SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bugün HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kanal Avrupa, www.mushaberleri.com, Nevşehir Keyf FM 92.7, Bingöl FM 102.0, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Adana Ceylan CRT Tv ve Radyo, Mardin Kanal 47, Sakarya Kanal 54’ ten canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programına hoş geldiniz. Siz de soru ve görüşlerinizi için AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresine mail atabilirsiniz. Konuklarım Sayın Adnan Oktar ve Doktor Oktar Babuna hoş geldiniz. Hocam, buyurun inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz hastanelerden bahsetmiştiniz Hocam, hastalardan para alınmaması yönünde açıklamalarınız olmuştu bir iki sene önce. Sağlık Bakanı’nın da bu yönde açıklamaları oluyor “Acil hastadan para alınamaz” alınmaması gerekiyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, ‘acil hastadan’ tamam acilden almayacak onu biz istirham etmiştik, onu Allah rızası için yaptılar. Allah razı olsun, çok güzel bir gelişme, iyi. Bir de acil olmayan var. Yani adam gidiyor, diyorlar ki; “kardeşim, sen aklı başında bir adamsın, iyi bir insansın, karaciğerinde kanser başlamış, bir de şuraya sıçramış” diyor. “Sen ne iş yaparsın?” diyor. “Ben emekli bir memurum” diyor. “Bu çok masraflı bir tedavi şekli” diyorlar, “istersen başka türlü de yapabiliriz” diyorlar. “Ama istersen böyle de olur, nasıl canın isterse” diyor. Devlet Hastanesi’ne gittiğinde malum zorlanıyorlar. İşte, “kaydını yaptırdın mı?” “falancaya gittin mi?” Adam ayakta, kanserli adam sıraya giriyor; “git mühürlet,” “git falancıya mühürlet.” Kardeşim, bir kere çok vahim bir şeydir kanser. Psikolojik olarak o kardeşimizin çok güçlü bir şekilde korunup kollanması lazım, çok ciddi bir imtihandır bu. Bir kere böyle bir insandan para alınması hiç olmaz. Ne para alınması yani? Bilakis, “arkadaşım, senin evin nerede?” dersin, “şurada.” “Bir bakalım senin evine” dersin, değil mi? “Şartların nasıl, beslenmen nasıl?” Çünkü bu hastalıkta iyi bir beslenmen gerekir, moral şartlarının güzel olması gerekiyor, değil mi? “Senin ev çevren pek bu işe müsait değil, gel seni biz tesise yerleştirelim” diyecekler. Böyle güzel, püfür püfür, neşeli, sevecen ve sevgi dolu bir ortam gerekir çok iyi beslenmesi gerekir hatta gerekiyorsa üstüne de para verilmesi gerekir. Çünkü adam çalışamayacak duruma geldiğine göre, çalışamadığına göre. Yani bir kanser oluyor adam, aile faciasına dönüşüyor. Adam işinden ayrılıyor, çoluk çocuk aç sefil, ev satılıyor, arabayı satıyorlar, eşyaları satıyorlar. Yani bu nedir, bu? Olacak iş mi bu? Yani mutlaka dediğim gibi yapılması lazım. Her yönden desteklenerek, bilakis gerekirse üstüne para verilerek korunup kollanması gerekir. Usul budur. Bu ne zaman olacak? Mehdi (a.s.) devrinde kesin olacak bir olaydır. Ama şu anda da başlanabilir, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İslam Konferansı Teşkilat Başkanı Ekmeleddin İhsanoğlu, İslam ülkelerine, “ekonomik ilişkileri artırın” diye bir çağrıda bulunmuş Hocam, onunla ilgili haber var.
ADNAN OKTAR:Şimdi bunu söyleyince Hocamız, ekonomik ilişkileri arttırır mı adamlar? Arttırmazlar. Bunu Mehdi (a.s.) söylese, arttırırlar mı?
OKTAR BABUNA: Derhal Hocam, saniyesinde, inşaAllah.
ADNAN OKTAR.Yer yerinden oynar, yer yerinden. Dünya yıkılır. Ama Hocamız, Ekmeleddin Hocamız söylediğinde; “ha, öyle mi?” derler. “Tabii tabii, çok güzel söyledin, maşaAllah.” Onu bile demeyebilirler. Böyle olaylar büyük heyecan ister, büyük dava ister, büyük insan ister, Allah’ın dilemesi ile. Allah büyük kılar tabii, inşaAllah. Büyük heyecan, büyük atak ister, böyle olmaz. Ekmeleddin Hocam defalarca demiştir bunu, daha önceki başkanlar da dedi, daha öncekiler de; yaprak kımıldamıyor, hiçbir şey olmaz. Anlaşıldı mı?
Şahs-ı manevi ile, bak işte Hocamız söylüyor, işte var ya şahs-ı maneviciler, işte buyurun şahs-ı manevi söylüyor, hiçbir şey olmaz şahs-ı manevi ile, bilakis bölünür ve parçalanırlar Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onun için diyor; “Mehdi (a.s.)’yi müjdeleyin” diye. Çünkü Allah bizim fıtratımızı da böyle yaratmıştır. Mesela Peygamber (s.a.v.) çıkıyor, insanlar manen deliyor adeta sevinçten. Müthiş bir enerji geliyor. Çünkü bir tane örnek var başta ve tek bir beyin insanları yönetiyor, mükemmel bir beyin. Ona uydun mu konu bitiyor; ne kavga olur, ne niza olur, ne tartışma olur hiçbir şey olmaz. Onun için Kuran’da hep liderlidir toplumlar. Mesela Hz. Süleyman (a.s.) gelir, Zülkarneyn (a.s.) gelir. Hatta Müslümanlar lider olmadığında Allah’a dua ediyorlar, Kuran’da; “ Ya Rabbi! Bize bir mehdi, bir müslih, bir idareci, bir yönetici gönder” diyorlar. “Başımıza geçsin.” Allah’tan dua ediyorlar, yalvarıyorlar, değil mi? Allah da onlara yardımcı bir insan gönderiyor, bir kişi. Ama şu an, biliyorsunuz bütün dünyada şeytan Mehdi (a.s.)’ye karşı ciddi bir tavır aldı. Delirdi şeytan adeta korkudan, herkesi ayaklandırdı. Bir kısmını kandırıyor, bir kısmını kendine çekiyor, bir kısmını başka türlü kullanıyor şu an. Buna karşı da Mehdi (a.s.) muhibleri, Mehdi (a.s.)’yi sevenler, var güçleriyle atak yapmak durumundalar.
Bir kardeşimiz bana yazı göndermiş; “Sevgili Hocam, Mehdi (a.s.)’nin ismi ile ilgili bir ebced hesabı yaptım, siz değerlendirir misiniz?” diyor. “Sahib-ül zaman Muhammed Mehdi Muntazır (a.s.),” Mehdi (a.s.)’nin kullanılan meşhur isimlerindendir; ‘Sahib-ül zaman’, zamanın sahibi, ‘Muhammed Mehdi (a.s.)’ zaten Peygamberimiz (s.a.v.)’in ona verdiği isimdir. ‘Muntazır’ beklenen, “ebcedi 2018 tarihini veriyor.” “Sahib-ül zaman Muhammed Mehdi Muntazır (a.s.).” “Es Seyyid Muhammed Mehdi Muntazır (a.s.)” Seyyid olan Muhammed Mehdi Muntazır (a.s.), 1956 tarihini veriyor. Risale-i Nur Külliyatı’nın serbest bırakıldığı tarih ve Beddiüzzaman diyor; “cereyan-ı münafıkanenin artık çökmeye başladığı tarih” diyor. Yani onu bir Milad olarak alıyor, başlangıç olarak alıyor Beddiüzzaman, 1956 yılını. “Bu tarihten itibaren artık çökme başlayacak” diyor. 1956’yı kilit bir tarih olarak veriyor Beddiüzzaman. Bak, 1957 demiyor, 54 de demiyor, 52 de demiyor, “1956” diyor. Hakikaten 1956’da yer yerinden oynadı, dünyada çok büyük olaylar oldu 1956’da, herkes bilir yani, hiç görülmemiş olaylar oldu ve Risale-i Nur serbest bırakıldı. Ama bakın bu çok önemli; “cereyan-ı münafıkane’nin” diyor “artık çöküş tarihinin başlangıcı, miladıdır” diyor yani. “Artık bu tarihten itibaren sürekli bir gelişme olacaktır” diyor, inşaAllah.
Bediüzzaman diyor ki Ahir zaman ile ilgili; “Muhbir-i Sadık’ın (Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in) hadislerini aynen tasdik etmiş olaylar şu ana kadar” diyor. “Ahir zaman ile ilgili hadisler aynen tasdik etmiş” diyor. Faruk Beşer, şaşar beşer, o dinlesin. Bak, Bediüzzaman “aynısı ile tasdik etmiş” diyor olaylar. Muhbir-i Sadık’ın, Peygamberimiz (a.s.)’in ihbarına. Yani “hadisler sahih mi, değil mi diye bir durum yok” diyor Beddiüzzaman. “Çünkü olay meydana gelmiş” diyor. “Peygamber (s.a.v.) bir şey söylemiş, o da olmuş” diyor. Mesela Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki, farz edelim interneti tarif ediyor veyahut başka bir şey söylüyor ve aynısı ile çıkıyor, şimdi bu artık sahih mi değil mi olmaz, olmuş bu. Onun için diyor ki bak; “aynısı ile tasdik ediyor, etmiş” diyor ve “daha edecek” diyor ve devam edecek, “Kıyamet alametini göreceksiniz” diyor. “Mehdi (a.s.)’nin çıkışı ile ilgili bütün alametleri tek tek göreceksiniz” diyor ve “devam edecek” diyor, “şu ana kadar da çıktı” diyor.
Şimdi bakın, Ahir zaman hadislerini reddedenlere Allah bir tuzak kurdu. Onların hesap etmediği bir şey vardı; mesela herhangi bir hadis eğer Ahir zaman ile ilgili tahakkuk edecek bir hadis değilse, sahihliğini ispat etmek mümkün olmaz. Yani zayıf hadisse zayıf hadis olarak kalır o. Kimse ona bir şey diyemez, zayıf hadistir. Ama Ahir zaman ile ilgili zayıf hadis olduğunda olay tahakkuk ediyor, ne oluyor? Sahihin de sahihi oluyor, değil mi? Gerçekleşmiş, yani net oluyor. Bu işte Mehdi (a.s.) karşıtlarını can evinden vurdu, bu hiç hesap etmedikleri bir konuydu. Onlar konuyu öyle detaylı düşünmüyor zaten, çok sathi bakıyorlar, yüzeysel bakıyorlar ve Peygamberimiz (s.a.v)’ in, Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametleri ile ilgili bütün hadislerinin teker teker çıktığını şu an duymak istemiyorlar, anlamak istemiyorlar, konuşmak istemiyorlar. Biz onun için sürekli anlatıyoruz. Hiç duydun mu sen, mesela Kabe’de kan akıtılacak, baskın yapılacak Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir, değil mi? Faruk Beşer, şaşar beşer, hiç duydun mu ondan böyle bir hadis var diye?
OKTAR BABUNA: Duymadım Hocam.
ADNAN OKTAR: Çünkü hadisi söyleyecek Hocam diyecekler, böyle bir olay oldu.
OKTAR BABUNA:Hatta iki defa oldu.
ADNAN OKTAR: Tabii. “Ay ve Güneş tutulması ile ilgili hadis var. Buna ne diyeceksiniz?” diyecekler, “oldu.” Say, say, say sabaha kadar hepsi oldu. Bak ağzına dahi almıyor, hiç söylememeye özen gösteriyor. Böyle geçiştireceğini zannediyor. Mesela sıkıldı değil mi? Bak adamcağız, Kütüb-ü Sitte’den de bunalmış. Kütüb-ü Sitte’nin büyük bölümünü, neredeyse yarıdan çoğunu reddediyor şu an Faruk Beşer, değil mi?
