SUNUCU:Hayırlı geceler sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Yayınımıza Harunyahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Hocam sözü size bırakıyorum inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Oktar ne anlatayım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Dün münafıkların önemli bir özelliğini anlatmıştınız. “Bunların en istemediği konu, hassas oldukları konu cehd etmektir, İttihat-ı İslam’dır yani İslam Birliği’ni istemezler ama onun dışında her şeyi yaparlar; ticaret, temizlik, hizmet hatta demiştiniz bayağı çalışabilirler ama bu konuları istemezler”.
ADNAN OKTAR:Katır gibi çalışırlar. Katır beygiri gibi çalışırlar. Evet doğru. Anlatayım tamam. Söyle, ne anlatayım?
SUNUCU 2:Yayında demiştiniz ki, Allah’ın sonsuzluktan beri var olduğunu nereden bileceğiz? İnsanın zaman kavramı var demiştiniz. Belki bu zaman kavramının madde ile ilişkisini biraz daha açabilirsiniz inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne anlatayım?
SUNUCU 1:Münafıklar olabilir Hocam, isterseniz sorularımız da var.
ADNAN OKTAR:Bu pislik heriflerden herkes tiksiniyor demekki, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Siz zaten demiştiniz Hocam; “Bu anlattıklarımızdan onlar etkilenmez ama Müslümanlar asıl etkilenirler.”
ADNAN OKTAR: Kardeşim, sen şimdi zannediyorsun ki biz anlatıyoruz münafık dinliyor, müthiş etkileniyor... Münafık zaten hiç muhatap olmaz. Münafık etkilenmez. Münafığı sadece kızdırır, o kadar. Münafıkla ilgili ayetlerden Müslüman etkileniyor. Aman, diyor; Allah esirgesin. Allah’a sığınıyor, aman aman aman böyle olmayayım, diyor.
Münafığı en net belirleyen, bakın ne kadar hayret verici, Kuran’a bakın hep konu orada düğümlenir; cehd etmektir. En hassas oldukları konudur. Hacca gider mesela münafık, hacdan kaçınmaz. Namaz da kılar münafık. Müşrikler de mesela hacca gidiyorlar, namaz da kılıyorlar. Oruç da tutar, zekat verir ama bayağı bir ızdırap duyar, en acı çektiği olay odur münafığın. Allah diyor ya, mallarınızla ve canlarınızla cehd edin, diyor ya ayette; işte o ayet, canlarını yakan ayet odur; malıyla ve canıyla cehd etmek. Sadece o, o kadardır. Yoksa münafık diğer hepsini yapar, öyle bir konusu yoktur, ne istiyorsan yapar. O zaman size ayet ile anlatayım.
OKTAR BABUNA: “Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar ve: "Rabbimiz, ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?" dediler.”
ADNAN OKTAR:Bak konuyu görüyor musun, hangi ayete baksak konu orada kilitleniyor. Bölüm bölüm al ayeti.
OKTAR BABUNA: “Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir grup, insanlardan Allah'tan korkar gibi- hatta daha da şiddetli bir korkuyla- korkuya kapılıyorlar..”
ADNAN OKTAR: Bak, insanlardan korkma, bakın şimdi Allah'tan korkar gibi hatta daha şiddetli. İnsanlara n asıl bağlanıyorlar; çok şiddetli. Adamlık dininin kökeni odur, direkt insanlara göre hareket eder onlar. Millet ne der? Mesela okula gidiyor. Niye gidiyorsun, diyorsun. Etraf ne der insanlar, okuyan adam desinler, diyor. Niye araba alıyorsun, diyorsun. ‘Desinlere’ derler ya halkın arasında, hep desinler, münafığın derdi budur, ana konusu budur. İnsanları ilahlaştırır münafık. Her şey insana göre, onlardan menfaate göre olayı değerlendirir. İnsanı para gelen bir varlık olarak görür, sağlığını insanlardan bilir, yiyecek insanlardan geliyor... hepsini insanlara bağladığı için insanları putlaştırır. Toplantılarda falan insanların bir kısmı felç olurlar, insanları putlaştırdığı için. Eli ayağına dolaşır, ne konuşacağını şaşırır, sanki onları yaratan Allah değilmiş gibi –onların kafasında- haşa. Halbuki beyninde Allah yaratıyor insan görüntülerini. Var olan Allah’tır, bir de tecellileri vardır. Adam bunu unutur. İnsanları ilahlaştırır, o görüntüleri ilahlaştırır, Allah’ı unutur, münafığın özelliğidir. O sadece görüntüye kilitlenir, görüntüye göre hareket eder. En korktuğu da canıdır, canı pek kıymetlidir; yorulmak, riske atmak, tehlikeye sokmak bundan çok şiddetli kaçınır. Onun için bak, “yakın bir zamana ertelemeli değil miydin?" Erteleme isterler, sürekli erteleme; şunu yapmasa, bunu yapmasa. Ama cehd etmekle ilgili erteleme. Yoksa yani münafık eşşek gibi çalışır, öyle çalışmaz diye bir şey yok.
Bak ayette diyor ki; “bir ticaret ya da bir eğlence gördükleri zaman, (hemen) ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar.” Mesela bu anormal bir harekettir. “...bir ticaret”, biraz kazanç. Kene ne yapar; gider domuzun en çirkin yerine yapışır. Ne istiyorsun, dersen keneye; kan emmek için. E dersin böyle rezil bir yerde niye yaşıyorsun? Kan var da onun için yaşıyorum. Tek amacı odur onun, onun ticareti de odur. En pis ortamda en rezil ortamda bile o oradan bir şeyler kazanmak ister. “... ya da bir eğlence” işte diskoteğe gitsin, dağıtsın, eğlensin, uyuşturucu kullansın. “...(hemen) ona sökün ettiler ve seni ayakta bıraktılar.” Yani cehd etmeyi, tebliği, Allah yolunda mücadele etmeyi bıraktılar, diyor. Bak, “sökün ettiler”, münafığın özelliği hep kaçmak ve kalleşlik etmek üzerine kuruludur. Niye kaçıyorsun, dersin; kalleş, dersin. Ticaret var, çıkar var, eğlence var onun için kaçıyorum. E burada niye durmuyorsun? Orada tehlike var, diyor; ölüm var, diyor. Saldırı var, diyor; hakarete uğrayabilirim. E peki, diyorsun; cehennemde sonsuza kadar kalacaksın o zaman, diyorsun. Zaten inanmıyorum ki diyor; cehenneme, diyor. Ne malum cehennem, diyor. Allah da biraz beklesinler, diyor; az bir şey az bir süre, diyor. Sırtlarına vurularak canları alınırken, diyor; zaten Cenabı Allah anlayacaklarını söylüyor.
Bak, “yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar”, bu mesela münafığın özelliği.
“... sizi keskin dilleriyle (eleştirip inciterek) karşılarlar.” Münafık keskin diliyle eleştirip incitmede Kuran’ı kullanır ve hadisi kullanır. Kendince Müslümanın açığını arar o; nerden ben buna saldırabilirim? Müslüman Kuran’a hassas ya, hadise hassas, Peygamberimize (sav) hassas; mutlaka Kuran’ı kullanır, mutlaka hadisi kullanır ki onun vicdanını baskı altına alsın. Eğer Müslüman derin bir bilgiye sahip değilse, münafığın etkisinde kalıp kendisini suçlu hissedebilir. Veyahut Müslümanlardan kendisine çekmek istediğini çekebilir o zaman. Çünkü münafığın bir özelliği de odur; hep dağıtmak ister hem dağıtmamak ister, tereddüt vardır.
“... fakat Allah uğruna eziyet gördüğü zaman, insanların (kendisine yönelttikleri işkence ve) fitnesini Allah'ın azabıymış gibi sayar;” Mesela tutuklanma, yakalanma yahut hakaret veya baskı bunlardan şiddetli irrite oluyor. Ben, diyor; Allah yolunda mücadele ediyorum fakat Allah beni hapse koyuyor, diyor. Haşa. Allah yolunda mücadele ediyorum, Allah bana insanları saldırtıyor, diyor. O zaman, diyor; o Allah’a ben inanmıyorum işte, diyor. Münafığın şeyi budur, imtihanın sırrı da buradadır. Mümin burada Allah’a sarıldığı için cenneti kazanıyor. Münafık da nefsine sarıldığı için cehennemi kazanmış oluyor, onlar için de o şölen olmuş oluyor.
“İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler.” Şimdi “iman ettik” deyince sadece onunla bırakmıyor tabi. Kafasında takkesi oluyor, elinde tesbih. Cebinden çıkartıyor şakır şakır tesbihini. Takke yanında, hatta misvakı, gümüş akik taşlı yüzüğü, her şeyi tamamdır. Neyi eksiktir biliyor musun? Cehd etmesi. Bir de zekat yani Allah yolunda para vermek. Sırf bu iki şeyi istemeyeceksin münafıktan. Eğer münafıktan bu iki şeyi istemezsen zaten münafık senin yanında kalır, sorun çıkmaz. Bir cehd etmek, Allah’ın dinini yaymak bir de Allah yolunda tasadduk etmesi malını, mülkünü, parasını. Eğer bunu istemiyorsan münafık zaten katır gibi çalışır, öyle bir konusu yok, domuz gibidir yani. Tarlaya sür çalıştır eşşek gibidirler. Öyle bir konu yok. Haydi cehd etmeye denildiğinde “aman!” der hoplar. Ruhu ona karşı şiddetli bir reaksiyon içindedir, kabul etmez. Canı tatlıdır münafığın.
“İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler.” Bak, Müslümanlarla karşılaştıklarında “iman ettik”. Ne yapıyor; namaz kılıyor, oruç tutuyor, hacca gidiyor. Haccı onlar bir gezme olarak görürler münafıklar.
“Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise,” yalnız kaldıklarında yahut yanlarında kendi gibi böyle üçkağıtçı münafıklar olduğunda “derler ki: "Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz."
Sen onunla Kuran’la konuştun, diyor başka bir arkadaşı. Napayım, diyor; tabi ki Kuran’la konuşacağım, başka türlü anlamazki onlar, onlar Kuran’a inanıyor çünkü, diyor. Ne gerek var, diyor. E başka türlü teknik varsa bana söyle, diyor; başka bir yöntem varsa, diyor. Haşa, Allah affetsin, onların üslubuna göre.
Onun için münafığın Kuran’dan ayet söylemesi, hadis söylemesine aldanmamak lazım. Onlar zaten Kuran’la konuşurlar, yöntemi budur. Ama hemen anlayacağımız şey cehd etmekten kaçınmalarıdır yani şaşmaz ölçüyü her zaman koymak lazım.
“Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: " Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı.” Şimdi Hz. Mehdi ne diyecek, çıkacak ahir zamanda; İslam ahlakı dünyaya hakim olacak, Mehdi çıkacak, İsa aleyhisselam zuhur edecek, diyecek. Şimdi adam... On yıl geçiyor, çıkmıyor; yirmi yıl geçiyor, çıkmıyor; otuz yıl geçiyor çıkmıyor. Oo, diyor; ömür ne kadar ki zaten, diyor. Peşinci yani. Ayette diyor ya; kısa bir vakit olsa, diyor; hemen netice alacaklarını bilseler –mealen yaklaşık- sizle gelirlerdi. Ama çıkılacak yol onlara uzun geldi, diyor. Allah da uzun zamanla imtihan eder zaten. İmtihanın özelliği budur, mesela Hz. Musa’yı 40 yıl çölde gezdirmiştir, mesela o kızlarını evlendirmesi için de 8 yıl, diyor; 8 yıl; 10’a tamamlarsan o da senden, diyor; 10 yıl. Çok büyük bir süre. Yani sırf onun için bile 10 yıl.
