SUNUCU 1:Hayırlı akşamlar, hayırlı Ramazanlar sevgili izleyiciler. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli Tv, mushaberleri.com, Nevşehir Keyif Fm 92.7, Bingöl Fm 102.0, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Adana Ceyhan, Crt Tv ve Radyo, Mardin Kanal 47’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programında yine sizlerle beraberiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Evet, güzel programımıza başlıyoruz, nasıl başlamak istersiniz sevgili Hocam?
ADNAN OKTAR:Ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Hz. İsa (a.s.)’nın şahıs olarak gelmeyeceğini söyleyenler vardı Hocam, onlara cevap vermiştiniz geçen programda.
ADNAN OKTAR:Tamam onlar öyle düşünebilir de onları dinleyen kitleler nasıl kabul ediyorlar bunu, anlamıyorum. Mesela kitap önünde, “Hocam bak, burada açıkça şahıs olarak inecek diyor. Sen inmeyecek, şahs-ı manevi diyorsun” yahut “burada kıyafetinden bahsediyor, şahs-ı manevinin kıyafeti olmaz, bu nasıl oluyor?” demiyorlar. Kuzu kuzu dinliyorlar. Yani tamam, saygıda kusur etmelerine gerek yok ama insan merak edip sorması lazım. Çünkü imanın tahkiki olması lazım, kanaat getirerek ve samimi iman edilmesi lazım, hakkel yakin. Yani insan öyle sathi iman ederse o iman geçerli olmaz, gerçekten iman edecek, samimi kanaati gelecek, inşaAllah. Kimler var öyle diyen?
OKTAR BABUNA:Bu şey Hocam, Faruk Beşer.
ADNAN OKTAR:Mesela o Hoca efendi de bir hayli bilmiş, çok çok bilmiş. Üst perdeden konuşuyor. Halbuki insan mazlum, sakin olacak. Allah’ın herhangi bir kulu, aciz, zavallı bir kulu. Yani oturup kendini böyle üst perdeden işte profesörüm yahut ben başka adamım. İster profesör olsun, ister ne olursa olsun, değil mi? Mühim olan Allah’ın Katında herhangi bir kul. Yarın bir gün ölüp gidecek, mezarda paramparça olacak, kemikleri falan dağılacak. Mezarda yatan bir sürü profesör var. Aczini bilecek, beynindeki bir görüntüyü Allah ona gösteriyor değil mi? İnsan çıktığında, Müslüman görünce içi açılır. Konuştuğunda dinlemek istersin. Bir garip yani ağır, ağdalı bir üslup, böyle genzinden bir üslup. Bir de böyle bir moda çıkarttılar bir kısmı. Yani sanki Müslüman olunca özel bir stil. Çünkü Hoca deyince, insanlar onları ayrı bir kategoriye alıyorlar gibi. Halbuki Hoca dediğin insan yani eğer İslam’ı iyi yaşayan, İslam kültürünü iyi almış bir insansa halkımıza tam benzeyen bir insandır. Cıvıl cıvıl, sevgi dolu, sevecen, halkla çok rahat uyum sağlayabilen, insanlarla arada ciddi bir perdesi olmayan bir yapı olması lazım. Ama arada muazzam bir perde var ve bambaşka bir insan modeli gibi, değil mi?
ADNAN OKTAR:Yiğit Bulut “Türk halkına açık mektup” diyor, nedir bu?
OKTAR BABUNA:Ben şimdi hatırladım Hocam, Başbakanı savunan bir üslupla yazıyor inşaAllah. “Düzene uymayan bir Başbakan çıktı ilk defa böyle” diyor. “Bu yerleşik yapının dışında, bu yerleşik yazıyı savunanlar, statükocular böyle bir militer bir üslupla” diyor, darbeleri de örnek göstererek, “ona karşı çıkıyorlar” diyor. “Bunda haksız olduklarını, başarısızlığa uğrayacaklarını, biz de buradayız göreceğiz” diyor sonunda da, öyle bitiriyor.
ADNAN OKTAR:Başbakanı destekliyor.
OKTAR BABUNA:Evet. Onu da, onu da itham etmişler desteklediği için, ona da cevap veriyor.
ADNAN OKTAR:Ama şimdi biz körü körüne desteklemedik. Mesela ben de destekliyorum ama benim MHP’li yönüm de var, Saadet Partili yönüm de var, Büyük Birlik Partili de yönüm var, Ak Partili yönümde var. Yani desteklerken ben körü körüne desteklemem. Akılcı destekliyorum. Eski stil içerisinde Türk halkı yıllardan beri adeta boğuluyor. Bütün millet aşağı yukarı çırpınıyor, insanlar. Yargıdaki açmaz, kilitlenme açık açık görülüyor. Bunu düzeltelim, bir şekle şemale sokalım, bir rahatlık olsun, demokrasi olsun, şöyle bir ruhumuz açılsın diyorsa bir insan. Bir ev vardır mesela basıktır, pencereleri kapalıdır, güneş görmez falan. Açarsın, “aç şu kapıyı, pencereyi, bir rahatlayalım” dersin. Evin içini yıkarsın, temizlersin, bir ferahlar. “Çok güzel oldu.” Yeni eşya getirirsin, bir şekle şemale girer. Şimdi, Başbakan’ın yaptığı da bu. Eksik olan, tıkanmış olan, bozuk olan, kısmen de bazı yerlerde ne bileyim başka cümleler de kullanmak istemiyorum, bunları kaldırıp yerine sıhhatli, sağlıklı bir sistem gelsin istiyor. Bunda ne var? Ayrı, politikasını beğenmiyor olabilirsin. Çok sakin bir yöntemi vardır bunun; oyunu başka partiye atarsın, konu biter. Ama mesela bu referandumda ‘evet’ denilmesini istemesi Başbakan’ın, ne istiyor; “Yepyeni bir rahatlık, ferahlık, aydınlık olsun” diyor, değil mi? “Demokrasi daha pekişsin, yargı düzenlensin, daha güveneceğimiz hale gelsin” diyor. Ne var bunda? Sadece ‘hayır’ deyin, tamam diyelim ‘hayır’ da, neye göre diyelim? Cevap yok. Ama bakın ben neye göre ‘evet’ denilmesi gerektiğini söylüyorum. Şöyle diyorlar; “biz ‘evet’ dersek, iktidara da ‘evet’ demiş oluyoruz.” Kardeşim insaf, ne alakası var? Adam hükümetle taban tabana zıt olabilir ama ‘evet’ der. Yani orada onun lehinedir o. Hükümet her şeyi mi ters yapar? Lehine olan bir şey de insan hükümeti desteklemez mi?
OKTAR BABUNA:Destekler Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Her şey aleyhine olacağız, öyle bir şey yok ki. Hükümet mesela halka zam yapacak, diyeceksin yok istemiyorum. Ne bileyim fabrika yapacak, onu da istemiyorum. Olmaz. Mesela Demirel zamanında Boğaz Köprüsü’nü yaptırmak istemişti, karşı çıkmışlardı. Mantığı yok. Demirel de yaptırdı, bayağı hayırlı oldu işte, çok güzel oldu. Demirel’e sen karşı olabilirsin ama Boğaz Köprüsü’ne niye karşı oluyorsun? Boğaz Köprüsü’nün suçu ne yani?
Yiğit Bulut delikanlı çocuk, samimi.
OKTAR BABUNA: Sizin dediğiniz yönden zaten, savunması o yönden Hocam. Her şeyinden değil de böyle o yönden.
ADNAN OKTAR: Yiğit Bulut aslında Türk halkının ruhunu temsil ediyor. Bir de Türk halkına yabancı olan insanlar var. Türk halkının tilt olduğu, gıcık olduğu tipler var. Bir de Yiğit Bulut gibi böyle delikanlı, yiğit olan tipler var. İnşaAllah sayıları artar.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir hayli var ama daha da artsın inşaAllah. Oktar Hocam anlat.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Sizin söylediğiniz doğrulukta Türkiye’nin her geçen gün önemi artıyor, maşaAllah. Bu da bir örnek, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Afrika’da bir ülke Botswana ülkesi başka bir ülke Nabibya ile girdiği çatışmada Türkiye’den yardım istemiş, Hocam. Dışişleri Bakanımız söylüyor bunu. “Kendilerinden yardım istediğini açıkladı ve gururu okşanmış olsa da bu sefer kendisinin de afalladığını itiraf etti” diyor. “Şaşırdıklarını söylüyor” Hocam inşaAllah. Türkiye’yi bir ağabey, bir büyük devlet olarak gördükleri açısından bir haber yapmışlar, Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi, “afallattı,” Hürriyet’in de üslubu çok ayıp. Dışişleri Bakanı’na böyle bir üslup kullanılır mı? Şimdi Aydın Doğan’a bunu söylese, ister mi o? Ne kadar ayıp. Bir makam var, Dışişleri Bakanı, Türkiye’yi temsil ediyor. Bir adap edep vardır. “Afalladı,” böyle cümle kullanılmaz, böyle bir kelime kullanılmaz. Çok ayıp yapmışlar. Ne diyor? Askeri güçle mi?
OKTAR BABUNA: Evet, ikisi çatışmaya girmişler. Ülkelerden bir tanesi Türkiye’den yardım istemiş.
ADNAN OKTAR:Çok riskli o iş. Birleşmiş Milletler askerlerini de istemek lazım, daha şey olabilir. Bilmiyorum, Hıristiyan-Müslüman çatışması tarzında mı?
OKTAR BABUNA: Ülkeleri tam tanımıyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: Eğer böyle bir şey varsa riskli olur. O zaman Hıristiyan asker de gerekir ki onların içinde bir burkuntu olmasın. Öbür türlü koruyup kollanan gibi bir şey olur. Biraz denge bozulabilir. Her ülkeden gelirse daha yatıştırıcı daha makul olur, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Aynı zamanda da haberin devamında da Hocam. Gilad Şalit için Türkiye’nin İsrail’den yardım istediğini söylüyor. Size gelmişlerdi, aynı zamanda Hocam İsrailli yetkililer ve bütün dini liderler. Tutuklanan askerleri için, İsrail’in.
ADNAN OKTAR:Ne anlatayım Oktar?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bir haber daha vardı. “İstiklal Marşı’nın ilk kelimesi “korkma” Hz. Muhammed’e (s.a.v.) mi ait?” diye inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.)’in Sevr mağarasında söylediği sözden esinlenerek Mehmet Akif Ersoy’un korkma diyerek başladığı İstiklal Marşı’na, bu şekilde haber yapmışlar Hocam. Nevzat Yalçıntaş söylüyor bunu. Prof. İlber Ortaylı da doğrulamış, “doğrudur” diyor o da.
ADNAN OKTAR:Doğru, bir de ne diyor? İstiklal Marşı’nda mühim bir ifade var. “Doğacaktır sana vaat ettiği günler Hakk’ın. Belki yarın, belki yarından da yakın.” “Bu yüzyılda Mehdi (a.s.) çıkacak, İsa (a.s.)inecek, İslam ahlakı hakim olacak” diyor. İstiklal Marşı’nda Mehdi (a.s.)’yi müjdeliyor, değil mi?
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam, evet, inşaAllah.
Söyledikleriniz doğrultusunda Hocam, bir haber yapmış Yeni Asya. “İttihad-ı İslam’ın önemi ve şartları” diye Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hele şükür, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: İttihad-ı İslam’ın önemini anlatıyor. Üstad’ın da ifadelerine yer vermişler Hocam, inşaAllah. Uzunca bir haber var.
ADNAN OKTAR:Ama hiç kesintisiz bunun devam etmesi lazım.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. Sizin açıklamalarınızın çok etkili olduğunu görüyoruz Hocam, maşaAllah. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: İttihad-ı İslam’ın sürekli gündem edilmesi ve mutlaka oluşuncaya kadar da gündemden hiç bırakılmaması gereken bir konudur, inşaAllah. Farz inşaAllah.
Bu Bush’un Ahir zamanla ilgili sözleri var mı sende?
OKTAR BABUNA: Var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Anlat.
