ADNAN OKTAR: Selam.
OKTAR BABUNA:Aleyküm selam Hocam, hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR:Oktar’ım ne anlatıyordun?
OKTAR BABUNA:Darwinizmin geçersizliğini, sizin yaptığınız çalışmalarla yıkıldığını, bunun doğal sonucu olarak mutlaka komünizm, terör ve anarşinin, faşizmin ortaya çıktığını bir bela olduğunu.
ADNAN OKTAR: O bir tane Hoca efendi çıkmış konuyu kökten halletmiş, Faruk.
OKTAR BABUNA:Faruk Beşer.
ADNAN OKTAR:Evet, mutlak müctehid, ne diyor?
OKTAR BABUNA:“Maymun niye insana evrimleşmiyor, değişmiyor, demek ki evrim yoktur” mantığıyla.
ADNAN OKTAR:Yok, şimdi onun filmi de var, şimdi “bak bütün küfrü, dalaleti bunlar meydana getiriyor, dinsizliği bunlar yayıyor, dünyada fitnenin kökeni bu” diyor, uzun uzun anlatıyor. “Darwinizm çok büyük bir beladır, çok büyük bir sorundur, karşımıza bilimle çıkmıyorlar, bilimle çıksalar ben onların hakkını avucuna koyarım. Gerekli açıklamayı yaparım. Ama şöyle söyleyeyim, eğer hali hazırdaki maymunlar insan olmuyorsa Evrim Teorisi yoktur, teşekkür ederim” diyor. Yani sanki adamlar bunun karşısına çıkmamışlar, çıksalar darmadağın edecek, öyle genel kültüre sahip öyle bilgiye sahip ki yani tarumar edecek bütün bilgisi bu.
OKTAR BABUNA:Bu cümleyi kurabilmiş en fazla.
ADNAN OKTAR:İşte bak genel kültür eksikliği çok büyük sorun oluyor, en hayati konuda çok kaçamak rahatça ezileceği bir cevap veriyor. Darmakeşan eder Darwinistler böyle bu mantıkla ortaya çıksa. Şu laf mı, “maymunlar niye insan olmuyor o zaman maymunlar insan olurdu, al sana cevap konu bitmiştir, teşekkür ederim” diyor. Bunu cevap olarak verirsen bu hale gelirsin işte sonunda, değil mi? Çünkü hakikaten onların alanına girecek gibi değil yani Darwinist, materyalist felsefeyle mücadele edecek, onlarla başedebilecek bir ne kültürel altyapıya sahip ne de bir bilgisi var. Dolayısıyla İslam’ın karşısındaki şu andaki en büyük güç ve Müslümanların yenilmesine en büyük neden olan konuda -ki yenilmiş yani dünya çapında yenilmişler- bütün kaleleri Darwinistlere vermiş durumdalar. Amerika, Fransa, İngiltere falan tamamı onların eline geçmiş durumda. “Karşıma çıkmıyorlar” diyor. Daha karşına nasıl çıksınlar? Karşısına çıkmışsın seni ezmişler geçmişler sen hala mutlak müctehid havalarında konuşmaya devam ediyorsun ve karşılarına bilimle felsefeyle çıkmıyorsun. Söylediğin çok sıradan bir söz, ben bununla bunu hallettim mantığında.
Bakın Bediüzzaman böyle düşünen insanlar olacağını bildiği için; en büyük tehlike diyor; “Darwinizm ve materyalizmdir, taundur beşeriyeti içine alan, beşeriyeti çöktüren deccal’in silahıdır” diyor. Maddiyyun tabiyyun taunu, Darwinizm ve materyalizm. Onun için, ”çıkacak olan Mehdi (a.s.)’nin birinci görevi Darwinizm ve materyalizmi yok etmektir” diyor.
Hocaefendi ne diyor? ‘Benim karşıma daha çıkmadılar’ diyor. Davul zurna mı çalacaklar, karşına çıkmışlar ezmişler seni, pestilini çıkarmışlar, değil mi? Gıkını çıkartamamışsın ve sonunda da yenilmişsin, şimdi de gelmişsin Müslümanlara müctehidlik taslıyorsun. Konuşmasında diyor ki; “dışarıda satılan eserlerin kitapların”, yani şu dışarıda satılan kitapların ki mesela bu İmamı Rabbani’nin Mektubat’ı, bu dışarıda satılan bir kitaptır. Klasik bir eser, değil mi? Mesela bu, İbni Haceri Mekki Hazretlerinin eseri, El Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar. “Dışarıda satılan, dini eserlerin yüzde doksan beşi geçersizdir” diyor. Yüzde beşi de buna aitmiş. Bu ne demek oluyor? Yani herkes dalalette üslubuna girmiş oluyor. “Herkes yanlış yolda, bir tek ben doğruyum. Bir tek benim kitaplarımı okuyun” diyor. Bak “yüzde doksan diyordum oran, şu an yüzde doksan beşe çıkarttım. Öğrencilerime de ben bunu söylüyorum” diyor. Kimsenin bunlardan haberi yok. Bunlar çok hayati konular onun için siz Darwinizmi anlattıkça ciğerine ciğerine çok etkili oluyor.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Ben nereden geliyorum, bil bakayım Oktar.
OKTAR BABUNA:Bir iftar vermiştiniz Hocam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, iftardaydım. Efendim, Ak Parti’nin ileri gelenleri, Milliyetçi Hareket Partisi’nin ileri gelenleri, Büyük Birlik Partisi’nin ileri gelenleri, ondan sonra tasavvuf ehlinden ağabeyler, Milli Gazete’den kardeşlerimiz, Vakit Gazetesi’nden kardeşlerimiz, Önce Vatan Gazetesi’nden kardeşlerimiz, profesörler, çok fazla profesör vardı, emekli askerler, ondan sonra çok değerli kardeşlerimiz, bir hayli bir insan vardı. Çok kalabalıktı, iki yüz kişi falandı.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah, Hocam.
ADNAN OKTAR:Çok güzel bir iftar oldu MaşaAllah, biz de tabii onları bırakıp gelemedik, sonuna kadar bekledik inşaAllah. Allah tekrarına erdirsin inşaAllah, daha güzel olur efendim inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ayşegül nasıl seni merakla dinliyor ağabeyi.
OKTAR BABUNA:Hanımefendi de Fransa’daymış, sizin Yaratılış Atlası’nın gönderildiği dönemde. Şahit olmuş oradaki etkilerine maşaAllah.
SUNUCU 1:Aslında o dönemde bulunmamıştım ama daha sonra çevremde tabii, 2007–2008 yıllarında orada bulundum. Tabii çevremdeki insanlarla konuştuğum zaman onların gerçekten etkisi altında kaldığını, Darwinizmin çürütülmesi manasında, yok edilmesi manasında gerçekten kaynak gösterilebilecek kitaplar arasında olduğunu söylediler. Ben gerçekten hem gurur duymuştum hem de daha da derinden incelemeye başlamıştım. Tabii ciddi bir yankı uyandırmıştı, hala da öyledir eminim.
ADNAN OKTAR:Bir gece operasyonuyla, “Fransa tarihinin en büyük felaketi” diyor gazete, Fransız gazetesi, “Fransız tarihinin en büyük felaketi” diyor. Bir başkası da deprem diye başlık atmış, “Fransa’da deprem” diye.
OKTAR BABUNA:Atom bombası demişlerdi.