“Hani, münafık olanlar ve kalplerinde hastalık bulunanlar: " Allah ve Resulü, bize boş bir aldanıştan başka bir şey vadetmedi" diyorlardı.” Ne olacak mesela zaman gelecek; bu Mehdi değil, yalanmış, boş yere bizi aldattı, diyecek. Hatta bu Mehdi topluluğunda da olacak. Diyecekler ki; kardeşim sen bize İslam ahlakının hakimiyeti olacak dedin ama 10 yıl geçti, olmadı; 20 yıl geçti, olmadı; 130 yıl geçti olmadı. Sen bizi boş bir aldanışla aldattın, diyecek. Çünkü adam yatırım yapmış, iki yatırmış, on alacağını düşünüyor. Çünkü gençliğini vermiş, vaktini vermiş ama sonunda çok büyük bir netice, Mehdilikle bol kazanç, bol para, bol rahatlık, bol itibar kazanacağını zannediyor. Halbuki böyle bir şey olmaz Mehdiyetin sonucunda. Mehdi talebeleri yine mütevazı yaşayacaktır sonunda yani onun yatırdığı paranın yüz misli karşısına gelmez. Mevcut parası, geri kalan varsa onlar da gider Hz. Mehdi’ye uyduğunda onlar da gider. Gençliğini verdiyse geri kalan gençliğinin tamamı gidecektir. Allah rızası için çıkmış çünkü yola. Mehdiyette öyle bir yatırım yoktur; biz böyle yatırırız bolca da alırız. Onun için yatırım yapan ahmak münafıklar süre geçince; ya, diyor; biz enayi konumuna düştük ya, diyor; ne yaptık biz kardeşim, diyor. 20 yılı verdik, diyor; para verdik, imkan verdik; bu Mehdi’nin çıkacağı yok, İslam ahlakının da hakim olacağı yok. Vah bize ya, diyor; aldanmışız, diyor. Ayette diyor ya; tutunacak yeriniz kalmadı derler, diyor; dönün derler, diyor münafıklar, değil mi? Allah işte onları en hassas yerden, zamana dayanamaz münafıklar. Hassas konularından biri de zamandır. Kuran buna işaret ediyor bak, açıkça söylüyor Allah; çıkılacak yol onlara uzun geldi, diyor; kısa olsaydı peşinizden gelirlerdi, diyor, çabuk bir kazanç olsaydı. Münafık acelecidir, hemen peşincidir. Halbuki müminin öyle bir şeyi yok, Allah’ın rızasını arıyor ve ahirete göre hareket ediyor. Allah rızasına göre hareket ediyor. Onun mükafatı Allah’ın rızası, başka bir istediği yok. Ama münafık para istediği için işte imkan, saraylar şunlar bunlar istediği için daralıyor. İslam ahlakı hakim olunca da asıl onların sürprizi olacak. Diyecekler biz İslam ahlakını dünyaya hakim ettik, sen de herhalde Mehdi’sin, diyecekler; e hadi bakalım artık saraylar, eğlenceler artık neyse karşımıza çıksın. Ne diyecek Hz. Mehdi? Şimdi... Aptallık etmeyin, diyecek. Allah rızası için hareket ettiğine göre sen sadece Allah’ın rızasını isteyeceksin, diyecek. Böyle münafık ağzı, münafık üslubu kullanma. Dolayısıyla senin bundan bir maddi kazancın olmaz, diyecek. Maddi bir çıkarın olmaz diyecek, inşaAllah.
İşte “Mehdi (a.s.) çıkmayacakmış, Mehdi (a.s.) yokmuş” hadisleri de, işte münafıkların bu sözlerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) dikkat çekmiştir, “İslam ahlakı hakim olmayacakmış” sözlerine. Ama bakın, dikkat edin, nerede İslam ahlakının dünya hakimiyetini isteyen insan varsa, onun üzerine karşı bir saldırı var. Nerede Türk-İslam Birliği isteyen varsa, onun üzerine saldırı var. Bak Muhsin Yazıcıoğlu, mübareği şehit ettiler. Suçu neydi biliyor musun? Türk-İslam Birliği’ni istemesiydi, onların gözüne göre. Erbakan Hocamız’ın üzerine şiddetli bir atak var. Suçu ne biliyor musun? Türk-İslam Birliği’ni istemesidir.
OKTAR BABUNA:Asıl size yapılan mücadelede.
ADNAN OKTAR:Bana onar onar yüzer yüzer gelsinler. Ne kadar it kopuk takımı varsa, çakal varsa, onlar böyle.
Kardeşim bakın, iddia edilen Ergenekon Örgütü beni birinci hedef olarak gösteriyordu, birinci hedef. Ne şeref. Yerim yurdum belli, gelin bir göreyim bakayım. Madem siz öyle dayısınız, millete mermi falan gönderiyorsunuz, eşek herifler. Devletin hakimini tehdit etmek için mermi gönderiyor. O mermiyi sana böyle soğuk suyla yuttururlar teker teker, terbiyesiz herif. Hakimlerimiz de maşaAllah delikanlı. Böyle it kopuktan çekinecek bir halleri yok. MaşaAllah.
Aklıma gelmişken tabii çok hayati bir konu; kardeşim referandumda “evet” diyoruz. AKP’ye evet anlamında değil bu, AK Parti’ye. İsteyen istediği partiye versin. Ama ben sağın hepsini destekleyen bir adamım, açıkça söyleyeyim. Bugün akşam iftarımız vardı, MHP’nin bütün ileri gelen, birçok ileri geleni vardı. Saadet Partisi’nin ileri gelenleri de vardı. Herkes gördü. Milli Gazete’nin önemli elemanları vardı.
OKTAR BABUNA:AK Parti.
ADNAN OKTAR:AK Parti’nin evet. Ondan sonra Vakit Gazetesi’nin ileri gelenleri, yöneticileri, sahipleri hepsi geldiler. İnşaAllah. Profesörler, eski bakanlar, eski milletvekilleri, paşalar hepsi vardı. MaşaAllah. Acayip kalabalıktı, iki yüzün üzerindeydi yani, inşaAllah. Hep seçkin zevat. Çok fazla sayıda profesör. İnşaAllah. Ama hepsi ayrı partilere mensuplar, ama hepsi sağ partilere mensuplar. Hepsini de çok seviyorum. Mesela MHP iktidar olsa, ben iftihar ederim. Büyük Birlik Partisi iktidar olsa, uçarım sevinçten, yani hoşuma gider. Saadet Partisi iktidar olsa zaten ne kadar sevineceğimi herkes bilir. AK Parti iktidarda, iyi çok güzel, Allah razı olsun, istedikleri hizmeti yapsınlar. Doğru Yol Partisi zaten hep sevdiklerimizden oluşuyor, çok isterim iktidarda olmasını. Dolayısıyla benim sağa karşı muhabbetim yoğundur. Hepsine karşı, bir derin sevgim var. Fakat, Türk-İslam Birliği konusu bu partilerin tamamının ana düşüncesi. Mesela Demirel’in bir sözü vardı: “Böyük Türkiye” derdi. “Böyük Türkiye” nedir, biliyor musun? Türk-İslam Birliği’dir. Demirel onunla onu özetlerdi, “Böyük Türkiye” diye, inşaAllah. MHP zaten Türk-İslam Birliği çizgisinde, şaşmaz inşaAllah. Fakat dikkat edersen MHP’ye, Türkeş’e akılalmaz suçlamalar yapılırdı. Bakın, tek suçu nedir biliyor musun, onların kendi kafalarına göre? Sadece Türk-İslam Birliği, başka bir şey yok. Bak Dışişleri Bakanı’na karşı müthiş nefret ve öfke var birçok kişide, Davutoğlu Hocamıza. Suçu ne biliyor musunuz? Türk-İslam Birliği’dir. Kim bu yönde ortaya çıkarsa hemen üzerine çökerler. 28 Şubat’ta Erbakan Hocamız’ın apar topar iktidardan alınmasının sebebi ne? Türk-İslam Birliği’ni savunmasıdır. İddia edilen Ergenekon Örgütü’nün Hocamızı tehdit etmeye kalkmasının kökeninde ne vardır? Odur. Kardeşim benim anlamadığım, akıl alacak gibi değil. Yani aklı başında arkadaşlarımız oluyor, ağabeylerimiz oluyor. “Ben iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü destekliyorum” diyor adam. Allah Allah, kabus mu görüyorum? Kardeşim, yüz binin üzerinde, son dönemdeki milyonları buldu, son dönemde yüz bin aydınımızı, gençleri, polisi, jandarmayı şehit eden bu alçaklar değil mi? “Evet, bunlar” diyor. Türkiye’yi 22 parçaya ayırmak istiyor bunlar, doğru mu? “Evet” diyor. “PKK’yı bunlar yönetiyorlar, doğru mu?” diyorum. “Evet” diyor. Zaten adamlar kendileri de söylüyorlar. “Evet birlikte hareket ediyoruz” diyorlar. Komünist mi diyorum bu herifler? “Evet komünistler” diyor. Din düşmanı mı? “Din düşmanı”. “Niye destekliyorsun?” diyorum. “Destekliyorum” diyor. “Nesin sen?” diyorum. “Ben milliyetçiyim” diyor. “Nesin?” diyorum. “Ben elhamdülillah Müslümanım, ama destekliyorum” diyor. Kardeşim ruhu alınmış bunların, delirmişler. Ben insanla konuşmuyorum, deli bunlar, delirmiş yani. Kardeşim sen katili nasıl desteklersin, deli misin sen? Feci şekilde adam öldürüyorlar kardeşim. Domuz bağıyla kafasını bağlıyor iple arkadan, arkadan da eliyle bağlıyor. Adam bağıra bağıra kuyularda. Binlerce insanımızı şehit etti, manyak bunlar, psikopat. Nasıl desteklersin bunu sen? Gözlerime inanamıyorum. Böyle delilik ben görmedim. Diyoruz ki; “bak hükümet, hataları var, yanlışları var, tamam doğru. İstemiyorsan seçimler olduğunda tak indirirsin, gayet kolay, değil mi? Oyunu verirsin konu biter. Ama ne diyor hükümet? Hukukta düzenleme yapalım. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun sayısını çoğaltalım, şaibe ortadan kalksın. Şaibe varsa ortadan kalksın. Herkesin gönlü rahat etsin. Kardeşim ne var bunda, gayet güzel bir şey değil mi bu? Bana bir mantık söylesin. Meclisi, TBMM’ni 50 kişiye indirsek biz, mantıklı mı bu? Hakimler ve Savcıar Yüksek Kurulu 22 kişiye çıkarılırsa -ki az bile bu sayı- ne kadar güzel, ne kadar güven verici. Hakimler hakimleri seçecek yine. Hakim hakimi seçiyor, kimse kimseye karışmıyor. Ne var bunda, güvenmiyor musun sen hakime? “Yok istemiyoruz” diyor. Babam, canım ciğerim, kardeşim tamam istemiyorsun. Bana bir tane mantık söyle, makul bir şey”. “Mantık yok arkadaş, AKP’yi destekliyor anlamına gelir bu” diyor, AK Parti’yi. Ne alaka kardeşim? Allah, Allah. Nereden çıkarıyorsun sen bunu? Hükümet, hani dedim ya, mesela işçilere zam yapıyor, olmaz. Niye? Çünkü biz bunu desteklersek zam yapmasını, AK Partiyi desteklemiş oluruz, diyor. Kardeşim, ben böyle bir çılgınlık ilk defa görüyorum. Nedir bu böyle? Başarılı olabilir bir hükümet. Mesela Ecevit’in de çok başarılı yönleri vardı. Ama başarısız çok fazla yönü vardı, millet aldı, indirdi aşağı. Yok ettiler. Mesut Yılmaz, başarılı yönleri vardı, ama başarısız çok yönü vardı, millet aldı, sildi, yok etti, bu kadar. Tepmez devrilmez görülüyorlardı. Onun için sırf AK Parti’ye karşı olmak için hayır oyu vermem ben. Bunun mantığı yok. Yüz bin kere “evet”. Ya bana mantıklı bir şey söyleyecekler, ya evet. Mantık sonuna kadar görülüyor. Hukuk sisteminin düzelmesi, demokrasinin gelmesi, Anayasa’nın düzenlenmesi, niye rahatsız edici olsun? Gece gündüz bu işler için uğraşmıyor muyuz biz? Her şey daha güzel olsun demiyor muyuz?
