SUNUCU 1: Hayırlı akşamlar, hayırlı Ramazanlar sevgili izleyiciler. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu Tv, Kaçkar Tv, Mushaberleri.com, Nevşehir Keyif FM 92.7, Bingöl FM 102.0, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Adana Ceyhan Crt Tv ve Radyo, Mardin Kanal 47, Sakarya Kanal 54’ten canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programında yine sizlerle beraberiz. Birbirinden önemli konularımız ve konuklarımızla yine sizlerle olacağız. Merak ettiğiniz konularla ilgili bütün sorularınızı e-mail olarak bizlere iletebilirsiniz. Evet, nasıl başlamak istersiniz? Umarım güzel bir iki saat geçiririz hep birlikte diye diliyorum ve sözü sizlere bırakıyorum.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Oktarım, ne anlatayım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Siz küresel ısınma diye bir şeyin olmadığını, bunun hadislerde Ahir zamanda belirtilen alametler olduğunu söylemiştiniz. Önce kuraklığın yaşanacağını, kuyruklu yıldız çıkana kadar. Burada da tam söylediklerinizi teyit olduğunu gösteren haberler var Hocam, inşaAllah, sizin söylediklerinizi. NASA teyit ediyor zaten. NASA, Amerika’daki büyük uzay kuruluşu. Bundan üç yıl önce “küresel ısınma var” diyordu. “Değişen bir iklime adapte olabilmek” diye hatta yazılar çıkmıştı böyle. 14 Şubat 2007 tarihli haberde NASA’nın araştırmasına göre küresel ısınmanın kuraklığı artıracağını açıklanmıştı. NASA, şimdi; “sellere alışın” diyor, aynı NASA. Bu da bugün çıkan haber; “NASA: "Sıcak ve sele alışın, çünkü kalıcı olacak” diyor. Hocam, siz de Tempo Tv’de 1 Ocak 2010 tarihinde şunu demiştiniz, inşaAllah:
“Ben dedim ki, kardeşim dedim yağmurların kesilmesi Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.)’nin alametidir ve aynı dönemde bir kuyruklu yıldız çıkacağı belirtiliyor, Lulin kuyruklu yıldızı, aynısıyla Peygamber Efendimiz (s.a.v.) 1400 yıl öncesinden Lulin kuyruklu yıldızını bildirmiştir. Bu dönemde yağmurlar kesilecek diyor, kuyruklu yıldızın çıktığı dönemde. Ve aynı dönemde de ekonomik krizden bahsediliyor. Ekonomik kriz de oldu, 2007’de ve yağmurlar da kesildi. Hadislerde diyor ki; "arkasından da yağmurların kesilmesi birkaç yıl devam edecek" diyor, "sonra aniden fazla yağmur yağacak. Bu sefer de, fazla yağmurdan insanlar şikayetçi olacak" diyor. Türkiye’de biliyorsun, sel oldu ve insanlar çok fazla yağmurdan şikayetçi oldular ve bütün barajlar çaka çaka doldu. Hatta baraj kapakları açıldı. Diyorlardı ki; "işte küresel ısınma var, artık bundan sonra yağmur yağmaz." Ne yapalım? "Çakmak yakmayın," işte ne bileyim, "ateş yakmayın, deodorant kullanmayın" gibi şeyler söylüyorlardı. Bunların bir espri olduğunu anlamış olduk. Dolayısıyla hadisin dediği doğru çıktı. Bilim adamlarının dediği yanlış çıktı.”
MaşaAllah Hocam. Söylediğiniz gibi kuyruklu yıldızın üç yıl öncesinde kuraklık yaşanmış, sonrasında da ardarda sel olayları olmuştur. Tam hadisin doğrultusunda Hocam, inşaAllah. 3 yıl öncesinde yaşanan haberleri görüyoruz sol tarafta, çok kuraklıktan bahsediyor. Sağ tarafta da çift kuyruklu yıldızın 24 Şubat 2009 tarihinde çıkmasından sonra barajların doluluk oranı, tam dolduğu ve her tarafta sellerin olduğu haberini görüyoruz.
Peygamberimiz (s.a.v.) de hadiste inşaAllah; “Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhurunda çift kuyruklu bir kuyruklu yıldız çıkacak ve öyle parlak olacak ki, dolunay gibi parlayacak. Bu yıldızın çıkışından sonra öyle çok yağmur yağacak ki büyük hasar olacak. Fakat halk bu yağmurları sevinçle karşılayacak. Çünkü bundan önceki 3 yılda hiç yağmur yağmamış olacak.” (Murtaza Lakha, Tyrell Basımevi, Londra)
Tam anlamıyla gerçekleşti Hocam hadis, sizin de söyledikleriniz tam anlamıyla gerçekleşti, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şimdi Oktar Hocam neler anlatayım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, son günlerde açıklamıştınız siz gerçi, İmam Rabbani’nin Mehdi (a.s.)’nin gelişi ile ilgili izahlarını doğru anlamayıp, yanlış anlatan kimseler vardı. Onlara cevap vermiştiniz. Nasıl uygun görürseniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam onu anlat biraz.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. İmam Rabbani Hazretleri Mektubat-ı Rabbani de; “Hz. Mehdi (a.s.)’nin zuhurunun Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından bin sene sonra olacağını” söylemektedir. Bunlar İmam Rabbani Hazretleri’nin izahları, Mektubat-ı Rabbani’den:
“(Resulallah) Sallallahu aleyhi vessellemin vefatından bin sene geçtikten sonra, ümmetinden zuhur eden evliya az ise de bu şeriati kuvvetlendirmeleri için, çok yüksek olacaklardır. Bunun içindir ki, (Resulullah (s.a.v.)) elçilerin sonuncusu aleyhi ve aleyhimissalati vesselamın mübarek gidişinden bin sene geçtikten sonra yani vefatından bin sene geçtikten sonra, müjdelediği Mehdi (a.s.)’nin gelişidir. Böylece İsa aleyhissalati vesselam da bin sene sonra iner.”
Yani Hz. Mehdi (a.s.)’nin ve Hz. İsa (a.s.)’nın, vefatından bin sene sonra geleceğini anlıyoruz, inşaAllah.
“Resulullah (s.a.v.)'ın ümmeti arasından çıkanlar pek kamildirler. Yani Resulullah (s.a.v.)'in irtihali (vefatı) üzerinden bin sene geçtikten sonra isterse az olsunlar. Aradan bin sene geçtikten sonra, Mehdi (a.s.)’nin gelişi de bunun içindir. Onun mübarek kudümünü (gelişini), Hatem'ür-rüsül Resulullah (s.a.v.) müjdelemiştir. Hz. İsa (a.s.) dahi aradan bin sene geçtikten sonra nüzul edecektir (inecektir).”
Bu da yine Mektubat-ı Rabbani’den, İmam Rabbani’nin izahları.
Yine 261. Mektup’ta İmam Rabbani; “Bu ümmetin sonu, ikinci binin başlamasıyla başlar. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in “sallallahu aleyhi ve sellem” vefatından bin (sene) sonra.”
Şimdi altı çizgili yere dikkat edersek, bakın, “ikinci binin başlaması ile vefatından bin sene sonra” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bu şimdi bir cetvel burada hep birlikte görelim. İmam Rabbani Hazretleri’nin neyi kastettiği çok açık bir şekilde, bakın birinci bin yılı görüyoruz, bu Miladi takvimin başlangıcı, Hz. İsa (a.s.)’nın doğumu ile başlıyor. Burada Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, M.S. 571 yıl, doğumunu gösteriyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in irtihali yani vefatı, M.S. 632 yılında görüyoruz. İlk bin yılın, birinci bin yılın içerisinde bunlar. Şimdi Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından sonraki bin yıla bakıyoruz. M.S. 1563 İmam Rabbani Hazretleri’nin doğumu, M.S. 1624, bu da ikinci bin yıl içerisinde, İmam Rabbani’nin vefatı. Ve bakıyoruz, bakın, hadisler doğrultusunda; MS. 1979, yani Hicri 1400 yılı, Mehdi (a.s.)’nin zuhuru, bu da ikinci bin yılın içerisinde tam İmam Rabbani Hazretleri’nin ifadesi bu şekildeydi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Osman Ünlü Hocamız “bin rakamından sonra iki bin değil, üç bin geliyor” diyor. O nasıl oluyor?
OKTAR BABUNA: Olamaz Hocam.
ADNAN OKTAR: Binden sonra kaç gelir? İki bin gelmiyor mu?
SUNUCU 1: Evet.
ADNAN OKTAR: Osman Ünlü Hocam “üç bin geliyor” diyor.
SUNUCU 2: Binden sonra, üç bin?
ADNAN OKTAR: Bir bildiği var demek ki Hocamızın. Bilmiyorum, arada bin yılı kaldırıyor Hoca, üç bin yapıyor, inşaAllah. Bu şey var bir de Faruk Beşer Hoca var. Var mı onun hakkında sende bilgi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Bu izahlarında gaybı Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği ve buna dayanak…
ADNAN OKTAR: Şey o Bayraktar Bayraklı. Var mı onunla ilgili cevabın? Anlat.
OKTAR BABUNA: Bayraktar Bayraklı Hocamız. Tamam, hemen söylüyorum Hocam, inşaAllah. Bayraktar Bayraklı Hocamız dünkü programında Kıyamet alametlerinin olmadığını, Kuran’da hiçbir ayette Kıyamet alametlerinden bahsedilmediğini, Kıyametin vaktinin asla bilinemeyeceğini, Peygamberimiz (s.a.v.)’in de gaybı bilemeyeceğini, buna da kendinden ayetlerle, deliller sunmaya çalışmıştı Hocam, inşaAllah. Oysa, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, siz bunu sitelerinizde de açıklamıştınız; Allah Kuran’da, gaybı Kendisinin bildiğini ama elçilerinden de dilediğinin bunu bildiğini bildiriyor bize.
Bakın şimdi ayetler inşaAllah, şeytandan Allah’a sığınırız; “Allah kullarından dilediklerine gaybı bildirir.” Önce Allah’ın bildiğini sadece okuyorum ayetleri inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım; “De ki: "Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka kimse bilmez.” Allah biliyor.“Onlar ne zaman dirileceklerinin şuuruna varmıyorlar.” Ama yine Kuran’da Allah şöyle buyuruyor; “O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.)” “Ancak” diyor, Allah. “Ancak elçileri (Peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtiği kimseler) başka.”
ADNAN OKTAR: Demek ki Peygamberlerden istediğine Allah gaybı bildiriyor. Kıyamet gayb haberi mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: İleride olacak olaylar gayb haberi mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne diyor Cenab-ı Allah? “İstersem bildiririm” diyor. Peki, Kuran’da gaybda olacak olayları bildirmiş mi Cenab-ı Allah?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, bildiriyor.
ADNAN OKTAR: Ve aynen de çıkmış mı?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela örnekleri neler?
OKTAR BABUNA: Perslerle Romalılar arasındaki savaşı bildiriyor Allah ve aynısıyla gerçekleşiyor, Allah bildirdikten sonra.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Hadislerde belirttiği.
OKTAR BABUNA: Başka örneklerde vereyim mi Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Mesela Hz. İsa (a.s.)’ya da Allah bu şekilde bir özellik verdiği, bakın ayetlerde şu şekilde bildiriliyor Allah tarafından. Hz. İsa (a.s.); “yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır.” Hz. İsa (a.s.) önceden olacak, “yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi” bildiğini söylüyor. Hz. Yusuf (a.s.) da; “Dedi ki; size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size gelmeden önce onun ne olduğunu haber veririm. Bu Rabbimin bana öğrettiklerindendir.”
ADNAN OKTAR: Gaybı biliyor.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Allah’ın bildirmesi ile biliyor. Bayraktar Bayraklı Hoca ne diyordu akşam? Var gücüyle bağırıyordu. “Bana gösterin, bu ayeti açıklayın” dedi, değil mi? İşte bende şimdi izah ediyorum, açıklıyorum işte. Demek ki, Allah gaybı Peygamberlerine bildiriyor. Bayraktar Bayraklı Hoca’nın zaten kime soruyu sorduğunu anladık. Biz de cevabını verdik inşaAllah. Başka?
OKTAR BABUNA: Hadislerde de var Hocam, bu şekilde gayb bilgileri. Okuyayım mı Hocam hadislerden?
ADNAN OKTAR: Evet
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
“Hz. Huzeyfe anlatıyor: "Resulullah (s.a.s) bir gün kalktı; bize Kıyamete kadar olacak şeyleri anlattı. Bunları belleyen belledi, unutan unuttu. Bu arkadaşlarım bunu bilirler. Resulullah (s.a.v.)'ın haber verip de benim zamanla unuttuğum şeyleri, o şey olduğunda hatırlıyorum. Tıpkı, kişi birisini yokluğunda hatırlamayıp onu gördüğünde tanıması gibi."” (Tirmizi)
“Yine o şöyle demiştir: "Resulullah (s.a.v.) bana Kıyamete kadar olacakları anlattı. Ben O'na olacak her şeyden sordum, sadece Medine halkını neyin çıkaracağını sormadım."” (Müslim)
İnşaAllah. Ki daha çok var Hocam, hadisler bu şekilde, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi Bayraktar Bayraklı cevabını almış oldu mu Hocamız?
OKTAR BABUNA: Oldu inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir de Faruk Beşer diye bir Hocamız var. Onu tanıyor musun?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam çıkıyor ara sıra televizyonlara, görüyorum.
ADNAN OKTAR: Sende resmi var mı?