ADNAN OKTAR:“Havadan felaket yağıyor” diyor, gökten B-52 bombardımanı gibi, inşaAllah. Hallaç pamuğu gibi attık hakikaten. Bütün milletvekilleri, siyasetçiler, bütün devlet kurumlarının genel müdürleri, müsteşarlar. Akademisyenler, sanatçılar hepsine sporcular hepsine ulaştı kitap. Yani kitabın da itiraz edilecek bir yönü mümkün olmadığına göre, inşaAllah. Onun on sayfasını okuyanın işi biter.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, ben de biraz önce gösteriyordum Hocam inşaAllah. İtalyancası gelmiş maşaAllah, farklı dillerde. Tam tercüme edemedim ama İtalyancası var, Almancası var, İngilizcesi var, Fransızcası var, Rusçası var, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak bizim mutlak müctehidimiz ne diyor, mutlak müctehid Faruk. “Gelsinler eğer ilmi bir delilleri varsa tartışayım onlarla” diyor. Ama dayanamamış yine de bir ilmi delilini ortaya koyuyor, “bak, eğer insanlar maymundan gelmişse maymunlar niye insan olmuyor” diyor. Deha deha deha... Vurduğunda uçuruyor. Muazzam delil, kimin aklına gelir? Kimin aklına gelir? Bitirmiş işi karşısına daha çıkmamışlar. Senin karşına çıkmışlar haberin yok değil mi? İflahını kesmişler, perişan etmişler, dümdüz olmuşsun ve biz seni onların elinden kurtarmak için mücadele veriyoruz.
OKTAR BABUNA:Allah razı olsun, evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Uğraşıyoruz inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Hocam güzel bir gelişme var Hocam, sizin çalışmalarınızla. Doğu Türkistanlı kardeşlerimizden haber geldi Hocam inşaAllah. Sizin gerçekleştirdiğiniz çalışmaların hemen akabinde, son bir buçuk aydır Çin polisinin kendilerine aniden çok iyi davranmaya başladığını, Çin Hükümeti’nin yaşadıkları yerlere yeni yollar yapmaya başladıklarını, yeni düzgün hapishaneler kurulduğunu. Bu konuya özellikle değinmiştiniz siz hapishanelerin alt katlarının gösterilmesi gerektiğini Hocam söylemiştiniz. Uygurlara yeni evler tahsis edildiğini haber verdiler. Bu konuya Temmuz ayının başından beri çok kapsamlı olarak değiniyorsunuz maşaAllah Hocam Allah razı olsun, Doğu Türkistan’daki kardeşlerimiz Çin Hükümeti’nin yaptığı bu ani ve beklenmedik değişiklerin sizin açıklamalarınızın yurtdışına gönderilen mektupların ve sitede yayınlanan konuyla ilgili uyarıların sonucunda oluştuğunu şaşkınlıkla ve büyük bir sevinçle izlediklerini belirttiler. Siz bin mektup göndermiştiniz Hocam ilgili makamlara dünya çapında maşaAllah, bunun hemen akabinde de bu gelişmeler olmuş. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, kardeşim biz Çin’in rahat etmesini isteriz. Yani, huzurlu yaşasınlar, güzel yaşasınlar, biz Çin’de anarşi terör istemiyoruz. Ama benim oradaki Türk Müslüman kardeşlerimi sırf Türk Müslümanlar diye kitle katliamından geçirmeye kalkarlarsa -ki yaklaşık otuz milyon insanımız katledildi, şehit edildi şu ana kadar- sessiz kalamayız tabii. Daha yeni başlıyoruz daha hiçbir şey yapmadık. Şimdi akşam iftarda Doğu Türkistanlı kardeşlerimiz de vardı. Çeşitli bu yurtdışında Ahıska Türklerinin başkanları olan kardeşlerimiz, o birliklerin başkanı olan kardeşlerimiz vardı, maşaAllah. Yurt dışında görev yapan serdar mücahitler vardı maşaAllah gönüllü, konuştuk. İHH’dan kardeşlerimiz vardı maşaAllah, o gemide oralarda bulunmuş bir kardeşimiz de vardı, maşaAllah. İranlı kardeşlerimiz vardı, bir hayli kalabalıktı. Anneler, babalar; kardeşlerimizin anneleri babaları gelmişti. Çok güzel, güzide bir topluluktu maşaAllah.
-VTR-
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah görüyor musun mutlak müctehidi, sadece bunun kitapları geçerli inşaAllah bir tek bunu dinleyeceksin. Bütün millete hayırlı uğurlu olsun mutlak müctehid çıktı. Evrimi de çürüttü zaten bir kelimeyle konuyu bitirdi. O kadar bak bomba gibi açıklama yapmış. “Bilimle karşıma çıksınlar hemen dağıtırım onları” diyor. Buyrun böyle de güzel bir bilimsel açıklama yaptı konuyu bitirdi. Dışarıda satılan bak Buhari, Müslim, İbni Mace... Dini eserler satan kitapçılara gittiğinde başka ne eserler var? İbni Abidin’in eserleri var, efendim Kütüb-i sitte var, Elmalılı Hamdi’nin eserleri var, değil mi? Ebu Suudi Efendi’nin eserleri var, geçmiş müctehidlerin, müceddidlerin eserleri var. Başka kitaplar yok piyasada, değil mi? Çok nadirdir. Hocam ne diyor; “yüzde 95’i geçersizdir” diyor. Hangisi geçerli? Hazretin yazdıkları geçerli, memlekete hayırlı olsun Darwinizm’i de zaten bir kelimede, bir cümlede bitirdi, gördünüz. Diğer kitapları da bir kalemde ortadan kaldırmış oldu, işte bu kadar. Bak bunları çıkarıyorlar bu adamları konuşturuyorlar.
Ama Oktar nasıl birinci yarıda baskın halinde geldim? Bekleyebilirdim ama beklemedim, inşaAllah. Bana bir soru sor anlatayım sana Oktar.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, birkaç gündür detaylı olarak hadisleri inkar eden, Ehl-i sünnet alimlerini inkar eden farklı bir modernlik anlayışının ne kadar tehlikeli olduğunun üzerinde duruyorsunuz dolaylı olarak bu şekilde.
ADNAN OKTAR: Kardeşim şimdi bak iftira gittim. Necati Özfatura Ağabeyimiz yanımızda; o haliyle seksen küsur yaşında, her geldiğimde ayağa kalkıyor. Kardeşim bu bir hürmet, bir sevgidir. Ben de onun iki büklüm elini öptüm, inşaAllah. Biz böyle manevi değerlerimizle güzeliz, bunlarla güzeliz. Bunlar ne yapmak istiyorlar? Kütüb-i Sitte’yi kaldırıyor, İmam Rabbani’yi kaldırıyor, Bediüzzaman’ı kaldırıyor; “ben varım” diyor. Ben de seni kabul etmiyorum, değil mi? Ben müceddidlerin yolundayım, değil mi? İmamı Şafi’nin, İmamı Maliki’nin, İmamı Hanbeli’nin yolundayım, İmamı Ebu Hanife’nin yolundayım. Yüksel Ağabey vardı mesela Aydınlar Ocağı eski genel başkanıydı biliyorsun. Son derece hürmetkar sevgi dolu, mütevazi, mazlum. Bizim insanlarımız böyle. Bambaşka bir nesil getirmeye kalkıyorlar, bir şekil getirmeye kalkıyorlar.
Mesela Necmettin Erbakan Hocamız bizim canımız ciğerimiz ben onu görsem sevinçten içim titrer, acayip muhabbet duyarım. İşte yaşlandı... O terbiyesizin biri de “vagon” diyor. “Vagonlar kopsun, ayrılsın, biz yolumuza devam ederiz” diyor, terbiyesizin teki. Vagon sensin terbiyesiz, kimse de senin peşinden gitmez. Biz sevginin, efendiliğin, saygının, sevginin, hürmetin, adabın edebin peşinden gideriz. Büyüğüne saygısı olmayan adamı ben ne yapayım? Benim seninle ne muhataplığım olur, değil mi? Seni yetiştirmiş Hocan o senin, değil mi? İnsan ona nasıl saygı göstereceğini, nasıl hürmet göstereceğini şaşırır. Vagon senin kafan vagon, inşaAllah. Böyle edepsizlere kapıyı açtılar ve garip bir ortam meydana geldi. Adaptan edepten yoksun tipler, inşaAllah.
