SUNUCU 1: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Harunyahya.TV, Mavi Karadeniz Radyo, Kocaeli TV, www.mushaberleri.com, Nevşehir Keyif FM 92.7, Bingöl FM 102.0, Erzurum Radyo, Süper Kanal 99.9, Adana-Ceyhan CRT TV ve Radyo, Mardin Kanal 47’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımızda yine sizlerle birlikteyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızda siz de maillerinizle katılabilirsiniz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar Hocam ne anlatalım?
OKTAR BABUNA: Davutoğlu’nun güzel bir açıklaması var yine Hocam, sizin Türk-İslam Birliği’ni teyit eder doğrultuda. “Büyük arabulucu Türkiye” diye. Daha doğrusu Ekonomist Dergisi’nin son sayısında, Türkiye’nin dış politikasına ilişkin bir yazıda, Türkiye’nin büyük arabulucu haline geldiği anlatılıyor, Hocam inşaAllah. Türkiye’nin önemi, siz söyledikten sonra gittikçe artıyor, dünya çapında Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi Türkiye’nin askeri gücünden ekonomik gücünden kaynaklanmıyor. Türkiye’de imanlı bir kitle var, imanlı insanlar var. Samimi insanlar var, insanları seviyoruz, sevgi var, muhabbet var. Bazı insanlar var mesela, birisinin evi yıkılır, gider evini yapar hiçbir mecburiyeti olmadığı halde değil mi? Fakire, fukaraya gider yardım eder, iş bulur. Türkiye de böyle. Ama bunu yaparken Allah rızası için yapıyor. Dindar olduğu için yapıyor, güzel ahlaklı olduğu için yapıyor. Görevli bir millet olduğu için yapıyor. Mesela diyebilir, benim ne üzerime vazife, gitsin Suudi Arabistan yapsın, bir başkası yapsın diyebilir. Ama demiyor, “ben yapacağım” diyor. Hakikaten masraflı işler, zor işler ama Türkiye yapıyor. Bu tamamen güzel ahlaktır. Mesela biz buraya çıkıyoruz, Allah rızası için konuşuyoruz, hiçbir çıkarımız yok. Bunun sonuncunda herhangi bir kazanç, ekonomik bir elde edilim yok değil mi? Allah rızası için yapıyoruz.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, maşaAllah evet.
ADNAN OKTAR: Türkiye’nin tavrı da öyle. Dolayısıyla gücü maneviyatından, dindarlığından alıyor. Sadece bu başka bir şey yok. Allah’tan alıyor.
OKTAR BABUNA: Evet Hocam elhamdülillah. Yine “Türkiye’nin zengin ülke sınıfına yükseliyor” diye bir haber var Hocam. Bu da mucize Hocam. Siz söylemiştiniz; “ekonomik kriz başladığında, ekonomik kriz Türkiye’yi de etkileyecek ama Türkiye o kadar etkilenmeyecek” demiştiniz, Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Türkiye bir kere zengin bir ülke değil, gerçekçi olmak lazım, bizim milletimiz fakir. Gidip arabaya binelim, gidelim Anadolu’ya doğru, bütün Türkiye fakirdir. Ama bizim gönlümüz zengin, mutluyuz biz. Küçük bir yerde mutlu oluyoruz. Avrupalılar saray gibi evlerde rahat etmiyorlar. Adam buzdolabının en iyisi olacak, bize normal bir buzdolabı yetiyor. Yeter ki muhabbet olsun, sohbet olsun, doğru mu? İnşaAllah. Bizim öyle ahım şahım da bir hırsımız da yok. Dünya bir zengin olsun, etrafımız, sevdiklerimiz zengin olsun. Biz cömertiz biz malın mülkün meraklısı değiliz. Biz önce etrafımızı kurtarmanın peşindeyiz. Ama milletimizin de perişan olmasını istemeyiz tabii. İyi beslensinler, normal giyinsinler, normal yiyip içsinler, normal güzel, temiz bir evde otursunlar yeter bize, İnşaAllah.
Şimdi Avrupa’daki ekonomik krizin nedenleri ne biliyor musun? Aslında söylemeyecektim ama söyleyeyim. Şimdi adam çok kaliteli bir araba istiyor, çok kaliteli buzdolabı istiyor. Mesela, her odada ayrı bir şey istiyor, odalarda televizyon istiyor. Evin çok kaliteli olmasını istiyor, yiyeceklerin çok kaliteli olmasını istiyor. Benim milletim gariban öyle bir şey yok. O yüzden bize ekonomik kriz vurmadı. Bizim öyle bir hırsımız yok, gayet güzel idare ediyor bizim milletimiz. Mesela, pantolonu yırtılsa yama yapıyor dolayısıyla üstüne gelmiyor. Ama Allah’a şükür kimseye de muhtaç değil milletimiz. Yemesi içmesi, sağlığı sıhhati yerinde, elhamdülillah iyi gidiyor.
Ama zengin olacağız, Türk-İslam Birliği oluştuğunda olacağız inşaAllah. Oraya doğru gidiyoruz, inşaAllah. Fakat Türk-İslam Birliği’nin oluşması için insanlarda bir coşku, aşk olması lazım. Yani bir insan sevgisi, Allah’a karşı sevgi, Allah sevgisinden kaynaklanan bir sanat sevgisi, yani her şeyin güzel olmasına karşı bir arzu. Sokaklar güzel olsun, konuşmamız güzel olsun, kıyafetimiz güzel olsun, yememiz içmemiz güzel olsun, masamız güzel olsun, her şey güzel olsun ruhu olması gerekir.
Şimdi bizi yönlendiren de asıl temeldeki güç dindir. Biz dinden dolayı neşeliyiz, yani hayatımız bir anlam kazanıyor. Yoksa hayat çok anlamsız olurdu, Allah vermesin bomboş olurdu. Ne olduğunu bilmeyen adam yaşasan ne olur, yaşamasan ne olur? Hiçbir şeyin anlamı kalmaz. Allah’ı sevdiğimiz için hayat güzel. Fakat bize sunulan dindar modellerinde, ya böyle şımarık laubali adamlar çıkartıyorlar bazen, çok iyi insanlar da çok tabii. Yahut da böyle kemik kafalı, odun gibi herifler çıkartıyorlar. Böyle sevgisiz, katı, acayip bir üslupla konuşan, dolayısıyla böyle dinin neşesini, sevincini, güzelliğini, o sanat aşkını, güzelliğe olan eğilimi, ruhumuzdaki o ferahlığı, içimizdeki o bayram sevincini yaşayacağımız insan nadir buluyoruz. Garip insan modelleri çıkıyor. Dindar olmak niye bunu gerektiriyor böyle? Böyle Beberuhi gibi bazı tipler, yani garip insanlar. Yani böyle ibiş gibi diyelim artık, ilginç tipler, garip adamlar. Soğuk buz gibi, kemik gibi, kazık gibi oturmuş arkasında yüzünde en ufak bir ifade yok. Sanki böyle politbüro üyeleri vardı eskiden Ruslar dizilirlerdi böyle Brejnev devrinde, insanların kanı çekilirdi, bakarsın buz gibi suratlar. Adamın suratı buz gibi, kemik gibi, kafasının içi karmakarışık, bulanık. Bunun da ortadan kalkması gerekiyor. Din sevincin, bayramın, neşenin, güzelliğin, en iyi olanın, en kaliteli olanın, insan için en mükemmel olanın diğer adıdır. Allah’ı tanımanın, Allah’ı coşkuyla sevmenin diğer adıdır. Çünkü bunların olması için Allah’ı sevmek lazım. Dolayısıyla kardeşlerimiz bu geçici eksikliği esas almasınlar. Bir süre sonra sevgi dolu, neşeli, dolu dolu hayatı yaşayan, hayatın güzelliklerini insanlara sunan, cennetin güzelliğini, zevkini, akılcı bir şekilde insanlara sunan Mehdi (a.s.) talebeleri dünyaya hâkim olacaktır.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Şu an öncüleri var, güzel, iyi insanlar ama çok daha mükemmel insanlar gelecek inşaAllah bunları göreceğiz. Evet, Oktar’ım şimdi konuş sen.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Obama’nın da bir biri ardına açıklamaları oluyor. Bu camiinin açılması, 11 Eylül saldırılarının yapıldığı yerde “sözlerine sahip çıktı”diye bir haber var. Bir ara üstüne gidilmişti bir miktar ama arkasında durmuş söylediklerinin. Orada cami açılması için.
ADNAN OKTAR: Şimdi cami açılacak fakat caminin içinde kaliteli insan yetiştirmek çok önemlidir. Yoksa binası çok çok güzel olur, adamlar ayakkabısı elinde ağzı açık geziyorlar. “Aaa ne kadar güzelmiş bina” diyor, tamam onun içerisinde Allah’a aşkla bağlanan, Allah’a aşkla sevgi duyan insanların olması lazım. O zaman cami anlam kazanır. Yoksa öbür türlü sadece taş ve beton yığını haline gelir. İbadet edilen yer olarak önemi vardır, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Yine Obama ile ilgili bir haberHocam. “ÜlkedekiAmerikalılar’ın beşte biri onu Müslüman sanıyorlar” diye Obama’da bir açıklama yapmış
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
OKTAR BABUNA: Hıristiyan olduğuna, kiliseye gittiğine dair.
ADNAN OKTAR: Adamcağızın ne kadar çok üzerine gidiyorlar. Müslüman olması zaten Amerika için bir kurtuluş, daha ne istiyorlar? Bayağı güzel. Başka ne var Oktar’ım.
OKTAR BABUNA: Özbekistan’da Nur talebelerine hapis cezası verilmesi ile ilgili birine bir haber var Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
OKTAR BABUNA: Özbekistan’da dindarlara, özellikle de Nur talebelerine yönelik baskı ve hapis cezaları devam ediyor. “Devlet Başkanı İslam Kerimov’un emriyle gerçekleşen baskı ile birçok Nur talebesi cezaya çarptırıldı” diyor haberde Hocam.
ADNAN OKTAR: Yalnız işte Türk-İslam Birliği oluşmayınca bu belalar olur. Adam korkuyor dindarlar devletimi ele geçirecek, hükümetimi ele geçirecek diye panik oluyor. Hâlbuki Türk-İslam Birliği olsa, bu vehimler bu korkular, bu yersiz şüpheler olmaz. Nur talebeleri son derece efendiler, senin devletini niye ele geçirecek? Nasıl olsun ki bir avuç insan ne yapabilirler? Bilakis Özbekistan’ın son derece lehine. Çünkü anarşi ve teröre karşıdır Nur talebeleri, böyle daha yatıştırıcı devlet yanlısıdırlar, ortalığı birbirine karıştırmak istemezler. Terör’e karşı kesin tavır almış, bilimle, akılla, dini anlatmak isteyen kişilerdir. Dolayısıyla bu hazretin tedirgin olması için bir sebep yok. Nezaketiyle anlatmak lazım İslam Kerimov’a. Hükümet açıklama göndermesi lazım. Ama aslında biz de yapabiliriz, tabii herkes yapabilir. Mektup yazsınlar; yani böyle bir risk olmadığına, tedirgin olacağı bir şey olmadığına dair, değil mi? Daha elastiki, daha özgür baksın. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Lech Walesa; “Türkiye’siz Avrupa olmaz” diye, Polonya eski Cumhurbaşkanı açıklama yapmış Hocam. Türkiye’nin mutlaka Avrupa Birliği’nde olması gerektiğine dair.
ADNAN OKTAR: “Bir merdumgiriz olarakBediüzzaman.” Kalabalıktan hoşlanmıyor, böyle kalabalıkta sıkılıyor, yalnız olmak isteyen bir insan. Onun için mesela o katran ağacının üzerine kendine yer yapmış, orada yazıyor. “Kalabalık insanların hepsi üzerime baktığından beni ateş basıyor, rahatsız oluyorum” diyor Üstad, çok sevimli maşaAllah. Üstadımız Bediüzzaman maşaAllah çok mübarek, çok şahane bir insandır. Fakat gizlice Bediüzzaman’a karşı olup fakat Nur talebesi gibi kendini gösteren yeni kişiler türediler. Bunlardan bir tanesi de kim?
OKTAR BABUNA: Faruk Beşer.