ADNAN OKTAR:Şimdi kardeşim, bir ara ben duydum, Bediüzzaman’ın isminden pek bahsetmemeye başladılar bazı çevreler, bazı kişiler yani Fethullah Hocamıza bağlı bazı kişiler. Mesela Beddiüzzaman’ı anmaktan vazgeçtikleri, kitaplarını okumaktan vazgeçtikleri gibi şeyler geldi kulağımıza, inanmadım, inanmıyorum Ama şimdi Faruk Beşer’i görünce, demek ki bunun kafasında da adamlar var. Çünkü Beddiüzzaman’ı adam kaldırmış, kabul etmiyor, anlattıklarını kabul etmiyor. “Ben onun üzerindeyim” diyor, “ben ondan daha büyük alimim” diyor. Memleket yeni mutlak müctehid, mutlak müceddid kazandı. Mutlak müceddid Faruk; hepimize hayırlı, uğurlu olsun, inşaAllah. “En iyisini ben bilirim” diyor “Abdülkadir Geylani bilmez, İmam Rabbani de bilmez” diyor. “Buhari, Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace, Sünen-i Nesei, Sünen-i Davud, hep yanlış” diyor. “Bana soracaksınız, ben bilirim” diyor.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz, söylemiştiniz, Kuran ayetlerini de reddetmiş oluyor. Hz. İsa (a.s.)’nın gelişini inkar etmesi.
ADNAN OKTAR: Yani üç tane ayet var, “yok” diyor. “Bu adam ne dedi, bana anlatın” dedim, “indirin, bir bakayım” dedim. Varmış bunun internette konuşmaları. Evrimle ilgili hazret konuşuyor, bomba gibi bir delil sunuyor. Diyor ki; “bakın, size bir delil vereceğim” diyor özetle, “madem Evrim Teorisi vardı” diyor, “maymunlar niye insan olmuyor o zaman? Al sana delil” diyor. Alim, allame. Fışkırıyor böyle, fışkırıyor, ilim fışkırıyor adamdan. Bunu da alim diye çıkarıyorlar. Genel kültür yok adamda; ne paleontoloji hakkında bilgisi var, ne genetik hakkında bilgisi var, ne mikrobiyoloji hakkında bilgisi var. İşte bu kadar, mantığı bu adamın ve bunun karşısına oturup dinliyorlar alim diye. Onun için fevkaladeliği iyi hissetmek lazım.
Bu hazretin ana konularından birisi de benimdir. Özel sohbetlerde falan Hürriyet Gazetesi’nden duyduklarını, Milliyet Gazetesi’nden duyduklarını, Vatan Gazetesi’nden duyduklarını, canlı gazete, benimle ilgili daha önce arşivden duyduklarını aynen naklediyor hazret. Talebeleri sürekli bana bildiriyorlar Hocam şunu söyledi, bunu söyledi. Hayır, söylesin, bizim derdimiz değil de yeni ilgilendiğim, -yeni duydum yani- muhatap olduğum bir tip değil. Neyime alaka? Yalnız şuradan dikkatimi çekti, onun için söylüyorum. Diyor ki; “kardeşim bir kişi, bir fasık size bir haber getirdiğinde, araştırın” diyor. “Bakın Kuran ayeti var” diyor, “benimle ilgili söz getiriyorlarmış, laf getiriyorlarmış. Araştırmadan etmeden falan nasıl inanıyorsunuz? Günah değil mi bu? Yazık değil mi?” diyor. “Benimle ilgili haberlere inanmayın, oradan buradan gelen haberlere” diyor, değil mi? “Orada, burada konuşuyorlarmış, dedikodu yapıyorlarmış, haramdır” diyor. Hoca, tamam da sen orada kendini anlatmıyor musun? Sen oradan, buradan hani Hürriyet Gazetesi fasıktır demiyorum ben, Vatan Gazetesi bilmem ne ama fasıklardan gelen haberi alıyorsun; Hürriyet’ten, Vatan’dan gelen haberleri de alıyorsun onları talebelerine ballandıra ballandıra anlatıyorsun, gözünle görmüş gibi, değil mi?
OKTAR BABUNA: Üstelik olmadığı ispatlanmış haberleri.
ADNAN OKTAR: Bir insan, Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, “gözüyle görecek, kulağı ile işitecek,” değil mi? İnşaAllah. Dört şahit getirecek. Bunun iddiası da hiperseksüellik. O da propagandaya başlamış orada burada. İşte haremi var bilmem ne falan, sanki böyle gözüyle görmüş gibi anlatıyor. Çocuklar yazdılar bana. Yani dertleri günleri bu konular. Halbuki bakın, Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “"bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi?” Değil mi? Nur Suresi’nde, “bunu duyduğunuzda” ve hüsn-ü zan etmelerini istiyor. Peki, sen ne diyorsun? Diyorsun ki; “fasıktan gelen haberi araştırın.” Sen araştırdın mı? “Yok.” “Gıybet haramdır” diyorsun, sen ne yapıyorsun? Gıybet yapıyorsun, değil mi? Benim sorunum değil, desin canım. Bizim rahatsız olacağımız bir konu değil, inşaAllah. Değil mi?
OKTAR BABUNA: Sizin yaptığınız Hocam; delille İslam’a aykırı olan hususları düzeltiyorsunuz, doğrusunu aktarıyorsunuz. Burada yapılan aslında, Allah’ın rızasına en uygun olanı yapıyorsunuz. Kuran’a aykırı hareket ediyor, delille düzeltiyorsunuz, yanlış etkilemesin diye insanları. Hadisi reddediyor, düzeltiyorsunuz; Beddiüzzaman’ ı reddediyor, düzeltiyorsunuz.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, ben kardeşlerimi kurtarmanın peşindeyim, inşaAllah. “Tavşanlar koro halinde şarkı söyler, kervan yürür” derler, değil mi? Kervanı etkilemez ama tavşanları birisi çıkar orkestra tarzında yönetir, o da şarkı söyler onlarla. Etki etmez, inşaAllah.
SUNUCU:Bir de Hocam, Maide Suresi’nde vardı, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım; “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletten alıkoymasın.” Kuran hükümlerini orada savunurken hem de öyle yapması.
ADNAN OKTAR:Benim derdim değil, bu konu değil de çelişik olduğu için ben bunu anlatıyorum. Dediğiyle, sözüyle özü tutmuyor oradan bizim sorunumuz yoksa bana ne, ne diyorsa desin. Ben öyle şeyi tınmam, muhatap dahi olmam, yani tanımam bilmem de ayrıca. Fakat böyle münevver, seçkin bir camiaya hitap eden Samanyolu Tv, Mehtap Tv de bu adam gece gündüz çıkıp konuştuğu için, halka yanlış bilgi gitmesin, kardeşlerimize yanlış bilgi gitmesin. Bediüzzaman sevgisine, İmam-ı Rabbani sevgisine, Abdulkadir Geylani sevgisine bir zarar gelmesin. O alimlere olan güven sarsılmasın diye bunları açıklıyorum.
OKTAR BABUNA:Allah razı olsun Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Çünkü tahakkuk etmiş, görülmüş artık. Adam öyle bir konuşuyor ki kardeşim, yani safi zihinleri tam böyle idlal edecek durumda. Yani orada adamın ne Buhari’ye güveni kalır, ne Müslim’e güveni kalır, ne Tirmizi’ye güveni kalır. Allah esirgesin, Kuran’a da güveni kalmayacak gibi bir üslup kullanıyor. Yani Hz. İsa (a.s.)’ın gelişi mesela açık açık Kuran’da anlatılıyor. Hiçbir Peygamber için bu tarzda bir ifade yok Kuran’da. Hz. İsa (a.s.) ile ilgili var. İnsan düşünmez mi, niye Allah başka Peygamberlere böyle bir hitapta bulunmuyor? Ve Hz. İsa (a.s.)’nın en ünlü, en meşhur özelliğidir, göğe alınması konusu. Hıristiyanlıkta temel inançlardandır. Kuran bu inancı bilakis pekiştirecek gibi ifadeler kullanıyor ama yanlış olanlarda da onu tam yıkacak ifade kullanıyor Cenab-ı Allah.
Mesela teslis inancı, Allah şiddetle üzerine gidiyor teslis inancının. “Gökler parçalanacak neredeyse” diyor Cenab-ı Allah, “bu iddialarından dolayı” diyor, değil mi? Onun üzerine şiddetle gidiyor Cenab-ı Allah. Ama göğe alınmasını tam anlamıyla destekleyen bir üslup kullanıyor Cenab-ı Allah. “Ma katelehu” diyor Allah, bir daha söylüyor, “onu katletmediler, asmadılar, Allah onu kendine yükseltti” diyor. Kardeşim tabii ki uyku halinde alınacak. Ashab-ı Kehf de uyku halindeydi, değil mi? Uyku halinde insan ölür.
OKTAR BABUNA:Siz anlatmıştınız daha önce de Hocam; şehitler de aynı şekilde, “diridirler” diyor Allah. Başka bir boyuttalar.
ADNAN OKTAR:Ama bak onların bedeni burada kalıyor. Kuran’da bir ayrılık var, bir şey var. Allah onu, bak; “onu Kendime yükselttim.” Mesela deseler ki; “Oktar’ı Allah göğe yükseltti.” “Oktar’ı yükseltti.” Ruhunu almak ayrıdır, şahsını almak ayrıdır. “Şahsını aldım” diyor Allah. Yani “İsa Mesih (a.s.)’i aldım göğe, yanıma aldım” diyor Allah.
SUNUCU 2:Hem ruhen, hem bedenen.
ADNAN OKTAR:Açık buradaki ifade, yani çok açık. Değil mi? “Ve” bak, “katletmediler, asmadılar” diyor. Bir daha vurguluyor Allah; “ve onların tuzağını bozdum Ben” diyor. Adam ne diyor? “Yok, arkadaş; tuzakları bozulmadı, öyle bir şey yok” diyor, “Allah; "katletmediler, asmadılar" diyor, ama öldü o” diyor, “ölmedi ama öldü ” diyor. Özetle bunu anlatıyor.
“Mehdi (a.s.) de gelmeyecek” diyor, “İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini nereden çıkartıyorsunuz? Öyle bir şey olsa Allah Peygamber (s.a.v.)’e nasip ederdi bunu” diyor. “İslam ahlakının dünya hakimiyeti diye bir konu yok” diyor. Buyurun ticarete. Özel hastane kurup, ticaret. Değil mi? Yahut işte neyse.
SUNUCU 2:Kanalların bunu biraz denetlemesi gerekmiyor mu?
ADNAN OKTAR:Kardeşim, aslında ben hür ortamdan yanayım işin doğrusu. Mesela o, baskıcı o. Diyor ki; “Diyanet uyuyor mu?” diyor, “müdahale etsin Diyanet” diyor. Bana müdahale edecekmiş Diyanet. Kardeşim seni Diyanet yalanlıyor mu diyeyim, ne diyeyim? Doğru olmadığını söylüyor zaten Diyanet senin. Değil mi? Ne diyor? Oku.
OKTAR BABUNA:Okuyayım Hocam, hemen hazırlıyorum inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Özetle Hz. İsa (a.s.)’nın inişinin hak olduğunu Diyanet açık açık ifade ediyor. Zaten aksini söyleyemez. Hayır, söylese ne olur ayrıca Diyanet? Yanlış söylemiştir o zaman. İmam-ı Hanbel, İmam-ı Hanefi, İmam-ı Malik, İmam-ı Şafi “Hz. İsa (a.s.) inecek” diyecek, Diyanet İşleri Başkanı da diyecek ki; “yok inmeyecek.” Biz onları dinlemeyiz ki o zaman. Mezheplere ittiba ediyoruz biz, mukallitiz biz. Büyük alimlere göre hareket ediyoruz, Kuran’a ve hadise göre hareket ediyoruz. Değil mi? Kuran bize açıkça belirtiyor, hadis açıkça belirtiyor ve olaylar bize gösteriyor. Yani olay tahakkuk ediyor, gözümüzle görüyoruz, elimizle tutuyoruz, artık net.