Mesela bakıyorum bu zihniyeti, bu ruhu, bu efendilik ruhunu kaldırmak istiyorlar; bambaşka bir kişilik, bambaşka bir yapı getirmeye kalkıyorlar modernlik adına. İslamı, Kuran’ı bambaşka bir şekle sokmaya kalkıyorlar. Biz bunu kabul etmeyiz, inşaAllah. Bizim bir Anadolu ruhumuz var, değil mi? Mesela bak şehitlerimiz var şehit aileleri var. Gösteriyorlar bomboş evler. Kardeşim oranın kaynaması lazım, onlara sevgi gösterilir, değil mi? Bağrına basarsın, ondan sonra onların evini güzelleştirirsin, çevresini güzelleştirirsin. Bunlar mesela bak biz iftar verdik orada, ne güzel oluyor orada; insanların birbirine gösterdiği hürmet, nezaket. Oraya yemek yemeğe sadece adam gelmiyor. Adam evinde de yer yemeğini. Orada bir adap edep, bir sevgi mevzubahistir, inşaAllah, bu çok güzel. Yeni modernist akımlar bambaşka bir çizgi. Yani Marksist özentili, Darwinist, marteryalist ruhun yansıması olan garip bir çizgi. Yani hiç hazmedemeyeceğimiz bir yapı, inşaAllah. Hocasına, büyüğüne, mürşidine, bir insana saygısı yoksa, onu bir kalemde harcayabiliyorsa, ona karşı hürmet gösteremiyorsa; onun yetiştirdiği talebeler de onu bir gün harcayacaktır. Hemen yakındır harcanması. Ondan sonra onu yetiştirenler de o da onu harcar, olmaz öyle şey.
“Selam çok değerli Adnan Hocam bu gün Star Tv’de Nihat Hatipoğlu’nun sohbetine rasladım. Hz. İsa (a.s.)’ın gelmesine daha çok zaman olduğunu, gelince Peygamber olarak gelmeyeceğini söyledi. Ayrıca Kıyamete de daha çok zaman olduğunu söyledi. Kıyametin on tane alameti olduğunu ve bunlardan bir tanesinin de deccalin çıkması olduğunu söyledi. Deccal gelince insanları ikiye ayırabilecekmiş ve anlında kafir yazacakmış, bunu sadece Müslümanlar okuyabilecekmiş. Hocam hepsinin etekleri tutuşmuş durumda. Sizin bu konuda değerli görüşlerinizi almak istedim. Sizi çok seviyorum. Allah razı olsun Merve, İstanbul”.
Bir kere Nihat Hatipoğlu iyi niyetli bir delikanlı, yani mazlum. O bir müceddide gerek duymamış kendi indi mütaalasını söylüyor. Halbuki Risale-i Nur Külliyatı’ndan istifade etmiş olsaydı çok iyi anlardı, gayet güzel de ifade edebilirdi, inşaAllah. Kıyamet alametlerinin çıktığını bilmiyor demek ki, onu anlatabiliriz ona, yazılı olarak da gönderelim. Klasik bekliyorlar, başı bulutta Cübbeli’nin izahı gibi; başı bulutlara gelen, yaklaşık on beş kilometre boyunda, yaklaşık yine on kilometre falanda bacakları olan yani yaklaşık yirmi beş kilo metre, sekiz on kilometrede genişliği olan, değil mi? Ondan sonra üç kilometre falan kafası var, alnında da dev 500 metrelik yazılarla deccal yazıyor. Kafir k,f,r ve aşağıdan bakanlar yazı bilen de bilmeyen de onu okur şeklindedir. Halbuki o baktığında anlayacağımız bir haldir. Mesela Darwinizm, materyalizm ortaya çıkıyor biz bakar bakmaz orada küfrün hakim olduğunu görüyoruz. Dinsizliğin, ateizmin hakim olduğunu görüyoruz, Leninizmin, Marksizmin hakim olduğunu görüyoruz.
Böyle ruhsuz bir din, ruhsuz anlatılan bir din, böyle kemik kafalı insanlardan oluşan bir yapı, dini içinden vuracak muazzam şeytani bir ekoldür. Bundan şiddetle kaçınmak lazım; dini ruhsuz göstermek. Din coşkudur, sevgidir, aşktır, temizliktir, tutkudur, akıldır, akılcı bakmaktır, iyi niyetle bakmaktır, mütevaziliktir, değil mi? Adam böyle yabancı Alman profesörler vardır, teologlar. Adam Kuran’ı çok teknik gözle değerlendiriyor. Halbuki ruh yok adamda. Hal vardır, ruh vardır, sevgi vardır; bunun alındığı bir din aktarılmaya kalkılırsa bu çok büyük bir kötülük olur, yanlışlık olur.
Bir de böyle flu şeyler bir an önce netleşmesi lazım. Mesela bu şahıs madem Samanyolu Tv’de çıkıyor, Mehtap Tv’de çıkıyor buradaki kişiler de bunu destekliyor. Bu kişinin mezhep görüşü, din görüşü nedir, çok net açıklaması lazım. Şu an bir fluluk var. Bu çok rahatsız edici olur. Mesela bak, Fethullah Hocamın talebelerinden de geldiler akşam iftira, nur gibi çocuklar. O Samanyolu Tv’de de görev yapan, tanınan kardeşlerimiz de geldiler. Nur gibi insanlar. Ama biz onlara Bediüzzaman’dan bahsettiğimizde saygıyla dinliyorlar, saygıyla ona karşı duygularını ifade ediyorlar. Haberleri yok adamın böyle bir üslup kullandığından. Olayı bu noktaya buraya getireceğinden haberleri yok, büyük bir tehlikedir.
Cübbeli de. Akşam bana onun konuşmalarını getirdiler. Yavaş yavaş dünyadaki Müslümanların ızdırap içinde, acı içinde olduğunu ve onların kurtarılması gerektiğine kani olmaya başlamış. Baktım benim üslubumu almış. Türkistan’dan bahsediyor diğer ülkeler bütün ülkeleri sayıyor. Hiç bahsetmezdi, uzun süreden beri bahsediyor. Pakistan’dan bahsediyor, diğer ülkelerden bahsediyor, hiç bahsetmezdi, uzun süreden beri bahsetmiyordu. O konuda da terbiye almaya başlamış, aklı açılmış. Anlattı anlattı anlattı yanlış hatırlamıyorsam, Nur Suresi’nden veya Kuran’dan başka bir ayet belirtti. Yani Müslümanların Allah yolunda gayret etmeleri gerektiğini ve Allah yolunda gayret ederse Müslümanların başarılı olacağına dair bir ayet. Dedim; “herhalde konuşma sonunda İttihad-ı İslam’a gelecek, Türk-İslam Birliği’ne gelecek”. Ne diyor biliyor musun hazret? Bakın bu çok vahim, “küfür o kadar güçlü ki, Müslümanları o kadar eziyor ki” diyor. İslam Birliği’nden asla bahsetmiyor, İttihad-ı İslam’dan asla bahsetmiyor. Kurtuluş olarak ne gösteriyor biliyor musun? “Küfür Müslümanları öldürdüğünde, Müslümanlar hep Cennete gidecek nasıl olsa. Kafirler de Cehenneme gideceğine göre bizi istedikleri kadar öldürsünler. Mücadeleye de gerek yok. Adamlar gelsin bizi öldürsün. Öldürülürsek biz Cennete gideriz, onlar da Cehenneme gider böylece biz zafer kazanmış oluruz” diyor. Yani bakın bilinçaltındaki bozukluğa bak, tabii ki Müslüman inşaAllah Cennete gitmeyi umar ama garantisi de yoktur, Cennete gitme garantisi yok. Fakat böyle bir mücadele var mı Müslümanlıkta? Adam gelsin bizi öldürsün, nasıl olsa o kafir Cehennmeme gidecek, biz de mutlaka Cennete gideceğiz. Bak Müslümanları nasıl pasifleştiriyor, nasıl güçlerini kırıyor, nasıl akıl almaz bir çizgiye sokuyor Müslümanları, değil mi? Müslümanlar mücadele eder Allah yolunda, o ayrı şehit olabilir, ama mücadele eder. Bu “mücadele etmeyelim. İttihad-ı İslam gerek yok” diyor, bundan hiç bahsetmiyor. Türk-İslam Birliği’ni ağzına dahi almıyor adam. “Sadece şehit oluruz” diyor. Var mı, onun filmi?