ADNAN OKTAR: Mesela o Hoca efendi de böyle duruyor yani ne yüzü güler ne yüzünde bir anlam, çok donuk yüzündeki ifade. Benim gördüğüm hiçbir mezhebi kabul etmiyor Faruk Hoca. Bak Müslümanların bundan haberi yok. Mesela hatta gitmiş bir yerde de konferans mı vermiş? Bir vakıfta da konuşma yapmış, işte neyse ismi önemli değil. Mehtap TV’de de, Samanyolu TV’de de konuşmalarına devam ediyormuş her gün. Kardeşim sizin çıkarttığınız insan hiç bir mezhebi kabul etmiyor. Ne Hanefi, ne Maliki, ne Şafi, ne Hanbeli hiçbirini kabul etmiyor. Kendisini mutlak müçtehid ve müceddid kabul etmiş durumda ve kendisi hüküm çıkarıyor. Bediüzzaman’ı da kabul etmiyor, Said Nursi’yi de kabul etmiyor. Ama Samanyolu ve Mehtap TV mezhebi kabul ettiğini söyleyen, Bediüzzaman’ı kabul ettiğini söyleyen kanallar bunlar değil mi? Burada milletimizi net aydınlatmaları lazım. Eğer Mehtap TV ve Samanyolu TV mezhep kabul etmiyorlarsa, olabilir. Ben normal karşılıyorum, mesela Zekeriya Beyaz mezhep kabul etmiyor, açıkça söylüyor. Başka kimler var? Bayraktar Bayraklı mesela kabul etmez. Bunlar da bu kardeşlerimiz de eğer kabul etmiyorlarsa açıkça söylesinler. Fethullah Hoca kabul ediyor. Arkadaş biz kabul etmiyoruz diyorlarsa, bunu söylemeleri lazım. Çünkü bakın Ramazan gününde halkımızı yanlış yönlendirirlerse bu yakışık almaz, çok dürüst olmaları lazım.
Adam Kütüb-i Sitte’deki sahih hadisleri, Hz. İsa (a.s.) ile ilgili sahih hadisleri, deccal ile ilgili sahih hadisleri alenen ve açıkça göğsünü gere gere reddediyor. Ben şahs-ı maneviyi savunuyor zannettim, hadisleri kökten kabul etmiyor, hiç kabul etmiyor. “İsa (a.s.) öldü gelmeyecek, öyle bir şey yok, Mehdi (a.s.)’de yok” diyor. “İslam ahlakı da dünyaya hâkim olmayacak, olsa Peygamber (s.a.v.) zamanında olurdu” diyor. Ve bu adamın karşısına milyonları geçiriyor Samanyolu TV ve Mehtap TV ve bu adamın anlattıklarını insanlara aktarıyor. İnsanlar yanlış bilgileniyorlar, hatalı bilgileniyorlar. Bunu mutlaka önden söylemesi lazım Faruk Beşer Hoca’nın, ben müçtehidim, mezhep imamıyım. Ben kendime yeni bir mezhep kurdum diyecek açıkça, değil mi? Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi hiçbir mezhebi kabul etmiyorum. Said Nursi’nin de görüşlerini kabul etmiyorum. Kütüb-i Sitte’deki hadislerin de büyük çoğunluğunu kabul etmiyorum. Kafama göre ben kendime uygun gördüklerimi kabul ediyorum, diye söylemesi lazım. Bundan habersiz bunu dinleyen insanlar. Bakın mesela bana desinler ki “yok doğru söylemiyorsun.” Adam kendi söylüyor, açıkça söylüyor yani reddetmiyor. Onun gözünde Risale-i Nur Külliyatı hep böyle uydurma hadislerden oluşmuş, tabii zayıf hadislerden olmuş ve indi mütalaası Said Nursi’nin ve şahsi görüşleri, diyor. Mesela Ahiretle ilgili, Kıyametin vakti ile ilgili görüşlerin tamamını reddediyor. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) ile ilgili görüşlerin tamamını red ediyor. Fakat halk bundan habersiz ve başka neleri reddettiğini de bilmiyoruz şu an. Samanyolu TV ve Mehtap TV mutlaka bize bir açıklama yapması lazım, milletimize açıklama yapması lazım. Yok bu böyle değildir diyorlarsa, adam açıkça anlatıyor zaten, göremiyorlarsa görmeleri lazım. Biz yine de anlatalım.
VTR
ADNAN OKTAR: Ne diyorsun?
OKTAR BABUNA: Bütün hadisleri yok sayıyor Hocam inşaAllah. Yaptığı, söyledikleri tamamen yanlış, gerçeğe aykırı zaten.
ADNAN OKTAR:Şimdi Cübbeli ile benzerlik fark ettin mi bunda?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak aynı, tek cepheler. Şimdi bak mesela Cübbeli’nin normalde bunu gördüğünde sarığının fırlaması lazım, değil mi? Takkesinin fırlaması lazım. Bak çünkü onun anlattığı Ehl-i sünnet ile ilgili inançların hepsine zıt aşağı yukarı izahları. Ama ahbaplar Cübbeli ile, çünkü bak strateji ortaklığı var. Mehdi (a.s.)’yi redde ikisi ortaklar. Biri 570 yıl sonrasına alarak meseleyi köklendiriyor, bu da kökten reddederek Mediyete karşı çıkıyor, İslam ahlakının hakimiyetine karşı çıkıyor.
Mesela Cübbeli hiç bahsetmiyor İslam ahlakının dünyaya hakimiyetinden. Hiç söylemiyor, konuşmuyor ilgili ayetleri de söylemiyor, konuyu da bahsetmiyor. Bu da diyor ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında olurdu olsaydı. Dolayısıyla İslam ahlakının hakim olması diye bir konu yoktur diyor. Dolayısı ile bir strateji ortaklığı var, dolayısıyla birbirlerine hiç dokunmuyorlar dikkat edersen. Güvercin güvercinin kanadına dokunmazmış derler, bir atasözü vardır, değil mi? Basmazmış derler, güvercin güvercinin kanadına basmazmış, inşaAllah. Bunlar da birbirlerinin kanadına basmıyorlar inşaAllah. Tam da hatırlamıyorum, bir atasözü vardı inşaAllah, buna benzer yakın yani.
Şimdi bak diyor ki Cübbeli, ne diyordu; 7 bin yıl ile ilgili hadis yoktur, diyordu. Hazret ne diyor? 7 bin yıl ile ilgili hadis yok diyor. Bir de ağzında yuvarlıyor 5 bin, 6 bin diye geçiştiriyor. Bu nasıl bir alim? Bir türlü anlayamıyor. 5 bin mi, 6 bin mi, 7 bin mi karıştırıyor ve hadis yok diyor. Ve tek bir hadis almış onun üzerinde duruyor. Yalnız kardeşim şimdi Ehl-i sünnetin dışında olduğu için, ben buna delil ne vereyim bilmiyorum yani. Adamın neyi kabul ettiğini bilmiyoruz şu an, yani neye inandığını bilmiyoruz. Mesela Suyuti’yi biz Ehl-i sünnet inancı içerisinde büyük alimler, hadis alimi olarak biliyoruz. Bütün Ehl-i sünnet uleması onu baş tacı yapıyor, saygı duyuyorlar Suyuti’ye ve itibar ediyorlar. Şimdi onun kitabında dünyanın ömrünün bir takvim başlangıcı olarak 7 bin yıl olduğu açıkça belirtiliyor. Belki Hz. İbrahim (a.s.) hicreti itibari ile alınmış bir takvim başlangıcı. Biliyorsunuz hicret Müslümanlıkta takvim başlangıcıdır Peygamberimiz (s.a.v)’in hicreti. İseviler de yani Hz. İsa (s.a.)’ya bağlı olan Hıristiyanlar da Hz. İsa (a.s.)’nın doğumu. Bir takvim başlangıcı daha var, ama kökeni bilinmiyor, 7 bin yıl. Yani belki Hz. İbrahim (a.s.)’in hicretinden itibaren veyahut doğumundan itibaren olabilir, 7 bin yıllık. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) diyor ki; “dünyanın ömrü 7 bin yıldır. Bunun 5600 yılı geçti” ama sahih hadis, Suyuti’nin hadisleri. Şimdi biz bu adamla konuşalım ama, yani şimdi hadis yok diyor, hadis var şu an. Hadis var ve 8 tane hadis var. Ama inancını bilmediğimiz için şimdi bir şey de diyemiyoruz adama. Önce bunun inancını bir öğrensinler, ne olduğunu öğrensinler. Yani hangi mezhebe mensub, nedir, ona göre biz bir konuşalım. Suyuti’nin hadisleri var mı, oku.
OKTAR BABUNA: “İbni Asakir diyor ki: Ebu Said Ahmed b. Muhammed Bağdadi (aradaki ravi silsilesi ile) rivayet etti. Enes b. Malik (r.a.)'dan O dedi ki, Resulullah (s.a.v.) buyurdu: Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse, Allah-u Teala onun için, gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirmişçesine şu dünyanın yedi bin yıllık ömrü müddetince sevap yazar.” (Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdi(a.s.)yy-il Ahir Zaman, sf. 88)
ADNAN OKTAR: Kardeşim bakın, Ehl-i sünnet alimlerinden şiarda da böyledir. Aksini söyleyen kimse olmamıştır, 7 bin yıldır dünyanın ömrü. Ehl-i kitap’ta da bu böyledir, yani 7 bin yıllık bir takvim vardır. İmam-ı Hanbel ne diyor? 5600 yılı geçmiştir diyor, çok net. 7 binden 5600 çıkartarak Suyuti bu neticeyi veriyor, yani 1500 yıldır derken yaptığı hesap budur. Yani 7 binden 5600 çıkartmıştır Hicri 1400 ile 1500 arası bir vakit kalmıştır. Bambaşka bir hadisi delil gösterdi, oradan çıkartıyorlar diyor. Yani ilkinde ile ilgili olan o hadisi söylüyor, yanlış söylüyor, doğru söylemiyor, böyle bir şey yok. Oradaki Suyuti hesap yaparken o kadar sathi, yüzeysel bakmayacağı belli. Bediüzzaman da böyle bir hesap yaparken yüzeysel bakmayacağı belli, Bediüzzaman da aynı kanaatte. Hicri 1400 ile 1500 arasında ümmetin ömrünün biteceğinin, 1500 den sonrada Kıyametin beklendiğini söylüyor. 1545 gibi de Kıyamet kopacak diyor Bediüzzaman. Ama bu adam Bediüzzaman’ı beğenmiyor, anlattıklarını beğenmiyor ve doğru bulmuyor, yanlış konuşuyor diyor Bediüzzaman. Yok açık söylüyor zaten görüyorsunuz, orda burada da ben Nur talebesiyim diyor. Fethullah Hocayı çok seviyorum diyor, Ehl-i sünnetim diyor. Şimdi bakın buradaki konuşması ile bir kere Bediüzaman’ı hiç yerine koymuş oluyor o anlamda, hiçbir şekilde katılmıyor. Halbuki Bediüzzaman 7 bin yıl ile ilgili hadisi net söylüyor. Açıklıyor, şerh ediyor dünyanın ömrü 7 bin yıldır diyor. Çok uzun açıklıyor ve Suyuti’nin açıklamasına dayandırarak, dünyanın ömrünün Hicri 1400 ile 1500 arasında biteceğini biliyor. Eğer Faruk Hoca bunu kabul ederse, Mehdi (a.s.)’yi de kabul etmiş olacak bir yönden. Ama bizim gördüğümüz kadarıyla Kütüb-i Sitte’nin büyük bir bölümünü kabul etmiyor zaten. Burada iş bitmiş, bambaşka bir olay meydana gelmiş. Bunun ekolü Zekeriya Beyaz’ların ekolü, ayrı bir stil.
