmasam fevkalade bir asırda olduğumuzdan, ben bu kadar üstünde durmam.
Bak Darwinizm ve materyalizm bu yüzyılda yıkılıyor. Deccaliyet bu yüzyılda yıkılıyor. İslam ahlakı bu yüzyılda hâkim olacak; başka da vakit yok. Adamlar bol bol hazırlık yapıyorlar. 1545 gibi de Allah-u âlem Kıyamet kopacak. Yani torunları görecek Kıyameti, torunları görecek Kıyameti, bu kadar yakın. Adam; “beş milyar yıl var daha acele etmeyin” diyor. Ani insanları Kıyamete yakalattıracaklar ve gevşetecekler Müslümanları.
Mesela bak adam çıkıyor mesela, herhangi bir âlim çıkıyor diyor ki; “daha Mehdi (a.s.)’nin çıkışına beş yüz yıl var, altı yüz yıl” diyor. Bakıyoruz, şeyhine bakıyoruz; cinsi sapıklarla fotoğraf çektirmiş. Kardeşim başlamış Kıyamet alametleri görmüyor musunuz? Bakın, senin şeyhin cinsi sapıklarla fotoğraf çektirecek kadar perişan hale gelmiş artık, yani devrin, Ahir zamanın şiddetini göremiyor musun sen daha hala? Sen bak bütün sünnetlerden vazgeçmişsin korkudan değil mi? Bütün sünnetleri uygulayamıyorsun neredeyse, bambaşka bir şekle girmişsin, ama tabii o kendi şeyine göre, bambaşka bir şekle girmişsin. Tir tir titriyorsun ve ana konuların hiçbirini anlatamıyorsun sen, fakat sadece demagoji konuları anlatıyorsun. Ben Osman Hocam’ı tenzih ederim, diğerlerini de tenzih ediyorum, Cübbeli’yi de tenzih ediyorum anlaşıldı mı, ama böyle çok fazla insan var. Yani bir tane iki tane değil ki şeyh bayağı var.
ADNAN OKTAR:Hakiki şeyhler belli, herkes biliyor. Ben de onları çok seviyorum, değer veriyorum. Ama perişan olanlar da var, dağılanlar da var. Anlamazlıktan gelmesinler. Adam kendisi diyor; “biz zamanında çok ihlâslıydık. Çok şahaneydik sonra perişan olduk bu hale geldik” diyor. “Sen nesin?” diyorsun, “ben şeyhim” diyor. Kardeşim değil mi? O icazetini teslim et. “Ben şeyh değilim” dersin. “Allah belamı verdi, ben perişan oldum benim öyle bir gücüm yok” de, inşaAllah. Çıkarıyorsun adamlarını, geri kalanı da tamamlatacaksın. Yani mahvedeceksin insanları. İnsanları kendine benzeteceksin bir süre sonra.
OKTAR BABUNA:Allah saklasın, evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii, sen şeyh olarak onu yaparsan öbürü ne yapmaz o zaman, değil mi? Nereye götürüyorsun milleti. Cübbeli oda mücahidi, ev mücahidi. Küfürle veyahut Darwinistler ile materyalistler ile göğüs göğüse bir mücadele yapacak, fikri mücadele yapacak bir güce sahip değil. Yani Marksistlerin karşısına çıkartsalar darmaduman ederler. Çok komik duruma düşer, perişan olur. Lise öğrencisi, ortaokul karşısına çıksa perişan olur, darmadağın olur. Osman Hoca da öyle. Ama karşısına birisini çıkartıyorlar. “Mübarek çok şahane konuştun, ağzından bal akıyor” diyor. Dini konuları tenzih ederim. Onlar da öyle yaşıyor.
Halbuki biz emri bil maruf nehyi anil münker yapıp İslam ahlakını dünyaya yaymakla mükellefiz. İman hakikatleri anlatacağız. Bütün gençliğin, bütün insanların İslam’ı, Kuran’ı candan sevmesini temin etmekle mükellefiz. Onlara biz Allah aşkını, Allah sevgisini samimiyeti, candanlığı, kardeşliği, güzel olan her şeyi öğretmekle mükellefiz.
