SUNUCU:Yayınımıza harunyahya.tv internet sitemizden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Haber7.com, bakın ne diyor? 18.2010 tarihli. “Vize’den sonra pasaport da kalkacak.” Ne dedim 2 yıl önce?
OKTAR BABUNA:“Önce vizeler, sonra da pasaportlar kalkacak” dediniz, Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne diyorsam çıkıyor mu?
OKTAR BABUNA:Ne diyorsanız Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Hiç sekme yok. MaşaAllah. “Dışişleri Bakanı AhmetDavutoğlu; vatandaşların komşu ülkelerle sadece vizelerinin kaldırılmış olmasını yeterli görmediğini, pasaportların da kalkmasını istediğini belirterek, İnşaAllah ileride bu da olur’ diyor.” Hep beraber bastıralım. Hiçbir Türk devletiyle, hiçbir Müslüman ülkesiyle pasaport istemiyoruz. Hepsini kaldıracağız. Ermenistanla da, İsraille de kaldıracağız, inşaAllah. Pasaport yok, direk giriş inşaAllah.
“Ahmet Davutoğlu, 12 Eylül’de yapılacak referandumun da önemli olduğuna işaret ederek, ‘12 Eylül’de yapılacak referanduma sizden beklediğimiz, gür bir sesle evet demeniz’ diye konuştu” diyor. Şimdi biz gür sesle burada bağırırsak olmaz. Ama sakin bir sesle söylüyoruz; evet. Çünkü referanduma “hayır” diyen değerli büyüklerimiz var. Mesela “hayır diyelim” diyorlar. Muhterem Hocam, canım ciğerim Hocam. Diyelim, tamam. Ama, biz 1999’da tutuklandığımızda, bütün Türkiye gördü bizim neler çektiğimizi. Ve 10 yıldan beri ne çektiğimizi de insanlar gördü. Bu az mı geldi? 12 Eylül’de insanların çektiği acılar az mı geldi? Değil mi? Yani “eğer bunlar hafif geldi” diyorsa, “bu ne ki?” deniyorsa, ona ben bir şey demiyorum o zaman. Ama, biz buna “yeter” diyoruz. 12 Eylül’de “evet” diyeceğiz.
Çok büyük bir sorumluluk ve bu bir başlangıç. Hiçbir şey değil oradaki maddeler daha. Daha durun bakalım. Bu bir aşama. Tamamen demokrasiye dönünceye kadar, Avrupa tarzı bir demokrasiye dönüşünceye kadar, devam edeceğiz. Nasıl aksini savunabiliriz? İnanılır gibi değil yani.
“Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu daha kalabalık bir ekipten oluşsun” diyor. Evet gurubu bunu savunuyor. Bunda ne var? Bunda hayır var, güzellik var. Şimdi aksini savunuyorsa, o zaman meclisi 50 kişi yapalım. TBMM 50 kişi olsun o zaman. Madem azınlık daha iyi oluyor. Değil mi? Ağır ceza mahkemelerine 1 hakim çıksın, 3 tane çıkmasın. Değil mi? O zaman HSYK niçin sayısı artırılmasın? Değil mi? Olmaz.
“Hayır” diyenler, yani hükümet ayrı, seçimler yakın, istemiyorsan gidersin küt başka partiye oyu verirsin, hükümeti indirirsin aşağıya. O ayrı bir konu. Değil mi? Ama bu apayrı bir konu. Hükümet bu konuda doğru yapıyor. Samimi davranıyor, isabetli hareket ediyor ve destekliyoruz bu yönüyle. Ha diğer yönleri, tamam benim eleştirdiğim yönleri var hükümetin. O ayrı konu. Ama bu doğru.
Mesela iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı devletin politikası doğru, isabetli. Hükümetin politikası doğru ve isabetli. Hakimlerin tavrı doğru. Savcıları tavrı doğru. Polisin tavrı doğru, destekliyoruz. Yanlış bir şey olursa karşı koyarız, inşaAllah. Yani ben mesela Ak Parti’li değilim. Yani herhangi bir partiye de benim açık aleni desteğim yok. Ben bütün sağdaki partileri destekliyorum. Ama bu konuda doğrular, açık doğruluğu. Yani aksini nasıl savunalım? Yani nasıl bir delil var? Yani delil, bir tane delil istiyoruz. Delil vermiyorlar. Olmaz.
OKTAR BABUNA:Siz daha önce de anlatmıştınız Hocam, bütün Avrupa’da kalabalık şekilde, öyle bir ülke yok zaten 5 kişilik 6 kişilik gruptan oluşan HSYK.
ADNAN OKTAR: Olur mu öyle şey? Türkiye’nin kilit, can damarı olan bir yer, değil mi? Kardeşim yani mevcut sayı bile az. En az iki misli olması lazım, değil ki 6 kişi. Mesela 22 kişi değil mi, 40 kişi olsun. Değil mi? Çok hayati bir yer, inşaAllah. Berkerim bir konu anlat.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.) için, Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “O zuhur ettiğinde, kimsenin biatı onun boynunda olmayacaktır” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, herhangi bir tarikata, cemaate, bir şeyh efendiye bağlı değildir. Kardeşim, Mehdilik’ten kastımız bizim, Allah’ın güzelliğinin dünyada alabildiğine tecellisini istiyoruz biz. Böyle insanlar olsa dünyayı kaplasa, huzur içinde yaşasalar, göğsünü gere gere gezseler, rahat yaşasalar, bu güzel değil mi?
Rahat gezebiliyor musun sokakta?
SUNUCU: Pek sayılmaz.
ADNAN OKTAR:Gezemez. Güven içinde olsun istiyoruz, Mehdiyet budur. Niye canı yansın, niye korku içinde yaşasın? Değil mi? Gecenin üçünde bile istediği gibi elini kolunu sallayarak gezmesi lazım. İstediği yere gitmesi lazım. Gidemiyor, olur mu öyle şey? Mehdiyet işte budur. Onların huzuru, rahatı, güveni, bütün milletimizin sevinci, neşesi, akıl berraklığı, değil mi? Bağnazlığın o katran kokulu ağırlığını, kükürt kokulu ağırlığını istemiyoruz. Böyle, gericiliğin o simsiyah karanlığını istemiyoruz. Marksizm’in, Darwinizm’in, materyalizmin o ürkütücü, o buz gibi soğuk, karanlık dünyasını istemiyoruz biz. Nur istiyoruz, ışık istiyoruz. Ferah ve güzel bir dünya istiyoruz. Dışarı çıktığımızda bize güler yüzler olsun. Ben herkese selam verebileyim. Selam vermek için adam seçiyoruz, böyle şey olur mu? Selam verecek adam aranıyor sokakta. Çok nadir birbirine selam veren. Hiç görüyor musunuz siz?
OKTAR BABUNA:Yok Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim sokakta karşılaştığında, “Selamun aleyküm, aleyküm selam, Allah hayırlı işler versin” denir değil mi? Hayırla gezilir. Adam arıyor insanlar. Mesela akşam olduğunda insan komşusuna gider. Güzel bağdaş kurarsın, kahveler gelir, bisküviler falan böyle çifte kavrulmuş, çaya batırırsın, sohbet edersin. Kuran’dan, hadisten, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den bahsedersin. Bir eksiği varsa yardımcı olursun. Bunlar bir zevk, güzelliktir. Komşuya gidemiyorsun, sokağa çıkıyorsun, aşina bir göz arıyorsun bulamıyorsun. Kimse kimsenin yüzüne bakamıyor. Kafalar yerde, herkes birbirinden gözünü kaçırıyor. Böyle ortam olur mu? Mağazaya giriyorlar, hepsini tenzih ederim de kısmen tabii benim söylediğim. Mesela kızcağızlar var, tezgahta çalışıyorlar, 5 metrekare falan. Gidip çocuğa kafa tutuyor. Zaten canı burnunda çocuğun. Akşama kadar, sabah sekiz buçuktan akşam sekiz buçuğa kadar ayakta duruyor orada, Allah’tan kork. Onla didişilir mi, o çocukla? Gönlünü al, bir iltifat et, bir şey söyle. Tabii onların yüzü bir karış oluyor bu sefer. Bir acayip ortam yani. Mehdiyet işte bütün bu soğukluğu sevgiye, muhabbete, derinliğe, tutkuya çeviren Allah’ın rüzgarıdır. Allah’ın güzel tecellisidir. Biz bunu istiyoruz inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz buna binaen zaten Hocam, bunun için, dinsizler de dahil her insanın istemesi gereken vicdani bir konudur demiştiniz. Yani sadece Müslümanların değil.