OKTAR BABUNA: Bush Diplomatik Gözlem Gazetesi, Diplomatic Observer diye yabancı bir gazetede şöyle söylüyor. ABD başkanının Fransız başkanıyla Jacques Chirac ile bir araya geldiği bir toplantıda Fransa’nın neden savaşa girmesi gerektiğini göstermek için Bush, Chirac’a bunun ardındaki gerçek nedeni açıkladı. "Yecüc ve Mecüc” Bush söylüyor bunu, “Ortadoğu’da karışıklık çıkarmaya başladı. Kutsal Kitap’ta öngörülenler doğru çıkıyor. Buna, bana yardımcı olmanız gerekiyor."” Ayrıca yine Bush Seküler Hümanizm isimli bir yayın organında yine şöyle diyor; “Yecüc ve Mecüc Ortadoğu’da iş başında. İncil’deki kehanetler gerçekleşiyor. Bu yüzleşmeyi Allah istiyor. Yeni çağ başlamadan önce bu çarpışmayı kullanarak halkının düşmanlarını yok etmek istiyor.” Yine başka bir yayın organı, “İsrail ve Araplar, anlaşılması zor barış” BBC’de yayınlanan bir yazıda şöyle diyor Bush; “Ben Allah’tan bir görevle hareket ediyorum. Allah bana şöyle söylüyor: "George git ve Afganistan’daki o teröristlerle savaş." Ben de öyle yaptım. Sonra Allah bana dedi ki; "George git ve Irak’taki despotluğa son ver." Ben de öyle yaptım ve şimdi yeniden Allah’ın sözlerinin bana ulaştığını hissediyorum. "Git de Filistinlilere devletlerini ver ve İsraillere güvenliklerini ver ve Ortadoğu’da barışı sağla." Ben de Allah’ın izniyle bunu yapacağım.” Devam ediyor Bush, başka bir yayın organında diyor ki; “bu yüzleşmeyi Allah istiyor. Yeniçağ başlamadan önce bu çarpışmayı kullanarak halkının düşmanlarını yok etmek istiyor.” Yine Bush; “Allah bana Irak’taki despotluğa son vermemi söyledi.” Böyle çeşitli yayın organlarından açıklamaları var.
ADNAN OKTAR: O nasıl olduğunu söylüyor? Ne şekilde Allah’ın ona söylediğini söylüyor?
OKTAR BABUNA: Müslümanlara karşı savaşması, İsrail’deki devletin kurulması şeklinde ve ‘Yecüc ve Mecüc’ diye nitelendirerek.
ADNAN OKTAR: Irak’taki halkı Yecüc-Mecüc olarak görüyor, değil mi? Irak halkını? Suriye’yi de Yecüc-Mecüc olarak görüyor, İran’ı da Yecüc-Mecüc olarak görüyor. “Bana Allah dedi” diyor?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Ne şekilde söylediğini açıklıyor mu?
OKTAR BABUNA: Açıklamıyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Zil zurna içiyor, “bana böyle ses geldi” diyor. Sonra, “gidin, asın kesin” diyor. Bu, işte en tehlikeli olaylardan bir tanesi budur. Görünmez Mesih (a.s.) inancı. Görünmez Mehdi (a.s.) inancı da çok tehlikelidir. Yani görünmüyor. “Ben duydum” diyor adam, işte buyur. “Mesih (a.s.) geldi bana” diyor. “Allah,” haşa. Zaten Allah diyor, haşa, Mesih (a.s.)’e. “Şarap da kutsal, içtim şarabı, buldum kafayı ve bana söyledi” diyor, buyur. “Ve gittim ne kadar adam varsa milyonlarca adam, gittim şehit ettim” diyor. “Allah bana yine dedi” dese, yine yapar adam.
İşte bu görünmez Mesih (a.s.) inancı, görünmez Mehdi (a.s.) inancının ne kadar tehlikeli olduğunu gösteren apaçık bir delil. Çünkü görünen Mehdi (a.s.) İle konuşabilirsin. Makul olur, anlatırsın, makul bir insan. Ama görünmez Mehdi (a.s.) çok çok tehlikeli. Onun için şimdi İran’dan korkuyorlar. Şimdi mesela biri çıksa dese ki; “Mehdi (a.s.) bana bunu dedi, "git Tel Aviv’i bombala" dedi” dese, işte bu kadar. Onlar da diyecek ki; “Mesih (a.s.) de bize söyledi, "bütün İslam ülkelerine atom bombası atın" dedi” dese, bu kadar. Ondan sonra, “sizi de şimdi bulutlara götürecek İsa (a.s.)” dese, gidip çeker onları da vururlar biraz sonra, onları da öldürürler. “Bakın hepinizi bulutlara çıkarttık” diyecekler. Deliliğin ucu bucağı yok ki. Yani psikopatlığın da ucu bucağı yok. Onun için Mehdiyet akılcılığı, makullüğü, tutarlılığı getiriyor. Şefkati, merhameti getiriyor. Şeytani olduğu belli bunun, rezalet yani. “Allah bana dedi” diyor. Sen Peygamber değilsin, sana Allah nasıl desin? Muhtemelen öyle diyecek, işte “İsa (a.s.)’yı ben gördüm” diyecek, “geldi, kulağıma söyledi” diyecek. “Aksini ispat eden gelsin, çıksın ortaya” diyecek adam. Bak koskoca Amerika’nın devlet başkanı adam, değil mi? Amerika’nın başkanı yani.
OKTAR BABUNA:Bir açıklamanız olmuştu Hocam, demiştiniz ki; “bütün olaylar Mehdiyet ve Ahir zaman etrafında dönüyor. Mesela Amerika’nın Irak’a girmesi, Afganistan’a girmesi, hepsi” demiştiniz, tam teyit ediyor sizin söylediklerinizi Hocam.
ADNAN OKTAR:İşte, “Yecüc-Mecüc oraya doldu” diyor, “Hz. İsa (a.s.) çıkacak. Hz. İsa (a.s.)’ya karşı bunlar bir kuvvet. Hz. İsa (a.s.)’nın karşıtlarını biz burada yok edelim” diyor adam, açıkça söylüyor bak işte, anlatıyor. Millet de diyor ki; “nereden çıkarttın Hz. İsa (a.s.)’nın inişini” diyor. Dünya siyaseti ona göre dönüyor diyorum, onun için böyle iflahını kesiyorlar, yerle bir oluyorsun, inanmıyor adam. Kapına dayanıyorlar diyorum, bak artık çoluğunu çocuğunu öldürüyor adam, o sebeple öldürüyor diyorum, inanmıyor adam, anlamıyor. Şu an sistem dünyada tamamen Mehdiyetin üzerine kurulu, devam ediyor, inşaAllah. Baştan al, şerh ederek anlatırsak daha iyi olur.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.Diplomatic Observer’daki yazı Hocam, Diplomatik Gözlem Gazetesi; “Yecüc ve Mecüc Ortadoğu’da karışıklık çıkartmaya başladı.”
ADNAN OKTAR:Bak şimdi, “karışıklık çıkartmaya başladı.” Tabii ki hepsini yaratan Allah, yani bunları musallat eden de Allah. Irak halkı da o zamanlar tabii nargile çekip kadın oynatıp şarap içip yan gelip yatıyorlardı. Allah bunları musallat ettikten sonra hepsi İslam’a döndüler, Kuran’a döndüler. Saddam, kokaini çekip falan kuduruyordu, oğulları falan. Pavyonda kadın tokatlıyorlardı böyle, rezalet. Gösteriyor, adamları diz üstü yürütüyor falan, eğleniyor böyle, suratlarına içki serpiyor. Yani olmadık kepazelik, tam alkolik muhabbeti yani. Alkolik derken, alkolik olanlara tabii acıyorum ben, onları tenzih ederim de onların böyle cins olanları diyelim, anlaşıldı mı? Sen şimdi devam et. Bak oradaki anormallikleri sana daha devam edeyim, açıklayayım.
OKTAR BABUNA:“Kutsal Kitap’ta öngörülenler doğru çıkıyor.”
ADNAN OKTAR:Bak buyur, adam; “İncil’i ben böyle yorumluyorum” diyor. Mehdiyetin önemini görüyorsunuz, bu gerçeklerin anlatılmasının önemi burada ortaya çıkıyor. Biz anlatmasak yani bak biz bunu anlatamıyoruz, biz anlatmasak Türkiye’yi de işgal edecekti bunlar. İran’ı da, Suriye’yi de işgal edeceklerdi, sıradan gideceklerdi. Bunların yeteri kadar atom bombası stoğu falan var. Adamlar zaten “yazık oluyor bombalara” diyorlar, “bomboş duruyor burada bombalar, yazık” diyorlar. Devam et.
OKTAR BABUNA:“Bana yardımcı olmanız gerekiyor.”
ADNAN OKTAR:Hoppala, bak diyor ki, “ben orada cinayet işleyeceğim, adam öldüreceğim, Müslümanları şehit edeceğim, şimdi tek başıma ben onları doğrayamam. Adam doğramak için kasap var mı biraz daha?” diyor. Eksik adam. Etrafına adam topluyor. Devam et.
OKTAR BABUNA:“Yecüc ve Mecüc Ortadoğu’da iş başında, İncil’deki kehanetler gerçekleşiyor. Bu yüzleşmeyi (Allah’ı tenzih ederim) Allah istiyor. Yeni çağ başlamadan önce bu çarpışmayı kullanarak halkının düşmanlarını yok etmek istiyor.”
ADNAN OKTAR:Bak, “Hz. İsa (a.s.)’nın düşmanlarını yok etmek istiyor” diyor, halkının dediği bu. Yani “Musevilerin de düşmanlarını yok etmek istiyor” diyor. Nitekim adam ne yaptı? Milyonlarca insanı gitti orada şehit etti, yerle bir etti. Zor ikna ettik; “kardeşim bak” dedik, “Mehdi (a.s.)’nin öyle bir kan dökme olayı yok.” Evanjeliklerle ayrı ayrı ayrı görüştük.
OKTAR BABUNA:En önde gelenlerine anlattınız.
ADNAN OKTAR:Önde gelenlerine, hepsine anlattık. Musevilerle de konuştuk, böyle bir şey yok. Dini, İslami, Kurani kaynakları da göstererek. “Damla kan akıtmayacaktır, Mehdi (a.s.) şefkatli olacaktır” dedik. Nihayet anladılar. Bak şimdi çekilmeye başladılar Irak’tan. Yoksa hiçbir şekilde çıkmaya niyetleri yoktu Irak’tan. Silindir gibi ezme yanlısıydılar.
OKTAR BABUNA:Obama’nın danışmanına da anlattınız Hocam bu konuları.
ADNAN OKTAR:Ona çok kapsamlı anlattım. Önce Froman buraya geldi, biliyorsun beni çok seviyor. Konuştuk, “ben gidip konuşacağım Obama’yla” dedi. “Seni anlatacağım, bu konuyu anlatacağım ve ilk Türkiye’ye gelmesi için konuşacağım” dedi. “Sizin barışçıl tavrınızı, sevecenliğinizi, bunların hepsini anlatacağım Obama’ya” dedi. Hakikaten gitti; Obama’yla çok uzun görüştü, konuştu. Obama’yı ikna etti. Obama ilk önce Türkiye’ye geldi. Ziyaret olarak ilk Türkiye’ye geldi. “Türkiye’den başla” dediler, Türkiye’ye geldi ve ondan sonra Amerika’nın dış siyaseti değişti, üslup da değişti. Bu asma-kesme kafasından vazgeçtiler, inşaAllah. Ama şimdi yine İran’dan tedirgin oldular, üslup olarak. Kardeşim yine onlara, biz şimdi sadece televizyondan hitap ediyoruz ama yüz yüze aslında bir çağırın yine, İran’dan o gelen kişileri çağıralım. O diplomatları da çağıralım, bir daha yeniden bir konuşalım. Yani çünkü bak diyor ki Ahmedinejad; “ben Mehdi (a.s.)’yi ışık olarak gördüm” diyor. Şimdi, bu çok tehlikeli bir şey. “Işık bana yaklaştı” dese, “"İsrail’i yerle bir et" dedi bana” dese, ne olacak? Buyur. Olmaz. Mehdi (a.s.) anneden, babadan doğmuş bir insandır, normal bir insan. Muhatap olunan, konuşulabilen bir insandır. O şekilde Mehdi (a.s.) olur mu?
OKTAR BABUNA:Olmaz tabii Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Öbür başka biri de der ki; “bana da göründü, başka türlü bir şey söyledi” der. Çok tehlikeli. Kardeşim yani öyle ifrat tefrit, inanılmaz, çok harika bir dünyaya geldik. Yani dünyanın bu kadar harika olduğunu ben bilmiyordum çocukluğumda, gözlerime inanamıyorum. Yani, rüya alemi gibi.