-VTR-
ADNAN OKTAR:Bak mücadele edelim, Türk İslam Birliği’ni kuralım, Müslümanlar süper güç olsun, değil mi? Küfrü ve delaleti ezsin, etkisiz hale getirsin diyeceğine, “küfür, evet güçlü ama bizi öldürdükçede biz Cennete gideriz. Onlar da kafir, Cehenneme gider çözüm bu kadardır” diyor. Bakın Mehdiyet’ten çekindiği için düştüğü hallere bak şunun. Ne hallere giriyor görüyor musun? İttihad-ı İslam’ı ağızına alamıyor, İslam Birliği’ni ağzına alamıyor. Kuran ayeti, İslam Birliği ile ilgili ayet, ayeti okuyor bu İslam Birliği’ne bakıyor demiyor bu ayet ve konuyu buraya bağlıyor, bu şekle bağlıyor. Millet de bazı insanlar da bunu anlamıyor. Yani bilinçaltı anlamıyor. Bunu bir tek sadece dinlemekle kalmasın kardeşlerimiz birbirinize anlatsın. Mesela internetten takip edenler, televizyondan takip edenler de bu tehlikeyi görsünler.
Bakın adam Darwinizm’e mağlup olmuş ve Darwinizm hakkında hiçbir bilgisi yok. Orada ucuz kahramanlık yapıyor, kolay kahramanlık yapıyor. Karşıma çıksınlar, karşına çıkmışlar senin iflahını kesmişler zaten, değil mi? Darmekeşan olmuşsun sen ve ilmi birikimin yok, felsefi birikimin yok. Oturmuşsun çocuk mantığı ortaya koyuyorsun, “çocuk sormuş, şu anki insanlarla maymunlar arasındaki olayı soruyor. Maymunlar niye insan olmuyor o zaman?” diyor. Mantığa bak hizaya gel, ve bununla konuyu bitirmiş oluyor, “bu kadardır bunun cevabı” diyor. Mesela bakıyoruz bunun Hocalarına, bunu eğitenlere onlar zaten “Kuran’da evrim var” diyorlar. Ama aslında bıraksak bu da “evrim var” diyecekti. Ama baktı ki iş sıkı, bizi aşamayacak bu kadarla konuyu bitirmiş. Yoksa bunu yetiştirenler, Hocalar aynı Muhammed Abdullah, Cemalettin Afganiler şunlar bunlar falan hepsi evrimcidir. Ezher ulemasının büyük bir bölümü evrimcidir. Çoğu, hepsi değil de bayağı bir bölümü evrimciler. Dolayısıyla “o çizgiyi çizmek bu kadar” diyor. Dışarıda satılan eserler İmam Rabbani’nin Mektubat-ı, kitapçılara gittiğinde meşhur bir eserdir, değil mi? İmam Gazali’nin İhyası’nı görürsünüz, Kimya-ı Saadeti görürsünüz. Hüseyin Hilmi Işık’ın eserlerini görürsünüz, Ömer Nasuhi Bilmen Hoca’nın eserlerini görürsünüz. Dini kitap satan kitapçının hangi eserleri olur? “Yüzde 95’i geçersizdir. Bir tek benim kitaplarım geçerli” diyor, özetle bunu demek istiyor.
Bak Cübbeli gidiyor tam pasifizmi savunuyor, “gelsinler, bizi öldürsünler. Biz Türk-İslam Birliği için, ittihad-ı İslam için çalışma yapacak değiliz” diyor. Ne zaman vazgeçti? Baktı ki hakikaten Mehdi (a.s.) var, hakikaten Mehdi (a.s.) çıkacak, hakikaten İsa (a.s.) inecek, 570 yıl geriye aldı. “Şimdi çıkmayacak” dedi, 570 yıl geriye aldı. “Bir kısmı şahs-ı manevi” diyor. Bakın Faruk Beşer de daha kurnaz davranıyor. Çok büyük bir tehlikedir, ne diyor? “Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) şahs-ı manevidir”. Diyorsun olabilir adam yine de her halükarda Mehdi (a.s.)‘yi kabul ediyordur diyorsun, değil mi? Şahs-ı manevi dediğine göre Mehdi (a.s.) var, talebeleri var, bir de şahs-ı manevisi vara getiriyor olabilir. Ama Mehdi (a.s.)‘yi şu an görmezlikten geliyor olabilir gibi düşünüyoruz. Okuduk baktık ki, adam Mehdiliği kökten reddediyor, hiç kabul etmiyor. Hz. İsa (a.s.)‘ın gelişini kökten reddediyor. Peki, ta Kongolara, Çadlara gidip Allah için 100-200 dolara çalışan, hizmet eden Fethullah Hoca’nın talebeleri, nedir bunlar? İttihad-ı İslam için çalışmıyor mu bu insanlar? Allah rızası için çalışmıyor mu, Allah’ın din ahlakı dünyaya hakim olsun istemiyorlar mı bu insanlar? Değil mi? Ne söz burada? Hıristiyanlarla Müslümanlar ittifak edecek demiyor mu Bediüzzaman? Adam kabul etmiyor, “gelmeyecek İsa (a.s.), Mehdi (a.s.) de çıkmayacak” diyor. Mehdi (a.s.) ‘nin çıkış alametleri bunlar. Mehdi (a.s.) çıkmadan önce Mehdilik reddedilecek. Hz. İsa (a.s.) gelmeden önce, İsa (a.s.)’nın gelişi reddedilecek. “Senin kavmin, Hz. İsa (a.s.)‘dan bahsedilince kendi aralarında keyifle gülüyorlar, alay ediyorlar“ diyor. Kuran ayeti var, inşaAllah. Oktar ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:İddialarından biri de, Hz. Muhammed (s.a.v.) son Peygamberdir dolayısıyla başka peygamber gelmeyecek gibi bir iddiası vardı. Böyle cahilce bir iddiası da vardı.
ADNAN OKTAR:Hayır kardeşim, Hz. İsa (a.s.) Peygamber olarak yeni bir kitap yeni bir hüküm getirmiyor ki. Peygamberimiz (s.a.v.)’in dinine uyan bir Peygamber olarak geliyor. Hükmen Peygamberdir, yani unvanı var, değil mi? Biz mesela Ahirete gittiğimizde Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i göreceğiz. Yine Peygamber, yine unvanı var, yani değil mi? Ama artık kitap getirmiyor Cennette. Ama nedir unvanı? Hz. Muhammed (a.s.) ile karşılaştım deyince, kim? Ümmetten herhangi bir fert mi? Peygamber olan bir fert, değil mi? Onunla karşılaşmış oluyoruz, inşaAllah. Bir de bakın kurnazlığına bakın, “eğer İslam ahlakı dünyaya hakim olacak olsaydı, Cenab-ı Allah, Peygamberini dünyayı hakim ettirirdi. Hz. Muhammed (sav)’e nasip olmayan şey, Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.)’ye mi nasip olacak? Hz. İsa (a.s.)’ya mı nasip olacak?” diyor. “Dolayısıyla böyle bir şey olmaz. İttihad-ı İslam diye bir şey yoktur. Bunun için de gayret etmeyin” gibi bir üslubu var. Bu çok büyük bir tehlike, çok büyük bir yanlışlık ve çok büyük bir hata da demeyeyim de hatanın da üstünde bir hareket.
