SUNUCU 1:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kanal S, Samsun Aks ve Tv Kayseri, mushaberleri.com, Nevşehir Keyif Fm 92.7, Bingöl Fm 102.0, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Adana Ceyhan CRT Tv ve Radyo, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Mardin Kanal 47’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programına hoş geldiniz. Siz de programımıza katılmak için AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresine maillerinizi atabilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, nasıl uygun görürseniz, inşaAllah. Sizin söylediğiniz çok önemli bir şey vardı Hocam müjde olarak. Demiştiniz ki; “inşaAllah önce Türk-İslam Birliği yolunda vizeler kalkacak” hakikaten 60’ın üzerinde vize kalktı. Sonra dediniz, bir sıra gösterdiniz “pasaportlar kalkacak” dediniz Hocam, inşaAllah. Şimdi bir müjde olarak da burada “Vizeden sonra pasaport kalkacak” Dışişleri Bakanımızın açıklaması Hocam.
ADNAN OKTAR:İki yıl önce söylemedim mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Ortada böyle bir söz var mıydı hiç?
OKTAR BABUNA:Hiç yoktu Hocam.
ADNAN OKTAR:Tahayyül dahi edilemiyordu. Bak gün geldi, dediğim doğru çıktı. Benim söylediğim ve doğru çıkmayan bir şey var mı Oktar?
OKTAR BABUNA:Yok Hocam. Allah’ın izniyle hiç olmadı. 1150’yi buldu Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak sırasını da söyledim. “Önce vizeler kalkacak” dedim, “sonra pasaportlar kalkacak” dedim.
OKTAR BABUNA:Onun örneğini de verelim mi Hocam konuşmalarınızdan?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Kanal 35’teki, örneklerinizden bir tanesi, 18 Ocak 2009 tarihli. Diyorsunuz ki Hocam; “ama en önemli faaliyet Türk-İslam Birliği'dir. Türkiye’nin öncülüğünde büyük bir İslam Birliği’nin oluşturulması; bütün Türk devletlerini kapsayacak şekilde, bütün İslam ülkelerini kapsayacak şekilde büyük bir birlik oluşturulması yani pasaport ve vizenin kalkması, sınır kapılarının açılması; askeri, siyasi, politik bir ittifak yapılması.” Kanal Urfa, 12 Aralık 2009 tarihinde; “bakın, sıradan; önce vizeler kalkıyor, arkasından pasaportların kalkması başlayacak, pasaporta gerek kalmayacak” diyorsunuz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Başka var mı Oktar? Senin bayağı bir ilmin var.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. “Dünya’da büyük olaylar olacak” demiştiniz. Hakikaten siz dedikten sonra...
ADNAN OKTAR:15 gün öncesinden söyledim, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah. Arka arkaya, burada işte ‘Yerkürede hava bozdu’ diye bir haber Hocam. Bütün Avrupa, Brezilya, Afrika, Pakistan, Çin, Rusya, Asya ve Avrupa’da büyük olaylar oluyor. “Üç ülkeden en az 3 bin ölü çıktı ama suyun, toprağın öfkesi yine dinmedi” diye büyük sel haberleri Hocam. “Pakistan’da en az 1600 kişi öldü,” “Çin sellerden sonra toprak kaymalarında binden fazla can verdi” diye. Yine, Balıkesir’de deprem haberi. “Felaket Kapıda” diye bir haber. Rusya’daki yangınlar; bütün şehri duman kaplamış Hocam, inşaAllah. Bu söyledikleriniz de Kuran ve hadis dayanaklıydı, maşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Kıyametten önce on alamet görmeden o kopmayacaktır. Onuncusu, insanları denize atacak olan kasırga” diye buyuruyor. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Nitekim büyük kasırgalar oluyor. Bu, Amerika’nın Washington eyaletindeki küçük sahil kasabasında olan, dev ağaçlar kökleriyle birlikte yerden kalkmışlar Hocam, inşaAllah. Yine burada aynı şekilde, Kanada’da Ontario Bölgesi’nde kökleriyle sökülen dev ağaçları görüyoruz, kasırgadan dolayı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dediği hadis tam tahakkuk etmiş oldu. “Kasırga yıktı geçti” haberi, yine aynı şekilde. Burada da Kuzey Dakota eyaletinde, Amerika’da bir hortumun görüntülerini görüyoruz. Yine aynı şekilde Amerika’da olan, Kuzey Dakota eyaletindeki hortumun görüntüsü. Hortum geliyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah; “Ev ve kulübe bırakmayan şiddetli yağmur yağıncaya kadar Kıyamet kopmaz” diye buyuruyor, Ramuz el Hadis’te.
ADNAN OKTAR:Yani bu tarz olaylar olacak anlamına geliyor. Bir yağmur değil de o, birçok yağmur olacak anlamına geliyor.
OKTAR BABUNA:Burada da yağan dolular tahribat yapmışlar; şehirde, arabalarda, evlerde. Pakistan’da çok büyük bir sel haberi var. 16 milyon insan evsiz kalmış, etkilenmiş bundan. İşte burada da, Amerika’daki Minnesota eyaletine etki eden bir kasırganın etkilerini görüyoruz. Şehirde büyük tahribat meydana gelmiş, kasabada. “Yaralar sarılmadan yeni seller kapıda.” Büyük seller oluyor dünya çapında, Asya’da özellikle. Pakistan’daki görüntüleri görüyoruz. Burada da kasırganın meydana getirdiği zarar. Amerika’nın Ohio kentinde bir bisiklet eve yapışmış, evde büyük tahribat meydana gelmiş. Bu Hilton Oteli, Meksico City’de; şimşek çakmaları, yıldırımları görüyoruz, inşaAllah. Yine bir kasırganın görüntüsü; bir hortum olmuş, arkasından bir ikincisi geliyor. Onun fotoğrafını gösteriyor bu. Birincisinin getirdiği tahribat dururken, hemen ikincisi başlıyor arkasından. Yine, bu da aynı şekilde Şili’de olan bir kasırga resmi. Bu da, New York şehrinde aynı anda çakan şimşekler, yıldırımlar paratonerlere düşüyor.
ADNAN OKTAR:Kuran’dan bana bir sayfa aç ver bakalım, herhangi bir sayfa.
Bismillah. Taha Suresi’ni açmışsın. Taha Suresi 123. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz oradan inin."” Yani Adem (a.s.) ile şeytan. “Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz oradan inin.” Tabii insanlar da bunun içine dahil, insanlar da birbirlerine düşman olabiliyorlar. Mücadele edebiliyorlar. “Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir; kim Benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.” Bak, Hz. Adem (a.s.)’e yönelik bir ifade bu, tabii bütün insanlara da yönelik. “Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir; kim Benim hidayetime uyarsa” yani Allah’ın ‘Hadi’ ismine; Mehdilik kökeni biliyorsun ‘Hadi’ kelimesinden geliyor, “artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.” Yani doğru yoldan da sapmaz ve neşeli olur, mutsuz olmaz. Mutsuz olmaması insanın çok önemlidir. Çünkü haramdır mutsuz olmak. Ebced’i 1982 yılını veriyor. Tek bir tarihi veriyor 1982. "Kim Benim zikrimden yüz çevirirse,” yani Allah’ı anmaktan, güzel ahlaktan uzak durursa, egoist, bencil olursa, sevgisiz olursa, güzel ahlakın bütün vasıflarını terk ederse veyahut bir kısmını terk ederse, “artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.” Bak hem geçimde bir eksilme var, hem de “sıkıntı vereceğim” diyor Allah. Adam sebepsiz sıkılmaya başlayacak veya sebepli sıkılmaya başlayacak. Bak “sıkıntılı bir geçim vardır” diyor. “Bunalacak, rahatsız olacak ve ekonomik kriz başlayacak” diyor Allah. Diyorlar ki; “dünyada niye başladı ekonomik kriz?” Bak sebebi bir türlü bulunamıyor. Kuran açıklıyor; "Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.” Ekonomik krizin sebebini Allah açıklıyor Kuran’da. Şu an bulunamıyor. Hiçbir sebep bulamıyorlar. Yok. Çünkü para da basıyorlar, piyasaya veriyorlar. Teşvikler de var. Her şey yapılıyor, olmuyor. Ve Allah “bir tek onunla da bırakmayacağım” diyor. Allah’ın zikrinden yüz çevirenleri, yani Allah’ı sevmeyenleri cezalandıracağını belirtiyor Allah. “Biz onu Kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz." Yani gözü görmeyecek olarak haşrediyor. Hatta soruyor; “Ben daha önce görür haldeydim. Şu an neden göremiyorum?” diyor. O da ayrı bir cezadır. Zaten bak diyor ayet devamında, 125’te; “O da (şöyle) demiş olur: "Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim?"” Tabii densiz oldukları için.
102. ayet; “Sur'a üfürüleceği gün, Biz suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) lacivert,” “gömgök” diyor yani mor, “yüzleri kara” yani cilt renkleri beyaz değil koyu, çok çok koyu olacak, “gözleri de mor renkte olacak” diyor. Renkli kısmı yok, doğrudan mor ve ayrıca görmüyor. “(Kaskatı ve kör) olarak toplayacağız.” Soruluyor bu kişilere; “(Dünyada) Yalnızca on (gün) kaldınız diye kendi aralarında fısıldaşacaklar.” Zaman kavramı olmadığı için çıkaramıyorlar. Yani komadan çıkan insana da sorduğunuzda; mesela yıllarca komada kalıyor, “ne kadar kaldın?” deniliyor, çıkaramıyor adam, zaman kavramı olmadığı için. Mesela “Bir hafta kaldın” desen, inanır. Yahut “bir gün kaldın” desen, inanır. Çünkü bilmiyor. “Sana dağlar hakkında soruyorlar. De ki: "Benim Rabbim, onları darmadağın edip savuracak"” “Bütün dağlar eriyecek Kıyamette” diyor Allah. “Yerlerini bomboş, çırılçıplak bırakacaktır.” “Dümdüz olacak” diyor, yani baktığında daha önce dağ varken “dümdüz ova halinde olacak” diyor Allah. “Orada ne bir eğrilik göreceksin, ne de bir tümsek.” Depremin şiddetinden bütün dağlar eriyecek, inşaAllah. “O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltı tarzında bir sesten başka bir şey işitemezsin” diyor. Yani bir ses var sadece.
SUNUCU 3:Yani konuşma kabiliyetlerini yitirecekler mi?