Adam bak gözlerimizin içine baka baka ne diyor, bütün Türkiye’nin gözünün içine baka baka “ben profesörüm” diyor; “Bediüzzaman Mehdi (a.s.) için şahs-ı manevi demiştir, şahıs dememiştir” diyor, gözümüzün içine baka baka. Samanyolu Televizyonu’na çıkıyor, “Fethullah Hoca’yı çok severim, anlayın” diyor, “onun talebesiyim ben” diyor, “referanslıyım ben ondan” diyor. “Bir bildiğim var ki söylüyorum ve Nur talebesiyim, doğru konuşuyorum ben, bana inanın, öyle bir şey yok” diyor. Kardeşim, yazık değil mi? Bak, yüzlerce binlerce genç var; Afrika’da, Kongo’da, orada burada. Sana inanacaklar adamlar, değil mi? O zaman kalplerinden Mehdi (a.s.) sevgisi gidecek, değil mi? Mehdi (a.s.) beklentisi gidecek. Hz. İsa (a.s.)’ya da karşı beklentisi gidecek, “yok, çünkü öldü” diyor adam. Kuran’a, kardeşim Kuran’da Allah diyor ki; “ölmedi” diyor, adam “öldü” diyor. Ondan sonra o insanların inancı ne olur? Allak bullak olur inançları. Yani samimi inanamadığına samimi kanaati gelecektir bu sefer.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, ayrı. Mesela şöyle diyorlar bir kısmı; “Mehdi (a.s.)’yi göremiyoruz.” Kardeşim dert mi senin görememen yani? Sana ne? Sen inanmak ve desteklemekle mükellefsin. “Göremiyoruz,” olmaz öyle şey. Allah sana ispatla mükellef değil.Bediüzzaman diyor; “imanın nuruyla tanınır” diyor, “o eşhas-ı Ahir zaman.” Göremiyorsan, gözlerini ovuştur. Demek ki var gözünde bir şey yani, değil mi? Doktora git. Ne yapıyor doktor? Gözlük veriyor göremeyene. “Hakikaten şimdi çok net görüyorum” diyor. Doktor ne? Manevi doktora gidecek, inşaAllah. Çok aslında, bu kafada var, diyorlar ki; “Bediüzzaman gibi eser yazsa oradan anlarız” diyorlar, “bir külliyatı olması lazım” diyorlar. Kardeşim şimdi senin karşına alsak mesela herhangi biri bir külliyat getirsek, o Mehdiliğini ispat mı edecek? Mehdiyet öyle değil; vicdani bir konudur bu. Mehdiyet İttihad-ı İslam’ı savunmak. İttihad-ı İslam’ı savunmak ne demek? Bak, Bush’un bu münasebetsiz izahları olur muydu, Müslümanlar birlik olsa? Adam diyor ki; “ben kafayı çektim” diyor. Adam alkol şokuna giriyor, “basın şimdi Irak’a” diyor. Çünkü gariban, parçalanmış, küçücük bir bölge. Hazır yani, çiğnemeye hazır yer. Adamlar uçağa doluşup geliyorlar, “merhaba, biz geldik” diyorlar. “Ne oldu?” diyorlar, “hepinizi keseceğiz” diyor. Şimdi diğer Müslüman ülkeler de onu seyrediyorlar, topluca seyrediyorlar, böyle bir arada. Önce orayı bir güzelce eziyor, “şimdi sıra,” bakıyor, “Afganistan’a sıra geldi” diyor, “bir de orayı ezeyim ben” diyor. Aslında ekonomik kriz olmasa bayağı iştahları yerindeydi. Suriye’yi falan hepsini ezeceklerdi. Para kalmadı, o da var yani. Sırf sebebi o değil yani.
OKTAR BABUNA:Yüz sekiz bankaları battı.
ADNAN OKTAR:Tabii, yüz sekiz banka battı. Bankalar niye battı, nasıl battı, onlar biliyorlar. Yani Hızır (a.s.)’ın nasıl bir görevde olduğunu da biliyorlar.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Nihayet, yavaş yavaş anlata anlata anlata ikna ettik yani, inşaAllah. Fakat Türkiye’de de tabii böyle ilginç tipler var. Onlara karşı da biz bilgilendirme faaliyetine devam edeceğiz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sizin kitabınızda açıkladığınız ayeti okuyayım mı Hocam, Hz. İsa (a.s.)’nin gelişi ile ilgili? Okuyorum inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hani Allah, İsa'ya demişti ki: "Ey İsa, doğrusu seni Ben vefat ettireceğim (müteveffiyke), seni Kendime yükselteceğim (rafiuke), seni inkar edenlerden temizleyeceğim ve sana uyanları kıyamete kadar inkara sapanların üstüne geçireceğim."”
ADNAN OKTAR:Orada ‘mevt’ kelimesi geçiyor mu?
OKTAR BABUNA:Geçmiyor Hocam.
ADNAN OKTAR:‘Mevt’ geçmiyor, değil mi?
OKTAR BABUNA: ‘Teveffa’ geçiyor.
ADNAN OKTAR:Rüyada ‘teveffa’ oluyor mu?
OKTAR BABUNA:Oluyor Hocam. Ayette de okuyayım.
ADNAN OKTAR:Her akşam insanlar, söyle bakayım nasıl geçiyor uykuda?
OKTAR BABUNA:“Allah, ölecekleri (mevt) zaman canlarını alır (teveffa); ölmeyeni de uykusunda (canını alır) (lem temut).”
ADNAN OKTAR:Bak, ‘teveffa’. ‘Mevt’ geçmiyor, değil mi? Alıyor, evet.
OKTAR BABUNA:“Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı (el mevte) verilmiş olanı tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir.” (Zümer Suresi, 42)
ADNAN OKTAR:‘Mevt’ ayrıdır, ‘teveffa’ ayrı. Hoca hani öyle, “ben profum, herkes susar dinler” diye düşünüyordu ama öyle bir şey yok.
OKTAR BABUNA:Sizin “Hz. İsa (a.s.) Gelecek” kitabınızı okursa zaten iyice bilgilenir Hocam, inşaAllah. Bu arada Ehl-i sünnet tefsir alimleri de ‘teveffa’ kelimesini yorumlarken Hz. İsa (a.s.)’nın ölmediği, Allah Katına yükseltildiğini söylüyorlar zaten, inşaAllah. Bazılarını söyleyeyim: Maturidi, Taberi, İbn Kesir, İbn Teymiyye, Muhammed el Kevseri, Elmalılı Hamdi Yazır, Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, bunların hepsi, daha başka alimler de var inşaAllah. ‘Teveffa’ kelimesinin tam ölüm anlamına gelmediğini, ‘mevt’ kelimesinden farklı olduğunu, uykudan alınma gibi olduğunu söylüyor, yani Hz. İsa (a.s.)’nin ölmediğini, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, şimdi Hz. İsa (a.s.) göğe alınırken başka bir boyuta alınıyor. Zaten mecburen uyku halinde alınması gerekir. Bir de aklın ihtiyarını kaldırır o. Aklın ihtiyarının kalkmaması için, bambaşka bir aleme geçiyor, tabii ki rüyaya geçirip uyku haline geçirip ondan sonra alınması lazım. Allah da uyku halindeyken almıştır göğe, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Yine aynı şekilde Nisa Suresi, 157. ayette, şimdi önce onu okuyacağım inşaAllah, ondan sonraki ayete bakacağız. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" (katelna) demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler (ma katelehu) ve onu asmadılar (ma salebe). Ama onlara (onun) benzeri gösterildi (şubbihe). Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler (ma katelehu).” Bir sonraki ayette Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, bilakis (bel) kelimesi geçiyor burada, Arapça, “Hayır; Allah onu Kendi'ne yükseltti (refea). Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” Arapçada, siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, ‘bilakis’ yani ‘bel’ kelimesi kullanıldığı zaman, bu olumsuzluk ifade eden bir cümleden sonra gelirse, Arapça dilbilgisi kurallarına göre kendinden sonra gelen cümle, bir önceki cümlenin tam zıddı demektir. Yani ‘bilakis’, “Allah onu Kendine yükseltti, onu kesin olarak öldürmedi”lerin tersi olmuş oluyor. “Allah onu Kendine yükseltti, yani ölmedii” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Peki, başka bir Peygamber için Kuran’da, Hz. İsa (a.s.) ile ilgili mesela “öldüremediler, ölmedi, Allah göğe yükseltti,” başka Peygamber için geçiyor mu?
OKTAR BABUNA:Geçmiyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bakın, “Hıristiyan inancında yanlış olanları zaten Kuran bize açıklıyor. Mesela “bu yanlıştır’ diyor. Hıristiyan inancında doğru olanları da Kuran vurguluyor. Bak Kuran burada bunu vurguluyor, doğru. Mesela katledilmesi, onlar diyor ki; “Hz. İsa (a.s.) şehit edildi.” Kuran diyor ki; “öyle bir şey olmadı” diyor. İşte bu yanlış, bunu düzeltiyor Allah. Ama göğe çekilme, “bu tamam” diyor, Cenab-ı Allah. “Göğe alındı, Benim yanımda” diyor Allah. “Göğe aldım” diyor. Geri inmesiyle ilgili de açık açık söylüyor; “dünya hakimiyeti olacak” diyor onun geldiği dönemde. “Ehl-i Kitap’ın tamamı ona bağlanacak” diyor ve “seni sevenleri Kıyamete kadar küfrün önüne geçireceğim” diyor, “hakim edeceğim” diyor. Faruk Beşer, elbet şaşar, bunu bilecek inşaAllah. Hiç sesi de çıkmıyor.
OKTAR BABUNA:Ama çok net deliller veriyorsunuz Hocam, Kuran’dan.
ADNAN OKTAR:İnanılmaz şekilde pervasız, hayret edilecek şey. Kimse de bir şey dememiş. Bakın Kütüb-ü Sitte’de kıyafetlerini, dış görünümünü anlatıyor Peygamber (s.a.v.) ve Allah’a yemin ederek anlatıyor. Allah’a yemin ederek izah ediyor. “Yok, öyle bir şey yok” diyor. “Ben Ehl-i sünnetim, Bediüzzaman’ı da çok seviyorum, Fethullah Hoca’yı da çok seviyorum ve bu böyledir” diyor ve adeta insanlar da hipnoz olmuş gibi onu dinliyorlar. “Bak, ne şahane konuştu adam” diyorlar. Çıkıyor zaten, o anlattığında, ilginç bir sesi de var zaten, adamlar diyor; “mübarek nasıl güzel konuşuyor” diyorlar. Devam et Oktar.
OKTAR BABUNA:Yine Nisa Suresi, 159’da Allah şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınırız; “Andolsun, Kitap ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü, o da onların üzerlerine şahit olacaktır.”
