SUNUCU 1:Yayınımıza Harunyahya.Tv internet sitemizden değerli Hocamız Sayın Adnan Oktar ve Dr. Oktar Babuna ile birlikte devam ediyoruz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam buyurunuz.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir hadisini okuyayım mı Hocam inşaAllah? “Resulullah Efendimiz (s.a.v.) saadetle şöyle buyurmuşlardır: “Daima ümmetimden bir cemaat Kıyamet’e kadar hakkı yükseltmek için fikri mücadele yapacak, Meryem oğlu İsa (a.s.) yeryüzüne inecek. Emirleri (Hz. Mehdi (a.s.)), ona (Hz. İsa (a.s.)’ya) ‘bize namaz kıldır’ dedikleri zaman, hayır diyecek ve ‘İmam-ı Mehdi’yi’ imamete geçirir” Sahih-i Müslim.
ADNAN OKTAR:Evet maşaAllah, şerh et.
OKTAR BABUNA:Bir Ahir zaman cemaatinden bahsediyor Hocam. Bir cemaat kıyamete kadar Allah yolunda mücadele edecek, fikri mücadele yapacak. Hz. İsa (a.s.) mutlaka gelecek, yeryüzüne inecek. Emirleri olan Hz. Mehdi (a.s.)’ye bize namaz kıldır dediği zaman imamlığa geçirmek için, hayır, diyecek Hz. İsa (a.s.) ve İmam Mehdi (a.s.)’yi imamlığa geçirir, ona vezir olur diyor inşaAllah. Tabi olur maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Biri daha vardı Hocam, inşaAllah. Okuyayım mı onu da?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: “Hz. İsa (a.s.) onu (sandığı) alıp açacak ve içinde bir mühür, bin kitap bulacak, bu kitaplarla İslam’ı (Kuran ahlakının esaslarını ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetini) ihya edecek.” (Risalet’ül Meşrep elverdi fi mezhebi bil Mehdi)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
“Selamün aleyküm sayın Hocam. Biz şehit ailelerinin ve malul gazilerinin sorunlarını ekranlardan yansıttınız. Sıkıntılarımıza ortak oldunuz, destek verdiniz. Şehit aileleri ve gazilerine nasıl davranılması gerektiğini uzun uzun anlattınız ve anlattıklarınız kısa zamanda cevap buldu. Sayın Başbakanımız Tayyip Erdoğan Kayseri’de 10 şehit ailesine Toki’den ev verdi. Ve yaklaşık 74 şehit ailesine daha ev verilecek. İnşaAllah Allah sizlerden razı olsun. Kayseri’deki bütün şehit aileler adına sizlere ve arkadaşlarınıza teşekkür ederim” diyor.
Allah’a hamdolsun, elhamdülillah. Bütün şehitlerimizin mutlaka ailelerinin ev sahibi olması gerekir, inşaAllah. Bakın diyorum, şimdi bir şehit ailesi, bir kere onları biz madalyadan tanıyalım. 24 ayar altın, gazilere de onlara da. Devlet yok diyorsa biz buluruz. Altın yok diyorsa biz buluruz. Millet elinde yakasında taşıyacağına götürür şehitlere, gazilere verir. Çünkü altın onların hakkı. Bak daha önce de söyledim, kıymeti olduğundan değil, maddi yani ne olacak şu kadarcık altının. Bir güzellik olarak biz onu göreceğiz, inşaAllah. Kimlik olarak yakasında göreceğiz. Lokantaya geldi, yemek yedi. “Afiyet olsun” diyeceksiniz. Para çıkarmaya kalkarsa “aman kıyma bana” diyeceksin, “kıyma bana, ben ne kötülük ettim. Ne yaptım da böyle yapıyorsun?” diyeceksin inşaAllah. Sakın ha, inşaAllah. Veyahut gitti mesela bir elbise beğendi, zaten mütevazı aileler. Geçti para ödemeye, “aman” diyeceksin “Allah rızası için böyle bir şey teklif etme, ben bunu duymamış olayım, sende bunu söylememiş ol, Allah rızası için” diyeceksiniz. “Bu bereketten, bu şereften beni mahrum etme.” Değil mi? “Aman aman” diyecek, ondan sonra “Allah razı olsun, yine beklerim” diyecek. “Bereketiniz yeter” diyecek. Usül budur, değil mi? Kapı komşusu mesela değil mi? Şehit ailesi, akşam, güzel tavuk pişirdin pilavın üzerine koydun, “çağır mübarekleri” diyeceksin hemen. Çocuk gidecek diyecek ki işte ne amcaysa “babam sizi çağırıyor” diyecek. Hep birlikte inşaAllah o bereketinden istifade edilecek. Belayı savar, bereket getirir, güzellik getirir. Allah onunla belayı kaldırır, inşaAllah. Hayır olur, Cennette Allah çok güzel karşılık verir. Bir nurdur şehit aileleri. Yine daha önce