Eğer bu konuda Samanyolu ve Mehtap TV açıklama yapmazsa, kardeşlerimiz ısrarla sorsunlar. Bu kişiyi sürekli her gün çıkartıyorsunuz, Ehl-i sünnet itikadında mı, öyle ise hangi mezhebe mensup? Çünkü bakın 4 mezhebin 4’üne göre de Hz. İsa (a.s.)’nın gelmesi hak. Kesin gelecek diyor, 4 mezhebe göre ve 4 mezhebe göre de Mehdi (a.s.) haktır, hepsi gelecek diyor. Ve bu hem Hz. İsa (a.s)’yı hem Mehdi (a.s.)’yi kökten reddediyor, tamamen kabul etmiyor. İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini de kabul etmiyor. Bundan, bunu dinleyen kişilerin haberi var mı? Ama evet biz bunun böyle olduğunu biliyoruz, anlatsın ben saygı duyarım. Dinleyenler doğru bilgilendirilmiyorsa bu çok ayıp. Bu kişiyi Ehl-i sünnet tanıtıp yahut Hanefi, Hanbeli, muhtemelen Hanefi’yim diyecektir. Hanefi tanıtılıyorsa bu yanlış bir bilgilendirme, özellikle Bediüzzaman’a bağlı gösteriyorsa, bu da çok yanlış bir bilgilendirmedir. Fethullah Hoca’ya bağlı göstertiliyorsa, bu çok yanlış bir bilgilendirmedir. Bizim bilmediğimiz bir şeyler mi dönüyor ortada? Bizim bilmediğimiz bir dünya mı var? Bizim bilemediğimiz gizemli böyle çözemediğimiz bir alana mı girdik? Bambaşka bir şey mi var? Çünkü benim dünyam aydınlık pırıl pırıl. Bana bambaşka bir dünya sunuyorlar, ben buna rahatsız oldum şimdi. Bu nedir bu? Bize açıkça söyleyin.
Benim mesela Zekeriya Beyaz hoşuma gidiyor. Konuşuyor ve çok sevimli bir tip. Adamın inancı, ben saygı duyarım. Adam açıkça söylüyor, ben Ehl-i sünnet inancında değilim diyor, o kadar değil mi? Mezhep kabul etmiyorum diyor, gayet normal diyebilir, suç değil ki, değil mi? Mesela Yaşar Nuri Öztürk de, ben kendim müceddidim, müçtehidim ben kendi mezhebime göre hareket ediyorum diyor. Saygı duyarım, gayet normal. Nezaketli bir insandır, yanlış olduğunu da açıklıyoruz, izah ediyoruz.
Ama burada çok vahim bir yanlış bilgilendirme var, çünkü genellikle Samanyolu ve Mehtap TV’yi seyredenler hep Ehl-i sünnet insanlardır ve Ehl-i sünnet inancı anlatılıyor diye dinliyoruz biz orayı. Adam Kütüb-i Sitte’yi kamilen reddediyor, yani çok az kabul ettiği kitap Kütüb-i Sitte. Bütün Ehl-i sünnet alimlerinin tamamının görüşünü reddediyor. Yani Hz. İsa (a.s.)’nın gelişi, Mehdi (a.s.)’nin çıkışı, deccalin gelişi, bu reddeden hiçbir Ehl-i sünnet alimi yoktur. Adam tamamını reddediyor. Biz bilerek çıkarıyoruz diyorlarsa, hayırlı uğurlu olsun, bir şey demiyoruz. Ama insanlara saygı olarak bir kelime olarak bunu söylemesi lazım, evet bu kişi gerçek mutlak müceddid ve müçtehidtir, bütün mezhepleri ilga etmiştir. Kendi görüşünü beyan ediyor, Nur talebesi de değildir, Fethullah Hoca’nın da görüşlerini kabul etmez. Kendi şahsi görüşünü belirtiyor, dedi mi baş tacıdır, saygı duyarız, hiçbir sorun çıkmaz. Sadece doğru konuşulmaması bizi tedirgin eder.
Bir de Cübbeli Efendi böyle geğirerek kurabiye yiyeceğine, işte bu konularla ilgilensin, değil mi? Seks kitabı yazıp böyle onun müjdesini veriyor, değil mi? İki cilt seks kitabı yazdım, gözünüz aydın en acil ihtiyaç gibi. Tahtına kuruldukça kuruluyor böyle inşaAllah. Hayrettir yani, bak güvercin güvercinin kanadına basmaz, derler. Bak birbirlerini kolluyorlar da, tam ittifak halindeler.
Mesela bak Osman Ünlü Hoca, kendisini çok sıkı Ehl-i sünnet gösteren kişi, konuşsana sen Faruk Hoca ile gidip tek kelime. Bütün siteni bana ayırmışsın koç yiğit, bütün siteni bana ayırmışsın. Ne gördün sen bende, ne gördün? Faruk Hoca toplantılarda sadece benden bahsediyor, özel toplantılarda. Ne gördün sen bende, ne dikkatini çekti? Cübbeli’nin ana konusu bu, ne gördünüz? Ben kendi halinde, değil mi? Din eğitimi de almadım ben. Akademide okudum, Felsefe’de okudum. Ben sadece Allah aşığıyım, Allah’ın delisiyim o kadar, benim özelliğim bu, başka özelliğim yok. Müslüman’ım, muttakiyim ve bildiğimi, kitaplardan okuduklarımı aktarıyorum ben. Bütün Ehl-i sünnet alimlerine karşı saygım var, Kuran’a tabiyim.
Kardeşim Kuran’da hiçbir Peygamber için, Hz. İsa (a.s.)’nın dışında, hiçbir Peygamber için bu tarz bir açıklama yok, bu tarz açıklamalar yok. Her türlü açıklama Hz. İsa (a.s.)’nın inişi ile ilgili. Hangi Peygamber’e Cenab-ı Allah “o ölmedi” diyor. “Yok öldü” diyor. Kardeşim açıklıyor “ma katelehu” ne demek Arapça’da? Ölmedi diyor işte, açıkça söylüyor, asmadılar diyor Allah. Bir daha söylüyor; asmadılar, ölmedi diyor Allah, bir daha söylüyor onu öldürmediler diyor, değil mi? Allah onu Katına ref etti diyor, yükseltti. Zaten biz her akşam uyuduğumuzda ölüyoruz. Allah uyku halinde göğe aldığını söylüyor. Oradaki vefat, uykudaki vefatin aynısı, aynı kelime. O zaman, Faruk Hoca her gün öldü mü diyeceğiz, ölüm ilanı mı vereceğiz. Faruk Hocam bugün dirildi, bugün öldü mü diyeceğiz, olmaz.
Şimdi Allah esirgesin, şimdi ben tedirgin oldum. Ben bu camiayı çok severim, Fethullah Hoca’mın cemaatini. Burada benim bilmediğim yeni bir inanç mı gelişiyor? Bilmediğim bir itikat mı gelişiyor? Bediüzzaman’ı kökten reddeden bir inanç mı var şu an? Bediüzzaman kabul mü edilmiyor, değil mi? Kütüb-i Sitte’nin hangisi kabul ediliyor, hangisi kabul edilmiyor? Ben tedirgin oldum şimdi, bana bunu açıklasınlar. Ben onları seviyorum, canım gibi seviyorum ama ben şaibe istemiyorum, tedirgin oldum.
Ben mesela Cübbeli’nin ne olduğunu biliyorum. Ehl-i sünnettir, gerçi çocuksu, saf yönleri var, eksiği var anlatıyoruz, belli etki altında kalıyor. O biraz şöhretten hoşlanır. Oraya buraya çıksın, işte millet gülsün ona, hoşuna gidiyor. Gezmeyi çok sever, şöhreti çok sever, öyle. Ama Şeyh Nazım Hoca’mız teşhisi tam koymuş. Ne diyor Şeyh Nazım Hocam, var mı onun filmi? İflah olmaz bir adam değil, konuştum. “Böyle espriler yapma, bu tip şeyler yapma” dedim, hakikaten vazgeçti, “yapmayacağım” dedi şu an, değil mi? Bediüzzaman ile ilgili garip laflar etti, otuz konuda Ehl-i sünnete aykırı dedi, çıktım ispat ettim, açıkladım. “Yanlış konuşuyorsun” dedim, o sözünü de geri aldırdım, özür diledi. Herkesten özür diledi, çıktı televizyona özür diledi. Bu garip hallerinden dolayı da özür diledi. Bakın yalnız şu konuda direniyor, “bakın İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını Müslüman’ın savunması gerekiyor İttiad-ı İslam’ı” dedim. Kuran zaten dünyaya hakim olsun diye gelen bir kitap. Kuran, insanlar yaşasın diye geldi Kuran. Ne diyecek? Bütün insanlık bu Kuran’ı yaşasın, bunun için gayret edelim, diyecek. Bunu söyleyecek, bunu söyleyemiyor. Niye söyleyemiyor biliyor musun? O zaman Mehdiyet’e yardım etmiş olacak. Mehdi (a.s.) olarak da benden şüphelendiği için, söyleyemiyor hazret, yani sorun bu.
Faruk Hoca da kafayı takmış. Halbuki alenen ve açıkça Mehdilik iddia edenler var, hatta Nur talebeleri zaten alenen Üstad’ın Mehdi (a.s.) olduğunu alenen söylüyorlar. Fethullah Hocayı Mehdi (a.s.) bilenler var, saygı duyarım, gayet normal. Birçok alime, Hocaya da, şu anda da net olarak, alenen yazılı olarak Mehdi (a.s.) diyorlar. Tek ben yemin ederek, Allah adına yemin ederek ve üzerime Allah’ın lanetini alarak kabul etmiyorum. Ben diyorum ki; “Allah’ın, Meleklerin ve bütün insanların lanetini üzerime olsun eğer Mehdilik iddia edersem, Mehdi (a.s.)’yim dersem,” dedim değil mi? “Ve yemin ediyorum böyle bir şey demeyeceğim ömrüm boyunca.” Buna rağmen hop oturup, hop kalkıyorlar, anormal panik halindeler kardeşim. Kardeşim ne yapayım, daha nasıl yapayım? Ne fark ettiniz de bu kadar paniğe kapıldınız? Koro halinde, koro halinde.
VTR. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerinin Cübbeli Ahmet Hakkında Görüşleri.