ADNAN OKTAR: Bak, Kitap Ehli var, Hz. İsa (a.s.) gelmiş, şimdi adamlar diyor ki; Hz. İsa (a.s.) geldiğinde, adam mesela yetmiş yaşında, “mutlaka iman edecek, ondan sonra ölecekler” diyor. Mucize meydana geliyor. “Herkes Hz. İsa (a.s.)’ya iman edecek” diyor. Bakın bu hiçbir Peygamber için söylenmemiştir. Ne bizim Peygamberimiz (s.a.v.)’e, ne Hz. Nuh (a.s.)’a, ne Hz. İbrahim (a.s.)’e, Hz. İshak (a.s.), Hz. Yakup (a.s.), hiçbirine söylenmiyor, bir tek ona söyleniyor. Adamın dikkatini çekmiyor bu. “Niye Allah sadece bu Peygamber için bunu söylemiştir?” demiyor. Bir harikuladelik yok mu bunda? “Sana iman etmedik hiçbir fert kalmayacaktır” diyor, Ehli Kitap’tan. Bir tek Hz. İsa (a.s.) için söyleniyor ve ayrıca diyor ki; “seni sevenleri Kıyamete kadar küfrün üzerinde tutacağım.” Derdi Allah, Peygamberimiz (s.a.v.)’e söylerdi, Nuh (a.s.)’a, İbrahim (a.s.)’e, herkese söyleyebilirdi, değil mi? Ama dememiş, “sadece senin için” diyor Allah, Hz. İsa (a.s.) için söylüyor. Kardeşim Kütüb-ü Sitte’de Peygamber (s.a.v.)’in yemin ederek o kadar çok hadisi var ki tevatür şeklinde; kıyafetleri, şekli şemaili, hepsini anlatıyor. İnkar etmeleri mümkün değil. Adam göğsünü gere gere inkar ediyor. Hem adamı Ehl-i sünnet kabul ediyorlar, hem Nur talebesi kabul ediyorlar, hem Fethullah Hoca’nın talebesi kabul ediyorlar, saygıyla dinliyorlar. Biz de tabii gereken cevabı veriyoruz, inşaAllah. Devam et Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, o ayete Arapça dilbilgisi yönünden de bakıldığı zaman orada ‘kable mevtihi’, yani ölmeden önce ifadesinde yer alan ‘o’ zamiri, tefsir alimlerinin hepsinin kabulüne göre Hz. İsa (a.s.)’ya işaret ediyor. Zaten orada geçen kelime Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, ‘hu’ kelimesi, Kuran’da Kitap ehli için bütün ayetlerde ‘hum’ kelimesi geçiyor. Buradaki ayette ise ‘hu’ eki kullanılıyor, yani tekil olarak. ‘Hum’ çoğul olarak kullanılıyor Arapça dilbilgisinde, ve ‘hu’ eki de bu ayette geçen tekilliği ifade ediyor. Dolayısıyla Hz. İsa (a.s.)’ya baktığının bir delili de bu olmuş oluyor, gramer yönünden de inşaAllah. Bütün tefsir alimleri de bunu kabul ediyorlar zaten, Hz. İsa (a.s.)’ya da baktığını inşaAllah, Hz. İsa (a.s.) ölmeden önce anlamında inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Zaten öbür türlü anlamı, hiçbir Peygamber için söylenmemiş öbür türlü anlamı. Bu türlü anlamı da çok açık ve tam karşılığı olmuş oluyor. Mesela biz deriz ki; “buraya geldi” dersin, eğer bunu değiştirmeye kalkarsan “bur ayı, ayı bur, gökteki ayı bur, buraya gel.” Yani bu akıl almaz bir zorlama olmaz mı? İmkansız değil, hiç imkansız değil. Adam “teknoloji belki bir gün şey yapar, ay burulur, bilmem ne” diyebilir ama bunun bu anlamda olmadığı belli. İlk ve net anlamı esastır ve diğer ayet de bunu teyit ediyor zaten. Ayet ayeti teyit eder Kuran’da. “Ehli kitaptan herkes iman edecek” diyor ve “seni seven herkes küfre üstün kılınacak” diyor. Birbirine mutabık, değil mi? “Allah onların tuzaklarını bozdu” diyor. Tuzak nasıl bozulur? Ayrıca Kütüb-ü Sitte’ye baktığımızda da tamamı bu ayetlerle dolu. Bir de eğer yanlış bir şey olmuş yani aksi olmuş olsa, Kuran şiddetle üzerine gidiyor. Teslis inancının şiddetle üzerine gidiyor Allah. Mesela “öldürmediler” konusunun şiddetle üzerine gidiyor Allah, iki kere tekrarlıyor. “Ma katelehu” diyor Allah, bir daha vurguluyor. Yani şiddetle vurgular. Ama yeniden ineceği konusunu tam destekleyen ayetler var. Çünkü mühim bir inanç bu Hıristiyanlıkta, Hz. İsa (a.s.)’nın inişi temel inançlardan bir tanesi, çok mühim bir şeydir. Hıristiyanlığın şu an ana konusu adeta, ana konularından birisi. Dolayısıyla Kuran’ın böyle mühim bir olaya cevap vermemesi mümkün değil. Hepsine cevap vermiş Kuran, Cenab-ı Allah, tek tek. Bu konuyu da tam destekler mahiyette ifade ediyor Kuran. Dolayısıyla Hz. İsa (a.s.)’nın inişinin hak olduğu ve gerçek olduğu açık ortada. Bediüzzaman da bunu açıkça belirtiyor.
Bir de Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerinin tamamı oldu. Mesela bak Museviler, buraya gelen hahamlar, “Kral Mesih’in” yani Mehdi (a.s.)’nin “çıktığına biz de inanıyoruz” diyorlar. Yani samimi kanaatleri var. “Mehdi (a.s.) hakikaten çıktı” diyorlar. Kral Mesih, Mehdi (a.s.). Ve “İsrail’in dışından gelecek” diyorlar. “Hakikaten bizleri de kurtaracak o” diyorlar. Yani “Müslüman alemini de kurtaracak, bizi de kurtaracak” diyorlar. Adamların net kanaatleri, inşaAllah ve gittikçe de bu pekişiyor.
OKTAR BABUNA:Bu bahsettiğiniz hahamlar da Hocam, Sanhedrin; hahamların en üst kuruluşu, en üst hahamlar olmuş oluyor, yetmiş hahamdan oluşan inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Devam et.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Bu ayeti büyük İslam alimi Taberi de tefsir ediyor zaten, inşaAllah; “Ehl-i Kitap'tan her biri, Hz. İsa (as)'nın ölümünden önce, o, Deccal'i yok etmek üzere yeryüzüne indiğinde ona iman edecektir. O zaman bütün milletler İslam adına tek bir millet haline geleceklerdir” diyor Taberi’de tefsirinde.
ADNAN OKTAR: Beşer bir yerde çıksa televizyona, bir telefon bağlantısı falan mümkün olsa konuyu ona anlatacağım, inşaAllah. İlimle, bilgiyle tabii, akılla inşaAllah. Bediüzzaman’ın izahlarıyla tam konunun ortasından anlatacağım, inşaAllah. Bir de bunu, bilmiyorum nasıl destekliyorlar. Samanyolu Televizyonu’nda çalışanlar aklı başında, takva insanlar, Kuran’ı çok iyi bilen insanlar, hadisi çok iyi bilen insanlar, bunu nasıl dinliyorlar ben anlamıyorum. ‘Haklısın’ nasıl diyorlar? ‘Haklısın’ deyince o da aynı kafada, aynı mantıkta olmuş olur o zaman. O zaman çıksın desin; “arkadaş, biz televizyon kanalı olarak Buhari, Müslim’de geçen hadislerin hiçbirini kabul etmiyoruz. Bediüzzaman’ın dediklerini de kabul etmiyoruz. Biz yeni bir ekol çıkardık” demeleri lazım, bir. Bunu demeyeceklerine göre ne yapmaları gerekiyor? “Bu adam yanlış söyledi” demeleri gerekir. Mutlaka onu düzeltecek birini çıkarmaları lazım televizyon kanalına. Çünkü vahim bir hata yapılmıştır. Eğer buna karşı suskun kalırsa Samanyolu Tv, bunu kabul etmiş olur. Kabul ettin mi bambaşka bir şey ortaya çıkmış oluyor o zaman. Bambaşka bir inanç bambaşka bir felsefe ortaya çıkmış olur. Allah vermesin. Onun için bu vahim hatayı mutlaka gidermeleri lazım. “Ne yapalım, söyledi” olmaz. Gelse bizim burada, birisi garip bir söz etse, biz onu mutlaka düzeltiriz. Ortada kalmaz o söz. Onu mutlaka düzeltmesi lazım Samanyolu Tv’nin. Çıkarsınlar bir alim, bir arkadaş; Kütüb-ü Sitte’deki hadislerin hepsini okusunlar, Bediüzzaman’ın izahlarını okusunlar, “gerçeği budur” desinler, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, doğru olmayan bir şey söylüyor, onu desteklemek için arka arkaya yanlış şeyler, doğru olmayan şeyler söylüyor. Mesela siz dün açıklamıştınız, bir tane daha var, böyle bir iddiası var. “Hz. Muhammed (s.a.v.) ile Peygamberlik bitmiştir” diyor, “artık bir daha Peygamber gelmeyecektir” diyor. Halbuki siz açıkladınız, bu da doğru değil, doğru bir iddia değil. Hz. İsa (a.s.) geldiğinde zaten Peygamberimiz (s.a.v.)’in şeriatına, Kuran’a tabi oluyor.
ADNAN OKTAR:Genel kültürü de yok, din hakkında da bilgisi de yok. Miraç’ta Peygamberimiz (s.a.v.) ile görüşmüştür, canlı olarak, bedeniyle görüşmüştür ve sahabesidir, sahabesi olmuştur Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Sahabesi olarak geliyor. Ona tabi olan, onun ümmetinden bir insan olarak geliyor. Ama unvanı Peygamberdir tabii ki. Ama bir kitap getirmiyor. Bir hüküm getirmeyecek, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Mesela Suyuti El İ'lam bi Hukmi İsa’da diyor ki; “Kırk yıl Allah'ın Kitabı ve benim sünnetimle hükmeder, vefat eder” diyor. Gelişi net olarak kırk yıl. Ayrıca, Hakim El Müstedrek’te; “Meryem oğlu İsa (a.s.), Hz. Muhammed (sav)'i tasdik ederek, onun milleti (dini) üzere bir imam olarak ve adaletli bir hakem (hüküm verici) olarak inecek ve deccali yok edecektir.” Çok açık bir şekilde, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, her yerden kardeşlerimiz Hocaya cevaplar yazmışlar. Mektubat’tan da yazmışlar. Bakın “"Hz. İsa (a.s.)’nın inişini akıllarınca uzak görüp şahs-ı manevi olacağı zanlarına kapılanlara imanı zayıf insanlar" dedi” diyor Bediüzzaman için. Doğru. “Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm'ın geleceğini ve Şeriat-ı İslâmiye ile amel edeceğini, Deccal'ı öldüreceğini" imanı zaîf (zayıf) olanlar istib'ad ediyorlar.” “Akla uzak görüyorlar” diyor. Demek ki böyle adamlar çıkacağını söylemiş. Faruk Beşer elbet şaşar tarzı kişiler için bak önceden bildirmiş Bediüzzaman. “Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm'ın geleceğini ve Şeriat-ı İslâmiye ile amel edeceğini, deccali öldüreceğini imanı zaîf (zayıf) olanlar i red ediyorlar” diyor. “Hz.İsa (a.s.)’nın geleceğini,” bizzat geleceğini Hz. İsa (a.s.)’nın, şahs-ı manevisi demiyor. Bak, “Hz. İsa (a.s.)’nın geleceğini ve Şeriat-ı İslam’la amel edeceğini ve deccali öldüreceğini imanı zayıf olanlar red ediyorlar.” “İstib’ad ediyorlar, aklı uzak görüyorlar” diyor, inşaAllah. Başka yerlerde de bunu Bediüzzaman çok sık vurguluyor, inşaAllah. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Yine Alusi El Cevab-ı El Fesih’te “Hz. İsa (a.s.) Ümmeti Muhammed'e Peygamber olarak değil; Şeriat-ı Muhammediyyeyi (İslamiyet’in esaslarını) tatbik etmek için gelecektir” deniyor Hocam. Çok net ifade olarak, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Başka ne öyle milletin kafasını bulandırmak gibi bir üslubu var. Hani milletin hamiyet hislerinden istifadeyle Hz. İsa (a.s.)’nın gelmeyeceğini ispata çalışıyor. Hadisle değil de bu tip bir demagoji üslubuyla etkilemeye çalışıyor. Bir izahı daha var onun, onu da söyle bakalım. Diyor ya; “Hz. İsa (a.s.) Peygamber gelmeyecek” diyor. Biraz önce okumuştun, onun devamında var onun konuşması.
OKTAR BABUNA:Bakayım Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, “aksi takdirde Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yapamadığını Hz. İsa (a.s.) yapacak ve nihayetinde son Peygamber o olacak demek İslam akidesine aykırıdır.” Bak, kurnazlık yapıyor. Milletin Peygamberimiz (s.a.v.)’e olan sevgisini bir nevi suistimal etmiş oluyor. Bakın diyor ki; “aksi takdirde de” yani biz diyeceğiz ki; “buraya gidemiyoruz, buraya da gidemeyeceğimize göre, Hocanın dediğini kabul edelim” diyeceğiz. Sanki bizi açmaza sokuyor kendince. B4ak, “aksi takdirde Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yapamadığını Hz. İsa (a.s.) yapacak.” Kardeşim, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kumandanları vardı, gönderiyordu; adamları yerle bir edip geliyorlardı. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yapamadığını yapıyordu ama onun kumandanı olarak yapıyordu. Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v.) yapmış oluyor onu. Şu akıl mı? Hz. İsa (a.s.) sahabesi olarak geliyor ve İslam ahlakı dünyaya hâkim oluyor. Mehdi (a.s.) nedir? Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in torunu, onun evladı, onun kumandanı. O zafer kazandığında kim zafer kazanmış oluyor? Peygamber (s.a.v.) zafer kazanmış oluyor. Genelkurmay Başkanı mesela bir yere kolordu kumandanını gönderir de zafer kazanılırsa kim tebrik ediliyor?
OKTAR BABUNA:Genelkurmay Başkanı, evet.