OKTAR BABUNA: Var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakayım tanıyor musun? Evet, Faruk Beşer, bu Hocamız. Bu Hocamız, Fethullah Hocamızın da yakını olarak bilinen, onu seven bilinen, Risale-i Nur talebesi olarak bilinen, Bediüzzaman’ı saygıyla, sevgiyle anan ve ona bağlı olduğunu söyleyen, Bediüzzaman’ın büyük bir alim olduğunu söyleyen ve özellikle Fethullah Hoca’ya karşı derin sevgisi, saygısı olan, ona kalben bir bağlılığı olan bir zatı muhterem. Hocamız der ki; “Hz. İsa (a.s.) bedenen gelmeyecek” diyor. “Şahs-ı manevi olarak gelecek” diyor. Ne diyorsun? “Bediüzzaman da böyle diyor” diyor.
OKTAR BABUNA: Hiçbir şekilde doğru değil Hocam.
ADNAN OKTAR: İşte öyle diyor Hocamız, anlatıyor bak, burada izah ediyor, uzun uzun anlatıyor.
Hz. İsa (a.s.) gelecek mi?” diyor. Evet, bakın ne diyor? “Değerli kardeşim, Hz. İsa (a.s.)’nın gelmesi meselesi çok kesin ve net bir mesele olmadığı için” diyor. Halbuki Ehl-i Sünnet itikadında, Hz. İsa (a.s.)’nın gelişi kesin ve çok nettir. Üç Kuran ayeti vardır. Buhari, Müslim, Sünen-i Nesei, Sünen-i Davud, bütün sahih hadis kitaplarında; Ehl-i Sünnet akidesinde, Hz. İsa (a.s.)’nın gelişi tevatür derecesindedir, nettir yani. Hocam, “öyle değil, şüpheli” diyor.
“Ehl-i sünnet alimleri onun geleceğine inanmanın imana taalluk eden bir akide meselesi olmadığına karar vermişler” diyor. Halbuki tam tersi. Yani tevatür niteliğindedir, inşaAllah. Bütün Ehl-i Sünnet alimleri aynı, ittifak halindedir.
“Doğrusu bazı hadis-i şeriflere bakıldığında, onlardan onun bir insan olarak geleceği manası çıkarabilir.” Onun dediği, Hz. İsa (a.s.)’dan bahsediyor. Halbuki Hz. İsa (a.s.) demesi lazım, değil mi? “Onun” diyor. Acayip bir ifade olmuş.
“Ama sözünü ettiğiniz ayetlere ve yine bazı hadislere bakıldığında,” yine “onun” diyor, “Hz. İsa (a.s.)’nın” diyecek, “onun” denmez. Biz ona, “onun” demiyoruz, o arkadaşa, değil mi? İsmiyle hitap ediyoruz. “Onun” denmez Peygamberlere hitap edilirken. “Onun öldüğü, artık bedenen dirilmeyeceği, onun,” bak yine, hep sürekli “onun,” “onun gelişinden söz eden hadislerin müteşabih olduğu, yani hakiki anlamlarıyla anlaşılmayacakları, mecaz kabul edilmeleri gerektiği anlaşılır” diyor. Yani “müteşabih, öyle bir şey yok” diyor. İnecek dese de, hadis inecek diyorsa da o, “o anlamda değildir, müteşabih” diyor. Halbuki muhkem, açık yani hadisler.
“Sizin sözünü ettiğiniz ayetlerden bize göre anlaşılan şudur; Allah Hz. İsa (a.s.)’yı öldürmekten ve çarmığa gerilmekten kurtarmış, ölümünü Kendi sağlamış ve ondan sonra Kendisine yükseltmiştir.” Yani Allah, “"öldürmedim ama öldürdüm" diyor” diyor. Allah, “katletmediler (ma katelehu) ve asmadılar” diyor. Burada da ne diyor; “öldürmediler ama öldü” diyor. Ne farkı kalıyor? Allah, “öldürmediler, tuzağı bozdum Ben, göğe ref ettim” diyor, değil mi? İnşaAllah. “Onlar onu kesinlikle öldürmemişlerdir.” Hoca diyor ki; “öldü” diyor.
“Ona tabi olanlar Kıyamete kadar kafirlerden üstün olacaklardır." Demek ki önce öldürme, sonra Allah’a yükseltme vardır.” Yani “öldürüp sonra Allah onu Kendine yükseltti” diyor. Kardeşim, Allah, “öldürmediler” deyince, ölmedi demek. Allah, “tuzaklarını bozdum” diyor. “Tuzaklarını bozmak” ne demektir? Öldürmediler demektir. “Ben onu Katıma ref ettim” diyor, uyku halinde. “Ona tabi olanlar üstün olacaklardır.” Yani Hz. İsa (a.s.)’yı sevenler Ahir zamanda dünya hakimi olacak, inşaAllah. Bu zaten dünya hakimiyeti ayeti. Bak, “ona tabi olanlar Kıyamete kadar kafirlere üstün olacaklardır.” Bak, kendi söylüyor zaten. “Bu da bir dünya hakimiyetini gösterir, bu ayette.
“Ama ona tanrı diyenler ve onun için üçün üçüncüsü kabul edenler elbette ona tabi değillerdir. Öyle alınsa dahi ona tabi olanlar Müslümanlardan değil, kafirlerden üstün olacaklardır.” Tabii bu geleceğini kabul etmediği için, açıklamakta zorlanmış. Halbuki geldiğinde Hz. İsa (a.s.)’ya bütün Müslümanlar sevgi ile bağlanacaklar, Hıristiyanlar da sevgi ile bağlanacak. Çünkü Hz. İsa (a.s.) Müslüman olacak. Ona tabi olacaklar, inşaAllah. Yani onun Müslümanlığına tabi olmuş olacaklar.
Bak, “Ehl-i kitaptan hiç kimse yoktur ki, ölmeden ona inanacak olmasın.” Mesela bu ayette Hz. İsa (a.s.)’ya bütün Ehl-i kitabın iman edeceğine dair net ayet, kendisi veriyor ayetleri zaten.
OKTAR BABUNA: Siz açıklamıştınız Hocam, ilk geldiğinde böyle bir şey olmadı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Buradaki ölmeden önce ifadesi iki türlü anlaşılabilen bir ifadedir ve bundan Hz. İsa (a.s.) anlaşılacağı gibi her bir Ehl-i kitap da anlaşılabilir.” Hz. İsa (a.s.)’nın inişini kabul etmemek için ne diyeceğini şaşırmış. “Her bir kitap ehli de anlaşılabilir.” Halbuki “onu” diyor Allah, Cenab-ı Allah. Hz. İsa (a.s.)’yı, değil mi? “Sana” diyor.
“Bütün bunlardan benim anladığım şudur; Hz. Muhammed (s.a.v.) ile Peygamberlik bitmiş ve artık bir daha Peygamber gelmeyecektir. Hz. İsa (a.s.)’nın gelmesi ile ilgili haberler mecaz olma ihtimali daha ağır basan haberlerdir. Öyleyse Hz. İsa (a.s.)’nın gelmesi ve bütün Ehl-i kitabın ona inanması demek, Kıyamete yakın zamanlarda Ehl-i kitabın onu hakkıyla tanıması, ona uyması ve onun gösterdiği kurtarıcıya yani Hz. Muhammed (s.a.v.)’e tabi olması demektir.” Tamam, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e tabi olacak insanlar.
“Onun haçı kırması ve domuzu öldürmesi ile ilgili haberler tam buna uygundur. Yani Hıristiyanlar onu tam anlamıyla olduğu gibi tanıyacaklar. Domuz yemekten vazgeçecekler, haça ibadet etmeyi bırakacaklar demektir. Yani bir bakıma misyonuyla ve ilk geldiğinde anlattığı öğretileri ile gelecek, Bediüzzaman’ın ifadesiyle şahs-ı manevisi ile gelecek.” “Şahıs olarak gelmeyecek” diyor. Yani “görünmez bir güç olarak gelecek” diyor, şahs-ı manevisiyle.
“Ve Ehl-i kitap da toptan İslam’a geleceklerdir. Ben şahsen böyle anlayan alimler gibi anlıyor ve onlara katılıyorum. Aksi takdirde Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yapamadığını, Hz. İsa (a.s.) yapacak.” Bak yine ona kafalarını taktılar. Kardeşim, “Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yapamadığını,” denilmez bu. Hz. Muhammed (s.a.v.)’e zaten tabi olarak geliyor. Onun ümmeti, onun sahabesidir, değil mi? Miraç’ta ona tabi olmuştur. Peygamberimiz (s.a.v.)’e tabi olmuştur, Hz. İsa (a.s.) ve onun sahabesidir. Dolayısıyla bir sahabesinin, bir kumandanının -Hz. Mehdi (a.s.) de Hz. Peygamber (s.a.v.)’in kumandanıdır- dünyaya hakim olması demek, Peygamberimiz (s.a.v.)’in dünyaya hakim olması demektir. Onun komutasında hakim oluyorlar. Mesela Hz. Süleyman (a.s.) da dünyaya hakim oldu ama Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onun zamanında dünya hakimiyeti olmadı. Hz. Zülkarneyn (a.s.) de hakimiyet oldu. Bu Hz. Zülkarneyn (a.s.) in üstünlüğünü mü gösterir Allah Katında. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in üstünlüğünü Cenab-ı Allah açıklıyor. Cenab-ı Allah isterse bunu yapıyor. Mesela Hz. Zülkarneyn (a.s.)’i zamanında dünyaya hakim ediyor. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında Peygamberimiz (s.a.v.)’i dünyayı hakim etmedi. Ama Hz. Zülkarneyn (a.s.)i kendi zamanında hakim etti. Hz. Süleyman (a.s.)’ı hakim etti ama Peygamberimiz (s.a.v.)’i hakim etmedi. Ama son zamanda Peygamberimiz (s.a.v.)’in kumandanını gönderiyor ve onun vesilesi ile dünyaya hakim ediyor. Yine Peygamberimiz (s.a.v.) dünyaya hakim olmuş oluyor. Bak, mantıklara bak da hizaya gel, “aksi takdirde Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yapamadığını Hz. İsa (a.s.) yapacak ve en nihayet son Peygamber de o olacak diye düşünmek İslam akidesine aykırıdır.” Biz en son Peygamber o mu olacak diyoruz? O unvanla geliyor, kitap getirmiyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’e uyan bir Peygamberdir. Unvanı var, unvanı kalıyor. Yoksa, bir hüküm, yeni bir anlayış, yeni bir açıklama getirmiyor. Tam anlamı ile Kuran’a tabi oluyor, inşaAllah.
Bak, insanları tahrik etmek için Müslümanları, nasıl bir ifade kullanmış. Hamiyetlerini tahrik etmek için. Bu çok yanlış; “aksi takdirde Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yapamadığını Hz. İsa (a.s.) yapacak.” Diyecekler ki Müslümanlar; “olur mu öyle şey? Peygamber (s.a.v.)’in yapamadığını o da yapamaz. O zaman Hz. İsa (a.s.) gelmesin” diyecekler. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sahabesi olarak geliyor. Aşıktır Peygamberimiz (s.a.v.)’e Hz. İsa (a.s.). Aynı soydandırlar. Mehdi (a.s.) de torunudur Peygamberimiz (s.a.v.)’in ve kumandanıdır. Hz. İsa (a.s.) da onun tabisidir. Dolayısı ile Hz. Muhammed (a.s.)’in yapamadığını, onun zamanında olmayan olayı, onun kumandanı ve onun sahabesi olan Hz. İsa (a.s.) yapacak. Olay bu.
Faruk Beşer Hoca kendini çok çok çok akıllı zannediyor. Böyle ağdalı bir sesle burnundan, genzinden konuşuyor ama kendi kafasına göre konuşuyor. Bir de Bediüzzaman’ın ifadesi ile Bediüzzaman’ı yanlış değerlendirmiştir. Bediüzzaman’a orada bir nevi saygıya uygun olmayacak şekilde bir bakış açısı var. Bediüzzaman, şahs-ı manevi diyor mu?
OKTAR BABUNA: Demiyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Peki, Müslümanlara niye doğru söylemiyorsun? Sen profesör değil, istersen ordinaryüs profesör ol. Niye doğruyu söylemiyorsun? Yani en azından Bediüzzaman’ı kaynak verme. Ben kafama göre böyle düşünüyorum de. Niye Bedizüzzaman’ı kaynak veriyorsun ve Bediüzzaman adına doğru söylemiyorsun? Bediüzzaman senin yanında olsa sana kim bilir ne derdi.
Bakın, Bediüzzaman ne diyor? Faruk Hoca, dinle beni şimdi. “Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam'ın nüzulü dahi” yeryüzüne inişi “ve kendisi,” şahs-ı manevisi değil, Faruk Hoca dinle. “İsa Aleyhisselam olduğu,” bak, “kendisi İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir; herkes bilemez.” Şahs-ı maneviyi herkes nasıl bilemez? Sen bile biliyorsun, baksana. Herkes nasıl bilemez yani? Demek ki şahıs, şahıs olduğu için insanlar bilemiyorlar. “Kendisi İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın dikkatiyle bilinir; herkes bilemez. Hattâ Deccal ve Süfyan gibi eşhâs-ı müthişe, kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar.” Deccal şahıstır, süfyan da şahıstır. Bunun böyle olduğunu kendisi de biliyor. Konu Hz. İsa (a.s.)’ya gelince neden kapatmaya çalışıyor. Bediüzzaman adına neden Bediüzzaman’ın doğru söylediği bir şeyi niye çarpıtarak anlatmaya kalkıyor, yanlış bir halde anlatıyor? Mesela, “nur-u imanın dikkati,” çok açık. “İsa Aleyhisselâmı nur-u iman ile tanıyan ve tâbi olan cemaat-i ruhâniye-i mücahidînin,” cemaati var, şahs-ı maneviye cemaat tabi olmuş oluyor. “İsa Aleyhisselâmı nur-u iman ile tanıyan,” ‘İsa Aleyhisselam’ denilen bir insan var, değil mi? Peygamber. Onu tanıyor. Nur-u iman ile tanıyor ve tabi oluyor. Yani başına geçiriyor. Lider olarak tanıyor. “Cemaati nurani mücahidin,” Hz. İsa (a.s.) var, cemaati var ve o topluluktan meydana gelen şahs-ı manevi var. Ama bak Hz. İsa (a.s.) var, cemaati de var. “Cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin kemmiyesi (sayısı) deccalin mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nispeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir” diyor. Nerede burada şahs-ı manevi?