Evet, çünkü Mehdi (a.s.) çıktığında, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kumandanı olarak çıkıyor. Hz. İsa (a.s.) çıktığında, Peygamberimiz (s.a.v.)’in yine sahabesi ve kumandanı olarak çıkıyor. Eyyüp El-ensari gelmedi mi İstanbul’a? Eyüp’te kabri. Peygamberimiz (sav)’in askeri olarak geldi buraya, değil mi? Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettiğinde, Peygamberimiz (s.a.v.) feth etmiş oldu. Peygamberimiz (s.a.v.)’in ümmetinden bir insan, bir kumandan fethetmiş oldu.
“Sevgili nur yüzlü, güzel Hocam, selamün aleyküm”, aleyküm selam. “Güzel sohbetlerinizi her gün zevkle izliyoruz. Size sorum Kıyamet hakkında. Mearic Suresi’nin 6 ve 7. ayetlerinde Allah şöyle buyuruyor, şeytandan Allah’a sığınıyorum. “Çünkü gerçekten, onlar bunu uzak görüyorlar. Biz ise onu yakın görüyoruz.” Bakın çok önemli bu. “Çünkü gerçekten onlar bunu uzak görüyorlar”, yani “Kıyamet 5 milyon yıl sonra yahut 570 yıl sonra”. Halbuki Kıyamet her an, şu anda da kopabilir. Mesela bak bunu söylemiyorlar. “Şu an kopabilir” diyemiyorlar -ki “Bediüzzaman 1545 ama her an da kopabilir” diyor. Bediüzzaman, “Her an da kopabilir, ama 1545’tir” diyor, inşaAllah. “’Kıyamet kopmayacak, Mehdi (a.s.)’nin de gelmesine daha 500 yıl var, yada Mehdi (a.s.) üçüncü binde çıkacak’ diyenler için, Allah; ‘Onlar Kıyameti çok uzakta görseler bile aslında onun gelişinin çok yakın olduğunu’ bildirmiş. Kıyameti ertelemek bir insanın Ahiretine ne gibi bir fayda getirebilir? Aksine insanın Allah’a daha çok yaklaştırmaz mı? Görkem Çetin” diyor. Doğru söylüyor tabii, Görkem Hanım. Bakın ayette açık, “Çünkü gerçekten onlar bunu uzak görüyorlar. Biz ise onu yakın görüyoruz”. Hz. Mehdi (a.s.)’nin gelmesi de yakındır, Mehdi (a.s.) gelmiştir. Hz. İsa (a.s.) da inşaAllah nüzul etmiştir. İnşaAllah göreceğiz. Kıyamet de her an kopabilir, fakat 1545’te de kopabilir. Ama Allah-u alem 1545’te inşaAllah.
“Ben Danimarka’dan yazıyorum, bugün iş yerimde Evrim Teorisi hakkında konuştuk ve ben sizin sayenizde öğrendiklerimi ortaya koydum. Hiç kimse bu protein ve ara fosil konusuna cevap veremedi. Fakat birisi bana bir soru sordu ve bu soruya cevap veremedim. Soruyu soran kişiye dedim ki; bu sorunun cevabını bulup getireceğim. Sorusu şöyle; ‘Allah sonsuzdan beri var olduğunu, yani hep vardı ve sonradan gelmediğini nasıl ispatlayabilirsin’ diye sordu. Bu sorunun altında kalmayı hiç istemiyorum. Ne olur Hocam bana yardımcı olursanız çok sevinirim. Cihat Ata” diyor.
Şimdi bak, ne diyor? Diyor ki soruyu soran kişi, “Allah sonsuzdan beri var olduğuna, yani hep vardı ve sonradan gelmediğini nasıl ispatlayabilirsin?”. Bak, sonradan, sonradan gelmediğini. Önce ve sonra, şimdi, önce ve sonra. Bu ne demek? Zamanla, sen zamanlısın. Zamanlı olunca mecburen bunu söylersin sen. Ya önce vardır senin için, ya sonra vardır, ya şimdiki zaman vardır. Allah, ne öncedir, ne sonradır, ne şimdidir. Andır, anın içindedir Allah. An ne demek biliyor musunuz? Sonsuz kısa zaman, sonsuz kısa zamanın içerisinde Allah, sonsuz zamanı yaratmıştır. Sonsuz zamanı, yani sonsuz uzun zamanı, sonsuz kısa zaman içerisinde yaratmıştır. Sonsuz kısa zaman içinde yaratılmanın adına, “kader” denir. Onun için Allah’tan önce ne vardı, Allah’tan sonra ne vardı, diyen, biz diyebiliyoruz onu. İnsanlar diyebilir bunu, yani insan zamanlı ve mekanlı olduğu için bunun dışına çıkamıyor. Ama anın içinde yaşayan bir varlık olmuş olsa, bu sorunun bir anlamı kalmaz onun için. Yani daha önce vardı, ne sonra vardı kalmaz. Zamanlı olmak bir aczdir. İnsanların aczidir, yani mekanlı olmak da aczdir. Allah zamansız ve mekansız. Zamanlı olunca sen sorarsın tabii ki. Önce ne vardı, daha önce ne vardı? Ama an içerisinde olsan, sonsuz kısa zamanın içerisinde olsan sen, nasıl soracaksın daha önce, sonrayı? Sonsuz önce ve sonsuz sonra an içerisinde bitmiş oluyor. Bakın, sonsuz önce ve sonsuz sonra, sonsuz kısa zaman içerisinde bitmiş oluyor. Dolayısıyla sorunun bir anlamı kalmıyor, inşaAllah. Cihat Ata, buna bu şekilde söyleyebilirsin inşaAllah.