ADNAN OKTAR:Genelkurmay Başkanı tebrik edilir. Tamam. Ama o Hocaya göre öyle değil, bir de dünya hakimiyetini Hz. Süleyman (a.s.) yaptı. Peygamber Efendimiz (a.s.) zamanında olmadı değil mi? Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yapamadığını Hz. Süleyman (a.s.) yaptı diye biz hayıflanacak mıyız haşa? Allah’ın takdiri o. Zülkarneyn de dünya hakimi oldu. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında olmadı ama oldu. Peygamberimiz (s.a.v.)’den ha 1400 sene sonra olmuş, ha 1400 gün sonra olmuş, ha 14 saat sonra olmuş, ne fark eder? Peygamberimiz (s.a.v.) dünya hakimi olun demiş mi ümmetine? Demiş. Bize emir vermiş mi? Kuran’da, Cenabı Allah, ayetlerle bunu bize belirtmiş mi? Tamam. Peygamberimiz (s.a.v.)’in emrini yerine getirip dünya hakimi oluyoruz. Dünyaya hakim olunca Peygamberimiz (s.a.v.)’in, baş kumandanımızın emrini yerine getirmiş olacağız. Zafer yine onun. Burada kurnazlık yapıp o zaman diyeceğiz ki; “Peygamber (s.a.v.) zamanında dünyaya hakim olmadığına göre İslam ahlakı, bizim ne haddimize. Peygamber (s.a.v.)’in hakim edemediğini biz mi hakim edeceğiz? O zaman biz vazgeçelim” diyeceğiz. Kurnazlığı bak, çok çok acayip bir kurnazlık. Buna Müslümanlar çok dikkat etmeli. İslam ahlakının dünya hakimiyetini suç gibi gösteriyor o zaman, “Peygamber (s.a.v.)’in yapamadığını sen mi yapacaksın?” diyecek. Adam da, “haşa, biz yapamayız o zaman” diyecek, değil mi? “Hah, şöyle ol” diyecek. Uyanıklık yapıyor kendince.
Biraz ara verelim sonra devam ederiz.
SUNUCU 1:Sevgili dinleyicilerimiz güzel sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz. Evet, sevgili Hocam nasıl devam etmek istiyorsunuz?
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, siz daha önce söylemiştiniz, bir ayette de Allah, şeytan’dan Allah’a sığınırım; “O kıyamet için bir ilim, alamettir” diye buyuruyor demiştiniz. Hiçbir Peygamber için de bu şekilde başka bir ifade olmadığını söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR:Bakın Samanyolu’ndaki kardeşlerime ve o camiadaki kardeşlerime de söylüyorum; o arkadaşın sözünü kabul anlamına gelir, orada o kişiyi konuşturmak. Mutlaka bunun cevabını versinler. “Evet, o hadis-i şerifin ifadesiyle Hazret-i İsa (a.s.)'nın semavi nüzulü kat’i olmakla beraber,” “katidir” diyor. “Hatta Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulü dahi ve kendisi İsa (a.s.) olduğu nuru iman dikkatiyle bilinir, herkes bilemez.” Burada şahs-ı manevi yok, dürüst olacaklar. Bakın “Hatta Hz. İsa (a.s.)’nın nüzulü,” şahs-ı maneviye Hz. İsa (a.s.) denilir mi? “Ve kendisi,” bak, “kendisi, İsa (a.s.) olduğu nuru iman dikkatiyle bilinir, herkes bilemez.” Yani “o şahsı tanımak, Hz. İsa (a.s.)’yı tanımak imanın nuru ile mümkündür” diyor. “Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakikî Îsâ olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun mukarreb ve havassı, nur-u iman ile onu tanır.” Burada şahs-ı manevi yok. Camia adına kabul etmiş olur o adamın dediğini, bu olmaz. O zaman Kütüb-ü Sitte’yi komple kabul etmeme anlamına gelir. O zaman bambaşka bir din anlayışı çıkar. Bambaşka bir şey çıkar ortaya. Bakın “İsa Aleyhisselâm'ı nur-u îman ile tanıyan ve tâbi olan cemaat-ı ruhaniye-i mücahidînin kemiyeti,” “İsa (a.s.)’yı nuru imanıyla tanıyan,” İsa (a.s.). Bakın Peygambere hitap var burada, İsa (a.s.)’ya. “Ancak hârika ve mu'cizatlı (mucizeler sahibi) ve umumun makbulü (umumun kabul ettiği) bir zât olabilir ki: O zât, en ziyade alâkadar ve ekser (birçok) insanların peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselâm'dır.” Deccale karşı. “Deccale karşı gelecek” diyor ve burada da zat olduğu, şahıs olduğu açık açık belirtiliyor.
Bunun telafi edildiğini, inşaAllah yakın zamanda görürüz, bu konunun. Bak “sema-i dünyada (gökler aleminde) cesediyle (insani bedeniyle) bulunan ve hayatta olan Hazret-i İsa.” Ne diyor adam? “Öldü” diyor. “Cesedini de gömdük, burada” diyor. Bak burada ne diyor Bediüzzaman? “Sema-i dünyada (gökler âleminde) cesediyle (insani bedeniyle) bulunan,” değil mi? İnsan beşer, şaşar ne diyor? “Cesedi burada duruyor” diyor. Bak, Bediüzzaman ne diyor? “Sema-i dünyada (gökler âleminde) cesediyle bulunan” diyor. “Cesedi gökte, ruhu da gökte” diyor ve “hayatta olan,” canlı olan, hani ölüydü? “Ölü” diyordu. “Hayatta olan Hazret-i İsa, belki âlem-i âhiretin (ahiret aleminin) en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi” diyor, Hocanın dediği gibi, “yine şöyle bir netice-i azîme (büyük bir son) için ona yeniden ceset giydirip (bedeniyle) dünyaya göndermek o Hakîm'in hikmetinden uzak değil belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için va'detmiş ve va'dettiği için elbette gönderecek” diyor. Yani “sizin dediğiniz gibi olsa da yine gönderecek” diyor. “Ceset giydirip gönderecek.” Ki “değil” diyor, Allah. Bediüzzaman da öyle söylüyor. “Gökte bedeniyle bulunuyor, cesediyle bulunuyor” diyor, inşaAllah. “Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet,” şu an ayrı ayrı olduğu için mağlup oluyorlar, “ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına (akımına) galebe edip dağıtacak istidadında iken” yani “Hıristiyanlar ve Müslümanlar birleşirse dinsizliği dünyadan yok ederler” diyor. “Böyle bir istidat varken” diyor, “âlem-i semâvatta,” semavat aleminde, “cism-i beşerîsiyle,” bedeniyle, “cism-i beşerîsiyle,” bedeniyle, cesediyle, “insani cismiyle bulunan şahsı Hz. İsa (a.s.),” şahs-ı manevisi değil bakın, “şahsı Hz. İsa (a.s.)” İsa (a.s.) bizzat kendi, “o din-i hak cereyanının başına geçeceğini,” lider olarak başına geçeceğini, “bir Muhbir-i Sadık,” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in beyanına dayanarak, “bir Kadîr-i Külli Şey’in,” Cenab-ı Allah’ın Kuran’da bildirdiği ayetlere dayanarak, “vaadine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır, madem Kadîr-i Külli Şey (her şeye muktedir olan Allah) vaad etmiş, elbette yapacaktır.” “Hz. İsa (a.s.)’yı gönderecektir” diyor.
Şimdi bunu koskoca bir camia, Faruk Beşer kafasıyla, “biz bunu kabul ediyoruz” derse, bu onlara olan hüsn-ü zannı yerle bir eder. Mutlaka bu hatanın düzeltilmesi lazım, bu çok vahimdir, bu. İnşaAllah. Sessizlik de kabul anlamına gelir. Cevap vermemek, kabul anlamına gelir. O zaman hiç bir hüsn-ü zan kalmaz çünkü bütün Kütüb-ü Sitte’nin tamamı kabul edilmiyor anlamına geliyor o zaman, değil mi? Yepyeni bir din, yepyeni bir felsefe demektir bu. Bunu hiç kimse kabul edemez. Böyle bu kadar mukaddes, bu kadar değerli bir camiayı böyle töhmet altında bırakmak kimsenin haddine değil. Bunu mutlaka temizlemek lazım, bu izahı. İlmi olarak, akılcı olarak. Kısa bir notla Samanyolu’na çıkartsınlar bir tane alim Hocaefendiyi, bu konuyu izah etsinler.
Biraz da Kütüb-ü Sitte’den oku.
OKTAR BABUNA: Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor; “Onunla (İsa (a.s.) ile) benim aramda hiçbir Peygamber yoktur. O şüphesiz inecektir. Onu gördüğünüz zaman tanıyın”
ADNAN OKTAR: Bak “şüphesiz inecektir.” “İnecektir” diyor. “Onu gördüğünüz vakit tanıyın.”
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz, tanıtıyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak, eşkalini, dış görünümünü bildiriyor.
OKTAR BABUNA: “O, orta boylu,”
ADNAN OKTAR: Kardeşim şahs-ı manevinin orta boyu olur mu?
OKTAR BABUNA: Olmaz Hocam.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Evet.
OKTAR BABUNA: “Beyaza çalar kırmızı renktedir.”
ADNAN OKTAR: Bak cilt rengini veriyor, şahs-ı manevi beyaza çalan kırmızı renkte olur mu? Kardeşim bunu demeye bizi mecbur ettiriyorlar, inanılır gibi değil yani. Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:“Sarıya boyalı iki elbise içinde olacak.”
ADNAN OKTAR: Şahs-ı manevinin sarıya boyalı iki tane elbisesi olmaz. Geldiğinde orijinal elbisesi ile gelecek Hz. İsa (a.s.). O şekilde göğe alındı. Ayağındaki o ayakkabısı sandalet tarzında, ayak arasından geçiyor. Üzerindeki o kıyafeti, cebindeki bozuk parası, ayna, tarak ve şahsi eşyaları ve mendili hepsi yanında olacak. Ben onları o gözüne yaklaştırıp göstereceğim, artık öyle diyeyim yani. Gitsinler karbon metodu ile baksınlar, ne metotla bakıyorlarsa baksınlar. İki bin yıllık olduğunu da görecekler. Ama bedeni aynısıdır, 33 yaşındaki gibidir, maşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Yağmur yağmasa da saçından su damlayacaktır.”
ADNAN OKTAR: Şahs-ı manevinin saçı olur mu? Bu kadar berrak ve diri, saçı dolgun; ıslak gibi görünüyor, güzelliğinden, kalitesinden dolayı.
OKTAR BABUNA:“İnsanlarla İslam için savaşacaktır.”
ADNAN OKTAR: Allah yolunda İslam’ı, Kuran’ı yaymak için gayret edecek.
OKTAR BABUNA:“Deccali yok edecek, sonra yeryüzünde tam kırk sene kalacak.”
ADNAN OKTAR: Kırk sene. Allah ömrünü uzun etsin mübareğin, inşaAllah. Kırk yıl kalacak, evet.
OKTAR BABUNA:“Sonra ölecek ve namazını Müslümanlar kılacaklardır.”
ADNAN OKTAR: Hani ölmüştü? Bak, “sonra ölecek” diyor, değil mi? “Müslümanlar cenaze namazını kılacaklar” diyor. Bunu kim söylüyor? Allah’ın Resulü (s.a.v.) söylüyor. Nerede söylüyor?
OKTAR BABUNA:Buhari, Müslim, Ebu Davud ve Tırmizi, Büyük Hadis Külliyatı, Rudani, 5.cilt, sayfa 380’de.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, tevatür haddindedir bunlar, Tevatür yani reddi mümkün değil. Bunu reddetti mi, Kütüb-ü Sitte’de ne kadar hadis varsa, tamamını reddetmesi gerekir, yani bunu kabul etmiyorsa, tamamını. Ve fıkıha ait bütün bilgileri reddetmesi gerekir. O yepyeni bir din demektir, bambaşka bir şey ortaya çıkar, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam. “Nefsim kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki,Meryem oğlu İsa (a.s.)'nın adalet sahibi olarak inmesi yakındır. Ebu Hureyre/Buhari, Büyu 102, Mezalim 31, Enbiya 49, Müslim ve Ebu Davud’ta, Tırmizi’de.
ADNAN OKTAR: “İnecek” diyor, Cenab-ı Allah’ın izni ile, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “İmamınız kendinizden olduğu halde.”
ADNAN OKTAR: İmam Mehdi (a.s.), evet.
OKTAR BABUNA: “Meryem oğlu sizin içinize indiği zaman sizler nasıl olursunuz?”