söyledim. Mesela soruyoruz şehide, “niye şehit oldun?” koç yiğidim diyoruz. “Allah rızası için yaptım” diyor. “Vatan, millet, bayrak, toprak” diyor. “Milletimin haysiyetine, şerefine, namusuna, dinine, imanına, toprağına, vatanına, bayrağına komünist saldırı vardı, Allah’sız, Kitap’sızların saldırısı vardı. Allah için gittim canımı verdim” diyor. Biz de ona malımızı, mülkümüzü, her şeyimizi veririz. Feda olsun Allah yolunda. Sakın haa, çok çok ayıp olur, çok ayıp olur yalnız bırakmak değil mi? Köyde imece usulü vardır. Mesela bakarsın eve, badanası-boyası yok, odalar da dar. Dersin; “ben 2000 briket getirttim”, öbürü de der ki; “ben de çimento getirttim.” Hadi bakalım gençler bismillah şu evi bir genişletelim, bir ferahlatalım, güzelce bir badana yapalım, değil mi? Orada şehit babaları şeyh gibi olacak, yani öyle bir muhabbet duyulacak, değil mi? Mürşid gibi göreceğiz. Güzel orada sohbet edilecek, beraber namaz kılacaksınız şehit ailesiyle. Yalnız bırakılmaz şehit ailesi, sıkmayacaksınız ama, bunaltmadan. Ortalığı temizleyeceksin, bakımını yapacaksın, inşaAllah. Mescid haline gelecek, her şehit ailesinin evi mescid haline gelecek, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Allah razı olsun, siz sahip çıktıktan sonra Hocam bu şekilde bu gelişmeler başladı. Evlerin verilmesi hepsi sonradan oldu inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim tabii ki biz modernist bir şeyden tedirgin oluyoruz. Tamam, biz hepimiz moderniz de Allah’ın Kitabı modernliğe göre değiştirilmez. Üstelik tahakkuk etmiş hadisler, olay görülmüş. Artık gözüne gözüne gelmiş, görülmüş. Buna rağmen daha hala “acaba” diyorsa olmaz.
Bakın kardeşlerimizden birisi diyor ki, haklı çocuk. Değerli bir kardeşimiz. “Hocam siz kardeşlerimize soruyorsunuz, ne diyorsun, bana bir soru sor, diyorsunuz, cevap vermiyorlar Hocam. Yani ne olur, herhangi bir şey söylesinler. Niye öyle yapıyorlar ki? Tabii ki siz iyi bilirsiniz inşaAllah, Allah’ın izniyle. Bu güzel, saygıları da güzel, hürmetleri de güzel ama herhangi bir soru sorsa, bir şey söylese daha güzel olur diye düşünüyorum” diyor. Ben de o kanaatteyim. Çünkü o biraz... Kardeşimizin dediği gibi olursa çok çok daha güzel olur inşaAllah. Tamam?
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
SUNUCU 2: Hocam herkes takip ediyor inşaAllah. Ve yani sadece bilmeyenler değil profesörler,yurtdışından insanlar,öğrenciler yani bilgili insanlar daha ağırlıkta, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, geniş bir mason kitlesi tarafından da izleniyoruz. Musevi kitle tarafından da izleniyoruz. Hristiyan evanjelikler tarafından da izleniyoruz. Çok fazla dinleyenimiz var. Müslüman her gruptan dinleyenlerimiz var.
OKTAR BABUNA:Siz demiştiniz Hocam. Siz evdesiniz maşaAllah, ama fikirleriniz dünyada iktidarda elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.Hangi konudan anlatayım?
SUNUCU 1:Siz bilirsiniz Hocam inşaAllah. Yayını takip ettiğim kadarıyla münafıklardan bahsetmiştiniz. İsterseniz oradan devam edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Oktar sende münafıklarla ilgili ayetler var mı?
OKTAR BABUNA:Var Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Sen ayet olarak bana bir, ama bak okumadığım ayetlerden oku. Tabii okumuşuzdur da yani yakın zamanda okumadığım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
SUNUCU 2:Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. “Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı onlar için alçaltıcı biz azap vardır.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, maşaAllah. Bana diyorlar ki, “niye genç kızları çıkarıyorsun?” Ben de dedim, “o zaman tavşan çıkarayım karşıma da onlarla konuşayım.” Bu ne biçim laf? Ne güzel işte bak ilmi arttı Beril’in, bilgisi arttı, değil mi? Ne güzel.