Mesela diyor; “on beş gün arayla Ay ve Güneş tutulması olacak” diyor, cayır cayır oluyor. “Kabe’ye baskın olacak” diyor, baskın oluyor. Gidemiyor adamlar, burada kaldı millet, gidemediler. “Kabe yolu kapanacak” dedi Peygamber (s.a.v.), aynısıyla oldu. “Hac yapamayacaklar” dedi, “Cemretül Akabe üzerine kanlar akacak” dedi, aynısı oldu. Yüzlerce insan katledildi yahut şehit oldular. Ay ve Güneş tutulmalarının dışında kuyruklu yıldızdan bahsediyor, iki tane kuyruklu yıldız. Bilim adamları, adamlar bilmiyor Lulin Kuyruklu Yıldızının daha önce ne zaman geldiğini bilmiyorlar. Sorun, daha önce ne zaman çıktı diyorsun, bilmiyor. Peygamber (s.a.v.) biliyor Faruk Hoca. Diyor ki; “Mehdi (a.s.) devrinde çift uçlu bir kuyruklu yıldız çıkacak” diyor. “İki tarafı da parlak olacak” diyor. “Kuyruklu yıldızların gittiği yönün tam aksine gidecek” diyor. Bu hayret verici bir şey değil mi? Yani çift kuyruklu yıldız olur mu? Yani bir ateşin yandığını düşün sen, ateşi biz böyle gezdirsek, bir de önünden ateş gider mi bunun kuyruk şeklinde? Önünden kuyruk gidiyor, arkasında da kuyruk var. Yani bu bir mucize, harika ve kuyruklu yıldızların tamamının zıddına gidiyor. Ters yönde gidiyor ve hepsinden daha parlak, hepsinden daha parlak. Aynısıyla çıkmış mı?
OKTAR BABUNA:Çıktı Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, “bu hadisler sahih mi Faruk Hoca diye soracak mıyım ona? Zaten olmuş.
OKTAR BABUNA:Bir de Hocam, siz açıklamıştınız; “öncesinde kuraklık olacak” diyor. Aynısıyla oldu, birkaç yıl kuraklık; “arkasından, yağmurlar şikayet ettirecek” diyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bak, kuraklık oldu, çıktılar, “kardeşim, soba yakmayın, sigara da yakmayın, çakmak da kullanmayın, hava ısınıyor, küresel ısınmadan dolayı bu oldu” dediler. Yağmurlar kesildi, hatta Belediye Başkanlarını, bizim Belediye Başkanlarımızı herkes şikayet etti. Dediler; “ne yapıyorsunuz, kuraklıktan biz gittik, bittik” dediler. Onlar da “Yeşilırmak’ı, Kızılırmak’ı kullanalım artık, küresel ısınma oldu” dediler. İşte “Japon kriterlerine uyalım,” bilmem ne falan. Değil mi?
SUNUCU 2:Evet, deniz suyunu arıtıp kullanmak.
ADNAN OKTAR:“Deniz suyunu arıtalım” dediler. “Hakikaten artık yağmur beklemeyin arkadaş bundan sonra” dediler, “küresel ısınma oluyor.” Allah tam tersine çevirdi. Bu seferde yağmurdan şikayet etmeye başladılar.
SUNUCU 2: Seller götürüyor şimdi.
ADNAN OKTAR:Hani küresel ısınmadan dolayı yağmurlar kesiliyordu? O günkü gazetelere bakın yüzlerce haber çıkıyordu. Bilim adamları falan böyle, sakallarını sıvazlayarak anlatıyorlardı, yağmurlar bundan sonra yağmayacak diye. Bak yağmurdan şikayetçiler. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “kuyruklu yıldız çıktıktan sonra da yağmurdan şikayet edecekler” diyor. Yani ürünleri yok edecek. “O kadar çok yağmur yağacak ki ondan sonra da ürünleri yok edecek” diyor. “Dolayısıyla bereket kalkacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Aynısıyla oldu.
Büyük müceddid Faruk başka kanaatte. Tahakkuk etmesi de kurtarmıyor adamı. Gözüyle görüyor, eliyle tutuyor, yine kurtarmıyor. Anlamıyorsa; biz halka, insanlara, kardeşlerimize anlatacağız. Sorduğunda “Nur talebesiyim” diyor. Bediüzzaman’ın dediklerinin hemen hemen tamamını, büyük bir bölümünü reddediyor. Kardeşim Kütüb-ü Sitte’ye karşı tavır alan bir insan Bediüzzaman’ı dinler mi artık? Yani “büyük bir bölümü geçersizdir Kütüb-ü Sitte’nin” diyor. Kabul etmiyor adam. Sanki Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında yaşadı adam. Yani böyle inanılır gibi değil adam. Bu Muhammed Abduh, Cemaleddin Afgani ekolu tam üslup. Kardeşim şimdi Fethullah Hocamızın o mübarek, muhterem talebelerini siz bu adama mı teslim ediyorsunuz? Bu mu yönlendirecek artık? Yani benim bilmediğim bir değişiklik mi oldu, bir şey mi oldu? Benim bilmediğim böyle köklü bir inanç değişikliği mi oldu? Değil mi? Yeni yeni bir ekol mü meydana geliyor? Bir şey mi meydana geliyor? Bilelim yani, değil mi?
OKTAR BABUNA:Bir açıklama da gelmedi Hocam.
ADNAN OKTAR:Gelmiyor tabii. Fethullah Hocamız, bak tertemiz, pırıl pırıl insan. Bak, okudum şiirlerini. Aşkla Mehdi (a.s.)’yi bekliyor, aşkla. Onun adına şiirler yazmış, Mehdi (a.s.)’nin adına, sayfalarca. “Coşkuyla, gözyaşlarıyla seni bekliyoruz” diyor, değil mi? “Ne var bu ‘yedi’de?” diyor, “ne var bu ‘yedi yüz’de?” diyor. Ekonomik kriz ‘yedi’de, Mehdi (a.s.)’nin hapisliği ‘yedi’de, çıkışlığı ‘yedi’de. Ama acayip şeyler de söylüyor Fethullah Hoca. Hızır (a.s.)’dan bahsediyor. “Seni hapse sokan ben, hapisten çıkaran da ben” diyor. Çok acayip. Bak, “ben soktum hapse, ben çıkarttım” diyor. İnşaAllah. Ama tabii anlayanın anlayacağı gibi yazmış. Zaten orada da geçiyor ifadeler. Yani anlayanın anlayacağı gibi, açık yazmış. “Ne var bu yedi yüzlü düğümlerde?” diyor. Çünkü iki yedi yüz 1400 ediyor. Hicri 1400’de Mehdi (a.s.)’nin çıkışı. Geriye gittiğimizde Osmanlı döneminin başlangıcına gidiyoruz. Daha geriye gidersek yine bir başlangıca. Daha geriye gidersek yine bir başlangıca. Böyledir ‘yedi yüz’ler. Mesela 2014, bir kilit tarihtir. Mehdi (a.s.) ‘yedi’lerde kilitlenmiştir, hep ‘yedi’dedir tarihleri. Yedi, yedi, yedi, nereye dönsen yedi. Allah Kuran’da ‘yedi’ye dikkat çekiyor mu, ‘yedi’ye?
OKTAR BABUNA:Çekiyor Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hatta ‘yedi’den bahseden ayetler de yedinci ayetlerdir. Yani mesela 107, 17 ve o tarz ayetlerdir. Mutlaka bir yedi vardır genelde.
SUNUCU 2:Evet Hocam, dünya genelinde de zaten ‘yedi’ hep böyle bir mucizevi rakam.
ADNAN OKTAR:Evet. ‘yedi’ler, ‘yetmiş’ler, ‘yetmiş yedi’ler.
Şimdi Hocayı, Faruk Hocayı biraz rahatsız edecek şeyler anlatalım.
OKTAR BABUNA:Diyanet İşleri’nin yayınladığı eser var Hocam, Sahih-i Buhari. Okuyayım mı oradan hadisleri inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Evet.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah, Diyanet işlerinin eseri bu zaten. “Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, muhakkak ileride Meryem oğlu İsâ sizin içinize adaletli bir hakem olarak inecektir. O zaman o, salibi kıracak, domuzu öldürecek, cizye vergisini kaldıracak, mal o kadar çoğalacak ki, hiçbir kimse mal kabul etmeyecek. Nihayet bir tek secde, dünyâ ve dünyadaki her şeyden daha hayırlı olacaktır."” Sahih-i Buhari.
ADNAN OKTAR:Bakın bir de adım adım Müslümanlara yaklaşıyor. Şimdi bak, kurnazlık yapıyor Faruk, buna çok dikkat edeceksiniz. Ben şahs-ı manevi deyince, adam hakikaten bazı Nur talebeleri Bediüzzaman’ı çok sevgisinden dolayı Mehdi (a.s.)’den bahsetmek istemiyorlar ama Mehdiyet’in var olduğunu kabul ediyorlar. Bediüzzaman’ı Mehdi (a.s.) kabul ediyorlar. Dolayısıyla şahs-ı manevi gündeme getiriyorlar. Bir insan Üstad’ı Mehdi (a.s.) bilebilir, hiçbir mahsuru yok, alnından öperim ben. Mesela Fethullah Hocamızı da Mehdi (a.s.) bilenler var; iftihar ederim, gayet güzel. Yani kalben böyle inanabilir. Hiçbir şey yok onda ama büyük müctehid Faruk, ne diyor biliyor musun? “Mehdi (a.s.) de yok” diyor. “Şahs-ı manevi var” diyor. İyi dedik, güzel. “Şahs-ı manevi de yok” diyor. Niye yavaş yavaş gidiyorsun sen? Niye adım adım gidiyorsun böyle? Ağzında niye yuvarlıyorsun? Açıkca söylesene ne istediğini sen. Değil mi? “İttihad-ı İslam da olmayacak” diyor, “yok” diyor. Ne demek istiyorsun sen? Sana bunu biri mi söyletiyor, kendi fikrin mi? Nedir yani, neyi anlatmak istiyorsun ve niye bu seçkin camia içerisinde sen böyle bir göreve başladın? Nereye doğru gidişat yani nereye yönlendiriyorsun? Değil mi? İttihad-ı İslam bizim ruhumuz, Mehdi (a.s.) bizim canımız, İsa (a.s.) bizim canımız, Resulullah (s.a.v.) aşkla sevdiğimiz, bizim bir tanemiz. Sen git başka işler yap, yapacaksan, değil mi? Uğraşacaksan. Böyle şeylerin içerisine girersen hata yapmış olursun, karşına da senin yanlışlığını anlatacak insanlar çıkar. Değil mi?
OKTAR BABUNA:EvelAllah. O, sizi hesap etmemişti Hocam, inşaAllah, maşaAllah. Siz de söylediniz Hocam, mesela hadisi de bir ‘6000 diyor, bir ‘7000’ diyor, bir başka şey söylüyor böyle. Eveledi geveledi, anlatamadı. Zaten anlamamış Allah-u alem, hem de anlatamadı.
ADNAN OKTAR:Şimdi onların filmini hazırlatıyorum. Yani onların psikolojisini, ruh halini falan ben çok detaylı analiz edeceğim, anlatacağım ve böyle insanlara inanmanın yanlışlığını da insanlar görmüş olacaklar.