ADNAN OKTAR: Kardeşim dinsizler bir “oh” diyecek, dünya varmış, onlar da “dünya varmış” derler. Tabii, Darwinistler, materyalistler falan adamların bir kafa kendine gelir. Acayip acı çekiyorlar. Ben mesela lise yıllarındayken Marksistleri görürdüm. Bizim lisenin, Kurtuluş Lisesi’nin önüne gelmişlerdi. Bağırıp çağırıyorlardı, ellerinde sopalarla gelmişler. Yüzlerine baktım oksit sarı, sapsarı. Yani normal insan sarılığı değil. Korku, acı ve gerilimden yani kirli sarı olmuş artık yani, garip. Büyük çoğunluğu öyleydiler. Perişan vaziyettelerdi. Sürekli sigara içiyorlar. Müthiş sinirleri gergin. Gözlerinde akıl almaz bir nefret ve kin. Böyle hayat olur mu kardeşim? Bu perişanlığa ne gerek var? Tabii, dinsize de acımak lazım. Münafık çok alçaktır, yani çok mikrop. Mikrop da temiz onun yanında yani neye benzeteceğimi bilmiyorum. Uyuz köpek de çok temiz kalıyor yanında, hiçbir şey diyemiyorsun. Kene gibi diyorsun ama onlardan da daha aşağılar yani, inşaAllah.
Küfre karşı şefkat duyacağız, acıyacağız. Adam çünkü açıkça söylüyor. Böyle kalleşlik yapmıyor, açık, gizlice bir sinsilik yapmıyor. Ne diyor? Haşa, “ben inanmıyorum” diyor. Hastayım demektir o, “bana yardım edin” diyor. Yardım edeceğiz. Münafık ne diyor? “Ben evliyayım” diyor. Peki, “sen kendini düzeltmen lazım” diyor. “Ama ben evliyayım” diyor. Çok tehlikeli mahluktur. Ki dinsiz olduğu halde. Onun için küfre karşı da mesela Darwinizm, materyalizm. Mutlaka şefkat, kurtarma amacı olacak inşaAllah. Güzel örnek olarak anlatacaksın inşaAllah.
Bir ayet vardı 14. surenin 22. ayeti, bakın, “doğrusu” şeytan söylüyor bak. Münafıkların başı, en gelişmiş münafık. “Doğrusu”, senden doğru çıkar mı sahtekar herif, “doğrusu” ne yani? Sürekli sahtekar, hayır şimdi dediği hakikaten doğru da, ama “doğrusu” diye başlayınca sanki biz ona. Şeytana inanmayız, güvenmeyiz. Ama burada dediği doğru, mesela şuradaki sözü doğru. “Doğrusu Allah, size gerçek olan vadi vadetti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim”, bak şimdi dürüst gösteriyor kendini görüyor musun? Yani itirafçı ve dürüst adam havasında. Tam münafığın karakteridir bu. Zaman zaman böyle manyaklığı tutar. Zaman zaman da sinsiliği tutar. Bak; “doğrusu Allah, size gerçek olan vadi vadetti, ben de size vaadde bulundum, fakat size yalan söyledim”. İşte bak böyle şeylerde bazen insanlar münafığın sözüne güvenebiliyorlar. Mesela samimi bazen itiraflarda bulunabilir. Samimi gibi görünen. Orda da oyuna gelmemek lazım, dikkatli olmak lazım. “Benim size karşı zorlayıcı bir gücüm yoktu, yalnızca sizi çağırdım”, bak felaketten sonra, adamı batırdıktan sonra görüyor musun? Tam böyle kahpe yani, “yalnızca sizi çağırdım, siz de bana icabet ettiniz”. Bak kabus gibi adam, “siz de bana icabet ettiniz”, doğru söylüyor ama mahvetmiş adamı bak. “Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın.” Bak kendini yine kendini temize çıkarıyor. “Beni kınamayın” diyor. Sen değil misin milletin bu hale gelmesine sebep olan? Değil mi? Doğru, o adam onu yapmaması gerekiyordu, ayrı. Ama, “beni kınamayın” diyor yani. Kınanmak da istemiyor, enaniyetinden. Halbuki demesi lazım ki, “evet ben de öyleyim, sen de öylesin” demesi gerekiyor, demiyor. “Öyleyse beni kınamayın, siz kendinizi kınayın. Ben sizi kurtaracak değilim”, sanki ondan öyle bir şey bekleyen varmış gibi, “kurtaracak değilim” diyor. Bak mesela o da yine manyaklığının bir alameti. “Siz de beni kurtaracak değilsiniz.” Zaten onlar da zavallı belli, değil mi? “Doğrusu daha önce beni ortak koşmanızı da tanımamıştım”. Yani münafık, doğru söylüyor, öyle bir şey tanımıyor ama münafık karakterinde bu vardır. Yani gizler, gizler, gizler, gizler, gizler, mahvettikten sonra ortaya çıkar. Yani hedefine ulaştıktan, bak hedefine ulaşmadan münafık asla kendini beyan etmiyor, görüyorsunuz. Kendini de mahvedip, Müslümanları da mahvettiğini düşündüğünde, yahut kimse yani o hedefi, ondan sonra dili çözülüyor. Çünkü artık sahtekarlığın bir anlamı yok onun için. Yine orda da taktik yapıyor, orda da kendini temize çıkartmaya çalışıyor, ayrı mesele. Çünkü o konuda kesin kararlı zaten o, sonsuza kadar kararlı. Münafık da öyledir yani, sonsuza kadar kararlıdır. Yani dürüst olduğuna emin oluyor. “Ben doğruydum” diyor “ama yanlış yolda, uygulama yanlış” diyor haşa. Yani “insanların uygulamaları, tavırları bana yanlış oldu” diyor. Allah’ın yaptığını da zaten beğenmiyor haşa.
Bu Gamze beni ne kadar çok seviyor böyle maşaAllah. “Hayırlı geceler saygıdeğer, yakışıklı, takva, güzel yeşil gözlü, güzel sesli, canım Hocam” diyor, maşaAllah. Demek ki sevgisi çok şiddetli maşaAllah. “Sizin, Tevrat’tan Hikmetler ve Güzel Öğütler kitabınızı okurken, Allah’ın emirlerine uymak bölümündeki ayetlerde, “7 kez ceza vereceğim, cezanızı, cezanızı 7 kat artıracağım” gibi ifadeler dikkatimi çekti. Acaba Tevrat’ta da Ahir zamandaki ekonomik krizin 7 yıl süreceğine mi işaret edilmiştir? Yoksa başka bir şeye mi? Selamlar, sevgiler. Allah size uzun ömür, sağlık ve yeni ilimler versin canım Hocam” diyor. Bu şeker Gamze ne kadar sevgi dolu böyle? MaşaAllah, sevimli Gamze, zaten Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde bu konu açık belirtilmiş. Fakat Tevrat’ta Mehdi (a.s.) zamanında 7 yıllık ekonomik krizden zaten bahsediliyor. Net ifade var Tevrat’ta, 7 yıl, tabii.
“Sayın Hocam, siz Kuran’ı güzel okur ve güzel yorumlarsınız, inşaAllah. Bu ayeti de yorumlamanızı istiyoruz, teşekkürler. Bakara Suresi 45, ‘bir de sabırla namazla yardım isteyin. Şüphesiz bu, Allah’a saygılı olanlardan başkasına ağır gelir’”. Sabırla, yani Müslüman güzel ahlakta kararlı olmasına sabır deniyor. Sürekli güzel huylu, sürekli cömert, sürekli namaz kılıyor. Sabır deyince insanlar yani işte, “sabır, sabır sabır, burama kadar geldi, taştı” diyor. O tahammüldür, o ayrı bir şey o. Tahammül ayrıdır. Sabır, istikrar göstermek, devam etmek, inşaAllah odur. Yani sabır sevinçle yapılan bir ibadettir. Sabırla güzel huylu olursun, sabırla seversin. İnşaAllah. “Namazla yardım isteyin”, namazı mutlaka kılın diyor Allah. Mesela biz beş vakit namazdan sonra dua ediyoruz. O dua makbul, inşaAllah. “Şüphesiz bu, Allah’a saygılı olanlardan başkasına ağır gelir”. Yani, münafıklara bu çok ağır gelir. Allah’a dua etmek istemez çünkü Allah’tan daha büyük olduğuna inanıyor. Münafığa en ağır gelen şeylerden birisi de dua etmektir. Münafık dua etmez, dua ediyor gibi görünür. Münafık kendini çok büyük görür. Münafık dünyada kendinden daha üstün bir insan da kabul etmez, bir varlık da kabul etmez. Onun için hepsi ayrı akıldanelerdir. Hepsi manyak oluyor yani. Tek tek hep delidir hepsi yani dikkat ederseniz. Yani psikopattırlar ayrı ayrı. Yani bir düşünün, kafanızda canlandırın. Hep manyaktır yani, inşaAllah. Ve her biri de ayrı, kendi başına devlet gibi görür kendisini. Her şeyi kendileri en doğru kararı verdiği kanaatindedir. Bak, “Allah’a saygılı olandan başkasına ağır gelir”, işte münafıklara da ağır geliyor. Yani nefsine ağır gelir. Dua etmek de, namaz kılmak da münafığa çok ağır gelir. “İstemeye istemeye namaz kılarlar” diyor Allah ayette onun için. Secdeye kapanmak. Zaten o dedeleri şeytandan gelen bir şey onlara, gelenek. Dedeleri de zaten onların öyleydi, değil mi? En ağırına giden, “secdeye kapan” dedi Allah, delirdi şeytan. Yani nevri döndü ağırına gittiği için. Artık zırvalıyor, ne diyor? “Beni ateşten yarattın, onu topraktan yarattın” diyor. Toprağı da ateşi de yaratan Allah, değil mi? Toprağı beğenmiyor. Yani halbuki her şey topraktan oluyor zaten. Mis gibi toprak değil mi? Ateş de Allah’ın yarattığı bir şeydir, toprak da Allah’ın yarattığı bir şeydir inşaAllah.