OKTAR BABUNA: Yok Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, “İsa Aleyhisselâmı nur-u iman ile tanıyan” diyor, çok açık ve “tâbi olan cemaat-i ruhâniye-i mücahidînin”
OKTAR BABUNA:Siz çok defa anlattınız Hocam, Bediüzzaman; “bedeni ile gelecek” diyor, “cismi ile.” “Âlem-i semavatta” yani gökler aleminde, “cism-i beşerîsiyle,” insani cismi ile, bedeni ile, “bulunan şahs-ı İsa (a.s.), o din-i hak cereyanının (hak dinin) başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık (doğru haber aktaran, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sıfatlarından biri), bir Kadir-i Külli Şey'in (her şeye muktedir olan Yüce Allah'ın) va’dine istinad ederek (dayanarak) haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey’ (her şeye muktedir olan Yüce Allah) va’detmiş, elbette yapacaktır.” diyor.
ADNAN OKTAR:“Sihir ve manyetizma ve ispritizma gibi istidracî harikalarıyla hipnoz ve ruhlara bağlantı tarzındaki sahte mucizeleri ile kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden büyüleyen aldatan o dehşetli Deccal’i yok edebilecek, mesleğini değiştirebilecek ancak harika ve mucizatlı,” mucize gösteren, mucize, Faruk Hoca dinle. “Ve umumun makbulü,” herkesin sevdiği... Seviyor musun sen Hz. İsa (a.s.)’yı?
OKTAR BABUNA:Canımdan çok Hocam, deli gibi inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hıristiyanlar seviyor mu, seviyor. Herkes seviyor.
“Umumun makbulü bir zat olabilir ki” diyor. Nerede şahs-ı manevi burada Faruk Hoca? “ Bir zât olabilir ki: O zât, en ziyade alâkadar ve ekser insanların” yani dünyadaki insanların çoğunluğunun, “Peygamberi olan Hazret-i İsa (a.s.)’dır” diyor. Nerede burada şahs-ı manevi? Faruk Hoca alanı boş buldu mu artık rüzgar gibi.
Hz. İsa (a.s.) ile ilgili başka bilgi var mı sende?
OKTAR BABUNA:Var Hocam. Bediüzzaman diyor ki; “sema-i dünyada (gökler aleminde) cesedi ile (insani bedeni ile) bulunan ve hayatta olan Hz. İsa (a.s.)”
ADNAN OKTAR: Şimdi bir dakika, Faruk Hoca bizi iyi dinlesin.
OKTAR BABUNA:“Sema-i dünyada (gökler aleminde) cesedi ile (insani bedeni ile) bulunan.”
ADNAN OKTAR: “Sema-i dünyada cesedi ile.” Faruk Hoca, ceset demek; bu bedene ceset deniliyor. “Cesedi ile bulunan” diyor, “şahs-ı manevisi ile bulunan” demiyor, “ruhu ile bulunan” demiyor. Vefat etmiş bir insanın cesedi gökte durur mu? Toprağa konuyor ceset. Ne diyor Üstad? “Gökte” diyor cesedi, “Cenab-ı Allah’ın yanında.” Faruk Hoca da “yerde” diyor cesedi. Bediüzzaman adına bir daha doğru söylememe olayına girmemesi lazım. Fethullah Hocamın da bu arkadaşı uyarması lazım. Çıkıyor genzinden genzinden kendinden çok emin bir tarzda anlatıyor.
OKTAR BABUNA:“Bulunan ve hayatta olan Hz. İsa (a.s.).”
ADNAN OKTAR:Bak, “hayatta olan Hz. İsa (a.s.).” Hocam da ne diyor? “Ölü” diyor. Bediüzzaman ne diyor? “Hayatta” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Hayatta” diyor. Faruk Hoca ne diyor? “Yok, ölü” diyor. Allah, “Ben öldürmedim” diyor, “öldüremediler” diyor. “Asmadılar” diyor. O, “yok öldü” diyor. “Bana inanın, bilmez onlar” diyor. Bir de Bediüzzaman adına doğru söylemiyor. Bir de böyle çıkarıyorlar bunu, Samanyolu’nda da çıkıyor değil mi bu?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Nasıl bilmezler böyle bir şeyi? Hayır, “Nur talebesiyim” demesin o zaman.
Mesela, Bayraktar Bayraklı Hocam çıkıyor. Saygım var. Adam, “ben Nur talebesiyim” demiyor. “Benim görüşüm bu, ben kabul etmiyorum, hiçbirini kabul etmiyorum” diyor. Ama bu diyor ki; “ben Nur talebesiyim” diyor. “Bediüzzaman’a uyuyorum, Fethullah Hoca’ya derin saygım var. Onun kanalına da çıkıp konuşuyorum” diyor. “Anlayın beni, Fethullah Hoca adına konuşuyorum” diyor. “Yani o kadar güvenebilirsiniz bana” diyor ve “Risale-i Nur’a da tam hakimim” diyor. Kardeşim Risale-i Nur nerede, sen neredesin? Devam et.
OKTAR BABUNA:Hayatta olan Hazret-i İsa (a.s.), belki alem-i Ahiretin (Ahiret aleminin) en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm'in hikmetinden uzak değil.”
ADNAN OKTAR: Şimdi Faruk Beşer Hoca, bunu iyi duysun. Bak, “gerçekten ölse” diyor, “Ahiretin en uzak köşesine de gitse” diyor, Faruk Hoca istemese de, “illa ki gelecek” diyor, Hz. İsa (a.s.). “Mutlaka gelecek” diyor. Devam et.
OKTAR BABUNA:“Belki O'nun hikmeti öyle iktiza ettiği için (gerektiği için) vaad etmiş ve vaad ettiği için elbette gönderecek.”
ADNAN OKTAR:“Allah’ın vaadi” diyor, “Allah vaadetti” diyor. Faruk Hoca da “yok öyle bir şey, ben daha iyi bilirim” diyor. O zaman Bediüzzaman’ın adını ağzına alma. Risale-i Nur’un adını ağzına alma. “Ben Nur talebesiyim” deme. Risale-i Nur adına konuşma. Hadisler adına konuşma. Ama “benim şahsi kanaatim bu” de, saygı duyarız yani gayet normal. Herkes fikrini söyleyebilir. Devam et.
OKTAR BABUNA:“Elbette gönderecek.” (Mektubat, 15. Mektup)
Kuranda’da Hocam, siz açıklamıştınız, ayetlerden birini okuyayım mı Hz. İsa (a.s.) ile ilgili?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Şeytandan Allah’a sığınırım; “Şüphesiz o (Hz. İsa (a.s.)), Kıyamet saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve bana uyun. Dosdoğru yol budur.” (Zuhruf Suresi)
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bak deccaliyet, yani Darwinizm ve materyalizmden kaynaklanan dünyadaki o kapitalist sistem, dine karşı hareket, İslam’a karşı hareket, “o kadar kuvvetlidir ki” diyor Bediüzzaman ve devam eder, “yalnız Hz. İsa (a.s.) onu yok edebilir.” Deccaliyeti. Hoca ”öldü” diyor. O zaman deccal serbest, değil mi? “Başka çare olamaz” diye rivayet edilmiş. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis veriyor. “Yani, onun mesleğini ve yırtıcı rejimini bozacak,” yani komünizmi, faşizmi, saldırgan bu kapitalist sistemleri; Irak’ı işgal eden kafayı, Afganistan’ı işgal eden kafayı, “yok edecek, ancak semavî ve ulvî, hâlis,) vahye dayalı, Kuran’a dayalı, “bir din İsevîlerde zuhur edecek ve hakikat-ı Kur'aniyeye iktida (uyan) ve ittihad eden,” Kuran’la birleşen, Kuran’a tabi olan, “bu İsevî dinidir ki,” yani “Müslüman olacaklar” diyor, “Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın nüzulü ile,” inişi ile. “Hazret-i İsa (a.s.)’nın nüzulü,” ‘nüzulü’ ne demek? İnmek, “inişi ile,” bak ismini veriyor, Hz. İsa (a.s.) diye. “Öldü” diyor ama bak, Bediüzzaman “canlı” diyor. “Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulü ile (yeryüzüne inişi ile) o dinsiz meslek mahvolur (yok olur).” “Bitirecek” diyor, Hz. Mehdi (a.s.) ile birlikte. Bak diyor ki; “Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle Hazret-i İsa (a.s.)'nın semavi nüzulü kat'i olmakla beraber” diyor. Hani inmiyordu, Faruk Beşer Hoca?
Hayır kardeşim, Bediüzzaman adına konuşmasa bu kadar gıcık olmazdım. Çok çok anormal yani. Yoksa Zekeriya Beyaz da diyor, ben şefkat duyuyorum. Hiçbir şey dediğim yok. Adam kabul etmiyor çünkü. Ama gözümüzün içine baka baka, “Ben Nur talebesiyim,” üstelik “Fethullah Hoca’nın da talebesiyim” diyor. Samanyolu’nda çıkıyor. Millet de itibar ediyor. Bir de “profesörüm” diyor. Oo, tamam. O zaman samimi olan Nur talebeleri buna inanmak durumunda kalır o zaman. Bediüzzaman ağzı ile konuşuyor çünkü. “Bediüzzaman da böyle diyor, ben de böyle diyorum” diyor. Kardeşim, doğru söylemiyorsun. “Ben böyle söylüyorum” de, “Bediüzzaman böyle söylüyor” deme. Onu kendine ortakçı kılma. İnşaAllah.
Bak, Kastamonu Lahikası, sayfa 50; “Hazret-i İsa (a.s.)'nın semavi nüzulü” yani gökten inişi, “kat'i”, kat’i ne demek? “kat'i olmakla beraber.”
Şimdi Hocam Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişinden de çok rahatsız. Acayip rahatsız. Hem nasıl rahatsız biliyor musun? Diyaneti de yardıma çağırmış. “Medet, imdat, yardım edin” diyor. “Mehdi (a.s.) geliyor, İsa (a.s.) geliyor, yardım edin” diyor.
Bak, “şu anda, birkaç televizyonda birden canlı yayınlanan, ‘Ahir Zaman Sohbetleri’,” -Ahir Zaman Sohbetleri diye yayınlanıyor değil mi bizim- “gibi yayınlar, pek çok saf beyinleri idlal etmekte” diyor. “İnsanların temiz beyinlerini idlal ediyor” diyor, “Hz. İsa (a.s.)’nın inişini söylüyor, Mehdi (a.s.)’nin gelişini söylüyor, insanları fesada götürüyor. Ben de insanları doğru yola götürüyorum. "İsa (a.s.) gelmeyecek" diyorum, aydınlatıyorum. "Hz. Mehdi (a.s.) de gelmeyecek, İslam ahlakı dünyaya hakim olmayacak" diyorum, “aydınlatıyorum” diyor. Yani “olaya açıklık getiriyorum” diyor. “"Müslümanların başına Mehdi (a.s.) gelmeyecek. Hz. İsa (a.s.) da Hıristiyan aleminin başına geçmeyecek" diyerek, “ben aydınlatıyorum” diyor. Diyaneti de uyandırmış. “Diyanet uyuyor mu, harekete geçsin” diyor. Onlardan medet umuyor. Yani bunun denmemesini, “Hz. İsa (a.s.) inecek; cismen inecek, beşeren inecek” denmemesi için, Diyanet’in derhal devreye girmesi gerektiğini söylüyor.
OKTAR BABUNA:Siz geçen gün okutmuştunuz Hocam, Diyanet’in ifadesi var halbuki hak olduğuna dair Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelişinin, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, Diyanet ne yapsın? Ehl-i sünnetin; Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi mezheplerinde, dört mezhepte haktır Hz. İsa (a.s)’nın gelişi. Hoca dört mezhebin dışında hüküm veriyor, ehl-i sünnetin tamamen dışında hüküm veriyor. İmam-ı Hanbel, Hz. İsa (a.s.)’nın inişini uzun uzun anlatıyor, şahıs olarak. İmam-ı Malik, uzun uzun anlatıyor. İmam-ı Şafi uzun uzun anlatıyor, Hz. İsa (a.s.)’nın inişini. Hanefi mezhebinde zaten çok açıktır, Hz. İsa (a.s.)’nın inişi. İmam Ebu Hanefi uzun uzun anlatır. Hoca hepsinden üstün. Ahir zaman’ın Mehdi (a.s.)’si çıktı herhalde. Kendisi herhalde anladığım kadarıyla ki yani öyle bir iddiası var, anladığım kadarıyla. Hepsinden üstün olduğunu düşündüğüne göre. Çünkü Bediüzzaman’ın dediğini de kabul etmiyor. Bediüzzaman’a da akıl veriyor. Herkese akıl veriyor. Bırakacak bunu, şahsı adına konuşacak. Şahsı adına konuşsun, kimse ona bir şey demez. Diyanet’i de yardıma çağırması da çok mantıksız. Diyanet; Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafi mezheplerine karşı tavır mı alacak? Onu mu istiyor? Ehl-i sünnet alimlerinin tamamına tavır mı alsın? Kuran’ın ayetlerine tavır mı alsın? Hz. İsa (a.s.)’nın inişi ile ilgili açık ayetler var. Buhari, Müslim, Tirmizi, o kitapları yaksın mı Diyanet, ne yapsın? Faruk Hoca ne yapacak bilmiyorum da. Bir de bunu televizyona çıkartıp bunu konuşturmak inanılır gibi değil. Hayır bak, Samanyolu Televizyonu’nda çıkıyor, Fethullah Hoca’nın talebesiyim diye çıkıyor, Nur talebesiyim diye çıkıyor. Sakatlık burada, acayiplik burada. Yoksa çıksın, mesela herhangi bir kanala falan veya oraya da çıkabilir, istediğini anlatsın. “Ben profesörüm, görüşüm bu” der. Gece-gündüz herkese anlatıyorlar.