ADNAN OKTAR:Var, konuşma kabiliyetleri var, fakat genel olarak o arazide bir ses var. Yani homurtu gibi, hırıltı gibi bir ses oluşuyor. Bakın, o gün kendisinden sapma imkanı olmayan çağrıcıya uyacaklar. Bir tane çağrıcı var. Bir çağıran ses duyacaklar o ayrı. Bak, “Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır” yani Allah’a karşı hani bağırıp çağırarak konuşanlar var ya, artık bağırarak, çağırarak konuşmuyorlar. Fısıltıyla konuşuyorlar. Yani korkudan dolayı. “Artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin. O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.” Peygamberler, mesela Mehdi (a.s.), Allah’ın sevdiği veliler, onlar şefaatçi olabiliyorlar. Yani “Ya Rabbi!” diyor, “bu kardeşim de Müslüman’dı” diyor. “Bu da mümin, muttaki, sevdiğim bir insandı” diyor. Allah zaten biliyor da bir güzellik olsun diye söyletiyor. O zaman Allah, “o da seninle beraber olsun” diyor. Hoşlarına gitsin diye yapılıyor. Yoksa zaten onun demesi ile gitmez normalde de fakat bir mutluluk, güzellik olsun diye. Zaten diyor bak; “o gün Rahman’ın kendisine izin verdiği,” Allah izin verdiği için konuşuyor zaten. “Ve sözünden hoşnut olduğu,” yani zaten ne konuşacağını biliyor Allah, “kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.” Onların her söylediğini yapıyor Allah. “Ya Rabbi! Bunlar benim arkadaşlarım, hepsi muttakiler” diyor. “Sen şahit misin?” diyor Allah. “Evet, şahidim” diyor. “O zaman beraber gitsinler senle” diyor Allah. Ama zaten biliyor Allah. İnşaAllah. “O, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar.” Allah, “zaten hepsini biliyorum Ben” diyor. Demin söylediğim bilgiyi söylüyor. Yani, “bilmediğim bir konu yok Benim” diyor Allah. “(Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir.” Saygıyla, Allah diri ve kaimdir, güçlüdür, diridir. Onun önünde eğik durmuştur. Yani böyle küstah bir bakış, haşa kimse yapamaz. “Başlarını öne eğecekler” diyor Allah. Hani var ya kabadayılık yapanlar; enaniyet, kibir yapanlar; büyüklük taslayanlar, “yapamayacaklar” diyor Allah. “Başlarını öne eğecekler” diyor. “Kim de bir mü'min olarak, salih olan amellerde bulunursa, artık o, ne zulümden korksun, ne hakkının eksik tutulmasından” Bak, “Kim bir mü'min olarak, salih olan amellerde bulunursa” yani samimi davranırsa Allah ne güzel kolaylık sağlıyor bize, “samimi davranacaksınız” diyor. Bütün rezalet, pislik hep samimiyetsizlikten çıkar. Yapmacıklık, şu, bu falan hep samimiyetsizlikten çıkar. Samimi olmanın çok önemli olduğunu her yerde Allah vurguluyor. Bak “salih olan amellerde bulunursa” yani samimi davranışlarda bulunursa, “artık o, ne zulümden korksun,” “ona asla zulüm olmaz” diyor, “ne hakkının eksik tutulmasından.” Yani “Ahirette aleyhine hiçbir şey olmaz” diyor. “Üzüleceği, korkacağı, tedirgin olacağı hiçbir şey olmaz” diyor. “Samimi olursa” diyor, mümin olarak, inşaAllah. Oktar Hocam şimdi sen anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bu krizin siz yedi sene süreceğini söylemiştiniz. 2014’lere, 15’lere kadar inşaAllah. O yönde de haberler var. “Avrupa’da kriz daha bitmedi.” “Önümüzdeki beş yıl boyunca Avro Bölgesi’nin büyüme hızı ABD’nin altında seyredecek” diye. Yine 5 yıllık bir süre işaret etmişler, tam söylediğiniz döneme denk gelen Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:2007’yi bir türlü ağızlarına alamıyorlardı. Ama IMF çıktı, resmi olarak açıklamada bulundu. “Ekonomik kriz 2014’e kadar devam edecek” dedi. IMF ortada, bak gidin sorun. “Arkadaş, neden 2014’e kadar devam edecek? Elinizde teknik bir bilgi mi var?” değil mi? Ekonomi bir bilimdir. “Bununla ilgili, ekonomi mühendisliği ile ilgili çalışmalarınızı da hangi veriye dayandırdınız?” diye sorun. Tek bir tane bilgi kaynakları var, benim. Başka da bilgi kaynakları yok. Israrla direttiler. Dediler ki, “Altı ay devam edecek.” “Bir sene.” “Arkadaş, 2014’e kadar devam edecek ekonomik kriz” dedim. “Havalara uçsanız, alnınızı tavanlara sürtseniz, değişmez” dedim. Ve resmi, IMF toplantı yaptı ve toplantı sonrasında açıklama yaptılar. “Ekonomik kriz, 2014’e kadar devam edecek” dediler.
OKTAR BABUNA:Hiçbir teknik sebep de göstermeden Hocam.
ADNAN OKTAR:Sebep yok çünkü benim açıklamamın doğru olduğunu biliyorlar. Metafizik nedeni çünkü. Yani yok. Kuran açıklıyor sebebini. 2014’ten itibaren akıllanacağı için insanlar, tavırları değişeceği için Allah ekonomik krizi kaldıracak. Konu bu.
OKTAR BABUNA:Ondan sonra da CIA Eski Başkanı, bazı merkez bankası başkanları da aynı doğrultuda yine 2014’ü işaret ettiler Hocam, size dayanarak.
ADNAN OKTAR:Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. İbrahim Suresi’ni açmışsın, 34. ayet. “Allah, size her istediğiniz şeyi verdi.” “Ne istiyorsanız” diyor. Ev, ne istiyorsa, elbise istiyor, yiyecek istiyor, sağlık sıhhat istiyor, veriyor. “Eğer Allah'ın nimetini saymaya kalkışırsanız, onu sayıp-bitirmeye güç yetiremezsiniz.” Şimdi mesela buradan başlayalım desek, sabaha kadar devam eder ve bitiremeyiz. Değil mi? “Bitiremezsiniz” diyor Allah. “Gerçek şu ki, insan pek zalimdir, pek nankördür” diyor Allah. Yani, nankörlüğü ayrıdır, bir de zalimliği ayrıdır. Çok özen gösterildiği halde, çok uyarıldığı halde buna rağmen zalimlik yapar. Buna karşı işte sürekli vicdanın ayakta tutulması gerekiyor. Onun için insanın zalim olmaktan, nankör olmaktan kaçınması gerekiyor. Allah nimet verdi. Ne yapılır nimete? Ham edilir, şükredilir. “Ya Rabbi, Verdiğin nimete hamdolsun, elhamdülillah.” Tamam, “elhamdülillah” diyor, gidip adamı eziyor, ağzını burnunu kırıyor. Ona “elhamdülillah” diyor. “Ne kadar güzel adamın ağzını, burnunu kırdım” diyor. “Nasıl ezdim?” diyor. Hamd etmek bir kere Kuran’a uymakla, Kuran ahlakına uymakla olur. Bir kere affedici olacaksın. İntikam alıp, “elhamdülillah” denmez. Bir mazlumu ezerek ona şükredilmez. Çünkü anormal zaten yaptığın hareket, sen zaten günaha giriyorsun. Günaha girdim diye şükür olmaz.
Etrafa çok akılcı bakmak lazım. Samimi baktığımızda her şeyin çok güzel olduğunu görüyoruz. İnsanın ruhunda da güzel olmaya karşı eğilim olduğunu görüyoruz. Her şeyi güzelleştirmek istediğini görüyoruz. Ama güzelleştirirken çok akılcı güzelleştirmek lazım tabii. Yüzeysel, sathi bakıyorlar. Mesela, farzedelim tatil köyleri yapıyorlar. Hepsini tenzih ederim de bir kısmında yüzme havuzu yapıyorlar. Ne kadar mutlu, bakın herkes içine giriyor, hopluyor, zıplıyor. Tamam yüzüyorsun. Peki, bu insanların içinde sarılık hastası olanlar var. Bunları muayene ettiniz mi? Biliyor musunuz? Yok. Halbuki ılık suda sarılık mikrobu çok rahat yaşar. Adamın kulağından, burnundan doluyor çünkü. Yutuyor da havuzun suyunu. Çok rahat sarılık alabiliyor. Yazık değil mi? Oraya eğlenmeye diye giden adamı çok tehlikeli bir hastalığın pençesine teslim ediyorsun. Sarılık yapıyorsun. Veyahut gayet sağlıklı iken sinüzit oluyor. Suyun mikrobundan etkileniyor. Çünkü suda mikrop olmayacak gibi değil. Adam ihtiyaçlarını giderip geliyor, temizlenmiyor, havuzun içine giriyor, havuzun içinde yıkanmış oluyor. Yani bunun da kontrolü yok. Hatta adam ihtiyacı varsa havuzun içinde onu gideriyor. Biliniyor bu. Veyahut vücudunda yara oluyor. Herhangi bir yerinde yara oluyor. Havuza o şekilde giriyor. Enfeksiyon havuzun içerisine yayılıyor. Veyahut vücudunda mantar oluyor, herhangi bir yerinde mantar oluyor ki rastlanan bir şeydir. Suda zaten sporları, mantar sporları yayılıyor. Bütün suyun tamamını kaplıyor. Çünkü balıklama atlıyor, bir anda mikrop suyun her tarafına yayılmış oluyor. Çünkü mikrobun çok çok fazla olmasına gerek yok. Bir mantar sporu yetiyor. Mesela bir sarılık mikrobu yetiyor. Yahut bir tane koli basili yeter. Dolayısıyla bu da bir zulümdür. Yani insanları Allah görüyor, insanlar görmüyorsa da Allah görüyor. İnsanlara karşı çok şefkatli olmak lazım. Belli ki onu hasta edeceksin sen. Böyle bir derdin varsa, niçin böyle bir şeye yaklaşıyorsun. Bu çok yaygın bir şey. Yüzlerce adam aynı şekilde oluyor. Vücudunun kiri orada yıkanıyor. Ayakları orada yıkanıyor, vücudunun diğer kirleri yıkanıyor, yarası varsa yarası temizleniyor suyun içerisinde. Yani pansuman suyu gibi olmuş oluyor yahut temizlik suyu gibi olmuş oluyor yüzme havuzunun suyu. Yutuyor o suyu kulaklarına doluyor, burnuna doluyor. “Bir eğlendik, bir eğlendik” diyor. O nasıl eğlenmekse öyle. Ondan sonra hastane ikinci adres oluyor. Orta kulak iltihabı ayrı, sinüzit ayrı, sarılık ayrı, vücudunun çeşitli noktalarında mantar enfeksiyonu başlıyor, onlar ayrı. Akciğer enfeksiyonları, bademciklerinde enfeksiyon gelişiyor, mikrobun şiddetinden.
OKTAR BABUNA:Gözünde konjonktivit oluyor.
ADNAN OKTAR:Gözünde konjonktivit oluyor. Gözünde rahatsızlık olan çok fazla kişi oluyor hastalığın etkisiyle. Cilt mantarları oluşuyor. Cilt mantarı çok yaygın olarak oluşuyor. Bu bir zulümdür. Çünkü görmediğin yerde de Allah’tan korkmak, yani insanların görmediği yerde de Allah’tan çok korkmak çok önemlidir. İnsanları koruyup, kollamak çünkü hepsi bizim kardeşimiz. Allah’ın bizlere emaneti. Onların canını, malını, ırzını, namusunu, sağlığını, sıhhatini, sevincini, neşesini, mutluluğunu biz muhafaza ile mükellefiz. Neşesini kaçıramayız mesela bir Müslüman’ın, haramdır. Densiz bir espri, densiz bir konuşma, densiz bir laf, bunlar da vicdana aykırı şeylerdir. İnsanın vicdanını sürekli diri tutması gerekir. Hatta mesela çirkin bir bakış bile haram olur. Yani yazık. Çünkü Allah diyor; “gözlerin hain bakışını bilir” diyor Allah ayette.
Mesela gözüyle, hatta Peygamberimiz (s.a.v.)’e de o zaman alçak münafıklar, “neredeyse seni gözleriyle devirecekler” diyor. Bakışlarında bir bozukluk oluyor. İnsani bir derinlik, insani bir anlam olmuyor. Mürşitler anlarlar. Bakar, bakışındaki bozukluğu söyler anladığında. Münafıklar mesela ayette var; bakışlarında, yüzlerinde bozukluk oluyor. Kurtulamaz ondan. Yani istediği kadar tatlılaştırmaya çalışsın, kurtulamaz, belli olur. “Sen onları bozuk konuşmalarından da anlarsın” diyor Allah, ayette. Konuşma bozukluğu da var. Zırvalar; bir doğru der, bir eğri der. Bir doğru der, bir eğri der. Bir siyah der, bir beyaz der. Dengesi bir türlü oturmaz.