Akşam, Hocamızın talebelerinden de bir hayli kişi vardı iftarda, Saadet Partisi’nden çok kişi vardı. Fakat tabii bizim gönlümüz Hocamıza karşı derin bir saygı ve sevginin tesis edilmesi. Mesela bak ne diyor Numan Kurtulmuş? “Erbakan Hoca ölümlü, dava ölümsüz.” Kardeşim herkes ölecek, şimdi bu söz mü bu yani. Bir insanın ölümlü... Tamam ölümlü ama mesela Alparslan Türkeş rahmetli çıktı MHP’yi kurdu ve partinin misyonunu oluşturdu. MHP durduğu müddetçe Alparslan Türkeş de duracaktır, mecburen duracaktır. Saadet Partisi durduğu müddetçe de Erbakan Hocamız vefat etse dahi duracaktır. Yani kurucusu, burhanisidir yani partinin. Değil mi? Oradaki ruhu, oradaki mantığı, oradaki derinliği veren kişidir ve yaşatan kişidir. Dolayısıyla Numan Kurtulmuş Beyefendi, sonradan partiye katılmış bir insan. Sonradan parti içerisinde eğitilmiş bir insan. Yani üstad, Erbakan gibi dava adamı değildir. Dava kurucusu değildir, dava adamı değildir. Hatta ben açıkça da söyleyeyim yani ben Numan Bey ile görüştüğümde, konuştuğumda biraz ısrar etmek durumunda kaldım, ikna etmek için. Yani Saadet Partisi’nin başına geçmesi için şahsi vatandaş olarak benim kanaatim olarak çok istirham ettim, söyledim. Hocam dedim; “siz başa geçseniz çok iyi olur, ama benim asıl merak ettiğim Hocamıza karşı sadakatiniz bu beni çok etkiliyor. Çok önemli görüyorum” dedim. “Beni Hocam yetiştirdi. Acayip bağlıyım, son derece sadığım, o ne derse ben ona göre hareket ederim” dedi. İki kere ben bunu ondan ayrı ayrı duydum. Yani birinci konuşmamda o kadar kanaatim gelmedi ama ikinci konuşmamda çok detaylı olarak bu konuyu konuştuk. Yani gönlüm çok müsterih oldu. Yani benim aklımın ucundan geçmezdi Numan Kurtulmuş’un gidip Taha Akyol’un dizinin dibine oturup, ‘sen ne dersen o’ mantığıyla onunla konuşacağını. Yani ondan talimat alır gibi bir üslup geliştireceği aklımın ucundan geçmezdi. Taha Akyol bilmişlik yapıyor, akıl veriyor. Yani akıl almaz bir üslupla akıl veriyor. Erbakan Hocamız’a karşı üst perdeden, saygıya uygun olmayan bir mantık içinde yaklaşıyor; “sen şöyle, şöyle, şöyle yapman lazım, şöyle olman lazım” diyor. Numan Hocamız da ne diyor? “Doğru söylüyorsunuz efendim. Ben aynen sizin dediğiniz gibi olacağım” diyor. Yani konuşma o, ben şimdi getireyim isterseniz o konuşmayı, getireyim daha iyi olur, daha net olur. Taha Akyol ne demektir? Aydın Doğan demektir, Ertuğrul Özkök demektir. Aydın Doğan ne demektir, eşittir? Ben ne demek olduğunu biliyorum. Şimdi söylesek yani biraz acayip olur. Taha Akyol’un dizinin dibine oturup onu yetiştiren Hocasını, onu yetiştiren büyüğünü bırakıp Taha Akyol’un dizinin dibine oturup, “efendim sizin dedikleriniz doğru” diyorsa bir insan, ben o insana karşı bir itibarım olmaz yani ben ona itibar etmem. Dolayısıyla yani desteklemem, kalben desteklemem, dua etmem. Çünkü bizim konuşmamızda öyle konuşmadı o. İki kere geldi, ikinci geldiğinde çok net konuşmuştu. Karşımda Taha Akyol’dan medet uman bir insan üslubu var. Şimdi Taha Akyol’a bir insan uyduğunda benim için o insan bambaşka bir insan olmuştur. Ben ona böyle şaşırdım yani hayret ettim ve yakıştıramadım. Ama inşaAllah bu üslubunu düzeltir yani ben zannettim ki “ne münasebet, Taha Akyol ne karışır” diyecek zannettim. Taha Akyol’un dediklerini aynen pekiştiren tasdik eden konuşmalar yaptı arkasından, aynı tasdik eden. Ben bilsem böyle olacağını ne teşvik ederdim ne de konuşurdum. Yani vatandaş olarak, şahıs olarak, yetmiş milyondan biri olarak vicdanen rahatsız oldum.
OKTAR BABUNA:Ahmet Hakan da bugün bir yazı yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Nedir?
OKTAR BABUNA: Diyor ki bugünkü yazısında Saadet Partisi ve Erbakan Hocamız hakkında; “ama şimdi dava falan yok ortada, davanın yerini Erbakan Hoca almış, davaya sadakat gitmiş, Hocaya sadakat gelmiş. Eğer sadakat davaya değil de kişiye gösterilirse sonucu da böyle olur. İftar vakti Kuran okunan bir salona hariciler gibi girilir ve kaba kuvvet gösterisine girişilir. Numan Bey’in üzerine yürünür, Pakistan konsolosuna tuzluk atılır, iftar sofrası dağıtılır, ağızlarda lümpenlere layık Hocayı satanı biz de satarız sloganı ile resmen çetecik yapılır. Çete faaliyetini arkadan yöneten Oğuzhan Asiltürk, Şevket Kazan gibi ihtiraslı ağabeyler de sanki bir marifet sergilenmiş gibi yüreklerini soğutarak seyrederler olan biteni”. Sonuna doğru daha düzgün bir üslup kullanmış Hocam devam edeyim mi? Yazının sonuna doğru.
ADNAN OKTAR:Evet oku bakayım.
OKTAR BABUNA:“Ben yine de Erbakan Hoca’ya güveniyorum, kendi payına bu pespayeliğe imza atanların ve attıranların kulaklarını çekecektir. Çünkü Erbakan Hoca eleştirilecek birçok yönü olmasına karşın Türkiye’nin en nazik, en centilmen, en patırtıdan uzak, kaba kuvvete en mesafeli, en karıncayı ezmez siyasetçisidir. Sanırım hem yancılarına hem de taraftarlarına terbiyesizlik yapmayın demesini bilecektir” diyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi bir kere tabii o tip bir olay çıkartılması yakışık almayacağı açık. Erbakan Hocamız’ın tasavvufi yönü, derinlik yönü zaten buna asla müsaade etmez. Kuran ahlakına bakış açısı asla müsaade etmez.Kimler iyi gözle bakıyor, kim teşvik etmiş olabilir, diyor?
OKTAR BABUNA:Tam anlamadım Hocam.
ADNAN OKTAR:Oğuzhan Asiltürk’ten falan, Hocamızdan falan orayı aç bakalım.
OKTAR BABUNA:Tamam okuyorum Hocam inşaAllah. “Çete faaliyetini arkadan yöneten Oğuzhan Asiltürk, Şevket Kazan gibi ihtiraslı ağabeyler de sanki bir marifet sergilerlermiş gibi yüreklerini soğutarak seyrederler olup biteni” diyor.
ADNAN OKTAR:Yazının başını al bakalım. Yani biraz daha başına al.
OKTAR BABUNA:En başından mı Hocam.
ADNAN OKTAR:Hayır bu konunun başı yani Oğuzhan Asiltürk’ten önceki konuşma.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Numan Bey’in üzerine yürünür. Pakistan konsolosuna tuzluk atılır. İftar sofrası dağıtılır. Ağızlarda lünpenlere layık, ‘Hocayı satanı biz de satarız’, sloganıyla resmen çetecilik yapılır. Çete faaliyetini arkadan yöneten Oğuzhan Asiltürk”.
ADNAN OKTAR:Şimdi Oğuzhan Asiltürk ve Şevket Kazan çete faaliyetini yöneten. Görüyor musun tekniği, Hürriyet Gazetesi’nin yöntemini. Bak iki büyük ağabeyimizi, değerli ağabeyimizi çeteyi yöneten yani çete lideri gibi göstermiş. Görüyor musun? Yönteme bak. Erbakan Hocamız’a karşı kullanılan üsluba bak ve Numan Kurtulmuş’u bu adam destekliyor. Aydın Doğan destekliyor, Taha Akyol destekliyor, bıyık destekliyor, Ertuğrul Özkök destekliyor, böyle bir ekip var. Numan Hocamız da sırtını yaslamış durumda gibi görünüyor. Çok sağlam dostları var. Kendine göre anladığım kadarıyla. Ve bakın bu davaya yıllarını vermiş, emek emek yıllarını vermiş şefkat, sevgi ve merhamet madeni olan bu değerli ağabeylerimize, bu değerli büyüklerimize hitaba bak. Ve hedef de gösteriliyor. Yani “çete; harekete geçin, tutuklanmaları gerekiyor. Çete yönetiyorlar” gibi. Görüyor musun tekniği? Bak Erbakan Hocamıza yapılan olaya bak, Erbakan’ı seven insanlara yapılan olaya bak ve destekçilerine bak. Yani burada çok acayip bir olay var. Bir daha oku bakalım o kısmı o çete sözünden itibaren.
OKTAR BABUNA: “Numan Bey’in üzerine yürünür. Pakistan konsolosuna tuzluk atılır. İftar sofrası dağıtılır. Ağızlarda lünpenlere layık ‘Hocayı satanı biz de satarız’, sloganıyla resmen çetecilik yapılır. Çete faaliyetini arkadan yöneten Oğuzhan Asiltürk, Şevket Kazan gibi ihtiraslı ağabeyler de.”