ADNAN OKTAR:Bak Hocamız mükemmel tarif etmiş, çünkü sürekli değiştiriyor. Mesela bir gün Bediüzzaman’a bir şey söylüyor, ertesi gün çok özür dilerim, çok yanlış söyledim diyor. 7 bin yılı ile ilgili hadis yok dedi önce, sonra çıktı özür diledi, evet 7 bin yıl ile ilgili hadis var dedi, Arapçası ile orijinal söyledi. Madem biliyordun niye oturup Fatih Altaylı’nın karşısında unutmuş havasına girdin? Yok diyor, Fatih Altaylı’ya şirinlik yapacak. Çünkü 7 bin yılı ile ilgili hadisi kabul ederse, 5600 yılı geçtiği için, 1400 ile 1500 yılı arasında bir vakit kalıyor. Mehdi (a.s.)’nin çıkması için başka hiçbir vakit kalmamış oluyor o zaman, mecburen Mehdiliği kabul etmiş oluyor. Fatih Altaylı’nın da onu oraya çıkartmasının şartı, benim Mehdi (a.s.) olmadığımı ona söyletmek ve Mehdi (a.s.)’nin çıkmayacağını söyletmek. O şartla çıkarttılar onu oraya, yani tek şartları oydu. Benim aleyhimde konuşması ve Mehdi (a.s.)’nin çıkmayacağını ve Kıyametin çok sonra olacağını eğer çıkıp söylersen, biz de senin lehinde olacağız gibi bir anlaşma yapmışlar, bunu da çıkarttılar. Zaten yerlere yatıyorlar güleceğiz diye, gördünüz o gün. Adam uğunuyor buna. Bu da çok faydalı olduğu kanaatinde, elma gibi gülüyorlar, hoşuna gidiyor anlamıyor. Mesela birisi onunla, yani oradaki olayı tenzih ederim de, mesela dalga geçtiğinde, onunla alay edildiğini fark edemiyor. İnce ince dokunduruyorlar, çok sathi baktığı için fark edemiyor. Lafı dokunduruyorlar veyahut onu mahcup edecek bir şey söylüyor, onu da fark edemiyor. Neyi niçin yaptıklarını fark edemiyor, sadece gülüyor onlara. Onun için bir derinliği yok, çok sathi bakan bir insan, çocuksu. Ama Ehl-i sünnete olan titizliği iyi, yani o yönden güzel faydalı. Fakat doğru söylememe alışkanlığı çok ürkütücü. Mesela 7 bin yılı ile ilgili hadisi ezberden bildiği halde, bilmiyorum dedi Fatih Altaylı’nın karşısında. Yok dedi, “böyle bir hadis yok” dedi. Göster onu da, o videoyu da göster. Hepsini teker teker geri aldırttım, birer birer inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Faruk Beşer, Hanefi olduğu söyler demiştiniz, Hocam. Ebu Hanefi’nin okuyayım mı İmam-ı Azam’ın söylediğini. “Deccal'in, Ye'cüc ve Me'cüc'ün çıkması, güneşin batıdan doğması, Hz. İsa (a.s.)'nın gökten inmesi ve diğer Kıyamet alametleri, sahih haberlerde aktarıldığı üzere, haktır, olacaktır. (Ebu Hanife, Nu'man b. Sabit (150/767), Fıkh-ı Ekber)
ADNAN OKTAR:Hoca “yok” diyor. “Ben kabul etmiyorum” diyor. Mesela bu Ye’cüc Me’cüc’ü de sorsan, onu da reddeder. Yani çok garip bir durum var. Bediüzzaman’ın izahlarını kökten reddeden bir uslubu var. Ve kimse farkına varmıyor, bu nasıl iştir? Ben de anlamadım. Mesela diyor ki İmam-ı Rabbani, İmam-ı Rabbani’yi de kabul etmiyor hazret, yani bambaşka bir alem. “Muhbir-i Sadık Resulullah Sallâllahû Aleyhi Ve Sellem Efendimiz’in haber verdiği Kıyamet alametlerinin hepsi haktır.” diyor. Hepsi haktır diyor İmam-ı Rabbani. “Onlarda yalan ihtimali yoktur.” Hoca ne diyor? “Yok, öyle bir şey yok” diyor. “İmam-ı Rabbani de yanlış söylüyor” diyor. Yalan demiyor da, yanlış söylüyor diyor. “Onlar arasında şunlar vardır; alışılmışın aksine güneşin Mağribten doğması, Mehdi (a.s.)’nin zuhuru, Ruhullah İsa’nın nüzulü, Resulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem ve ona selat ve selam, deccalin çıkması, Ye’cüc ve Me’cüc’ün zuhuru, Dabbetül Arz’ın çıkması. İsa (a.s.), Mehdi (a.s.) zamanında yere inecektir. Mehdi (a.s.) deccalin katlinde, manen yok edilmesinde, İsa (a.s.)’ya muavvafakat eder.” Üçüncü cildinde var, bunu da kabul etmiyor. Abdülkadir Geylani’nin izahlarını da kabul etmiyor. Kardeşim sen nesin, sen nasıl bir insansın anlatsana, ne çekiniyorsun? “Ben hepsinden üstünüm” de. Yani niye sen böyle üstünlük iddia ettin, demeyeceğiz, sadece anlamış olacağız, o kadar. Hiçbir şey olmaz, değil mi? Biz ne diyoruz Zekeriya Beyaz’a, bir şey diyor muyuz? Saygı duyuyorum. İnsan ne diyebilir ki; “benim kanaatim bu” diyor, mertçe, açıkça söylüyor. Gizli olması bizi çok tedirgin eder. Yani bilinmezlik beni çok rahatsız eder. Burada ne amaçlanıyor? Oradaki bu kitleye, bu naif, bu temiz, Fethullah Hocamız’ın ve diğer Ehl-i sünnet alimlerinin tabilerinin seyrettiği ve bütün milletimizin seyrettiği, hepimizin severek seyrettiği, Samanyolu TV ve Mehtap TV’de bu adam çıkıp Ehl-i sünnete zıt bu izahları yapıyor. Hemen hemen hiçbir alimi de kabul etmiyor, görüşlerini de kabul etmiyor. Ne amaçlanıyor burada bunu bize söylemeleri lazım. Berraklaşırsak hiçbir sorun yok. İnşaAllah.
VTR
ADNAN OKTAR: Geri aldırttım. Doğru söylemiyordu, geri aldırttım. Çıktı alenen, “Evet hadis var” dedi, böyle gürül gürül anlattı Arapça’sıyla. Eğer ses çıkartmasaydık o, o şekilde kalacaktı. Bediüzzaman’la ilgili de, eğer ses çıkartmasaydık, onu da Ehl-i sünnet harici ilan etmişti, o da öyle kalacaktı.
Bakın hep Bediüzzaman’a karşı olma konusunda ittifak halindeler. Cübbeli de karşı, Faruk Beşer Hoca da karşı. Her ikisi de o anlamda ve Ahir zamanla ilgili bilgileri konusunda ve diğer konularda alim olarak görmüyorlar Bediüzzaman’ı. Bu hiç suç değil, sadece bunu açıkça dürüstçe söyleyecekler, o kadar. Samimi söyleyecekler. Böyle perde arkasından, flu anlatım istemiyoruz, bu kadar, anlaşıldı mı? Buradaki amaç, bu Faruk Hoca’yı çıkarıp konuşturmalarında amaç nedir? Bunu da bize muhakkak söylemeleri lazım. İnşaAllah. Mesela bak, İbn-i Kesir, Ömer Nasuhi Bilmen Hocalar, Elmalılı Hamdi Yazır, hepsi Hz. İsa (a.s.)’nın ve Mehdi (a.s.)’nin geleceğini söylüyor. Ömer Nasuhi Bilmen, mesela onu da kabul etmiyor adam. Büyük fıkih alimidir Ömer Nasuhi Bilmen, bütün Türkiye’de onun ilmihalleri okunur. Herkes saygıyla onun eserlerine tabi olur. Hanefi Mezhebi’nde alimdir. “Ve Kıyametin yaklaşmış olması için, Hz. İsa (a.s.)’nın bir alamet olduğunu ve Kıyametin vuku bulacağına şüphe edilmeyeceğini haber veriyor. İsa (a.s.)’ın yeryüzüne nüzul edeceği ve Kıyamet şeratinden sayılmaktadır.” Yani Kıyamet alametlerinden sayılmaktadır, diyor Ömer Nasuhi Bilmen. Bak, “İsa (a.s.)’nın yeryüzüne nüzul edeceği de Kıyamet alametlerinden sayılmaktadır.” Ömer Nasuhi Bilmen, Kuran’ı Kerim, Türkçe Meali ve Tefsiri. Yani aksini savunan tek bir tane Ehl-i sünnet alimi yok. Berzenci de öyle, diğer alimler de öyle. Taberi öyle.
OKTAR BABUNA:Hocam siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Bu 7000 yıl ile ilgili Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini kabul eden İslam alimlerinin isimlerini okuyayım mı Hocam inşaAllah ?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Taberi, Deyrebi, Berzenci, Bistami, Ahmet Bin Hanbel, Suyuti, Menavi, İbn-i Kesir, hepsi kabul ediyorlar, Hocam.
ADNAN OKTAR:Kabul etmeyen hiç yok. Faruk Hoca kabul etmiyor. Cübbeli de kabul etmiyordu önce, ona kabul ettirdik, o “var “ dedi, inşaAllah. Bakın kurnazlık yapıyor orada görüyor musun? Bambaşka bir hadisi alıyor, 7000 yılla ilgili olarak ve ağzında yuvarlıyor. 5000-6000 diye ağzında geçiştiriyor. Hakikaten haberi de olmayabilir. Halbuki 7000 yılla ilgili net hadisler var. Diğer hadisleri de okur. Ve üstelik Suyuti; hadis imamıdır Suyuti.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
“İbn-i Abi diyor ki: ‘Dünyanın ömrü Ahiret günlerinden 7 gündür.’ Allah-u Teala buyurdu ki: ‘Senin Rabbin’in yanındaki bir gün, sizin saydığınız 1000 yıl gibidir.’” İnşaAllah.
Yine “Said Bin Cübeyr’den rivayet ettiler ki; ‘dünya Ahiret haftalarından 1 haftadır. Dünya ahiret haftalarından 1 hafta olup, 7000 senedir ve bunun 6000’i geçmiştir.’” İbn-i Ebu Hatem Tefsirinde, İbn-i Abbas’tan rivayet.
İbn-i Abbas’tan sahih olarak nakledilen yine bir rivayette; “Dünya 7 gündür, her bir gün, bin yıl gibidir. Ben gördüğüm bir rüyayı, Resulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem’e anlattım. Bu rüyada Peygamber Sallallahü Aleyhi ve Sellem 7 basamaklı bir minberin, en üst basamağında idi. O buyurdu ki; ‘Yedi basamaklı gördüğün minber şu dünyanın ömrü olan 7000 senedir. Ben de onun son 1000’inde olacağım”’ inşaAllah.
“Allah gökleri ve yerleri 6 günde yaratmıştır. Rabbim’in yanında 1 gün, sizin dünya hayatında saydığınız 1000 yıl gibidir. Dünyanın eceli 6 gündür, 7. günde Kıyamet kopacaktır. 6 gün gitmiştir, ve siz 7. gündesiniz.” (Ali B. Hüsameddin el-Muttaki, Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman)
“Ahmed İbni Hanbel İlel'inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed'den O da Vehb'den rivayet etti; ‘Dünyadan 5600 yıl geçmiştir.’
ADNAN OKTAR:Şimdi uyanıklık yapıyorlar. Diyorlar ki; ‘“ümmetin ömrü 1500 senedir’ diye bir hadis yok” diyorlar. Doğru yok. Ama bakın nasıl hadisleri var? 7000 yılla ilgili 8 tane hadis var, bakın 7000 yılla ilgili. Ve diyor ki Peygamberimiz (s.a.v); “5600 yılı geçmiştir.” Kardeşim bundan sonra desen ki sen; “Ümmetin ömrü 1500 sene kadardır” desen, “Peygamber böyle dedi” desen doğru oluyor. Çünkü, 7000’den 5600’ü çıkartırsan, 1400’le 1500 arası bir vakit kalmış oluyor. Peygamber (s.a.v.)’in sözünü dolaylı yoldan aktarmış onlar. Yani mesela Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “kapı açılırsa, şu gelecek” dediyse değil mi? Kapı açıldığına göre, kapı açılmasından bahsetmeden, mesela dese ki; “falanca geldi” tamamdır. Yani detaya gerek yok oradaki açıklamaya, o söz doğru. Mühim olan, dünyanın ömrünün 7000 yıl olması, 5600 yılının geçmiş olmasıdır. Bu çok net. O zaman 1500’le ilgili açıklama çok net olmuş oluyor. “Yoktur” diyerek, göğsünü gere gere ve başka hadisten şerh ederek açıklaması, çok ayıp. 7000 yılla ilgili hadisten açıklasana, şerh etsene. 5600 yılın geçtiğine dair hadisi söylesene, niye bunlardan haberin yok gibi davranıyorsun? Bu çok ürkütücü, direkt yok sayıyor. Dolayısıyla Hocayla bizim işimiz uzun, benim gördüğüm. Yani en az bir 6 ay Allah’ın izniyle, ilgileneceğim hazretle, en az bir 6 ay, inşaAllah ki ancak anlar zannediyorum, inşaAllah. Çünkü kafasında bir fikri katılık oluşmuş olabilir. O katılığı çözmek için, çok uğraşmak gerekecek gibi görünüyor. Bölümlere ayıracağım, tek tek tek anlatacağız, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Yine Hocam, Hz.İsa (a.s.)’nın gelişi ile ilgili bir iddiaları vardı; “İslam’da kurtarıcı beklentisi yoktur.” diye bir iddiaları vardı. Halbuki her yüzyılda insanları doğru yola iletecek bir müceddid gönderiyor Allah. Bunu bildiriyor Peygamberimiz (s.a.v.).