Yani zulüm kavramı çok geniş bir şey. Mesela pis bakarak zulmedebilir bir insan. Hatta susarak bile zulmedebilir. Mesela adam, gayet güzel konuşur falan, hiç konuşmazsın, zulümdür bu. Tam hakkıyla karşılık verilirse hak yerini bulmuş olur. Mesela iyi bir şeyse, güzel bir şeyse onun tam ifade edilmesi gerekir. Yani güzelliğin ifadesi de onun bir şükrüdür. Tabii biz güzelliğe, mesela ben güzel derken Allah’ın benim beynimde yarattığı güzelliğe güzel diyorum. Yani dışarıdaki görüntüleri simsiyah, zaten dışarıda ışık yok. Yani dinsizler de dindarlar da bunu bilir. Bütün bilimin kabul ettiği bir gerçektir. Dışarıda ışık, bizim anladığımız anlamda parlak ışık yok. Dışarıda dalga vardır. Dışarısı zifiri karanlıktır. Işık bizim beynimizde yaratılıyor. Renk de yoktur dışarıda. Dışarıda dalga boyları vardır. Dalga boylarını beynimiz renk olarak algılıyor. Beynimizde oluşuyor o renk. Dolayısıyla mesela birisine biz güzel dediğimizde, beynimizdeki görüntüye güzel diyoruz. Beynimizdeki görüntüyü yaratan kim?
SUNUCU 1: Allah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamamı Allah’a ait. Dışarıdaki simsiyah görüntüyü de yaratan Allah’tır. Tamamını Allah yaratır. Dolayısıyla birisine iltifat edildiğinde doğrudan Allah’a iltifat edilmiş olur. Güzel denildiğinde, “Ya Rabbi, Sen ne güzelsin” diyoruz biz. “Ne sonsuz güzelsin, ne güzel tecelli ediyorsun” diyoruz. Ama bunu bilmeyen de tabii kendisine alınır. O zaman da enaniyet, gurur ve kibir meydana geliyor. İşte ben çok dehşetim, büyüğüm gibisinden. Allah bunu haram kılmıştır. Bu da bir zulümdür çünkü yalan söylemiş oluyor. Kendine ait bir şey yok. Çünkü o da karşısındakini gördüğünde Allah’ın tecellisini görmüş olur. Yani hiç kimse karşısındakinin gerçek halini göremez. Bu mümkün değildir. Çünkü zifiri karanlık ve renksiz. Aydınlatsak bile saydamdır madde, atomun yapısından dolayı. Çünkü çekirdek, nötron, proton uzaklıkları olağanüstü, çok çok uzak birbirlerine, mecburen öyle oluyor. Cam gibi saydamdır. Hadi diyelim, siyah beyaz görüntüsünü görsen bile, cam görmüş olursun nihayetinde. Cam gibi bir şey görmüş olursun. O da insanların pek işine gelmez herhalde. Renge ihtiyacı var insanın, gölgeye ihtiyacı var. Mesela gölgeyi ayrı yarattığını söylüyor Allah Kuran’da. Özel, ayrı yaratılır gölge. Bakın; ışık ayrı yaratılıyor, gölge ayrı yaratılıyor.
Nazardan milletimiz hiç korkmasın, öyle bir şey yok. Fakat pis nazar, pis göz sizi kızdırır. Moral yönden rahatsız edebilir. Yoksa onun bir ışın gücü, bir tesir gücü yoktur. Mesela haysiyetsizdir, pis pis, böyle yılışık, uyuz sırtlan gibi bakar, böyle aşağılık bir üslupla. Zaten amacı aşağılamaktır ve kendini aşağılar ahmak, ayrı mesele. Onun kökeninde yine kıskançlık vardır. Yani sevgi yoktur.
SUNUCU 3: Kötü kalp, değil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii yani o, onun güzelliğinden rahatsız olmuştur. Mesela pis pis söz atar, laf atar. Beğendiğinden atmaz. Beğendiğinden değildir, şeytani amaçlı da olsa beğenme kaynaklı değildir. Sırf pislik olsun, onu rahatsız etsin, onu çökertsin, moralini bozsun, onun direncini kırsın, kızdırsın, günlerce etkisinde kalsın diye yapar. Seven sevdiğinin üzerine tir tir titrer. Saygıda kusur etmemeye dikkat eder. Nezakete, sevginin her çeşidinde son derece özen gösterir. Lafını, sözünü seçerek konuşur. Çünkü en ufak bir söz bile burukluk meydana getirebilir. İnsan zayıf yaratılmıştır. Her sözün seçilerek söylenmesi lazım. Bir de insan çok zeki, akıllı bir varlık. Bir de şüphecidir insan. Evet, şüphecidir. Şüpheciliği de işin içine girince, söylenilen her sözün samimiyetini insan kontrol eder. Bir bakar söz samimi değil hemen kızdırır, hemen öfkelenir. Çünkü samimiyetsizliğe karşı içimizde bizim bir nefret vardır. Allah bizi öyle yaratmıştır. Samimiyetsizliğe karşı içimizde hemen bir buğz olur ve o bizi kızdırır. Bakıyorsun, öküz gibi bakıyor. Kızdırır kadını tabii ki o. Ama şefkatli, gerçekten seven bir bakış kadını çok etkiler. Helali ise özellikle, mesela tutkuyla, aşkla bakması muazzam etki meydana getirir. Aynı şekilde iltifatlar, yapmacık bir iltifat çok kızdırır kadını, mesela birçok ahmak onu yapar. Böyle gelir, yani alenen rezalet tarzındadır, akar üzerinden başından. Veyahut tepeden tırnağa güzel olan bir insanın vasat olan bir yerini özellikle söyler. Bir ahlaksızlık çeşidi olarak onu yapar. Mesela farzedelim vücudun herhangi bir azası yahut ne bileyim kulağı diyelim. Kulağı bir parça biçimsizse, hafif; boydan boya güzel olan insanın sadece kulağına, “ne kadar güzel kulağın var” der. Bu bir sinsi ahlaksızlık çeşididir. Çok büyük bir alçaklıktır. O kadar güzelliğin içerisinde onun olmadığı belli. Demek ki o senin hasut kalbin yakalaya yakalaya onu bulmuş kendi kafanca, aptal kafanla. Ona gizlice ima etmiş olursun, şeytani bir kafa ile. Onun için genç kızların falan canı yanmış olduğu için bakın hepsi hep teyakkuz halindedirler. Yani hep böyle tekvando gardı gibidirler. Hani bir atak yapsın, tak karşılığını vereyim gibisinden. İşte bu da bir zulüm. Onlara yazık, değil mi mesela böyle bir hayatı yaşatmak? Mehdiyet devrinde işte bu zulüm de kalkacak. Sıkıysa bir yapsınlar bakalım. Yapamazlar, çünkü her ahlaksızlık yapan böyle iyot gibi ortaya gelecektir. Allah’tan korkmayan kulundan utanacaktır. Onun için genç kızlar da delikanlılar da herkes çok özgür ve rahat olacaklar. Oktarım, anlat bir şeyler.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bazı gazete haberleri var, gösterelim mi Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA:“PKK’dan din adamlarına tehdit” diyor Hocam, inşaAllah. Bölgede yaşayan din adamları, muhtar ve kanaat önderlerine tehdit savurmuşlar. “PKK, Siirt ve Van'da yaşayan bazı din adamları, muhtar ve kanaat önderlerinin ölümle tehdit ettiği öğrenildi. PKK 20 Eylül'e kadar sözde eylemsizlik kararı alırken, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, örgütün, şiddet politikasını eleştiren din adamları ve kanaat önderlerine yönelik tehditlerde bulunduğu ortaya çıktı.” Sizin söylediklerinizi teyit ediyor bu haberler Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şiddet politikası, bak burada çok büyük bir hata yapılıyor. “Ey aziz kardeşim, Yazık değil mi bu çocuklara, bu kadınlara? Gidip bunları öldürüyorsunuz” diyor. “Zulüm yapıyorsunuz. Yakışır mı bu size?” diyor. Kardeşim, bir komüniste bunu söylemek onu zıvanadan çıkartır. Yani anormal kızdıracak bir laf. Adamı sen Marksist, Leninist, Darwinist, materyalist yetiştir; Darwinizmin gereği olarak adam zaten karşısındakini hayvan görüyor, böcek görüyor, hamam böceği gibi görüyor. Böceği öldürmek ne kadar sıradan bir konuysa onun için, o da onun için o kadar sıradan bir konu. Ayrıca diyalektik felsefe ile eğitmişsin sen, devletin kitaplarında da diyalektik felsefe eğitimi var. Darwinizm, materyalizm anlatılıyor. Şimdi adam Darwinist yetişmiş, diyalektik felsefeyle de yetişmiş. Şimdi diyalektik felsefeye inanıp da bir adamın Marksist olmamasının nasıl olacağını bana bir kişi gelsin söylesin.
OKTAR BABUNA:Mümkün değil Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hem diyalektik felsefeyi savunacak, hem Marksist olmayacak. Yani bu imkansız olan bir şey. Yani samimi inanıyorsa mutlaka Marksist olması lazım. Marksistse de Leninist olmamasının bana bir mantığını söylesinler. Leninizm, Marksizmin pratik uygulamasıdır. “Leninist olup da şiddet ve terör olmadan, Leninizmin iktidar olması ihtimali var mıdır?” diye bir sorun bakalım, onların inancına göre. Leninizmin olmazsa olmazıdır şiddet, terör. O zaman niye şaşırıyorlar? Şimdi yapılacak şey ayıplamak değil. Sen adamı ayıplarsan o da seni ayıplar. Zaten Lenin ayıplıyor onları, diyor ki; “Hayret ediyorum, bizim şiddet politikamızı eleştirenlere” diyor, “hayretler içindeyim” diyor. “Niye eleştiriyorsunuz ki bizi?” diyor. “Şiddet olmadan olur mu ki bu işler?” diyor. Onun için din adamlarının ayıptır, günahtır demesi olmaz. Bununla olmaz bu. Önce onların dininin yok edilmesi gerekir. Bunların dini ne? Darwinizm ve materyalizmdir. Materyalist felsefe, dolayısıyla diyalektik felsefe. O, ayakta durduğu müddetçe sen dini istediğin kadar anlat.
Hele ki Osman Ünlü Hoca gibi çıkıp adamlar; 10 bin kilometre eni var, 100 bin kilometre kuyruğu var, 15-20 bin kilometre şu ebatta dersen; çıkacak bir varlık var dersen, evlerde gezecek dersen, çarşılarda gezecek dersen adamın önünü sonuna kadar açmış olursun. Onun için önce felsefenin yok edilmesi lazım. Yani kendi dinlerinin, Marksist-Leninist felsefenin yok edilmesi lazım. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Cumhurbaşkanı Gül, “Sözde değil özde kardeşiz.” “Türkiye'nin Azerbaycan'a desteğinin her platformda sürdüğünü belirten Cumhurbaşkanı Gül, 'Bundan sonra da şüphesiz ki aynı dostluk, aynı kardeşlik, aynı dayanışma devam edecektir” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Cumhurbaşkanımız bir güzellik yapsın, ben de ondan istirham ediyorum. Bayağı sevimli bizim Cumhurbaşkanımız ve çok da güzel huylu. Hakikaten seviyoruz, ben samimi olarak seviyorum. Azerbaycan’la şu pasaport işini bir kaldırsın, Allah rızası için. Bismillah, bir oradan başlayalım. Bu, çok uzadı bu iş. Yani meclise mi, artık nasılsa bunun prosedürü; kanun mu çıkacak, ne yapılacaksa yapılsın. Azerbaycan ile biz pasaport istemiyoruz. Gidelim şöyle bir Hazar Denizi’nin kenarına, şöyle bir güzel, değil mi? Bir ızgara yapalım, yiyelim, sohbet edelim, iftarı orada açalım. Hatta Ramazan’da bitirelim. İnşaAllah. Ne gerek kardeşim? Azerbaycan’ın kapısına geliyorum ben, “pasaportun var mı?” diyorlar. Bu acayip bir şey. O zaman ben Konya’ya gideceğim, Konya kapısında; “selamun aleyküm, pasaportun var mı?” Bu neyse, o da o olmuş olur. Konya’da nasıl pasaport olmayacaksa orada da pasaport olmaz. Her şeyimiz bir, öz be öz Türk, Müslüman; örf, anane her şey tamam; dilimiz, dinimiz her şeyimiz aynı. Niçin pasaport olsun? Ne demek pasaport? Hemen kalkması gerekiyor. Bir şey demek tabii ki, ama kalkması gerekiyor. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz ilk söylediğinizde tam bir sessizlik olmuştu. Ama bugün Dışişleri Bakanı söyledi artık sonunda, “pasaportlar da kalksın” diye.