OKTAR BABUNA:Sadece belli kişiler rahatsız oluyor.
ADNAN OKTAR:Hayır kardeşim, diyorsan ki “Biz iktidara gelip daha iyisini yapacağız, Anayasa’yı daha iyi düzenleyeceğiz. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu sayısını daha çok arttıracağız” diyorsan, alnından öperim, seni getirelim iktidara, tamam. Demiyorsun ki bir şey, olur mu öyle şey? İktidara getirelim derken; fert olarak oyumu kullanırım. İnşaAllah. Onun için burada sakın vatandaşlarımız bu ele geçmiş fırsatı kaçırmasınlar, çok hayati bu. Mutlaka evet. AK Parti herhangi bir parti. Vatanımızın insanlarının oradan buradan toplanmasıyla meydana gelen bir parti. Bir kısmı DYP’den geldi. Bir kısmı SP’den geldi. Bir kısmı CHP’den geldi. Bir partidir, tamam, güzel. Baktık hoşumuza gitmiyor, bizim milletimiz hemen karar veren bir millet. Bakarsın tak bitiyor. Mesela bak Mesut Yılmaz hükümeti döneminde, Ecevit hükümeti döneminde bize kök söktürdüler, kök söktürdüler adeta, yani kabus yaşadık adeta. Millet ne yaptı? Sildi, yok etti, bu kadar. Bizim milletimiz sessizdir ama çok erdemli, derin bir millettir. Hükümetin ekonomik politikasından dolayı Mesut Yılmaz’ı alaşağı etmedi millet. Ecevit’in ekonomik politikasından dolayı alaşağı etmedi. Bir yerlerde zulüm gördüler zulüm. Milletimiz zulme karşı çok hassastır. Sessizdir ama vurdu mu oturtur. Hiç ses çıkarmadılar, hiç çıt çıkmadı. Hatta Ecevit de, Mesut Yılmaz da, “kesin biz iktidar oluruz, onun için hemen seçime gidelim” dediler. Çünkü bize operasyon yapılmış, değil mi? İşkenceden geçtik. Herkese elektrik verildi, ayağımızın altından falan. Tantan, özel göreve getirilmiş bir adamdı zaten. Mesut Yılmaz’ın tayin ettiği bir bakandı, onun yönlendirdiği bir bakandı, İçişleri Bakanı ki Mesut Yılmaz da çok iyi biliyordu onun kişiliğini, karakterini. Özel, bu iş için çok müsait dediler ve getirdiler onu göreve ve ona bu operasyonu yaptırttılar. Büyük bir başarı gibi gördüler. Ne dedi Ecevit? “Ben ona dilim”, dili insanın dili var ya, “dilim varmıyor ona Hoca demeye” dedi. Operasyondan yaklaşık on gün sonra falan, ama bak önce söylemedi. Tantan, daha ben gözaltındayken söyledi. “O, Apo’dan daha tehlikeli, PKK’dan daha tehlikeli” dedi benim için. O görevini yaptı. Ecevit yapmadı. Ama Ecevit’e “sen de bir şey söyle” dediler, Allah-u alem, benim anladığım. “Sen de bir şey söyle” dediler. O da dedi ki; “Benim dilim varmıyor, Hoca demeye dilim varmıyor.” Yani “benim dilime bir şey oldu, dilim dönmüyor, dilim rahatsızlandı. İfade edemeyecek hale geldim” gibi söz söyledi. Yani anlayan anlar. Bak “dilim dönmüyor. Dilim vasfını kaybetti. Ona Hoca diyemiyorum” diyor. Sanki ben ona, “bana Hoca de” demişim gibi. Ben zaten Hoca değilim ki ben Müslüman bir insanım, öğrenciyim ben. Tabii bu da mahkemeye çok ciddi baskı oldu. Milletimiz acayip öfkelendi. Böyle şeyi asla hazmetmez milletimiz. Ama sorsan niye oy vermedin? Bambaşka nedenler söyler. O bilinçaltıdır, bilinçaltı. Acayip öfkelendiler ve sildiler. Tarihten sildiler. Tantan’ı da sildiler, Ecevit’i de sildiler, Mesut Yılmaz’ı da sildiler.
OKTAR BABUNA:Tantan’ın partisi 0,01 oy aldı Hocam.
ADNAN OKTAR:Ama ben, tabii Ecevit’in partisine karşı saygım büyük, tertemiz insanlar, ben onları tenzih ederim. Mesut Yılmaz’ın ANAP’ı da, zaten tarihe karıştı da, oradaki insanları da ben tenzih ederim. Orada kilit şahıslar var. Onların yaptığı bir hata hepsine maloldu. ANAP, bak tarih oldu. Tepmez devrilmez bir parti gibi gözüküyordu, değil mi? Tepmez devrilmez görünüyordu. Kardeşim ANAP ta başından bir acayip gitti bize o zamanlar. Rahmetli Özal, çok yakın bir akrabasıyla bana haber göndermişti o zamanlar; “iyi gidiyor, devam etsin” diye. Bak, “iyi gidiyor, devam etsin”. Ama çok yakını. Birkaç gün sonra bize operasyon oldu. Bu kokain komplosu yapıldı. O olay yapıldı. Başka şahıslar çıktı dedi ki yetkili bir şahıs, “Bana Turgut Özal söyledi. İşte, ne duruyorsunuz artık durdurun, bitirin bu kişiyi, bitirin bu adamı dedi” dedi. “Biz de gereğini yaptık” dedi. “Ama bazı tosunlar” -aynı bu ifadeyi kullandı- “kendini fazla kaptırdı. Ben bu kadar kokain komplosu falan yapın demedim. Ama tosunlar, işin dozunu kaçırmışlar” dedi. Ben Turgut Özal’ın böyle bunu söyleyeceğini zannetmiyorum. Çünkü biz Turgut Özal’ın hanımını tanıyoruz. Bizim arkadaşımızla, Serkan’la görüşen tanışan bir insandı. Çok hanımefendi bir insandı. Kabili hitap bir insandı. Ama yine meydana gelen olaylar bambaşka oldu sonra. Neyse bu konuya sonra daha detaylı gireceğiz, inşaAllah. Bu konuyu şimdi bu kadarla keselim, inşaAllah. Sen bir soru sor.
SUNUCU:Buradan okuyorum inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet.
SUNUCU:“Hayırlı geceler”
ADNAN OKTAR:Hayırlı geceler.
SUNUCU:“Bir konuda bilgi almak istiyorum. Bir insan sıkıntıya ne kadar dayanabilir?”
ADNAN OKTAR:“Bir insan sıkıntıya ne kadar dayanabilir?” Halk arasında bir laf vardır. “Sıkılan can çıkmaz” derler. Çok manidardır bu. Sıkıntı insanı güzelleştirir. Çökertir derler ama, Allah yolunda olan sıkıntı güzelleştirir. Hz. Yusuf (a.s.) kadınların dayanamayacağı derecede güzelleşmişti hapishanede, sıkıntıdan. Bak diyor ki kadınlar; “Allah’ı tenzih ederiz, bu herhalde bir melek” diyorlar. Ellerini kesiyorlar. Bir kadının tahammül edemeyeceği derecede, o devirdeki kadınların tahammül edemeyeceği derecede etkileniyorlar. Yani diğer kadın da öyle. Açık, Kuran’ın ifadesi bu, inşaAllah. O, çektiği çileden o, çile insanı güzelleştirir. Çile çekmeyen -çok afedersiniz, özür dilerim- öküz gibi olur. Sığırla öküz arası, tam klasik ayı görünümünde olur. “Vay ayı vay” derler. İnsan çile ile güzelleşir, çile ile derinleşir. Bütün Peygamberler hep çile çekmiştir. Veliler çile çekmiştir. Bediüzzaman çile çekmiştir. Onun has talebeleri çile çekmiştir. Çile çekmeyen sığırları görüyorsunuz değil mi? İnşaAllah. Çile çeken bir kadın çok güzeldir. Çile çekmediğinde bön bön bakar. Kaybolur onun ruhu. Acıyla insan güzelleşir. Aşığın vasfıdır acı. Acıyı bilmeyen, aşkı bilmez. Çileyi bilmeyen, tutkuyu bilmez. Mutlaka acıyı ve çileyi çekmesi lazım ki aşkı ve tutkuyu bilsin. O gözlerdeki derin anlamlı ifade, o gözlerdeki derin tutku ve aşk ifadesi acıyla oluşuyor, çileyle oluşur. Öbür türlü gelsin öküz, gitsin sığır. Onun için çile çeken kardeşlerimiz, vah vah çile çekiyorum, işte çöktüm bittim, işte şöyle çürüdüm, böyle bir şey olmaz. Allah yolunda çile çekiyorsa, hücreleri bayram eder. Allah yolunda acıda beden dirilir, canlanır. Ona sudur, güneştir. Kafası dinçleşir çilede. Bunu bileceksiniz. İnşaAllah.
Sevinç Hanım, “Hocam hayırlı akşamlar. 20 gün önce Menzil’e gidiyordum. Menzil Şeyhi ile aynı uçaktaydım. Oğlu Seyyid, mübarek benim uçağın arka kısmına gitmeme gerek olmadığını söyledi. Beraber aynı arabayla köye gittik. Ama Hocam aklımda hep siz vardınız. Tarikatların kaldırıldığı, hepsinin Mehdi (a.s.)’ye bağlandığı sözünüz vardı. Ben oradaki görevlilere bu durumu paylaştım. Ve sizin aklımdan hiç çıkmadığınızı söyledim.” Ne güzel senin bu sevgin böyle Sevinç, maşaAllah. “Sizin hakkınızda kim ne söylerse söylesin hemen savunmaya geçiyordum. Beni, Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin kızının yanına götürdüler. Bana, ‘Bizi neden bırakıyorsun? Burası bir Kabe gibi.’ Herkesin oraya gittiğini söyledi.” “Kabe gibi”, tabii o söze gerek yok Kabe’ye benzetmeye ama “burası güzel bir yerdir” der ve doğru bu. Hakikaten çok hoş ve niye bırakılsın oradaki insanlar? Çok mübarek, çok şahane insanlar. Beni sevmesi demek bir insanın, benim canım gibi sevdiğim Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin manevi bağlılığını bırakması demek mi? Beni seven, benim sevdiğimi de sevecektir. Ben onları seviyorum. Sultan Baba’yı seviyorum. Efendim, Muhammed Raşit Erol’u zaten, bizim zamanımızda Gavs olarak bilinirdi, çok mübarekti. Babası da öyle, mübarek, muhterem bir insan olarak bilinirdi. Canım gibi severimdim ve hala da seviyorum. Beni seven onları sevecek. Beni seven Bediüzaman’ı sevecek. Beni seven Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ni sevecek. Abdülhakim Arvasi Hazretleri’ni sevecek. Hüseyin Hilmi Işık’ı sevecek. Efendim başka kimleri sevecek? Esad Coşan, Profesör Esad Coşan Hocamı sevecek. Fetullah Gülen’i sevecek. Mehmet Kutlular’ı sevecek. Ben hepsini çok seviyorum. Beni sevmek demek, onlarla bağlantıyı koparmak anlamına gelmez. Onları daha çok sevmek anlamına gelir, inşaAllah. Sakın ha sakın. “Gavs Hazretleri’ni de seviyorum ama size duyduğum saygı ve sevgi kimseyle kıyaslanmayacak kadar çok seviyorum.” Sevinç ben de seni tahmin edemeyeceğin kadar çok seviyorum. Çünkü sevgi karşılıklı oluyor. Hakikaten insan onu ruhunda hissediyor. Onu görmeden insan ruhunda coşkun bir muhabbet duyuyor. Her ne olursa olsun gördüğünde insan, görmeden de aynı sevgiyi yaşıyor. MaşaAllah. Ama Muhammed Raşit Erol Hazretleri çok çile çekmiş, çok değerli, büyük bir seyyid büyüğümüzdür. Onun talebeleri de, evlatları da, onun halifeleri de çok değerli insanlardır. Ama Mehdiyet konusundaki ifadeleri de çok nettir. Var mı sende o yazısı, Mehdiyet’le ilgili?