ADNAN OKTAR: Bak, “Meryem oğlu.” Özellikle de söylüyor ki; Peygamberimiz (s.a.v.), mübarek bunları biliyordu. Bunların böyle şahs-ı manevi, şu, bu falan diyeceklerini biliyor. Onun için öyle bir kilitlemiş ki Peygamberimiz (s.a.v.), dillerini böyle çevirmiş, otuz kere çevirmiş, tam kitlenmişler. Artık doğru söylemeyecek hallerine bırakmamış. Bediüzzaman da kilitlemiş, öyle bir kilitlemiş ki Bediüzzaman’dan hiçbir şekilde kurtulamıyorlar, hadislerden de hiç bir şekilde kurtulacak gibi değiller. Cenab-ı Allah onları tam kilitlemiş. Bak buna rağmen debeleniyorlar, inanılır gibi değil. Bak, “imanı zayıf olanlar reddederler” diyor Bediüzzaman. İnişini, “Hz. İsa (a.s.)’nın inişini reddediyorlar” diyor, “imanı zayıf olanlar.” Evet, devam et.
OKTAR BABUNA:“Kıyamete (deccal ile savaşa) kadar benim ümmetinden bir grup hak üzere galip olarak çarpışacaktır Ve İsa b. Meryem (a.s.) gökten nüzul ettiğinde onların emiri (Mehdi (a.s.)) kendisine, "Gel bize namazı kıldır" der. Ancak O "şu ümmete Allah'ın bir ikramı olarak sizin biriniz, diğerlerinize emirdir" cevabını verir.” (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir zaman, s. 80)
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) geliyor, “namazı sen kıldır” diyor. Mehdi (a.s.) ilerliyor, sonra pişman oluyor Mehdi (a.s.) yine utanıyor, “efendim, siz kıldırın” diyor. Bu sefer sırtından itiyor Hz. İsa (a.s.), “iki omzundan iterek onu zorla imamlığa geçirir” diyor. ‘Allah-u Ekber’ diye tekbir aldığında İslam ahlakı dünyaya hakim olmuş oluyor işte, artık tam imama iktida etmiş oluyor, imamlığını kabul etmiş oluyor, artık Mehdi (a.s.) baş kumandan olmuş oluyor, bütün dünyanın baş kumandanı, değil mi? Hıristiyanlık da ona bağlanıyor, Museviler de ona bağlanıyor ve herkes ona bağlanmış oluyor, inşaAllah. İsa Mesih (a.s.) de onun veziri olarak ona yardımcı olacak, inşaAllah. Yani millet, insanlar insan görecekler.
Şimdi geçenlerde ünlü bir kardinal haber göndermiş, “İsa (a.s.) geldi mi?” diye bana soruyor. “Geldi” dedim. Ama yanıyor tabii, detay istiyor. Detay yok, detay vermem. Asıl merak eden kim biliyor musun? Söyleyeyim mi? Papa çok merak ediyor. Papa çok merak ediyor. Bir mübarekten, çok sevdiğimiz bir mübarekten aracılık yapmasını istemiş görüştürmek için. Çok sevdiğimiz mübarek bir insandan. Ben detay vermeyeyim şimdi. Bilgi almak istemiş, görüşmek istiyor. Önümüzdeki günlerde görürsünüz, neyi kast ettiğimi, kimi kast ettiğimi görürsünüz. Çok muhterem ve büyük bir insan, onun sırf aracılık yapması için özel olarak onun yanına gitti Papa, özel olarak ve istirham etti. Falanca kişi ile görüşmek istiyorum diye, anlaşıldı mı? Bilgi almak istiyor. Bilgi vermem.
OKTAR BABUNA: Siz demiştiniz Hocam; “memleket, mahalle, şehir söylemem” diye inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın, Mehdi (a.s.) konusunda nasıl eminsem, İsa (a.s.) konusunda da öyle eminim. Benim söyleyip de olmayan bir olay olduğunu gördün mü Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Hiç görmedim Hocam. Hiç ama yani.
ADNAN OKTAR: Okuyup, duydunuz mu yani? Mesela dersin; “Hoca şunu söyledi, çıkmadı” dersiniz, değil mi? İnsanlık hali. Her dediğim çıktı. Yüzde yüz emin olmadığım bir şey söylemem, inşaAllah. Bak %99 demiyorum, %100 eminim, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir örnek vereyim mi Hocam? Ekonomik kriz başladı, altı ay içinde bitecek diye haberler çıkıyordu. Siz dediniz ki 2014’e kadar devam edecek. Siz bu açıklamayı yaptıktan yaklaşık bir sene sonra olabilir, IMF açıklama yaptı; “2014 kadar devam edecek” diye Hocam.
ADNAN OKTAR: Obama geçen günler, hafif böyle.
OKTAR BABUNA: Birkaç yıl daha sürer.
ADNAN OKTAR: Yani cümle uygun düşmez çünkü Obama’ya ben şefkat duyuyorum. Onun için öyle, biraz birkaç… doğru söylemiyor. Ağır yapması; bak, Allah’a karşı ağır yapılmaz, kur yapılmaz, birkaç sene olmadığını biliyor. 2014’e kadar dedim, 2014’e kadar. Çıksın, açık açık söylesin, 2014’tür. Öbüründe dürüst konuşmamış oluyor. Ben net söylüyorum, 2014’e kadar devam edecek. Bak ne kadar güzel ki 2014’ten sonra çözülüyor, Allah çözmeyebilirdi. Kimlerin ve neyin yüzü hürmetine çözdüğünü de insanlar bilirler, inşaAllah. Allah’ın izniyle. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Buhari’den okuyayım mı Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Oku oku da inşaAllah, o şaşar Beşer bir duysun.
OKTAR BABUNA:Sahih-i Buhari ve Tercümesi. Şöyle inşaAllah Hocam, hadiste; “Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, muhakkak ileride Meryem oğlu İsâ sizin içinize adaletli bir hakem olarak inecektir. O zaman o, salibi kıracak, domuzu öldürecek, cizye vergisini kaldıracak, mal o kadar çoğalacak ki, hiçbir kimse mal kabul etmeyecek.” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, o kadar çok hadis var ki. Ehl-i sünnet alimlerinden bir tane aksini söyleyen yoktur. Bu Faruk Beşer nasıl bir insandır da böyle oturup göğsünü gere gere bütün Ehl-i sünnet ulemasının, Şiilerin, Vahabilerin, herkesin kabul ettiği bir gerçeği Kuran’da üç tane ayetle ve yüzlerce hadisle açıklanmış bir gerçeği göğsünü gere gere reddediyor. Ve Samanyolu TV de göğsünü gere gere onu millete dinletiyor?
OKTAR BABUNA:Sizi hesap etmedi Hocam, Allah-u alem.
ADNAN OKTAR:EvelAllah. Seyyid Battal Gazi gibi. Ve sakinleşmem diye bir konu da yok. Asla yakasını bırakmayacağım, asla. Böyle ümmete yanlış bilgi vermek çok acayip bir olay, çok çok acayip. Dürüst ve samimi bilgi verecek, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Allah razı olsun. Siz bir delil daha vermiştiniz Hocam, inşaAllah. Maide suresi 110. ayette, Allah; “Kitab’ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğrettim” diyor Hz. İsa (a.s.)’ya. Siz demiştiniz ki; hiçbir Peygambere üç kitap, burada ‘Kitap’ Kuran anlamına geliyor, diğer yerlerde de geçiyor ‘Kitap’, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettiğini Allah hiçbir yerde bildirmiyor, başka bir Peygamber için diye söylemiştiniz, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi bakın asıl o üç ayet. Asıl delil ararken şimdi bunlar zaten onlara müsait tipler, ona gerek yok, öyle şeye. Bu “Kitab’ı, hikmeti,” belki tevil edebilir onu. Ama bakın diyor ki, hiçbir Peygamber için söylenmemiş; “Hz. İsa Mesih (a.s.) Kıyamet için bir alamettir.” Bitti. Çok net ayet, çok net. “Sana uyanları” diyor, hiçbir Peygambere söylenmiyor ama sadece ona, “seni sevenleri Kıyamete kadar dünya hakimi edeceğim” diyor. Bu Mehdiyet işte, çok net. Bakın bir de ne diyor Cenab-ı Allah? Hiçbir Peygambere söylenmiyor, bir tek ona mahsus; “Ehl-i kitaptan sana iman etmedik hiçbir fert bırakmayacağım, hepsini iman ettireceğim” diyor Allah. Bir mucize ve o devre girdik. Bu debelenmeler falan ondan, çırpınmalar. Harika bir dönemdeyiz. 10 yıl sonra, sizleri Hz. İsa (a.s.) ile görüştüreceğim. Ben de buradayım, siz de buradasınız inşaAllah. Mehdi (a.s.)’yi de göreceksiniz. Faruk Beşer Hoca bakalım nasıl açıklayacak, bakalım konuları açıklayabilecek mi?
“Hayırlı akşamlar canımın içi kıymetli Hocam.” Bu ne sevgi böyle Gamze. Gamze diye bir kardeşimiz yazmış. “Hz. İsa (a.s.) Allah Katına alındığında uyur halde miydi?” Evet. O, benim canımın içi, gözlerini kapattı, kapatmasıyla beraber uyku haline geçti ve anında bu boyuttan çıkarıldı. Bulunduğu odaya girildiğinde yoktu. Yani göğe alınma derken öyle çatıdan, o değil. Bu boyuttan çıkartılıyor, başka boyuta geçti bir anda. Yoksa atmosferde o şekilde değil, başka boyuta geçiyor. “Yoksa yeryüzünü görüyor, izliyor muydu?” Yok, birden başka boyuta alındı. Belki, bakın bir anda giriyor, bir anda çıkıyor. Diyor; “Allah Katında bir gün, bir yıl” ayet var ya. Mesela; “sizin için olan bin yıl, Benim için bir gün gibidir” diyor. Bir günde girdi, bir günde çıktı. Ona öyle gelir, Hz. İsa (a.s.)’ya. Ona, “ne kadar kaldın?” desek, “bir gün” diyecektir, göreceksiniz. Çünkü zaman kalktığı için iki bin yıl geçmiş. “Canımın içi, kaç gün kaldığın kanaatindesin?” diyeceğiz. Hatırlayamayacak geçmişini. “Ne kadar uyuduğunu tahmin ediyorsun?” denilince, “bir gün” der. Bir gün veya bir günün bir vakti kadar, o kadar kaldığını zannedecek. Halbuki iki bin yıl geçmiş. Ani olarak başka boyuta alındığı için, başka bir zaman boyutuna alınmış oluyor, yeni bir mekana geçmiş oluyor. “Orada şehitler gibi eğitim mi alıyordu?” İbadetini yapıyor Hz. İsa (a.s.). Bak diyor ki Allah, şimdi duy bizi meşhur Faruk Beşer Hoca; “Melekler ve İsa Mesih (a.s.)” diyor, “büyüklenmezler Allah’a kulluk etmekten.” İbadet ettiği için. Hiçbir Peygamber için söylenmemiştir bu. Meleklerle aynı katta olduğu için. Bakın, Melekler Hz. İsa Mesih (a.s.) secde ediyor, namaz kılıyor. “İbadet ettiği için büyüklenmezler” diyor. Açsın, baksın, inşaAllah. “Siz, "geçmişini hatırlayamayacak, akrabası, onu tanıyan kimse olmadığından dolayı, talebeleri onu imanın nurundan tanıyıp ona anlatacaklar" demiştiniz.” Geçmişini tabii ki hatırlamayacak. Yabancı dili burada öğrenecek; Kuran’ı, İncil’i, Tevrat’ı öğrenecek. Kuran’ı okuduğunda, baştan sona okuyacak, daha başına başladığında Kuran’ın “La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah” diyecek. “Allah’ın hak kitabı bu” diyecek. Tevrat ve İncili de okuyacak, bakar bakmaz anlar. Gözleri böyle, zeka ateşi yanıyor gözlerinde, çok keskin. Baktı mı anlar. Bir kere iman eder, derin iman, bitti. Ömrünün sonuna kadar o imanla yaşayacak. Müthiş imanlıdır ama, müthiş. Zaten hep şaşırıyor İncil’de de; “ey zayıf imanlı” diyor. Yani imanlarının zayıflığına şaşırıyor insanların. “Bu kadar delile rağmen nasıl anlamıyorsunuz?” gibisinden. Hiçbir akrabası yoktur. Annesi, babası, dayısı falan, hiç kimsesi yoktur. Bütün dünyaya sorun, “tanıdığın var mı?” deyin, genetik olarak da bakın, Hz. İbrahim (a.s.) soyundandır, genetik olarak. O güzel saçından küçük bir parça alacağız, oradan baktığınızda anlarsınız. Ama hiç kimseyle kan bağı yoktur dünyada. Ne anası, babası, akrabası, dayısı, kimse. Sorun, “tanıyor musunuz?” Kimse “tanımıyorum” diyecek. Geçmişini de hatırlamaz, inşaAllah.