Bak şu hadisleri göster sen. Bakın bu bölümde, dünyanın ömrü yazıyor. Gösterdin mi, görünüyor mu? Dünyanın ömrü. Bak, bu bölümde Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinin hepsini vermiş ve hepsinde dünyanın 7000 yıllık bir takviminden bahsediliyor. Bakın diyor ki; Ahmed İbni Hanbel İlel'inde nakletti. Mutlak müctehid, mutlak müceddid, mezhep imamı ve hadis imamıdır. İmam-ı Hanbel denildi mi, bitti. Ne diyor? “İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed'den O da Vehb'den rivayet etti:” Resulullah’tan rivayet, “dünyadan 5600 yıl geçmiştir.” Üstad Bediüzzaman bu hadisleri alıyor, Kuran’daki harika anlatıma da bakıp hadislerdeki harika anlatıma bakıp Allah’ın ilhamıyla hadislere dayandırarak aynı zamanda, ebcede de dayandırarak, yani Kuran’ı esas alıyor, hadisleri esas alıyor. Hadislerdeki açık ifadeyi delil olarak kullanıp, şerh edip, açıklıyor. Bakın ne diyor? “Ümmetimden bir taife Allah'ın emri gelinceye kadar (Kıyamete kadar) hak üzerinde olacaktır.” Mehdi (a.s.) cemaati, çok açık. (Kastamonu Lahikası, sayfa 33) “Ümmetimden bir taife "fıkrasının makam-ı cifrîsi 1542 (2117) ederek nihayet-i devamına. "Hak üzerinde olacaktır." 1506 (2082), bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane,” bakın, “açık, galibane mücadele devam edecek” diyor. 2082’ye kadar. Yani Mehdiyet başladığı için, eze eze, söke söke Mehdiyet devam ediyor 2082’ye kadar. Allah uzun ömür versin mübareğe, o devirlere kadar talebeleri devam ediyor yani mübareğin. Belki de mübarek de devam edecek 2082’ye kadar. “Bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane, belki galibane” galibane ama artık zayıflamış şey, yani o eski güç kalmamış. Çünkü bak bu ifade manidardır. “Belki galibane,” ‘belki’ dediyse Bediüzzaman artık tam dengelendiği tarih, 1506 yani 2082. Yalnız 2082’de bir şey var söyleyeyim. Hani deprem deniliyordu, öyle tip şeyler, depremci alimler anlatıyorlardı. 2082’ye dikkat etsinler. Yazsınlar, bir yere not alsınlar. Yazsınlar, ne olur? Bir şey olmaz. Bir yere, bir tahta parçasının üzerine; 2082. Bir şey var 2082’de, inşaAllah. Allah’ın dilemesiyle. “Zâhir ve aşikârane, belki galibane sonra tâ 1542 (2117)’ye kadar,” Miladi 2117’ye kadar, “gizli ve mağlubiyet içinde.” Gizli, kendilerini sezdirmiyorlar. “Arkadaş, Müslüman mısın?” diyorsun. “Haşa, ben Müslüman değilim” diyor. Allah vermesin, gizli ve mağlubiyet içerisinde. “Evrim Teorisi’ne karşı mısın” diyor? “Olur mu ya, destekliyorum ben” diyor. Bak, Müslüman adam bunu söyleyecek. Gizli ve mağlubiyet içinde. Küfrün sel gibi kan akıtacağı devir, yani Müslüman nefes alamıyor, Allah diyemiyor. Kuran, hiçbir kitap, Allah’tan bahseden hiçbir eser kalmıyor. 1542 yani 2117. “Gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine (aydınlatma görevine) devam edeceğine remze (işarete) yakın îma eder.” Mesela namazlarında böyle gizli ima ile kılacak Müslümanlar, sezdirmiyorlar. Namaz kılınca, “ne diyorsun, kılar mıyım ben namaz?” diyor adam. O kadar gizli. “"Allah'ın emri gelinceye kadar" (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi 1545 (2120), kâfirin başında Kıyamet kopmasına remzen îma eder” diyor. 2120, başka bir tarih daha vermiş Bediüzzaman, 1577 de çıkartıyor ama bakın söyleyeyim; Allah-u alem 2120, inşaAllah. “Birinci cümle, bin beş yüz (1500) makamıyla,”hani diyor ya; “öyle 1500’ü nereden çıkarttınız?” diyor Faruk. “Nereden çıktı, bunu söyleyenler yanlış söylüyor” diyor. Hani Bediüzzaman’ın talebesiydin sen? Hani hadise uyuyordun sen? Hadisten veriyoruz, kabul etmiyorsun. Tevrat’ta da bu vurgulanıyor, Museviler de aynı kanaatte, onlar da 7000 yıl olduğuna inanıyorlar, inşaAllah. Bütün Ehl-i Sünnet uleması 7000 yıla inanır. Bak, “Birinci cümle, bin beş yüz (1500) makamıyla Ahir zamanda bir taife-i mücahidinin son zamanlarına” yani Mehdi (a.s.) talebelerinin son zamanları, Hicri 1500. Şimdi 1431’deyiz. Bakın çok az bir vakit kalmış, 1500. “Son vakitlerine” diyor. Artık tebliğ yapamıyorlar, gizli böyle televizyona çıkıp konuşma yok. Son zamanlarına, değil mi? Gizli gizli, evlerde toplantı yaparak, sezdirmeden yapıyorlar. “Ve ikinci cümle, bin beş yüz altı (1506) makamıyla galibane mücahedenin tarihine işareddeder.” Yani “bu vakte kadar galibane devam edecekler” diyor, 1506’ya kadar. Ondan sonra gizli artık, 1506’dan sonra. “Bu tarihe kadar (1506) zahir ve aşikarane, belki galibane devam edeceğine remze yakın (işaret yoluyla) ima eder."
Ama bakın, Bediüzzaman bunu söylerken dünyanın ömrünün 7000 yıl olması ve bu hadis-i şerife de dayandırıyor ayrıca, sırf ebcede değil. “Dünyadan 5600 yıl geçmişti” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Çıkarttığında en fazla 1500’e kadar olduğunu görüyor Bediüzzaman, Hicri 1500’e kadar. Açıklama da zaten o yönde, çok net olarak o yönde açıklıyor. Bak, “Birinci cümle, bin beş yüz (1500) makamıyla Ahir zamanda bir taife-i mücahidinin son zamanlarına.” Bizim hadisten yaptığımız hesap kaç çıkarıyor? O da 1500 çıkarıyor. Her şey 1400 ve 1500’ün arasında. “1545’te de Kıyamet kopacak” diyor Bediüzzaman. Kardeşim yani zaten adamlar zor ayakta duruyorlar. Şu an son kere Kıyamet ertelendi. Yani Mehdi (a.s.) çıkmasa küfür dünyaya hakim olurdu. Olacaktı yani ben size söyleyeyim ve çok rahat olurdu. Perişan haldeydi Müslümanlar. Mehdi (a.s.) çıktığı için atağa geçtiler. Kıyamet özel durduruldu. Allah tarafından durduruldu Kıyamet. Yoksa mağlup olacaklardı.
Kardeşim bakın, düşünün; adam Nakşibendi şeyhi, kanal kurmuş, televizyon kanalı; cinsi sapıkları alıyor, sırıtarak kameralara poz veriyor. Bakın Nakşi şeyhi adam, şeyh yani. Anlaşıldı mı? “Niye böyle yapıyorsun?” diyorsun. “Ne yapayım? Ezileceğiz başka türlü, ne yapayım” diyor. “Daha çok var Kıyamete” diyor. “Deccalin çıkmasına çok var” diyor. Kardeşim sen, cinsi sapıklarla beraber resim çektirecek kadar kendini alçaltacak hale gelmişsen ve “ben buna mecburum” diyorsun. “Deccal de çıkmadı” diyorsun. Bu ne bu? Değil mi? Mesela diyor ki adam, -tabii ben o inançta değilim, bana göre müzik dinlenir. Kanun, klarnet, cümbüş falan şahane inşaAllah- “Müzik haramdır” diyor. İyi, tamam saygı duyarım, inanıyor olabilirsin. “Kanun, klarnet, cümbüş hepsi haramdır” diyor, hiçbir şey dinleyemezsin, telli, sazlı. “Sözlü de müzik olmaz” diyor ayrıca. “Şimdi yurttan sesler, haydi başlayalım” diyor. Sazlı, sözlü şarkıcı eğiliyor hazretin yanına, Nakşibendi şeyhi, beraber söylüyorlar şarkıyı. Mikrofonu alttan daldırıyor böyle şarkıcı, biliyor musun öyle tipleri? Beraber, hep beraber söylüyorlar. Eller havaya, evet. “Dur ya Kıyamete daha çok var” diyor. Kardeşim sen bu hale geldiysen nedir bu? Bu ne oluyor bu? Anlamı ne bunun? Değil mi? Şimdi yani Peygamber (s.a.v.)’in hadislerini söylüyoruz. “Ben çok titiz Ehl-i Sünnetim” diyor.
Kardeşim, Suyuti Ehl-i Sünnetin göz bebeğidir, hadis imamı. Yani nasıl bir ordinaryus profesör vardır. Değil mi? Mesela, farz edelim kalp hastalıklarında ordinaryus profesör adam. Sordun mu konu biter adama. Ona sorarsın en son, gelip Tıp Fakültesi’nde okuyan öğrenciye soru mu sorulur? Gider ona sorarsın ve kanundur onun söylediği, adamın. Suyuti de bu konuda üstattır. Dedi mi bitti, mübarek. Çok kapsamlı, titiz bir incelemeyle bunu söylüyor. Kardeşim, İmam-ı Hanbel; artık müctehid, mutlak müceddid yani mezhep imamı. Milyonlarca insan ona tabi oluyor, mukallit olarak. “Doğru söylüyor” diyorlar, yani ona tabi oluyorlar. O söylüyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den. “5600 yıl geçmiştir” diyor. Hicri 1400 ve 1500. 1400 ve 1500 arasında her şey olup bitecek. Ehl-i Sünnetin inancı budur. 1545’e kadar da, Bediüzzaman “devam edecek” diyor, “1545’te tamam” diyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Dosyanın devamı geldi. Vereyim mi size Hocam? Siz mi, ben mi okuyayım?
ADNAN OKTAR:Sen oku, ben şerh ederim inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Tam nerede kalmıştınız Hocam?
ADNAN OKTAR:1577’den bahseden bir şey daha var.
OKTAR BABUNA:Önce 1547 diyor “"veya 1577 gösterdiği zamana hem ümmetimden bir taife Allah'ın emri gelinceye kadar (Kıyametin kopmasına kadar) galibane hak üzerinde devam edecektir." (Buhari) Bu hadis-i şerif hadis kaynaklarında bu lafızlarla rivayet edildiği gibi aynı manayı ifade eden farklı lafızlarla da rivayet edilmiştir. Birinci cümle, bin beş yüz makamıyla Ahir zamanda bir taife-i mücahidinin son zamanlarına; ve ikinci cümle, bin beş yüz altı (1506) makamıyla, galibane mücahedenin tarihine; ve üçüncü cümle, bin beş yüz kırk beş (1545) makamıyla, pek az bir farkla hem Fatiha’nın, hem Ve’l-Asri uûresinin iki cümlesinin gaybî işaretle rine işareddedip, tevafuk eder. Demek, bu hadis-i şerifin üç cümlesinden her birisi, bin beş yüz tarihine ve mücahedenin ne kadar devam edeceğine dair işaretlerine, aynen bu ‘ellezine amenü ve amilü’s salihati’, şedde sayılmazsa, bin beş yüz altmış bir (1501) makamıyla, hem ‘veteva savbil hakkı veteva savbissabrı’ şedde sayılır fakat ‘bissabrı’ da lam dır, bin beş yüz altmış (1560) makamıyla iştirak edip, o taife-i azimenin mücahedatları ne kadar devam edeceğini mânâ-yı işari ve cifriyle gösterirler. Ve Fatiha ve hadi sin irae ettikleri tarihe, makam-ı ebcedleriyle takarrüp edip, farklı bir derece tevafuk ederler ve manalarıyla da, tam tetabuk ederek, parlak bir lem’a-i i’câziye-i gaybiyeyi gösteriyorlar.” (Kastamonu Lâhikası sh: 204)
ADNAN OKTAR:1577 diyen bir kısım var, son “Kıyamet tarihi olarak 1577’yi veriyor” diyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, burada diyor; “"Fatiha'nın ahirinde kendilerine nimet ve ihsanda bulunduğun Peygamberlerinin ve onlara tabi olan salih kullarının yolu. " Fatiha Suresi, bin beş yüz kırk yedi (1547) veya bin beş yüz yetmiş yedi (1577) gösterdiği zamana” diyor.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. 1577, ikinci verdiği tarih de 1577. “Eğer 1545’te kopmazsa diyor, 1577’de kopacak” diyor. Yani o Üstad’ın bir usulüdür. Bak diyor ki; “öbür konular gibi çok açık olarak” diyor, “açık olarak bilmemekle beraber” diyor, inşaAllah. Kardeşim ne dediyse çıkmış. Yani çok harika bir insan, ben anlatamıyorum. Yani mesela vardır, şeyh efendiler vardır, sen işte şöyle olacak, Allah’ın dilemesiyle söylüyorum. Kardeşim diyor ki, mesela “1971’de şu olay olacak” diyor. Net oluyor. 28 Şubat’ın olmasını altmış sene önceden söylüyor; “28 Şubat’ta şu olacak” diyor, oluyor. “81’de şu olacak” diyor, oluyor. “Mezarımı yıkacaklar” diyor, oluyor. “Şu yaşta öleceğim” diyor, oluyor. Allah’ın izniyle, Allah-u alem diye, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hatta bazı o dönemdeki görevlilerle ilgili söyledikleri de aynen, siz açıklamıştınız Hocam inşaAllah, gerçekleşiyor.