“Selamlar sevgili Hocam”, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Yunus Suresi 2. ayetiyle ilgili birkaç nokta okurken dikkatimi çekti. Ayet bir çok yönüyle Mehdi (a.s.)’a işaret ediyor olabilir mi Hocam?” Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “İçlerinden bir adama insanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri Katında gerçek bir makam olduğunu müjde ver diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? İnkar edenler; ‘gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür’ dediler”. Yani “insanları yanlış yönlendiriyor, yanlış eğitiyor dediler” diyor. Büyücülerin bir özelliği vardır. Onlar da Müslümanlar’ı büyücülükle itham ederler. Yani halbuki kendileri büyücü. Çünkü açık gerçeği gizlemiş oluyorlar, aleni olan. Demagojiyle, başka yöntemlerle gizler, inşaAllah. Evet doğru söylüyor kardeşimiz. Ebcedine de bakalım ama, Arapçası’nı da analiz edelim.
O diğer ayeti de unutmayın, bu ayeti de unutmayın. Çünkü ben bu ayetleri bir kere bütün tefsirler nasıl bakıyor bu ayete, ona bakıyorum önce. Kelime kelime ayırtıyorum, kelimelerin bütün sözlük anlamlarını getirtiyorum, tamamını. Her kelimenin sözlük anlamını getirtiyorum. Ondan sonra vurgulara varıncaya kadar, tek tek hece hece tespitini yapıyorum. Ondan sonra yorumluyorum, inşaAllah. Bakıyorum yani gelen şeylere, eğer gizli bir hakikat arıyorsam. Ama normalde anlamı açık oluyor zaten. Mealde de zaten düzgün, doğru anlatılmış oluyor.
Özellikle Ali Bulaç meali iyidir, güvenilir bir meal inşaAllah. “İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri Katında gerçek bir makam olduğunu müjde ver” diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi?” Evet doğru, bu ayeti inceleyeceğiz, bakacağız inşaAllah. Berkerim anlat.
ALTUĞ BERKER:Münafıklarla ilgili bir ayet okuyorum Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Münafıklardan, onlardan bir grup da hani şöyle demişti; ‘ey Yesrib (Medine) halkı, artık sizin için (burada) kalacak yer yok, şu halde dönün’. Onlardan bir topluluk da; gerçekten evlerimiz açıktır’ diye, Peygamberden izin istiyordu. Oysa onlar(ın evleri) açık değildi. Onlar yalnızca kaçmak istiyorlardı”.
ADNAN OKTAR: Orada Peygamber (s.a.v.)’i, aileyi korumayan, insanların sosyal ihtiyaçlarına, tabi ihtiyaçlarına önem vermeyen bir insan olarak gösterme sinsiliği var. Peygamber (s.a.v.) onu düşünemiyor gibi gösteriyorlar. Ama onu masum bir üslupla, sakin böyle yani dürüst bir üslupla anlatıyor gibi yapıyorlar. Münafık çok iblistir, çok çok dikkat etmek lazım. Onun için böyle saf tipler çok çabuk düşerler. Saf demeyeyim de, safotorik diyeyim. Çünkü saf ayrı bir şeydir. Saf; arı anlamında. Safotorik daha iyi oluyor.
Mesela bak ayette diyor ki, Bakara Suresi 204 de, şeytandan Allah’a sığınırım. “Kalbindekine rağmen Allah’ı şahit getirir”, halbuki “kalbinde öyle değildir” diyor bak; “Allah’ı şahit getirir. Oysa (diyor, Cenab-ı Allah) o azılı bir düşmandır” diyor bak. Bir düşmandır demiyor. Mesela bak müşrikler, “onlar düşmandır” diyor mesela değil mi? Bak ama münafık için “azılı bir düşmandır”, yani şeytan da öyle azılıdır. Azılı ne demek? Mesela “azılı katil” deniyor. Ne demek? Bir türlü adam öldürmekten vazgeçmez. Seri katil, manyak yani. Hapse sokuyorlar, çıkıyor yine cinayet işliyor. Sokuyorlar, yine. Azılı katil deniyor. Yani iflah olmayacak derecede. Münafık da öyle azılı düşmandır. Bak Allah diyor ki: “Oysa o azılı bir düşmandır”, yani bir şöyle gösterir kendini bir böyle gösterir. Ama, mesela bazen masum gibi göstermeye çalışır, dürüst gibi göstermeye çalışır. Müslümanlar’ın dikkatini üstüne çekmeye çalışır. Yani böyle bukalemun gibi. Bukalemun nasıl renklerle kendini belli etmek istemez. O da kendini masumluk çizgisi içerisinde, dürüstlük çizgisi içerisinde belli etmek istemez. Oradan oraya kaçar, oradan oraya kaçar ki yakalanmasın.
“İstanbul’a sizi görmeye geldim ama nasip olmadı. İnşaAllah sizi görebiliriz Hocam” diyor. Hüseyin Ahmet isimli kardeşimiz. Olabilir, yani bakın, imamlık yapıyormuş kardeşimiz. Ama benle görüşmek isteyen çok fazla. Bakın şöyle olabilir, ben 5 dakikadan fazla görüşmem. Çünkü çok muazzam vaktimi alıyor o zaman. Çok kısaca olursa, hemen stüdyoda falan da olabilir. Kısaca bir selamlaşalım. O şekilde tanışıp görüşelim inşaAllah. Bulgaristan’daymış kardeşimiz. Helal olsun ona maşaAllah.
“Öncelikle esselamun aleyküm Hocam” diyor, aleykum selam. “Öncelikle, sormak istediğim bir konu var. Sayın Ömer Çelakıl Kuran’ın şifrelerinden bahsediyor. Siz bunu nasıl buluyorsunuz? İşte bir örnek; 19. Sure’nin 57. ayeti, 1957 yılını veriyor”, yani 19’la 57 yanyana getirmiş. “Tarihte ilk uzay aracı 1957 yılında uzay yolculuğuna çıkmıştır, Sputnik. Şaşırtıcı bir biçimde, Kuran’da ki 19, 57 numaralı ayet de gökyüzüne çıkmaktan ve yükselmekten bahsetmektedir. ‘Onu yüksek bir yere gökyüzüne yükselttik’, 19. sure, 57. ayet.
Fark ettiyseniz ayetin numarası olan 19, 57 ile, 1957 aynı sayılardır. Dolayısıyla gelecekte bu olayın gerçekleşeceğine mucizevi bir şekilde işaret edilmektedir” diyor. Özay kardeşimiz demiş. “Nasıl buluyorsunuz?” Çok açık, Ömer Çelakıl bir kere çok efendi bir çocuk. Bayağı dürüst, hiçbir çıkarı yok. Yani bu kitaplarından, eserlerinden 5 kuruş para almıyor çocuk. Gece gündüz Allah rızası için gayret ediyor. Elinden yüzünden efendilik akıyor çocuğun zaten, dürüst. Ama bazı böyle kaşar din adamları, ama kart kaşar, klasik kart kaşarlar acayip kinliler çocuğa, acayip kinliler. Ama öyle az boz değil, derin bir kin. Oradan da onun değerini daha iyi anlamış oluyoruz. Çelakıl son derece candan bir insan. Yani, ben onun eserlerinden onu görüyorum. Televizyonda çıkıyor, görüyorum. Ben anladığım gördüğüm tanıdığım kadarıyla ona güvenebilirler yani. Dürüstlüğüne, efendiliğine, nezih bir insan olduğuna güvenebilirler. Sözleri de genellikle yani yüzde yüz doğru olmasa da çoğu doğru. Olabilir, çocuk zaten din üzerine eğitim yapmış birisi değil. Doktor bildiğim kadarıyla. Ama çok candan. Allah’ın ona bu bilgileri nasip etmesi de çok harikadır zaten. Değil mi? Bazı kart yobazlara Allah bilgi vermiyorsa, onların kafasındaki bazı odunumsu hücrelerin gelişmesinden oluyor. İnşaAllah, değil mi? Haset etmeyecekler, haset etmeyecekler. “Hasidin iza hased” diyor Cenab-ı Allah. Hasetçiden Allah’a sığınıyoruz, inşaAllah. Dolayısıyla kendileri gibi böyle kart yobazlara, kaşarlara sesleri çıkmıyor. Ama böyle mazlum, efendi bir insan gördüklerinde, terbiyeli, nezaketli, utangaç; kudurmuş köpek gibi saldırıyorlar, değil mi? Kudurmuş köpek gibi. Tek şey, “hoşt” demek başka bir şey olmaz, inşaAllah. Ama iyi niyetle, samimi olarak bilgilendirenleri tenzih ederim. Yani mesela yanlış olduğu kanaatindedir, ona ilmi olarak açıklar. Belki ateşli ve canlı bir anlatışla anlatıyordur. Ben onları tenzih ediyorum. Benim dediğim kişiler adresleri malum, kendileri de biliyorlar kendilerini. Zaten şu an büyük bir dikkatle izliyorlardır. Kendilerinden bahsettiğimi söyleyip inşaAllah. Serdar Hocam sen bir efsanesin.