ADNAN OKTAR:Ama bekletmeye gerek yok, biz millet olarak, milletin fertleri olarak böyle düşünüyoruz.
“Harun Hocam iyi günler” diyor. “İsmim Barış Tok. Üniversitede başımdan geçen bir olayı sizle paylaşmak istedim.” Makine mühendisliği okuyormuş. “30 kredim kaldı” diyor bitmesine. “Okulda benim aldığım bir ders vardı. O derse çok çalışmama rağmen F aldım. Hatta verdiler diyeyim. O dersten kaldım. Sebep benim Müslüman olup Allah’a inanmam. Eğer isterseniz olayı açarak anlatabilirim, ancak sadece sizinle paylaşmak istedim. Kredimi kestiler, o dersten F aldığım için.” Biraz zor, böyle bir şey mümkün mü? Çok Müslüman öğrenci yok mu yurtdışında?
SUNUCU 3:Amerika’da bir okulda yapmışlar sanırım, değil mi?
ADNAN OKTAR:Evet. Acaba orada cins bir Hoca var da bazen öfkeleniyorlar falan. Yani şahsi bir olaydır herhalde, genel değildir bu. Tamam, ne yapalım? Var Amerika’da tanıdıklarımız falan, bir soralım. Nedir bu olay, doğru mu falan diyelim. Oktar sen iyi bilirsin, İngilizcen senin iyidir, sor. Ama olabilir bazen öyle satanist matanist tipler çıkıyor. Hocası açısından, Hocasını tenzih ederim ama olur olur öyle cins bir tip çıkar.
SUNUCU 3:Bir de bazen yanlış tanınıyoruz. Olduğumuz gibi değil de başka biliyorlar. Ondan da takabiliyor Hocalar.
ADNAN OKTAR:Terörist falan mı zannettiler çocuğu?
SUNUCU 3:Bazen öyle düşünülebiliyor. Halbuki hiç öyle bir şey yok. Ama kişisel de olabilir dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR:Konuşuruz canım barıştırırız Hocasıyla bir şey olmaz.
OKTAR BABUNA:Dediğiniz gibi kişisel de olabilir.
ADNAN OKTAR:Hocasının ismini versin kimse o adam, ilgili şahıs, biz konuşalım ondan sonra. Ama Barış acaba bir kabadayılık falan yaptı mı acaba Hocasına? Olayı tam bize bir anlatsın işin doğrusunu bize bir anlatsın. Ama barışçıl bir tip öyle bir şey yapacağını zannetmiyorum. Bazen öyle dikleniyorlar falan, adamlar da deliriyor, tersleniyorlar. Öyle şeyler de olabiliyor. Şahsi bir olaydır onu barıştırırız, aralarını buluruz inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Lenin’i söylemiştiniz, sözünü okuyayım mı Hocam terörizmi savunan?
ADNAN OKTAR: Oku, evet.
OKTAR BABUNA: Diyor ki Lenin, “Polisleri, askerleri, devlet memurlarını öldürmek, devlet kurumlarında yangınlar çıkartmak. Devletin hazinelerinden paraları almak. Devrimci komünist güçler yenilmez silahlı bir güç olarak ortaya çıkmalı, insanları öldürerek, bombalayarak, binaları havaya uçurarak korku yaymak ve bu şekilde toplumun üzerinde komünist diktatörlüğünü teşkil etmek iktidara ulaşmamızın önemli unsurlarındandır.”
ADNAN OKTAR:Kardeşim, şimdi bunlar çıkıyorlar, mesela Cübbeli tarzı bir Hocayı çıkartıyorlar, “Bir deccal çıkacak” diyor. Akıl hayal durduracak şey olduğu için, daha hala buna inananlar olduğu için söylüyorum. “Atlas Okyanusu’nda bir adada şu an deccal oturuyor” diyor. “Amerika bunu tespit edemiyor” diyor. 15 kilometre boyu varmış adamın, yani atmosferdeymiş kafası. “Bulutların içinde kafası” diyor. Ayağı da Atlas Okyanusu’nun dibinde. Acıktıkça adam eliyle sokup balıkları çıkarıp denizden, alıp yiyormuş. Bir de eşeği var böyle, kulakları 300 metrelik de bir eşeği varmış, uzun. Eşek anırarak geliyormuş böyle, alçak mesafeden herhalde, o nasıl geliyor havaalanı da yok orada, nasıl iniyor eşek onu da bilmiyorum da. Deccal de üzerine binecekmiş, böyle gelecekmiş, gezecekmiş.
Şimdi gidip PKK’lılara bunu anlatırsa Cübbeli; “ben bu eşeğe binip geleceğim, sizi darmadağın edeceğim” dese, PKK’lılar neder bu adama? “15 kilometrelik deccali, önce onu tepeleyeceğim bastonla, sonra size geleceğim” dese. Ne diyecek bu adamlar? Dudaklarını yalıyor ikide bir geğirerek falan böyle habire, büyük bir iştahla anlatıyor. “Çok ihtiyacınız var bu konulara” diyor. “Ben de bol bol anlatıyorum size. Çok iyi oldu” diyor. Yani “siz de faydalanıyorsunuz bayağı” diyor.
Dabbet-ül Arz zaten evlere şenlik, dün de anlattım. “Yüzlerce kilometre boyunda, onlarca kilometre eninde bir mahluk çıkacak, şu kadarcık yerden” diyor. “3-4 saniye içerisinde bütün dünyayı gezecek hızda olacak” diyor, bu mahluk. Fakat o arada da hayat devam ediyor. Bakın yani, “mescitlerde namaz kılacak insanlar” diyor. “Mescitlere girecek, "gel bakalım buraya, kafir" diyecek” diyor. “Adamı alacak, alnını damgalayacak” diyor. Kardeşim, şimdi bu adamın bir tane patisi yaklaşık 10 kilometre falan, 5 -10 kilometre. Arka, ön patileri de ayrı değişik. Bu patisiyle adam tutup, bu ağırlıkta ki yani 100 milyonlarca ton olmuş oluyor. Bir de bu ne yiyip içecek, o da meçhul, mahluk. Dünyada yiyecek kalmaz. Bir de bunun ihtiyaçları da olacak, bu hayvanın. Düşünemiyorum dünyanın ne hale geleceğini bu durumda. Değil mi? İşte horultuyla falan uyuduğunu falan da düşün. Sabaha kadar kimse uyuyamaz. Bir gezse her yer havaya kalkar. Bir Marmara Bölgesi’nden bir geçse zaten dümdüz olur İstanbul. Her yer dümdüz olur. “Gelecek” diyor, bu arada da “insanlar ticarete de devam edecekler” diyor. Yani millet lakayt onun anlattığına göre. “Dinsizler süper lakayt olacak” diyor. “Müslümanlar ibadetlerine devam edecekler, işinde gücünde olacak” diyor. “Gelip herkesi birer birer alnından damgalayacak” diyor. Adamın evinin içine elini soksa o 5 kilometre eliyle, bir binanın içine, ne olur o binaya? Bilmiyorum, ben mi yanlış düşünüyorum?
SUNUCU 3:Bir şehri alır herhalde.
ADNAN OKTAR:İnanamıyorum. Yani anlayamıyorum. Bir de, “dünyada ne kadar adam varsa teker teker hepsini birer birer damgalayacak” diyor. “Gidip, şimdi bunları” diyor, “gidip, anlatayım” diyor. “Anlatılmadığı için bunlar hizaya gelmiyorlar, adam olmuyorlar” diyor. “Çok şükür” diyor, “çok iyi oldu, halka ulaştım bu şekilde” diyor. “Bana imkan versinler, daha kapsamlı anlatacağım” diyor. İnciler saçıyor böyle.
Bakın ben de anlattım, dün de anlattım, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki, Ahir zamanda, Hz. Mehdi (a.s.) devrinde; “Dabbet-ül Arz çıkacak” diyor. Kuran’da da var. “Topraktan mamul” diyor. Toprağın içinde magnezyum var, çinko var, kobalt var, demir var, alüminyum var. Neden yapılıyor bu bilgisayar?
OKTAR BABUNA:Bu söylediğiniz maddelerden, elementlerden.
ADNAN OKTAR:Evet, 3-4 saniye içinde bütün dünyaya ulaşıyor mu?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, internet sistemi ile.
ADNAN OKTAR:Her yere?
OKTAR BABUNA:Her yere.
ADNAN OKTAR:Her eve giriyor mu? Bak, “Dabbet-ül Arz her eve girecek” diyor her eve. Her eve giriyor mu bu?
OKTAR BABUNA:Giriyor.
ADNAN OKTAR:Giriyor. “Kuyruğunun yüzlerce kilometre” olduğunu söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Yüzlerce kilometre kablo döşeniyor mu yer altına? Doğru değil mi?
OKTAR BABUNA:Burada da görüntüleri var.
ADNAN OKTAR:Yer altında, evet. Denizin altında da kuyruğu var.
OKTAR BABUNA:Evet, dediğiniz gibi kilometrelerce kuyruk.
ADNAN OKTAR:Evet ve “tüylüdür” diyor. Uzaktan baktığında bu tüy gibi görünüyor, o kablolar, Dabbet-ül Arz’ın kabloları. “Ve üzerinde her renk vardır” diyor. Her renk çıkıyor mu orada?
OKTAR BABUNA:Milyonlarca renk var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ve bakın bu hayvanın tek özelliğini söylemiş Kuran bize. Sadece “insanlarla konuşur” diyor. Sadece konuşur. Konuşuyor mu bu?
OKTAR BABUNA:Konuşuyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Hitap ediyor insanlara. Ve dinin zayıfladığı bir dönemde ortaya çıkacağını söylüyor Kuran. Din zayıfladı mı?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Ve “dini tebliğ edecek,” yani “insanları uyaracak” diyor. Uyarıyor mu insanları?
OKTAR BABUNA:Uyarıyor Hocam, inşaAllah, evet.
ADNAN OKTAR:Her eve girmesi, anında her yere ulaşması ve “kulağı vardır” diyor. Duyuyor, konuşmayı alıyor mu bu? Alıyor, değil mi? Her yere ulaştırıyor. Ahir zamanda internete ve bilgisayara dikkat çekmiş oluyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Bakın, dikkatlice bakarsak tam karşılığı olduğunu görmüş oluyoruz. Bir Cübbeli’nin anlattığına bakın, bir de bu anlatıma bakın. Hangisi doğru geliyor size?
SUNUCU 1:İkincisi tabii ki.
ADNAN OKTAR:Hangisi doğru sence?
SUNUCU 3: Akıl var mantık var. Tabii ki de ikincisi.
ADNAN OKTAR:Pınar Hocam sence?
SUNUCU 2:İkincisi.
SUNUCU 1:Tabii Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ben de yanlış düşünüyor olabilirim. Eleştiriye açığım. Hakikaten böyle bir mahluk çıkacak da hakikaten gezecekse, biz de gayet sakin onu karşılayacaksak, nasıl yani binaları ezmeden bu adam, bir de bu nasıl beslenecek? Onun hakkında da bilgi vermiyor.
OKTAR BABUNA:Her yerde depremler, tsunamiler, dünya yerle bir olur Hocam o anlatımla.