ADNAN OKTAR:Şimdi bak “Müceddid gönderiyor” diyorsun ya, Faruk Hoca’ya bir sor bakalım, onlar müceddid kabul ediyor mu? Yani müceddidlerin tamamı, Mehdi (a.s.)’nin ve İsa (a.s.)’nın geleceğini söylüyor, tamamı, istisnasız. “Hepsi yanlış söylüyor” diyor, Faruk Hoca. “Tamamı yanılıyor” diyor. “Bediüzzaman dahil” diyor. Ve “Kütüb-i Sitte’de birçok hadis kitabı yanlıştır” diyor. Onun için biz burada Faruk Hoca’ya cevap vermeyeceğiz, genel olarak bilgi vereceğiz. Şu an o adamın durumu belli değil, ne düşündüğü nasıl bir mezhep inancında olduğunu çıkaramadık şu an bilmiyoruz. Çıkıp kendisi açıklarsa anlayacağız. Ve hangi hadis kitaplarını kabul ediyor hangi alimi alim kabul ediyor, bunu söylemesi lazım. Yani alim olarak gördüğü kişiler kimlerdir? Şunu şunu şunu demesi lazım. Bu demesine göre, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den itibaren bu ana kadar hiçbir müceddidi kabul etmediği anlaşılıyor. Tamamını kabul etmemiş oluyor, bu netleşecek. Samanyolu TV de, Mehtap TV de bu görüşteyse, onlar da bunu söyleyesinler. Değil de, farkında olmadan bu adamı konuşturuyorlarsa, mutlaka bir açıklama getirsinler. Yoksa istiyorlarsa Zekeriya Beyaz’ı da çıkartsınlar, konuştursunlar. Gayet normal yani, kimse bir şey demez. Bayraktar Bayraklı Hoca çıkıyor, gürül gürül konuşuyor, dinliyoruz. Mezhep kabul etmiyor Hocamız, hürmet ederiz, gayet normal. “Ben alimim, müçtehidim” diyor. “Kendim Kuran’dan, hadisten böyle çıkarıyorum, şunları kabul ediyorum, şunları kabul etmiyorum” diyor, her şeyi söyleyebilir. Hatta bir insan çıkar, dinsiz olduğunu da söyleyebilir, ona da saygı duyarız. Mason olduğunu söyleyebilir, ona da saygı duyarız, hiçbir sorun çıkmaz. Ama mertçe ve açıkça söyleyecek. Böyle kapı arkalarında sezdirmeden, çaktırmadan olursa, ben çok bunalırım öyle bir şeyde. Sakın öyle bir şey olmasın. Şahsım adına diyorum. Bir mümin kardeşleri olarak beni aydınlatmaları gerekir. Ben netlikten hoşlanırım, açıklıktan hoşlanırım. İnşaAllah.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra tekrar birlikte olacağız. Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Ne anlatayım Oktar Hocam, ne anlatalım?
OKTAR BABUNA:Hocam sizin kitaplarınızın 73 dile çevrildiği var Hocam. Bazı dilleri örnek vereyim mi? Çevrildiği dillerden bazılarını.
ADNAN OKTAR:Tamam ver.
OKTAR BABUNA:Amharik, Etiyopya, Berberi, Mısır, Libya, Tunus, Cezayir ve Fas, Birmanca, Çin-Tibet dilleri ailesinden. Dıhıvehi Maldivler’in resmi dili. İgbo...
ADNAN OKTAR:İgbo diline çevrilmiş.
OKTAR BABUNA:İgbo diline çevrilmiş.
ADNAN OKTAR:Allah Allah ne diller varmış?
OKTAR BABUNA:MaşaAllah Hocam. Maranoa Filipinler, Paşto Afganistan-Pakistan, Sinti Pakistan, Sinhala Srilanka, Svahili Tanzanya- Kenya, Telugu Hindistan’da bir etnik grup arasında konuşuluyor. 73 dil böyle Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Telugu diline de çevrilmiş.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam. MaşaAllah. Bütün dünyayı kapladı maşaAllah Hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir de bir duyuruda bulunabilir miyim Hocam, İnşaAllah. Bu gece saat 1:00’de sizin Amerika’ya radyo bağlantınız olacak.
ADNAN OKTAR:Sadece radyo bağlantısı de, yeterli. Şimdi bizim sürpriz yapmamız gerekiyor, değil mi?
Şimdi benim anlamadığım bir şey var. Biz 12 Eylül’de falan, 12 Eylül öncesinde, günde 20 kişi falan öldürülüyordu insanlarımız. Acayip ortalık karışmıştı, sokağa çıkamayacak haldeydik. Sonra dediler ki; “kardeşim, bir derin devlet var, o yapıyor.” Ben yıllarca bunu inceledim ve ilanlarla “Komünist derin devlet kan döküyor, devlet tedbir alsın” diye, ama yıllarca önce. Geceli gündüzlü tam sayfa gazetelere ilan verdim, “Komünist derin devlet milletimizin kanını döküyor, gençlerimizin kanını döküyor, buna engel olunsun” diye. Muntazam. Ve iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü 10 yıl öncesinden haber verdim. 15 yıl oldu, evet. 15 yıl öncesinden detaylarla haber verdim, “böyle bir yapılanma var” dedim. Evet açıkladım. Kardeşim adamlar akıl almaz kabadayılıklar yaptılar, herkes sindi. Mesela geliyor, veyahut o örgütten cesaret alarak, o yapılanmadan cesaret alarak. Ya örgütün mensubu olarak veya örgütten cesaret alarak. Başbakan dövdüler. Süleyman Demirel’in elini yüzünü patlattılar, ben biliyorum. Mesut Yılmaz’ın ağzını burnunu patlattılar. Kardeşim bütün Türkiye sus pus ama. Dövenin niye dövdürdüğü biliniyor, Başbakan dövülüyor, kimse ses çıkaramıyor. Turgut Özal’a kurşun sıktılar. Herkes biliyor; “aman, sesinizi çıkartmayın, malum” dediler. Kardeşi çıktı, “söyleyemiyorum” dedi. Bakın ben o “söyleyemiyorum” dediği dönemde, gürül gürül çıktım söyledim; “komünist derin devlet yapıyor bunu” dedim. Ve, “buna karşı mücadele verilsin” dedim, ismini de verdim. Yüzbinlerce insanımızı şehit ettiler. Başbakanları şehit ettiler. Mesela Nihat Erim’i çekti, vurdular. Gün Sazak’ı vurdular, şehidimiz. Bahriye Üçoklar, efendim say say say sabaha kadar bitmez. Uğur Mumcu’lar.
OKTAR BABUNA:Ecevit’e de bir suikast teşebbüsünde bulunulmuştu.
ADNAN OKTAR: Ecevit’e havaalanında suikast yaptılar. “Aman, fazla karıştırmayın, malum falan” dediler. Kıbrıs’ta Paşa’ya kurşun sıktılar. Eşref Bitlis’i şehit ettiler. “Aman aman, sus sus” dediler. Başbakan çıktı, delikanlıca; “ben bunların iflağını keseceğim” dedi. Helal olsun, helal olsun Tayyip Erdoğan Beyefendi’ye helal olsun. Başka konularda hatalı, tamam. Zamanı geldiğinde dersin; “Başbakanım, sen çok güzel hizmetler yaptın şu konuda, Allah razı olsun, güzel. Seni bu konuda destekledik. Bu Anayasa reformu konusunda da demokrasiye Türkiye’yi çevireceğin için, demokrasiye bizi döndüreceğin için, hukukta mükemmelleşme olacağı için -açık çünkü çalışmalar- sana bu konuda, “Evet”, yani refaranduma “Evet” veriyoruz. Ama hükümetin genel faaliyetini, genel çalışmasını beğenmedim.” diyebilir bir adam. “Bunu sana, “Evet”i veriyorum ama, bu hükümete “Evet” anlamında değil. Vakti gelince ben seni aşağıya indireceğim, diyebilir. Oyuyla, oy verir, indirir. Bu kadar. Hakkı hak.
Mesela ben, CHP iktidarda olsa, iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı böyle bir mücadele verse ve böyle bir reform hareketi yapsa hukukta, Anayasa’da bir reform hareketi ve “buna ne diyorsun?” derse, gider “Evet”’i bastırırım. Ve var gücümle CHP’yi desteklerim, var gücümle. Kardeşim, ben hayır neredeyse, ben oradayım. “Ben AK Parti’yi bilmem, AK Parti yeni kuruldu”, ne fark eder? Hepsi vatanın evladı. CHP de bizim evlatlarımız, kardeşlerimiz. Ne fark eder yani, değil mi? Hepsi vatansever. Ama hakka hak, doğruya doğru. Böyle kahpe, alçak, şerefsiz bir örgütü, iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü çökertmek için devlet savunma refleksiyle kendini savunuyorsa, var gücüyle destek olması lazım herkesin buna.
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i, Osmanlı’dan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni yok edip 22 parçaya ayırmaya kalkan bir kahpe örgüt var karşımızda ve PKK’yla iş birliği yapıyor. Adamlar alenen bağlantı kuruyor, alenen. Göğsünü gererek, “var mısınız” diyor, “yapacağız” diyor ve halen de şımarıklıklarını, küstahlığını görüyorsunuz. Kabadayılık yapıyorlar hükümete. Devlete çakallık yapıyorlar. Devlet, burunlarını tamamen hukukla, kanunla kumların içine sokuncaya kadar hükümete destek var. Ama başka birileri derse ki; “ben iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı hükümetin faaliyeti iyi değil, yeterli değil, biz gelirsek iflahını keseriz” diyorsa, biz de onu destekleyelim. Tamam, çıksın, böyle birisi desin, destekleriz, fark etmez yani. Mesela biz daha kapsamlı, güzel bir reform yapacağız diyorsa, tamam onu da destekleriz. Ama halihazırda en iyisini yapıyor hükümet, olabilecek imkanlarla ve bunu da destekliyoruz. Beğenmediğimizi de oyumuzu veririz, düşürürüz bu kadar, başka partiye veririz. Biz illa AK Partili olmaya mecbur değiliz ki kardeşim. Annemizden AK Partili doğmadık yani, istemiyorsak gider, inşaAllah. Ama hakka hak, inşaAllah.
İddia edilen Ergenekon Örgütü’yle ilgili olan ilanlar, tabii ki benim derken, tanıdığım arkadaşlarımın, kardeşlerimin. Yani benim fikirlerimden etkileniyorlar, onlar hazırlıyorlar. Ben ilanla nasıl uğraşayım? Tabii ki ilanı veren kardeşlerimiz var, arkadaşlarımız var ama fikir olarak benden etkilenen insanlar, değil mi? Çünkü kitabımı gördü, kitabımdaki yazıyı gördü, oradan adam ilan hazırladı, çıkarttırdı ilanı inşaAllah. Biz bir de gidip ilan için gazetelerle uğraşacak mıyız ilanı çıkartacağım diye, tabii ki benimle ilgili değil yani.
OKTAR BABUNA:Öyle bir vaktiniz yok zaten.