OKTAR BABUNA:“Şeyh Seyyid Muhammed Raşit Erol, Gavs Hazretleri’ne sorulmuş: Efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, Vird ehli vardı. Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler. Bu niçin böyle oluyor? Gavs Hazretleri buyurmuş: ‘evet artık hidayet kalmamış da ondan. Bizimkisi bu zamanda vallahi bir durumu muhafazadır, aldatmaca gibi bir şey. Çünkü tam hidayet şimdi Hz. Mehdi (a.s.)’nin elindedir. Tam manasıyla hidayeti o yapacak. Biz ise çoluk çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz.’”
ADNAN OKTAR:Şerh ederek anlat.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Gavs Hazretleri’ne soruyorlar. Bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, Vird ehli var.
ADNAN OKTAR:Gavs Hazretleri kim? Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin babası. Seyyidtir ve Nakşibendi şeyhidir. Evet.
OKTAR BABUNA:“Onlar, hepsi gevşemişler, bir tembellik var üzerlerinde. Niçin böyle oluyor?” diye soruyor. Gavs Hazretleri de cevap veriyor: “Çünkü artık hidayet kalmamış onun için” diyor. “Bizim ki, bizim yaptığımız bu zamanda durumu”.
ADNAN OKTAR:Ama tam kendi sözleriyle söyle.
OKTAR BABUNA:Tamam. “Gavs Hazretleri buyurmuş: ‘Evet artık hidayet kalmamış da ondan. Bizimkisi bu zamanda vallahi bir durumu muhafazadır, aldatmaca gibi bir şey.” “Bizim yaptığımız, hidayete vesile olmak değil, durumu muhafa ediyoruz sadece”. “Durumun korunması, aldatmaca gibi” diyor hatta kendisi. “Çünkü tam hidayet, şimdi Hz. Mehdi (a.s.)’nin elindedir.” “Hz. Mehdi (a.s.)’ın zamanındayız” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah. Bakın en sağlam kaynaklar bunu söylüyor. “Hidayet oradan, güneş oradan geliyor” diyor. “Güneş’i Allah oradan doğurmuş ve insanlar oradan alıyor güneşi” diyor. “Bize gelseniz bile biz usülen anlatırız, mürşit o” diyor. Dolayısıyla bakın bütün tarikatlar ona, Gavs da Mehdi (a.s.)’ye bağlanmış, görüyormusunuz? İmam-ı Rabbani Hazretleri Mehdi (a.s.)’ye bağlanmıştır. Abdülkadir Geylani de Mehdi (a.s.)’ye bağlanmıştır. Dolayısıyla Mahmut Hocamız da Mehdi (a.s.)’a bağlanmıştır.
Cübbeli istese de, istemese de Mehdi (a.s.)’ye bağlanmıştır. Ama şu an durumu perişan, tabii üslubu. Bak, ne diyor? Anlata anlata şunu söylettirdik. Müslüman aleminin durumunun çok zor olduğunu, perişan halde olduğunu söylettik, onu anlatmış. Kurtuluş nasıl olacak diyoruz? Bak kurtuluş, sunduğu kurtuluş, ne diyor biliyor musunuz? “Onlar Müslümanları öldürsünler, biz cennete gideriz, onlar da cehenneme giderler, bu şeklide kurtulmuş oluruz” diyor. Türk-İslam Birliği olsun, İttihad-ı İslam olsun, Müslümanlar zafer bulsun, Allah’ın kitabı dünyaya hakim olsun, Kuran dünyaya hakim olsun diyemiyor adam. Diyemiyor, dili tutuldu. Çünkü bunu dediğinde Mehdi (a.s.)’yi kabul etmiş olacak. Bunu dememek için, “Onlar Müslümanları öldürsün ne yapıyorsa yapsınlar, ben Cennete giderim öldürürlerse” diyor. Birlik olalım, beraber olalım, İslam ülkeleri birleşsin, hepsi eziliyorlar, İttihad neticesinde hiçbirini ezemezler, diyemiyor adam. Talebeleri de sormuyor, “Bunu niye diyemiyorsun?”. Mesela dünya hakimiyetiyle ilgili ayet söylüyor, dünya hakimiyeti ile ilgili ayet, ayeti şerh edip açıklamıyor. Bu ayet İslam ahlakının dünya hakimiyetinden bahsediyor diyemiyor adam. Çözüm olarak öldürülmeyi söylüyor. “Müslümanları öldürsünler, şehit ederler o kadar” diyor. Yani ben bu kadar pasif, bu kadar garip bir savunma ilk defa görüyorum. Nerede görülmüş? Peygamber Efendimiz (s.a.v.) öyle mi dedi? “Gelsin, bizi kafirler öldürsün, ondan sonra şehit etsinler. Onlar Cehenneme gider, biz de Cennete gideriz” mi dedi? Sabah erkenden kalkıyordu, bütün Müslümanları cihada teşvik ediyordu. Var gücüyle İslam ahlakının dünya hakimiyeti için gayret etti. Fakat Peygamberimiz (s.a.v.)’e nasip olmadı. “İnna a’tayna” da Cenab-ı Allah diyor. “Biz sana Kevser’i verdik” diyor. Yani senin soyuna dünya hakimiyeti dünyada, Ahirette de Cennet, inşaAllah. Çünkü bak, “Asıl ebter, soyu kesik olan odur. Senin soyun devam edecek” diyor. Kim de? Mehdi (a.s.)’de. “Senin evladına” inşaAllah “dünya hakimiyeti vereceğim” diyor Allah. Manen işaret ediyor, diğer ayetlerden de bunu anlıyoruz. Hadislerden zaten tam konuyu kavramış oluyoruz. İnşaAllah. Çünkü bak soydan bahsediliyor, konu bu. “Asıl ebter olan o dur” diyor Allah, soyu kesik olan. “Biz sana Kevser’i verdik” diyor. Allah senin de soyun kesik demiyor. Biz sana ebteri verdik. Senin soyun çoğalacak diyebilirdi. Bu bir sonuç değildir, soyunun çoğalması. Onun soyu dünyaya hakim oldu mu, bu küfrü çileden çıkaracak bir şeydir işte. İşte bu olacak şu an. İnşaAllah. Cübbeli’nin sorunu o, Allah’ın hikmeti bak. Osman Hoca’nın da sorunu o, Osman Ünlü’nün. O da bak İttihad-ı İslam’dan bahsedemiyor. Türk-İslam Birliği oluşsun, Müslümanlar birleşsin, İslam ahlakı dünyaya hakim olsun diyemiyor.
Baş müctehid, büyük allame Faruk da, Faruk Beşer, o da diyemiyor. Türk-İslam Birliği’nden bahsedemiyor, İttihad-ı İslam’dan bahsedemiyor, o daha da garip konuşuyor diyor ki; “siz nasıl konuşuyorsunuz? Peygamber (s.a.v.) zamanında İslam ahlakı dünyaya hakim olmamış da şimdi mi hakim olacak? Siz mi hakim edeceksiniz? Peygamberin yapamadığını siz mi yapacaksınız? Bunu mu demek istiyorsunuz? Mehdi (a.s.) mı yapacak, Hz. İsa (a.s.) mı yapacak?” diyor. Evet, Mehdi (a.s.) yapacak, İsa (a.s.) yapacak. Peygamberimiz (s.a.v.)’in ayağının tozu olur Mehdi (a.s.) ve onun kumandanıdır, onun oğludur, onun torunudur. Anlaşıldı mı? Dedesinin şanlı evladıdır. Söke söke, bağırta bağırta hakim edecek dünyaya. Siz istediğiniz kadar bağırın. Bakın en büyük tehlikeyi görmezden geliyor ayrıca. “Darwinizm, materyalizm en büyük tehlikedir” diyor, bunu anlatıyor. "Başımıza felaketleri bunlar getirdiler, ama adamlar karşıma bilimsel yöntemlerle çıkarlarsa ben cevap veririm” diyor. “Ama nitekim cevap vereyim, bakın size bomba gibi bir delil. Madem Darwinistler doğru söyledi, maymunlar niye insan olmuyor ha?” diyor. Al sana delil işte, bu kadar. İşte karşısındaki kafası bunu getiriyor karşısına. Ve millet de ağzı açık bunları dinliyor. Bende öğrencilerime bunları anlatıyorum, dışarıda satılan kitapların %95’i geçersiz” diyor. Dini eserler satan kitapçılara gidin Mektubat-ı Rabbani’yi görürsünüz, İmam-ı Rabbani. Ebü'l-Leys-i Semerkandi Hazretleri’nin Bostan-ül-Arifin, Tenbih-ül-gafilin. Efendim Berzenci’nin eserlerini görürsünüz. Hep eski müceddidlerin, müçtehidlerin ve yeni müceddidlerin Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsiri, Seyyid Kutub’un tefsiri, Ömer Nasuhi Bilmen’in tefsiri ve meali, bunlarla doludur. Hazret ne diyor biliyor musunuz? “Kitapçıya gittik öğrencilerimle, ben öğrencilerime...” çok önemli bir adam anlatıyormuş gibi “ben öğrencilerime söyledim eskiden bu satılan kitapların, kitapçılarda satılan bu eserlerin %90’ı geçersizdir, derdim” diyor. “Şimdi ben bu oranı yükseltiyorum” diyor, sanki onun yükseltmesi bizim için bir ölçüymüş gibi “%95’e çıkarttım” diyor. “Aslında daha yüksek de, ben bu kadarla bırakıyorum yine”. O %99 diyecekmiş de, “onu da diyemiyorum” diyor, çünkü %1’lik kısım da bunun kitapları olmuş oluyor, bunun anlattıkları olmuş oluyor. Dolayısıyla konu kökeninden hallolmuş oluyor. Bak, “Daha da diyeceğim, 95’in üzerinde diyeceğim ama usulen ve hükmen diyemiyorum” diyor. Hani, “o kadar da biraz acayip algılanır bu, bunu diyemiyorum. Dolayısıyla en büyük müceddid ve müctehid benim, bana uyacaksınız siz arkadaş” diyor. Samanyolu da büyük bir hayranlıkla, Mehtap Tv de adamı gece gündüz konuşturuyorlar. Bir de saçlarına falan bir tarz yapmış böyle. Eski bir şarkıcı vardı, ünlü bir şarkıcı, tanınan bir şarkıcı ismini vermeyeyim. Ne alaka diyeceksin belki ama? Bir an öyle çağrışım yaptı bana. Baksınlar hemen anlarlar, ne demek istediğimi, inşaAllah. Tarz yapmış kendine. Kardeşim, gıkını da çıkartmıyor şimdi artık. Hayır bülbül gibi şakıyordu, oturuyordu vakıflarda, orada burada akşama kadar beni anlatan adam, dili tutuldu. Haberim yoktu benim bunun sürekli benimle ilgili konuştuğundan. İnternet sitesinde de benimle ilgili yazıyor. “Mehdi (a.s.) gelecek, öyle bir konu yok. Ne Mehdi (a.s.) gelecek, ne İsa (a.s.) gelecek, öyle bir şey yok” diyor. Kıyamet alametlerini de kabul etmiyor, “yok öyle bir şey” diyor. Dolayısıyla Bediüzzaman’ı da kabul etmiyor, İmam-ı Rabbani’yi de kabul etmiyor. Kütüb-i Sitte’yi de kabul etmiyor. Bambaşka bir ekol.