OKTAR BABUNA:Siz şeyi söylemiştiniz Hocam, cehd etmek istemediklerini. Onunla ilgili ayet okuyorum Hocam inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Mücadeleden geri kalınca kendi akıllarınca seviniyorlar, bunu kar zannediyorlar, müminleri de alıkoymak istiyorlar. Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmeyi (mücadele etmeyi) çirkin görerek:"Bu sıcakta (savaşa) çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşinin sıcaklığı daha şiddetlidir." Bir kavrayıp-anlasalardı.” Tevbe Suresi 81.
ADNAN OKTAR:Şimdi ayetin son kısmını anlattık da, baş kısmını açıklamadık. O baş kısmını anlat.
OKTAR BABUNA:Evet, inşaAllah Hocam. “Allah'ın elçisine muhalif olarak (savaştan) geri kalanlar oturup-kalmalarına sevindiler”
ADNAN OKTAR:Bak Allah’ın Resulüne, yani imama veyahut Mehdi (a.s.)’ye muhalif olarak. Şimdi bunların asıl şeyi muhalif olmasıdır münafığın. Mesela beyaz mı dedin, siyah der. Siyah mı dedin, beyaz. İllaki aksilik yapacak. Manyaklığından. Yani enaniyetli olduğu için itaat etmeyecek ya, aksilik yaptığında o kendini daha üstün görür. Münafığın ana özelliklerinden bir tanesidir. Mesela sen dersin ki; “şuraya oturalım.” “Yok, şuraya otursak daha iyi olur” der. Sen dersin ki; “kapı açık olsun. Yok kapansa daha iyi olur” der. Hasta manyak, böyledir. Mesela tebliğ, dikkat edersen, cehd; ana hastalığını Kuran sürekli vurguluyor, görüyor musun? Ana hastalığı. Bütün sorunları budur. Yani ana, %90 sorunları budur. Kuran’da ağırlıklı olarak buna Cenab-ı Allah dikkat çekmiştir.
Oturup kalmalarına sevinirler. Oturmaya çok meraklıdır münafıklar. Otursun kalsın. Böyle kaya porsuğu gibi, uyuz kaya porsuğu gibi bir deliğe girsin, orada yaşasın. Ve isabetli hareket ettiğine kanaat ediyor. “Ne kadar iyi yaptım Müslümanların yanından giderek. Tam yerimi buldum. İstediğim gibi yiyor içiyorum, tehlike yok, bir şey yok. İzlenme ihtimalim yok, tutuklanma ihtimalim yok. İftirayla karşılaşmam, hakaret eden olmaz. Hiçbir tehlike yok, ne güzel burada oturuyorum” diyor. Halbuki tehlikenin taa göbeğinin ortasına girmiş. Cehennemin en dibine gidecek münafık inşaAllah. Bundan haberi yok.
Tabii Kuran’da münafıklara yönelik tehdit özellikle Müslümanların etrafından çok iyi bilmesi lazım. Çünkü münafık zaten Kuran’ın tehdidinden etkilenmez. Biz bu münafık ayetlerini, münafıklar etkilensin de anlasın diye de anlatıyoruz, ama anlamazlar. Asıl Müslümanlar anlar. Müslüman ürperir “aman Allah esirgesin” der münafık gibi olmaktan. Çünkü hiç kimse için Cennet garantisi yok biliyorsunuz. Hiç kimse için Cennet garantisi yok. Allah vermesin, ya münafıklarla aynı yere gidersem diye Müslüman tir tir titrer, korkar, Allah’tan korkar. Münafıklardan da muazzam tiksinir, iğrenir. Allah iğrenelim onlardan diye ayeti anlatıyor. Müslümanlar iğrensin, bilsin, tiksinsin. Ne kadar aşağılık olduklarını görsünler, hırsla, tiksintiyle, yani imani bir hırs, imani bir kararlılıkla onlardan kalben nefret etsinler diye Allah söylüyor, inşaAllah.
“Selamün aleyküm Hocam. Kuran-ı Kerim’de mümin kadınların mümin erkeklerle evleneceği buyruluyor.” Aleyküm selam rahmetullahi ve berekatühü. “Hz. Lut (a.s.)’un hanımının inanmayanlardan olması ve Firavun’un hanımının inananlardan olmasının bu ayetle ilgili hikmetini açıklar mısınız?”