ADNAN OKTAR: Kim mesela?
OKTAR BABUNA:Tandoğan ve...
ADNAN OKTAR:Hepsi. Kerametlerine kalırsan önü sonu yok. Yani Bediüzzaman’ın zaten talebeleri kerametten artık başları dönmüş onların. Yani sürekli oluyor. Mesela farz edelim evde ekmek olmuyor, “biraz sonra getirirler” diyor, farz edelim. Bir de bakıyorsun başka köyden adam oradan geçerken pencereden ekmek uzatıp gidiyor adam. Bilmez, etmez adam. Mesela farz edelim; bir esere ihtiyacı oluyor, kitaba ihtiyacı oluyor, bir dehliz gibi bir şey, soba gibi bir şeyin altını açıp, orada bakıyorsun kutu naylon torbanın içinde o aradığı kitap duruyor. Önü sonu yok; yüzlerce, binlerce olay var. Yani anlatmayla bitecek gibi değil. Bizim anlattıklarımız adli olaylarda devletin memurlarının şahit olduğu vakaları anlatıyoruz biz. Hakimin, savcının, hapishane müdürünün bizzat şahit olduğu olayları anlatıyoruz biz. Yani talebelerinin şahit olduklarını ben anlatmıyorum. Yazılı olanları anlatıyorum ben. Ben talebelerinden hiç aktarmadım. Yani önü sonu yok. Talebeleri zaten alışmışlar, çok normal karşılıyor onlar. Gece gündüz harika gösteren bir insan. Normalde zor konuşan, yaşlı bir insan, yani “meramımı anlatmaktan acizim” diyor, böyle.Hakikaten öyle doğu şivesi ile zoraki konuşuyor. Sonra, mesela bir noktaya bakıyor, “yazın” diyor, sabaha kadar yazdırıyor; nefis bir anlatım, nefis bir Osmanlıca, nefis bir Türkçe, nefis bir düzgünlükte nefes almadan yazdırıyor. “Bu kadar izin verdiler“ diyor, “bu kadar, bitti” diyor. Mesela “bu fırka Arabi geldi” diyor, Arapça yazdırıyor, nefes almadan. “Böyle geldi” diyor, öyle yazdırıyor. İlham, sünuhat. İlhamla Allah kalbine o şekilde veriyor. “Ben de hayretle okuyorum. Benim de çok hoşuma gidiyor” diyor. Kendisi de kendi yazdığını, kendisi sonra kendi okuyor. “Herkes bilir” diyor, “ben biçare bir ihtiyarım, “kendi meramı mı anlatmaktan acizim ben” diyor. Yeminle söylüyor, görünüyor hayatında hakikaten. Mesela bir konu anlatıyor, zor konuşuyor hakikaten. Sungur Ağabey yanında, ona böyle zaten sesi de hafif konuşuyor ama öyle konularda, yeri göğü inletiyor, maşaAllah.
“Risale-i Nur Külliyatı’nın gerçek sahibi Mehdi (a.s.)’dir” diyor. “Ve gerçek anlamda anlayacak olan da odur” diyor, “sahip çıkacak olan da odur” diyor. Demek ki bir kısım talebeler sonradan Bediüzzaman’a sırt çevirecekler. Vefasızlık edecekler demek ki terk edecekler. Ben, o benim aslanımı bırakır mıyım? Benim o canımı bırakır mıyım? Tüyüne dokundurur muyum? Yakarım dünyayı ben, Allah’ın izniyle yine dokundurtmam, Ne ile? İlimle, bilgiyle inşaAllah. Film de hazırlarız gerekirse Üstadımıza, Allah söyletiyor inşaAllah. Çünkü yapılan film o kadar şey değil, bizim istediğimiz gibi değil. Ona olan sevgiyi, ona olan hayranlığı, soğuk bir dille anlatmışlar. Hiç olmamış, hiç olmamış. Nerede onu kerametleri, nerede onun harikaları, nerede onun güzel huyu, nerede onun mütevaziliği, nerede onun çileleri, değil mi? Tabii, onun çok kapsamlı. Allah biraz güç, kuvvet versin, bak bakalım film nasıl olurmuş. En alasını hazırlattıracağım, en alasını. Bir tane de değil. Peş peşe, peş peşe inşaAllah.
Şimdi bakın, bunu anlamazlıktan gelmek olmaz. Bediüzzaman’ın; “ben bir kısmını kabul ediyorum, bir kısmını kabul etmem,” bu da olmaz. Mübarek, veli bir insan ve Allah ona yardımı fiilen bize göstermiş, fiilen. Dünyaya damgasını vurmuş. Ilımlı İslam dedikleri olay nedir, biliyor musun? Gerçek İslam. İslam’ın ılımlısı, serti olmaz. Gerçek İslam. Din ılımlıdır zaten; şefkat vardır, merhamet vardır, mülayemet vardır, değil mi? İnsancıllık vardır, affedicilik vardır, Üstad’ın yolu da budur. Elimizde nur var bizim, silah yok diyor Bediüzzaman. “Şu bu yok” diyor. “Biz nur ile hareket ediyoruz” diyor, hep şefkat. Mesela mübarek jandarmaya selam veriyor, “selamun aleyküm” diyor jandarma erine. Çocuk çekindiği için selamını almıyor, öteki taraftan dönmüş, yine “selamün aleyküm” demiş, zorla aldırmış selamını. Öyle bir insan mesela, mütevazi bir insan.
OKTAR BABUNA: Bir ifadesini okuyayım mı hemen biterken Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet, oku.
OKTAR BABUNA:“Sözler ve risaleler, en sıkıntılı ve hastalıklı zamanımda, en süratli bir tarzda yazılması; doğrudan doğruya bir inâyet-i İlâhiyye Allah’ın yardımı ve bir ikram-ı Rabbanî ve bir keramet-i Kur'âniyye Kuran’ın mucizesi olmazsa nedir?”
ADNAN OKTAR: Tabii, evet.
SUNUCU 1: Programımıza kısa bir ara veriyoruz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam sözü size bırakıyorum, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Şeyi söylemiştiniz Hocam, Diyanet’i yardıma çağırıyor diye, Faruk Beşer için, Diyanet’in bir ifadesi var okuyayım mı onu Hocam?
ADNAN OKTAR: Oku, evet.
OKTAR BABUNA: Diyanet İşleri Başkanlığı’nın resmi yayınlarında Ehl-i Sünnet inancında bir itikat olduğu anlatılıyor. Şöyle: “Ehl-i Sünnet mezhepleri Hz. İsa (a.s.)’nın yeryüzüne Kıyamete yakın bir dönemde tekrardan geri geleceğine, deccalin çıkışından sonra yeryüzüne ineceğine, deccali öldüreceğine, domuzları öldüreceğine, namaz kılarken Kabe’yi yöneleceğine ittifak etmişlerdir. Bu konudaki muhalefeti sapıklık sayarlar.” “Mezhepler Arasındaki Farklar, El-Fark Beyne'l Fırak)
ADNAN OKTAR: Büyük müctehid Faruk, duyuyor mu? Ki bence şimdi gayet iyi duyuyordur, pür dikkat dinliyordur inşaAllah.
Bakın, kardeşlerimiz Bediüzzaman hakkında sorular sormuşlar. Bediüzzaman tabii ki Peygamber değil, yani insan ama şimdi bir insanın dediklerinin doğru çıkması, Allah tarafından tasdik edilmesi ne demektir? Mesela “şu olay olacak” diyor, aynısı ile çıkıyor. “Müslümanlara şöyle bir gelişme olacak” diyor, aynısıyla çıkıyor. Mesela şu inkılabat, “ileride olacak inkılabat içinde en gür sedâ İslam'ın sedâsı olacaktır” diyor. “İslam’da bir gerileme olmayacak” diyor mesela. Küfrün ataklarını söylüyor, neler yapacaklarını. Buna karşı Müslümanların neler yapacağını ve nasıl başarılı olacaklarını söylüyor. Koyduğu bütün ölçüler doğru çıkmış. Ama hadise ve Kuran’a dayandırıyor. Ben de anlatırken sürekli kaynak vermiyorum yani yaklaşık söylüyorum, çünkü araştırmak isteyen kaynağını bulur, değil mi? Mesela Suyuti’den de aktarıyorum, tamam yani, kitabı gösteriyorum. Bediüzzaman eserlerinde sürekli kaynak göstertmekle mükellef değildir. Doğru olduğunu biz biliyoruz. Araştırdığımızda bakıyoruz, inşaAllah. Ne anlatayım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, kurtarıcıdan bahsetmiştiniz Hocam, “kurtarıcı gelmeyecek,” iddialarına. Halbuki bu hem Kuran’a, hem sünnete aykırı.
Onların iddialarına cevap vermiştiniz Hocam. Onunla ilgili bir hadis var, okuyayım mı Hocam inşaAllah?Peygamberimiz (s.a.v)’in. “Sünen-i Ebu Davud’tan naklediliyor; Ebu Hüreyre'nin rivayetine göre; Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuş: "Gerçekten Aziz ve Celil olan Allah her yüz senenin başında şu ümmetin dinini bidatten (dine sonradan karışmış batıl uygulamalardan) ayıracak, yenileyecek (ilim sahibi) bir zatı gönderir."”(Sünen-i Ebu Davud)
ADNAN OKTAR: Büyük müceddid Faruk, “böyle bir şey yok” diyor. Olmuş, insanlar görmüş, yaşamış, fiilen meydana gelmiş, “yok” diyor. “Ben bunu da kabul etmiyorum.” Zaten Sünen-i Davud, İbn-i Mace, yani hadis kabul ettirmek adama çok zor, yani hadis imamlarını da beğenmiyor, hepsinin üstünde görüyor kendini. Neyi kabul ettiği, neyi kabul etmediği belli değil.
Kardeşim şimdi, İslam’ın hakikaten gerilemesi ve yıkılması, -haşa, Allah vermesin- bekleniyordu. Öyle bir görünüm vardı, komünizm ilerliyor, faşizm ilerliyor, Darwinist-materyalist dünyada sistem müthiş gelişti, atak gösterdi. Darwinizme karşı direnemiyor Müslümanlar. Büyük bir bölümü kabul etti zaten, “Kuran’da da var Darwinizm” dediler. Teslim olmuşlardı. Ani bir atakla Mehdiyet’in zıl ve gölgesi ortalığı birden kapladı. Ve küfrü tepeledi. Müslümanlarda müthiş bir şevk ve heyecan meydana geldi ve muazzam karşı atağa geçtiler. Fakat bu hakimiyet kısa sürecek. Dünyaya hakim olacağız, önümüzdeki günlerde bunu göreceksiniz. Çok güzel günler olacak ama çok kısa sürecek. Arkasından bozulma başlıyor ve sondur. Ondan sonra bir daha ne yaparsanız yapın, Allah’ın dilemesi ile Kıyameti hiç kimse durduramaz. Bunu görecekler. Önceden bunun söylenmesi lazım ki insanlar hazırlıklı olsun. Anlaşıldı mı? Biz ne dedik, 79’larda? Ben dedim yani, “Darwinizm yıkılacak, göreceksiniz” dedim. “Materyalizm yıkılacak.” Arkadaşlarıma söyledim o zaman. Yıllara göre de gelişmeleri söyledim. “İslam ahlakı daha hakim olacak, daha ileride daha büyük çaplı çalışmalar yapacağız. Bunları da göreceksiniz” dedim ve çizgimde asla bir değişiklik olmadı. Benim dönemimde nice mücahitler, yeri göğü inletenler vardı, değil mi? Sakal göbeklerine geliyordu böyle; şimdi böyle sinek kaydı tıraşlı, göbekli möbekli falan, elinde sigarasıyla siyasi konularda ahkam kesiyorlar. O kadar çok öyle insan var ki, haddi hesabı yok yani, inşaAllah.