Adam konuşuyor ağzından kan akıyor adamın. Sel gibi kan akıyor adamın ağzından. “Atların boyunu geçecek kan” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) adına yalan söylüyor. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.) damla kan akıtmaz” diyor. “Yok nereden damla” diyor. Yani “böyle deniz gibi kan akacak” diyor. Kardeşim ağzından kan akıyor, ağzından yalan akıyor, ağzından münasebetsizlikler akıyor. O durumda ne olur insanların hali? Bazı ilgili kişiler için söylüyorum. Osman Hoca’yı, Cübbeli’yi tenzih ediyorum, onlar ayrı. İsim vermemin nedeni o zihniyetin biraz kendini toparlaması için yani gerçekçi ve akılcı bakmaları için. Yani ezilmişliklerinin ve mağlubiyetlerinin nedenini onlara gösteriyorum. Niye mağlup olduklarını gösteriyorum.
OKTAR BABUNA:Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: “Biz ezildik” diyor, değil mi? İşte bundan eziliyorsun sen. “Niye mağlup olduk?” diyor. İşte bundan mağlup oluyorsun. Cübbeli ne diyor? “Cami, cemaat, sıkıldık” diyor. Ondan sonra jet ski ile gezmeye başladı. Cami, cemaat insanı nasıl sıkar kardeşim? İnsan bilakis rahatlar camide cemaatte, değil mi? Cami huzur yeridir. Cemaat huzur yeridir. İnsan niye sıkılsın?
OKTAR BABUNA: Siz 30 yıldır bir gün tatil yapmadınız. Bir gün ara vermediniz maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Gittiği yerdeki cemaat mi onu rahatlatmış yani. Malta Adası’nın cemaati mi onu rahatlatıyor? Orada mı sıkıntısı gidiyor? Camide sıkılmış, cemaatten sıkılmış, Malta adasının cemaati onu rahatlatmış. Orada sıkıntısı gitmiş. Jet skiye binince sıkıntısı gitmiş. Şu laf mı? Müslümanın konuşacağı söz mü? Ondan sonra diğer Müslümanlara bunun etkisi ne olur. Camiye giden, demek ki cami sıkılacak bir yer, diyecek. Cemaat sıkılacak bir yer, diyecek. Cami insanın içini ferahlatır. “Allah’ın zikri ile kalpler felah bulur” diyor Allah ayette. İçimiz açılır, bir de nur gibi insanlar. Mahmut Hocamız’ın cemaati ben mesela gitmiştim onun sohbetine. İçim açıldı bayağı. Tertemiz nurani ışık gibi insanlar. Ne güzel bir ortam. İnsan ferahlıyor, kalbi ferahlıyor içi açılıyor. Niye sıkılalım? Bin kere gitsem o camiye, milyon kere gitsem yine gitmek isterdim. Müthiş zevk alırım hoşuma gider. Mutluluk kaynağıdır değil mi? Ecdadtan kalmış camiler ne güzel. Zamanında evliyalar gelmiş, büyüklerimiz gelmiş orada namaz kılmışlar. Camiye girince insan ferahlamıyor mu? Binasına girince insan ferahlıyor.
ALTUĞ BERKER:Hocam Bediüzzaman Hazretleri geçtiğimiz yüzyılın müceddidi o da “ hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek olan o zat “ diyor. Yani yüz yıl sonra geleceğini günümüzde geleceğini söylüyor. Kendisi de hepsine hakim bir insan.
ADNAN OKTAR:Ama şimdi metotlu bir anlatım hazırlayalım kardeşlerimize. Ben bugün hazırlamadım. Anti demagojik bir faaliyet yapacağız. Demagojiye bundan sonra geçit yok. Demagojinin silahı nedir, biliyor musunuz? Geniş alana yayılırsan demagojiye yenilirsin. Dar alanda demagojiyi yenersin. Dar alanda mesela bu şahs-ı maneviden çok rahat netice alabiliriz. Ama şahs-ı manevide 5 tane delil verelim. 10’a bile gerek yok 5 tane, dağılmasın. 5 tane de bu İmam Rabbani ile ilgili konuya. Bunu tamamen geri aldırtıncaya kadar devam edeceğiz. Bunların doğru söylemediği net bir kesinleşsin. Bütün Türkiye ve dünya çapında. Sonra ikinci safhaya geçeceğiz.
Cübbeli’nin bir deccali var tarif ettiği. Bir ona geçeceğiz bakalım yani bizim anlattığımız mı doğru, onun anlattığı mı doğru.