“Selamun aleyküm Hocam” Ve aleyna aleyküm selam. Hocam sizleri çok seviyoruz, Allah rızası için hayranlıkla izliyoruz. İslamiyet’i sahiplenmeniz beni mest ediyor, siz aslansınız inşaAllah. Çok yakın zamanda Türk-İslam Birliği’nin başında,” şöyle desin; “Türk-İslam Birliği’nin hakim olduğu zamanda” desin, ben onun dediğini düzeltiyorum, “Hz. İsa (a.s.) ile Hz. Mehdi (a.s.) birlikte namaz kılarken sizin de o safta olmanızı canı gönülden istiyorum” desin. Ne olur? O Mehdi (a.s.)’yi namaza geçirsin, biz de Hz. İsa (a.s.)‘nın sağında üç ilerisinde de olsam olur. Üç sağında, üç ilerisinde olsa da olur, inşaAllah. Solunda da olur. “Namazı heyecanla bekliyorum. Saygı ve hürmetimi sunuyorum” diyor. Tamam, anlatayım, inşaAllah. Kardeşim bizim ruhumuzda Mehdi (a.s.) aşkı var, Hz. İsa (a.s.) aşkı var, Resulullah (s.a.v.) aşkı var. Biz Ahirete de gittiğimizde Resulullah (s.a.v.)’ı ilk gördüğümüzde, aldığımızla bağrımıza basacağız. Bakar bakmaz diyecekler, tanımayız tabii, Melekler bize söyleyecekler, inşaAllah, Allah’ın izniyle. “Kim” diyeceğiz, “bu Peygamber?” “Hz. Muhammed (s.a.v.)” diyecekler. Zaten herkesin sarılacağı kadar bedeni çok olacaktır. Hz. İsa (a.s.), Hz. Muhammed (s.a.v.) hepsi; bedenleri çok fazla olduğu için ümmet sarılma sorunu çekmeyecek. Milyonlarca bedeni olacak, inşaAllah. Bir tane, iki tane değil. Sarılan sarılana, inşaAllah. Bir bedeni olsa, zaten sıra gelmez kolay kolay. Çok bedenlidir, hadis-i şeriflerde geçer. Çok bedenli olacak insanlar, inşaAllah.
Orada da çok süslü giyineceksiniz, inşaAllah Cennette. Kıyafeti kadınlar çok severler. “Bir bakışta yedi kat elbiseyi ayrı ayrı göreceksiniz” diyor üzerinde. Tabii yedi ayrı elbise, o kadın tek elbise giydi gibi olacak. Tek elbise gibi ama bakıldığında yedi ayrı elbisesi de gözüküyor. Mesela bir elbisesini ayrı görüyorsun, bir elbisesini ayrı görüyorsun, hepsini ayrı ayrı görüyorsun, hepsini ayrı ayrı inşaAllah. Oranın metafizik özellikleridir. İnsan bedeni çoktur, çok bedenli oluyor. Yani bir kişiye yüzlerce, binlerce beden veriliyor ama aynı tek ruh. Mesela bak şimdi, benim sağ kolumda kendi ruhum var, sol kolumda da kendi ruhum var ama ikisini de ayrı ayrı hissediyorum şu an. Mesela bak burada da bu kalemi tutuyorum hepsini ayrı ayrı hissediyorum. Tek ruh hissediyor ama. Bedenler de; işte sağımda da solumda da çok bedenler oluyor, tek ruh hissedecek hepsini. Aynı bedenler, aynı bedenler, anlaşıldı mı? Tek ruh hissediyor hepsini, hakim oluyor. Elbise mesela kadın bir elbise giydi mi içine sinmez, aklı başka elbisede kalır, değil mi? “Keşke onu giyseydim” İşte onu da giyecek, onu giyse yine içine sinmez, der ki; “şu elbise,” onu da giyecek. İşte hepsini giyebilmesi için, Allah; ruhunun tam tatmin olabilmesi için çok fazla beden yaratıyor. ‘Hülle’ diye geçiyor, “kat kat hülleler giyer” diyor. “Baktığında helali, hepsini ayrı ayrı görür” diyor. “Huyu güzel, kendi güzel” diyor Allah. Ama önce huyunu önce almış. Çünkü aksi kadın çok nobrandır, baş belası olur, Allah vermesin. Güzel huy çok önemlidir. Aksi, cadaloz kadınlar vardır, biliyorsunuz. “Aman” derler. Onun için Allah önce “huyu güzel” diyor. “Saklı yumurta gibi” diyor. Yani hatları böyle yumurta gibi, yumuşak hatlar. Kuran ona dikkat çekiyor ve pürüzsüz ve düzgün. Ama bak, “saklı yumurta gibi.” Çünkü kadın korunuyorsa güzeldir. Ortalığın kadınıysa güzel olmuyor. Ona ait olması lazım. Çok kişiye aitse -ruh ona göre yaratılmıştır- bir anda silinir gider kadın, ruhtan. Yani hiçbir anlamı kalmaz çok kişiye aitse. Onun için Allah, “sadece size ait” diyor ve “gözlerini sadece eşlerine teksif etmiş ve tutkuyla bakan” diyor, tutku. Gözlerinde tutku olacak kadının, aşkla. Yani eşini dünyanın en mükemmel kişisi olarak bilir. En çok ondan hoşlanacak. Yani başkasını sevecek bir gücü olmuyor. Yani arzulayacak başka gücü olmuyor ve binlerce beden şeklinde oluyor. Seviyor müminleri ama cinsellik anlamında sadece ondan hoşlanıyor. Sadece ondan hoşlanıyor ama diğer müminleri canı gibi seviyor, herkesi seviyor ama yaratılış, fıtrat olarak bir tek ondan hoşlanacak gibi oluyor. Sonsuza kadar öyle. Mesela eşini ne şekilde görmek istiyorsa, Allah onu o şekle getiriyor. Hangi bedende olmasını istiyorsa. Binlerce insan bedeni şeklinde görünüyor kendi eşi. Yani kadına da eşi öyle çok fazla görünüyor, beden şeklinde. Kadın da öyle, çeşit çeşit bedenlerde görünüyor. Ama tek ruh, tek ruh hakim inşaAllah. Erkeklerin sakalı yok Cennette, öyle inşaAllah. Kadında da, erkekte de tüy olmuyor vücudunda. Cennetin özelliğidir, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bütün eksikliklerin olmayacağını da söylemiştiniz, Hocam. Dünyadaki eksikliklerin hiçbirinin orada olmayacağını, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Böyle aklından bir kere geçmesi yeterli. Mesela, şimdi biz şimdi kafamızda bir hayal etsek, istediğimiz görüntüyü oluşturabiliriz, değil mi kafamızda? Hatta şehir bile oluşturabiliriz. Gözümüzü kapatsak, istediğimiz yiyeceği oluşturabiliriz. İstediğimiz görüntüyü oluşturabiliyoruz. Mesela sevdiğimiz birini, istediğimiz anda kafamızda canlandırabiliyoruz. Görüntü olarak. İşte Cennette kafamızdan geçmesiyle beraber, kafamızda şimdi flu oluyor ya, flu olarak canlanıyor, çok net olmuyor. Orada üç boyutlu ve canlı olarak, canlanır. Bir anda oluşur, kafamızdan geçirmekle beraber. Yani o sistemi, mevcut sistemi, Allah netleştirmiş oluyor. Zaten gösteriyor bize, “sistem bu” diyor, Cenab-ı Allah, değil mi? Bunu net hale getiriyor. Aklınızdan geçmeyle beraber, anında oluşur görüntü. İnşaAllah. İstediğin yiyecek, istediğin görüntü mesela, “Bakar kişi, sokakta güzel bir insan görür, onu görmesiyle beraber kendi bedeni de hemen onun şeklini alır” diyor. Ve her seferinde kendi eşine “bugün daha da güzelleşmişsin” diyor. Ertesi gün görüyor, diyor ki; “bugün daha da güzelsin” diyor. Her gün aynı şeyi söylüyor. Samimi kanaati olarak. “Sana bir şey olmuş daha da güzelleşmişsin” diyor. Böyledir sistem, yani Cennetin sistemi budur. Ama Allah bunun eğitimini veriyor işte burada. Bu eğitimden geçmeden insan; egoist, bencil, ters, kıskanç, gıcık, çok anormal huyları olabiliyor. Eğer eğitimden geçmezse, onun için biz bu eğitimden geçiyoruz. Bu eğitimden geçtikten sonra, “Ey mutmain olmuş nefis” diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım, yani itminana kavuşmuş, dengeli olmuş, “sen Allah’tan razı olmuş olarak,” “Ya Rabbi, Sen’den razıyım. Verdiğin nimetlerden, her şeyden, Sen’den razıyım” diyor, “Allah da sizden razı olmuş olarak,” Allah da diyor ki; “Ben de senden razıyım, kulluk görevini yaptın. Eğitimini aldın” diyor, “salih kullarımın arasına gir” diyor, “samimi olarak kullarımın arasına gir,” “Cennetime gir” diyor, Cenab-ı Allah.
Orada, Cennette her şey akıllı. Bardağa bakarsın, içine mesela ne dolmasını istiyorsan, anında dolar. İçersin, istersen boş durur. Ama canın istediğinde hemen anında geri dolar. Daldan mesela meyveyi alırsın, mesela kopartmanla beraber dalda hemen meyve yeniden oluşur. Yani hemen değil, zaten kopartmadığını anlıyorsun. Bak, “tükenmez meyveler” diyor Allah, ayette. Tükenmiyor. Yiyorsun, bitiyor, yine koparıyorsun, yine yiyorsun, yine. Bütün dallar doludur. Hatta “dalları sarkmış” diyor Allah, ayette. Hoşumuza gitsin diye. Peygamberler şu an, mesela bak coşkuyla seviyoruz, değil mi? Orada huriler, gılmanlar var ama biz orada tanışacağız onlarla. Yani dünyadaki kardeşlerimiz kadar onları o kadar sevemeyiz. Onlar orada zaten mecburlar güzel ahlaklı olmaya. Yani huriler ve gılmanlar. Aynı değerde olmuyor. Onun için insan eşini orada çok daha fazla seviyor, kıyas olmuyor. Kardeşlerini çok daha fazla seviyor. Peygamberleri artık kıyaslanmayacak şekilde çok seviyor. Çünkü onların acı ve çile çektiğini biliyoruz, Allah yolunda mücadele etmişler, sadakatlerini görüyoruz.
Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’e, orada Peygamberimiz (s.a.v.)’i bütün Müslümanlar hepsi bağırlarına basacaklar, bütün ümmet. Onun için bedeni çok fazla olacak Peygamberimiz (s.a.v.)’in, her yerdedir. Çünkü herkes sohbet etmek istiyor Peygamberimiz (s.a.v.) ile. Tek bir beden olsa sohbet edemezler. Onun için her meclistedir. Her yemek ortamında vardır Peygamberler. Çok bedenli oluyorlar. Ama buna layık olabilecek bir kişilik de burada eğitimle oluyor. “Ben uymuyorum” diyorsa, Allah için çok kolay; Cehennem tabaka tabaka. Kimi böyle berbat gecekondu gibi mahallelerden oluşuyor, kimi tabakası. Kimi tabakası daha ızdırap verici. Kimi tabakası dümdüz, monoton, berbat bir ortam onlar için, küfür için. Mesela bir kısmı Cennete bakıp bakıp hayıflanıyorlar. Yani sıkılıyor, bunalıyor Cehennemde. Çıkamıyorlar da. Müslümanları görüyorlar, oradan sırf canı yanıyor mesela, ızdırap duyuyorlar. “Münafıklar en derin tabakasındadırlar” diyor Cenab-ı Allah, Cehennemin. Cenabı Allah diyor; “doydun mu?” diyor. “Daha yok mu?” diyor. “Beşere susamıştır” diyor. Üzerine üzerine geliyor Cehennem. Cehennemin özelliği de budur. Cehennemde de her şey insanların aleyhinedir. Toprak, su; mesela suyu içmeye kalkıyor, kaynar ve kükürtlü, çok tiksineceği gibi oluyor, canını yakar. Bitki, çok berbat görünümdedir. Dikenli. “Şeytan başını andırır meyveleri” diyor. Sırf rahatsız olsunlar diye, Allah yaratıyor. Evrimle yaratıldığına inanmıyor muydu bu adamlar? “Her yer ateşti, çamurlu su vardı” diyor. Her yerde ateş olacak işte. Her yerde çamurlu su olacak. Ve “Mutasyonlar sonucu oldu insanlar” demiyorlar mıydı? Mutasyon olmuş gibi abuk sabuk adamlar olacak, böyle kafası arkada, boynu arkada, gözleri mor, göz rengi mor, rengi berbat; kiminin gözleri görmüyor; kimi yerde sürünüyor. Mutasyon böyle yapar adamı. Değil mi? Tesadüfü de Allah yaratır da, fakat onların kafasına göre. Yani beklemedikleri bir şey değil, tam umduklarını bulacaklar. Ta Firavun devrinden beri tesadüfe inanıyor, adamlar.