Mehdi (a.s.) devrinde, Mehdi (a.s.)’nin uğraşacağı sırf Darwinizm, materyalizm değildir. Küfür ve dalalet değildir sadece, bir de münafıklarla uğraşacaktır. Münafıkların en rahatsız olduğu konu nedir biliyor musun Mehdi (a.s.)’de? “Niye dünyaya İslam ahlakını hakim etmek istiyorsun?” “Otur oturduğun yerde” diyecekler, “hakimiyet niye?” haşa, “niye İttihad-ı İslam’ı istiyorsun?” “Niye Türk-İslam Birliğini istiyorsun?” “Bak biz evde oturuyoruz, sen de otur. İşine, gücüne bak” diyeceklerdir. Münafığın da en hassas olduğu konu cihadtır. Cihad, bak mukatele demedim, o ayrıdır. Kıtal değil, adam öldürme değil. Cihad demek; cehd, gayret etmek, dini yaymak için. İslam’ı tebliğ, dini yayma münafığın en rahatsız olduğu konudur. Çok da üzerine gidersen usulen birkaç kitap dağıtır, bir kaç bir şey söyler. Ama öbür konularda, mesela münafığa hadi bir namaz kılalım dersin, gelir çünkü bir şey kaybetmeyeceğini düşünür, namaz kılmaktan. Oruç tut dersen, başında durursan oruç da tutar, yanında durursan. Olmazsa gider gizli gizli yer, yine devam eder. Münafığın özelliğidir, görünmediği yerde yer, göründüğü yerde... Namazda da, yani eğer görürsen mükemmel namaz kılar. Takkesiyle, hatta sarığıyla; böyle huşu içinde, sünneti seniyeye tam ittiba ile bakarsın mükemmel kılıyor. Duayı tam mükemmel yapar ama görmezsen, domuz gibi böyle çifteler atarak gezinir. Münafığın öyle bir dünyası vardır. Onun için en hassas olduğu noktada odur, öbür konularda şey olmaz Müslümanlıkta. Mesela sen desen ki bir hizmet et, şurayı temizle, şunu yap; onu yapar, yük de taşır.
OKTAR BABUNA: Hatta çok da çalışabilirler demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Çalışır yani eşek gibi çalışır, her şeyi yapar. Cihattan rahatsız olur, cihattan yani dinin yayılması. Çünkü zaten dini istemediği için kökten, bir de dünyaya hakim olmasını hiç istemez. Zaten din içinde yaşamak istemez o dinden kurtulmak ister bilinçaltında. Cihad ne demek? Dünyaya her yere İslam ahlakının hakim olması demek. İslam dünyaya hakim oldu mu, onun için Cehennem. Hiç istemez. Onun için cihad yapılması konusunda rahatsız. Dikkat edersen Kuran’da münafıkların, “niye yemek yemiyoruz, niye beni çalıştırıyorsunuz?” Bunlardan hiç bahsetmez münafık. Münafık böyle katana katırı gibidir böyle. İş yapar. İstediğini yaptır, adam katır gibi iş yapar. Cihad rahatsız eder, en hassas olduğu konu budur. Ömrünü vakfetmek Allah’a, Allah yolunda mücadele etmek, cihad; münafığın tek yapamadığı nokta budur. Yoksa öbür konularda sen de, istediğini yapar. Yıllarca kalıyorlar Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yanında. Bak Kuran’da dikkat et, ne diyor? Bu sıcakta yemek yenmez demiyor, bu sıcakta yük taşınmaz demiyor, bu sıcakta çöp taşınmaz demiyor ev silinip süpürülmez demiyor, ticaret yapılmaz demiyor, işe gidilmez demiyor. Ne diyor? “Cihad yapılmaz bu sıcakta” diyor. En hassas noktası çünkü. Münafığın en hassas noktası budur yani. “Bundan kurtulayım ben” diyor. Mesela diyor ki, ikinci bir münafık; mesela bak, Kuran en hayati yönlerini açıklar bunların, açıklamaları. Yani Kuran’da detaya girmiyor Cenab-ı Allah, ana kaynaklarla verir. “Biz” diyor, “ben eğer cihad yapmayı bilseydim, sizle gelirdim arkadaşım” diyor. Peki, diyorsun, “kardeşim, sen ticareti bilir misin?” “Oo, yazarım” diyor. “İş yapmayı bilir misin?” “Onu da yaparım” diyor. “Para kazanmayı bilir misin?” “Kazanırım” diyor. “Taş taşır mısın?” “Taşırım.” Yani “aklına gelebilecek her şeyi yaparım ben” diyor. “Tek yapamadığın, yeteneğin olmadığı şey ne?” diyorsun. “Cihad yapamam ben yani o konuda çok bunalırım ben” diyor. “Onu siz yapın, ben de böyle ne istiyorsanız yapayım. Ama ben o konuya girmeyeyim, rica ederim” diyor. En hassas oldukları nokta odur. Yani münafığın en şey olduğu odur. Tarihteki münafıklara bakın, günümüzün münafıklarına bakın.
Mesela ben, münafık olduduğundan şüphelendiğim tipler var. Baktım, bunlar Facebook’ta bir şey yapmışlar kendilerine, bölüm yapmışlar. Hep böyle kıdemli münafıklar. “Kardeşim” dedim, “şöyle dikkatlice bakayım, bunlar ne yapıyorlar.” Barda içki içerken var, eğlenirken resimleri var böyle; çifteleniyor falan, hopluyor, hepsi var. Mutluluk resmi, pis pis sırıtma ama acı bir sırıtma yani böyle gülmeye benzeyen bir sırıtma değil. Mutluluk tablosu çizmeye çalışmış ama hani ateşte böyle şeyi yanmış gibi, kulağı yanmış gibi. Baktım ne yazmışlar acaba, sayfalarca baktım. Kardeşim bak, tek bir kelime ama tek bir kelime, bir kere Allah’tan bahsetmiyorlar. Vay zalimler vay. Kafir bile Allah’tan bahseder. Kafir bile yani, değil mi? Haşa, mesela diyor ki, haşa; “Allah’a inanmıyorum” diyor. Yani hiç olmazsa Allah’ı ağzına alıyor, değil mi? Hiç bahsetmemişler, inanılır gibi değil. Mesela öbürkülerine bakıyorum, orada da tek kelime yok. İnşaAllah diyemiyor, maşaAllah diyemiyor. Allah’ın hiç anılmamasından yana adamlar, bu çok manidar. Ama tabii Müslüman gördüğünde yapar; evliya gibi ezberden ayetler, şeyh efendilerden menkıbeler, hadis-i şeriflerden nakiller yapar. Kuran’a dikkatlice baktığımızda, tek kilitlendikleri noktanın cihad olduğunu görüyoruz. Burada korkunç bir azap çekiyorlar. Onun için mesela diyorlar ki; “münafık olur mu adam, baksana hizmet ediyor Müslümanların yanında. Taş taşı dersen taşıyor, çöp taşıyor” diyor adam. “İş yapıyor, bütün gençliğini veriyor.” Kardeşim, münafık yapar. Afedersin böyle katana beygiri gibi adam, iş yapar, o ayrı mesele. “Kardeşim, bak çalışıyor da” diyor. Çalışır, başka işleri de yapar. “Cihad yapar mı?” diyorsun. Göstermelik birkaç tane yapabilir, çok dikkat çekeceği için. Mesela gider birkaç tane kitap verir, birkaç kelime söz söyler. Yani üzerine dikkat çekilmesi için. Ama acayip canı yanar, yani bir kitap hediye etmek bir münafık için ne demek biliyor musun? Yani adamın böyle elini, kolunu kopartsan o kadar acı duymaz. Yani acayip ızdırap duyar. En bunaldığı konudur, en bunaldığı konu. Ya o kitabı okuyan dini yayarsa, bunun yaşayamayacağı bir ortam meydana gelirse, değil mi? Haşa, öyle bir kafadadır. Onun için münafık tespit etmek isteyen buradan baksın olaya. Yani mesela on yıl, yirmi yıl Müslümanlara hizmet edebilir, yardımcı olabilir. Ama cihattan şiddetle kaçınır. Bir, Müslümanların birlik ve beraberlik olmasından çok rahatsız olur, bölünme yanlısıdır. Ama en hayati cihattır. “Aman arkadaşım der.” Çünkü Kuran’da, Cenab-ı Allah açık açık ayetlerinde bunu gösteriyor. Hep cihattan kaçma üzerinedir, hep. Evet.
OKTAR BABUNA: Sizin açıkladığınız bir ayet var, okuyorum onu Hocam inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Nasıl kaçtıklarını, “Dediler ki: "Ey Musa biz, onlar durduğu sürece hiçbir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burada duracağız."”
ADNAN OKTAR: Bakın gördünüz mü? Cihad. Mesela put yapıyor, puta bayağı para gerekmiyor mu? Adam altınlarını, bileziklerini hepsini çıkarıyor, bir münafık için altın çok kıymetlidir, hepsini veriyor. “Kardeşim, erit; bize bir put yap şöyle” diyor. Rezillik yapacak ya onda koşar. Gidip önünde eğiliyor, bükülüyor. Yani onu da yapar ama “bana Allah’tan bahsetme” diyor. Yani “cihattan bahsetme” diyor. “Gidin savaşın siz” diyor. “Ama sakın beni bu cihadın içerisine beni yakın getirmeyin” diyor. Ve Müslümanların cihad yapacağını bildiği için, cihadın tehlikeli olduğunu düşünüyorlar; böyle uyuz it gibi uzaktan, kuyruğunu bacaklarının arasına şey yapar o, hani itler nasıl kuyruğunu böyle, kulaklarını da aşağı şey yapar, uzaktan böyle seyreder. Hani bir olay var mı, bilmem ne falan gibisinden, değil mi? Mesela ortalık sakinleşti mi, it ne yapar? Kulaklarını sallayarak koşar, yiyeceklerden yemeğe gider, değil mi? Ama bir gürültü duydu mu, pır; münafık ortadan kaybolur. Münafık gürültüye hiç gelemez. Yani rahatını ister, aman keyfi kaçmasın. Ya tutuklanırsa, ya hapse atılırsa, ya laf söz gelirse, ya dedikodu olursa, yani anına şanına bir şey gelirse, keyfini kaçıracak bir şey olursa, onun için çok kaçınır münafık. Onun için hep böyle kendine bir yer bulur, yani böyle domuzun kirli yerinde yaşar, gider yapışır kene gibi, orada onun kanını emer, orada yaşar ve uzaktan da Müslümanların haberlerini izler.
Mesela münafığın normalde Müslüman’ı izlememesi lazım, değil mi? Münafık kaçtı mı, gitti mi küfürle iç içe olması gerekiyor normalde. Yani mantıken öyle gerekiyor çünkü Allah’a karşı zaten düşman adam. Allah’a karşı olan adamlarla beraber olması gerekir. Küfre de gitmiyor. Mesela Müslümanlarla hiç ilgilenmemesi gerekir. Bak, “uzaktan haberlerinizi izlerler” diyor. Allah içgüdü olarak ona vermiş, illaki bunu yapıyor. Kurtulamaz bundan, mutlaka izler münafık. Mesela o çok acayip. Kan tutuyor, yani illaki bakacak. İzler haberleri, ne var acaba, nasıl gidiyor. Ömrü boyunca izler ama asla da o münafık ruhtan vazgeçmiyorlar. Allah diyor, “kalpleri parçalanmadıkça vazgeçmezler” diyor.
OKTAR BABUNA:“Bu söylediğiniz ayeti okuyorum Hocam, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlar (münafıklar, düşman) birliklerinin gitmediklerini sanıyorlardı. Eğer (askeri) birlikler gelecek olsa, çölde bedevi-Araplar arasında olup sizin haberlerinizi (oradan) sormayı cidden arzu ediyorlardı. Fakat içinizde olsalardı ancak pek az savaşırlardı.” (Ahzab Suresi, 20)
ADNAN OKTAR:Bak yine cihat görüyor musun? İş yapmazlardı demiyor Allah, ticaret yapmazlardı demiyor, it gibi çalışır o ayrı, cihat yapmazlar diyor, dini yaymazlar. En hassas oldukları nokta budur, Kuran’da nereye bakarsanız, ayet, bununla karşılaşırsınız, değil mi? Bu bir mucizedir ve sürekli takip eder Müslümanları yani kurtulamayacağı bir manyetik alandır o. Ve bütün ömrünce Müslümanlara ve İslam’a mücadele etmesi gerektiğine dair bir içgüdü olur içinde, bundan kurtulamaz. Akıl almaz bir kin duyar.