Mesela Cübbeli’nin anlattığı bir Dabbet-ül Arzvar. Yüzlerce kilometrelik. Bir de bizim anlattığımız var. Bunların hepsinin çıkmış olması gerekiyor şu an. Vakit yok zaten ve anlattıklarım tam mutabık. Eğer Bediüzzaman’ı müceddid olarak kabul ederlerse, müçtehid olarak kabul ederlerse konu bitiyor. Çünkü Bediüzzaman bunlar “müteşabih” diyor, bu hadisler. Osman Ünlü Hoca da Cübbeli de ne diyor? “Müteşabih değil, bu çok açık” diyor. Dabbet-ül Arz yüzlerce km uzunlukta kilometrelerce genişlikte. Evlere de girecek, caddelerde de gezecek. Müslümanlar da camiye gidecek, namaz kılacak. Sosyal hayat devam edecek yani. Sosyal sigorta kuyruğuna girecek herkes “Dabbet-ül Arz geliyor“ diyecekler. Sosyal sigortalardaki adam kayıt kuyruğuna girmiş adamları teker teker kuyruktan çekecek. 5 km falan pençesinin genişliği. “Tek tek alınlarından damgalayacak” diyor Cübbeli. “Bunu gidin üniversite gençlerine, lise gençlerine anlatın, aydınlansınlar” diyor. Alim, alim diyor. Kardeşim nerenin ilmi, batırıyorsun sen insanları, haberi yok. Bir kısım insanları kalben çöktürüyor. Batırıyor derken yani maneviyatını batırıyor. Ondan sonra samimi inanamıyor insanlar.
Halbuki samimi iman esastır. Yani gerçekten inanmak çok önemlidir. Onun sonucunda da işte bambaşka bir yapı meydana gelir. Ondan sonra camiden, cemaatten sıkıldım demeye başlıyor. Diyor ki; ”adamın arabasını istesem cemaati bırakır” diyor. Sen öyle yetiştirirsen, onlara öyle anlatırsan. Onun sonucunda da öyle insan yetişir tabii ki. Buna rağmen sadık oradaki çocuklar, gençler. Bayağı fedakarlar maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Dün de bu konuda önemle bahsetmiştiniz Hocam. Hıristiyanlar haşa “Hz. İsa (a.s.) Allah’tır” diyorlar. İslamiyet’te de böyle bazı kişiler “Deccal 5 km, 300 metrelik eşeğe binecek” diyorlar. İnançsızlığa sürüklüyorlar insanları.
ADNAN OKTAR:Şimdi bunlarla da geniş çaplı uğraşacağız. Ama ilk önce Müslümanları toparlamaya çalışıyorum.
Allah’ın göklerdeki tahtında oturduğunu iddia ediyorlar: Mesela “bir taht, normal bir taht üzerinde oturuyor Allah” diyorlar haşa. Yani “Hz. İsa (a.s.) tahtın üzerinde oturuyor” diyorlar.
Allah ile bağlantı kurmak, Allah’a dua etmek için aracıya gerek duyuyorlar. Haşa Allah’ın insanlar ile kutsal ruh aracılığı ile iletişim kurduğunu iddia etmeleri: Yani “Allah’a dua ettiğinizde Allah sizi dinlemez. Mutlaka bir aracı ile bağlantı kurmanız lazım” diyor. “Hz. İsa (a.s.) in haşa Allah beden bulmuş hali olduğunu reddeden deccaldir” diyor.
Mesela biz diyoruz ki; “Allah birdir. Hz. İsa (a.s.) O’nun peygamberidir” diyoruz. O ,”sen deccalsin o zaman” diyor. Allah birdir demek niye deccallik olsun. Hz. İsa (a.s.) peygamberdir. “Yok sen onu dedin mi deccalsin” diyor. “Ne dememiz gerekiyor?” diyorsun. Haşa “Hz. İsa (a.s.) Allah’tır diyeceksin. O zaman kurtulursun deccal olmaktan” diyor.