ADNAN OKTAR:Yani günlük bu yüz binlerce yiyecek yemesi gerekecek bu herifin, Dabbet-ül Arz denilen, neyse o. Ben mantıksızlığın şiddetini iyi vurgulamak için ısrarla anlatıyorum. Dün de anlatmıştım bunu. Ve birçok insan anlattıklarıma karşı lakayt ve beni seyrediyorlar. Halbuki bana yardımcı olmaları lazım. Dehşetli bir durum var. Ve “PKK’ya karşı da biz” diyorlar, “böyle Hocalarla çok büyük etki yaparız” diyorlar. Yani PKK acayip biti kanlanır, müthiş gelişir böyle bir sistem içerisinde. PKK’ya önce Darwinist ve materyalist düşünce konusunda ilmi darbe yapılması lazım. Bilimsel darbe indirilmesi lazım ve tamamen bilim ve felsefe ile indirilmesi gerekiyor, onların sapkın fikirleri. O temizlendikten sonra din anlatılır. Dinin de tam gerçeği anlatılması lazım yani Kuran ve sünnete uygun ve Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin izahlarına uygun bir anlatım yapılması gerekiyor. Onun dışında karşı tarafa koz verilir.
SUNUCU 1:Kısa bir aradan sonra yayınımıza devam edeceğiz.
OKTAR BABUNA:İstanbul’daki fay hatlarıyla ilgili 17 Ağustos’un yıl dönümünde; “bin yıldır kırılmamış faylar var” diye bir haber var Hocam, inşaAllah. Ama siz açıklamıştınız zaten, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani dedim, İstanbul’da deprem olmayacak, inşaAllah. Uzun yıllar yok yani, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Pakistan’daki sel felaketine Türkiye’nin yardımından bahsediyor. Siz bunu da açıklamıştınız Hocam. “Olur böyle yardım yapılır ama böyle konu çözülmez. Türk-İslam Birliği olsa, dakikalar içerisinde oradan bütün ihtiyaç içinde olan insanlar çıkartılır ve çok güzel yerlere yerleştirilir” demiştiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, bir yardım uçağı kaldırılacak. Tamam. Bir uçak gittiğini düşünelim. İki uçak gittiğini düşünelim. İki uçak battaniye, yiyecek gitse ne olur? Üç uçak gitse ne olur? Koskoca 300 milyonluk Pakistan’a ne etki yapar? Ve yüzlerce kilometre alanda bu felaket var. Çözümün Türk-İslam Birliği olduğu belli. Türk-İslam Birliği olacak da bu adamlar böyle perişan burada gezecek, öyle mi? Herkes bilir böyle bir şey olmayacağını. Anında çözülür, anında. En fazla 48 saati vardır, en fazla. Bütün Müslümanların imkanları, aklı devreye girecektir. Bir Müslüman’a bir zarar geldi mi bütün Müslümanlar sorumludur. Bütün Müslümanlara farzdır. Mesela bir Müslüman’ın dişi bile ağrısa, herkes onunla ilgilenmekle mükelleftir. “Bir zorlukla karşılaştı mı, el birlik ederler ve ona karşı koyarlar” diyor Allah. Müslümanlar bir vücut gibi, bütündür. Mesela bizim parmağımıza bir acı girse, nasıl canımız yanar, hemen ondan kurtulmaya çalışırız. Pakistan da böyle işte. Ama şu an hissiz birçok insan. Çünkü sinir bağlantısı kopmuş. Halbuki Türk-İslam Birliği olsa, nasıl olacağı belli, inşaAllah.
Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Enbiya Suresi, 36; “İnkar edenler seni gördüklerinde, seni yalnızca alay-konusu ediniyorlar.” Dini en etkili kim savunuyorsa onun üzerinde yoğun bir baskı vardır. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) nasıl o dönemde tek etkili olandı, en etkili olandı. En yoğun baskı Peygamber Efendimiz (s.a.v.) üzerindeydi. Bak, “seni her gördüklerinde” diyor, “seni yalnızca alay-konusu ediyorlar,” alay ediyorlar. “(ve:) "Sizin ilahlarınızı diline dolayan bu mu?" (derler.)” Ahir zamana bakarsak, Müslümanlara, mesela farzedelim bize bakarsak; “Darwinizmi diline dolayan bu mu? Materyalizmi diline dolayan bu mu? Bu mu mücadele eden?” derler. “Oysa Rahman (olan Allah)ın sözünü (kitabını) inkar edenler kendileridir.” “Allah’ın Kitabı’nı inkar ettiler” diyor Allah. Küfrün silahıdır alay. Müslüman’ın alay etmesi haramdır. Alayı küfür çeşit çeşit yapar. İnce alay ediyorlar, bir de kabaca alay etmek vardır. Mesela bazen çıkarıyorlar, bazen ince. Ve bundan çok yaygın olduğu için insanlar mutlu değiller. Çok yaygın, alay korkusundan dolayı. Mesela alay ederler deyince herkes bilir yani. Müthiş bir korkudur insanlarda, çekindikleri bir konudur. Halbuki İslam’da haram olan bir eylemdir bu. “İnsan aceleden (aceleci olarak) yaratıldı.” Telaşlıdır, hemen acele her şey olsun bitsin ister. Hatta bu eğlence yerlerine giderler. Bu bir kısım insanlarda felakete dönüşmüştür. Bir yere girer oturur, sıkılır; “buradan kalkalım” der, başka yere gider. Mesela “sofra hazırlayalım” der, acele olmasını ister. O acelenin sıkıntısı sürekli üzerinde olur. Bak diyor ki, “İnsan aceleden (aceleci olarak) yaratıldı. Size ayetlerimi yakında göstereceğim. Şimdi hemen acele etmeyin.” Ayetlerimi yakında göstereceğim. Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhuru, Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulü, Dabbet-ül Arz’ın çıkışı, bunları görecekler, inşaAllah. Bu ayettir Dabbetül arz, Kuran ayeti, bunu görecekler. Üç tane ayet vardır Hz. İsa (a.s.)’nın inişine dair, zuhuruna dair. “Bunları göstereceğim” diyor. Dünya’ya İslam ahlakının hakimiyeti, Kuran ayetidir Nur Suresi’nin 55. ayeti. Ne diyor Allah? Bak, “Size ayetlerimi yakında göstereceğim. Şimdi hemen acele etmeyin.” Hemen çıksın demeyin. “Göreceksiniz yapacağım” diyor Allah. Ve vakti de geldi, inşaAllah. “"Eğer doğruyu söylüyor iseniz, bu vaid (edilen günün sorgu ve azabı) ne zamandır?" derler.” Yani ne zaman olacak. Kıyamet için de bu ifade uygun, geçerli. Ama “Mehdi (a.s.) ne zaman çıkacak?” diyorlar, “İsa (a.s.) ne zaman gelecek? Ne zaman İslam ahlakı dünyaya hakim olacak?”
Cenab-ı Allah diyor ki 41. ayette, “Andolsun, senden önceki elçilerle de alay edildi.” Demek ki İslam tebliğcileri ile alay ediliyor, iftira ediliyor, hakaret ediliyor, baskı yapılıyor. Yani psikolojik savaş uygulanıyor. Alay demek psikolojik savaştır. Demek ki Allah yolunda her mücadele edene bir psikolojik savaş uygulaması var, çeşit çeşit. “Fakat içlerinden küçük düşürenleri, o alaya aldıkları (azap) sarıp-kuşatıverdi” diyor. Demek ki; insan alay ediyorsa Müslümanlarla, Müslümanlara zarar vermeye kalkıyorsa, Allah bir şekilde mutlaka intikamını alıyor ve onun yanına kalmıyor. Ne ile alay ediyorsa, onunla. Mesela diyor ki; “ben etrafındaki insanları dağıtacağım” diyor. Bakıyorsun, Allah, onun etrafındaki insanları dağıtıyor. Mesela farzedelim, bir siyasi nüfusu varsa Allah elinden siyasi nüfusunu alıyor, siyasi gücünü alıyor. Yapayalnız bir insan haline getiriyor. Siyasi gücü ile Müslümanlara baskı yapan bir kişi ise, gün geliyor bakıyorsun sokakta eli cebinde geziyor. Tek başına kalmış, Allah gücünü kırmış. Veyahut bakıyorsun Allah doğrudan canını alıyor. Veyahut sakat bırakıyor. Veyahut Allah bir şekilde aşağılıyor, küçük düşürüyor. “o alaya aldıkları (azap) sarıp-kuşattı” diyor Allah.
“Evet, Biz onları ve atalarını yararlandırdık; öyle ki, ömür onlara (hiç bitmeyecekmiş gibi) uzun geldi.” İnsanların en büyük hatalarından bir tanesini açıklıyor Allah, Kuran’da. Bak, “ömür onlara hiç bitmeyecekmiş gibi uzun geldi.” Mesela genç oluyor, 20 yaşında oluyor, “bitmez bu ömür” diyor. Hayat hemen bitiyor, anında bitiyor. “Ahir zamanda, Mendi (a.s.) devrinde günler kısalacak” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), haftalar. Herkes birbirine sorsun. Eskiye oranla günler, haftalar kısaldı mı, kısalmadı mı, aylar? “Hayır” diyen bir kişi varsa bana yazsın. Herkes ittifakla diyorlar, “eskiden günler uzundu, gün içinde biz birçok şeyi yapıyorduk. Zaman kısaldı” diyorlar. Bu net, bu Ahir zamanın bir alametidir. Mehdi (a.s.) devrinin bir alametidir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği bir mucizedir. “Fakat şimdi, Bizim gerçekten yere gelip onu etrafından eksiltmekte olduğumuzu görmüyorlar mı? Şu halde üstün gelenler onlar mı?” Bu ayet tabii anlamı geniş. Fakat “bir yere gelip eksiltmek” yani “sürekli insanların öldüğünü görmüyorlar mı?” diyor Allah. Ben diyorum ya, bazen Fashion Tv’ye bakıyorum, çok güzel genç kızlar var. Sürekli aynı hareketi yapıyorlar zaten. Bir noktadan geliyorlar, bir noktadan gidiyorlar. Onları mesela bir düşünüyorum. Allah istese onları iskelet halinde de yürütür. Çünkü üzerlerinde et var şu an. İsterse etlerini alır. İskelet halinde aynı elbiseleriyle yürüyebilirler. Ama etle yürütüyor Allah. Bir noktadan çıkıyorlar. Dünyada da öyledir, topraktan çıkıyorlar. Geliyorlar, geliyorlar, insan doğuyor, büyüyor, gelişiyor, yaşlanıyor. Sürekli bu çark dönüyor. Mesela 50 yıl öncesinin mankenlerine bakıyoruz. Hiçbiri yok hayatta. O devrin, o şapkalı falan, 1940’ların hanımları var. Tüylü falan, saçlar böyle, bir dantelli falan şapkaları var, bir şeyler böyle değişik. Esameleri yok, hepsi yok olmuş, hepsi ölmüşler, tamamı. Resimleri var böyle çok neşeliler. Birbirlerine şaka yapıyorlar. Akıllarının ucundan geçiyor mudur? Bütün oradaki herkesin öleceği, tamamının öleceği. Büyük bir kalabalık, büyük bir salonda herkes alkışlıyor, çok neşe içindeler. O salondakilerin tamamı komple ölmüş. Sorsan ona o anda, “bunların tamamı komple ölecek ve bunu da insanlar hayretle, şaşkınlıkla ileride görecek” desen, “ömür çok uzun, ne söylüyorsun sen?” falan der. Bak göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş. Bir kişi yok onlardan. Tek bir kişi yok yani. Bir önceki nesil için de aynı şeyi onlar düşünmüşlerdir. O zaman soluk fotoğraflar var böyle, bayağı neşeli, canlı, 1800’lerin falan insanları. Hiçbir şey kalmamış.
46. ayet, Enbiya Suresi; “Andolsun” diyor Cenab-ı Allah, “onlara Rabbinin azabından 'ufak bir esinti' dokunacak olsa,” mesela bir enfeksiyon, bir kanser, bir hastalık veyahut trafik kazası, buna benzer, “hiç tartışmasız; "Eyvahlar bize, gerçekten bizler zulme sapanlarmışız" diyecekler.” “Bir anda pişman olurlar” diyor Allah. Bela geldiğinde, bir olay olduğunda ki biliyorsunuz, nasıl bir anda evliya gibi olur insan, inşaAllah. Gördün, değil mi? Çok rastlarsın. “Biz ise, Kıyamet gününe ait duyarlı teraziler koyarız da artık, hiçbir nefis hiçbir şeyle haksızlığa uğramaz.” Terazi deyince tabii bildiğimiz klasik terazi değil bu. Cenab-ı Allah’ın onu oranlaması, insanlara oranlaması. Biliyor Allah, o oranlamayı göstermesi, onun adı terazi olarak geçiyor. “Bir hardal tanesi bile olsa ona (teraziye) getiririz.” Yani o oranlamaya getiririz. “Hesap görücüler olarak Biz yeteriz” diyor Allah. “Ben hesabımı göreceğim” diyor.