SERDAR DAYANIK:Estağfurullah Hocam, bir tane efsane var, sizsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah Serdar Hocam 18 yaşından beri yanımda. İlk Serdar Hocam Nusretiye Camii’ne gelmişti arkadaşlarıyla beraber hatırladığım kadarıyla. Değil mi? Efendim. Sen hangi lisedeydin o zaman?
SERDAR DAYANIK:Galatasaray Lisesi’ndeydim Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu Galatasaraylılar o zaman bir ekip olarak gelmişlerdi, Galatasaray Liseliler. Hepsi janti böyle gayet şık giyimli. Fransız ekolü evet maşaAllah. Bir tane, iki tane de değil, bayağı kalabalıklardı. Sen de mi Fransız?
ALTUĞ BERKER:Saint Benoit.
ADNAN OKTAR: Saint Benoit, o zamanlar Saint Benoit kale oldu diyorlardı bizim. Hakikaten böyle sonra dünya kale oldu, maşaAllah. Değil mi?
OKTAR BABUNA:Şu anda bütün dünyada öğrencileriniz var Hocam. Kitaplarınız 200 ülkede okunuyor, 73 dilde maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yalnız şimdi bak bu çok hayati, dikkati genişe yaymayalım. Vurulacak, ilmi yönden vurulacak keskin noktalar tespit edip keskin net vuruşlarla mutlaka nokta düşürüşleri yapacağız, inşaAllah. Kardeşlerimiz de bunu yapsın. Mesela Darwinizm’de de öyle. Nokta vuruşu çok önemlidir. Genişe yayıp boğmayalım. Mesela şimdi adama desen ki, “Yaratılış Atlası’ndaki bütün fosillerin tek tek yorumunu yap”. Bak açıkça söyleyeyim. Yüzde yüz haklı olduğun halde adama karşı mağlup olursun. Çünkü konuşmaktan bitap olursun. Ömrün yetmez konuşmaya. Durduk yere mağlup olursun. Ama nokta vuruşunda net galip olursun. Yani koydun mu oturtursun. Çünkü yüzde yüz haklıyız. Binlerce konuda haklı olduğumuz için, arkadaşlar istiyor ki binlerce konuyu birden anlatalım, orada boğulursun. Olmaz, tek noktadan vurup düşüreceksin, tek noktadan vurup düşüreceksin, değil mi? Takır, takır, takır saydıracaksın böyle. Böyledir inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Tek bir proteinlere vurdunuz, bitirdiniz Hocam zaten maşaAllah.
ADNAN OKTAR: O kadar, o kadar, inşaAllah. Berker Hocam sükut buyuruyorsunuz.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam. Öncelikle, Sungur Ağabey’in talebelerinin size selamı ve sevgisi, duası var Hocam. Bugün görüştüm kendileriyle.
ADNAN OKTAR: Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü.
ALTUĞ BERKER:Oğlu Muhammed Ağabeyimiz’in de aynı şekilde Hocam.
ADNAN OKTAR: Aleykum selam ve rahmetullahi ve berekatühü.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah, Allah kısmet ederse beraber olacağız birkaç gün içinde Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Sungur Ağabey’in sağlığını sordum, halini vaktini sordum, sizin söylemenizle inşaAllah. Şekeri var ama oruç tutuyormuş Hocam doktorları da kimseyi de dinlemiyormuş.
ADNAN OKTAR: Allah Allah. Bediüzzaman yöntemi. MaşaAllah, maşaAllah. Serdar Hocam buyrunuz.
SERDAR DAYANIK:Estağfurullah Hocam. Siz daha önceki röportajınızda inşaAllah, “münafık şeytanın insan şeklidir” demiştiniz inşaAllah. “Mehdi (a.s.) da anti şeytandır” demiştiniz, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Şeytan Mehdi (a.s.) dünyaya geldiğinde, kendini yerden yere çalmıştır. Kendini boğacağını bildiği için. Ve dehşet içinde yaşamıştır. Ve göğüs göğse savaş vakti gelince de şeytan apışıp kalmıştır, inşaAllah. Darwinizm’le dalga geçti koskoca dünyayla. Altı buçuk milyar insanı, böyle avucuna koydu oynattı. Altı buçuk milyar insanı. Böyle hop hop hop parmağında oynattı. Ve hepsine diz çöktürdü, “siz neden geliyorsunuz bakayım, anlatın” dedi. Koro halinde, “tesadüfen olduk” diyorlar. “Bir daha söyleyin” diyor. “Tesadüfen olduk” diyorlar. “Sizi Allah mı yarattı?” diyor. “Yok” diyor, “tesadüf yarattı” diyor haşa. “Bir daha söyleyin bakayım” diyor, haşa diyorlar ki; “bizi Allah yaratmadı (haşa) tesadüf yarattı”. “Hah, bakın nasıl başarılıyım” diyordu. Birden ensesine bir tokat yiyince, şeytan neye uğradığını şaşırdı. Dedik ki “biz geldik, ayağını denk al”, değil mi? “Artık yalan yok”, değil mi? Pırr, adam kaçtı. “Sıkıysa bundan sonra yalan söyle” diyoruz, inşaAllah değil mi? Çıksana ortaya, bak çıkamıyor. Kötü kötü, böyle çatlak borozan gibi oradan-buradan sesler geliyor ama bitmiş olay, inşaAllah. Bundan sonra oyun yok. Müslümanlar’ı da oyuna getirdi şeytan. Mesela açık gerçekleri örttürdü. Mehdi (a.s.)’ın gelişini kapattırdı. İsa (a.s.)’ın gelişini kapattırdı. İslam ahlakının dünya hakimiyetini kimseye büyük bir kitleye söyletmiyor. Türk İslam Birliği’ni söyletmiyor. O şeytanın dilini 8 kere buracağım böyle, çat diye dibinden alıp koparacağım. Kopardım mı yoksa?
OKTAR BABUNA:Kopardınız Hocam.
ADNAN OKTAR: Kopardık değil mi? İnşaAllah. Yani tam adamını buldu şeytan. Yerden yere vuracağım, inşaAllah.
Ne sevimliler bunlar bak Hocam diyor; “Sizden bir ricam programınızın daha erken saatlere alınması, işe gittiğimiz için biraz zorlanıyoruz” diyor. “Adnan Hocam birkaç gece önce rüyamda Hz. İsa (a.s.)’ı gördüm. Toprak, dağlık bir yerde 10-15 kişi vardı yanında. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, Meryem oğlu İsa yeryüzüne döndüğünde imanın nuruyla çok az kişi onu tanıyacağını buyuruyor. Rüyamda çok az kişi vardı Hz. İsa (a.s.)’ın yanında. Hz. Mehdi (a.s.)’ın da günümüzde yaşadığını hadislerden ve Bediüzzaman’ın işaretlerinden bildiğimize göre, benim merak ettiğim Hz. İsa (a.s.) şu anda yeryüzüne inmiş olabilir mi? Yoksa çok yakında geleceğine bir işaret midir bu rüya? Allah sizi korusun” diyor. Reşat kardeş. Hz. İsa (a.s.), Reşat kardeş, vazife halinde. Görevde yani şu an çalışıyor. Faaliyet ediyor, gayret ediyor. Hıristiyan cemaatlere yönelik çalışması var. Bu Mormonlar var. Mormon Cemaati. Onlara kalıncaya kadar, hepsine yönelik bir çalışması var. Yakında yavaş yavaş etkisini görmeye başlarsınız, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Dünya liderleri üzerindeki etkisi de görülmeye başladı, demiştiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Öyle zaten halka yönelik olmaz Hz. İsa (a.s.)’ın faaliyeti. Bediüzzaman da diyor; “askerce ve mektepçe, ilmi ve maddi ordularına karşı deccalin, ilmi ve maddi orduları. Bir minare yüksekliğindedir. Hz. İsa da, onun yanında bir çocuk kadar kalır. O kadar küçüktür” diyor. Ama “onu halledecek” diyor Hz. İsa (a.s.) inşaAllah.