Kan dökülmeden günahların kefaretinin ödenemeyeceği bu kefaret için hayvan, kurban vermenin yeterli olmayacağı, bu sebeple Hz. İsa (a.s.) in çarmıhta kanının dökülmüş olması tüm Hıristiyanlar için kefaret olduğu ve tüm Hıristiyanların bu sayede tüm günahlarından arınmış olduğu düşüncesi: Yani Allah kan istemiş, Hz.İsa (a.s.)’ı da haşa çarmıha germişler. Hz. İsa (a.s.)’ın kanını görünce Cenab-ı Allah hepsini affetmiş haşa. 5000 yıl önce söylense bile inanılmaz. Allah; Gafur’dur, Rahim’dir, Rahmet sahibidir. Allah Hz. İsa (a.s.)’in kanı ile niye insanları affetsin. Nerden bağlantı çıkarıyorsunuz. Ayrıca Hz. İsa (a.s.)’ı Allah ayette ne diyor? “Onların içinden seni tahir ettim, aldım, ref ettim” diyor, Cenab-ı Allah. Hz. İsa (a.s.)’e parmaklarına bile dokunamadılar, inşaAllah. Geldiğinde zaten şu an Hz. İsa (a.s.) anlatacak onlara. Ayetle de ona işaret var.
Mesela hastalık, temizlik ihtiyacı gibi tüm acizlikleri Allah’ın yaratması olarak görmemeleri: “Allah sadece güzel olanı yaratır. İnsan ise şeytanın etkisi ile onu bozar” diyor. Halbuki her şeyi Allah yaratır. Hastalığı da Allah yaratır, şifayı da Allah yaratır. “Yok” diyor. Şimdi bunlar apayrı bir alem, bunlarla ayrı şey yapacağız.
OKTAR BABUNA: Allah razı olsun.Hepsiyle inşaAllah her cephede fikri mücadeleniz mücadeleniz var Hocam batıla karşı.
ADNAN OKTAR: Ama 10 yıl sonra Oktar’ım burdayız.
OKTAR BABUNA: EvvelAllah inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İstanbuldayız. Kaç yaşındasın?
SUNUCU 2: 24.
ADNAN OKTAR: 34 yaşında bu konu bitmiş olacak göreceksin, inşaAllah. Kaç yaşındasın?
SUNUCU: 20.
ADNAN OKTAR: 30 yaşında konu bitiş olacak, inşaAllah. Hocam demiştiniz dersin. İstersen bir yere yaz. Sabit bir yere yaz aynısıyla göreceksin. Ben, söyleyip de çıkmayan tek bir konu yoktur. Adım gibi emin olmadıktan sonra konuşmam.
OKTAR BABUNA: 1150 konu çıktı Hocam şimdiye kadar ve devam ediyor bu maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın Allah sözlerimi sürekli doğru çıkarıyor, bu da bir harikadır değil mi? Allah isterse sözlerimi yanlış çıkartır. Her sözümü doğru çıkarıyor, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Mesela demin gösterdik Hocam. ”İsrail’in duvarları yıkılsın” diyorsunuz. İki sene önce böyle bir konu hiç yok. Bugünkü gazetenin haberleri işte inşaAllah Hocam. “İsrail görüşme için duvarları yıkıyor” diyor. Bu 1150 taneden, bir tanesi maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam olağanüstü şık ve yakışıklısınız her zamanki gibi maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ve gittikçe de gençleşiyorsunuz maşaAllah, o da bir mucize olarak maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hakikaten ben de ona hayret ediyorum, maşaAllah. Mesela lise yıllarıma bakıyorum. Mesela cildim aynı lise yıllarımdaki gibi aynı cildim, hiçbir şekilde değişiklik olmadı. Bütün bedenimin cildi aynı.
OKTAR BABUNA: Hocam pırıl pırıl cildiniz maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Lise yıllarında neyse aynı. 54 yaşındayım. 54 yaşında ben akranlarıma bakıyorum, bambaşka bir şekle gelmişler, maşaAllah. Gücüme bakıyorum, inanamıyorum, hayret edilecek, mucize yani.
OKTAR BABUNA: Bu siz Hocam lisedeki çocuğun kirişinin koptuğunu söylemiştiniz. Bence o çok ucuz kurtulmuş, siz normalde boksör falan dinlemez adamın kolunu koparırsınız. Bilmeyenler vardır böyle, ona göre çok bir şey olmamış oluyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama hakikaten 5-6 arkadaşım çekiyor bir kolumu yine açamıyorlar kolu.MaşaAllah, elhamdülillah. Mesela 3 saat uyku uyuyorum. Müthiş dinç oluyorum elhamdülillah. Günde bir kere yemek yiyorum, hiç. MaşaAllah. Bir de işte sahurda az bir şey alıyorum o kadar, inşaAllah. Ama genelde hep böyledir benim.