Firavun’un hanımı, pislikten tiksinir gibi o aşağılık mahluktan tiksiniyordu. Evlilik kalmış mı burada? Hükmen devam ediyor. Kadın, en iğrenç pislikten daha iğrenç görüyor. En aşağılık mahluk olarak görüyor ve hiçbir şekilde onunla beraber yaşamıyor. Ama kim bilir o köpek tehdit mi ediyordu mübareği, değil mi? Baskı altında da tutuyor olabilir psikopat. Can korkusundan bir süre öyle evli kalmış olabilir. Yoksa kalben boşanmış kadın zaten. Aşağılık bir adamla bir kadın, tiksindiği, aşağılık bir mahlukla nasıl evli kalsın? Kalben boşandıktan sonra bir kadın, dilinde kalsa ne olur? Bitmiş. Tehditten dolayı kabul ediyor, etmiş olabilir bir süre. Sonra Hz. Musa (a.s.)’yla gitti. Ama o kahpe Firavun’un onu sonra şehit ettiği söyleniyor, rivayette yani. Onu bulmuş Hz. Musa (a.s.)’yla gidince, adamlarını herhalde gönderdi. Suikast sonucu şehit etmiştir annemizi inşaAllah. Mesela bak, çekindiği şeyle karşılaşmış, görüyor musunuz? Psikopat adam, orada kanun hukuk yok inşaAllah.
Lut (a.s.)’un da hanımı, gizlemiştir kadın. Münafık olur gizler, bilemezsin ki. Haysiyetsizdir, cibiliyetsizdir, namussuzdur anlayamaz. İlla anlaşılacak diye bir şey yoktur. Münafık gizli bir mahluk, bilinmiyor. Lut (a.s.) onun dinsiz, imansız, ahlaksız, aşağılık olduğunu bile bile gider evlenir mi onunla? Kim bilir nasıl bir münafık üslupla geldi, evliya gibi gelmiştir. Allah’tan dinden bahsederek, namaz kılarak, işte ben şöyle namusluyum, böyle iyiyim, böyle efendiyim, şöyle sana sadığım, böyle bağlıyım diye konuşmuştur. O da Peygamber olduğu için hüsn-ü zan etmiştir, almıştır, ne bilsin, değil mi? Vahiy gerekir, bilemez. Sonra kadın psikopatlığını ortaya çıkartıyor. Allah da belasını veriyor, değil mi? Onun için böyle bunlar örnek değildir.
Mesela ben düşünüyorum, yani mümin bir kadın, muttaki bir kadın Allah’a aşık. Adam dinsiz, imansız, Allah’sız, Kitap’sız böyle dine imana saldırıyor, mukaddesatına saldırıyor, namaz kılmasını istemiyor, oruç tutmasını istemiyor. Kadın gidip ona böyle kene gibi yapışıyorsa, yani onun ben Müslümanlığından, şahsım adıma söylüyorum, şüphe ederim. O nasıl bir insan ki, ne mecburiyetin var yani. Sen niçin evlendin o zaman? Ahiret arkadaşı olmak için evlenmiyor musun sen? Allah rızası için evlenilmez mi? Niçin evlenir bir insan? Allah rızası için evlenilir, değil mi? Allah’ın rızasını en çok onda buluyorsundur, takva buluyordur, en takva onu buluyordur, onun için evlenilir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de, o devirde 60 yaşındaydı Peygamberimiz (s.a.v.). 18 yaşında ki bir genç kız niçin evlenir Peygamber (s.a.v.) ile? Allah rızası için evleniyor. En takva onu bulduğu olduğu için, Ahiret arkadaşı olacağı için, Ahirette birlikte yaşayacağını umduğu için evleniyor. Cenab-ı Allah ne diyor? “Zevcetin ve zürriyetin”, diyor Allah. Zevceleri ve zürriyetleri beraberdirler Cennette, diyor Allah. Eşleri ile beraberler. O alçak, elleri kuruyan o köpek, karısı ile birlikte, karısı da odun hamalı, Ebu Leheb birlikteler işte. Ahirette eşi ile birliktedir. Yapışmış ona, Allah da onu beraber kılıyor orada. Tabii bu bizi evlilik mantığına getiriyor, açıkça baktığımızda. Kadınlar genellikle parayı bastırdın mı, bir kısmı, hepsi değil, kimde para varsa o zaten onun evliyası oluyor. En takva o olmuş oluyor. “Ne buldun bunda?” diye soruyorsun. “Oo sorma, dünyanın en iyi insanı o” diyor. “Neye göre diyorsun? Namaz kılmıyor” diyorsun. “Kıldırırız biz” diyor. “İman etmiyor” diyorsun, “iman