“Onlar, Rablerine karşı gayb ile (O'nu görmedikleri halde),” bizim işte imanımızın üstünlüğü o, Allah’ı görmediğimiz halde iman ediyoruz, “bir haşyet içindedirler.” Allah korkusu içerisindedirler. “Ve onlar, Kıyamet saatinden 'içleri titremekte olanlardır.'” Allah korkusu oldu mu insan kimseye kötülük yapamaz. Mesela diyor ki; “ben Allah’ı çok seviyorum.” Her türlü şeyi yapabilir öyle bir insan. Mesela buna örnek olarak Allah Hz. Adem (a.s.)’i de gösteriyor. Hz. Adem Allah’ı seviyor. Ama Allah korkusu o dönemde yok. O gelişmemiş. Nitekim şeytan bir söz söylüyor, “seni sonsuz hale getireceğim, ister misin?” diyor; hemen Allah’ın sözünün aksini yapıyor Hz. Adem (a.s.). Anında etkileniyor ki Allah’a güvenmesi lazım gelirken şeytana orada güveniyor. Bir zelle, bir hata yapmış oluyor. İnşaAllah.
Hz. İbrahim (a.s.) diyor ki; “Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizin, karşılarında bel büküp eğilmekte olduğunuz bu temsili heykeller nedir?”” Put heykeller yapıyorlar, iki büklüm önünde eğiliyorlar. Kore’de falan var şu an. Mao’nun da heykellerinin önünde iki büklüm eğiliyorlar. Soruyor Hz. İbrahim (a.s.). Onlar da diyorlar ki; “"Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk" derler” diyor. “Bizi böyle alıştırdılar. Sistem bizi buna alıştırdı. Heykellerin önüne gelip böyle bel bükeceksiniz” dediler. “Biz de bunu yapıyoruz” diyorlar. “Dedi ki: "Andolsun, siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz."” “Siz de, atanız da, geçmişiniz de anormalsiniz” diyor. “Anormal bir felsefe, inanç ve düşünce içindesiniz” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Sen bize gerçeği mi getirdin yoksa (bizimle) oyun oynayanlardan mısın?" “Sen alay mı ediyorsun yoksa bizle, oyun mu oynuyorsun bizle?” diyorlar. “"Hayır" dedi. "Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir, onları Kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim."” “Allah’ın bu yarattıklarına şahidim” diyor. “Andolsun Allah'a,” yemin ediyor Allah’a, “sizler arkanızı dönüp gittikten sonra, ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım.” İşte benim söylediğim de bu, PKK’ya direkt din anlatılmaz. Önce putlarının kırılması lazım. Onların putu nedir? Darwinizm ve materyalizm. Hz. İbrahim (a.s.) bak ne yapıyor? İlk önce puta saldırıyor.
“Ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım. “Böylece o yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti. Belki ona başvururlar diye.”” Putlardan bir tanesini bırakıyor Hz. İbrahim (a.s.). Bu batın ilmidir, Ledün ilmidir. Hz. İbrahim (a.s.)’a deseler ki; “bu puta niye ellemedin?” O devrin bağnazları, yobazları. “Niye dokunmadın?” Anlayamaz. Halbuki bir hikmetle dokunmuyor o puta. Ama diğer putları deviriyor, bir tanesine ellemiyor. Ledün ilmini de bilmedikleri için garibine gidebilir bakanların. “"Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o, zalimlerden biridir" dediler.” Haber yayılıyor. O devirdeki puta saldırma. Mesela biz de şu an Darwinizme, materyalizme saldırınca nasıl çıldırıyorlar. Ta yabancı basın, bütün yabancı basın, binlerce haber çıktı Avrupa’da, Darwinizme saldırdığımız için çünkü putlarına vuruyoruz. “"Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik" dediler” diyor. Bak, tek bir hedef gösteriyorlar. “Şu şahıs bunu yapıyor” diyorlar. “Bu anti-put bir insan” diyorlar. “Puta saldırıyor” diyorlar. “Dediler ki: "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar."” Asrımızda bunu nasıl yapıyorlar? Basın, televizyon, radyolar, diyorlar; “ilgili şahıs bu.” Fotoğraflarla falan halkın gözleri önüne getiriyorlar. Dikkat çekiliyor. “Puta saldıran, Darwinizme saldıran, materyalizme saldıran kişi budur” diyorlar. “Dediler ki: "Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?"” Şimdi Hz. İbrahim (a.s.)’ın gözaltına alındığını görüyoruz. Bak burada diyor, “Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin.” Zaten bu gözaltıdır. Burada bir polis sorgusu var. “Dediler ki: "Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?"” Savcılık ve polis aşaması gibi. “"Hayır" dedi. "Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, siz onlara sorun."” Bir hukuk tekniği kullanıyor Hz. İbrahim (a.s.) burada. “Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; "Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)" dediler.” Yani kendilerinin zalim olduğunu anlıyorlar. Şu anda da Darwinistler, bilinçaltında yenildiklerini kabul ettiler. %99’u kabul etti bilinçaltında. Bilinçaltı çok önemlidir. Kuran buna dikkat çekiyor. Zahiren kabul etmemek hiç önemli değildir. Önemlidir de, bilinçaltında kabul çok önemlidir. Bir insana yalancı olduğunu ispat edersin. Adam “yok ben doğruyum” der ama anlar yalancı olduğunu. İstediği kadar desin. “Sonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler.” Zaten bu münafıkların da özelliğidir. Sürekli oynak olurlar, bir öyledirler bir böyle. Bir türlü normal olmaz. Mesela bak önce dürüst gibi davranıyor, yine sapıtıyorlar. “Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilirsin” diyorlar. Bak kendi putlarına güvenmiyorlar zaten. Hani putlarınız öyle bir şeyler yapıyordu. Dediler ki; “proteinleri bizim putlarımız yapıyor” dediler. “Tesadüf putu yapıyor” dediler. Doğru söyleyin dedik. “Yok, tesadüf putu değil gökten gelen putlar yapıyor” dediler, bu seferde. “Uzaylılar geldi, uzaylılar yapıyor” dediler. Bilim adamı bunu söyleyen. Dawkins söylüyor değil mi? Adam açıkça söylüyor, “uzaylılar yaptı” diyor. En baba adamları, bilim adamı olarak en çok güvendikleridir. “"Size ve Allah'tan başka taptıklarınıza yuh olsun” diyor. Onları telin ediyor. “Siz yine de akıllanmayacak mısınız? Dediler ki: "Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun."" Artık onu her yönden çökertme kararı almışlar, Hz. İbrahim (a.s.)’i ve toptan karar alıyorlar, bak “dediler ki,” “dedi ki” değil, “dediler ki.” Sistem kendini korumaya geçiyor. “Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun." “Sistemi böyle koruyabiliriz. Yardım edebiliriz” diyor. “Yoksa bu çökertecek sistemi” diyor. “Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol."” Ahir zamanda da Hz. Mehdi (a.s.)’yi kendilerince; rejim, sistem ve insanlar, küfür ve delalet, Darwinist ve materyalistler yakmak isteyecekler. Etkisiz hale getirmek isteyecekler. Fakat Allah ne diyor? “Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol.” Yakmayacaktır, hiçbir etkisi olmayacaktır, inşaAllah. “Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat Biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık” diyor. Her tuzakta Allah bin beteriyle on bin karşıtıyla çökertir. Tuzakların sistemi şöyledir bakın, insanlar bunu bilmiyorlar; bir insanın aleyhine biri tuzak kurduğunda o tuzağı Allah kurar. Ama o tuzağın, paramparça edilmesini de Allah kurar. Her tuzak Allah’ın kanununda mutlaka bozulacak şekilde yaratılıyor. Tuzaklar bir bütündür. Adamı ezmek için yapılan tuzak şu kadarcık bir bölümse, onu paramparça edecek tuzakta bu kadarlık bir bölüm oluyor ve onu bir blok, bütün olarak yaratıyor. Tek parça bir kutunun içindedir, ikisi birlikte Allah tarafından yaratılır. Yani aleyhte olan tuzak küçük bir bölümdür, onu parçalayacak olan tuzak da büyük bir bölümdür. Blok olarak yaratılır. Ama o tuzağı kuran müstakil tuzak kurduğunu zanneder. Halbuki o blok bir tuzak ile karşı karşıyadır ve kendini parçalayan tuzağın içine girer. Onun için Müslümanlara yapılan her tuzak mutlaka bozulur. Bediüzzaman’a yapılan her tuzak bozulmuştur. Tamamı bozulmuştur, hep aleyhlerine olmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.)’e yapılan bütün tuzaklar aleyhlerine olmuştur.
“Hocam, hayırlı akşamlar” diyor. “Hocam, röportajınızı her akşam dinliyorum.” MaşaAllah. “Kuran’a ve anlattıklarınıza uygun yaşamaya çalışıyorum. Hocam zaten daha önce de defalarca anlattınız ama bir kere daha İslam’da kadının yerini, erkeklerin kadınlara ve eşlerine nasıl davranmaları gerektiğini anlatır mısınız Hocam? Hocam, Allah yardımcınız olsun” diyor Tuğçe.
Hacer Hanım da ne diyor? “Selamun aleyküm Hocam.” Aleyküm selam. “Mehdiyet konusunda bilgileniyoruz Hocam. Benim size sorum şu olacak, daha önce anlatmıştınız; “tevbe kapıları kapanacak, tevbeler kabul olmayacak.” Hocam, bu Mehdi (a.s.)’den sonra mı olacak yoksa ondan önce mi Hocam?” Güneşin batıdan doğmasından sonra, yani Kıyamet başlamasından sonra tevbe kapısı kapanıyor. Yoksa ondan önce tabii ki ibadetler devam ediyor.