OKTAR BABUNA: Hocam 30 yıldır bir gün bakın Altuğ Hocam da şahit, biz hep yanınızdayız zaten inşaAllah. Bir kere Hocamız, “ben yorgunum, bugün dinleneyim”, yorgun kelimesini hiç duymadık sizden zaten, öyle bir konu yok. Dinlendiğiniz bir gün yok. Böyle tatil hiç yok zaten, öyle bir konu yok inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak grip, nezle oluyorum. Mesela ekranda görüyorsunuz beni, hep ayakta geçiririm, elhamdülillah, maşaAllah. Allah daha da artırsın inşaAllah kuvvetimizi, gücümüzü inşaAllah, elhamdülillah.
“Selamun aleyküm Hocam.” Aleyküm selam. “Bugün Süleyman Ateş köşe yazısında Hz. İsa (a.s.)’nın tekrar gelişiyle kendisine gelen soruya cevaben; ‘Hz. İsa (a.s.) ölmüştür ve geri gelmeyecektir’ demiş”. Allah’ım YaRabbim. Hocama bir şey oldu. Günlerden beri bu kaçıncı, bin kere demiştir. “Hz. İsa (a.s.) gelmeyecek” diye. Vatan Gazetesi’nde “Mehdi (a.s.) çıkmayacak, Hz. İsa (a.s.) gelemeyecek.” Hocam anladık.
Ne diyorsun Hocam böyle sürekli Hocam bunu yazıyor köşesinde.
OKTAR BABUNA: Beyin cerrahı olarak, şöyle bir şey olmuş olabilir mi, beyindeki damarlar tıkanma...
ADNAN OKTAR: Kimin beynindeki, Hocamızı tenzih ederiz. Genel olarak, bir mantık olarak mı diyorsun.
OKTAR BABUNA: Mantık olarak, genel olarak.
ADNAN OKTAR: Hocamız bayağı yaman, ilmi var, bilgisi var. Fakat sadece bu konuda yanlış düşünüyor, inşaAllah. “Halbuki Allah ayette Hz. İsa (a.s.) için “Oysa onu öldürmediler” “ma katelehu” diyor Allah. “Katletmediler, asmadılar” diyor değil mi? “Ve onu asmadılar” diye bildirmektedir. Süleyman Ateş bu ayeti bilmiyor olabilir mi? Eğer bildiği halde bu açıklamayı yapıyorsa bu kişi hakkında ne söylersiniz Hocam” diyor. Ne söyleyeceğim, Allah ilmini arttırsın diyoruz. Vatan Gazetesi’nden çıksın, Hocam düzelir aslında. O binaya girmezse geçer. Akşama kadar, neydi onun patronları, sahipleri.
OKTAR BABUNA: Zafer Mutlu, Güngör Mengi.
ADNAN OKTAR: Şimdi Zafer Mutlu sağında, Güngör Mengi de solunda şimdi beraber sohbet ediyorlar, konuşuyorlar. Nolur bir insan? Tabii ki görüşlerinde değişiklik oluyor Hocamızın demek ki. Bir de maaş alıyor. Şimdi Hz. İsa (a.s.) gelecek derse mesela maaş havada kalır, değil mi? Hocamız elini uzatır ama maaşa bir türlü ulaşamaz. Geri geri çekerler. Ama söylediğinde maaş direk cebine girer inşaAllah. Böyle bir durum da var. Asla maaş alamaz. “Mehdi (a.s.) gelecek. Darwinizm bir gerçektir. Darwinizm’in yok olması bir gerçektir. Darwinizm yıkılmıştır, Kuran’da evrim yoktur” derse, “Süleyman Hocam” derler, “ biz toplantı yaptık, artık sizin emeklilik vaktiniz gelmiş” derler. Ve Hocam emekli olur. Emekli olmaması için sürekli bunları demesi gerekiyor Hocamızın, inşaAllah.