ettiririz” diyor. Bir şey buldum, bir tuğla var, ben evi yapacağım, ondan sonrası kolay” diyor. “Evi nerede? Yok,” diyor, değil mi? Çok samimiyetsiz, çok çirkin bir mantık. Parayı buldu mu, dindar kızlarda da görüyorum ben. Kapalı mesela çok güzel, çok çok güzel genç kızlar var kapalı. Onların kız arkadaşları oluyor, ev arkadaşları oluyor. Onlara böyle prenses muamelesi yapıyorlar yani böyle her yerinden sanki pırlantalar saçılıyor mübarek. Nihayet etten kemikten bir varlık. Alelade bir varlıktır insan Allah Katında, etten kemikten zavallı bir varlıktır insan. “Ama bu pırlanta, bu bambaşka bir şey,” diyorlar. Şimdi bu aşırı güzel. Bu kimlere layık diye soruyorlar. Paşalara, doktorlara layık, artık başkalarını da bulamadığı için. Halk arasında vardır ya, benim kızımı ne doktorlar, paşalar istedi de vermedik derler ya, sorun o işte. Yani onun cinselliği aslında, kıymetli gördükleri de odur. Üreme özelliği. Onu putlaştırmış, put haline getirmiş. Bunun daha iyi, çok dehşet bir şey olması lazım, diyor. Şimdi takva biri geliyor Müslüman, mesela güzel ahlaklı, “olmaz,” diyor. “Niye? Gönlüm istemedi, içimden gelmedi” diyor. “Zibil gibi parası var hazretin, geldi bak, bunun için ne diyorsun?” diyorlar. Arabadan bir iniyor, araba dehşet falan böyle. “Darphane gibi para basıyor, öyle bir adam,” diyorlar. “Ne kadar nurlu mübarek, elinden yüzünden nur akıyor. Yüzündeki nuru gördüm kalbinde görür görmez muhabbet oluştu, hayrettir” diyor. Annesi de babası da; “ah bir evladım, sanki öz çocuğumuz gibi. Sanki kırk yıldır tanıyoruz mübareği,” diyor bütün ailesi, eniştesi, dayısı filan. Mal bulmuş mahrebi gibi böyle yapışıyorlar. Kız, hemen akşamına rüya görüyor onlar zaten. “Beyaz iki tane kanatlı bir varlık, melek mi bilemiyorum, tam da anlayamadım. Sen havada uçuyorsun böyle onların kanalıyla, getirdiler getirdiler bizim evin önüne geldin, tam kucağına bırakmış mübarek. Böyle gördüm rüyamda. Sen rüya tabir eder misin, biliyormusun?” diyor. O da tabii kaz, inanıyor avanak. “İlk defa görüyorum ben böyle adamı, dehşetsin sen, bambaşka bir şey var sende. Elektriğin suyun bambaşka bir şey” diyor, neyse ne hikmetse böyle. Sanki bina satın alıyor gibi. Onu şişirdikçe, o avanak da inanıyor. Paradan kaynaklandığına inanamıyor o, paradan kaynaklandığına inanmak istemiyordur o. Hakikaten yeteneği olduğunu düşünüyordur. Herif öküz gibi bakıyor, “bakışların mükemmelliğine bak” diyor. Hayır, gördüm de duydum da, onun için biliyorum. Herif kaz gibi bakıyor, dürbün gibi bakıyor adam, “bakışları yaktı aktı, o yüzden evlenmek istiyorum” diyor. İnanılmaz sahtekarlıklar dönüyor bu şekilde. Ama Allah da tam dengi dengine getiriyor. Aile böyle leş görmüş kargalar gibi bekliyorlar. Hani böyle leş olur da kargalar bekler başında, çakallar makallar gitse de çöksek üstüne, didiklesek diye. Nikahı bir basıyor adam, imzayı bir atıyor artık ailecek çullanıyorlar üzerine artık. Evler, arabalar, şuna şunu ver, buna bunu ver, artık talan ediyorlar yani. Maazallah eğer bir malını mülkünü kaybederse, iflas ederse; bir kere kayınbabanın, kaynananın kalbine bir kararma geliyor ne hikmetse. “Bir şey oldu bize kafamızda, nevrimiz döndü. Bize büyü yaptılar herhalde, ben bunu anladım. Bir nefret geldi, inanamıyorum. Büyücü mü çağırsak acaba? Toprağı eşsek baksak bakalım bir büyü çıkar. Bir kurşun murşun döktürelim yahu. Bir anda içime bir nefret geldi. Hemen boşanalım” diyor. Öküz öldü, ortaklık ayrıldı, yani demek istedikleri bu.