Kardeşimizin yazdığı yazının devamı var, Kevser Hanım’ın. O kısmı okumamıştık, onu da okuyalım. “Süleyman Ateş Hoca diyormuş ki; ‘Kuran’a göre Hz. İsa (a.s.) ölmüştür’ diyormuş. Çünkü Enbiya Suresi’nde Peygamberimiz (s.a.v.)’e hitaben, ‘Senden önce hiçbir insana ebedi yaşama vermedik. Sen ölürsen sanki onlar ebedi mi yaşayacaklar?’ buyrulmaktadır. Ayrıca Al-i İmran ve Maide Sureleri’nde, Hz. İsa (a.s.)’ın vefat ettiği açıkça belirtilmektedir. Ölmüş insanın yeniden aynı beden içinde dünyaya gelmesi mümkün değildir. Bu husus Müminun Suresi’nde de belirtilmektedir” diyor. Öyle demiş Hocamız. Şimdi Hocamız, bakın verdiği örneğe nasıl yanlış yaklaştığını göreceğiz. Enbiya Suresi’nde Peygamberimiz (s.a.v.)’e hitaben, “Senden önce hiçbir insana ebedi yaşama vermedik.” Biz, Hz. İsa (a.s.) ebedi yaşayacak dedik mi?
OKTAR BABUNA:Demedik Hocam, hiç öyle bir şey yok inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak göğe alındı diyoruz. Gelecek, vefat edecek, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yanında mezarı hazır zaten oraya gömülecek. Biz bunu biliyoruz. Buna delil değil ki? Ne alakası var? Bağlantısız bir delil vermiş. “Sen ölürsen sanki onlar ebedi mi yaşayacaklar?” Yani yine aynı şekilde. Biz Hz. İsa (a.s.)’ın göğe alındığını, geleceğini ve vefat edeceğini, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yanına gömüleceğini söylüyoruz. Yani yaşayacak, ömrünü tamamlayacak, Peygamber Efendimiz’in yanına gömülecek. “Ayrıca Al-i ve Maide Sureleri’nde, Hz. İsa (a.s.)’ın vefat ettiği açıkça belirtilmektedir.” Süleyman Ateş Hocam kaç yaşında?
ALTUĞ BERKER:80’e yakın olabilir.
ADNAN OKTAR: 80 senede kaç gece olmuş oluyor toplam?
OKTAR BABUNA:26 bin falan.
ADNAN OKTAR: Hocam o zaman binlerce kere ölmüş dirilmiş. Peki o nasıl oluyor? Çünkü her gece yattığında insanın ruhu alınıyor. Ölüyor, ayet var. “Siz ölürsünüz, canınızı alırım ölürsünüz. Sonra size ruhunuzu geri veriyorum. Yeniden diriltiyorum sizi” diyor, Allah. “Bir kısmınıza da ruhunuzu geri vermiyorum ölüyor o” diyor, değil mi? Ama her insan her gün akşam yattığında ölür. Ruhunu teslim eder Allah’a. Sabaha yeniden diriliyor. Yüz yıl ölü kalan insandan bahsediyor değil mi? Cenab-ı Allah ayette. Sonra diriltiyor onu. Peki bu açıkça belirtildiğine göre bunlar da olduğuna göre burada yanlış düşünüyor. Çünkü Hz. İsa (a.s.), bak uyku halindeki ölme kastediliyor Hz. İsa (a.s.)’da. Aynı kelime var, uyku halindeki ölme. “Ben seni uyku haline getirdim, uyku halindeyken. (Allah) seni göğe aldım, Yanıma aldım”, bak, “seni öldürmediler ve asmadılar” diyor. Allah bir daha tekrarlıyor; “onu kesinlikle katletmediler” diyor. Bu ne demektir? Katletmediler asmadılar.
OKTAR BABUNA:Öldürmediler demektir.
ADNAN OKTAR: “Öldürmediler” diyor. Öldürmediler ama öldürüldü, öldü veyahut. Olur mu böyle şey? Şimdi Hocamın dediği bu. Allah, “öldürmediler, asmadılar” diyor. “Öldürmediler, asmadılar ama yine de öldü” bunu söylüyor. Allah “öldürmediler” deyince, öldürmediler işte o kadar. Ve, “tuzaklarını bozdum” diyor Allah. Tuzak bozmak ne demektir? Hz. İsa (a.s.) mesela şehit edilmiş olsaydı, tamamdı, değil mi? Ama Allah “Katıma aldım” diyor. Ve arkasından diyor ki bak, sadece ona mahsus olmak üzere, “sana uyanları, Kıyamete kadar küfrün üzerine geçireceğim”. Hiçbir Peygambere dememiş, bir tek ona diyor. Ve Hz. İsa (a.s.)’ya “o Kıyamet için bir alamettir” diyor, Hz. İsa (a.s.). Hiçbir Peygambere demiyor, bir tek ona deniyor. Üçüncü olarak ne diyor?
OKTAR BABUNA:Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Daha önce siz açıklamıştınız. “Andolsun Kitap ehlinden ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur”. Burada, gerçek ölüm olacağını delil olarak.
ADNAN OKTAR: Bak mesela buradaki hakikaten buradaki ölüm kelimesi gerçek kelime, ölüm anlamındadır. “Mevte” diye geçiyor değil mi? Mevt ayrı tabii. Rüyadakinde mevt geçmiyor, mevt ayrıdır. Uyku halindeki ölümde kullanılan kelime geçiyor. Ve Hz. İsa (a.s.) tabii uyku halinde alınmıştır göğe alınırken inşaAllah. Onun için Süleyman Ateş Hocamız’ın sözleri doğru değil, inşaAllah. Berkerim ne anlatalım?
ALTUĞ BERKER: Estağfurullah Hocam, münafıklıktan bahsedelim diyorduk, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Siz bu heriflerden böyle çok şiddetli nefret ediyorsunuz. Bu iman alametidir.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “İslam için en büyük tehlikelerden biri” demiştiniz inşaAllah münafıklar.
ADNAN OKTAR: En büyük tehlikedir. Yani çünkü şeytanın, dünyadaki insan olarak faaliyet halindeki olan ekibidir. Şeytan cin şeklinde, görünmeyenidir. Bunlar insan şeklinde, görünen ekibidir şeytanın. Şeytanın ordusudur. Ve stil ve yöntemleri çok kahpe ve kalleştir. O yönden çok tehlikelidir. Yani sezilmemeye çok özen gösterirler.
Allah, küfrü -ki münafıklar küfrün en azgın aşağılıklarıdır- kastederken bak diyor ki Allah, Maide Suresi 13’te; “Kalplerini kaskatı kıldık.” Bunlar böyle kurumuş kertenkele gibidir. Acayip katıdır kalpleri, odun gibidirler.
“Onlar kelimeleri konuldukları yerden saptırırlar.” Mesela Kuran’da açık bir hüküm mü var, bir açıklama yapar, onu, muhkem ayeti dinlemez, müteşabih ayetten bir hüküm çıkarır. Halbuki haramlar helaller muhkemdir Kuran’da açıkça anlatılır. Hadislerde de ayrıca detaylı olarak belirtilir inşaAllah.
“Onlar hiçbir mümine karşı ne akrabalık bağlarını ne de sözleşme hükümlerini gözetip tanırlar”. Bu hem küfrün, hem münafıkların özelliğidir. Şimdi, münafık için akraba nedir biliyor musun? Mesela kimden çıkarı varsa, o onun için akrabasıdır. Şimdi ağabeysi, amcası, dayısı, dedesi, babası, annesi kim var, mesela bakar. Annesinde menfaati varsa, annesine sahip çıkar münafık. Yoksa o onun için annesi değildir. Dedesiyse, gider böyle at sineği gibi yapışır. Domuzun kirli yerine yapışan at sineği gibi. Mesela kardeşlerine bakar, hangisi işine yarayacak. Mesela mirasta zarar getirecekse, o onu istemez. Veyahut onun rahatını kaçıracak birisiyse, “aman, o kenarda dursun, onu istemiyorum” der. Kimi istiyorsun? “Şu, şu, şu, şu, şu”, yani münafık kendi menfaatine uygun olanları akraba kabul eder. Anlaşıldı mı? Yani kimden para gelecekse veyahut kim rahatını kaçırmayacaksa, kim ona zemin hazırlayacaksa, o ahlaksız dünyasında ona kim ortam hazırlayacaksa, ondan yana olur.
Bak; “yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar” diyor Allah ayette. Bakara Suresi 27, münafığın özelliği. Ama çok sinsice ve kahpece. Mesela küfür, alenen yapar. Onun için onları etkisiz hale getirmek kolaydır. Ama münafık çok sinsidir.