ADNAN OKTAR:Bak görüyor musun? Çete faaliyetini yöneten, “çete lideri” diyor. Şevket Kazan ve Oğuzhan Asiltürk ki, bu davanın iki mübarek insanı, iki büyük insanı, iki büyük ağabeyimiz ki gönüller sultanıdır. Taa 71’lerden itibaren gecelerini gündüzlerine katarak bu davaya hizmet etmiş insanlara, adamın koyduğu teşhisi görüyor musun? Aydın Doğan’ın emrindeki bir kişinin koyduğu teşhise bak ve bu var gücüyle destekliyor vatandaşı fakat Hocamıza karşı da tam bir tavır içerisinde koruyor gibi gösteriyor ama tam bir karşı atak var. Çünkü onlar zaten atağı geliştirmiş durumdalar. Kolunu kanadını da etkisiz hale getirecek gibi bir üslup kullanmış burada. Bakın şimdi Numan Kurtulmuş’u destekleyenlere bakın yani bir listesini çıkaralım. Ve destekleyenleri de bu davanın samimi, candan, Allah rızası için mücadelesini veren insanlara koydukları teşhislere bakın. Anlaşıldı mı? Yani en zayıf akıllı insan bile, burada ne döndüğünü anlar. Bunu anlayamıyorsa bir adam ve buna rağmen “ben Saadet Partiliyim” diyorsa. Ben ona artık insaf diyorum yani insaf. Yani onu anlayamıyorsa hem de “ben Saadet Partiliyim” diyorsa benim ona sözüm yok. Kardeşim nerede görülmüş Aydın Doğan’ın Saadet Partisini desteklemesi. Kardeşim şimdi şu olacak iş mi bu? Ertuğrul Özkök Saadet Partisi’ni destekleyecek? Bak ne diyor “Milli Görüş safsatası” diyor. Bunu kim diyor? Aydın Doğan diyor, Ertuğrul Özkök diyor, Taha Akyol diyor ve o ekibin tamamı diyor. Ve bunlar diyor ki “biz Saadet Partisi’ni destekliyoruz” diyor şu an. “Numan Kurtulmuş’u destekliyoruz. Ve sizi biz iktidar yapacağız bize güvenin. Doğru yoldasınız” diyor. “Ama bütün sorun şu, Erbakan’ı ve onu sevenleri, muhiplerini ve onun etrafındaki o mübarek insanları şöyle elinizin tersiyle bir kenara alın bakalım” diyor. Numan Bey de seviniyor Aydın Doğan beni destekliyor diye, bayağı seviniyor. İktidarın yolları açılmıştır ona, Allah-u alem yakında başbakan olur. Onun sözünü de vermişlerdir bak sana söyleyeyim. “Seni başbakan yapacağız da” demişlerdir. Kardeşim durduk yere seni Aydın Doğan destekliyorsa yani insan bundan şüphelenmez mi, ne var bunda diye? Sen hem “Saadet Partiliyim” diyorsun, hem “Milli Görüş’ü destekliyorum” diyorsun. Aydın Doğan da diyor ki; “ben var gücümle seni destekliyorum. Ertuğrul Özkök, Oktay Ekşi tam teşkilat seni destekliyoruz” diyor. Anlamıyor musun buradaki olayı? 5 yaşındaki çocuk olsa anlar, değil mi? Bakın yeni hedeflere bakın. Yeni kişilere bakın. Hedef de demeyeyim de yani üslupta onları bir çete elemanı gibi göstermiş. Net üslup kullanmış. Geriye de kimse kalmamış olacak güya. Erbakan Hocam’ı seven milyonlarca insan var milyonlarca, herkesin gönlündedir. Başbakanlık yapmış, mübarek, muhterem bir insandır. Bakın Ahmet Hakan bile dayanamamış Hocamızın üstünlüğünü söylemek mecburiyetinde kalmış, değil mi? Numan Kurtulmuş için Taha Akyol’un onu desteklemesi, Aydın Doğan’ın onu desteklemesi ve diğer zevatın onu desteklemesi zaten müthiş bir dezavantaj, müthiş bir dezavantaj. Bir kere bundan kurtulması gerekir onun. Yani durduk yere, onda ne gördüler de destekliyorlar acaba? Nasıl bir istikbal gördüler? Nasıl bir ışık gördüler? Ne gördünüz siz? Ben sizin gördüğünüz ışığı görmüş olsam zamanında hiç görüşmezdim. Tabii hiç görüşmezdim. Ben ne bileyim böyle olacağını?
“Hocam” dedi akşam yemekte çocuk, Saadet Partisi’nden böyle ileri gelenlerden bir kardeşimiz. “Ben sizle bu konuyu daha önce konuşmuştum. Bu konuları konuşmuştuk” dedi. Ben de, “inşaAllah bir şey olmaz” demiştim. Çocuğu çok alakasız çok arka bir göreve almışlar. Çok ileri bir görevdeydi, çok çok alakasız ama çok çok geri bir göreve almışlar. “Benim suçum Erbakan Hocam’ı sevmem. Tek suçum bu, başka bir suçum yok” diyor. Kardeşim ben anlamıyorum bu işleri. Eğer seçim günü bana sorarlarsa ben hiçbir şekilde ama hiçbir şekilde Aydın Doğan’a oyumu vermem. Taha Akyol’a oyumu vermem, hiçbir şekilde yani. Taha Akyol birisini destekleyecek, ben de diyeceğim ki “ne kadar doğru yolda bu, ben peşinden gideyim” diyeceğim. Bakın Taha Akyol ne diyecek biliyor musun bana? “Aman bu adamı desteklemeyin” diyecek. “Hahh, ben doğruyu buldum, orasıdır desteklenecek yer” diyeceğim. Anlaşıldı mı? Şevket Kazan, bak Oğuzhan Asiltürk yani dünya iyisidir her ikisi de, çok mübarek insanlardır ve Allah aşkıyla kalpleri yanıp tutuşan insanlardır. Bak daha iki günlük diyelim, inşaAllah, bak ortaya çıkmış onlara laf ediyor. Nerede gördün sen onların çete olduğunu, nereden çıkarttın, değil mi? Bu kadar sevecen, bu kadar efendi insanlara böyle bir üslubu nasıl kullanıyorsun? Hakaretamiz bir üslup bu, çok acayip bir üslup ve iftira bu. Ne cesaret? Numan Hoca da seviniyor; nasıl olsa Ahmet Hakan arkamda, Aydın Doğan arkamda, Taha Akyol arkamda, yakında Başbakan olurum gibi. Başbakan değil, boş bakan olur yani bu kafayla, bu mantık giderse yani, değil mi? İnşaAllah Alla-ualem. Boş boş bakar etrafa ondan sonra.
Yani ben Saadet Partisi’ni sevmemin nedeni oradaki itaat, sevgi, saygı, hürmet, büyük gördüğünde ayağa kalkmak, elini öpmek, büyüğünü hürmetle dinlemek, vefa, sadakat bunlar güzel yani. Bir de Saadet Partisi daha ayrı bir parti, fikir partileridir bunlar. MHP fikir partisidir yani klasik parti değildir onlar. Mesela Büyük Birlik Partisi, MHP nasıl fikir partisi, Saadet Partisi nasıl fikir partisiyse yine mesela sol partiler de fikir partisidir ayrı. Mesela komünist TKP vardır; Türkiye Komünist Partisi komünist ideallere göre hareket eder, klasik bir parti değildir. Ama klasik kitle partileri de vardır o ayrı, hepimiz saygı duyarız yani zaten bütün milletimizin teveccühünü kazanıyor, iktidara giriyorlar, bu ayrı mesele. Ama fikir partisinde bu olmaz, bu mantık olmaz, bu çok acayip bir şey oldu, değil mi? İnşaAllah. Yani değişik örnekler veririm ama şimdi tabii biraz şey de konuşmak istemiyorum. Yani ben Hocamıza yakıştıramadım, yani bu kadar “ben Hocamızı seviyorum” derken Erbakan Hocamızı, bu kadar “saygı duyuyorum” derken gidip Taha Akyol’un dizinin dibine oturup böyle bir üsluba. Hayır onunla konuşmadan böyle mantıkta olsa yine bu kadar rahatsız olmazdım ama Taha Akyol’un adeta talimatıyla hareket ediyor gibi olması çok çok rahatsız edici. Hemen ondan sonra zaten olaylar değişti, Taha Akyol ile görüştükten sonra. Kendi görüşü olsa bu kadar yine insan rahatsız olmazdı.