“Televizyonda Cübbeli olarak bilinen kişi Mehdi (a.s.) ve deccal gibi kavramları kullanarak, Hz. İsa (a.s.)’nın tekrar dünyaya geleceğini anlattı. Bu konuşmalar inançlı bir tanıdığımı etkilemeye başladı. Kuran’ı kaynak göstermeden yapılan bu açıklamada Buhari hadislerini kaynak gösteriyor”. Kuran’da 3 tane ayet var. Nasıl olmuyor? “Sana inananları” diyor Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Bak, “sana inananları, seni sevenleri Kıyamete kadar küfrün üstüne geçireceğim” diyor. Seviyor musun İsa (a.s.)’yı sen?
OKTAR BABUNA: Canımdan çok, deli gibi Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bitti. Hıristiyanlar seviyor mu? Seviyor. Demek ki hıristiyanlar da Müslümanlar da birleşecekler, “Kıyametin son anlarına kadar sizi hakim edeceğim” diyor Allah. Ayet, bir kere oluyor bak, dünya hakimiyetini söylüyor Allah. Kuran’da dünya hakimiyetinden bahsediyor, bir kere. Ve sırf İsa (a.s.) için bunu söylüyor bakın, hiçbir Peygambere Allah bunu söylemiyor. Bizim Peygamberimiz (s.a.v.) dahil, hiçbir Peygambere söylemiyor. Bak, “seni sevenler Kıyamete kadar dünyaya hakim edeceğim” diyor, Allah. “Ve Ehl-i kitaptan, Hıristiyan ve Musevilerden iman etmedik hiçbir fert bırakmayacağım, hepsini iman ettireceğim sana” diyor, Allah Hz. İsa (a.s.) için. Ve dikkat edin sadece Hz. İsa (a.s.) için söyleniyor bu, sadece ona. Ne Hz. Musa (a.s.)’ya, ne Resulullah (s.a.v.) Efendimize, hiçbirine denilmemiştir. Sadece Hz. İsa (a.s.)’ya denilmiştir. “İsa, Mesih (a.s.) Kıyamet için bir alamettir. Kıyamet alametidir” diyor Allah. İsa (a.s.)’nın gelişi, Mehdi (a.s.)’nin çıkışı. Mehdi (a.s.)’nin çıkmasıysa zaten bitti, Kıyamet artık baş göz üstünedir. Herkes bilir, Mehdi (a.s.) çıktığında tamam. Kıyameti durduran şahıstır, Allah’ın izniyle. Allah onun yüzü suyu hürmetine kıyameti durduruyor, inşaAllah. Kuran’ı kaynak göstermemekle hata yapmış ama biz gösteriyoruz bak. Buhari hadisleri kaynak gösteriyor. Buhari, Müslim, Tırmızi, İbn-i Mace, Süneni Nesai, Süneni Davud hepsinde var. Bütün Ehl-i Sünnet kaynaklarında var. Ve dört mezhepte haktır İsa (a.s.)’nın inişi, Mehdi (a.s.)’nin çıkışı. Caferilik, Alevilik, Bektaşilik, Vahabilik hepsinde, hepsinde Şiilik, hepsinde Mehdi (a.s.)’nin çıkışı haktır. İsa (a.s.)’ın inişi haktır. Aksini savunan kimse olmamıştır.
“Sizden bu konunun özünü kısaca anlatmanızı, söz konusu kişinin söyledikleri şeylerin Kuran’ı Kerim’de, dinimizde yeri olup olmadığını öğrenmek istiyorum” diyor, Sezer Sezin. Kardeşimiz sormuş. Bakın gürül gürül anlattık. Adam diyordur ki; “kardeşim ben başka türlü düşünüyorum.” Biz Kuran’dan delil verdik. Bütün Kütüb-i Sitte’leri delil veriyoruz. Bütün mezhep imamlarından delil veriyoruz. Bütün İslam aleminden delil veriyoruz. Ve meydana gelen delilleri gösteriyoruz. Bak çok önemli, aleni deliller oluşmuş artık, net. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerini insanlar eliyle tutup gözüyle görüyorlar artık, net oluşmuş. “Yok” derlerse olmaz. Mantıksız olur, doğru olmaz.
Bitti mi?
SUNUCU: harunyahya.tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. www.harunyahya.org ve www.harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren www.harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo, Kanal S, Samsun AKS ve TV Kayseri ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza www.harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...