Mesela, “tamam kabul derler, ama yanından çıktıkları zaman, onlardan bir gurup karanlıklarda senin söylediğinin tersini kurarlar”, yanında, “evet doğru söylüyorsun, güzel anlatıyorsun” diyor. Dışarıya çıktığında, “tamamen yanlış, onun söyledikleri” diyor. Münafık özelliği, bak karanlıklarda. Ruhu da karanlıktır, tasarladıkları yöntem de karanlıktır, yaşadıkları alan da karanlıktır, inşaAllah.
“Allah karanlıklarda kurduklarını yazıyor” diyor Allah. Ama bu, münafığa etki etmez tabii. Yani, münafık çünkü kendini çok büyük görür.
Araf Suresi 51, “Allah bugünler ile karşılaşmayı unuttukları ve bizim ayetlerimizi yok sayarak tanımadıkları gibi, biz de bugün onları unutacağız”. Mesela, bir kısım ayetleri kabul ediyor, bir kısmını kabul etmiyor. Mesela cihadı, tebliği, Allah’ın dinini yaymayı. Yani yok saymak şöyle, fiilen uygulamayarak yok sayıyor. “Tamam öyle bir ayet olabilir ama ben uygulamıyorum” diyor. Bu yok saymadır, inşaAllah. Bir anlamda, bir yönüyle. Yani hayatına geçirttirmiyor, kabul etmiyor. İşine gelen kısımları kabul eder.
“De ki; (diyor, Cenab-ı Allah) Tevbe Suresi 24’te, ‘eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret, ve hoşunuza giden evler, size Allah’tan, O’nun Resulü’nden ve O’nun yolunda cehd etmekten daha sevimli ise, artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun’”, Tevbe Suresi 24. Bakın, “De ki; ‘eğer babalarınız’”, çünkü babası ne için? Darphane gibi görür münafık babayı. Parayı kazanır, değil mi? Asıl hakim olan odur, inşaAllah. Malın mülkün sahibi oluyor. Onun için babayı çok önemli görür. Miras alacak, mirasta ana kaynak o, para kaynağı o, çevreyi öyle ediniyor, onun için bak “babalarınız”. Sonra çocuk. Çünkü çocuğuyla mal sahibi olacak. Çocuk ne kadar çok olursa, onları işe yerleştirecek, onlar evlenecekler, aşiret gibi olacaklar, her yerden para gelecek, imkan gelecek. Bunun yemesini içmesini sağlayacaklar. Hayat garantisi gibi görüyor. Sosyal Sigortalar Kurumu gibi görür.
“Kardeşleriniz”, kardeş biraz daha şeydir, yani kardeş yardımcı olur ama aynı zamanda onun miras payını da zorlayan biri olduğu için, kardeşine daha az önem verir münafıklar.
“Eşleriniz” eş ona çocuk meydana getiren, çevre meydana getiren ama genelde de münafıklar eşlerinden pek hoşlanmazlar. Çünkü eşi sadece dışarıya karşı bir silah olarak kullanırlar. Yani rahatını sağlayan, işte ona yemek yediren, çamaşırlarını yıkayan. Fakat ona çocuk sağlayan bir makine gibi görür. Bir kuluçka makinesi gibi. Münafıklarda bir derin kadın nefreti vardır. Nefret ederler kadınlardan. Mesela karısını koluna takar, baston gibi görür karısını o. Yani gittiği yerde ona yemek hazırlayan, onun ihtiyaçlarını gideren, işte hastalığında ona bakan bir makine. Yani onun Ahireti onu ilgilendirmez, münafığı. Eğer fonksiyonlarını kaybederse hemen gönderir, münafık vakit kaybetmez, hemen gerekeni yapar. Ama yine dine uygun bir şeyle yapar kendi kafasınca. Mesela “niye eşini boşadın?”, “çok takva görmüyordum da onun için. Bir rüya gördüm, onun şeytanla bağlantılı olduğunu gördüm” der. Mutlaka bir sahtekarca, veyahut kadına durduk yere iftira atar. Der ki, “namussuzluk yaptı, ben söyleyemiyorum, biliyorum” der. Değil mi? Masum kadını bir anda namussuz konuma getirir ve gönderir, inşaAllah.
“Aşiretiniz” en sona onlar kalır. Yani bunlar asıl bunlar yakın çevresi olduğu için, bunlara çok önem verir. Aşiret daha son safhada düşüneceği bir yerdir. Kuran’da da bak daha geriye doğru almış Cenab-ı Allah. Yani önem sırası gibi görünüyor burada.
“Ve kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret”. Münafıkta hep böyle bir korku vardır. Az kar gelmesi korkusu. Ne kadar kazanırsa kazansın. Hep az kazandığı kanaatindedir.
“Ve hoşunuza giden evler”. Onlar porsuk gibi, böyle bir yere girip, orda kan emmek için orayı müsait bir yer olarak görürler.
“Sizlere Allah’tan”, yani, Allah’ın dinini dünyaya hakim etmek, gayretten, “O’nun Resulü’nden”, mesela asrımıza uygularsak Mehdi (a.s.)’den, imama tabi olmaktan, imam Mehdi (a.s.)’ye tabi olmaktan, ona asker olmaktan. “Ve O’nun yolunda (Allah yolunda) cehd etmekten” münafığın en çekindiği şey zaten budur. Gayrettir, Allah’ın dinini yaymaktır. Münafık “aman, aman. Ne para vereyim, ne cihad edeyim, Allah yolunda gayret edeyim.” Yani malını mülkünü de vermek de istemez. “Daha sevimliyse artık Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun”, bu çok müthiş bir tehdittir. Çünkü münafığın en çekindiği şey ölmektir. Ölüm de ona o kadar süratli gelir ki. Her gün takvim yaprakları üstüne üstüne gelir. Her sene onun üstüne doğru gelir. Yani ölüm, büyük bir süratle, yani süratle gelen bir araba gibi onun üstüne doğru gelir. Münafık da bundan en çok çekinir, Allah da ölümle onu tehdit ediyor. “Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez” diyor Allah. Hidayet vermiyor Allah. Tevbe Suresi 24.
Bak diyor ki Allah münafıklara ve küfre, Tur Suresi 30 ve 32, “Yoksa bunu kendilerine saçma akılları mı emrediyor?” Allah, çok akılsızlar diyor. Ama kendilerini çok akıllı zanneder münafıklar. “Yoksa onlar azgın bir kavim midir?” Hakikaten, bakın böyle manyaklara, çok azgın ve saldırgandırlar. Yani zor zaptederler. Ve münafıklarda öyle bir suç potansiyeli çok yüksektir. Cinayete de yatkındır münafıklar. Yani gizlice ruhlarında öyle bir şey vardır. Katil ruhludurlar münafıklar. Tur Suresi 30- 32. Bu, Habil-Kabil kıssasında da bunu görüyoruz. “Yoksa onlar” diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.)’e, Tur Suresi 30’da, “Yoksa onlar bir şairdir” diyorlar, mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’e iftira atıyorlar. “Biz ona zamanın (getireceği) felaketleri gözlüyoruz”, münafıkların şeyi odur. Uzaktan, Müslümanlar’a gelecek felaketi gözlerler. Yani bir baskın yapılsın, gözaltına alınsınlar, hapsedilsinler, dövülsün, sövülsünler. Yani “eninde sonunda bir şey olacak, mutlaka bekliyoruz” diyorlar. “O zaman asıl biz atağa geçeriz” diyorlar. Onun için sürekli gözetleme halindedirler. “De ki; ‘siz gözetleyedurun, çünkü ben de sizinle birlikte gözetleyenlerdenim’”. “İstediğiniz kadar gözetleyin, ben de gözetliyorum”diyor. Çünkü, “biz galip olacağız” değil mi? Diyor Cenab-ı Allah. Yani Allah taraftarları, Müslümanlar, inşaAllah, “siz de mağlup olacaksınız” diyor. “Benim Peygamberlerim, Mehdilerim galip gelecek” diyor inşaAllah. Berkerim anlat.
ALTUĞ BERKER:Estağfurullah Hocam, sahabelerin fedakarlık örnekleri var Hocam. Bu münafıklara karşı olarak, ne kadar mübarek, güzel, mümin tavrı gösterdiklerine dair. Mesela, Talha bin Ubeydullah, Uhud Savaşı’nda, Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında bulunan bütün sahabelerin şehit düşmesinin ardından, Resulullah (s.a.v.)’i kendi bedeniyle korumuştur. Malik bin Zübeyir adındaki çok keskin bir nişancının, Peygamberimiz (s.a.v.)’e attığı oklara karşı koyabilmek için oklara elini tutan Talha bin Ubeydullah’ın eli parçalanmış, ve parmakları bu yüzden sakat kalmıştır. Uhud Savaşı’nda seksene yakın yara aldı, hemen her yeri kılıç, mızrak ve ok darbeleriyle yaralandığı halde, Resulullah (s.a.v.)’in yanından ayrılmamış, onu korumaya çalışmıştır Hocam.