ADNAN OKTAR:Tabii inşaAllah. Efendim, başka ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, çok önemli bir konuya değinmiş oldunuz, maşaAllah, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, bakın düşünün. Beni adamlar aldılar Emniyete götürdüler. Yetmiş iki saat, savcıdan talimat yok, yetmiş iki saat gözaltında tuttular. Tamam, eyvallah, onlar benim kardeşim. Evimize geldiler, kütüphanenin karşısına geçti on altı tane polis, cephe döndüler böyle. Benim kütüphanemin, altı-yedi katlıydı kütüphanem, üçüncü katının, üçüncü kitabına doğru ilerlemeye başladılar. Bak, ne alt kattan başladılar, ne üst kattan, ne de başka yerden, direkt kütüphaneye, on altı polis birden. Tam kütüphaneye cephelendiler böyle. Kitabın birincisinden şöyle elini gezdirdi, hani şöyle yaparlar ya, şu kağıda şöyle. İkinci kitabı getirdi, şöyle yaptı. Üçüncüyü bir açtı, şak, içinden karbonat gibi şeyler döküldü, böyle çıktı. “Hocam bu ne?” dediler. Ben ne bileyim, bilmiyorum ben dedim, baktım şöyle, karton üzerine, mukavva karton üzerine jelatinle kaplanıp beyaz bir toz. Anneannemin saklama huyu vardı böyle yaşlıydı, oraya buraya bir şeyler saklardı. Pazarda satılan ucuz karbonatlar var ya, ben onlardan zannettim. “Karbonat olmasın, karbonattır” dedim, “yok karbonata benzemiyor” dedi. “Ne olabilir?” dedim, “vallahi bilmiyorum” dedi komiser. “Allah rızası için rica ediyorum, bir açıp baksana şu nedir, sen bilirsin” dedim. Jelatini söktü, açtı, ağzında ıslattı parmağını, şöyle hafif o tozdan aldı, diline sürdü, “kokain” dedi. “Oh maşaAllah” dedim, yani iyi. “Hepimize hayırlı, uğurlu olsun” dedim, yani başladı demek ki olay dedik. Emniyete götürdüler beni, “Hocam eğer kabul edersen, itiraf edersen...” Kardeşim benim anladığım, kokain kullandığımdan bunlar şüphe etmişler. Bu zaten içiyordur herhalde, onun için biz böyle bir komplo yapalım, o da itiraf etsin, dediler. Çünkü beni hiperseksüel görüyor bunlar, gece gündüz kadınlarla beraber oluyor görüyor. Bu olsa olsa kokainden olur diye, yani anormal mantıklar, yani akıl almaz mantıklar. Hangi sivri akıllı o aklı verdiyse? Ben dedim kokain içmiyorum. “O zaman muayeneye götüreceğiz Hocam seni” dediler. “Tabii, benim de aradığım zaten o, çok iyi olur, hemen gidelim” dedim. Gittik, Allah, 5 mikrogram/ml, 72 saat sonra, yani en yüksek dozun daha da üzerinde çıktı. 5 mikrogram/ml aletin edevatın tespit edebildiği en yüksek miktar. Onun üzerinde kokain var diyor. Kokain kanda en fazla 24 saat kalıyor, alındıktan sonra, 24 saat, hemen atılır. Ben 72 saatten beri Emniyetteyim, nerden geldi bu kokain? Koçlar, koç yiğitler, tosunlarım nereden geldi, değil mi? Bir anlatın bakalım. Hakim, tecrübeli bir hakimdi. “Ben meslek hayatımda ilk defa görüyorum on altı polisle beraber arama yapıldığını ve üç dakikanın içinde de elinizle koymuş gibi bulmuşsunuz. Helal olsun size.” dedi, ama acayip yüksek sesle bağırdı. “Ben on altı senelik hakimim ilk defa görüyorum böyle bir şey. Bu nasıl oluyor böyle?” dedi. Bütün gazeteciler falan herkes ürktü, acayip sesini yükseltti hakim. O ilgili polis de böyle elini bağladı, başını önüne eğdi, hakimin önünde duruyor, hemen anladı hakim. “Oğlum nedir bu?” dedi. “Efendim, ben üç gün öncesinden faks çektim, bana komplo yapılacağına dair” dedim. Yani kokain komplosu yapılacağına dair faks çektim, hakikaten de her yere faks çektim. “Bana iftira atacaklar, oyun oynuyorlar” dedim. Faks çekmiştim. “Faks da çektim efendim. Ben bir de memba suyunun bile hasını içerim, zehirli maddeyi kullanmam, öyle bir şey yapmam” dedim. “İfadesi samimi” dedi, onu yazdırttı. “İfadesi çok samimi” dedi. “Yiyecek içecekle de kokain verilebiliyor mu Emniyette bir baksınlar” dedi Adli Tıp’a. Adli Tıp’a gitti, “Emniyette verilmiş” dediler. Yiyeceğine karıştırılarak verildiği tespit edildi. Bana kebap ısmarladılar orada, Adana kebap. “Ne iyi insanlar” dedim, büyük bir iştahla, 72 saatten beri de aç olduğum için böyle, büyük bir iştahla yedik. Yani en yüksek dozda kokain çıktı kanımda. Olay ortaya çıktı ve beraat ettim. Yani Adli Tıp bunu, Emniyette yiyeceğime karıştırılarak verildiğini tespit etti ve bunun komplo olduğunu anladı mahkeme. Şimdi kardeşim bunu mevcut sistemle, mevcut hukuki sistemle çözemiyoruz şu an ve adamların yaptığı yanına kaldı. Kokain varsa orada, üç dakikada buldun, niye çekip gittiniz? Öbür odada ya deposu varsa, öbür odalara niye bakmıyorsunuz? Yatağın altında torbasıyla varsa?
OKTAR BABUNA:Normalde altını üstüne getirirler evin.
ADNAN OKTAR:Kardeşim o kokaini bana kim sattı, niye bulmuyorsun onu, ben aldıysam, değil mi? Oraya kim koydu, niye bulmuyorsun? Hiç ilgilenmediler onunla. Üç dakika sonra “haydi Hocam beraber gidiyoruz” dediler. Mevcut hukuk sistemi bunu çözemiyor ve adamların yaptığı yanına kar kaldı. Onun için Anayasa’nın değişmesi gerekiyor. Onun için kanunların değişmesi gerekiyor. Onun için referanduma “evet” diyoruz. Evet diyeceğiz ki bu bir aşama olsun, bir kere daha olsun, Avrupa ayarında bir hukuk sistemi olsun. Biz de gelip şikayet ettiğimizde, ciğerlerini söke söke, gidip o kokaini oraya kim koyduysa kulağından tutup, devlet karşımıza alıp getirsin.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şu an yanlarına kaldı, değil mi? Akıl hastasına, deliye benziyor muyum ben?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Hayır, Allah’ın delisiyim o ayrı tamam da, ama paranoid şizofren değilim.
OKTAR BABUNA:Hocam inşaAllah. Rapor var Genel Kurmay’ın inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam, raporla ispat edelim.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, estağfurullah.
ADNAN OKTAR:Yine Askeri Hastane’de akıl sağlığımın yerinde olduğu, ruhen ve bedenen sağlıklı olduğuma dair rapor verdi askerden Genel Kurmay Başkanlığı, Gülhane Askeri Tıp Akademisi. Bak, ruhen ve bedenen sağlamdır diye rapor verdi. Böylece bu şeyden de kurtulduk, iftiradan da kurtulduk.
Şimdi kardeşim ben bir suç işlemediğim halde, bakın hiçbir suç işlemediğim halde ve üzerimde hüküm yok, hüküm kurulmuş değil. On ay akıl hastanesinde tutuldum, on ay. Yani normalde, hukuk sisteminde adam cinayet işliyor, bir suç işliyor, bir yıl mecburen akıl hastanesinde tutuyorlar adamı. Benim bir hükmüm yok, hüküm de yok üzerimde, sadece yargılanıyorum ki beraat ettim sonra. “Türk kavmindenim, İslam milletindenim” demiştim. Bu suçtan dolayı on altı yıl falan hapis cezasıyla yargılandım, sırf bunu dedim diye. Sırf bunu dedim diye. Beraat ettim bundan, ama bunu dedim diye akıl hastanesinde on ay tutuldum ve bakın hüküm yok üzerimde. Yani adli serviste tutuldum ve dışarı çıkartmadılar, mahkum muamelesi gördüm, on ay. Dokuz ay da hücre hapsinde tutuldum. Hücre hapsinde tutulmak için de mahkeme kararı gerekiyor. Orada da hüküm gerekiyor, hüküm olmadığı halde tutuldum, cezaevinde de mahkeme kararı olmadan hücrede tutuldum. Ben şikayetçi değilim, ama mevcut sistemde bir eksiklikler olduğunu bunlar göstermiyor mu? Bunda bir gariplik yok mu?
Yüz bin kardeşimiz, yüz binin üzerinde insanımız şehit edildi. Başbakanların ağzı burnu dağıtılıyor, kurşun sıkılıyor Başbakana ve adamlar ne oluyor diyor. “Ne oldu ki? İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün neden üzerine gidiyorsunuz ki,” diyorlar. “Ne gerek var, neymiş ne yapmış bu adamlar anlatın bakalım” diyorlar. Kardeşim ne yapmasını istiyorsun? Adam diyor ki, “22’ye böleceğim Türkiye’yi.” “Bölse ne olur?” diyor. PKK ile tam dirsek temasında, PKK’yı tam destekliyorlar, “ne olur bundan desteklesek ne olur?” diyor. “Ne istiyorsunuz iddia edilen Ergenekon Örgütü’nden? Ellemeyin adamları işini yapsın, vatan haini misiniz siz? diyor. Vatan haininin aslı esası sensin, görmüyor musun? 22’ye bölmek ne demek Türkiye’yi? PKK ile iç içe olmak ne demek? Yüz binlerce insanımızı katletmek, şehit etmek ne demek? Uğur Mumcu ne yapmıştı size, Bahriye Üçok ne yaptı kadıncağız, ne yaptı size yani? Uğur Mumcu kendi halinde bir insan. Neyi tespit etti? İddia edilen Ergenekon Örgütü’nü tespit etti, yayınlayacaktı, çektiniz kahpece vurdunuz, olay bu. Hiram Abbas ne yapmıştı size? Abdi İpekçi ne yaptı, bir başkası ne yaptı? Kendi halinde yazan insanlar bunlar, vatandaşlarımız. Takır takır hepsini vuruyorlar, kimsenin de sesi çıkmıyor. “Boşver” diyorlardı, “bize dokunmayan yılan bin yıl yaşasın.” Bize dokunmayan yılanın ben kafasını paramparça edeceğim, kanunla ve hukukla. Hükümeti de bu konuda destekliyorum ben. Ve referandumda da “evet” diyeceğim, o kadar. Nasıl olur? Bizim Avrupa’dan çok daha ileri olmamız lazım ve ne mahsuru var bunun? İşte, ya bunun sonucunda AKP yeniden iktidar olursa? Beğenmezsem değiştiririm, ne zorum? AK Partinin ne özelliği var? Getiririm MHP’yi, getiririm CHP’yi veyahut Saadet Partisini getiririm, demokrasi yok mu? DYP’yi getiririm. Sürekli değiştiririm, zaten değişsin, ne güzel Allah Allah, bir o gelsin, bir o gelsin. Hizmette sınır yok inşaAllah. Hepsini de seviyorum, hepsi vatan evladı.
Son zamanlarda bir polemik var, o neyin nesidir? Başbakan’la Kılıçdaroğlu arasında konuşma soy konusu nedir o?
OKTAR BABUNA: Birinin soy konusu oldu öbürünün boy konusu oldu.
ADNAN OKTAR:Boyu tamam maşaAllah aslan gibi güzel, soyu da Türk soyu, hepimiz Türk’üz. O da, Kılıçdaroğlu da Türk, Başbakan da Türk hepimiz Türk’üz ne var yani bunda? Ben Türk’üm demek, soyuyla övünür bir insan, ben Türk’üm der, övünür ne güzel. Kılıçdaroğlu da halis muhlis Türk evladı, ne var yani? O da övünür, herkes övünür. Bunu ben anlayamadım, mizah olan konuyu çıkaramadım ben. Orta boylu insan da iyidir, minyon da iyidir, uzun boylu da iyidir. Allah hepsini çeşit çeşit yaratır, gayet normal.
Diyor ki kardeşimiz: “ ‘Benim ümmetimin ömrü 1500 seneyi pek geçmeyecek’, bu hadis değil mi?” Kardeşim bakın, böyle bir hadis yok 1500 seneyi geçmeyecek. Ama 7000 yılla ilgili 8 tane hadis var. Peygamberimiz (s.a.v.) bunun hesabını bize bırakmış. 5600 yılı geçmiştir diyor. Cübbeli diyor ki; “bundan hesap çıkmaz. 7000’den 5600’ü ben çıkaramıyorum” diyor. İlkokuldaki gitsin, çocuklara söylesin, ilkokul birinci sınıfta çıkarır. En iyisi ona bir hesap makinesi alalım. “Bundan hesap çıkmaz” diyor, niye hesap çıkmasın? 7000’den 5600’ü çıkarırsan, Hicri 1400 ile 1500 arasında bir vakit kalır. İslam ahlakı bu 70 senelik süre içerisinde dünyaya hakim olacak.
Bak Hoca nasıl ağzında kıvırıyor o 70’i. Orada ağzı iyice çarpıldı dikkat ettin mi? Bir türlü konuşamıyor. Bir öyle, bir böyle bir türlü cümle kuramıyor, karıştırdı değil mi? O çok manidar. Onu şimdi değil de bir daha ki sefere bir daha yayınlayacağım. Çok yayınlanır Hocamız daha inşaAllah.