OKTAR BABUNA:Kuran ayetlerini de kabul etmiyor.
ADNAN OKTAR:Bir kısım Kuran ayetlerini de kabul etmiyor, yani kendine göre yorumluyor. “En iyi ben bilirim” diyor, inşaAllah. İlim ve Hikmet Vakfı mı ne, bir Sakarya vakfı, orada toplantıda konuşmuş. İşte benim kadınlarla sürekli beraber olduğumu, “çok eminim” diyormuş. Gözünle görmüş olman lazım. Kuran’a göre dört tane şahit gerekir. Nereden emin oluyorsun sen? Var mı böyle bir ölçü Kuran’da? Duydunuz mu böyle bir şey? “Eminim” diyor adam, emin. Nasıl oluyorsa emin? Babanla ilgili bilgiler vermiş. Cevat Hoca’yla da kontakta hazret. Ne hikmetse senin baban hepsini tanıyor. Cübbeli’yi tanıyor, Edip Yüksel’i tanıyor, bunu tanıyor.
OKTAR BABUNA:Edip Yüksel hatta oradan aramıştı beni telefonla babamın evinden. Polis baskın yaptı. Bayağı bir densiz de konuşmuştu.
ADNAN OKTAR:Buna Ehl-i sünnetin yanlış olduğunu, Ehl-i sünnet inancının yanlış olduğunu, kendi klasik Edip Yüksel kafasıyla telefonda anlatmış.
OKTAR BABUNA:Bir de tehdit savurdu. Ben de cevabını verdim. Hatta o da telefon kayıtlarına geçmişti tutanakta.
ADNAN OKTAR:Dedik madem orada, bunların evinde olduğunu öğrendik. “Oradan arıyorum” babasının evinden, iyi güzel dedik. Bu da polisçe aranıyor zaten. O zaman biz de dedik polise kolaylık olsun, gitsin, alsın dedik. Polise dedik, “Aradığınız adam burada, gidin alın” dedik. Polis yıldırım gibi bir baskın düzenledi. Bu pır, saka kuşu gibi uçmuş, kaçtı arka kapıdan, yakalanmadı o gün. Sabaha kadar araziye geçti. Polis her yerde aradı, bulamadı. Ertesi gün de gitti zaten Amerika’ya. Şu an aranıyor polis tarafından, bir çok suçtan aranıyor. Gelsin bayağı bir sürpriz olacak. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Cübbeli ile bağlantı halinde.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bak Cübbeli kim? Edip Yüksel kim? Bak ikisi de, Edip Yüksel diyor ki; “Mehdi (a.s.) hiç yok.” Cübbeli diyor ki; “570 yıl sonra gelecek” diyor. Her ikisi de ittifak halinde. Onlar da; “Kıyamet çok çok sonra kopacak” diyorlar. Eminler ikisi de. Yani bir telaştır sardı milleti. Kardeşim, bir kere Kuran’a göre Kıyamet şu an, şu an kopabilir, her an kopabilir. Nasıl 570 sene geriye atıyorsun? Bediüzzaman “Her an kopabilir ama Allah-u alem 1545 yılında kopacak. Ama her an da kopabilir” diyor. Çok bak, “çabuk Kıyamet kopmazsa, beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa” diyor değil mi? Açık söylüyor. Kuran’a göre her an kopabilir. Öbür, bu sefer bizim Bayraktar Bayraklı Hoca’yı çıkardılar. Bayraktar Bayraklı çok heyecanlı biri ama, o samimi o. Mesela ne olduğunu anlıyoruz onun. Adam diyor açıkça, “Ben arkadaş hiçbir şeye bağlı değilim. Bediüzzaman’ı da dinlemem”. Kütüb-i Sitte’yi de mesela şey yapmıyor kendine göre. Mezhepleri de kabul etmiyor. Kendine göre bir yol çizmiş. Tamam, yani söylüyorsa, bir Marksist de çıkıp söyleyebilir fikrini. Ama bu vatandaş, bu mutlak müctehid büyük alleme dahi olan Faruk denen şahıs, kendini gizliyor. Şimdi bak sorun burada. “Şahs-ı manevi var. Mehdi (a.s.) vardır, şahs-ı manevi olarak” diyor. “Hz. İsa (a.s.), o da şahs-ı manevi olarak” diyor. Baktık adam komple reddediyor, tamamını reddetmiş. Hiçbir şekilde “Mehdi (a.s.) yok, İsa (a.s.) da yok” diyor. Hani şahs-ı manevi vardı? Talebelere onu söylüyor, etrafına. Kademe kademe, alıştıra alıştıra geçiriyor. Zorun nedir senin? “Dünyaya İslam ahlakı da hakim olmayacak, İttihad-ı İslam olmayacak” diyorsun. Komünizm hakim olur mu? “Olur”. Masonluk olur mu? “Olur”. İslam niye olmuyor? İslam’ın ne özelliği var da olmuyor? Neden kitlenmiş bu konu? Delile bak da anla artık durumunu. Olsaydı Peygamber (s.a.v.) bize, güya açmaza sokacak, bak imani bir yönden yaklaşıyor, bakın çok kurnaz. “Mehdi (a.s.), Peygamber (s.a.v)’den üstün mü?” diyor. “Değil” diyorsun. “O nasıl oluyor, dünyaya hakim ediyor” diyor. “Öyle olsa Peygamber (s.a.v.) hakim ederdi” diyor. Hz. Sülayman (a.s.), Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’den daha mı üstündü? Zulkarneyn (a.s.) daha mı üstündü? Allah dünya hakimi etti onları. Nereden biliyorsun daha üstün olduğunu? Dünya hakimiyeti olması onun üstünlüğünü mü gösterir? Ölçü müdür bu? Üç kişi bile Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e uysa, üç kişi bile olmuş olsa Allah, “O’nun nurunla dünyayı yarattım” diyor. “Habibim” diyor, Allah’ın sevgilisidir Resulullah (s.a.v). Neyi değiştirir bu? Onun kumandanının, onun ayağının tozu olan Mehdi (a.s.)’nin İslam ahlakını dünyaya hakim etmesi ne kadar güzel bir şeref, bir nimet. Niye rahatsız oluyorsun? Niye panik oluyorsun? Niye alttan alttan millete, gençlere falan İslam ahlakının dünya hakimiyetini imkansız gibi gösterip pasifize etmeye kalkıyorsun? Cübbeli bir yandan, o bir yandan, Osman Hoca bir yandan, hepsinin ortak uslubu; “İttihad-ı İslam olmayacak, Türk-İslam Birliği olmayacak”, “570 sene sonra olacak”, “600 sene sonra olacak”. Öbürü de “5 milyar yıl” mı diyor?
OKTAR BABUNA:4.5 milyar yıl.
ADNAN OKTAR:4.5 milyar yıl sonra. O tam böyle pikede yani. Kardeşim ben rüya mı görüyorum? Ben anlamıyorum, bir şey mi oldu? Onun için kardeşlerimiz, bizi dinleyenler, bunu herkes birbirine anlatsın. Çok önemlidir bunu anlatmak, deşifre çok önemlidir, inşaAllah. Bir de o, dahi, mutlak müctehid olan zat, Beşer, çıkmış diyor ki; “Kardeşim bir insan gözüyle görmediği bir şeyi söyleyemez. Ayıptır, günahtır. Bana iftira atmışlar” diyor. Bazı gazeteciler, bunun bazı konularında bir şeyler yazmışlar. “Gözünüzle görmeniz, kulağınızla işitmeniz lazım, şahit olması gerekir, böyle şey olmaz.” diyor. Uzun uzun anlatıyor. Sen benim kadınlara düşkünlüğümü nereden öğrendin de biliyorsun? Senin şahidin kim? “Eminim” diyormuş, bayağı emin, eminmiş. Bak, gıkı da çıkmıyor. Babanla kontağı da ilginç. Orada da ahkam kesiyor. Ne yapıyor hazret? Bir ara gitmiştin ziyaretine.
OKTAR BABUNA:Hastanede ziyarete ettim. Kısmi felç geçirmişti, siz göndermiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii kardeşim. Öyle bir Allah’ın hikmeti ki yani, mesela babası Cevat Hoca, daha önce adeta emrimdeydi. Mesela ben konferans olacak, Cevat Hoca şuraya gitsin diyordum. Fotokopiler çektirip gönderiyordum, kitap da veriyordum, gidip anlatıyordu, konferans veriyordu. Her yeri gezdi bizim çocuklarla, Anadolu’nun her yerini, çok uzun süre. Ne diyorsam yaptı. Bize de gelmişti, bayağı saygılıydı bana. Uzun uzun övdü televizyona çıkıp Kadir Çelik’in programında uzun uzun anlattı. Dedi ki; “Arkadaş ben bunlarla yolculuğa çıktım bu çocuklarla, gördüm. Hocayı da bilirim. Çok mübarek, muhterem bir insandır”. Öve öve anlattı.
OKTAR BABUNA:Kitaplarınızı uzun uzun anlattı. “Kimse yazamaz başka” dedi.
ADNAN OKTAR:Sonra nereden geldiyse buna bir üfürtü geldi. Artık iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün böyle hampaları mı üfledi? Baş bir yerden mi bir üfürtü geldi? 180 derece değişti, bambaşka bir şey oldu. Bir anda bambaşka bir insana dönüştü.
OKTAR BABUNA:Ki hayatının kurtulmasına vesile olmuştunuz.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bak, bana muhalif olduğu dönemde telefon geldi. Dediler ki; “Kalbi durur gibi oldu, bir şey oldu, fakat doktora gitmiyor” dediler. Bir bakın, dedim. “Yine oldu” dediler bir daha. Bir kaç saniye içerisinde telefon ettik.
OKTAR BABUNA:Yığılmıştı Hocam, yere yığılmıştı.
ADNAN OKTAR:Yere yığıldı böyle. “Doktora gitmiyor” dediler. “Zorla götürün” dedim.
OKTAR BABUNA:Ambulans gönderdiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Ambulans gönderdim, “zorla götürün” dedim yani. Ölecek haberi yok adamın, bana da muhalif. Zorla götürttüm hastaneye. Adamlar demiş ki; “biraz geç kalsaydın sen ölürdün” demişler.
OKTAR BABUNA:Acil pil takıldı Hocam.
ADNAN OKTAR:Acil pil taktılar. 20 sn de bir atmaya başlamış kalbi. 20 sn duruyor, atıyor. 20 sn duruyor, atıyor. Kalp gitmiş artık, yani dengesi bozulmuştu kalbin. Zorla götürttüm, sonra da açık kalp ameliyatı yapıldı. Onda da kan ihtiyacı oldu, bizim çocuklar gitti, verdiler, kan verdiler.
OKTAR BABUNA:Hiçbir akrabası vermedi Hocam, siz arkadaşlarınızı gönderdiniz.
ADNAN OKTAR:Böyle bir durum var. Cübbelisi, takkelisi bak hep bunlarla beraberler. Zekeriya Beyaz, Edip Yüksel. Nerede “Mehdi (a.s.) gelmeyecek” diyenler varsa, nerede “İttihad-ı İslam olmayacak, Türk-İslam Birliği olmayacak” diyenler varsa onlarla iç içe. Bizi durduruyor mu?