Mesela Ahir zaman münafıklarının en şiddetli kin duydukları Mehdi (a.s.)’dir. Müslümanların da en sevdiği Mehdi (a.s.)’dir. Mesela bak iblis takımının en nefret ettiği Mehdi (a.s.), Rahman taraftarlarının en sevdiği Mehdi (a.s.)’dir. Resulullah (s.a.v.) zamanında da, müminler aşıktı. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’i görüyor Hz. Ebubekir (r.a.), gözleri doluyor, aşık. “Ne kadar güzelsin, Ya Resulullah!” diyor. Yani ifade edemediği için ne yapacağını bilemiyor. Sürekli onu övmekle geçiyor. Işık saçıyor adeta heybetinden. Mesela Ebu Cehil gördü mü, “Ya Ebu Kasım diyor, ne kadar çirkin insansın sen” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) de diyor ki; “doğru söylüyorsun” diyor adama, “ifaden doğru” diyor, Hz. Ebubekir (r.a.) de diyor ki; “dünyanın en güzel insanısın sen, olağanüstü güzelsin” diyor. Allah’ın nuru, ışığı. “Sen de doğru söylüyorsun” diyor. Sahabeler soruyorlar; “Ya Resulullah! Ona da doğru söylüyorsun diyorsun, sen doğru bir insansın, yalan söylemezsin, ikisine de doğru söylüyorsun diyorsun” “Ben bir aynayım. Allah’ın aynasıyım, bana baktığına adam kendini görür” diyor, “neye bakıyorsa onu görüyor” diyor.
Münafığın ruhu kapkaranlıktır, hasta yani şizofren ruhludur, manyaktır, psikopattır. Tabii böyle ekzantrik özellikleri de vardır, mesela kadın düşmanıdır münafık, sürpriz olarak böyle bir şeydir. Güzellikten hoşlanmaz mesela münafık. Sadece çıkar ve yiyecek ve güvenlik yani it özellikleri vardır. Mesela it için güzellik fark etmez, uyuz köpek sadece sığınacak bir yer arar ve yiyecek arar ve kendini güvende hissetmek ister, o kadar. Ve yaşamak ister, uzun yaşamak ister, uyuz köpek gibidir aynı münafıklar. Başka bir şey istemez. Bir de risk var mı, sürekli onu gözler. Kulağını diker, bakar uzaktan; ne oluyor ne bitiyor. Ayette diyor ya; “Üzerine varsan da varmasan da dilini çıkarıp soluyan köpek gibidirler” diyor Allah.
OKTAR BABUNA:Şeytandan Allah’a sığınırım; “Eğer Biz dileseydik, onu bununla yükseltirdik. Ama o yere meyletti (veya yere saplandı), hevasına uydu. Onun durumu, üstüne varsan dilini sarkıtıp soluyan, kendi başına bıraksan dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan topluluğun durumu böyledir. Artık gerçek haberi onlara aktar. Ki düşünsünler.”
ADNAN OKTAR: Münafıkla diyalog da mümkün değildir, Kuran ona dikkat çekiyor. Manyak gibidir yani. Anlatıyorsun bön bön bakar suratına. Sanki ona ifade etmiyorsun, anlatmıyorsun gibi yani. Akıl almaz mantık bozuklukları vardır yani, akıl almaz. Kuran’ı inceler, hadisi de çok inceler. Münafığın muazzam Kuran bilgisi olur, hadis bilgisi olur fakat kendi sistemini nasıl kurtaracak ona göre hareket eder. Cihattan nasıl kurtulabilir, tebliğden nasıl kurtulabilir, nasıl rahat yaşayabilir ve Müslümanlara nasıl saldırabilir?
Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’e akıl almaz bir kin duyuyordu münafıklar. Fakat çok kahpe. Masum gösterir münafık kendini. Masumluk zırhına bürür münafık kendini, öyle bir maske takar. Bakarsın pırıl pırıl adam havasındadır böyle, tertemiz falan, öyle gösterir.
Mesela Dırar Mescidini yapıyorlar, çok muazzam bir mescid. “Ya Resullullah! Bizim sana bir müjdemiz var” diyorlar. “Biz güzel bir mescid yaptık, siz de teşrif edin efendim” diyorlar, Dırar Mescidine. Halbuki kahpeler Peygamber (s.a.v.)’e suikast için oraya silah doldurmuşlar, mescidin içerisine. Suikast yapacaklar Peygamberimiz (s.a.v.)’e. Bir de övüyorlar da mescidi yani. “Buraya kadın, çocuk falan da gelmiyor” diyorlar, aralarında konuşuyorlar. Çünkü Resulullah (s.a.v.)’ın mescidine hanımlar da geliyor, çocuklar da geliyor. Hatta şakalaşıyorlar, koşuşturuyorlar mescidin içerisinde. Onların ağır ve azametli, böyle enaniyetli yapılarına zıt. Münafık hiç hoşlanmaz çocuktan, nefret eder. Kadın ve çocuk münafığın en illet olduğu şeydir, hiç hoşlanmazlar.
Böyle ağır enaniyetli olmak münafık için vazgeçilmez bir istektir. Kendini büyük görür münafık. Ama ne kadar büyük görür biliyor musun? Haşa, Allah’tan daha büyük görür. Onu kendi kendine söyler münafık, kendi aralarındayken söylerler. Müslüman’a söylemez. Müslüman’a söylediği sadece şöyledir; mesela kendisinin, farzedelim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanındaysa Peygamberimiz (s.a.v.)’den daha üstün olduğunu söyler. Mesela, “ben kadınlardan uzak duruyorum” diyor. ”Ben hevasına, nefsine hakim olan bir insanım.” Resulullah (s.a.v.) ne yapıyor diyor? “Çok fazla kadınla evli, çok fazla cariyesi var” diyor. Mesela akşam hanımlarıyla beraber oluyor” diyor. Hz. Hasan (a.s.), Hz. Hüseyin (a.s.) onun yetiştirdiği kişiler, onların da kadınlara karşı müthiş bir istek var içlerinde” diyor. “Çok fazla kişiyle evlendi onlar da” diyor. Biz ne yapıyoruz diyor? “Evliyayız” diyor. “Ben en fazla eşimleyim, onunla da hiç ilişkiye girmiyorum” diyor. “Uzak duruyorum” diyor. “Çünkü tamamen kendimi Allah’a verdim ben” diyor. “Haya ederim” diyor. Zaten onlar peştamalle, donla gezen takımı, inşaAllah. Dolayısıyla Peygamberimiz (a.s.)’i en iyi o noktadan haşa açmaza sokacaklarını zannediyorlar. Hanımlarına ve ona Kuran’da çok fazla ona cevap vardır.
Hatta hanımları da bir ara, o münafıkların baskısından tavırları değişiyor Peygamberimiz (s.a.v)’e karşı. Diyor ki Cenab-ı Allah; “Eğer Allah’ı, Resulünü ve Allah yolunda mücadele istiyorsanız gelin benimle devam edin. Ama dünyanın heva ve hevesini istiyorsanız gelin sizi güzellikle bırakayım” diyor. Kardeşim, bir kadın için ne büyük felakettir, Allah vermesin. Bak bunu Cenab-ı Allah onlara hitaben söylüyor, olağanüstü bir durum meydana gelmiş. Münafıklar ayrıca böyle rahatsızlık da veriyorlar, “Peygamberi üzüyorsunuz” diyor Cenab-ı Allah, “ona rahatsızlık veriyorsunuz” diyor. “Peygambere eza etmeyin” diyor Allah, eza ediyorlar. “Hanımlarının güvenliği için perde yapılsın” diyor Cenab-ı Allah, “perde arkasından konuşsunlar” diyor. Hanımlarına da diyor ki Cenab-ı Allah; “sözü edalı söylemeyin” diyor Cenab-ı Allah. “Gönlünde hastalık olanlar tamah ederler” diyor. Kardeşim, nasıl bir insansınız siz? Onlar bizim annemiz, insan iki büklüm olur, iki büklüm olur. Böyle yere, toprağa bakar, inşaAllah. Kim bilir nasıl bir ortam var. Cenab-ı Allah perde çektiriyor ve “sözü edalı söylemeyin” diyor, hanımlarını da uyarıyor. “Ve ondan sonra hanımlarını almak size haramdır” diyor Allah. “Onlar sizin annelerinizdir” diyor, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.)’in zamanı çok zordu, insanlarla çok zor anlar yaşadı, oradaki insanlarla. Cahillerden ayrı, münafıklardan ayrı, çok baskı gördü Peygamberimiz (s.a.v.).
Ben özetle şunu söyleyeyim; bizim sıcak, sevgi dolu bir İslam anlayışımız var. Bunu yıkmaya yönelik şeytani cereyanlar görüyorum etrafta. O şeytanların başını ezeceğim. İlimle, fenle, sevgiyle, bilgiyle ezeceğim. Vefasızlık, sadakatsizlik, saygısızlık, terbiyesizlik, üst perdeden konuşmalar, enaniyet, kibir, bunlara müsaade etmeyeceğiz, anlaşıldı mı? Biz büyüklerimize saygılıyız, onlar bizim canımız.
Büyüklere karşı çok hürmetli olmak lazım, onlar bize Allah’ın emanetidir. Mesela Mahmut Efendi Hazretleri, Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri, Necmettin Erbakan Hocamız; bunlar nurdur, Allah’ın bize hediyesidir. Değerlerini bileceğiz, ellerini öpeceğiz, saygı duyacağız, fikirlerinden istifade edeceğiz; değerli, büyük göreceğiz inşaAllah. Adapla edeple sözlerini dinleyeceğiz, inşaAllah. Eğer Allah esirgesin bu ruhu biz kaybedersek, Allah esirgesin bitti yani. Bunu kaybettirmek isteyenler olursa, biz de bunlara karşı tabii ilmi, akılcı mücadele vereceğiz. Ama bakın söyleyeyim, şeytana dünyayı dar ederim, çok yanlış adrese geldi şeytan. Bu dünyadan çıkacak o, yaşatmam Allah’ın izniyle, yani mümkün değil. Dünyanın neresine giderse gitsin ezerim kafasını, mümkün değil inşaAllah. Sevgi hakim olacak, dostluk hakim olacak, büyüklerimize hürmet edeceğiz. Onlar bizim canımız. Münafığa mı? Ondan da uzak duracağız işte. Üçkağıtçıdan uzak duracağız. Ama tabii onlara karşı da oturup, zalimane bir tavrımız olmaz. Ama zulümden de uzak dururuz. Benim dinime, mukaddesatıma saldırırsa gidip tabii ki elini öpecek halimiz yok, uzak dururuz inşaAllah, değil mi?
Münafıkarla ilgili ayetleri bana topluca getirirseniz, ben oradan size şerh edebilirim. İnşaAllah.
Dini siyasete alet etmemek doğru, ama siyasetçi de dinden illaki uzak durması gerekiyor diye anlaşılacak bir konu değil. Yani siyasetçi hiç Allah’tan bahsetmeyecek, Kuran’dan bahsetmeyecek, yani Müslümanlığını hiçbir şekilde hissettirmemeye özen gösterecek, kardeşim bu bambaşka bir şey olur. Bu ne oluyor bu? Bu apayrı bir hayat şekli olur bu. Bambaşka bir şey olmuş olur bu. Samimi olarak inanıyorsa, inandığını söyler bir siyasetçi. Kardeşim, mesela bir şey açıyor; “Bismillah” diyecek, diyemiyorsa ne desin? Kendi adıyla mı başlayacak? Tabii ki Allah’ın adıyla başlayacak. Bir şeyi beğendiğinde “maşaAllah” diyecek. Ne desin? Yani ikisini birbirine karıştırmamak lazım. Yani dine siyasete alet etmekle, bir siyasetçinin dinsiz gibi görünme mecburiyeti olduğunu düşünmek, bu olmaz. Dindarsa, “La ilahe illallah Muhammeden Resullullah” der, niye demesin bir siyasetçi? Yani o nasıl bir şeydir? Ama tabii hassas bir nokta. Çünkü bunda bir haklılık var. Yani laikliği uygularken akılcı uygulanması lazım. Dürüstçe, “ben Müslümanım” diyecek ama tabii samimiyetsizce alet ettiği görülürse bu anlaşılır. Ama dindarlığını hissettirebilir, bu güzel. Mesela Deniz Baykal torunlarıyla gidip namaz kılıyordu. Ne yapacak? Gizli mi böyle, kapalı bir arabayla mı gidecek? Camide perde mi çekecekler namaz kılarken görünmesinler diye? Tabii ki alenen gidecek yani. Değil mi? Mesela bak, Kılıçdaroğlu; helal olsun, maşaAllah, çok hoşuma gitti. Kuran okuyor, Fatiha okuyor şehitlerin ruhuna. Ne güzel. MaşaAllah. Boynuna şu futbol takımlarının şeylerini takıyormuş, o güzel canım ona bir şey dediğimiz yok. Ben bazı, aklımda başka bir konu var, işaret olarak takıyor birileri, ben onu kastettim. Yoksa o güzel yani mesela, Fenerbahçe’nin, Beşiktaş’ın, efendim Galatasaray’ın, hangi takımınsa tabii takacak, yani hoşuna gidiyorsa yapsın, o güzel. Benim kastettiğim ayrı bir şeydi.