Aslında kız kardeşimizin sorduğu erkekler kadınlara, kadınlar erkeklere nasıl davranması gerektiği sorusu; iyi insan iyi insanla karşılaşır, akıllı insan. Allah tam dengi dengine karşılaştırıyor. Oyuncu ve samimiyetsizse Allah ona mutlaka oyuncu ve samimiyetsiz bir eş verir. Eğer dürüstse Allah onun karşısına dürüst çıkartır. Çünkü Allah diyor bak; “Müminun ve Müminat,” “müşrikun ve müşrikat,” “münafikun ve münafikat.” Münafıklar da münafıklarla muhatap olurlar, inşaAllah. Müşrikler de müşriklerle. Kadın nazenin varlıktır. Eğer çok iyi akıl kullanılırsa, aslında kadın laboratuvar gibidir. Aklın çok iyi kullanılması gereken bir laboratuvar gibidir. Akılla işleyen bir makine gibidir de ayrıca kadın. Erkek de öyledir. Akıl kullanmadığında kadın felç olur. Hangi sözün kadında çok olumlu bir etki yapacağını çok akıllı bir insan bilebilir. Mesela iyilik yapacağım diye bir söz söyler kadını gıcık eder. Çok aptalca hareket eder. Yahut onun hoşuna gidecek bir hareket yapmaya kalkar. Fakat onu kızdırır. Ama akıllı bir insan hangi hareketin nerede yapılacağının bilincindedir. Onun ne etki meydana getireceğini de bilir. Dolayısıyla bilgisayarı insan nasıl ustaca kullanırsa çok iyi netice alıyor, karşısındaki insana da nasıl ustaca davranırsa o derece güzel netice alabilir. Bir akıl oyunu vardır. Akıl oyunu derken anlaşılsın diye söylüyorum, akıl çalışması vardır. Akıl laboratuvarıdır insan. Bir cümleyi, vurguda bile ses tonu nasıl olması gerekir, vurgunun nasıl olması gerekir, çok detaylı bir akılla ortaya çıkabilir. Akılsız bir kadın itici hareketleri peşi sıra çok muntazam yapabilir, akledemediği için. Kısa sürede kendinden tiksindirebilir. Akılsız bir erkek de kısa sürede kendinden tiksindirebilir. Onun için kadınlar çok çabuk tiksinirler erkeklerden. Birçoğundan hemen tiksinirler. Çok yakışıklı bulur, güzel bulur, helaliyle hakikaten evlenir. Daha ilk geceden tiksinir. Akılsız olduğu için onu mutlaka iğrendirecek aptalca bir şey yapar. Kadın tahmin etmez onun öyle bir şey yapacağına, hüsn-ü zanla bakar. Hep güzellikle karşılaşacağını, hani beyaz atlı prens bilmem ne olayları var ya, öyle bir şeyle karşılaşacağını sanar. Bir de bakar ki beyaz atlı prens beyaz atlı bir kafaya sahip değil. Kafanın içinde öküz var. Fakat atın üzerinde prens var. O zaman bir de bakıyor ki o öküzle karşılaşmış oluyor. O zaman atın, eşeğin önemi olmadığını anlıyor. Yani onun prens olmasının da önemli olmadığını anlıyor. Bütün olayın akıl üzerinde döndüğünü görüyor. Çünkü en ufak bir harekette, dokunmasında bile, ses tonunda, yemek yemesinde çok rahatça kadını tiksindirecek hareket yapabilir bir insan. Çok zayıf bir varlıktır insan, çok hassastır. Kadın da öyle; çok itici hareketleri, çok rahat peş peşe yapabilir. Çok iyi de bir şey yaptığını zannedebilir. Güzel olduğunu zannedebilir. Onun için akıllı bir kadınla akıllı bir erkeğin uyumu çok mükemmel olur. Akılsız kadınlarla akılsız erkeğin yaşantısı felakettir. Rezalet paçalardan akar yani. Kirlilik, iticilik, akılsızlık, böyle gıcıklıklar peş peşe gider. Espriler berbat olur, konuşmalar berbat olur. Çok garip bir durum olur. Ama akıllı bir erkek, bakışları bile kadını çok şiddetli etkiler. Ama mesela akılsız, bakışı taklit eder. Var ya iki numaralı bakış, üç numaralı, beş numaralı bakış falan, espriler. Kadın öyle artistik de dediğimiz bakış yapılmasına gıcık olur. Nefret eder. Çünkü klasik akılsızlık alametidir yapmacıklık. Halbuki gerçek sevgi ile bakılan bakış apayrıdır, taklidi olmaz onun. Onu uğraşma ile elde edilebilecek bir şey değildir. Candan sevgiyle bakış apayrı bir şeydir. Bu bir şehvetle hayvan gibi bakış anlamında değil. Adam şehvetle bakar ama sırtlan gibi. Böyle ağzından salyası akan sırtlan gibi. O tiksindirici ve çok aşağılık durur. Akılsızlığıyla da birleşince çok çok itici gelir. Helaline yönelik söylüyorum ben bunu. Ama ses tonuna varıncaya kadar, oturup kalkması, yemesi içmesi, bakışları, bir şeyi kullanma şekli, her şeyinden o insanın kalitesi anlaşılır. Bir de çirkinliği görmeme çok önemlidir. Çirkinliği gördüğünü hissettirmek her şeyi bozabilir. Çünkü mutlaka kadının da çirkin yönü olabilir, erkekte de bu olabilir. Bu çok büyük bir akılsızlıktır. Çirkinliğe göz çarpar, salise hesabı ile göz çekilir. Ama akılsızlar özellikle çirkinliğin üzerinde çok dururlar. Bütün dikkati oraya çekilir. Ona ısrarla teksif olur. Halbuki insan sürekli güzelliğe bakarak, güzelliği arayarak güzelliği devam ettirebilir. Dünyadaki sistem budur Allah öyle yaratmıştır. Ama Allah akılsızlara hep dikkatini çirkinliğin üzerine çektirir. O da nerede çirkinlik varsa gider onu bulur. Sözün en gıcığını bulur, hareketin en gıcığını bulur. Mesela vücudunun bir güzelliği varsa, en çirkin yerine gider bakar. Yahut ona teksif olur. Böylece kendini de berbat eder, karşısındakini de berbat eder. Ama bu tabii çok genişletilebilecek bir konu, anlatsak sabaha kadar anlatılır. Çok kapsamlı bir konu onun için yine herkes hak ettiğini buluyor aslında. Hanzo hanzoyla, kütük kütükle, öküz öküzledir. Akıllı da akıllıyla karşılaşır, inşaAllah. Oktarım anlat.
OKTAR BABUNA:Geçenlerde Hocam, referandum tartışmalarında Başbakan ve Muhalefet Partisi liderlerinin birbirlerine olan hitap şekillerinin yakışık almadığını söylemiştiniz. Aynı şeyi Cumhurbaşkanı Gül de söyledi Hocam, bugün itibariyle “Cumhurbaşkanı Gül, liderlerin referandum kampanyalarındaki üsluplarını `tehlikeli’ olarak niteledi.” “Siyasi parti liderlerine üslup uyarısı yapan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, liderlerin referandum kampanyalarındaki üsluplarını 'tehlikeli olarak niteledi.” Bunu televizyon kanallarında da söylediler, siz söyledikten sonra Hocam. Birbirlerine isimleriyle hitap ederlerken 60’lardan, 70’lerden kalma bir metot demiştiniz. Bunu Bugün Tv’de Aziz Üstel ve başka katılımcıların olduğu bir programda söylediler.
ADNAN OKTAR:Ama şimdi, Sayın Başbakanımız Erdoğan Beyefendi işin doğrusu bu isimle konuşma olayına ilk başlayan o değildi biliyorsunuz. Yani bunu başlatmak da doğru değil. Başlayınca da tabii bir savunma gibi olmuş oluyor. Fakat savunmanın kaşa kaş, göze göz şeklinde değil de daha usturuplu bir karşılık verilmesi mümkün. Sanki o öyle bir şeye önem vermiş gibi olur. Çünkü’ Recep’ ismi güzel bir isim, kutsal aylardan birisinin ismidir. ‘Tayyip’ güzel anlamına gelir zaten, Tayyibe. ‘Erdoğan’ da işte asker doğan anlamına geliyor. Bu isimlerin tamamında bir güzellik var. ‘Kemal’ ismi de mütekamil, kemale gelmiş, üstün ve iyi anlamına gelir. Kılıçdaroğlu da gerçi ilim kılıcı olarak alalım biz tabii. Bunda da bir şey yok. Dolayısıyla burada mahcup olunacak, şahısların aleyhine olan bir ifade yok. Bir koz da değildir bu. Milletimiz de bundan herhangi bir şekilde etkilenmez. Dolayısıyla sanki ona ehemmiyet veriyormuş gibi, öyle bir açıklamaya ehemmiyet veriyormuş gibi olmak bence yanlış. Çünkü ‘Recep’ kutsal aylardan bir tanesi. Ramazan ayı kutsaldır. Recep, Şaban, Ramazan bunların hepsi kutsaldır, inşaAllah. Evet, başka ne var Oktarım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah, dün söylediğiniz bir konu vardı Hocam. İmam Rabbani’nin doğuşu, yaşamasından sonra 1000 yıl sonraya getirmeye çalışıyorlar demiştiniz. Sanki 400 yıl sonra gelmesinin onun değerini düşüreceği gibi bir üslup kullanıyorlar, böyle bir şey yapıyorlar. Halbuki bunun doğru olmadığını.
ADNAN OKTAR:Dün sana kapsamlı açıkladım onu, anlattım.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam anlattınız.
ADNAN OKTAR:Evet. Anlat onu.
OKTAR BABUNA:Bazı kişiler; “İmam Rabbani’den 1000 yıl sonra gelmesi gerekir Hz. Mehdi (a.s.)’nin” diye bir üslup kullanıyorlar ama bu üslup doğru değil. “Açıklama olarak da doğru değil” demiştiniz. Mesela örnek olarak da; bizim Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. İsa (a.s.) gibi Ulu’l Azm bir Peygamberden 571 yıl sonra geliyor. Dolayısıyla Hz. Mehdi (a.s.) de İmam Rabbani’den 400 yıl sonra gelecek, inşaAllah. Zaten bunu söyleyen de İmam Rabbani’nin kendisi. “Bunda İmam Rabbani’nin değerini düşüren bir şey olmaz” demiştiniz, bu örneğe de dayanarak, inşaAllah. Hatta okuyayım mı Hocam İmam Rabbani’yi?
ADNAN OKTAR:O diyor ki, Hoca, Osman Hoca; “İllaki aradan 1000 yıl geçmesi gerekiyor. Ulu’l Azm Peygamberlerin arasında bin yıl vardır” diyor. Öyle bir şey yok. Hz. İsa (a.s.) ile Peygamber Efendimiz (s.a.v.) arasında o dediği tarzda bir durum olmadı, 1000 yıl geçmedi.
OKTAR BABUNA:İmam Rabbani şöyle diyor, Mektubat-ı Rabbani’de; “Bu ümmetin ahirliği ikinci binin başlaması ile başlar. Yani Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’in irtihalinden (vefatından) itibaren.” İkinci binin başlaması ile. “Şeriatın teyit hasretleri, milleti tecdidi,” bunun anlamı Kuran ahlakının tam olarak uygulanması ve İslam aleminin yenilenmesi, “bu ikinci bindedir. Bu davanın doğruluğuna adil şahit, Hz. İsa (a.s.)’nın, Mehdi (a.s.)’nin bu bin içinde (Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in vefatından sonraki bin içinde var oluşlarıdır.” (Mektubat-ı Rabbani) Buradan da İmam Rabbani’nin, Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’nın aynı bin yıl içinde, ikinci bin yıl içinde var olduklarını anlıyoruz. Dünyanın ahirliği yani ahirin son zamanında, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Peygamberimiz (s.a.v.)’in irtialinden itibaren bin yıl geçtikten sonra ümmetin ahirliği başlar” diyor. “Ve hepsi” diyor, “Hz. İsa (a.s.)’nın ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişi ve kendisi de bu ikinci binde” olduğunu söylüyor. Üçüncü binden bahsetmiyor. Osman Ünlü Hocamız ne diyor? “Bir üçüncü bin yıl diye bir şey var” diyor. “Aradan bin yıl geçmesi gerekiyor” diyor. Kendi indi mütalaası, yani İmam Rabbani’ye yakıştıramadığı için, Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) ile aynı bin yıllık dilim içinde olmasını yakıştıramıyor İmam Rabbani’ye. Onu haşa aşağılayan bir şey olarak görüyor. Ona onurdur o. Hz. İsa (a.s.) için de güzellik ve Mehdi (a.s.) için de bir güzelliktir. Hepsi de, üçü de ikinci bin yıl içerisindedirler. Bunu anlamazlıktan gelmesinin bir alemi yok, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet, inşaAllah. Zaten demiştiniz Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de, Hz. İsa (a.s.)’dan 571 yıl sonra geliyor.
ADNAN OKTAR:Tabii ki.
SUNUCU:Bununla ilgili bir soru vardı Hocam önümde.
ADNAN OKTAR:Sor.
SUNUCU 1:İnşaAllah. Alara isminde dinleyicimiz sormuş. “Hocam bazı kimseler, Hz. Mehdi (a.s.)’nin İmam Rabbani’den bin yıl sonra geleceğini söylerken Allah-u alem İmam Rabbani Hazretleri’nin değerinin azalacağından korkarak böyle bir çıkarım yapıyorlar. Aralarında bin yıl olması gerektiğini inanıyor. Ama Hocam şunu hiç düşünmüyorlar; Hz. İsa (a.s.) Ulu’l Azm bir Peygamberdi. Allah ondan 571 sene sonra yeni bir şeriatla Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i gönderdi. İki Ulu’l Azm Peygamber arasında sadece 571 yıl var. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz canım Hocam?” diyor.