Bakın en güzel kapalı kızlarda da ben bunu görüyorum. Mesela en güzel kapalı kızlar, en zengin adam arıyorlar, takva aramıyorlar. Bir kısmı, hepsini tenzih ederim ben. Arkadaşları, etrafındakilerin de öyle şeyleri var, böyle davulcu takımı var etrafında, onlar da arıyor, hep beraber. Normal, mücahit, dava adamı asla istemiyorlar. “Çok tehlikeli bu, olur mu bununla evlenilir mi?” diyor. “Bir kere aile babası olmaz bu adam, sürekli tebliğ yapıyor, İslam’ı yayıyor. Zaten başı belada bunun, çok tehlikeli bu, böyle olmaz” diyor değil mi? “Aile babası işine gücüne baksın adam, öyle şey olur mu? Sen çok güzel kızsın, bir de şöyle para” diyor. Mezat oluyor ya böyle, 100-200-300 satıyorum, sattım, dank diye vuruyor adam, öyle mezatla satılıyor. Sen kaç veriyorsun? Sen şu kadar, en yüksek parayı kim verdi? Sen, tamam bitti. Hüseyin Efendi, tak tokmağı vuruyor, haydi senin oldu, hayırlı uğurlu olsun, diyor. Sistem bu bazı yerlerde ve utanmıyorlar da yani yüzlerinde teneke çakılmış. Göz göre göre bunu Allah adına yaptıklarını, din adına yaptıklarını söylüyorlar, bir kısım zevat. Sen duydun mu hiç?
SUNUCU 2: Dışarıda çok kişi var Hocam öyle nişanlı.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Kaynıyor. Sistem onun üstüne dayalı zaten. Benim çevrem geniş olduğu için o kadar çok duyup görüyorum ki. Çok çok güzel genç kızlar oluyor böyle kapalı, bir sürü böyle onun hampası oluyor. Bohçacısı ayrı, yağcısı ayrı etrafında böyle, ona koca arayanlar, bilmem ne yapanlar. Haberler geliyor, her yerden cemaatlerden haberler geliyor. Şimdi tam karar verecekken, daha zengin biri daha çıkıyor böyle ucu ucuna. “Bak Allah korudu, yanlış adama gidecektin. Tam nasibin çıktı, mübarek” diyor. Bir de bunlar kararsız Kasım gibi oluyorlar, bir türlü karar veremiyorlar, çünkü sürekli daha zengini çıktığı için. “Bunun hem arabası var hem evi, bir de bunun parası daha fazla. Acaba buna mı versek? Biraz daha düşünülem, bir bakalım, karar veremiyoruz” diyor. Bir de yedekte tutuyor zaten. “Siz biraz bekleyin, bir tane daha talep var” diyor, sanki ev satıyor. Mesela öbür yedektekiler de bekliyor el ayak ovuşturarak. “Bakalım bize ya nasip ne olacak acaba?” gibisinden. Bunun ne kadar yaygın olduğunu herkes bilir, bu anlattıklarımın.
OKTAR BABUNA:Hocam tam dediğiniz gibi, maşaAllah, tam dediğiniz gibi. Çocukken bile şahit oluyorduk. Benim aklımda şu anda o kadar çok örnek var ki, inşaAllah. Geçen günlerde gazetede bir resim vardı öyle, tam dediğiniz gibi Hocam. Bayağı güzel bir kadın, yanında son derece çirkin ve yaşlı bir adam. “Benim kocam çok yakışıklıdır” diye böyle resim basmışlar. Tam dediğiniz gibi Hocam İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Asıl onlarda ölçü kendi yaşıtı olması. Davul bile dengi dengine diyor ya, dengi dengine nasıl olacak biliyor musun? Aslında para olursa, yaş sorunu yok aslında. Hatta ileri yaşta olması daha avantajlı oluyor. “Ben olgun severim” diyor. Ama işin aslı hakikaten öyledir, ruh yaşı esastır, bu doğru. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)‘ın hanımları hep gençti evlenenler. Bedenin yaşı olur ama ruhun yaşı olmaz. Şimdi adamın bedeni ile mi evleniyorsun ruhu ile mi evleniyorsun? Ruhu ile evleniyorsun, ruhu ile sonsuza kadar beraber olacağına göre yaşın önemi olmaz, doğru mu? Doğru, evet. Fakat bunların tekniğinde öyle değil. Eğer kendine baktıracaksa, baktırmayı düşünüyorsa, ailesine baktırmayı düşünüyorsa, bir hasta bakıcı, para basan veya yemek sağlayan birisini arıyorsa, onun genç olmasını istiyor. Yani tarla sürdürülecek öküz de alınırken genç olmasına nasıl dikkat edilir, o kafa ile bakıyor adam. Hepsini tenzih ederim, iyi niyetle bakanlar o ayrı mesele. Ama adam ölmesi ihtimali var ise ve zengin ise, genç olmasını hiç istemiyorlar. Ne kadar yaşlı olursa, o kadar makbul. Ne kadar hastalıklı olursa, o kadar makbul. “Sorun değil, ben ruha bakarım arkadaş” diyor. Yani orada birden evliyalığı tutuyor. Daha önce reddeden adam, orada evliyalığı tutuyor. Evleniyor hakikaten ve üç yıl sonra adam ölüyor yaşlı olduğu için, hastalıklı olduğu için. Hemen miras işlemleri yapılıyor, çıtır çıtır yiyiyorlar. Zaten ona göre ayarlı oluyor. Evliyken zaten ikinci koca yedekte bekliyor, hazırda duruyor o. Asıl koca dışarıda bekliyor. Tak düğmeye basıyor, “öldü o, hadi bakalım işleme başlayalım” diyor. Orada da yine ölçüleri böyle. Bu korkunç sistem ve bu korkunç ölçü acımasızca toplumun içerisinde canavar gibi geziniyor. Birçok insan bunu örtbas edip anlamazlıktan gelerek bu sistemi işletiyor. En nefret ettiği adamlar ile iç içe onun pis ağzının kokusunu çekerek, pis bedeninin kokusunu çekerek, en rezil şartlarda onun kahrını çekmeye devam ediyor. Sırf parası için ve menfaati için, nefret ettiği halde. Ve birbirlerini seviyor taklidi yapıyorlar. O ona sevgi taklidi yapıyor, o ona. Hani böyle sırtlan yiyecek paketine arkadan yaklaşır ve aniden kapar kaçar ya, o derece. Kadın yemek yapıyor, gidiyor arkasından birden ona sevgi gösterisinde, kadın iliklerine kadar tiksiniyor. O da çok etkilendiğini düşünüyor, “ne güzel hareket ettim” diyor. Böyle bir nefret içinde yaşıyorlar ve bu yaygın. Kalben boşanmış, fakat dili ile boşanamıyor çıkardan dolayı. Halbuki dürüst olmak lazım. Çünkü evlilik Allah aşkının yaşanması içindir. Allah’ın tecellisini görmek için evlenilir, değil mi? Adamın bambaşka niyeti oluyor.
Aslında bunun üzerine bir kitap da yazılabilir, çok kapsamlı bir konu. İşte bu anlattıklarımdan bir derleme olursa, onu şey yapabiliriz. Olabilir, yani genişletebiliriz. Çünkü bu bölüm bölüm, detay detay, çok genişletilebilecek bir şey. Çünkü insanların bilinçaltı, münafık bilinçaltı açıklanmadı mı, münafıklar çok rahat hareket edebiliyor. Mesela karaktersiz insanlar da, eğer bilinçaltı açıklanmazsa çok rahat hareket edebiliyor. O bilinçaltı açıklandıktan sonra çok utanıyorlar. Fakat münafığın yüzünde eşek tepişmiştir, utanmaz münafık. Münafığın utanması olmaz. Kalbinde hastalık olanın utanması olur, o utanıyor hakikaten. Yine bir yol arar, devam eder de hasta olduğu için, fakat münafık utanmaz.
Hüseyin kardeşimiz diyor ki: “Hocam şu internet dilinden bizarız. İmani, Kuran’i konularda kısaltmalar yapıyorlar. ‘Allah’a emanet ol’ u da kısaltmışlar, bana yazmışlardı, çok rahatsız oldum. Allah rızası için siz tekrar tekrar uyarıyorsunuz, bir kere daha uyarır mısınız?” diyor. Çok ayıp. Uzun uzun dedikodu yapıyorlar keratalar, üç saat, dört saat, beş saat Facebook’ta. Allah’ın adı geçerken, mesela inşaAllah da, maşaAllah da şifreli. Olmaz. O üslubun imrenilecek bir yönü yok, çok sıkıcı bir üslup. İnternet ruhu, yani oradaki felsefe de insanı sıkan bir felsefe. Bambaşka bir şey o, yani güzel değil. Ruhu ferahlatan yönü yok. Garip böyle gizemli bir dünya, karanlık bir dünya buna girmesinler. Bu insanın ruhunu karartır. Zaten karartıyor da. Görüyordur yapanlar, iç açıcı bir şey değil. Salih cümleler esastır. Bunlar bizim hoşumuza gider. Açık aleni konuşmak esastır.