Bakın tekrar diyorum; büyüklerimize aşkla, muhabbetle sevgi duyalım. Onlar çok şahane insanlar, değil mi? Böyle dindar, temiz, efendi, değerli insanlar. Allah onlarda çok güzel tecelli ediyor. Çok fazla değerli büyüklerimiz var, inşaAllah. Vefat edenleri de hayırla analım. Hayırla sevelim. Yani böyle bir bilmişlik, modernlik adına böyle garip tavırlar çıkmaya başladı son zamanlarda. Bak bunun sonu dinsizliğe kadar gider. Allah vermesin. Çünkü önce bilmişlikle başlıyor. Sonra bakıyoruz züppeliğe dönüşüyor, sonra bakıyoruz çakallığa dönüşüyor. Çakallıktan kudurmuş gibi bir enaniyete, enaniyetten şeytanlığa, şeytanlıktan deccallığa, deccallıktan dine saldırmaya dönüşüyorlar. “Yani, bir zaman ben de dindardım” diye başlıyorlar bu sefer bazı kütükler. Bırakacaklar bunu, inşaAllah.
“Selamun aleyküm sevgili muhterem Hocam, size sorum oruç hakkında. Hocam birkaç gündür orucu tutmuyorum ve bunun için vicdanım çok rahatsız. Tutmayı bırakmamın sebebi; çok sinirli olup sevdiklerimi, eşimi sinirlerimle ve stresimle üzecek çok zor durumlara giriyorum. Acaba ne yapmalıyım muhterem Hocam? İmanımdan çok şüphe duydum.” Ne biçim laf, ne var imanından şüphe duyacak? Hiçbir şey yok imanında, taş gibi delikanlısın. “Bu farzı yerine getiremediğim için, halbuki beş vakit namazımı her gün kılıyorum” maşaAllah. İnşaAllah. “Ben bir depresyon geçiriyorum kaç senedir ve hastalıktan henüz iyileşemedim. Acaba bunun yüzünden mi oruç tutamıyorum. Yine neşesiz, huzursuz ve stresli olduğumdan mı? Saygılarımla. Ali, Fransa.” Kuran’da var, “eğer hastaysanız” diyor Allah, “tutmayın” diyor. Hakikaten aşırı bir stres, sinir yapıyorsa bu çok tehlikeli olur. Onu yıpratır. Allah vermesin. Bambaşka bir şekle de götürebilir stres. Allah vermesin; enfarktüse sebep olabiliyor, beyin kanamasına sebep olabilir, tansiyonu yükseltir. Yani şakası olmaz stresin. Onun için, yani ben tabii yine bu konularda öyle fetva vermem, genellikle hiçbir konuda ama Allah-u alem, rahatsız olduğu dönemlerde tutmasa olur kardeşimiz. Çünkü yazık, etrafına da zarar vermiş oluyor. Mesela midesinde ülser var. Kanama oluyor daha hala “tutacağım” diyor. Allah “hastaysanız tutmayın” diyor Kuran’da, işte bak. Değil mi, ayet var. Gönlün rahat olsun. Bu sağlam insan içindir.
OKTAR BABUNA:Çok ülser kanaması geliyor Hocam, Ramazan’da acillere.
ADNAN OKTAR:Yani bu bir takva değildir. Kuran’a uygun hareket etmemiş oluyorlar hasta olanlar. Olur mu öyle şey? Mesela böbrek taşı var adamın, bezelye gibi büyümüş. Bu çok tehlikeli. Bol suya ihtiyacı var. “Yok” diyor, “tutacağım.” Ondan sonra acile kaldırılıyor. Daha ikinci, üçüncü günü. Olmaz. Kuran bize bunu açıklamış, Cenab-ı Allah. Kuran’ı, Allah’ın hükmünü güzel görecek, doğru görecek. Takva adına yanlış bir şeyler yapmayacak. Yani şimdilik görüşüm bu. Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü diyorum kardeşimize. Çünkü değil mi, bu sefer bir mide kanaması yapar, bir şey yapabilir.
OKTAR BABUNA:Ölenler oluyor, çok ölen oluyor mide kanamasından.
ADNAN OKTAR: Tabii olmaz. Sağlam adam, mesela oruç tutuyoruz haberimiz bile olmuyor. Tamam. Adam oruç tutuyor, kıvranıyor. Allah bak, “zorlanıyorsanız da” diyor ayrıca ayette, “zorlanıyorsanız da.” O zaman tutmuyor Müslüman, fidye veriyor ona karşılık. İnşaAllah. Fakirlere yiyecek dağıtıyor. Zorlanma, işte zorlanma bu. Stresten perişan oluyor. Kalbine vurur, tansiyonu çıkar, saldırır, fenalaşabilir Allah esirgesin. Allah Kuran’da hem “zorlanıyorsanız” diyor, hem “hastaysanız” diyor. İkisi birden var arkadaşımızda, değil mi? Orada Allah’a sığınıp, “YaRabbi. Ben inşaAllah senin kastettiğin durumdayım, inşaAllah. Hatam varsa beni affet YaRabbi” diyecek ve tutmayacak böyle bir konumdaysa, inşaAllah. Ama genelde de ben bu konuda fetva vermiyorum. İlmihal, Ömer Nasuhi Bilmen’in İlmihali.
Evet. Ne anlatayım Oktar?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Sizin eserlerinizden bir site yapmışlar yurtdışında Hocam. Bu siteye sizin bütün eserlerinizi koymuşlar.
ADNAN OKTAR:Azerbaycan’da. Şu üslup acayip şeker, Azerbaycan lehçesi.
OKTAR BABUNA: Bir de mesaj var Hocam size. Diyorlar ki; “Allah’ın selamı üzerinize olsun güzel yüzlü Hocam”
ADNAN OKTAR: Aleyküm selam.
OKTAR BABUNA: “ve diğer Müslüman kardeşlerim.” Aleyküm selam.
OKTAR BABUNA:“Hocam sizin eserlerinizden yararlanarak bazı siteler yaptık ve bu sitelerin tümünü bir arada yayınlıyoruz. Siz de baksanız çok çok seviniriz.” Bütün siteler bir aradaymış burada. “Allah hepinizden razı olsun.”
ADNAN OKTAR: Allah mübarek etsin, şahane olmuş. O güzel lehçenizi de çok seviyorum. MaşaAllah. Ben Azeri kardeşlerim benimle Türk lehçesi ile konuşuyor, ben de “Türk lehçesi ile konuşmayın, Azeri lehçesi ile konuşun” diyorum. Acayip şahane bir dil, acayip şahane.
OKTAR BABUNA: Bunların hepsi ayrı birer siteymiş Hocam, maşaAllah. Tamamen sizin eserlerinizden, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Helal olsun. Allah bereketli kılsın, şimdi size de selam vermiş, onun için aleyküm selam deyin.
SUNUCU 1: Aleyküm selam, inşaAllah.
SUNUCU 2:Aleyküm selam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah helal olsun, çok güzel. Allah bereketlerini artırsın. Üstad Beddiüzzaman’ı canınız gibi sevin, şahane insan, şahane. O benim canım. Aşktır İslam, aşk. Deli aşıktır Beddiüzzaman, deli aşık. O, aşkından çöllerde yürüdü, 30 yıl hapis yattı, aşkla. Aşk insanı oldu mu güvenin. Kardeşim diyor ki; “Bediüzzaman hiç mi hata yapmaz?” Kendisi söylüyor, “ben insanım, hata yaparım.” Tabii ki hata yapar, kim yapmaz hata, değil mi? Ama Mehdi (a.s.)’ye güvenin, inşaAllah. Cibril (a.s.), Mikail (a.s.) ve İsrafil (a.s.) hiç yanından ayrılmıyorlar. Ahkamda masumdur Mehdi (a.s.). “Mutlaka” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “hata yaptığı yerde düzelten bir Meleği vardır” diyor. Ama bak hata yapıyor, Melek düzelttiriyor. Onun için ahkamda masumdur Mehdi (a.s.).
OKTAR BABUNA: Bir de delil olarak siz anlatmıştınız Hocam, Hz. İsa (a.s.) gibi Ulu’l-Azm bir Peygambere de imam oluyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, Amerikan dış politikası, Amerikan siyaseti doğrudan Mehdiyet’e göredir, yüzyıldan beri. Yani CIA’in sistemi de Mehdiyet’e göre dizayn edilmiştir. Amerikan dış politikası da Mehdiyete göre dizayn edilmiştir. Bakın bütün olaylar Mehdiyete göre planlamıştır, Amerikan dış politikasında. Bana sırları söyletmesinler, bana sırları söyletmesinler. Söyleyeceğim ama vakti erken, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Daha önce okutmuştunuz Hocam, Bush’un ifadeleri var, dediğiniz gibi tam Mehdiyet’e…
Diplomatic Observer, Diplomatik Gözlem gazetesinde Bush diyor ki; “Yecüc ile Mecüc Ortadoğu’da karışıklık çıkartmaya başladı. Kutsal kitapta öngörülenler doğru çıkıyor. Bana yardımcı olmanız gerekiyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşim, bak Allah söyletmiş, aslında doğru söylüyor PKK’ yı söylüyor aslında. PKK hakikaten Yecüc-Mecüc’tür ve dağlık bölgededir ve hakikaten Mehdi (a.s) de onları perişan edecek, Yecüc ve Mecüc’ü. Ve tam Kuran’daki ifade de uygundur; laf söz anlamıyla, ayette de; “laf söz dinlemezler” diyor ve “anarşi çıkaracaklar” diyor. Zaten Mehdi (a.s.)’nin olduğu yerde olması gerekiyor Yecüc-Mecüc’ ün ve tam tipik Yecüc-Mecüc’tür. Orada doğru söylüyor adam ve Amerika başedemedi Yecüc-Mecüc’le. Ve baş edemeyecekleri de İncil’de yazıyor, başedemediler onlar. Çekildi Amerika, mesela hiç ellemediler PKK’ya. Hakikaten güç yetiremeyecekleri kanaatindeydiler. Mehdi (a.s.)’nin ezeceğini biliyorlar, Hz. İsa Mesih (a.s.) ile birlikte. Nasıl ezecek biliyor musun? “Beni tanıyor musun?” diyecek; pırrr, adamlar yok, o kadar. Bak diyor ki hadiste; “soluğu yetecek” diyor, soluğu. Soluğu yetmesi ne demek, biliyor musun? “Merhaba” diyor, adamlar araziye geçiyor, o kadar. Merhabaya cevap dahi veremeyecekler, biliyor çünkü ne olduğunu. Amerika ellemedi PKK’y. Bak herkese saldırdı, istese saldırırdı. Ama Yecüc-Mecüc olduğu kanaatinde onların. Onu ilgilisine bıraktılar, ezecek olana bıraktılar, inşaAllah.
SUNUCU 1: Hocam müsaadenizle programı kapatalım.
ADNAN OKTAR: Tamam ama bir şartla, HarunYahya.Tv’ den devam edeceğiz.
SUNUCU 1: Tamam inşaAllah. HarunYahya.Tv sitemizden yayınları 24 saat takip edebilirsiniz. Soru ve görüşlerinizi bize AhirZamanSohbetleri@hotmail.com adresinden gönderebilirsiniz. Hocamızın HarunYahya.net ve HarunYahya.org adreslerinden tüm eserlerini ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’den itibaren HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Asu Tv ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...