Mesela Bayraktar Bayraklı, ben çok severim Hocamı; çıkar, böyle Karadeniz şivesi ile coşkuyla anlatıyor. Çok sevdiğim bir insan. Anlattı, sordu, “var mı bu ayete cevap?” dedi. Bugün verdim cevabını, işte bu kadar. “Gayb bilinmez” dedi. Ben dedim ki; “Gaybı, Allah Peygamberlerine bildirir ve ayet var. Peygamberlere bildirmiştir ve Peygamberler de bilmiştir gaybı, Allah’ın bildirmesi ile.” Kıyamet de gayb haberidir. Peygamberimiz (s.a.v.) de bildirmiştir. Allah diyor, bakın; “Allah gaybı kimseye bildirmez.” Şimdi sırf bu ayeti alıyor. Yani bunu alırsan olur mu? Tek bir ayeti. Allah, tamam gaybı bildirmiyor ama devamında ne diyor ayet? Devamını okusana sen. “Ancak seçtiği Peygamberler hariç” diyor. O kısmını niye okumuyorsun? Orası yok. Ama ben, delikanlıdır, severim Bayraktar Bayraklı Hoca’yı. Zekeriya Beyaz da öyle, ben ona şefkat duyuyorum. Bir şey demiyorum. Ama bu Faruk Hoca’da çok çok samimiyetsiz buldum üslubunu. Genzinden genzinden çıkarak. Tabii belki daha sakin olmam gerekiyor, ama Hamiyet-i İslamiyem kabarıyor, onun için.
Şimdi Hz. Mehdi (a.s.)’nin de şahıs olduğunu tek tek anlat. Faruk Hoca’ya da talebeleri gidip sorsunlar. O da gevrek sesiyle bir güzel anlatsın.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. İmam-ı Azam’ın ifadesini okuyayım mı Hocam, hazır önümde?
ADNAN OKTAR: Oku.
OKTAR BABUNA: İmam-ı Azam Ebu Hanife Fıkh-ı Ekber isimli eserinde şöyle diyor; “Deccal'in, Yecüc ve Mecüc'un çıkması, Güneş'in batıdan doğması, Hz. İsa (a.s.)'nın gökten inmesi ve diğer Kıyamet alametleri, sahih haberlerde aktarıldığı üzere haktır, olacaktır.”
ADNAN OKTAR:Faruk Hoca, dinle, bir daha söylüyorum. Faruk Beşer Hoca dinle.
OKTAR BABUNA:İmam-ı Azam Ebu Hanife Fıkh-ı Ekber isimli kitabından.
ADNAN OKTAR:Hanefi mezhebinin kurucusu. Mutlak müçtehid, mutlak müceddid. Faruk Hoca şimdi Hocasının dizinin dibine bir otursun, İmam-ı Azam Hazretleri’nin dizinin dibine. Dikkatlice onun sözünü bir dinlesin. Enaniyet yapmasın. Evet dinlesin.
OKTAR BABUNA:“Deccal'in, Yecüc ve Mecüc'un çıkması, Güneş'in batıdan doğması, Hz. İsa (a.s.)'nın gökten inmesi ve diğer Kıyamet alametleri, sahih haberlerde aktarıldığı üzere haktır, olacaktır.”
ADNAN OKTAR:Sahihmiş demek ki. “Haktır” diyor. Ama Faruk Hoca diyorsa; “ben bütün mezhepleri kaldırıyorum, hiçbir mezhebe tabi değilim. Ehl-i Sünneti de kabul etmiyorum. Şia’yı da kabul etmiyorum, Caferiliği de, Vehabilik’i de kabul etmiyorum, hiçbirini kabul etmiyorum, kendim bir mezhep kurdum” diyorsa, o ayrı mesele. Bunu açıkça söyleyecek. Hem mezhebe tabi olacak, hem mezhep imamlarının sözünü kabul etmeyecek. Hem Ehl-i Sünnet alimlerinden bahsedecek, hem onların hepsinin ısrarla üzerinde durduğu ve açıkça savunduğu bir hükmü kabul etmeyecek. Hem Kuran’ın açık ayetlerini dil eğip bükerek halka yanlış aktaracak. Sonra “profesörüm ben, Samanyolu Televizyonu’nda çıkıyorum, Fethullah Hoca’nın talebesiyim, Nur talebesiyim, bana inanın” diyecek. Ben sana inanmam, Faruk Hoca. Dürüst olacaksın, samimi olacaksın. Anlaşıldı, değil mi? Mehdi (a.s.) konusunda da Hocanın takıntıları var. Onu anlatsana sen. Ona da şahs-ı manevi diyor. Yani şahıs olduğunu anlat.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Hattâ, "Hazret-i İsa Aleyhisselam gelir, Hz. Mehdi (a.s.)'ye namazda iktida eder (uyar), tâbi olur" diye rivâyeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kurâniye'nin matbuiyetine ve hakimiyetine işaret eder.” (Şualar, 493)
ADNAN OKTAR:Bu Faruk Hoca’yı, şahs-ı manevici Faruk Hoca’yı Hz. İsa (a.s.) ile karşılaştıracağım. O gevrek sesi ile bakalım, ne diyecek ona? İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz söylemiştiniz, şahs-ı manevi nasıl Hz. Mehdi (a.s.)’yi imamlığa geçirip, namazda arkasında namaz kılabilir?
ADNAN OKTAR:Kardeşim, inanılır gibi değil. Allah diyor ki; “öldürmediler, asmadılar” diyor. Allah bir daha söylüyor bakın, “asmadılar” ve “onların oyununun, tuzağını bozdum” diyor, Allah. Tuzak nasıl bozulur? “Allah, "öldürmediler" diyor. “Ama öldü” diyor. Böyle bir ifade olur mu? Üsluba bak adamdaki. Yani Kuran’ı tenzih ederim. Hayır, riskli olan, çünkü biz Samanyolu’na güveniyoruz. Fethullah Hocamızın kontrolünde olduğu için, Ehl-i Sünnet itikadında olduğu için, Ehl-i Sünnete de titiz olduğu için, diyoruz yani, “herhalde doğru söylüyordur.” Şimdi bak, bunu tevafuken fark ettim. Bak bir de Diyaneti de yardımına çağırıyor. Diyanet’i yardıma çağırıyor. Diyanet’in sana yardım etmesi gerekiyor, bozuk itikadını düzeltmeleri için, değil mi? Çünkü Diyanet Ehl-i Sünnet alimlerine karşı saygılı. Oralardan kaynak vererek izah ediyor. Buhari’den, Müslim’den, Tirmizi’den, İbn-i Mace’den, Süneni Nesei’den, Sünen-i Davud’dan istifade ediyor ve Kuran’a tabi oluyor. Sen, neyi savunuyorsun sen?
OKTAR BABUNA:Kuran’ı dediğiniz gibi çarpıtıyor, hadisleri yok sayıyor, Bediüzzaman’ın ifadelerini tamamen saptırıyor. Mezhep imamlarının söylediklerini kabul etmiyor. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. Bakın diyorum ki kardeşlerim onun için bize yardımcı olsunlar, diyorum. Bakın tehlikenin büyüklüğü, burada görülüyor. İsa (a.s.) sevgisi, Hz. İsa (a.s.)’ya karşı sevgi bizim kalbimizde bir aşktır ve muhabbettir. Mehdi (a.s.) sevgisi, İttihad-ı İslam’ın oluşması sevgisi, Türk-İslam Birliği sevgisi içimizde bizim bir aşktır. Sen bizim kalbimizden bu aşkı sökmeye kalkarsan kendi kafanca, ‘Faruk Beşer, elbet hata işler’ mantığı çıkar. Sana da birileri çıkar, doğruyu anlatır.
OKTAR BABUNA:“Âhir zamanın o büyük şahsı, Âl-i Beyt'ten (Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan) olacak” diyor Bediüzzaman.
ADNAN OKTAR:Bir daha söyle.
OKTAR BABUNA:“Âhir zamanın o büyük şahsı , Âl-i Beyt'ten (Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan) olacak.”
ADNAN OKTAR:Kardeşim, şahs-ı manevi Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan olur mu? Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:“Hem de o eşhasın (o şahısların) şahs-ı manevisine veya temsil ettikleri cemaate ait asar-ı azimeyi (fevkalade eserleri, izleri) o eşhasın (şahısların) zatlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı harika (harika şahıslar, yani Hz İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)) çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler.)
ADNAN OKTAR:Demek ki Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) ilk çıktıklarında tanınamıyorlar. Ancak imanın nuruyla tanınabiliyorlar.
OKTAR BABUNA:“O zât (Hz. Mehdi (a.s.)), o taifenin uzun tedkikatı (o topluluğun uzun araştırmaları, incelemeleri) ile yazdıkları eseri kendine hazır bir program yapacak.”
ADNAN OKTAR:Şimdi bakın, “o zat” diyor. Faruk Hoca, Bediüzzaman Türkçe’yi çok iyi kullanabilen bir insan; Osmanlıca’yı da Farsça’yı da çok iyi bilen bir insan. Şahs-ı maneviye şahs-ı manevi diyor. Değil mi? Zat olduğunda da “o zat” diyor. “Yok, ‘o zat’ı şahs-ı manevi olarak söyledi” diyor. O zaman ben de derim ki, “şahs-ı maneviyi, o zat olarak söyledi” Olur mu öyle şey? Hangi kelime ne anlamdaysa, o anlamdadır.
OKTAR BABUNA:“Onun ile o birinci vazifeyi, tam yapmış olacak.”
ADNAN OKTAR:“Onun ile o birinci vazifeyi, tam yapmış olacak.” Evet.
OKTAR BABUNA:“Bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı) kuvvet ve manevî ordusu, yalnız ihlas ve sadakat ve tesanüd (dayanışma) sıfatlarına tam sahib olan bir kısım şakirdlerdir (öğrencilerdir).”
ADNAN OKTAR:Yani Hz. Mehdi (a.s.)’nin şakirtleri var demek ki. Müritleri var, talebeleri. Yani artık ne denirse, her şey denilebilir. Arkadaş grubu. Bakın bir Mehdi (a.s.) var, arkadaş grubu var. Mehdi (a.s.) ve arkadaş grubundan oluşan fikir sistemine, anlatım sistemine ne denir? Şahs-ı manevi denir. Şaşar Beşer Hocamız o kısmını alıyor, o öbür kısmını almıyor. Böyle olmaz. Orda bir şahıs var, talebeleri var, cemaati var. Cemaatinden de bahsedemiyor zaten. Şahıs ve cemaatini geçmiş. Sadece şahs-ı manevi üzerine. Çünkü şahs-ı manevide istediği gibi pilav yiyebilecek. Gevrek gevrek Samanyolu’nda “aziz kardeşlerim” diye konuşmaya devam edecek. İnşaAllah böyle. Çünkü orada bir heyecan yok, bir şey yok gayet sakin olabilirsin. Binecek arabasına, üniversiteye gidecek, geri gelecek, ticaretine devam edecek. Devam et.
OKTAR BABUNA:“Ne kadar az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.”
ADNAN OKTAR:Bak “ne kadar az da olsalar” diyor, demek ki az bir grup. Nur talebeleri çok kalabalık bir grup. Milyonları buluyor. “Çok az bir grup” ne demek? Birkaç yüz kişi. Az. “Her ne kadar az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli sayılırlar” diyor. “İhlas, sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip bir kısım şakirtlerdir” diyor. Devam et.
OKTAR BABUNA:“O ileride gelecek acib bir şahsın.”
ADNAN OKTAR:Şahs-ı manevi demiyor, Beşer Hoca. Ne diyor? “Ahir zamanda gelecek o acib şahsın” Harika, şaşırtıcı, şok edici şahıs. Yani hayret edilecek bir kabiliyet, hayret verici bir deha. Hayret verecek bir güç. Yani hem mazlum, mütevazi görünen bir insan hiç ummadık bir insan ama aynı zamanda kahredici bir güç. Küfrü darmakeşan ediyor. Onun için diyor, “o acib şahıs” diyor. Bak, “hiçbir cihette o acib şahsın,” ne diyor Bediüzzaman?
OKTAR BABUNA:“Acib şahsın bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı”
ADNAN OKTAR:Bak, “Onun hizmetkarıyım ben” diyor. “Ona yer hazırlayacak bir dümdarıyım, öncü askeriyim” diyor. “Ve hiçbir cihette, Ahir zamanın o acib şahsı gibi olamam” diyor. “Hiçbir cihette, Ahir zamanın o acib şahsı gibi olamam.”
Şimdi Nur talebeleri, birdenbire şahs-ı manevi olarak mı çıktılar? Bediüzzaman vardı, Sungur Ağabey vardı, diğer ağabeyler vardı, hepsi, bir çekirdek kadro vardı, talebeleri vardı ve bir de şahs-ı manevisi vardı. Ama başta Bediüzzaman vardı. Değil mi?