OKTAR BABUNA:EvelAllah. Eze eze Hocam, söke söke inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İlerliyoruz, inşaAllah. Kardeşim bana böyle bu adrenalin etkisi yapıyor. Tavsiye etmem kimseye ama, benimle birisi uğraşmadığında ben acayip oluyorum. Hakikaten bir acayip oluyorum. Biri benimle uğraştı mı, Allah Allah, deliriyorum, acayip açılıyorum. Böyle adrenalin, kan boğuyor beni. Müthiş bir telif gücü, müthiş bir imkan. Bak böyle bir şey yapsınlar demiyorum. Ama bayağı yarıyor bana söyleyeyim. Çok şahane yarıyor. İtihad-ı İslam’dan çekinmiyorlar mı? Delirdim. Uzun uzun anlatıyorsun Çin’de çektiğin çileleri. Çözüme bak, “Bizi öldürsünler, ölürüz Cennete gideriz” diyor. Nereden biliyorsun Cennete gideceğini sen? Sen pasif hareketinden dolayı Cehennemin ta ortasına gitmeyeceğini nereden biliyorsun? Kuran’da cehd var. Kuran’a hakim, münafıkların en rahatsız olduğu konu cehddir. Sen niye rahatsız oluyorsun? Sen münafıksın demiyorum ama çok anormal bir hareket bu. Böyle büyük bir emri -ki Üstad diyor, “İttihad-ı İslam bu devirde en büyük farz vazifedir” diyor. Sen bunu nasıl terk edersin, nasıl dini pasifize edersin? Hepsinin görevi sanki -hepsi derken bu saydığım zevat- pasifize etme görevi almışlar gibi.
“Bekleyin” diyorlar, “İşte Atlas Okyanusu’nda bir deccal var”. Adam duruyormuş; “daha harekete geçmediği için sizin de harekete geçmenize gerek yok” diyorlar. 20 km, 25 km’lik deccal duruyormuş. “Amerikalılar tespit edemiyor” diyor. Öbürü yine o iddiada değil de, ama Cübbeli daha iddialı. “Şu an oturuyor” diyor, Atlas Okyanusu’nda adada oturuyormuş. “Başı bulutların arasında, adam acıktıkça elini denize sokuyor, balıkları alıp yiyor. Zincirle bağlı oturuyor” diyor. Ne diyeyim ben bu adama? “2 km’lik dağ şeklinde tencere, içi et kaynıyor, deccalin yanında duruyor şu an” diyor. “Ekmekten dağlar var, 2 km’lik ekmek dağları, o nereye giderse onunla beraber gidiyorlar” diyor. Hep beraber çala oynaya gidiyorlarmış. Eşekte, 300 m’lik bir eşek var. O da anırarak geziyor üstünde. Uçağı hazır deccalin uçağı. “Bu böyledir, nereden çıkarttınız? Geldi mi ki daha ortaya? Gelsin bakalım Fatih semtine, görün bakalım ne olacak” diyor özetle. Tahtını da kuracak herhalde deccalin eşeğinin üstüne anladığım kadarıyla. Var ya böyle padişah tahtı gibi bir şey yaptırmış kendine. Çocuk gibi ateşler yaktırıyor falan. Görmüyor musunuz faşır fuşur kaynıyor falan? Kafasından konfetiler serpiyorlar. Sünnet çocuğu gibi koskoca adam. Yani kardeşim bilmiyorum, ne oldu millete? Bir şeyler oluyor. İnsanın inanası gelmiyor.
“Selamün aleyküm aslan Hocam inşaAllah. Ben de zatalinizin sevdiğini seviyorum, buğz ettiğinize buğz ediyorum inşaAllah. Hemen şimdi Türk-İslam Birliği inşaAllah. Allah zatıalinizi aziz ve bereketli kılsın inşaAllah. Referandumda siz dediğiniz için “evet” diyor. MaşaAllah. Hakan Eryılmaz. MaşaAllah Hakan’a. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA:Cübbeli’nin tahta otururken ki görüntüsü var Hocam göstereyim mi?
VTR
ADNAN OKTAR:Tamam göster de, evlere şenlik yani. Ben inanamıyorum. Hay Mübarek. Bak konfetiler her yerden yağıyor, bak görüyor musun? Michael Jackson takılıyor. Yağmur gibi de konfeti yağıyor. Filmi net değil de onun için göremiyoruz. Bütün yerler konfeti. O kadar konfeti serptireceğine, kitap dağıt onun parasıyla. Şu yaktığı maytaplar falan, çocuk gibi, eriyor. Uzak bir yere koymuşlar onu, anlı şanlı gelsin diye. İstese yakın bir yerde oturur. Uzak bir yerden böyle yavaş yavaş tahtına doğru ilerliyor.
Nedir bu konu?
OKTAR BABUNA:Üçlemeyi reddeden, eskiden Hıristiyan olan biri Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Cihad, cehd etmek demektir. Cehd, gayret. Mesela biz şu an cihad yapıyoruz. Mesela Bediüzzaman’ın yaptığı cihadtır. Gidiyor tebliğ yapıyor, anlatıyor, konuşuyor. Mesela kişinin elinin yüzünün nuru cihadtır. Lisan-ı hali ile de cihad etmiş oluyor. Beril Hocam ilmiyle maşaAllah. Çok fazla ezberinde ayet var. Risale-i Nur’dan da bayağı ezberlemiş, Üstad’ın izahlarından. Zaten sayfa sayfa hepsini biliyor. Bir şey olduğunda ilgili yeri açıyor maşaAllah. İnşaAllah, sen de öyle olursun.
SUNUCU 2:İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir selam veren izleyecimiz olmuş Hocam size.
ADNAN OKTAR:Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. O diğer selam verip de alamadığım kardeşlerime de aynı şekilde, bu şekilde selam ediyorum. Göster o dediğin şeyi Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Bu eskiden Hıristiyan olan Amerikalı emekli asker ve doktor aynı zamanda, göz hekimi.
ADNAN OKTAR:Göz hekimi, emekli asker ve Amerikalı, Hıristiyandı daha önce.
VTR
OKTAR BABUNA:“Eskiden ateisttim” diyor. “Protestan mezhebine mensup bir ailede yetiştim. Ancak dindar değillerdi. Ben şahsen hiçbir dine bağlanmadım. Önce gerçeği Hıristiyanlıkta bulacağımı sandım. Önce Yahudiliği araştırdım. Yahudilikten Hristiyanlığa yöneldim. Yıllarca bu dinde doğruyu bulacağımı sandım. Yıllarca kendimi Hıristiyan olduğuma ikna etmeye çalıştım. Her seferinde aynı noktaya geliyordum. Bir bölümünü severken diğer bölümünde sorun yaşıyordum. Ve inanç esaslarına gelince, rahiplerle konuşuyordum. Bu konu nasıl oluyor diye sorduğumda, açıklayamıyorlardı. Şu konu deyince yine açıklayamıyorlardı. Başka konu deyince omuzlarını kaldırıyorladı. O zaman sadece teşekkürler deyip bir sonraki seçeneğe yöneldim. Ta ki tüm sorularımın cevap bulduğu İslam dinini bulana kadar. “Kilisede size cevap verilemeyen konular neydi?” İnanç esaslarını bulamadım. Örneğin üçleme, İncil’in hiçbir yerinde bahsedilmiyor. Hiçbir bölümünde üçleme kelimesini bulamazsınız. Hz. İsa (a.s.)’dan 300 yıl sonra ortaya çıkmış bir doktrin. Ve benim görüşüme göre eğer bu gerçek bir doktrin ise, Hz. İsa (a.s.)’ın bundan açıkça bahsetmiş olması gerekirdi. Baba (haşa), oğul (haşa), kutsal ruh, üçleme orjinal İncil yazmalarında geçmiyor. Bunlar başka bir yazıcı tarafından orjinal el yazmasına eklenmiş ve daha sonra Kutsal Kitabın içine çoğaltılmış marjinal notlar. O zaman “SübhanAllah” dedim. Eğer bunun gerçek İncil olmadığını biliyorsanız, yanlış bir ekleme olduğunu biliyorsanız, neden İncil’i doğruya ileten olarak öğretiyorsunuz? Ben Hz. İsa (a.s.)’ya bir insan ve Peygamber olarak iman ediyorum. Bakın 88 defa İncil’de Hz. İsa (a.s.) kendisi için “insanoğlu” demektedir. Hiçbir yerde kendisine “Allah’ın oğlu” (haşa) dememektedir. Yanlış çevrilen ve mecazi anlatım olan bazı yerler vardır. Bu duruma baktım ve benim için mantıklı olmadığını gördüm. Ben, onun kendisinin söylediği şeye inanacağım. Onun öğretilerini geçersiz kılan bir kişinin sözlerine inanmayacağım. Bundan dolayı asla Hristiyanlığı kabul etmedim. Sanırım Amerika’daki pek çok insan bu durumda. “Ateistlikten, Hristiyanlığa geçmeye çalıştınız sonra İslam oldunuz. Nasıl olduğunu öğrenmek istiyorlar. Tüm iman esasları ile karşılaştınız ve şu an Müslümansınız.” Aklımda çözümlenemeyen sorular vardı. Tek bir Allah olduğuna inanıyordum. Üçlemeye asla inanmadım. Hz. İsa (a.s.)’ın bir insan olduğuna inanıyordum. Allah olduğuna (haşa) ve ya Allah’ın oğlu olduğuna (haşa) inanmıyordum. Peygamber zincirine inanıyordum. Yaratıcımızın merhametine inanıyordum ve Yaratıcımızın insanlığa anlaşılır biçimde yol göstereceğine inanıyordum. Öyle ki, insanın bir kere gördüğünde kolaylıkla anlayabileceği ve hayatının parçası yapabileceği bir şeklide Hıristiyanlıktan vazgeçtim. İslam’ı öğrendiğimde, Kuran’ı okuduğumda her şey benim için açıklığa kavuştu, bu nedenle Müslüman oldum.”
ADNAN OKTAR:Tabii kardeşim. Makul bakan, mantıklı bakan böyle bir gerçekle karşılaşır. Ama beynini uyuşturup böyle tarafgirlik, holigan kafasıyla bakarsa, saldırganlık kafasıyla bakarsa, bambaşka bir çizgiye gider. Bak, adam bayağı samimi konuşuyor. Var mı burada bir yapmacıklık uslubunda. Bayağı akılcı, yüzde 100 dedikleri doğru. İnsanın Allah olmayacağı, kardeşim bunun söylenmesine bile gerek yok. Yemek yiyen, yatan uyuyan bir insana, aç kalan bir insana, tok olan bir insana, Allah’a dua eden bir insana, sen Allah’sın denir mi? Haşa.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra programımıza kaldığımız devam edeceğiz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:“Hocam, selamün aleyküm”. Ve aleyküm selam. “Ben Adil. Bir şey demek istiyorum. Hocam siz bambaşkasınız. Başka alimlerin de sohbetlerini izliyorum. Ama hemen hemen hiçbiri sizinki kadar akıl açıcı değil. Hepsini tenzih ederim, ama çoğu tarihi bir olayı anlatır gibi oluyor. Bu yüzden suya yazı yazmak gibi akıllarda kalmıyor ve gönüllere girmiyor. Ama siz bambaşkasınız. Kuran’dan verdiğiniz akılcı usluplar akıllarımızda kalıyor ve bizi de düşünmeye zorluyor. Böylece daha akılcı bir ilime sahip oluyoruz. Tabiri caizse akıllarımızı açıyorsunuz. İmani düşünmeye ve tefekküre vesile olup, tüm şüpheleri kaldırıp sağlam bir inanca götürüyorsunuz bizleri. Şüphelerimiz gidiyor. İmanımız fevkalede kuvvetleniyor. Ama TV’de ben bir Hocayı, “şu şöyle olacaktır” diye hadisi hızlıca sayıyor, ayeti hızlıca okuyor. Televizyonu kapatınca yine aynı şekle dönüyoruz. Ben sizde bunları görmüyorum. Sizde daha güzel bir uslup görüyorum” diyor. Ama bazı Hocalar da tabii iyi, güzel alimler. Bu sözü, hepsi için değil ama bir çok Hoca için doğru kardeşimizin. Doğru mu dediği?