“Selamun aleyküm muhterem Hocam,” Sinem kardeşimiz yazmış. Bunun özel sohbetleri bayağı ilginçmiş. Her yüzyılda müceddid gelmesini kabul etmiyormuş. Bayağı ilginç bir adam. Samanyolu TV ve Mehtap TV bu konuya açıklık getirsin. Bu çok ciddi bir şaibe meydana getirir, çok ciddi. Bak ben Fethullah Hocamı canım gibi severim. Şahs-ı maneviyi, zaruret altında onu söylediğine inanıyorum. Ehl-i sünnet alimlerinin hepsine hayran olduğuna, hepsini sevdiğine inanıyorum ben, büyüklük hissi içerisinde değil. Ama bu şahısta büyüklük hissi var, bir enaniyet var ve bir şey var. Yoksa benim bilmediğim bir sistem mi gelişiyor? Mutlaka berraklaştırılsın bu ve bu adamı niye çıkarıp konuşturuyorlar? Bizim onun gibi mi olmamız gerekiyor, onun gibi mi düşünmemiz gerekiyor? İdeal Müslüman olarak mı gösteriyorlar bize değil mi, Samanyolu TV? Başka alim yok ki bunu çıkarıyor. Demek ki öyle olmamızı istiyorlar o zaman. Öyle mi olmamız gerekiyor? Bütün Ehl-i sünnet ulemasını red mi edelim, Bediüzzaman’ı red mi edelim, İmam-ı Rabbani’yi, Abdülkadir Geylani’yi, dört mezhep imamını, İmam-ı Hanbel, İmam-ı Şafi, İmam Gazali ve Kütüb-i Sitte’yi red mi edelim? Hangisi doğrusu, Kütüb-i Sitte mi yanlış? Biz Kütüb-i Sitte’nin tamamına güveniyoruz. Bütün Ehl-i sünnet alimlerine güveniyoruz, hepsini seviyoruz. Bize doğruyu göstersinler o zaman, nedir? Ben doğruyu biliyorum da onlar ne demek istediklerini açıklasınlar.
Ama Samanyolu’na benim sevgim, saygım çok büyük, çok güzel hizmet yapıyorlar. Hayati konulara çok güzel dokunuyorlar, var gücümle destekliyorum, Mehtap TV’yi de öyle, Fethullah Hocamı da, talebelerini de canım gibi seviyorum. Ama buradaki bu fluluk ve bu acayip durum onları rahatsız etmiyor mu? Beni de rahatsız ediyor, buna açıklık getirsinler, bu kadar. Yok ne zararı var derlerse, çok acayip bir durum olmuş olur bu, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam bu arada, sizin kokain kullandığınıza dair gazetelerde haberler çıkmıştı. Sonra beraat kararı çıktı, beraat kararını da gösterebiliriz. Hiçbir haber yapmadılar gazetelerde o dönem.
ADNAN OKTAR:Evet nerde beraat kararları?
OKTAR BABUNA:Psikolojiksavasyontemleri.com sitesine girerlerse izleyicilerimiz, burada “beraatine” diye karar verildi.
ADNAN OKTAR:“Kesin ve inandırıcı deliller elde edilememiş olduğundan beraatine...” Bakın devletin polisi kitabın içinde kokain buluyor plakalar halinde, kanımda da çıkıyor, yüzde yüz tutuklanır böyle bir insan, yüzde yüz hapsedilir, hiçbir kurtarırı yoktur. Hiçbir delil geçerli değil dedi mahkeme ve Adli Tıp, Emniyette verildi dediler. Yiyeceğine, içeceğine karıştırmışlar. Kardeşim zaten nasıl olmasın? 5 mikrogram/ml kanda, yani sıfıra düşer 24 saatte. 72 saat içerisinde en yüksek oranda çıkıyor, alenen Emniyette verildiği ortada, çok açık yani.
OKTAR BABUNA: Siz daha önce de söylemiştiniz Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, normalde hukuk içerisinde hukukun kendisinin hesap sorması lazım. Emniyet içinde verildi diyor, kanaati var, bunu yapanları tespit etmesi lazım, suç işlenmiş oluyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim mahkeme mesela bunları kim yaptı diyemedi mahkeme. Buraya kokaini koymuşlar, burada bir suç var değil mi? Evde kokain çıkmış. “Bunu buraya kim getirdi, bu tespit edilsin” demesi lazımdı. Tabii benim mahkemeye saygım var, hürmet ediyorum. Yani nasıl söyleyelim? En iyisi şöyle diyelim, doğru güzel, fakat ayrıca bir soruşturma açılması gerekiyordu. Mevcut mahkemeyi ben tenzih ediyorum, çünkü elinden geleni yaptı onlar, beraati verdi tamam. Ama ikinci olarak başka bir mahkemenin olaya el koyması gerekirdi, değil mi? Benim kanıma o oranda kokain karışmasını kim sağladı, evime o kokaini kim koydu? Bunu başkasına da yapabilir adam, bu ne cesaret yani, değil mi? O zamanlar.
SUNUCU: Zaten başından mantıksızlık var, öyle kokain bulunduğu zaman bütün evin aranması lazım, dağıtıcı mısın, kullanıcı mısın, satıcı mısın?
ADNAN OKTAR:Hepsinin tespit edilmesi lazım değil mi?
SUNUCU:Tabii kimden aldın?
ADNAN OKTAR: Hiç ilgilenmediler. Bizim işimiz bitti, hadi gidiyoruz dediler. Çünkü o zaman kokaini koyanı bulacaklar. Buldun mu, malum şahıslar ortaya çıkacak, değil mi? Tabii kanıma kokain karışması, yiyeceğime, çünkü kim olduğunu da biliyorlar, zaten bilmemesi mümkün mü? Eliyle koymuş gibi alacaklardı, onları kurtardılar oradan. Ama ben mahkemeleri tenzih ederim tabii. Birisinin bu konuda ihbarda bulunup diyelim, girişimde bulunup bunu neticelendirmesi gerekiyordu. O şartlarda kardeşim bizim de nefes alacak durumumuz yoktu yani. Bunun gözü dönmüş adamın, bunu yapan adan ne yapmaz, değil mi? İşte bak biz böyle sistemlerden geçtik.
Ben tekrar kendi mahkememden, kendime yazık etmiş olurum eğer orada onları koruyup kollamazsam. Çünkü hakim bakar bakmaz teşhis koydu. Çok önemli bu, acayip bağırdı, azarladı. Hatta orada bir gazeteci saygıya uygun olmayan bir hareket yaptı, bayağı sinirliydi hakim, seni tutukluyorum dedi. Ama hak etti hakikaten, böyle dik başlı bir şey söyledi, mahkemeye hakaret olacak bir şey söyledi, sonra özür diledi. Özür dileyince tutukluluğu kaldırdı hakim. Ama herkes öyle suspustu. Ama birisinin çıkıp bu konuyu çözmesi gerekiyordu, öyle diyelim, mahkemeleri tenzih ediyorum, inşaAllah. Oktar Hocam ne anlatalım.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Yeni bir haber var Hocam, acil bir hastadan kimse para alamaz diye. Sizin hep söylediğiniz bir konuydu Hocam inşaAllah. Hastaneye giden hastalardan para alınmaması, sağlık bakanı da bu yönde bir açıklama yapmış.
ADNAN OKTAR: Şimdi bizim sitemizde bu hadis var mı bak? Geçenlerde sen de okudun bunu, yanlış okuyorsunuz. “Ümmetimin ömrü 1500 seneyi pek geçmeyecek” diye hadis yok. 7000 yılla ilgili hadis var ve 5600 yılla ilgili hadis var. Ama 7000’den 5600’ü çıkarırsak, zaten net hesap çıkıyor ortaya anlaşıldı mı? Onun siteden çıkartın, yanlış o.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bunu Suyuti hesap ederek söylüyor, 7000 binden 5600’ü çıkartarak söylüyor, inşaAllah. Ki haklı, tam net doğru. Ama 7000 yılla ilgili hadisler, sahih hadisler. Meşhur ve bütün İslam ulemasının bildiği hadisler. Peygamberimiz (s.a.v.) zamanından beri hiç değişmemiştir, bu doğru. 5600 yıl ile ilgili de, Peygamberimiz (s.a.v.); “5600 yıl geçmiş” dedi, vahiyle söylüyor bunu inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bediüzzaman Said Nursi de kabul ediyor zaten 7000 yılı, diğer bütün İslam alimleri de kabul ediyor, dediğiniz gibi Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani böyle mesela bak bunlar doğal Müslüman fıtratında olan insanlar. Mesela mazlum sevecen, hakikaten güzellikten hoşlanır, güzel konuşmaktan hoşlanır, evi güzel olsun, etrafı güzel olsun değil mi? İyi konuşulsun, herkes dürüst olsun, birbirine yardım etsin, yani ruhlarında derin Müslüman ahlakı var. Ama bir kısmında bambaşka bir soğuk ruh, mesela farz edelim baş örtüsü takıyor. Tamam, güzel hoş, ama müthiş bir azamet, müthiş bir sertlik, müthiş böyle estetiğe, güzelliği karşı olma hırsı.
OKTAR BABUNA: Hocam bu dünya çapında yaptığınız bu çalışmaları Allah rızası için yapıyorsunuz, maşaAllah Hocam, Allah’ın hoşnutluğu ve rızası için. Allah da sizin vesilenizle bunu kalplerde çok etkili kılmaya başladı. Gerçi dün okumuştuk ama, siz dünya çapında bu masonluğun çarpık zihniyetini, ateist masonluğa en etkili mücadeleyi veren insansınız. Dünya masonluk liderinin de sizinle ilgili sitesine koyduğu bir bölüm var okuyayım mı onu inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Daha önce okudun mu?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam okudum, internette okumuştuk ama.
ADNAN OKTAR: İnternette okumuşsun, tamam oku.
OKTAR BABUNA: Bu dünya masonların lideri seçildi, size buraya geldikten sonra. Tapınak şövalyelerinin lideri olan mason, İstanbul’u ziyeretinden sonra kendi internet sitesinde bunu yazıyor Hocam:
“Sayın Adnan Oktar’ın kendisi Musevilerin, Hıristiyanların ve Müslümanların birlikte barış içinde çalışabileceği, ibadet edebilecekleri bir dünyayı destekliyor. Aynı zamanda terörün her çeşidine karşı ve demokrasiyi ve liberal sanat dallarını ve bilimi destekliyor. Bu açılardan ve kendi görüşlerinden son derece aydın biri olduğunu düşünüyorum. Tarihin ileride kendisinin İslam dünyasının, önemli bir lideri olarak tarif edeceğini düşünüyorum. Öncüler olarak bizlerin, tüm insanlar için gerçekten daha birleştirici, hoşgörülü ve kozmopolit bir dünya kurmak istiyenleri desteklememiz gerekiyor. Sayın Adnan Oktar’ın bu adımları, bu dönemde attığına inanıyorum. İşte bu nedenle onun görüşmenin önemli olduğunu hissettim. Buna benzer daha fazla görüşmeler sadece tüm halklar için daha barışçı bir dünya oluşturmaya yardımcı olacaktır. Bu da sonuçta hangi isimle çağırırlarsa çağırsınlar, Allah’ın tüm insanlar için istediğidir. Bizler de bu toplantıyı aynı zamanda, Musevilerin, Hıristiyanların ve Müslümanların daha iyi bir dünya kurmak için nasıl birlikte ibadet edip, çalışabileceklerini göstermek için kullandık. Ki bu Sayın Adnan Oktar’ın asıl faaliyet alanlarından birisi ve bunu uygun görüyor. Adnan Oktar Bey ve takipçileri, bu inançlara sahip oldukları için çok fazla zulüm görmüşler. Bizler de kendisi ile birlikte bu fikirlerin ilerlemesine katkıda bulunmak için, desteğimizi göstermenin çok önemli olduğunu düşündük. Çünkü kendisinin İslam dünyasında çok fazla etkisi var. Bu tür karşılıklı görüşmelerin dünyayı daha güvenli hale gerireceğini umuyoruz. Gelecekte daha fazla diyolog içinde olmayı ve aynı zamanda Amerikalılar’a barışı ve hoşgörüyü destekleyen, Müslüman gruplar olduğunu göstererek, üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeyi umuyoruz. Bu insanlarla birlikte çalışmalı ve daha iyi ve daha istikrarlı bir dünya kurmalıyız.” diyor dünya masonlarının lideri Amerikalı mason Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşiminsanlar rüyasında görse inanmaz böyle bir şeye. Yani Meşrik-i Azamlar, 33 derecelik masonlar gelecekler, Küçük Ayasofya Camii’nde topluca namaz kılacaklar. Çünkü anlattığımız Müslümanlık çok hoşlarına gitti.