Şimdi Ahir zamanda da öyle. Mehdi (a.s) var, talebeleri var. Yine aynı, aynı zorlukları yaşayacaktır. Bediüzzaman’ın yaşadığı zorlukların bir başka çeşidini. Aynı iftiralar atılacaktır. Bediüzzaman mesela akıl hastanesine konulduysa, o da konacaktır; hapishaneye konulduysa, o da konulacaktır hapishaneye; zehirlendiyse, onu da zehirlemeye kalkacaklar; ona da hakaret, iftira edecekler. Bütün müceddidlerde bu olmuştur, bütün Peygamberlerde bu olmuştur. Yani “bu Allah’ın sünneti” diyor ayette; “Allah’ın sünnetinde değişlik bulamazsın.” Peygamberimiz (s.a.v.)’e deli dediler, haşa. Hz. Musa (a.s.)’ya, İbrahim (a.s.)’e, İshak (a.s.)’a hepsine aynı söz söylenmiştir. Hepsine mecnun ve deli denilmiştir, tamamına. Peygamberlerin büyük bir bölümüne cinsel iftiralar atılmıştır. Hz. Yusuf (a.s.)’ya, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımlarına, dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v.)’e de, değil mi? Haşa. Hz. Musa (a.s.)’ya ve birçok Peygambere, Hz. Meryem’e, değil mi? Cinsel iftiralar atılmıştır. Çünkü halkın hassas olduğu konular, münafıklar da hep oradan yanaşırlar. Ya cinsellik, ya aile. İnsanlar çünkü vatan, millet, bayrak, aile ve cinsellik, bunlarda çok hassastırlar.
Firavun ne diyor? “Vatan haini” diyor, Hz. Musa (a.s.) için, haşa. “Devleti yıkacak” diyor. “Amacı ayaklanıp devleti ele geçirmek ve vatan hainliği.” Amacı bu diyor. Değil mi? Onunla yetinmiyorlar, cinsel iftira da atıyorlar. Onunla yetinmiyorlar, “aklında da bir sorun var” diyorlar. Bütün Peygamberlere de öyle olmuştur.
Mesela Resulullah (s.a.v.)’de de, dediler ki; “senin istediğin ne, hakimiyet mi?” dediler. “Gel buranın hakimi ol” dediler, Mekke’nin. “Ama o Peygamberlik iddiasından vazgeç” dediler. “Bunu bırakacaksın” dediler. O da ne dedi? “Benim bir elime güneşi verseniz, bir elime ayı verseniz” dedi Resulullah (s.a.v.), “ben Allah’ın yolundan vazgeçemem, ben Allah’ın bir Peygamberiyim, görevliyim ben. Ben bunu yapacağım” dedi inşaAllah. “Hakkı size bildireceğim” dedi ve kimse de onu durduramadı, maşaAllah. Değil mi? Hepsi bu yoldan geçecek.
Şimdi, ‘ulema-i su’ denilen kişiler çıkacaktır, yani Müslümanların heyecanını, şevkini kırmaya çalışan, onların mücadele azmini kırmaya çalışan insanlar olacaktır. Biz de onları ilimle, bilgiyle, fenle, şefkatle, sevgiyle, Hamiyet-i İslamiyeyle etkisiz hale getirmeye çalışacağız.
OKTAR BABUNA:EvelAllah, maşaAllah Hocam. Allah razı olsun. İnşaAllah.
SUNUCU 1:Sevgili izleyiciler, güzel sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Evet, sevgili Hocam nasıl devam etmek istiyorsunuz?
OKTAR BABUNA:Hocam saat 01:00’de bir radyo bağlantınız olacak, Amerika’yla Hocam, inşaAllah. Büyük bir radyo kanalı, CRN. crntalk.com adresine girerlerse, burada sağ taraftaki tuşu tıklayarak, canlı yayını tercümeli olarak izleyebilirler, inşaAllah Hocam, radyo yayınını. Bu radyo yayınını yapacak kişi de bütün zamanların en büyük dokuzuncu radyo programcısı olarak seçilmiş birisi.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah.
OKTAR BABUNA:Musevi birisi.
ADNAN OKTAR:Ben de bütün zamanların…
OKTAR BABUNA:En iyisi Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, bak, bak Oktar şimdi tam tahmin ettiğim gibi gelişmeler olmaya başladı.
OKTAR BABUNA:Ama Hocam, Reuters sizi en etkili Müslüman seçti. Bütün dünyadan oylarla, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi tüm zamanların en iyi anti-evrimci çalışma yapan öncü talebelerinden birisiyim. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, evelAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın yaratmasıyla. İnşaAllah, samimi olmaya gayret ediyorum.
Kardeşim Müslümanlığa ne büyük oyun oynanmış. Araştırdıkça, baktıkça büyük bir felaketle karşılaşıyorum. Ne yapmışlar böyle? Yani millet demek ki insanlar bu yüzden bu hale gelmişler, İslam alemi. İnanılır gibi değil. Çok samimi olmak varken, çok açık olmak varken, dürüstçe olaylara bakmak varken bambaşka bir çizgi oluşmuş. EvelAllah, evelAllah yani yüz binlerce, milyonlarca Harun Yahya emirlerinde, inşaAllah. İnşaAllah. Bu ne radyosu bir daha söyle bakayım?
OKTAR BABUNA:Söylüyorum Hocam. CRN Digital Talk Radio diye, üç milyon kişinin dinlediği bir radyo kanalı. Radyonun programcısı da, sizinle röportaj yapacak olan kişi de bütün zamanların en iyi dokuzuncu radyo programcısı olarak kabul edilen bir kişi. Dünya çapında, New York Times’ta, Washington Post’ta makaleleri çıkan, tanınmış birisi, Musevi kökenli birisi, o ağırlayacak sizi Hocam inşaAllah. Röportaj yapacak sizinle, bir saat kadar sürecek.
ADNAN OKTAR:Evet. Ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Ahir zamanla ilgili hadislerinin sahih olduğunun önemli ve büyük bir delili, -siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah- bu hadislerin birebir tahakkuk etmiş olması. Yani bunlar çok aleni olarak gerçekleşti Hocam, iki yüzden fazla alamet. Bu konuları anlatmıştınız inşaAllah. Aynı zamanda Sünen-i Ebu Davud’da yer alan bir hadiste, her yüzyılda bir müceddid geleceğini haber veriyor inşaAllah, sahih hadiste Peygamberimiz (s.a.v.). 1400’e kadar her yüzyılın bir müceddidi olduğuna tüm İslam alemi hemfikir. Ama 1400’e gelince bazı kimseler, -biraz önce de örnekler verdiniz- Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek diyerek, bu yüzyılda Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişini göz ardı etmek istiyorlar. Şahs-ı manevi diyorlar, başka açıklamalar getiriyorlar.
ADNAN OKTAR:Faruk Beşer Hoca bak ne diyor, diyor ki; kendi artık, kendi ümidi kesmiş. Kendi demek ki insanları yanlış yönlendiremeyeceğinden emin ki Diyanet’i devreye sokuyor. Diyanet nur gibi insanlardan oluşuyor. Başkan da son derece efendi, aklı başında, Allah’tan başka kimseden korkmayan, delikanlı bir lider ve onun talimatıyla da hareket etmez. Diyanet, bak ne yapması gerekiyormuş; “meşru yorum çerçevesini aşan beyanların yanlışlığını Diyanet ilan edebilir” diyor. Ben de senin yanlışlığını işte ilan ediyorum. Değil mi? Bir de Diyanet de ilan etsin o zaman, rica edelim. Bediüzzaman’ın adına yanlış yönlendirmeyeceksin insanları. Bediüzzaman’ın söylemediği sözler söylemeyeceksin Faruk Hoca. Değil mi? Milletin gözünün içine baka baka nasıl vicdanın kabul ediyor? Nasıl vicdanın kabul ediyor? Bu nasıl bir vicdan? Bediüzzaman böyle söylüyor diye nasıl dersin sen? Bak, açıkladık, anlattık. Bediüzzaman seni yalanlıyor, yalanlıyor demeyelim de yanlış söylediğini söylüyor. Değil mi? Ya Bediüzzaman’a karşı tavrını açıklar, dersin ki; “Bediüzzzaman bir alimdir ama ben kabul etmiyorum” diyebilirsin. “Ehl-i Sünnet alimlerini de kabul etmiyorum” diyebilirsin. Ben, ne kadar saygılı olduğumu biliyorsunuz, saygı duyarım, hiçbir şey demem inşaAllah. Sadece dürüst olacak, samimiyetsizlik beni çok rahatsız eder. Konu bu.
Şimdi insanlarda iman potansiyeli, samimiyet potansiyeli, candanlık potansiyeli çok yüksek. Fakat insanlar öyle bir yanlış yönlendiriyorlar ki zihinlerini öyle bir idlal ediyorlar ki insanlar böyle ne yapacağını şaşırmış hale getiriyorlar. Mesela Cübbeli çıkıyor bir şey söylüyor. Faruk Hoca çıkıyor, Bediüzzaman adına bir şey söylüyor. Biri başka bir şey söylüyor. Mesela Bayraktar Bayraklı Hoca çıktı, “gayb bilinmez” diyor. Allah Allah. Peygamberimiz (s.a.v.) peki gaybı niye bildirdi o zaman? Kuran’da nasıl bildirdi? Bak, “Allah size ayetlerini gösterecek, siz de görüp tanıyacaksınız” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’e Kuran’da açıkça olacak olayı Cenab-ı Allah bildirmiştir ve olmuştur, aynısıyla olmuştur. Gaybı bildiririm dediği halde, bana Kuran’dan delil gösterin diyor Hocam. Yani bunu nasıl bilmez? Bak biz de delili gösterdik. Açık, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz, anlatmıştınız Hocam inşaAllah. Kuran’da Hz. Yusuf (a.s.) rüyayı yorumlayarak, önündeki yedi sene içindeki olacak olayları bildiriyor Hocam. Alınacak hatta önlemleri de söylüyor, neler yapmaları gerektiğini.
ADNAN OKTAR:Onu anlat biraz.
OKTAR BABUNA:Hz. Yusuf (a.s.)’a rüya yorumlatıyorlar. Bir, o dönemin hükümdarının gördüğü rüyayı, Hz. Yusuf (a.s.) yorumladığı bu rüyada kıtlık olacağını ve bu kıtlıkta neler yapmaları gerektiğini, tahıl ürünlerine önem vermeleri gerektiğini ve kıtlığı nasıl önlemlerle aşılacağını anlatıyor, tam dediği gibi çıkıyor. Zaten çıktığı için de Hz. Yusuf (a.s.)’u zindandan çıkarıyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın, Allah ona bildiriyor gaybı, Hz. Yusuf (a.s.)’a. Kuran ayeti var, gaybı bildirdiğine dair, Allah’ın bildirmesiyle. Hz. İsa (a.s.) biliyor mu gaybı?
OKTAR BABUNA:Biliyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet. “İsmi Ahmed olan bir elçinin müjdeleyicisi” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak Allah ona bildiriyor gaybı ki başka da var. Hocamız biraz daha detaylı incelerse, bu gerçekleri görecek inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Buhari ve Müslim’de de Hocam hadisler var inşaAllah, aynı zamanda. Biraz önce siz bahsetmiştiniz, Hz. İsa (a.s.)’ın gelişini haber veren hadisler. Okuyayım mı Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Ama şimdi o alimler alimi yüce zat var burada, Faruk Başer Hocaefendi Hazretleri var. Mutlak müçtehid, mutlak müceddid, en büyük alim. O hadisi o yorumlayabilir. Biz nasıl söyleyebiliriz ki? Onun kafasına göre. Şahs-ı maneviyi anlatıyormuş o hadisler, oku. O biliyor o.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii biz inanmıyoruz ama o bildiğini zannediyor. Evet, söyle.
OKTAR BABUNA:Buhari’de Hocam inşaAllah. “Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki,”
ADNAN OKTAR:Bak Peygamber (s.a.v.) yemin ediyor, değil mi? Allah adına yemin ediyor, evet.
OKTAR BABUNA:“Meryem oğlu İsa (a.s.)'nın adalet sahibi olarak inmesi yakındır.” Ebu Hureyre (r.a.), Buhari, Mezalim, Müslim, Ebu Davud ve Tirmizi’de, hepsinde var Hocam inşaAllah bu hadis.
ADNAN OKTAR:Devam et yine, Hocamızın ufku açılır inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“İmamınız kendinizden olduğu halde, Meryem oğlu sizin içinize indiği zaman sizler nasıl olursunuz?” Yine Buhari’den Hocam, Ebu Hureyre (r.a.), inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak hadisleri çarpıtmak serbestmiş, Bediüzzaman’ın ifadelerini çarpıtmak serbestmiş ama; Bediüzzaman’ın ifadelerini olduğu gibi alırsak tam doğru şekliyle, hadisleri doğru şekilde alırsak, “Diyanet uyuyor mu?” diyor adam. Faruk Beşer Hoca. “Hemen harekete geçsin” diyor. Diyanet senin emrinde değil Faruk Hoca. Değil mi? Haddini bil, sakin ol, kendine gel, bir şey yok. İnşaAllah. Kendinde de yani daha dikkatini aç diyelim, inşaAllah. Evet devam et.
OKTAR BABUNA:“Onunla (İsa (a.s.) ile) benim aramda hiçbir Peygamber yoktur. O şüphesiz inecektir. Onu gördüğünüz zaman tanıyın. O, orta boylu, beyaza çalar kırmızı renktedir. Sarıya boyalı iki elbise içinde olacak.”
ADNAN OKTAR:Faruk Hoca iki kulağını da aç, dikkatlice dinle. Bak, şahs-ı manevide böyle bir elbise, böyle bir kıyafet olur mu? Anlat, bir daha anlat. Bak Resulullah (s.a.v.) söylüyor bunu Faruk Hoca iyi dinlesin.
OKTAR BABUNA:“Onunla (İsa (a.s.) ile) benim aramda hiçbir Peygamber yoktur. O (Hz. İsa (a.s.)) şüphesiz inecektir.”