SUNUCU 2:Doğru Hocam inşaAllah. Genelde tarihi kıssalar üzerinden anlatıyorlar bu konuyu. Ve masal gibi anlatıyor geçiyorlar. Fakat siz güncel hayattan, gündelik hayattan örnekler vererek.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Hayata uygulaması lazım.
SUNUCU 2:Uygulamaya yönelik evet.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Oktar Hocam sizi takdir ediyorlar, bak kardeşlerimizden birisi. Seni samimi buluyorlar. Bazı Hocaların böyle ümitsiz, yıkılmış, güçsüz tavırlarından çok rahatsız olduğunu belirtmiş kardeşimiz. Olur, her devirde böyle adamlar oluyor. İlk defa karşılaştığımız bir olay değil.
“Değerli Hocam Allah’ın selamı üzerinize olsun.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Hz. İsa (a.s.) yeryüzüne indiği zaman, Peygamberler gibi Cebrail (a.s.) ile irtibatı olacak mı?” Tabii olur. Mesela Hz. Meryem (a.s.)’in de vardı. Herhangi bir Müslümanın da Cebrail (a.s.) ile irtibatı olabilir, inşaAllah. Ama farkına varmaz bazen, bilmez yani. Ama Hz. İsa (a.s.) bilir. “Allah’tan vahiy alacak mı?” Bediüzzaman, “mucizatlı bir Peygamber gerekir” diyor. Tabii ki vahiy alacak. “Allah’ın izniyle mucize gösterecek mi?” Tabii gösterecek. Özelliği o, inşaAllah. “İnsanlar Hz. İsa (a.s.)’yı nasıl, tanıyacaklar?” İmanın nuruyla. Biz Mehdi (a.s.)’yi nasıl imanın nuru ile tanırız? Mesela bakıyorum, bana bir sorun, mesela bu dürüst mü, ne diyorsun? Güvenilir mi adam? Dürüst derim, güvenilir derim. Neye göre? Yüzünden anladım derim, ne olacak yani. Anlaşılmayacak ne yönü var bunun. Karmaşık bir şey yok. “Yok ben anlayamadım” diyorsa, onda bir sorun vardır. Anlaşılmayacak bir şey yok, inşaAllah. Suat kardeşim sormuş. Bir kere bakın, Peygamberlerde bir heybet olur. Şeyh Nazım Hocamız da söylüyor. Peygamberlere mahsustur, özel bir heybet. Yani şöyle bir insanlar irkilir Peygamber gördü mü. İnsanlarda olmayan bir harikuladelik vardır, bir heybet. Mesela içeri girse, bir garip olur insan. Yüzü, bakışları, uslubu değişik. Bir konuşuyor, mükemmel bir asalet ve kusursuzluk var. MaşaAllah. Her konuşması, isabetli ve mükemmel. Yemek yerken asil yer. Yürürken asildir. Bir şeye cevap vermesi asil ve soylu olur. Mümkün değil sıradan bir hareket olmaz Peygamberlerde, her hareketi soylu. Buradan da anlaşılır. Ama mucize gösterecek mi? Çok sık olmamakla beraber mucize gösterir. Bediüzzaman diyor; “mucizatlı bir Peygamber gerekir.” Demek ki, mucize gösterecek. Bediüzzaman nereden biliyor? Hatta dün bir soru vardı, Ebubekir Sifil yazmış. Ben, sorulara cevap verecek zannettim, o sormuş, bırakmış. Kendi cevap vermeyecek, herhalde bilenler cevap versin diye mi sordu? Öyle mi yaptı? Ver bakayım onun soruları varsa ben ona cevap vereyim. Ama özetle şunu söyleyeyim. Bediüzzaman için, “Bediüzzaman kusursuz mu?” diyor kardeşimiz. Kusurlu. Ne olur kusurlu olursa? Nasıl kusursuz olur bir insan. Bu soruyu sormaya gerek var mı? Tabii kusurlu olur. Ama %99,99 bir insan mükemmelse, mükemmel insan dersin. Sorun mu o, %1 hatası olsa, kusuru olsa? O da hiç konu değil. Normal insani şeyler. Diyor ki arkadaşımız; “Risale-i Nur ona ilhamla geldiğine göre, o Kuran hükmünde midir?” Yani kardeşim, şimdi böyle bir soruya gerek var mı? İmam-ı Rabbani Mektubat’ı yazarken Kuran hükmünde mi yazdı? İlhamla yazıyor. Ben bu kitapları yazarken vahiyle mi yazdım? Kuran hükmünde mi? Değil, ilhamla yazarsın. Ben ilhamla konuşuyorum, konuşurken. Değil mi? Allah ilham ediyor. Dolayısıyla bunu sormaya gerek var mı? Niye vahiy hükmünde olsun. “Kuran tefsiri mi?” diyor. Tabii ki Kuran tefsiri. Kuran ayetlerini açıkladığına göre, tabii ki Kuran tefsiri. Ama tabii Kuran’ı birinci ayetten başlayıp sonuna kadar gitmemiştir. Ara ara her yerden Kuran ayeti alır, ama Kuran’a dayandırarak tefsir etmiştir. Bana göre velidir. Bana bir alim göstersinler 20 sene, 30 sene, 50 sene, 100 sene sonra olacak olayları teker teker söylesin, bütün dedikleri de doğru çıksın. Hepsi doğru çıkıyor. Yani bir konuda tek bir tane yanlış çıkan bir şey yok. Ne söylese doğru çıkıyor. Kardeşim aşkın, muhabbetin pek tarifi olmaz. “Niye seviyorsunuz?” diyorlar. Kardeşim ben baktım, o devirde olacağım. Diyor ki; “Ben bilsem müceddid olduğunu ona talebe olurdum”. Bırakın bu uslubu, nasıl bilmezsin sen? İşine gelmediği için anlamazdan gelirsin. Çünkü Bediüzzaman’ın talebesi olunca tutuklanacaksın sen belli ki. Çünkü her görüşeni tutukluyorlardı o devirde. Ne güzel tutuklasınlar, şereftir. Giderim; “selamün aleyküm Hocam” derim. Bağırarak sokağa da çıkarım, “Ben Nur talebesiyim, gelin, beni tutuklayın” derim. Ne güzel gider yatarım, bu kadar. Anlaşılmayacak ne var yani. “Gerçekten anlayamadım” diyor. Sana orada bir elli, yüz milyar verecekler, bak bakalım nasıl anlıyorsun. Sana bir para, menfaat olsa, havalarda uçarsın, anında anlarsın. İşine gelmedi mi, anlayamazsın tabii ki. Anlaşılmayacak bir şey yok. Bir kere müthiş bir dürüstlük var uslubunda. Risale-i Nur Külliyatı’nda bu açık görülüyor. Ve hakikaten metafizik yönleri olduğu belli. Var ya bazı “şeyh uçmaz, mürit uçurur” derler. Öyle bir şeye ihtiyacı yok. Yazılı, belgeli, ne söylediyse çıkmış. Ve açıkladığı yöntem Kuran’a tam uygun. Kuran Ahlakı’na tam uygun. Kardeşim, yani herkes ondan etkilenip ekol oluşturmuş o devirde. Açıkça söyleyeyim, ben hepsini çok severim. Bütün ekoller Üstad’ın etkisinde kalmış, aynısının tıpkısı. Herkes aynı metodu kullanmış, bütün ekoller. Biz de kullanıyoruz. Kaç yıl vefat edeli olmuş, bizde aynı ekolü kullanıyoruz. Kardeşim beni konuşturmasınlar, aklına hayaline gelmeyecek adamlara kadar Risale-i Nur’un ekolü kullanılıyor şu an Türkiye’de. Her yere hakim şu an Risale-i Nur’un ekolü. Her yere, her yere hakim.
Yalnız bazı şahıslar çıkıyor ikide bir, işte Fethullah Hoca devlete hakim oldu, oraya yerleşti, buraya yerleşti. Hakikaten merak ettim bir ara. Dediler ki; işte falanca polis Fethullah Hocacı, feşmekan Fethullah Hocacı, her yere. Bir ara dedim; “ben bu konuyu araştıracağım.” Hakikaten teker teker gittik konuştuk adamlarla, yani öyle bir şey var mı diye kilit noktada. Net olarak alakaları yok adamların Fethullah Hoca’yla, hiçbir şekilde alakaları yok. Türk-İslam Birliği’ni savunan, milliyetçi olan, dürüst olan, samimi olan herkesi Fethullahçı ilan ediyorlar. Namaz kılan, bir kere “Allah” dese, mesela “inşaAllah” diyor. Diyor ki adam; “şunu yapalım, İnşaAllah” diyor. Diyor ki; “tamam, Fethullahçı”. Tamam o zaman biz de Fethullahçıyız o zaman. Ne demek bu? Her “Allah” diyen Fethullahçı oluyorsa, biz de Fethullahçıyız. Olur mu öyle şey? Kardeşim tabii ki adam, mesela MHP kökenli oluyor, “milliyetçiyim ben, Türk-İslam Birliği’ni savunuyorum” diyor. “Fethullahçı o zaman” diyor. Yani komünist olduğunu iddia etmezse, tamam yani. Olur mu böyle şey? Bir kere bunu bıraksınlar, hiç inandırıcı değil, çok ayıp. Mesela bazıları çıkıp şurada Fethullah Hocacı’nın hakimiyeti var burada. Gidiyoruz, gayet normal hayat devam ediyor. Nerenin Fethullahçısı? Vatansever memurlar. Milletini seviyor, Türkiye’nin bölünmesini istemiyor, PKK’ya karşı, “Fethullahçı”. Eskiden de “faşist” derlerdi. Namaz kılıyorsun, “faşistsin”. Türkiye büyüsün, “faşistsin sen”. “Türkler güzel insanlardır, iyidir” diyorsun. “Faşistsin”. Yeni modaydı o zaman. Şimdi de yeni moda bu. Bıraksınlar bunları. Çok az talebesi var Fethullah Hocacı’nın, öyle bir şey yok. “Her yerde sayıyorlar” diyorum. Var mı diyorum sizin mahallede? Bulamıyorum Fethullahçı, “biz görsek de konuşsak” diyoruz. Çok nadirdir Fethullah Hocanın talebesi. Gayet nadir. Tabii onların hoşuna gidiyor olabilir her yerde çokluk denmesi. İnşaAllah çok olsunlar da, fakat öyle bir olay yok. Gidin bir mahalleye bakın bakalım, kaç tane Fethullah Hoca’nın taraftarı olur? Koskoca mahallede en fazla iki kişi çıkar. Bilemedin on kişi çıkacaktır. Çıkmaz, öyle bir şey yok. Şamata yapıyorlar. Bir arada liselerde de öyle, kimi görseler “Adnancı” diyorlardı. Mesela üstü başı düzgün birisi giyindi mi, “Adnancı”. Güzel bir genç kız gördülerse, “Adnancı”. Mesela diskoteklerde eğlenen falan, bir ara diskoteklerde de biliyorsun tebliğ yapıyorduk. “Bak Adnancılar basmış burayı.” Saint Benoit’ya olduğu gibi “Adnancı” dediler. “Kale oldu” dediler. Gerçi doğruydu o zaman. Hakikaten ağırlıklı, bayağı çoktuk orada. Ama o kadar değil, abartıyorlardı. Yani okulun, okulda genel sempati vardı ama en fazla 20 kişi falan vardır o zamanlarda Saint Benoit’dan, o kadar adam yoktu. Kaç bin kişilik okul, 20 kişiyi Allah onlara kaç kişi gibi gösterdi kim bilir? İşte “Robert Koleji ellerine geçti” falan. Halbuki çok azdı, bizim Robert Kolejli 5 kişi falan vardı arkadaşlarımız. Kaç bin kişilik okul, ne alakası var? Böyle şeylerde şamataya çok açık oluyor insanlar. Böyle bir şey yok. Bir de milleti paniğe kaptıracaklar. Diyecek ki adam; “şimdi beni Fethullahçı bilecekler, namaz kılmayayım, oruç tutmayayım, zekat vermeyeyim, Allah’tan bahsetmeyeyim.” Bıraksınlar bunu. Bizim milletimiz zaten sağcı, muhafazakar, mukaddesatçı, milliyetçi, hepsi Allah’a, Kitaba aşık ve sağduyu sahibidir. Aklı başında insanlardır. Öyle bir konu yok, inşaAllah.