ADNAN OKTAR: Tam anlamıyla yiğitler, değil mi? MaşaAllah, inşaAllah. Başka yine oku.
ALTUĞ BERKER:Buna karşın Hocam, münafıklar da; “biz savaşmayı bilseydik, elbette sizi izlerdik” diyorlar ayet-i kerimede Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak değil mi, o seksen yara aldığı halde Allah rızası için devam eidyor. Ama o, “savaşmayı bilseydik”. Ama biraz, “karınız var burada, çıkarınız var” dense, takla atarak gelirler, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Musab bin Umeyr var, okuyayım mı Hocam fedakarlığı?
ADNAN OKTAR: Oku evet.
OKTAR BABUNA: “Musab bin Umeyr, Uhud Savaşı’nda bir kılıç darbesiyle sağ kolunu kaybetmesinin ardından, sancağı sol koluna almış. İkinci bir kılıç yarasıyla sol kolunu da kaybedince, bu haliyle kendisini Peygamberimiz (s.a.v.)’e siper yapmıştır. Peygamberimiz (s.a.v.)’i korurken, vücuduna saplanan bir mızrak ile şehit olmuştur.”
ADNAN OKTAR: Hay benim arslanım, hay maşaAllah. O zamanlar da böyle her zaman yiğit kaynıyor ortalık tabii inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hz. Mehdi (a.s.)’nin talebeleri de böyle olacak inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: EvvelAllah evvelAllah, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Tavşanları göstereyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet. Bakayım. Bu herifler iyi ki benim yanımda değiller. Yani o patiler matiler giderdi yani. Hayır çok komik esnemesi. Allah insanlara ait özellikler verince, insan daha da hoşuna gidiyor. Ne kadar insana benzerse, insan o kadar eğlendirici ve hoş buluyor. Onun için Allah çok yönden insana benzetiyor. Mesela gerinmeleri, esnemeleri, hapşırmaları. Çok ilginç duruyor hapşırması. Bir de bunları Allah temizliğe bu kadar düşkün yaparak, insanlara da örnek olmalarını sağlıyor inşaAllah. Herifler yiyip içip eğlenme başka bir konu yok. Yani konu ne dersen, yiyip içip eğlenmek diyorlar.
Bak ne kadar mis gibi üzüm kokuyor. Millete şarap tavsiye edeceklerine işte bu üzüm suyunu tavsiye etsinler. Ne kadar gıcık bir ifade. Diyor ki; “üzümün çekirdeğinde, siyah üzümün çekirdeğinde anti-oksidan maddeler var, çok faydalı” diyor. Evet güzel, çok doğru. “Ne yapmamız gerekiyor?” diyoruz. “Bir bardak şarap içmekte fayda var” diyor. Peki diyoruz “anti-oksidan dediğin o üzümün çekirdeğinin o özütü üzüm suyunda var mı?” diyoruz. “Tabii ki, aynı miktarda onda da var” diyor. “Peki onu içsek” diyoruz. “Tercih meselesi” diyor. Ben o zaman üzüm suyunu tercih ediyorum, değil mi? Allah Allah, ben niye zehirleyeyim kendimi? Metil alkolle, etil alkolle niye zehirleyeyim? Ne zorum yani? Değil mi? Mis gibi üzüm suyu varken. Üstelik bozulmamış. Vitaminler var içinde, mineraller var. Kardeşim bir kere içindeki minerallerin yapısı da garip bileşiklere dönüşüyor. Yani, zehirleyici maddelere dönüşüyor. Ne gerek? Vitaminlerin tamamı bozuluyor. Niye olsun? Değil mi? Yani şarap haram olmasa dahi içmem, haram olmasa dahi yine içmem değil mi? Zararlı. Çünkü zararlı olan her şey zaten içilmez, kullanılmaz, inşaAllah. Çünkü mesela, Novalgin bir insan kullanabilir, ama bir avuç Novalgin içersen perişan edersin kendini yani, değil mi? Akıl var, yakin var. Cenab-ı Allah o yüzden şarap, hımır, aklı örten içkiyi haram kılmış Allah. Değil mi? Peki demeseydi Cenab-ı Allah içecek miydik? Yine içmezdik. Çünkü belli onun zararlı olduğu inşaAllah. Ama Cenab-ı Allah bize lütfuyla açıklamış, izah etmiş. “Haramdır” diyor Allah. Ben de içmiyorum, inşaAllah. Değil mi? Mesela sülfirik asidi ben içer miyim şimdi gidip? Nitrik asidi içer miyim ben? Zararlı olduğu belli. Yani “Kuran’da yazmıyor, o zaman ben bunu içecek miyim diyeceğim? İçmem. Ama Allah ibadet olarak ayrıca belirtmiş. “İçmeyin” diyor Cenab-ı Allah.
“Selamun aleyküm Hocam, Dabbet-ül Arz’ın, Hz. İsa (a.s.)’dan sonra da geleceğine dair rivayetler var” diyor. Şimdi bakın, Ahir zamanda şu önce şu sonra gibi rivayetler o kadar çok ve değişik ki. Yani böyle tek yönlü bir açıklama orada yok. Buradan da anlaşılıyor ki hepsi bir aradalar. Mesela kiminde “şu öncedir” diyor, kiminde “başkası sonradır” diyor. Bu sıralamanın üstünde durmaya gerek yok. Yani, mühim olan, bunlar Ahir zamanda zuhur edecek. Mesela duman zuhuru, Dabbet-ül arz, Hz. İsa (a.s.), değil mi? Bunlar hepsi bir bütündür, aynı vakittedir, inşaAllah. Çıktıkça anlarız. Sırayı çıkmalarından anlarız. Mesela önce Mehdi (a.s.) çıktı. Sonra Hz. İsa (a.s.), Dabbet-ül arz çıktı. Sonra Hz. İsa (a.s.) zuhur etti. Yecüc Mecüc çok daha önce zuhur etti. Birinci dünya harbi, İkinci dünya harbinde dünyayı talan ettiler. Değil mi? Mesela çok daha önce çıktı Yecüc Mecüc. Dolayısıyla, o sıralamaların, yani o tip detayların o kadar üstünde durmak doğru değil. Mesela, rivayetlerde, Mehdi (a.s.)’den sonra, Hz. İsa (a.s.)’nın zuhur edeceği, ikisinin birlikte dünyaya İslam ahlakını hakim edecekleri belirtiliyor. Ama bir rivayet de var ki, “Hz. İsa (a.s.) vefat ettikten sonra, 130 yıl insanlar devam eder” diyor. Kimi de diyor ki; “Dabbet-ül arz çıkar, 130 yıl” veyahut “Güneş batıdan doğar” diyor, “insanlar 100 küsür sene daha yaşar” diyor. Halbuki güneş batıdan doğduktan sonra zaten Kıyamet başlıyor. Yani Güneş batıdan doğduktan sonra aklın ihtiyarı kalkıyor, imtihan kalkıyor. İmtihan kalktığı için niçin insanlar devam etsinler yaşamaya? Yani camilere gidiyor, ibadet ediyor. İmtihan kalkmış, adamlar yine ibadete devam ediyorlar. İmtihan kalktımı artık tamamdır. Artık Kıyamet başlamış oluyor. Dolayısıyla yani o tip izahlarda, hadisleri toptan, yani hepsini birlikte değerlendirmek lazım. Bir 130 yıl, bir 140 yıl Ahir zamanla ilgili vakitler belirtiliyor. Mesela “Hz. İsa (a.s.)’dan sonra şu kadar geçer, Güneşin batıdan”. Buradan anlıyoruz ki, Ahir zaman toplam 130- 140 yıl bir vakit. Yani Mehdi (a.s.) vakti, Mehdi (a.s.)’ın çıkışından sonra, toplam en fazla 100 küsür sene devam edecek. Ve hepsi o sıra içinde çıkacak anlamına geliyor. Yani, dabbet-ül arz da, Yecüc Mecüc de, diğerleri de. Ve hemen akabinde, hicri 1545 gibi de, Güneşin batıdan doğuşu var. Fiilen, doğacaktır Güneş, batıdan doğacaktır. Ama Güneşin batıdan doğuşunda zaten yer gök birbirine karışmış olacak. Muazzam olaylar olacak.
Demin bir kardeşimiz selam vermiş, ona selam vermemişiz, ona “aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü” diyoruz.