Ben mesela duyuyorum ruhumda, sevgi çok hoş bir şey, sevmek sevilmek çok güzel, sanat güzel, doğru söylemek çok güzel. Mesela yalan bunaltıyor beni, sıkıyor, rahatsız oluyorum. Doğru söyleyen bir insan beni müthiş rahatlatıyor. Mesela her seferinde doğru konuşuyor adam, ne şahane. Onunla konuşmak ne güzel, asla yalan söylemiyor. Düşün bir insan var karşında, asla yalan söylemiyor. Bir kere tam bir beyin kontağı kurabiliyorsun, çok şahane bir şey. Yalan söyleyen adam nedir? Maske var adamda, deli ile konuşur gibi yani. Adın ne diyorsun, “Necmi” diyor, mesela asıl adı Abdullah oluyor, Necmi. Nerede oturuyorsun diyor, “Konya’da” diyor, halbuki Erzurum’da oturuyor. Kardeşim şimdi deliyle konuşuyor gibi, ne kadar sıkıcı bir şey bu değil mi? Kabus gibi bir şey, inanılır gibi değil. Allah doğru olmamızı istiyor ne güzel. Bakın hepsinin üzerinde ne istiyor Allah bizden, samimi olmamızı istiyor. Ne şahane bir şey samimi bir insan, o kadar güzel oluyor ki.
Mesela samimi kadın çok büyük bir nimettir helali ise insanın. Şahane, insanın içi erir yani, acayip güzel bir şey, samimi ise. Ama samimi değilse, istediği kadar güzel olsun bitti, yani et yığını gibi gelir. Samimiyet çok şahane bir şey. Allah da diyor ki ayette, şeytandan Allah’a sığınırım; “Ancak samimi olan kullarım kurtulur”. Bakın tek ölçü olarak vermiş Allah. Sadece bu, başka bir ölçü yok, “Ancak samimi olan kullarım kurtulur.” Bir kere beyine gıda samimiyet, acayip rahatlık verir. İnsanın sıkıntısı ne biliyor musun, milletin perişan olmasının nedeni? Hep samimiyetsizliktir. Keyfinin kaçması hep samimiyetsizliktir.
Mesela birisi konuşurken gıcık olmamızın nedeni nedir biliyor musun? Samimiyetsiz olmasıdır. Mesela iltifat ediyor, gıcık, samimiyetsiz. Sen ona iltifat edersin, bir karşılık veriyor samimiyetsiz. Soru soruyor samimiyetsiz. Ama yapmacık insana işte gıcık oluyor o zaman. Samimiyse, insanın ruhu acayip açılır, yani gıdadır. Cennette herkes samimi, doğru söylüyorlar. “Orada hiçbir fuzuli söz duymazsınız” diyor Allah ayette. Burada bu var, samimiyetsizlikle karşılaşıyoruz.
Mesela temizlik Kuran’ın emri. Mesela bak tertemizsiniz, insanın içi açılıyor, gayet güzel çok hoş, hep lehimize olan şeyler. Cenab-ı Allah diyor ki; “helale harama dikkat edin.” Ahmet Altan geçen günler şarap kötü falan dedim, ona bozulmuş yazı yazmış, niye öyle diyor diye. Kardeşim samimi olarak hakikaten pis kokuyor, leş gibi. Ben tiksiniyorum, şarap kokan adam bayağı kötü kokuyor. Kadın da falan çok iğrenç kokusu kötü, samimi kanaatim bu. Ne diyeyim, mis kokuyor mu diyeyim? İnanır mı öyle dersem? Samimiyetsiz olur, doğru söylüyorum, hakikaten kötü. İçer de adam, o ayrı, beni ilgilendirmez. Hıristiyandır veyahut başka inançtandır içer, bana ne. Ama dürüst samimi olarak, mesela güzel bir kokuya, mesela gül kokusuna ben güzel diyorum, kötü kokuya da kötü diyorum, ne diyeyim yani? İnşaAllah. Mesela domuz eti, görünüşü hakikaten çok itici. Gördüm geçenlerde, bu ne dedim. Bir garip yani, hakikaten tiksindim görünüşünden, samimi kanaatim. Helal de olsa yemem ben onu.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz, helal de olsa kimse yemez, yenecek gibi değil, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mis gibi üzüm suyu işte, ne güzel, zarar görmesinler diye söylüyorum.
OKTAR BABUNA:Siz bir dönem açıkladınız Hocam; kanser yapıyor, beyni tahrip ediyor, kalbi tahrip ediyor, damarları tahrip ediyor bütün organları.
ADNAN OKTAR:Kardeşim alkol yüzünden ölen kardeşlerimizin sayısını biliyor mu, Ahmet Altan mı, Mehmet Altan mıydı? İkisinden bir tanesi. Ahmet Altan galiba. İkisi de Marksist’tir, ben ikisini de severim onların, dürüsttür onlar, samimidir. Mesela Ahmet Altan çok dürüst çocuk o, açıkça söylüyor; “ben Allah’a inanmak istiyorum, inanamıyorum” diyor. O benim canım, hakikaten ona karşı içimde en ufak bir öfke yok. Allah hidayet versin, samimi adam, bayağı dürüst. Her yazısını okurum ben onun aşağı-yukarı, bayağı candan yazar.
OKTAR BABUNA:Mehmet Altan’mış Hocam size söyleyen.
ADNAN OKTAR:Mehmet Altan, tamam evet. Boğazına düşkün herhalde, şarapla balık ızgara, anladım onun sorununu. Ama üzüm suyu tavsiye ediyorum, üzüm suyu içerse çok daha iyi gelecek inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Sizin bir de söylediğiniz çok önemli bir nokta vardı Hocam, metil alkol var şarapta diğer içkilerden farklı olarak, ayrıca bir zararlı etkisi var, toksik etkisi var.
ADNAN OKTAR:Etil de metil de, her ikisinde de çok şiddetli zehir, tıp kitaplarında. Toksikoloji kitabı okudun, yazmıyor mu orada? Zehirler bölümünde, alkol yazar. Etil de metil de her ikisi de zararlıdır inşaAllah. İlk vuracağı yer karaciğerdir. İlk karaciğeri tahrip eder, sonra gider beyine vurur, beyin hücrelerini alır öldürür. Kardeşim denesinler, alsınlar alkolü denesinler. Mesela yaranın üzerine damlatsın, anında orayı parçalar yarayı, bembeyaz yapar. Üstteki bütün hücreleri öldürür. Vücuda giriyor bu, ne yapar vücudu değil mi? İşte sek içiyorum, bir defada tak dikerim tepeme. Sonrasını düşünmüyor, oh ne iyi geldi diyor. Evet ama yaptığı tahribatı düşünmen lazım. Bazısı var mesela, pul biberi alıyor dolduruyor yemeğe, “oh ne güzel” diyor, midesini parçalıyor, perişan ediyor, karaciğeri parçalıyor. Zararlı olan şeyi bizim açıklamamız gerekir inşaAllah. Karabiber alıyor, yemeğin üzerini simsiyah kaplıyor, döküyor döküyor, ondan sonra da Dank pastil alıyor, midesini perişan ediyor. Yazık değil mi? İnsan sırf yiyecek zevki için bu hallere düşer mi, ne zorun değil mi? İnşaAllah. Ne var başka anlatacağın Oktar ?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, Hz. İsa (a.s.)’nın görünümü ile ilgili hadisler vardı Hocam Kütüb-i Sitte’den.
ADNAN OKTAR:Faruk Hoca pek hoşlanmayacak ama, sen yine de anlat.
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah. 'İbn-i Abbas (r.a.)'dan Nebi (s.a.v.) şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur:
"Miraçda bana gece sefer ettirildiğinde, ben Musa (a.s.)'yı esmer yüzlü, uzun boylu, bir tipte gördüm. Musa (a.s.) uzunluk ve esmerlik cihetiyle sanki Kathan adamlarından biri er kişi. İsa (a.s.)’yı da gördüm. Ne uzun ne kısa, orta boyda. Benzi kırmızı ile beyaza mail olup başı, salıvermiş düz saçlı kişi idi. Allah'ın bana gösterdiği hayrete şayan daha bir takım garibeler arasında Cehennem muhafızı Malik'i ve deccal'i de gördüm. (Sahihi Buhari Muhtarasarı, Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi, s. 37)
ADNAN OKTAR:Bir de Faruk Hoca’ya sorsunlar bakayım. Bir kere deccal, Mehdi (a.s.), Hz. İsa (a.s.), bunlarla ilgili Ehl-i sünnet alimlerinden bir tane görmedim ve bir tane duymadım. Yeni çıktı bunlar. Bunlar yeni çıkan bir ekol, yaklaşık yüzyıl önce çıkan bir ekol. Muhammed Abdu, Cemallettin Afgani bunlar değişik adamlardır, değişik bir ekoldür, bambaşka bir kafası vardır bunların. Bunlar Ezher’de çöreklendiler bir ara, El Ezher Üniversitesi’nde, oradan bütün dünyaya yayıldılar. Bunlar da oradan gelme bu tipler de. Müceddid, müçtehid kabul etmez, en büyük budur. Mesela git şimdi Faruk Hoca’ya, zaten baksana azametinden falan, anlatıyor dinleyeceksin. Ama bunu nasıl fark edemez Samanyolu’ndaki insanlar? Yazık değil mi Müslüman kardeşlerimize? Ehl-i sünnet insanlar bilmiyorlar onu, Nur talebesi zannediyorlar, Fethullah Hoca’nın talebelerinden. Ve gerçekten doğru söylediğini düşünerek dinliyorlar ve bir referans olmuş oluyor Samanyolu’nda çıkması. Biz diyoruz ki, sağlam insanlar, güvenilir. Burada çıkanları dinleyebilirsiniz diyoruz, herkese tavsiye ediyoruz. Bu durumda nasıl tavsiye edelim biz değil mi? Ki ne güzel hizmetler yapıyor Samanyolu TV. Hakikaten hakkı beyanda çok candanlar, çok cesur davranıyorlar, tebrik ediyorum. Meltem miydi Mehtap mıydı?
OKTAR BABUNA:Mehtap Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir de Meltem mi vardı?
OKTAR BABUNA:Meltem ayrı evet, o Haydar Baş’ın.
ADNAN OKTAR:Haydar Baş, o da apayrı bir alem, o da Bediüzzaman’a karşı.
“Selamun aleyküm Hocam. Kurtuluş için samimi olmak yeter mealinde söylediniz, başka koşul yok diye ilave ettiniz. Başka koşul yok sözünüzün yanlış anlaşılabileceğini düşünerek bu maili göndermek istedim.” Şimdi bak bir insan samimi oldu mu, zaten ne yapar? Şimdi ben sana samimiyim, Bismillahirrahmanirrahim, açtım Kuran’ı, “ohh ne güzel” derim, tam doğruyu söylemiş Cenab-ı Allah, bu kitap hak derim. Samimi olunca ne derim? “Bu kitaptakilerin hepsinin uygulanması gerekiyor” derim. Samimi olunca ben ne derim? “Ben Allah’a aşığım derim, Peygamber (s.a.v.)’e aşığım derim” değil mi? Samimiyet nedir ki? Samimiyet bizi çok dar alanda tutan, bir kutunun içinde tutan bir yapı mıdır? Samimi oldu mu bir insan yalan söylemez, dürüst olur, aşkla dolu olur, coşkulu olur, değil mi? Her şeyin en güzelini arar, samiminin çapı işte budur, onun için bunu söyledim, inşaAllah. Ucu bucağı yoktur samimiyetin. Her şeyde, mesela merhametlidir, üzmemeye çalışır, aman sıkmayayım der, sağlığına sıhhatine dikkat eder sevdiklerinin, iffetine dikkat eder, laf gelmesin, dedikodu olmasın der, değil mi? Ondan sonra, tedirgin etmeyeyim der, gönlünü almak ister, en güzel yiyecekleri sunmak ister, Peygamberimiz (s.a.v)’e aşkla sevgi duyar, Hz. İsa (a.s.)’ya aşkla sevgi duyar.
Tamam Harunyahya.tv’den devam ederiz inşaAllah.
SUNUCU:Harunyahya.Tv sitesinden yayınımızı 24 saat takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize ahirzamansohbetleri@hotmail.com adresindengönderebilirsiniz. Harunyahya.org ve Harunyahya.net adreslerinden Hocamızın tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’ den itibaren Harunyahya.tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyo ve Asu TV. ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza Harunyahya.tv sitemizden devam edeceğiz.
Sunumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...