Mesela diyor ki, Ebubekir Sifil. Ama Hocamız acayip yaptı şimdi Ebubekir Sifil. Dr. Ebubekir Sifil, bunları yazmış, bu izdifam meydana getirir. Cevabını vermedi bunların. Olmaz öyle şey, ben cevabını verecek zannettim. Ben Hocama şaşırdım, yakışık almadı bu. Değil mi? Biz haydi cevabını versek yayınlayacak mı bunları? Bir de sorular, galiz bir şekilde vesvese verecek sorular. Cevapları bunun, en az on sayfa cevap verilmesi lazım. Bunu niye yaptı, ben anlamadım. Milli Gazete böyle bir zamanlamayı niye yaptı, ben bunu da anlayamadım. Yakışmadı şimdi bu, acayip. Ama yine de ben cevap vereyim.
Mesela diyor ki; “Bediüzzaman olarak İslam ilim çevrelerinde kabul görmekte midir?” Hem de nasıl. Diyorsa ki, “Ben arkadaş kabul görmüyorum, reddediyorum, alim olarak görmüyorum”. Mesela bu mutlak müceddid, mutlak müçtehid, büyük alleme, olağanüstü şahıs, o mülalah şeyh, sabaha kadar sayarım yani, o mübarek, muhterem Beşer Hazretleri, Bediüzzaman’ı benim gördüğüm alim olarak görmüyor. Kaç yazar? O alim olarak görse ne olur, görmese ne olur? Ne, ne olur yani? Onun için ilim çevresi dediğiniz adam kimdir? Bir kere onu bana bir göstereceksiniz. Ehl-i sünnet inancında normal alimse, muttaki, sevecen, sevgi dolu, mütevazı, candan, mazlum, güzel bir insansa, “Bediüzzamana ne diyorsun?” derse, “Canım, ciğerimdir” diyecek. Ne diyecek? Ama enaniyetten böyle kazık yutmuş deve gibiyse, o adam bambaşka bir şey söyleyecektir tabii ki. Veyahut başka türlü, cahilse kendini çok beğeniyorsa, büyüklük hissediyorsa, o bambaşka bir şey diyecektir.
“Risalelerdeki bilgilerin tümü kayıtsız şartsız doğru mudur?” 12 cilt, 13 cilt eser, tabii ki içinde hata olabilir. Kusursuz bir tek Allah var. İnşaAllah. Ve Allah’ın Peygamberleri var, inşaAllah. Ama %99,99 doğruysa, güzelse doğrudur.
“Risalelerdeki bazı bilgileri reddetmek veya kabul etmemek, itikadi açıdan tehlike yaratır mı?” Ben Üstad’ı aşk derecesinde seviyorum. Ben reddediyorum mesela, diyorum ki; “Dabbet’ül Arz Ahir zamanda, insanların dişinden tırnağına kadar yerleşecek bir virüs ve mikroptur” diyor Bediüzzaman. “Öbür meseleler gibi çok sarih bilmemekle beraber” diyor Bediüzzaman. Yani “Öbür konular gibi kesin kanaatim olmamakla beraber” diyor. “Allahü alem bir nevi hayvandır ki, sefahat ve suistimalata kendi istekleriyle giden insanları, Yecüc ve Mecüc’e, deccaliyete zemin hazırlayan insanların akıllarını başlarına getirmek hesabıyla yerden bir hayvan çıkar” diyor. “Bu hayvan nevidir. Tek bir hayvan değildir. Bir virüs veyahut bakteridir. Sefahat ve suistimalata isteyerek giden insanlara dişinden tırnağına kadar yerleşecek” diyor. Ben bunun AIDS virüsü olduğunu düşünmüştüm. Ben onunla ilgili kitap da yazdım o zamanlar, tam uyuyor, yani hakikaten uyuyor. Bu yönüyle doğru. Ama kastedilen Dabbetü’l Arz’ın ben bilgisayar olduğunu anladım sonra. Bediüzzaman’a muhalif bir açıklama bu. Ama dediğini kaldırmıyor, dediği doğru, ilk dediği doğru. Böyle bir Dabbe çıkacak ama, Dabbetül Arz denilen şeyin bilgisayar olduğunu söyledim.
Hatta bizim alleme, allame-i cihan, büyük alim, büyük müctehid Beşer Şaşar Hazretleri, benim görüşümü de kabul eder bir tavır koymuş. Lütuf buyurmuşlar, kerem buyurmuşlar mübarek. “Dabbetü’l Arz bilgisayar olabilir” diyor. “Böyle diyenler de var” diyor. Ama bu Risale-i Nur’un doğruluğunu değiştirmiyor. O ifadeyi de değiştirmiyor, dediği doğru, harikadır. AIDS mikrobunun çıkacağını bilmesi, dişinden tırnağına kadar yerleşeceğini bilmesi, doğru. Hadis bir yönüylü oraya bakıyor, doğru. Ama asıl yönüyle de bu dediğim yere bakıyor, inşaAllah.
“Tefsirlere Risale tefsiri demek doğru mudur?” Deriz, doğru çünkü Kuran tefsiri, inşaAllah. “Bu bağlamda Said Nursi müfessir midir?” Bütün Kuran ayetlerini tefsir etmemiştir ama yüzlerce Kuran ayetini tefsir etmiştir. Dolayısıyla da müfessir olmuştur tabii ki.
“Risalelerde neden kaynak belirtilmemiştir?” Ben de belirtmiyorum, merak eden gider arar, yani yanlışlığı ispat edilmediğine göre. Söylüyor ama dediğinin doğru olduğunu biliyor insanlar. Bediüzzaman ezberinden söylüyor çünkü hadisleri. Ayetleri de hadisleri de ezberinden söylüyor. Kaynak, sayfa numarasına gerek yok.
“Risalelere bu kadar önem verilmesine rağmen, neden İslam ilim literatüründe kaynak eser olarak belirtilmemiştir.” İslam ilim literatürü, kim hazırlıyor bunu? Karşısındaki falan tarzı tipler, yani mühim değil. Bizim literatürümüz önemli, onların literatürü önemli değil. Bu adamlar nereden bu mertebeye ulaşmışlar, “Şu alimdir, şu alim değildir” diye? Ben diyorum ki alim, sen de diyorsun ki alim değil. Ben de seni alim kabul etmiyorum. İstersen sayıya vuralım. Yani Müslümanları toplayalım sayalım bakalım, seni kim alim yerine koyuyor. Bediüzzaman’ı beğenmeyenlerin bir kabul oranına bakalım, çok çok düşük çıkacaktır. Bir avuç adam destekler. Ama Bediüzzaman’ı destekleyenler dediğimiz de, milyonlarca adam çıkar. Kaç yazar buradaki adamların beğenip beğenmemesi, kabul edip etmemesi? Bıraksınlar bana bu ölçüleri. Tabii ki oradaki insanları da tenzih ederim, tanımıyorum, bilmiyorum ama eğer diyorlarsa, mihenk ortada, inşaAllah. Haklı mıyım? İnşaAllah.
“Said Nursi’ye Bediüzzaman olarak nitelendirme nasıl ve kimler tarafından verilmiştir?” Ben diyorum, millet diyor, Allah Allah. Bedidir, hakikaten acayiptir, şaşırtıcıdır, mükemmel bir insan, niye demeyelim? Kime diyeceğiz? İnşaAllah. Kardeşim mühim olanlar bunlar. Mühim olanlara cevap verdim.
“Selamün aleyküm Hocam.” Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Az önce videolarınızdan birinde, zamanın şu an çok çabuk geçtiğinden bahsettiğinizi izledim. Bu zamanın çabuk geçmesi Kıyamete kadar mı sürecek, yoksa İslam ahlakının hakim olmasıyla oluşacak olan Altınçağ’da bu şekilde olmayacak mı? Biraz Altınçağ’ı anlatabilir misiniz Hocam? Zaman hızlandı. Zaman çabuk geçiyor mu?
SUNUCU 2:Çok çabuk Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bitti. Allah-u alem İslam ahlakı hakim olduğunda, zaman yeniden normal seyrine oturacak, inşaAllah. Çünkü zaman bir nimet olacağı için onda bir makulluk, yeniden normale dönme olacak inşaAllah. İnşaAllah.
“Saygıdeğer Hocam Allah’ın selamı üzerinize olsun.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Ad Kavmi sonrasında onların mirasına varis kılınan Müslümanları anlatan ayeti okumuştunuz. Dikkatimi çeken bir şey oldu. Sayın Hocam, Allah tüm azgın kavimlerden sonra o kavme mutlaka bir elçi gönderiyor ve onunla beraberinde olanların zenginliklerine varis olan Müslüman bir toplum oluşturuyor. Dünyanın en azgın devrinin geçtiğimiz yüzyıl olduğundan hepimiz hem fikiriz. O zaman Müslümanların, azgınların yerine varis olacakları devirde yani Altınçağ’da, bu devir olması gerektir değil mi Hocam? Saygılarımla. Ali Gürçay, Kastamonu.
Ama bak, mesela bu kardeşimiz çok şuurlu, çok akıllı. İşte bize çok yardımcı olması lazım böyle kardeşlerimizin. Bayağı güzel, tam teşhis koymuş, doğru. Kurani bir yorum, değil mi? İnşaAllah bu allemelerin uslubunda değil. İnşaAllah. Kuran’ın mantığı budur. Kuran’daki Allah’ın sünneti budur. Küfür her yeri istila ettiyse, mutlaka zıttı gelmiştir. Hiçbir dönemde boş olmaz, mümkün değil. Siyah varsa, mutlaka beyaz vardır. Beyaz varsa, mutlaka siyah vardır. Dünya tarihinde böyle bir azgın küfür hakimiyeti hiç olmamıştır. Ve bu kadar büyük çaplı ve bu kadar kapsamlı, bu kadar teknik aletlerle, imkanlarla, teçhizatla takviye edilmiş ve bu kadar geniş kadro ve kurumlarla desteklenen küfür hakimiyeti dünya tarihinde hiç olmamıştır. Bunun zıttının da, çok vurucu ve şiddetli olması gereklidir. İşte onun adına biz Mehdi (a.s.) diyoruz. Onun için Bediüzzaman, “Ahir zamanın o acayip şahsı gibi”, “acayip şahıs” diyor, “hiçbir cihette olamaz” diyor. “O kumandanın pişdar bir neferi, öncü bir askeriyim. Ona zemin hazır eden öncü bir askeriyim” diyor. Nur talebeleri de pişdar bir nefer olmaları lazım. Mehdi (a.s.)’ye zemin hazırlayan, ona yardımcı olan talebeleri olmaları lazım. Bediüzzaman’ı beğenip seviyorlarsa, en az Bediüzzaman gibi olmaları lazım. Bediüzzaman, “Benim vazifem bu. Mehdi (a.s.)’nin pişdar bir neferi, öncü bir askeriyim” diyor. Nur talebeleri de ne diyecekler? “Biz de Mehdi (a.s.)’nin askeriyiz, öncü askeriyiz, yardımcısıyız, hizmetçisiyiz” demeleri lazım. “Yok devir değişti. Çağ değişti. Biz artık Bediüzzaman’ı kabul etmiyoruz, gibisinden yani bu alleme-i cihan tavrında kafaları varsa, ben söyleyeyim başarılı olamazlar, inşaAllah.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...