ADNAN OKTAR:Bak, “şüphesiz” diyor. Faruk Hoca da “inmeyecek” diyor. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:“Onu gördüğünüz zaman tanıyın. O, orta boylu,”
ADNAN OKTAR:Onu diyor, tanıyın. Şimdi bak, beden eşkalini veriyor. Şahs-ı manevinin bedeni tarif edilir mi?
OKTAR BABUNA:Edilmez tabii ki Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak Diyanet asıl işte harekete geçsin; böyle Hocalar var, böyle adamlar var. Değil mi? Yani insanları yanlış yönlendiren kişiler var. Bunlara bir tedbir alsınlar. Harekete geçmezlerse, biz zaten harekete geçmiş durumdayız yani. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:“Orta boylu, beyaza çalar kırmızı renktedir.”
ADNAN OKTAR:Bak, orta boylu, teker teker. Boyu orta boylu benim aslanımın, o mübarek Peygamberin. Ben onun ayaklarının tozunu öperim ben onun. O benim canım ciğerim. Bekliyoruz. Geldiğinde de Faruk Hocayla da tanıştıracağım, inşaAllah. Bakalım ne yapacak? Orta boylu, bir.
OKTAR BABUNA:“Beyaza çalar kırmızı renktedir.”
ADNAN OKTAR:Nur gibi, ‘beyaza çalar kırmızı renkte’, canlı beyaz renkli. Kırmızıya çalar beyaz renkli. Evet.
OKTAR BABUNA:“Sarıya boyalı iki elbise içinde olacak.”
ADNAN OKTAR:Bak, üzerinde orijinal elbisesi var sarıya boyalı. İki bin yıllık elbisesi üzerinde duruyor. Peygamber (s.a.v.) söylüyor bunu, Allah adına yemin ederek söylüyor. Evet.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. “Yağmur yağmasa da saçından su damlayacaktır.”
ADNAN OKTAR:Saç kalitesi öyle. Islak zannediyorsun böyle, kırmızıya çalıyor. Sarı da var, altın sarısı gibi saçları fakat kırmızı hakimiyeti var. Anlaşıldı mı? Ve ıslak gibi duruyor. Saçları ortadan ayrık. Şahs-ı manevi böyle olur mu?
OKTAR BABUNA:Tabii ki olmaz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Devam et.
OKTAR BABUNA:“İnsanlarla İslam için mücadele edecektir. Deccali yok edecek, sonra yeryüzünde tam kırk sene kalacak. Sonra ölecek ve namazını Müslümanlar kılacaklardır.”
ADNAN OKTAR:Bak, “sonra ölecek” diyor. Peygamber (s.a.v.) söylüyor bunu, değil mi? Şahs-ı manevi ölür mü? Peygamber (s.a.v.); “Müslümanlar namazını kılacak” diyor. Müslümanlar şahs-ı manevinin namazını mı kılacaklar?
OKTAR BABUNA:Tabii ki olmaz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bunu nasıl görmezler böyle, insanlar. Hayret. Ben inanamıyorum. Samanyolu’na çıkartıyorlar bu şahsı ve milletin gözünün içine baka baka insanları yanlış yönlendiriyor. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:Kaynağını söyleyeyim Hocam. Buhari, Müslim, Ebu Davud ve Tırmizi / Büyük Hadis Külliyatı, Rudani 5. cilt, s. 380)
ADNAN OKTAR:Yani ehl-i sünnetin temel kaynakları. Bak, tamamında var. Bak, kıyafetini, elbisesini, dış görünümünü, vücudunu hepsini tarif ediyor Peygamberimiz (s.a.v.), değil mi? Faruk Hoca belki uykusu vardır anlamamış olabilir. Bir daha baştan anlat. Hadisi bir daha anlat.
OKTAR BABUNA: “Onunla (İsa (a.s.) ile) benim aramda hiçbir Peygamber yoktur. O (Hz. İsa (a.s.)) şüphesiz inecektir.”
ADNAN OKTAR:“Şüphesiz inecektir” ne demek?
OKTAR BABUNA:‘Mutlaka inecek’, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:‘Mutlaka inecek’. Şahs-ı manevisi değil bak, Peygamberden bahsediyor, Peygamber (s.a.v.) diyor. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:“Onu gördüğünüz zaman tanıyın.”
ADNAN OKTAR:“Onu gördüğünüz zaman tanıyın.” Şahs-ı manevi mi burada? O, ‘onu’. Peygamberimiz (s.a.v.) bize hitap ediyor, değil mi? “Onu gördüğünüz zaman tanıyın” diyor. Evet.
OKTAR BABUNA:“O, orta boylu,”
ADNAN OKTAR:Bak Faruk Hoca, orta boylu şahs-ı manevi olmaz. Faruk Beşer Hoca. Değil mi? Evet.
OKTAR BABUNA:“Beyaza çalar kırmızı renktedir.”
ADNAN OKTAR:Şahs-ı manevi beyaza çalar kırmızı renkte olmaz, Faruk Beşer Hoca. Peygamber (s.a.v.) söylüyor bakın bunu. Sahih hadis, sahih. Mütevatir bunlar. Evet.
OKTAR BABUNA:“Sarıya boyalı iki elbise içinde olacak.”
ADNAN OKTAR:Elbiseden ne tarif ediyor? Şahs-ı manevinin elbisesi olur mu?
OKTAR BABUNA:Olmaz tabii ki Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnanılır gibi değil, karşısına geçiyorlar; “ne kadar güzel söyledin Faruk Hoca” diyorlar. Devam et.
OKTAR BABUNA:“Yağmur yağmasa da saçından su damlayacaktır.”
ADNAN OKTAR:O güzel saçları, böyle dolgun, çok hoş, yani çok kaliteli saçları. Yıkanmadığı halde su değmediği halde ıslak zannediyorsun. Yani bak, yakından geldiğinde ıslak zannedeceksiniz. Çillidir burnu, o minik burnu, küçük böyle, gri gözlüdür Hz. İsa (a.s.). Şahs-ı manevinin gözü gri olmaz. Yanakları da öyle, ayakları da çillidir. Burnu da çillidir, ayakları da çilli. Yani boydan boya çilli, inşaAllah. Beyaz tenlidir. Orta boylu, atletik yapıdadır Hz. İsa (a.s.). Geniş omuzlu, nahivdir vücudu. Mehdi (a.s.) öyle değildir. Mehdi (a.s.) geniştir; “omuzu, vücudu, alnı da geniş” diyor Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.). Boydan boya geniş. Yani büyük kafalıdır Hz. Mehdi (a.s.). “Alnı geniş, omuzları geniş, karnı geniş, uylukları geniş” diyor. “Boydan boya geniş” diyor Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.). Hatta “Ben-i İsrail’den bir recül gibidir” yani heybetli ve acar. Ben-i İsrail’e çok benzetmiş Peygamberimiz (s.a.v.). “Görünüm olarak Ben-i İsrail görünümündedir” diyor. Değil mi? Şahs-ı manevinin omzunda ben olmaz. “Omzunda ben vardır” diyor. Kalp hizasında, Peygamberimiz (s.a.v.)’de olduğu gibi. Peygamberimiz (s.a.v.)’de mühür vardı, omzunda tam, Peygamberlik mührü vardır. Güvercin yumurtası kadar, Peygamberlik mührü. Mehdi (a.s.)’de aynısı var. Aynı şekilde ben var sırtında. Ama bir şey olarak daha, iyice tanınsın diye bir de diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); o benin biraz daha üzerinde, biraz daha ileri tarafında ikinci bir ben daha var, o da et beni” diyor. “Yaprak tarzında dışarıya çıkık bir ben daha var” diyor. “Mersin ağacının yaprağı gibidir” diyor, bir ben daha diyor, bak. “Sağ bacağında bir ben var” diyor, şahs-ı manevinin sağ bacağında ben olur mu?
OKTAR BABUNA: Olmaz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Alnının kaş çatma çizgisi ortadandır” diyor. Yani “tektir” diyor, insanlarda iki tane oluyor genelde “onda tektir” diyor. “Burnunda hafif bir çıkıntı vardır” diyor.
OKTAR BABUNA: Küçük ve düzgün burunludur.
ADNAN OKTAR: Evet, “küçük ve düzgün burunlu” diyor. “Alnında da bir çukurluk var, alnında kaş çatma çizgisinin orda bir çukurluk vardır” diyor. “Alnında bir iz vardır” diyor, yara izi.“Yanağında bir ben vardır” diyor “ama siyah ben değildir” diyor. Hatta yıldıza benzetiyor Peygamberimiz (s.a.v.) “beyaz ben vardır” diyor. “Saçının ve sakalının nuru yüzüne doğru yansır” diyor.
OKTAR BABUNA: Evet, siyah olduğunu söylüyor. Göz rengini söylüyor Hocam.
ADNAN OKTAR: “Göz rengi yeşildir” diyor, evet. Şiirlerde de öyle geçiyor. Dün bana bir şiir getirdiler, orada da yeşil gözünden bahsediyor Mehdi (a.s.)’ın, inşaAllah. Yeşil gözlüdür. Hz. Ali (r.a.) de öyleydi.
OKTAR BABUNA: Sakalının kenarları ince, öne doğru…
ADNAN OKTAR: Mesela, şahs-ı manevinin sakalı ince olur mu? “Kenarları incedir” diyor. “Kevsec ve…” hadis nasıldı?
OKTAR BABUNA: Hemen söylüyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Cezm edilmiş sakalı” diyor. ‘Meczum’, ‘meczum’, evet. Cezm edilmiş.
OKTAR BABUNA: ‘Meczum ve kevsec’ olarak geçiyor.
ADNAN OKTAR: ‘Kevsec’; ince ve hafif sakal, “kenarlarından ince ve hafiftir” diyor sakalı, “cezm edilmiştir sakalı, alt kısmı yani toparlanmıştır. “Meczumdur” yani “düzeltilmiştir sakalı” diyor.
OKTAR BABUNA: “Dişleri beyaz ve parlaktır” diyor.
ADNAN OKTAR: “Dişleri beyaz ve parlaktır” diyor. Şahs-ı manevinin dişi parlak olur mu?
OKTAR BABUNA: Olmaz tabii ki, Hocam.
ADNAN OKTAR: Şahs-ı manevinin omuzu geniş olur mu?
OKTAR BABUNA: Olmaz.
ADNAN OKTAR: Orta boylu olur mu? “Hz. İsa (a.s.) için orta boyludur” diyor. Mehdi (a.s.) de orta boylu, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de orta boyluydu. Hz. Musa (a.s.) uzun boyluydu. Acayip heybetliydi; geniş omuzlu, pehlivan yapılıydı. Yani acayip kuvvetliydi. Peygamberimiz (s.a.v.) de öyle çok kuvvetliydi bedenen.
OKTAR BABUNA: “Konuşurken ağırlıklı olarak elini kullanır” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, ben bunlara ne diyeyim? Hangi müceddid şahs-ı manevi gelmiş? Ne oldu bunlara böyle ve buna nasıl inanıyorlar? Şahs-ı manevi aşağıya, şahs-ı manevi yukarı. Tamam kardeşim, şahs-ı manevide başta birisi olur. Başta biri var, bir insan var; mesela bir müceddid oluyor, talebeleri oluyor ve onun şahs-ı manevisi olur. “Başta bir şahıs yok, talebeleri de yok ama şahs-ı manevi var” diyorlar. Olur mu öyle şey? Yahut talebeleri var, şahıs nerede? “Şahıs yok” diyorlar. “Talebesi var” diyorlar. Abdulkadir Geylani olmadan, Abdulkadir Geylani’nin talebelerinden bahsedebiliriz miyiz? Bir Kadiri tarikatı var, “kimdir baş kurucusu?” diyoruz, “Seyyid Abdulkadir Geylani Hazretleri” diyorlar. Şahıstır, şahs-ı manevi mi o?
OKTAR BABUNA: Değil Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama şu ana kadar devam etmiştir şahs-ı manevisi, o ayrı bir konu. Devam et Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Ayrıca siz daha iyi bilirsiniz Hocam, neler yapacağı, icraatları da bildiriliyor. İnkarcı felsefeleri ortadan kaldırıyor.
ADNAN OKTAR: İslam ahlakı dünyaya hakim olacak ya yer yerinden oynuyor. Dünya’nın kurtuluşu İttihad-ı İslam’dır. İslam ahlakı dünyaya hakim olmadan ne bu felaketler kalkar, ne ekonomik kriz kalkar, ne insanların çektiği bu acılar kalkar, ne insanların bu umutsuzluğu, üzüntüleri, perişanlığı kalkar. Gittikçe fesada gidip perişan olurlar. Tek kurtuluş Kuran’ın nurudur, İslam’ın nurudur, İslam ahlakının dünyaya hakimiyetidir ve İttihad-ı İslam’dır. Türk-İslam Birliği’dir. Bu olduğunda dünya Cennete dönecek. Bunu engellemek için her yerden birileri bir şeyler diyorlar. Biz de hepsine teker teker açıklama getiriyoruz.
OKTAR BABUNA: EvelAllah, maşaAllah Hocam. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Başsız bir Müslümanlık istiyorlar, başsız. Kardeşim zaten başsız Müslümanlar, o yüzden sürünüyorlar şu an. Başsız bir toplum olur mu? Sebe haklının başında melike vardı. Firavun kavminin bile başında firavun var. Mesela küfrün başına kim geçiyor? Deccal geçiyor, deccaliyet vardır. Süfyan geliyor, süfyaniyetin başına o geçiyor, cereyan-ı münafıkanenin başına. Bunlar hep şahıs. Mehdi (a.s.) gelince niye birden dağılıyorsunuz? İsa (a.s.) gelince niye birden dağılıyorsunuz? İnşaAllah. Bir harikalık var. Bütün Müslüman kardeşlerimiz bizlere bu konuda manevi destek sağlamaları lazım. Bak buradaki gariplik, acayiplik, şaşırtıcı durum çok ortada; ortada bir şeyler dönüyor, bir şey var. Çünkü İslam ahlakının hakim olması ne demektir? Sevgi, barış, kardeşlik, dostluk, iyi niyet, sanat, bilim, estetik, demokrasi, dünyadaki güzelliklerinin hepsi demektir. Öbür türlü ne demokrasi olur, ne şu olur, ne bu olur, ne huzur olur, ne başka bir şey olur.