“Hocam tüm yıl boyunca paralarını biriktirip sonra tatil köyüne gidip orada açık büfe deyip bol bol yiyip hastalanıp dönenler var tanıdıklarımızdan. Hocam paraları ile gidip hastalanıyorlar.” diyor Yusuf Bekçi kardeş yazmış, ne diyorsunuz, diyor. Bazı yabancı manken kızlarda da görüyorum, yabancı. Bu çocukların hepsini bir minibüse dolduruyorlar, hepsi aynı tişörtle, esir kampına götürülür gibi. Masaları belli, “hadi oturun bakalım masalara” diyorlar. Yiyecekler, yiyecekleri belli. Tabaklarınızı getirin sıraya girin diyorlar, esir kampı gibi. Çocuklar alıyorlar masalarına getiriyorlar. Şimdi tabii bunlar yine, yani sterillik açısından tabii değerlendireceğiz konuyu. Şimdi tabaklar yıkanıyor, ben birçok yerde gördüm. Kocaman bir leğen var, tabağı bir kere şöyle içine batırıyor çıkarıyor, koyuyor tabağa tekrar. Adamın ağzının salgıları falan çatala geçiyor, tabağa da geçiyor, hepsi o leğenin içinde karışıyor, değil mi? Adamın tabağının içerisine yine yemeği koyup, yine onların karşısına getirip yediriyorlar. Yani artık biraz garip bir durum. Midesine titiz olanların, kendi yaşantısına titiz olanların yapabileceği gibi bir şey değil, yani o kadar değil. Oktar Hocam, anlat.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Münafıklar ile ilgili ayet var, okuyorum Hocam inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İnsanlardan öyleleri vardır ki, biz Allah’a ve Ahiret gününe iman ettik derler. Oysa inanmış değillerdir. Sözde Allah’ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değildirler. Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı onlar için acı bir azap vardır.”
ADNAN OKTAR:Bölüm bölüm söyle şimdi.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Allah münafıkların “Allah’a ve Ahiret gününe iman ettik” ağızları ile söylüyorlar ama kalben inanmadıklarını söylüyor Allah, “inanmış değillerdir” diyor inşaAllah. “Allah’ı ve iman edenleri aldattıklarını zannederler”, diyor.
ADNAN OKTAR:Bak bu çok önemli. Münafıklar inanılmaz ahmak olurlar. Tam anlamıyla kandırdığını, çok güzel konuştuğunu, çok güzel delillendirdiğini, çok güzel oyuna getirdiğini, kendini hakikaten sezdirmediğini, hakikaten fitne çıkaracak güçte olduğuna inanır. Münafığın özelliğidir o. Halbuki “dessas ahmaktır,” diyor Said Nursi. “Bir ahmak-ı dessastır” diyor. Yani desise vermeye çalışan bir ahmaktır, diyor. Bak desise, yani kuşku vermenin üzerinde çok durur münafık, tedirginlik vermek, şüphe vermek. Kendince öyle zanneder. Halbuki müminleri coşturur münafık, ahmak haberleri olmaz onların. Evet, söyle.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. “Allah; oysa onlar yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller.” diyor. Farkında da olmayan, dediğiniz gibi ahmak bir kafa yapısı, onun da farkında değil.
ADNAN OKTAR:Şuurunda değil. Mümkün değil şuurunda olması da. Çünkü ayrı bir boyutta yaşıyor adam, apayrı bir alemdir münafık. Devam et.
OKTAR BABUNA:“Kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır.”
ADNAN OKTAR:Bir psikolojik hastalık, tarif edilemeyen. Allah’ın bildiği bir hastalık var içlerinde. Allah, ahlaksızlık yaptıkça münafıklar, hastalığını daha da artırıyor. Delirinceye kadar devam eder. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri; “bütün vücudu ene kesilir, Firavunlaşır artık” diyor. Yani ene gittikçe gelişir, kendini büyük görme hissi gelişir. Firavunlaşıyor, artık kendini Allah’tan büyük görüyor (haşa), o kadar azıyor yani. Müslüman Allah’a tam teslim olmuş, mazlum bir varlıktır ve bütün ömrünü tebliğe adar. Allah rızası için, Allah’ın dinini yaymaya adar. Münafık da kendine adar bütün ömrünü. Aradaki fark budur. Onun için mücadeleden, tebliğden şiddetli rahatsız olur münafık. Şiddetli rahatsız olur.
Biraz ara verelim devam ederiz.
Sokak Röportajları
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...