Bir de Erbakan Hocamızı sahipsiz zannetmesinler. Yani milyonlarca milyonlarca onu seveni var. Mesela bak bugün de gördüm akşam iftarda, gönlümüz hep onunla inşaAllah. Ee “yaşlandı?” Sen yaşlanmayacak mısın? Kaç yaşında, 10 sene sonra o da yaşlanır. Ne olacak? Olur mu öyle şey? Bir de yaşlı arıyorlarsa gitsinler Hürriyet’in içine bir girip baksınlar. Akıl aldıklarına baksınlar kaç yaşındalar. Kaç yaşında o Oktay Ekşi?
OKTAR BABUNA:70 küsur Allah-u alem.
ADNAN OKTAR:Tabii yani bayağı dede yani çok yaşlı. Daha da 80 falan vardır. Ben çocukluğumda, ortaokulda falandım o adam vardı, aynı şekilde vardı. Onlar akıldaneliğe devam ediyorlar da, değil mi, Erbakan Hocamız gibi profesör, başbakanlık yapmış bir dava insanının karşılaştığı üsluba bakın, mantığa bakın. Yani bu öyle kabul edilebilir bir durum değil. Bak o yetmiyor pırlanta gibi ağabeylerimize, o Erbakan’ı çok seven ağabeylerimize de böyle bir üslup var.
Ne kadar garip örnek veriyor Taha Akyol. Diyor ki; “Türkeş de aynı konumdaydı. Türkeş terk ettikten sonra MHP güçlendi” diyor. Kardeşim MHP’yi kuran Türkeş zaten. Sen ne konuşuyorsun? Türkeş olmasa MHP olmazdı zaten. Bütün fikriyatını, o gençliğe o ruhu veren, efendilik, terbiye ruhunu veren, Anadolu ruhunu veren, onları böyle Alperen ruhuyla yetiştiren, vatansever milliyetçi yetiştiren Türkeş’tir. Devlet Bahçeli’yi kim yetiştirdi? Türkeş yetiştirdi. Onun evladıydı manevi evladıydı. Sürekli yanında yetişti. Türkeş’in bulunduğu dönemde zaten Türkiye çok karışıktı. Zorlu ortam vardı. Sonra ortalık yatıştı. Ondan sonra MHP gelişme gösterdi tabii ki, değil mi? Mesela bak şehidimiz de Büyük Birlik Partisi’ni kurdu Muhsin şehidimiz. Muhsin Yazıcıoğlu şehidimiz. Yeri asla doldurulamaz, Allah’ın izniyle asla. Kıyamete kadar, Kıyamete kadar da genel başkandır. Birisi dese ki “yok unutun artık”, olmaz o. O Büyük Birlik Partisi olmaktan çıkar, başka bir şey olur o. Fikir partisi bu inşaAllah, değil mi?
Bak yine kardeşimiz bir soru sormuş. Hep akıllara “Allah’tan önce ne vardı?” Allah’ım Yarabbim. Kardeşim “önce”, “sonra”, “şimdi” bunlar zamandan kaynaklanan şeyler. Bir daha tekrar söylüyorum. Sonsuz önce, sonsuz sonra, sonsuz kısa zaman olan an içinde olup bitmiştir. Sonsuz kısa zaman an içinde olan bir adam zaten böyle bir soruyu sormaz. Anlaşıldı mı? Bir de onlara bu soruyu sorduran da Allah, onu biliyorlar mı bilmiyorum? Tabii kaderde Allah “bu soruyu sor” diyor, o yüzden sorar. Yoksa soramaz, aklına bile gelmez. Kaderinde olduğu için soruyor, inşaAllah.
Hayır, Numan Kurtulmuş mesela, yeni bir fikir geliştirecekse ayrı bir konu, bunu yapabilirdi. Mesela “ben ayrı yepyeni bir görüş var kafamda bir parti kuracağım arkadaş” diyebilirdi. Ama Saadet Partisi oturmuştur. Yani git mesela Anadolu’nun bir kasabasına Saadet Partisi kardeşlerimiz biz ev toplantısı yapsın klasiktir. Sıcak rahat bir ortam olur. Sevecen böyle amcalar, yaşlılar olur, kardeşler olur, oturursun sohbet edersin, çok sıcak bir ortam vardır. İkramlar vardır. O Saadet’in klasik ruhu vardır. Ama Erbakan Hocamız’dan gelen bir ruhtur, bir eğitimdir bu. Yani ben bunu çok tarif ettim ama inşaAllah anlıyordur Hocamız.
OKTAR BABUNA:Bir de dediğiniz gibi açık Hocam, çocukların bile anlayacağı kadar açık, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir de ne alaka yani mesela Ahmet Hakan olsun Ertuğrul Özkök olsun diğerleri olsun zaten Saadet Partisi’nden haz etmeyecek kişiler. Kardeşim ne karışırsınız siz? Normal fikir olarak zıtlar yani düşünce olarak. Kabul etmeyecekleri bir yapı. Ama orada Numan Kurtulmuş’a akıl veriyorlar, o da o akıla göre hareket ediyor. Şimdi burada bir gariplik var. Yani zıt olduğun fikre destek veriyor gibi niçin görünüyorsun? Veyahut neyi destekliyorsunuz? Neyi amaçlıyorsunuz? Karışık bir durum var, bir gariplik var. Bir mühendislik var olayın içerisinde yani derin bir mühendislik olduğu anlaşılıyor. Temeller derinde olur genellikle bina yapılırken öyle olmuyor mu? Kazıyorsun mühendis geliyor, yapıyor. Öyle bir şeyler var gibi görünüyor, inşaAllah.
Ayrıca Saadet gençliği de çok efendidir, gayet terbiyelidir. Olaylara falan hiçbir şekilde karışmazlar. Oradaki herhangi bir olay gibi görünüyor. Yani alelade bir olayı bir bütün Saadet gençliğine, Saadet camiasına mal etmeye kalkmak, bu da çok ayıp. Saadet yıllardan beridir var. Taa 71’lerden beri vardır Erbakan Hocamız. Her zaman gayet terbiyeli, efendi bir ortam vardır. Nezaketli bir ortam vardır. Oğuzhan Asiltürk’ü biz yıllardan beridir tanırız ağabeyimizi; karınca ezmez, gayet nezaketli, tasavvuf ehli, çok nezih bir ağabeyimizdir. Ve bakanlık yapmış bir insandır. Devlet onu çok değerli görmüş ki, değil mi, Oğuzhan Asiltürk’ü İçişleri Bakanlığı gibi devletin kilit bir noktasına getirmiş. Her türlü devletin istihbaratını ona teslim etmiş. Böyle kıymetli, değerli bir insana karşı böyle bir üslup yakışmadı. Çete mete sözleri falan. Çete bağlantısı falan çok çok çirkin, çok çok yanlış. Şevket Kazan Adalet Bakanlığı yapmış bir insan, bunu çete yöneticisi gibi göstermek ne kadar çirkin, değil mi? Devlet ona güvenmiş, sevmiş, beğenmiş bakan yapmış. Adaletin başına geçirmiş. Ve millete yıllarca hizmet etmiş bir insan. Bu nasıl bir üsluptur? Daha dünkü... Var karşılığı şimdi söyleyemiyorum. Yakışmadı Ahmet Hakan’a, ayıp yaptı yani.
Bitmiş program. Tamam biz de ne yaparız, Harun Yahya.Tv’den devam ederiz, inşaAllah.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...