Var mı Cehennemle ilgili, Cennetle ilgili bildiğin ayetler?
OKTAR BABUNA:Var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Söyle ayet, ben sana tefsir edeyim, açıklayayım.
OKTAR BABUNA: Okuyorum Hocam, kimlerin Cehenneme gireceği ile ilgili. “Ona: "Allah'tan kork" denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o.” (Bakara Suresi, 206)
ADNAN OKTAR:Allah’a karşı büyüklenenler, gurur yapanlar. Evet.
OKTAR BABUNA:Cehenneme nasıl girecekleri. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Cehennem ateşine, 'küçültücü bir sürüklenme ile' sürüklenecekleri gün;” (Tur Suresi, 13)
ADNAN OKTAR:Özellikle aşağılamayı çok önemli görüyor Cenab-ı Allah, Kuran’da. “Yerde sürünecekler” diyor. Çünkü adam burada müthiş azametli. Kafa büyük. “Ben milyarderim, şöyleyim böyleyim” var ya öyle tipler. Veya işte “dünyanın en güzeliyim,” “en yakışıklısıyım,” “hiçbir şeyi dinlemem.” Orada yerde sürünerek götürtüyor Allah, aşağılanması için. Zaten aşağılanma, Kuran’da çok fazla geçen ayetler var, aşağılanma ile ilgili.
OKTAR BABUNA:“Elleri boyunlarına bağlı olarak sıkışık bir yerine atıldıkları zaman, orada yokoluşu isteyip-çağırırlar.” (Furkan Suresi, 13)
ADNAN OKTAR:İşte sıkıntı duymaları için. Mesela çok küçük bir hücrenin içerisinde sürekli tutuyor, Allah. Küçük bir hücrede. Eli boynundan bağlı. O sıkıntının verdiği ızdırap. Çünkü bitip tükenmek bilmiyor. Sürekli devam ediyor. Sıkıntıdan, bunaltıdan sürekli diyor; “Rabbiniz’e söyleyin, şunu yapsın” “Rabbiniz’e söyleyin, size verdiği gıdalardan, yiyeceklerden bize de versinler” diyorlar.
OKTAR BABUNA:“Ve kapkara dumandan bir gölge içindedirler. Ki o, ne serindir, ne ferahlatıcı (kerim).” (Vakıa Suresi, 43-44)
ADNAN OKTAR:Demiyorlar mı; dünya, her yer ateşti? Doğru da, işte onların kafasına göre öyle. Duman ve ateş. Meraklıdırlar öyle tipler zaten dumana. Böyle ateş, duman, karanlık olsun. Değil mi? Meraklı olurlar. İşte tam ortamını bulacaklar.
Bakın 57. Surenin, 20. ayeti; şeytandan Allah’a sığınırım; “Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu), mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir, sonra kurur, bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azap; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır.” Ya azap yahut mağfiret, hoşnutluk vardır.
“Dünya hayatı, aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir.” Mesela bak, “dünya hayatı bir oyun.” Bakın, her yerde millet oyunun peşinde. “Tutkulu bir oyalanma,” ya ticarete kendini kaptırıyor, ya okuluna kaptırıyor, bir şeyi hırs yapıyor yani herhangi bir şeyi, “bir süs,” her şeyi süslüyor. Mesela kendini, süsleyebilir de yani ama onu ana hedef haline getiriyor. Sadece süsü arıyor. “Kendi aranızda bir övünme,” işte “benim şu kadar oğlum var, şu kadar çocuğum var, arabam şu marka, şu semtte otururum,” değil mi? Övünme. “Mal ve çocuklarda bir çoğalma tutkusudur” yani malı ne kadar çoğaltsak, çocuğu ne kadar çoğaltsak gibi, değil mi? Allah diyor ki bak; “Bir yağmur örneği gibi, onun bitirdiği ekin ekicilerinin hoşuna gitmiştir. “İlk önce, yemyeşil, bol çiçekler açar, yeşillik olur, bol meyve verir. “Sonra kurur” diyor. “Bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş.” Otlar yazın sonuna, o yemyeşil otlar sapsarı oluyor, kuruyor. “Sonra bir çer-çöp oluvermiştir” diyor. Yani, “siz de böyle olacaksınız” diyor, Önce yeşillenirsiniz, süslü olursunuz, güzel olursunuz ama sonra mezarın içerisine girip parçalanacaksınız, ağzınızdan köpükler çıkacak, değil mi? Etiniz parçalanacak, en güzel göz jöle haline geliyor, en güzel burun kopup mezara düşüyor, kulaklar mezara düşüyor; kol kasları, bacak kasları falan ayrılıp tamamen toprağa düşüyor, kemikler ortaya çıkıyor ve kemikler de bir süre sonra ufalanmaya, kurumaya başlıyor; onlar da dağılıyor. Allah bu sonucu da belirtiyor ama bunun sonucun da “ya hoşnut olacağınız şekilde Cennete gelirsiniz veya hoşnut olmayacağınız şekilde Cehenneme gireceksiniz” diyor. Ve bu bir gerçek, süratle buna doğru gidiyoruz. Hayat da son derece kısa. Bu inkar edilecek bir durum değil.
Bakın 6. Surenin, 32. ayeti; “Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve oyalanmadan başka bir şey değildir.” Bakın her yerde bunu göreceksiniz ve “oyalanma” işte; ya oyun oynayarak oyalanır, ya bir konu bulur. Yahut internete giriyor, Facebook’ta ona ona bir şeyler yazıyor, o ona yazıyor. Millettin dedikodusuyla uğraşıyor. Yani oyalanacak bir şeyler buluyorlar, oyalanmasa da “sıkılıyorum zaten” diyor, oyalanma.
“Korkup-sakınmakta olanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır.” “Ahiret yurdu daha hayırlıdır” diyor ama korkup sakınanlar için, Müslümanlar için. “Yine de akıl erdirmeyecek misiniz? diyor Allah. “Biraz düşünmeyecek misiniz?” diyor Allah.
7. Sure, 51. ayeti; “Onlar, dinlerini bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi.” Var ya çıkıyorlar şaklabanlık yapıyorlar. “Ve dünya hayatı onları aldatmıştı. Onlar, bu günleriyle karşılaşmayı unuttukları ve Bizim ayetlerimizi ‘yok sayıp tanımadıkları gibi’ Biz de bugün onları unutacağız.” Yani öleceğini unutuyor, Ahireti unutuyor; Cenneti, Cehennemi unutuyor, Allah da “şimdi Ben de onları unuttum” diyor ayette. Çünkü ilk dirilttiklerinde şaşırıyorlar. “Bizi bu yattığımız yerden kim kaldırdı?” diyorlar, anlayamıyorlar. Aniden, herkes birdenbire kalkmış oluyor, oranın ne olduğunu da anlamıyorlar. Yani kalktıkları yerin ne olduğunu da anlamıyorlar Ahirete gittiklerini bilmiyorlar ilk önce, yani tiplerine şaşırıyorlar, “ne oldu bize?” diyorlar, “biz neredeyiz?” Sonra çağırıcı çağırıp da oraya gittiklerinde, “eyvahlar bize” diyorlar. “Bu din günü” diyorlar, “biz öldük ve dirildik. Ahiret doğruymuş, ölüm de. Hepsi doğruymuş. Eyvahlar bize” diyorlar. İlk dedikleri bu, “eyvah” diyorlar, “denilenler doğruymuş” diyorlar, “bu din günüymüş, kastedilen buymuş.” “Yani hepsi o çağırıcın çağırdığı o tarafa koşmaya başlarlar” diyor, yani milyonlarca insan o tarafa doğru koşuyor. Gittikleri yerde, Cennetin ve Cehennemin ayrılacağını ve Melekleri görüyorlar. Çağrıcının orada olduğunu görüyorlar, “işte orada” diyorlar, “eyvahlar bize” diyorlar, “bu din günü” diyorlar. Sonra aralarında konuşmaya başlıyorlar. “Ne kadar kaldınız?” diyorlar. İşte “bir gün kadar” diyorlar. Kimisi “15 gün kadar” diyor, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet, “göz açıp-kırpma” diyor.
ADNAN OKTAR:Kimi “göz açıp-kapama vakti kadar.” Tam vakte karar veremiyorlar, kaldıkları süreyi çıkaramıyorlar.
Mümin, Müslüman olanların yanında onlara mihmandar veriyor Cenab-ı Allah. Ne yapacaklarını, nereye gideceklerini belirleyecek bir Melek oluyor yanlarında, inşaAllah. Ön taraflarında ve sağ yanlarında bir ışık oluyor. Arazi karanlık. Sadece onlar için, Müslümanlar için, zaten o garantileri onların, her Müslüman’ın yanında. Yanlarında mihmandarı olmayan ve ışığı olmayan herkes Cehenneme gidecek demektir. “O ümit içerisindedirler” diyor, zaten Cenab-ı Allah. Oraya gittiklerinde de zaten sonra Cenab-ı Allah “onları diz üstü bırakırız arazide” diyor. Cehennemin üzerindeki arazide bırakılıyorlar. Müslümanlar Cennet kapılarından içeriye alınıyorlar ve onlar da Cehennem kapılarından içeri alınıyorlar. Ama kapı deyince insanın aklına klasik kapı geliyor. Oraya gidince göreceğiz, bambaşka. Belki ışık kapılar, ışıktan oluşmuş kapılar; belki manyetik kapılar, biz bilmiyoruz, nasıl kapı olduğunu bilmiyoruz. Oraya gidince göreceğiz, inşaAllah.
Vakit olursa ben bir ayet söyleyeceğim yine, inşaAllah.
SUNUCU 1: Evet sevgili izleyiciler, HarunYahya.Tv sitesinden 24 saat yayınlarımızı takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi ise AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresinden yine bizlere gönderebiliyorsunuz. HarunYahya.org ve HarunYahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebiliyorsunuz. Bizi yarın 22:00 den itibaren HarunYahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli Tv ekranlarından takip edebilirsiniz. Ayrıca yayınımıza HarunYahya Tv sitesinden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Şimdi bizi izleyen Ercüment isimli bir kardeşimiz var. Bizim Harun Yahya sitemize girsin ‘Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.)’ bölümlerine girsin, orada bu bilgiyi alır. Sorduğu soru çok kapsamlı, onu kısaca burada anlatmam mümkün değil.
Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Bismillah, herhangi bir sayfa açtım. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Andolsun onlara kendi içlerinden bir elçi gelmişti, fakat onu yalanladılar.” Ebcedi 2007.
Bakın Nahl Suresi, 113; “Andolsun” diyor Cenab-ı Allah, onlara yemin ediyor, “onlara kendi içlerinden bir elçi,” bir tebliğci, bir Mehdi (a.s.) “gelmişti, fakat onu yalanladılar; böylece onlar, zulümlerine devam etmektelerken azap onları yakalayıverdi” diyor. 2007 ekonomik krizin başladığı tarih, değil mi? Yani bir hikmeti vardır, inşaAllah.
Gecekonduda olan kardeşlerimiz tabii ki zor hayat şartları içerisindeler ama imanlı yaşıyorsa orada, gecekondu Cennete döner. Ama teknik açıdan kimse gecekondu da yaşamak istemez, değil mi? Ama imanla, Kuran’la yaşanıyorsa, toprağın altında da yaşasa orası Cennete döner, inşaAllah, o anlamda. Yoksa vardır, mesela berbattır gerçekten gecekondu. Bazı gecekondular vardır, çok temiz ve bakımlıdır. Yıkık, dökük, ezik. Sokakta çamurlar akan bir yere biz güzel diyemeyiz tabii ki. Ama onun içindeki insanlar güzeldir, oradaki hayat güzeldir, oradaki iman güzeldir, inşaAllah.
Allah için tabii ki kolaylık veya zorluk diye bir şey yoktur, Cenab-ı Allah için. Her şey Allah için kolaydır. Bu dünyada biz eğitim, Cennete gidecek şekilde eğitim alırız. Ama Kuran’da geçiyor, “bu Allah için kolaydır” diyor. Yani onu demesi, zorluk çektiğinden değil Cenab-ı Allah. Bizim anlamamız için diyor, inşaAllah. Yani bu böyle ayet var zaten.
Peki, programımızı böylece bitiriyoruz. HarunYahya.Tv’den devam ediyoruz, inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Marşlar/Fasıllar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...