Bakın şu an bile Türkiye çok huzursuz, iddia edilen Ergenekon Örgütü’yle hükümet göğüs göğüse bir mücadele veriyor. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti yıkmak için kurulmuş şeytani bir örgüt, iddia edilen Ergenekon Örgütü ve devletin hükümeti de göğüs göğüse Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyeti korumaya çalışıyor, var gücüyle. Ve adamların pervasızlığına bakın, küstahlığına; iddia edilen Ergenekon Örgütü üyelerinin yaptıkları çakallıkları, kabadayılıkları, artistikleri görüyorsunuz, değil mi, itlikleri? Nasıl meydan okuyorlar, nasıl çakallar, nasıl şımarıklar? Tehlikenin büyüklüğünü nasıl göremez insan? Ben inanamıyorum yani. Adam açıkça söylüyor; “üç milyon insanı şehit edeceğiz” diyor. “Etsin, çok iyi olur” diyor. “Türkiye’yi yirmi iki parçaya ayıracağız” diyor. “Ne olur, ne var ki? Bir şey olmaz” diyor. “PKK ile iş birliği yapıyoruz” diyor adamlar, “olabilir” diyor adamlar, “ne olmuş? Yapsın” diyor. “Orduyu da ele geçirmeye çalışırız” diyor. “Yapsın, ne yapıyorsa yapsınlar” diyor. Orada ayrı, şamarı vurdu mu Türk ordusu, oturtturur. Kendisine öyle bir şeye yanaştırtmaz. O yüzden hükümetin haklı bir çalışması olduğunda hükümeti desteklemek gerekir. Mesela Pakistan’a yardım yapacak hükümet; “yok, biz yaptırtmayız” derse bir insan, bu çok acayip. Bu çok acayip. Pakistan’a yardım yaptırılır. Ama başka konularda, hoşuna gitmeyen konularda ne kadar kolay, demokraside kolaylık var, seçim günü geldiğinde her zaman AK Parti’ye oy veriyorsan, gidersin istediğin partiye... Demirel derdi; “kır atın böğrüne bası basıver mührü.” İstediğin partiye basarsın, konu biter. Ama burada çok haklı bir mücadele içerisinde hükümet, çok haklı. Polise, savcılara, hakimlere tam anlamıyla millet olarak destek çıkıp yardımcı olmamız lazım. Bu iblis örgütü, iddia edilen Ergenekon Örgütü tamamen temizleninceye kadar; bu cinayet şebekesi, yüz binlerce insanımızı şehit eden alçakların; bu gözü dönmüş, kana susamış vampirlerin azgınlığı duruncaya kadar desteğe devam. Bir de hangi hükümet olursa olsun, biz böyle bir icraat isteriz zaten, inşaAllah.
Evet, Mehdi (a.s.) ile ilgili bir şiir var:
“Gel artık, kafeste tutsaklanmış kuşlar, sığınak arayan yavrular. Suskunluğun kutsal çırpınışı ona sesleniyor, evrenin suçsuz bakışları, düşüncenin ezilmiş onuru,” düşünce de ezilmiş olduğu için Ahir zamanda, “çağımızın sevgiye hasret gözleri ona sesleniyor, gel artık.” Mehdi (a.s.) için, inşaAllah. “Yaşam yalancı kamışların arasında yok olup, saraylarda çalınan sevgilerle kurulup,” “saraylarda da çalınan sevgiler var, saraylarında bir anlamı yok” diyor. “Öfke gönüller odasında yatağını serip,” “öfke yayıldı etrafa” diyor, “gönüller odasında yatağını serip, gel, gel artık” diyor. “Budur zamanımızın bildirdiği pay, kanaryanın şarkıları bile beynimdeki yaraları saramıyor, sensizlik acısını” diyor, Mehdi (a.s.) için, “damarlarımda, gövdemin bütün hücrelerimde hissediyorum. Gel, hadi gel ki senin o yeşil bakışların” diyor, mübareğin. “O gizemli varlığın, o kutsal ellerin” diyor ve “o ağlar gözlerin, atomdan daha etkili, kılıçtan daha keskindir” diyor. Tam hakimiyetin tarihini vermiş. “Gel, gel ki o yeşil bakışların, o gizemli varlığın,” Bediüzzaman da diyor; “o acib şahıs” diyor, yani gaib. İnsanların akıl erdiremediği. Cismine bakıyorlar, yalnız bir insan. Etkisine bakıyorlar, sökücü inşaAllah. “O kutsal ellerin ve ağlar gözlerin, atomdan daha etkili, kılıçtan daha keskindir.” “Atom bombasından daha etkilisin” diyor, “kılıçtan daha keskindir” diyor. Neyin etkilidir diyor? “Gözlerin, kutsal ellerin ve gizemli varlığın” diyor. “Atom bombasından daha etkilidir” diyor, inşaAllah. “Dünyamızı karanlık edenlerin düşüncelerini darmadağın edeceksin” diyor özetle. İnşaAllah.
Bir de yargıda reformla ilgili bir referandum var. Kardeşim, nasıl görmezsiniz siz yargıdaki eksiklikleri? Onlarca yıldan beri sürünen kimdi? Onlarca yıldan beri neden şikayet ediyordunuz o zaman? Nasıl bunun farkına varılmaz? Yargıdan yargının bizzat kendisi şikayet ediyor. Bütün yargı mensupları şikayet ediyorlar yargıdan, aşağı yukarı tamamına yakını büyük bir bölümü. Ve hükümet de diyor ki; “yargıda reform yapacağız, düzenleme yapacağız” diyor, gayet mükemmel. “Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’nun sayısını artıracağız” diyor, gayet mükemmel. Bu hükümet ne kadar güzeldir anlamına, hükümet devam etsin anlamına gelen bir şey değil ki bu. Yani hükümetin iktidarda kalmasının referandumu yapılmıyor ki. Anayasa da reform, yargıda reform bununla ilgili. Ben ne dedim? Bu da yetmez dedim, çok kapsamlı yapılması gerekiyor dedim. Sayın Başbakanımız ne dedi benim bu konuşmamın arkasından? “Çok kapsamlı yapacağız daha sonra” dedi. Allah razı olsun, inşaAllah öyle olur. Hangi hükümet gelirse gelsin, bunu yapması gerekir. Hükümet bunu yapsın, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü bir yok etsin, Allah’ın izniyle. Anayasa’da reform yapılsın, yargıda reform yapılsın. Avrupa standartlarının üzerine çıkalım. Hükümeti istemiyorsan ver oyunu indir aşağı. Biz sana niye indirdin diyor muyuz? Demokrasinin bir güzelliği olur. Getirirsin, bambaşka bir hükümet getirirsin. Şerefle, gururla devam ederler. Onlar da bizim canımız. Ben bütün sağı destekliyorum. MHP gelsin iktidara, iftihar ederim; Büyük Birlik Partisi gelsin, iftihar ederim; Saadet Partisi gelsin, iftihar ederim; Doğru Yol gelsin, iftihar ederim. Her biri birbirinden güzel, değil mi?
Kılıçdaroğlu da eğer bu çizgisini güzelleştirirse, mukaddesata olan saygısını, sevgisini daha da netleştirirse, o gelsin iktidara, iftihar ederiz. Üslubu da güzelleştirirse. Yalnız o boğazına sardığı nedir Kılıçdaroğlu’nun? Biraz o bana başka şeyler çağrıştırıyor. Çıkarsın onu boğazından. Ben kardeşi olarak, bana biraz garip bir imaj veriyor. Çünkü ben onu bilirim, 80’li yıllarda falan vardı o tip olaylar. 75, 76, 77’li yıllarda vardı. Romantik solcu olduğuna inanmıyorum ben onun, o tip bir nostaljiye de gerek yok, o biraz tedirginlik verir. Bizim halkımızın ruhunu kucaklasın, bizim ruhumuzu kucaklayan üslubunu biz severiz. Ne yaptı? Şehit ailesinin evine gitti ziyarete, oturdular. Bir Hocaefendi geldi, Kuran okumaya başladı. Hocamız ne yaptı? Şehitlerimizin ruhuna Fatiha okudu, elini yüzüne sürdü, muhabbetimiz coştu, bayağı güzel. Mesela Türk-İslam Birliği’ni savunan bir ifadesi olsa biz onu göklere çıkarırız. Biz demeyeyim de şahsım, millet olarak, şahsım adına konuşayım, göklere çıkarırım. Atatürkümüzün kurduğu bir parti, iftihar ederiz; Türk-İslam Birliği’ni savunacak, Atatürkümüzün vasiyetini yerine getirecek, bakın. Atatürk Türk-İslam Birliği’ni savunuyordu, bu vasiyeti yerine getirecek. Ne dedi Atatürk? “Peygamber (s.a.v.)’e tam uyalım.” Vefatından 1 ay önce, çok az bir süre önce. Atatürk’e tam uyalım, Peygamberimiz (s.a.v.)’e tam uymuş oluyoruz. Kuran’a da tam uymuş oluyoruz. Bu çizgide olursa, yoksa çok dürüst insan, ben seviyorum Kılıçdaroğlu’nu. CHP’dekiler canım insanlar, canım kardeşlerim. Modern bir partidir. Sevecen insanların olduğu bir partidir, sosyal demokrasiyi savunur, çok güzel.
Ama benim milletimin ruhu çok önemlidir. Onun bir aşk anlayışı vardır, bir sevgi anlayışı vardır; bir aşk, sıcaklık anlayışı vardır. Benim milletim Allah’ı sever, Kuran’ı sever, Peygamber (s.a.v.)’i sever, birbirlerini severler, mukaddesattan zevk alırlar ve Türk-İslam Birliğini isterler, İttihad-ı İslam’ı isterler.
Atatürk Üniversitesi, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi, devletin resmi yayını, sayfa 102, 1979 baskısı. ‘Atatürk’, kitabın ismi. “Bütün dünyanın Müslümanları Allah’ın son Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)’in gösterdiği yolu takip etmeli.” Nerenin Müslümanları, Türkiye’nin mi diyor? Bütün dünyanın. “Allah’ın son Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)’in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli.” “Sünnetine tam uymalıyız” diyor Atatürk. Vefatından bir ay önce, demagoji yapmayacaklar bana. Diyorlar ki; “daha önceki görüşleriydi bu.” Nerenin daha önceki görüşü? Vefatından bir ay önceki görüşü. “Tüm Müslümanlar,” bir daha vurguluyor, “Hz. Muhammed (s.a.v.)’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli.” Kardeşim böyle bir Atatürk’e bir adam laf söylüyorsa yazıklar olsun ona yani, ben başka bir şey demiyorum. “ İslamiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli Kuran’a tam uymalı zira ancak bu şekilde insanlar, bütün dünya kurtulabilir ve kalkınabilir.” “Ekonomi de bununla kurtulabilir, sosyal yapı da bununla kurtulur, ruhlarınız da bununla kurtulur. Başka da kurtuluş yoktur” diyor. Atatürk söylüyor bunu.
Sayın Kılıçdaroğlu Atatürkümüz’ün bu sözüne uyduğunda o bizim başımızın tacı olur, taç. Bütün milletin başının tacı olur. Ama o boynundaki biraz ona yakışmıyor. Benim tavsiyem, nacizane bir kardeşi olarak, onu seven birisi olarak, onu çıkartsın boynundan, inşaAllah. Bir jest olarak, güzellik olarak çıkartsın. Bizim milletimiz böyle Anadolu sıcaklığını arıyor. O bir şeyler hatırlatıyor insanlara, onu yapmasın. Ne gerek var? Tertemiz insandır, halis Müslüman evladıdır, canımız ciğerimizdir. Bizim milletimizin has evladıdır, o konuda bir şeyim yok. Ama o tartışmayı durdursun; yani “Recep Bey” falan, ne gerek var? Recep zaten çok güzel bir isimdir, kutsal bir ayın ismidir. Ne gerek var bunlara? Başbakan da oturuyor, “Kemal Bey” diyor. O da çok güzel isim, inşaAllah. Her ikisini de çok seviyoruz. Bizim milletimizin insanları şahanedir, bir insanı durduk yere lider yapmazlar, durduk yere lider olmaz. Kitle partileri inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Atatürk’ün Türk-İslam Birliğiyle ilgili sözünü söyleyeyim mi Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Söyle.
OKTAR BABUNA: “Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliği`ne inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliği`yle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek.”
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, bak görüyor musun Atatürk’ün ülküsünü? MaşaAllah. Bütün Türk-İslam alemini birleştirme yönünde ruhunda müthiş bir coşku vardı. Önce Turani devletler birleşsinler diyor. “Bütün Turan devletleri birleşsinler, dev bir Türk devleti oluşsun” diyor. Türk Federasyonları; mesela Kazakistan, Türkiye, hepsi birleşsin, Azerbaycan inşaAllah ve İslam Birliği oluşsun diyor arkasından da, değil mi? Türk-İslam Birliği Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinin aynı uygulaması, inşaAllah. Hızır (a.s.) sürekli Atatürk’e yardım etmiştir, Hızır (a.s.). Başarısının kökeninde bunlar vardır. Gelecekle ilgili bir çok bilgi vermiştir Allah’ın dilemesiyle, Hızır (a.s.)’dan aldığı bilgilerdir. Aynen çıkmıştır. Avrupa Birliği’nin kurulacağını, komünizmin yıkılacağını söylemiştir Atatürk. Hepsini söylemiştir ve “dünya sonunda birlik olacak” diyor, “tek bir birlik olacak” diyor. Bu ne biliyor musun Oktar? Türk-İslam Birliği işte, dediği. Ve vasiyeti daha hala açılmadı Atatürk’ün, alelen Mehdi (a.s.)’den bahsediyor ve alelen Hz. İsa (a.s.)’dan bahsediyor, inişinden.