ADNAN OKTAR:Yazan kim?
SUNUCU 1:Alara isminde.
ADNAN OKTAR:Alara ne tatlı, şekermiş öyle. Dün anlattıklarımı bana yeniden anlatmış. MaşaAllah. Zaten anlamış, güzel. Alara anladı da Osman Hoca’nın anlaması sorun, inşaAllah. Hocama bir yıl falan anlatırsak Allah’ın izniyle anlar. 2011’e, 12’ye kadar Allah’ın izniyle anlatacağız. Anladığında anlarız. Başka ne var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Muhyiddin Arabi Hazretleri’nin Hz. Mehdi (a.s.) hakkındaki sözleri var Hocam.
ADNAN OKTAR:Söyle sen, ben şerh edeyim, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Muhiddin Arabi Hazretleri şöyle diyor; “Musibete uğrayanlara yardımcı olur” diyor Hz. Mehdi (a.s.) için. “Dediğini yapar, yaptığını da söyler. Şahit olacağı şeyi de bilir.”
ADNAN OKTAR:O zaman tane tane sen şerh et.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.)’ın böyle mazlumlara.
ADNAN OKTAR:Bak, sen başlangıçtan itibaren al o şeyi.
OKTAR BABUNA:“Musibete uğrayanlara yardımcı olur.”
ADNAN OKTAR:Musibet nedir? Trafik kazası da olabilir, hastalık da olabilir, ekonomik çöküntüye uğrama olabilir, moral yönünden çökme olabilir. Hepsi olabilir. Kimi görürse görsün, eğer imkanları dahilindeyse Mehdi (a.s.) insanlara yardımcı olacak. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:“Dediğini yapar, yaptığını da söyler.”
ADNAN OKTAR:“Dediğini yapar.” Ne diyecek? “Ben şunu şunu şunu halledeceğim, yapacağım” diyecek Allah’ın izniyle. Ve eze eze eze yapacak. Söke söke yapacak, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Yaptığını da söyler.”
ADNAN OKTAR:Diyecek ki; “ben bunları yaparım demiştim, yaptım, buyrun” diyecek. “Şunu demiştim, oldu; şunu demiştim, oldu; şunu demiştim, oldu.” Sayacak da sayacak artık, kaç bin tane ise, inşaAllah. Evet.
OKTAR BABUNA:“Şahit olacağı şeyi de bilir.”
ADNAN OKTAR:Evet. “Şahit olacağı şeyi de bilir.” Çünkü iyi analiz eden, iyi tefrik eden, iyi araştıran bir insan olduğu için, kavradığı ve doğru bildiği bir şeye şahitlik edecek.
OKTAR BABUNA:“Allah kendisini bir gece de ıslah eder.”
ADNAN OKTAR:Harika hallerle, harikalarla donatacaktır ve olağanüstü bir değişikliğe uğrayacaktır Mehdi (a.s.).
OKTAR BABUNA:“Rum şehrini İstanbul’u tekbir ile fetheder.”
ADNAN OKTAR:Kan dökmeden, olay çıkmadan, değil mi? Şefkatle, merhametle, bilimle, ilimle, kalplere etki ederek manen fethedecektir. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Bil ki Hz. Mehdi (a.s.) çıktığı zaman bütün Müslüman havası ve avamı sevineceklerdir.”
ADNAN OKTAR:Müslümanlarda genel olarak bir muhabbet ve sevinç olacak. Çünkü Müslümanları çok iyi koruyup kollayacak, İslam’a saldırıyı durduracak, Sedd-i Zülkarneyn olacak inşaAllah. Aşamayacaklar Mehdi (a.s.)’yi, inşaAllah. Biz de öncüsü olarak bir nevi Sedd-i Zülkarneyniz. Bizi de aşamıyorlar inşaAllah, öncüsü olarak. Talebesiyiz biz. Ben de, siz de talebisiyiz. Ama Mehdi (a.s.) vurdukça Müslümanlar sevinecek. Mehdi (a.s.) küfrü yıktıkça sevinecek. Müslümanlar böyle bir nevi Battal Gazi’yi seyreder gibi Mehdi (a.s.)’yi seyredecekler. Arenada aslanlarla savaşan bir yiğit gibi teker teker hepsini parçalayacak, inşaAllah. Biz de onun öncüleri olarak tabii oturup seyretmeyeceğiz. Var gücümüzle Mehdi (a.s.)’ye yardım edeceğiz ve yardım ediyorum ben görüyorsunuz. Sen de yardım edeceksin.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın ilahi olan yani manen desteklenen adamları olacaktır.”
ADNAN OKTAR:Mürşitler, mübarek evliyaullah tarafından dua ile desteklenecekler. Ayrıca bunun da üzerinde Melekler tarafından desteklenecek. Cibril (a.s.), Mikail (a.s.), İsrafil (a.s.), on binlerce Melek tarafından Mehdi (a.s.) desteklenecektir. Ayrıca veliler, asrın velileri, büyük mürşitlerin de himmet ve duasıyla, manevi tasarruflarıyla, rabıtayla inşaAllah takip edilecekler ve Allah’ın dilemesi ile tabii, Allah’ın yaratması ile manevi destek alacaklar. Tamamen Allah’ın yaratması ile.
OKTAR BABUNA:“Onun davetini ayakta tutacaklar ve ona yardım edip kendisini zafere kavuşturacaklardır.”
ADNAN OKTAR:“Onun davetini,” Türk-İslam Birliği’ni savunacaktır, İttihad-ı İslam’ı savunacaktır. Herkes ona destek olacak. Yavaş yavaş desteğin gücü artacak bir süre sonra. Bediüzzaman diyor; “bütün ulema ve evliyanın iltihaklarıyla, bilhassa Al-i Beyt’in milyonlar fedakar efradı bulunan seyyidlerin iltihaklarıyla o vazife-i uzmayı yapmaya çalışır” diyor. “Hem en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşit, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek. O da Ehl-i Beyt-i Nebevi’den olacaktır” diyor. “Ve bu cereyan-ı nemrudaneyi, bu münafık sistemi” Darwinizmi, materyalizmi, ateizmi, “yerle bir edecek” diyor. “Allah onu dokuz düşman taifesinin dokuz cephesine göndermiş, yarım asır sonra yerle bir olacak” diyor. İnşaAllah. Şimdi o günlerdeyiz. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Ülkeye ait bütün ağır yükleri bunlar yüklenecekler. Allah’ın Hz. Mehdi (a.s.)’ye verdiği görevden ötürü ona destek olacaklardır.”
ADNAN OKTAR:Evet. O devlete destek olma safhasında kolaylaşacak. Ama Mehdi (a.s.)’nin işi öyle zor değil. Çünkü Mehdi (a.s.) evinden idare edecek. “Evinde, sedirinde” diyor. Tevrat’ta da geçiyor. Tevrat’a bakın. Üç bin yıllık kitapta geçer, Tevrat’ta. Mehdi (a.s.) bütün kapsamıyla anlatılmıştır. Hz. Musa (a.s.) üç defa Allah’a yalvarıyor; “Ya Rabbi, Beni Mehdi yap” diye. “Mehdi olmamı sağla” diye. Hayran oluyor Tevrat’ta Mehdi (a.s.)’ın vasıflarını görünce Hz. Musa (a.s.), inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Hz. Mehdi (a.s.) vakti gelinceye dek gizlenecektir. Vadolunan vakti gelince de ortaya çıkacaktır.”
ADNAN OKTAR:İşte vadolunan vakit geldi, şimdi ortaya çıktı, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Onun şehitleri şehitlerin en hayırlısı, güvendiği kimseleri yani vezirleri ise emin olanların en güvenceli olanlarıdır.”
ADNAN OKTAR:O devirdeki insanlar içinde en imanlı ve en akıllı insanlar olacaklar. Aralarında da şehitler çıkacağı da belirtiliyor. Çok sayıda değil ama az sayıda şehitler olacağı da belirtiliyor.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Allah bir grup kimseyi ona vezir tayin etmiştir. Allah bu kimseleri gizlemiştir.”
ADNAN OKTAR:Alim, bilgili, samimi, candan kişileri ona yardımcı kılacak, inşaAllah. Ama vezirlerinden içlerinde bir tane var, “masum bir veziri vardır” diyor, ‘masum’. ‘Masum’ ne demek? “Ahkamda ve ismette masum bir veziri vardır” diyor ve “hafız” diyor. Muhiddin Arabi Hazretleri diyor ki; “hem ahkamda, hem ismette masum olan ancak Peygamberdir” diyor. “Anlaşılıyor ki İsa (a.s.) burada kastedilen” diyor, İsa Mesih (a.s.). “Vezirlerin en güvenilir ve en değerlisidir” diyor inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.)’nin emrinde olacak Hz. İsa (a.s.) inşaAllah, Allah’ın dilemesiyle.
Serkan Sercan, Serkan sorunun cevabını sana Kehf Suresi’ndeki Hızır (a.s.) ile ilgili kıssada gösterebilirim. Oraya baksın Serkan. Hızır (a.s.) ile ilgili kıssaya baksın. Bak diyor; “Kullarımızdan bir kulu buldular” diyor. İnşaAllah, “Katımızdan ona bir rahmet vermiştik” diyor ve “bir ilim vermiştik” diyor, inşaAllah ve Hz. Musa (a.s.)’ya ne diyor? “Sen benimle beraber olma sabrını gösteremezsin” diyor. Çünkü ilm-i Batın bambaşka bir şeydir, ilm-i Ledün. İnşaAllah. Onu Hz. İbrahim (a.s.) de uygulamıştır. Peygamberimiz (s.a.v.) de uygulamıştır. Hz. Musa (a.s.) da uygulamıştır. Ama asıl Sultanlar Sultanı olan Allah uygular Ledün ilmini. Onları vesile eder. Ledün ilmi zamanı gelince açıklanır. Zamanı gelmeden Ledün ilmi açıklanmaz. On yıl sonra açıklarım Serkan. Acele etme. “Hocam, ne mübarek insanmışsın, Allah razı olsun” diyeceksin. Ve Ledün ilminin de ne olduğunu o zaman daha iyi anlayacak, inşaAllah. Biz nacizane, o ilmin tecellilerini hissettiğimiz kadarıyla nakletmeye çalışıyoruz diyeyim.
Bismillah. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Secde Suresi çıkmış, inşaAllah. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Elif, Lam, Mim.” Bunların sırlarını da yakın bir zamanda öğreneceğiz, inşaAllah. “Elif, Lam. Mim.” Ecinni aleminin de iyi bildiği sırlardır bunlar. Cin aleminin de iyi bildiği sırlardır, inşaAllah. “Kendisinde şüphe olmayan bu Kitab'ın indirilişi alemlerin Rabbi tarafındandır. Yoksa onlar: "Bunu uydurdu" mu diyorlar? Hayır; o, Rabbinden olan bir haktır; senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş bir kavmi uyarman için (onu sana indirdik). Umulur ki hidayet bulurlar.” Allah ‘Hadi’ ismiyle tecelli ediyor, inşaAllah. “Gökten yere her işi O evirip düzene koyar. Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde O'na yükselir.” “Size göre bin yıldır” diyor Allah, “Bana bir günde yükselir” diyor. Allah için bir gün de bir saniye oluyor, bir an olur değişir. Allah bütün kainatı tek bir an içerisinde yaratmıştır. An ne kadardır?
SUNUCU 3:Göz açıp kapayıncaya kadar.
ADNAN OKTAR:Daha kısa, yani sonsuz kısa zamana an denir. Sonsuz kısa zaman içerisinde yaratmıştır Allah.
Ne yapalım?
SUNUCU 1:Kapatıyoruz müsaadenizle.
HarunYahya.Tv sitesinden yayınları 24 saat takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Hocamızın HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden ücretsiz olarak tüm kitaplarını indirebilirsiniz. Bizi yarın 22.00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv ve Kaçkar Tv ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Sunumlar
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...