“Selamun aleyküm” demiş kardeşimiz, aleyküm selam. “Çok kez yazdım, bir türlü sorulmadı. Münafıklar bu kadar konu ediliyorken, neden benim sorum yer bulmuyor?” Allah Allah, yani münafıklar çok hayati bir konudur. Niye kızıyor ki bize kardeşimiz? Neslihan Hanım burada kızacak ne var? Ne güzel. “Münafıklar Altın Çağ’da da bu hallerine devam edecekler mi? İman etmeyecek tek kişi kalmayacak ise, şu anki münafıkların durumu Altın Çağ’da ne olacak?” Hah, ben sana söyleyeyim, Allah’tan korkmayan, Mehdi (a.s.)’dan korkacak. Münafığın nefesi kesilecek, o devirde münafıkların. Yani münafıklık yapamayacak. Yapamadığı için de bir eylem olmayacak. Sıkıysa yapsın zaten. Yapamaz. Mehdi (a.s.)’ın olağanüstü bir haber alma gücü olacak, olağanüstü. Hem fizik, hem metafizik. Yani nefes aldırmayacak, öyle bir konu olmaz. Onun için o devirde, herkes elini kolunu sallayarak, istediği gibi geziyorlar. Kimse kimseye kötülük edemiyor. Tabii ki zayıf insanlar vardır. Ama eylem yok. Eylem yapamayacaklar. Şeytan da olacak ama oturacak, değil mi? Yapacağı bir şey kalmıyor, inşaAllah. Ne anlatsın şeytan? Darwinizm’i anlatamaz, materyalizmi anlatamayacak, Marksizm’i anlatamaz, satanizmi anlatamaz. Anlatsa kimse dinlemez. Ne yapsın? Oturacak o da işte, inşaAllah. Bekleyecek Cehenneme gitme sırasını bekleyecek, inşaAllah.
Mesela Cübbeli de o şeyi söylemişti. Sonra ben hadis-i şeriflerden gösterdim. 130 yıl, 140 yıl. Bakın, Güneş batıdan doğuyor, hadisin oradaki yanlışlığını oradan anlıyoruz. Çünkü sürekli bir 130- 140 yıldan bahsediyor ama karıştırmış raviler belli. Çünkü her olaydan sonra bir 130, 140 yıl. Şu olaydan sonra 130, 140 yıl. Doğrusu şudur; Mehdi (a.s.)’den sonra 130-140 yıl devam edecektir Müslümanlar. Yani en son şey, artık ondan sonra gücü kalmıyor insanların, çok zayıflıyor. Yani “canlılığı, İslam’ın yaşanması, gelişmesi ve ölümü toplam 130, 140 yıl” diyor. Bu anlatılıyor orada. Çünkü her birinde ayrı bir açıklama var. Birinde, “Dabbet-ül arzdan sonra”, kiminde “güneşin batıdan doğmasından sonra”, kimi “Hz. İsa (a.s.)’ın çıkmasından sonra” diyor, kimi “arapların putlara dönmesinden sonra” diyor. Hepsinde aynı ifade olarak geçiyor. Toplamına baktığımızda, demek ki Ahir zamanın süresi veriliyor. Hadislerin karıştırılması makul. Yani, her hadis zaten doğru olmuyor. Hadis tahakkuk ettiğinde anlaşılır doğru olduğu. Yoksa Ahir zaman hadislerinin bir kısmı yanlış, yanlış aktarılmış. Yani raviler yanlış aktarmışlar. Mesela diyor ki; “Mehdi (a.s.) Basra’da çıkacak” diyor. Kimi “Kufe’de”, kimi “Şam’da çıkacak” diyor. Yanlış. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki; “İslam aleminin merkezinde çıkacak” diyor. Ravi ne yapıyor? İslam aleminin merkezi Basra’ysa, “Basra’da çıkacak” diyor. Öbür bir ravi bakıyor, o zaman Kufe’deyse “Kufe’de çıkacak” diyor. Yanlış söylüyorlar.
OKTAR BABUNA:Kutsal emanetlerle çıkacak yani İstanbul’u işaret etmesi.
ADNAN OKTAR: Tabii, İstanbul’da çıkmasıyla ilgili delillerden birisi de odur.
OKTAR BABUNA:Bir de bu şeyi söylemiştiniz Hocam. Güneşin batıdan doğmasıyla ilgili olarak da, “zaten o başladığında kıyamet başlamış olacak, değil 120 yıl, 120 dakika bile insan öyle bir ortamda kalamaz” demiştiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yok, biraz sürecek, birkaç saat. Biraz Allah orada süründürecek yani, çekecekler. Yani yer gök oynuyor yani, bütün dağların eridiğini görecekler. Dağların eridiğini görecekler. Ama adama soruyorlar, mesela “adın ne” diyorsun, böyle alkol zehirlenmesi gibi, konuşamıyor, dili dolanıyor. Pilokronik hareketler, el kol hareketleri, tavana gidiyor el, kol, ayaklar falan. Ne konuştuğundan haberi yok. Ayet diyor, “siz onları sarhoş zannedersiniz, oysa onlar sarhoş değildir” diyor. Yani zil zurna içmiş gibi böyle. Konuşamıyor, korkunun şiddetinden. Hani kabadayılık yapıyordun? Hani köşe yazılarında Allah’a, dine yönelik yazılar yazıyordun, alay ediyordun dinle, imanla? Hani kıyamet yalandı? Haşa, hani 5 milyon yıl vardı Kıyametin kopmasına? Değil mi? Hani füzeler gönderecektiniz de uzayda böyle evler yapacaktınız, haşa Allah’ın Kıyametini durduracaktınız? Değil mi? Başka detaylar vardır da Kuran’da, Cenab-ı Allah çok nezaketli bir üslup kullanır Kuran’da. Diyor ki bak: “Gebeler çocuğunu düşürecek.” Bu ne demektir biliyor musun? Bütün vücut fonksiyonları bozulacak demektir. Hiçbir şeyini tutamayacak hale gelecektir. Değil ki çocuğunu yani, hiçbir şeyini tutamayacak hale gelecekler. Tamamen dağılacaklar. “Çocukların bile saçları beyazlayacak” diyor Cenab-ı Allah. Bembeyaz oluyor ama hepsinin canı alınmış olacaktır çocukların. Kıyametten biraz öncesinde, mazlum, masum olanların hepsinin canı alınıyor. Bakın çocukların saçı beyazlayacak. O da bir işaret işte. Bembeyaz oluyor saçları zaten. O, onların dehşetini daha da artırmak için, Allah’tan korkmaları için. Ve Melekler saf saf inmeye başlıyorlar. Artık tamamen kendilerini kaybediyor ondan sonra ehl-i küfür. Allah’ın dediklerinin doğru olduğunu, Kıyametin de, Meleklerin de, bu sefer, Meleklerin de var olduğunu anlıyorlar. Yani Kıyametin doğru olduğunu, Meleklerin de doğru olduğunu anlıyorlar. Vereceği hesabı da düşündüğü için şok üstüne şok yaşıyorlar. Çok şiddetli korku yaşıyorlar. Dehşetli bir korku. Allah işte onlara tattırıyor, değil mi? Orada çılgınca eğlenirken, devam et bakalım devam edebiliyorsan. Değil mi? Madem bilimi o kadar geliştirmişsin, durdur bakalım Kıyameti durdurabiliyorsan. O sululuğuna, cıvıklığına devam et bakalım devam edebiliyorsan. Edemez, inşaAllah.
SUNUCU: Hocam Bediüzzaman’ın bir sözü vardı müsaadenizle. Şey diyor inşaAllah, “dünya bir tecrübeler meydanıdır, akla kapılar açılır ama ihtiyarı elinden alınmaz” diyor. Söylediğiniz gibi, o gün aklın ihtiyarı kaldırdığı için.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tabii, Cübbeli diyor ki, “aklın ihtiyarını kaldıracak olay olacak” diyor. Yine ağzını, dudaklarını falan yalıyor, geğirerek, “Güneş batıdan doğacak ama insanlar devam edecek, camilere devam edecek”. Kardeşim imtihan kalkmış. İmtihan kalkınca adamın camiye gitmesi, ibadet etmesi diye bir konu olmaz ki. İmtihan bitmiş yani. Burası imtihan içindir bu dünya. Değil mi? Aklın ihtiyarı kalkmış artık. Aklın ihtiyarı kalkınca zaten kafir, Müslüman diye bir şey kalmaz ki. Herkes iman eder orada, o ortamda. Güneş batıdan doğunca, adam “ben inkar ediyorum” diyebilir mi? İnşaAllah. Bediüzzaman diyor; “artık, aklın ihtiyarını kaldıran bir olay olduğu için artık daha tevbe kabul edilmez” diyor. Tevbe kabul edilmez diyor Güneş batıdan doğunca. Artık imtihan bitmiş oluyor. “Ve müsademe neticesinde dünyanın aklı hükmünde olan Kuran’ın dünyadan refedilmesiyle, dünyadan göğe çekilmesiyle, dünya divane olur.” Aklını kaybeder dünya “ve izn-i ilahiyle başını başka seyyareye vurur” diyor. Yani “bir yıldızla çarpışacak, bir göktaşıyla” diyor. “Ve bu olay neticesinde, diğer yıldızlar da müsademeye dönüşür.” O ona çarpar, o ona çarpar, “ve izn-i ilahiyle kıyamet kopar” diyor. İnşaAllah. Yani bu neslin torunları görecek. Yazsınlar bir yere.
Canlı Yayın Saatleri
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...