OKTAR BABUNA: Normalde elli yılda açılacaktı ama ertelediler.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) bizzat eli ile açacak onun için bekletiliyor inşaAllah. Bizzat eliyle inşaAllah. Açılmasını engelleyenler var. Hepsi öyledir, sıradandır. Kimin, neyi, ne için yaptığını anlatsam, ortalık bayağı bir heyecanlanır. Onun için her şeyi anlatamıyorum, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Peygamberimiz (s.a.v.) ile ilgili bir sözü daha var Atatürk’ün, söyleyeyim mi?
ADNAN OKTAR: Evet, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Muhammed Mustafa, Peygamber olmadan evvel kavminin sevgisine, saygısına, güvenine erişti. Fahrıâlem Efendimiz (s.a.v.), sonsuz tehlikeler içinde, tükenmez sıkıntılar ve zorluklar karşısında yirmi sene çalıştı ve İslâm dinini kurmaya ait Peygamberlik görevini yapmayı başardıktan sonra Cennetin en yüksek katına erişti.” 1922 (Atatürk'ün S.D.l, s. 262-263)
ADNAN OKTAR: Kardeşim, şu Atatürk’ün kıyafetlerine bakıyorum, ne şahane giyiniyor kardeşim. Kravatın en güzelini seçmiş, gömleğin en güzelini seçmiş, maşaAllah. Ceket böyle kalıp gibi oturmuş, yelek falan şahane. Gidiyorum bakıyorum benzeri var mı diye, yok. Sofra adabı çok güzel, sofra estetiği. Mesela müzikten çok hoşlanıyor, estetikten çok hoşlanıyor. Bulunduğu yerler gıcır gıcır, tertemiz böyle. Etrafındakilere hep nezaket öğretiyor, mesela oturup kalkma. Tam bir centilmen, tam bir Osmanlı efendisi. Her an böyle üslubu olgun, çok seçkin hareketleri. Her hareketi klastır, görüşleri klastır ve müthiş karakterlidir. Bir şeye karar verdi mi titriyordu Avrupa. “Çekin gidin hepiniz” dedi. Baktılar kesin kararlı, hepsi tasını tarağını toplayıp, kaçtı. Ültimatom verdi mi konu bitiyordu. Mesela masonlar, kardeşim Abdülhamit artık imparator ve halife ve muazzam gücü var, Osmanlı elinde. Galata’da ateist masonlar samba yapıyordu adamlar, hopluyordu böyle. Abdülhamit hiçbir şey demedi mübarek. Diyemiyordu çünkü güçlerinden çekiniyordu. Onun bir hatasıydı bu. Masonların en güçlü olduğu dönemde, Atatürk masonları inceledi; baktı, bilgi istedi. Dediler ki; “bu adamların kökü dışarıda.” Atatürk tam bir Türk Milliyetçisidir, halis vatan evladıdır. “Derhal kapatacaksınız, bu akşam kapatacaksınız” dedi. Kardeşim, inanın kimse cesaret edemez buna, olacak iş değil bu. Tak, akşam kapatıldı, bu kadar. Gıklarını çıkarmadılar, öksüremediler dahi yani, konu bitti. Vefatından sonra sonuna kadar o paslı kapıları açtılar, buyurun faaliyete. Hayır, benim bir şey dediğim yok, çalışabilirler. Masonlar şimdi gelecek, bütün en ileri gelenleri gelecek. Ama Allah’a inanmaları çok önemli. Allah’ın birliğine inanmaları. Mesela gelenlerin hepsi öyle.
OKTAR BABUNA: Size dünya masonlarının lideri geldi Hocam, inşaAllah. Namaz kıldı arkadaşlarımızla birlikte, buraya gelenler. Amerikalı bir tanesi de size geldikten sonra Hocam, dünya masonlarını lideri oldu. Tapınak şövalyeleri ve dünya masonlarının lideri oldu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Dünyaya İslam ahlakının hakim olmasını onlar da istiyorlar, “ama Hocam, senin anlattığın, senin tarif ettiğin İslam ahlakı hakim olsun” diyorlar. “Biz yobazlığın, bağnazlığın hakim olmasını istemiyoruz” diyorlar. Açıkça söylüyorlar. “Ama sevginin, barışın, kardeşliğin, Allah sevgisinin, Peygamber (s.a.v.) sevgisinin, Hz. Muhammed (s.a.v.) sevgisinin hakim olduğu; sanatın, estetiğin, güzelliğin her yeri sardığı bir dünyayı biz de isteriz” diyor. “Size yardım edelim biz bu konuda” diyor. “Ama kanın, irinin, dehşetin, sanat düşmanlığının, sevgi düşmanlığının, kadın düşmanlığının hakim olduğu bir dünyayı biz istemiyoruz Hocam” diyorlar, “sen de istemiyorsun” diyorlar. Doğru söylüyorlar, inşaAllah.
Bak adamlar coştu, Küçük Ayasofya Camii’nde saf saf namaza durdular adamlar, inşaAllah. Açıkça, özel sohbetlerde söylüyor adamlar; “Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Peygamberliğini kabul ediyoruz” diyorlar. Ve dünya ateist masonları çıldırdı ve yüzlerce yayın yayınlandı. “Siz nasıl Adnan Hoca ile görüşürsünüz? Siz çıldırdınız mı, ne yapıyorsunuz? Masonluk elden gidiyor. Bu kişi anti-masondur, bunu nasıl bilmiyorsunuz?” İnanılmaz sözler, akıl almaz sözler etmişler. Yüzlerce yazı çıktı mason derneklerinde; Fransız mason derneklerinde, Alman mason derneklerinde, İskoç ritlerinde yer yerinden oynadı ama adım adım ilerliyoruz. Bak şimdi Alman ve Fransız masonlarının 33 derece Üstadları geliyorlar, hem de çok daha kalabalık geleceklerdi de ben, “şimdi hepinizi ağırlayamayız” dedim, “bir kısmınız gelsin” dedik. Çok büyük bir ekip olarak geleceklerdi. “Bölüm bölüm gelirsiniz inşaAllah” dedim.
Saat 01:00’de değil mi Oktarım, radyo konuşmamız?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah. Bir saat sonra.
ADNAN OKTAR: Bir daha söyle, nasıl oluyordu, nerede oluyordu.
OKTAR BABUNA: Hemen söylüyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hıristiyan, Musevi alemine sesleniyoruz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, Peygamberimiz (s.a.v.)’i sevmeden, Kuran’a tabi olmadan bir insan ne Hıristiyan olabilir, ne Musevi olabilir. Gerçek anlamda Hz. Musa (a.s.)’yı seviyorlarsa, Peygamberimiz (s.a.v.)’e tabi olmak durumundalar. Gerçek anlamda Hz. İsa (a.s.)’yı seviyorlarsa yine Peygamberimiz (s.a.v.)’e tabi olmak durumundalar, değil mi?
OKTAR BABUNA: CRN Talk. Crntalk.com Amerika’da 3 milyon kişi dinleyecek Hocam sizi bu röportajda, inşaAllah. 3 milyon ortalama seyircisi varmış programlarının. Amerika’da bütün zamanların en iyi dokuzuncu program yapımcısı seçilen bir kişi yapıyor bu programı, o program sunucu olacak Barry Farber Show programın ismi, Musevi kökenli kendisi. Şu anda da 80 yaşındaymış zaten. Onun yaptığı program. Harun Yahya.Tv’den de canlı olarak ve tercümeli olarak izleyebilirler Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi, Oktarım, kardeşlerimizin soru sorması için ben söylemiştim, onu hazırlamamışsınız. Bakın şahs-ı manevi konusunda beş tane soru sorsunlar demiştim, kardeşlerim. Hz. İsa (a.s.) ile ilgili de beş tane soru. Bir de bu Osman Hocamız, Osman Ünlü Hocamız, ona da beş tane soru. Cübbeli, onlar ayrı bir ekol, onlar ayrıdır. Bir de bu şahs-ı manevici ekol var, onlara da. Hayret, ortamı nasıl boş buldular ve Bediüzzaman adına böyle nasıl yanlış ifadelerde bulundular ve nasıl kimse ses çıkartmadı? Bir Darwinizme insanlar nasıl ses çıkarmadı, ben buna çok şaşırıyorum. Bir de bu şahs-ı manevi konusundaki doğru olmayan ifadeye nasıl ses çıkarmadılar, ona şaşırıyorum.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, Allah razı olsun. Siz duruma el koydunuz açıkçası, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Cübbeli’nin bu akıl almaz izahlarına nasıl inanıyorlar, buna da şaşıyorum. İnanıyor mu, inanmıyor mu bilmiyorum artık da.
Bak, Cübbeli’nin anlattığını anlatıyorum. Eşeğin boyu yaklaşık 300 metre, eni 54 metre falan yaklaşık. 180 kilometre hızla gidiyor eşek, Cübbeli’nin eşeği. Pardon Cübbeli’nin diyorum, deccalin eşeği. Cübbeli’yi tenzih ederim ama Cübbeli o eşekle, deccalle mücadele edeceği için. Dolayısıyla eşeğin bir suçu yok ki deccalin eşeğinin. Cübbeli binebilir ona. Mühim olan deccali oradan aşağı düşürüp bastonu kafasında kırması. Sıkı bir bastonu var onun. Onunla girerse Allah’ın izni ile bir şey olmaz. 30 kilometreye ulaşıyor boyu yaklaşık, tarifine göre Cübbeli’nin. Ayrıca hızı zaman zaman 700 bin km çıkıyor, Cübbeli Hocamızın izahına göre saatte hızı 700 bin kilometre. Kardeşim yani jet uçağından, hepsinden daha fazla hızlı. Topuk yüksekliği 5 kilometre falan, Cübbeli’nin dediği tarzda. Bakın topuk yüksekliği 5 kilometre sadece. Çünkü okyanusun içine giriyor, daha okyanus topuğuna gelmemiş oluyor. 5 kilometre falan. Adamı artık düşün. 5 kilometre falan alın genişliği. 500’er metre boyunda alnında kafir yazıyor, K, A, F, İ, R. Yerden baktık mı göreceğiz, yani Cübbeli’nin dediğine göre. “Dev puntolarla yazacak” diyor. “Yanında etten bir dağ.” Yani 2 kilometre falan yüksekliğinde, 3 kilometre falan eninde bir dağ, etten bir dağ. Yanında yürüyor dağ ile beraber. “Deccal ile birlikte yürüyecekler” diyor. Ama o arada ticaret devam ediyor, hayat devam ediyor. Müslümanlar namaz kılıyorlar, deccalle de konuşuyorlar; bir kısmı ikna oluyor, bir kısmı da “hadi işine git” diyorlar, deccalle konuşmuyorlar. Ama o etten dağ ile adam yürümeye devam ediyor, bu haliyle. Mescitler açık, Müslümanlar faaliyet halindeler, herkes devam ediyor. Hıristiyanlar da devam ediyor, kiliseye gidiyor onlar da. İlgilenmiyor adamlar. Böyle bir adam bu. Beraberinde çorbadan bir dağ. Herhalde büyük bir kazan içinde düşünüyor, dev bir dağ. Çorba da sallanarak. Mesela 2 kilometrelik bir kazan, içi de çorba dolu, “deccalle birlikte o da gidecek” diyor Cübbeli ve “sıcak et,” böyle “haşlama et olan bir de nehir var yanında” diyor. “Nehir de beraberinde gidecek” diyor. Et kaynayan nehir, var ya şu tas kebabı tarzında, “o da yanında beraber gidecek” diyor. Ama bakın, Müslümanlar mescitte, işinde gücündeler. Herkes rahatlar. “Sen bunu açıklayıp, tevil ediyorsun, izah ediyorsun” diyor.
Biz mesela deccalin o devirdeki gücünü, lokantalarda, orada burada fabrikalarda insanlara sunduğu yemeğin, yiyeceğin miktarını belirtiyor Peygamberimiz (s.a.v.). Yani mesela komünistler de ordu tankerlerle getiriyorlar yemeği. Deccalin bir gücü o. Peygamber (s.a.v.) “nehir gibidir o” diyor, ona benzetiyor. “Yok” diyor Cübbeli, “sen yanlış biliyorsun, ben doğru söylüyorum” diyor. Anlatsak sabaha kadar yani. Dabbet-ül Arz ayrı bir konu, biliyorsun, inşaAllah. İşte ona karşı da bu tipleri çıkarıyorlar, Faruk Beşer tarzında kişiler. Onlar da tam aksi ifrata giriyorlar bu sefer.
Şimdi vaktimiz dar, kardeşimiz bir mektup göndermiş ama onu HarunYahya.Tv’de devam ederiz. Fransa’dan Ahmet kardeşimiz. Şimdi sen kapanışı yap, konuşmayı yap, ben en son vakit kalırsa bir ayet okuyacağım. İnşaAllah.
SUNUCU 1: Sevgili izleyiciler, HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve önerilerinizi bize AhirzamanSohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebiliyorsunuz. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli Tv’den takip edebilirsiniz. Ayrıca yayınımıza HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Evet, vaktimiz varsa Hocamızdan da bir ayetimizi alalım.
ADNAN OKTAR:Yasin Suresi, 20; “Şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi: "Ey kavmim, elçilere uyun" dedi.” Hz. İsa (a.s.) ve Hz Mehdi (a.s.)’ye bakıyor aynı zamanda, inşaAllah. Ebcedi 2036 veriyor.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Bu kadarla bitirelim, inşaAllah.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...