SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.tv, Mavi Karadeniz Radyo, Çay Tv, Güneydoğu Olay Tv, www.mushaberleri.com, Nevşehir Keyif FM 92.7, Bingöl Fm 102.0, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Adana Ceylan Crt Tv ve Radyo, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Mardin Kanal 47, Sakarya Kanal 54 ekranlarından canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programına sizler de hoş geldiniz. Konuklarım Sayın Adnan Oktar, Dr. Oktar Babuna hoş geldiniz diyorum ilk olarak.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam ne anlatalım?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Bir gazete haberi vardı, Hocam inşaAllah. “Felaketler durmuyor” diye. Pakistan’ın güneyindeki yağışlar nedeniyle -yeniden sel felaketi yaşanmış- iki yüz bin kişi tahliye edildi. Çin’in kuzeydoğusundaki bölgede iki yüz elli bin kişi, Kuzey Kore’de de beş bin kişi selden dolayı tahliye edilmiş Hocam. Siz büyük olaylar olacak dedikten sonra hiç durmaksızın devam ediyor böyle dünya çapında büyük olaylar, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Kuzey Kore’de beş bin kişi selden dolayı tahliye edildi, evet. Ne yapmak lazım sel felaketine? Hürriyet Gazetesi’ne destek olup para toplayalım. Kampanyaya teşvik etmiş. O mu çözüm yoksa Türk-İslam Birliği’ni oluşturup kökten halletmek mi çözüm?
OKTAR BABUNA:Türk-İslam Birliği tabii Hocam inşaAllah. Öbürü demiştiniz, tırnağının ucundaki bir noktaya yapılan bir tedavi gibidir, bütün vücut hasta.
ADNAN OKTAR:Haklı mıyım? Değil mi, kapsamlı kökten çözüm esastır.
OKTAR BABUNA:Fethullah Hoca Efendi’nin bir açıklaması var Hocam inşaAllah sizin söylediklerinizden sonra yapılan. “ ’Evet denilmesi çağrısını siyasi münazaralarla irtibatlandırmanın yanlış olduğunu’ vurgulayan Gülen, haberde; ‘milletimize ileriye doğru bir adımı kim attırmışsa, biz onun ayağının altına başımızı kaldırım taşı gibi koymaya amadeyiz’ ifadesini kullandı. ‘Referandumda evet denilmesini desteklememiz, o işi yapan insanları takdir değil, o işin kendisini takdir meselesidir. Bunu rahmetli Bülent Ecevit de yapmış olabilir, bunu Süleyman Demirel Bey de yapmış olabilir, bunu İsmet Sezgin Bey de yapmış olabilir, bunu Tayyip Erdoğan da yapmış olabilir, bunu Turgut Özal da yapmış olabilir, bunu Devlet Bey de yapmış olabilir, Deniz Bey de yapmış olabilir. Güzelliği milletimiz adına kim yapmış ve milletimizi ileriye doğru bir adımı kim attırmışsa, biz onun ayağının altına başımızı kaldırım taşı gibi koymaya amadeyiz.”’ demiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne aklına getirdi bu konuşma?
OKTAR BABUNA:Siz Hocam bayağı bir önceden, referanduma evet demenin hükümet ile hiçbir alakası olmadığını, kim yaparsa yapsın, bu konu milletimizi ilgilendiren bir konu demiştiniz. Evet denir tabii ki, demiştiniz inşaAllah. Aynı doğrultuda konuşmuş.
ADNAN OKTAR:Aklın yolu bir, ne fark eder? Şimdi CHP iktidarda olsa, ben CHP’ye destek anlamına gelir diye, ben bunu görmem ki. Rahatsız da olmam ayrıca, güzel hizmet ediyorsa var gücümüz ile destekleriz, değil mi? İnşaAllah. Oktar Hocam başka neler var?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Yine Star Gazetesi’nde çıkan bir haberde “BDP’nin, Kürtlerin temsilcisi olarak kendini gösterdiğini kaydeden Başbakan Erdoğan şunları kaydetti: Sana kim böyle bir yetki verdi? Bu bir ayrımcılıktır, bugün Kürt kökenli vatandaşların en çok yoğunlaştığı parti benim partimdir. Kabinemde de benim Kürt kökenli vatandaşlarım var. Biz Kürtlerin temsilcisiyiz, diyor. Diyenler; siz ne verdiniz, ne yapacaksınız? Siz sadece ayırımcılık yaptınız, hala da ayırımcılık yapıyorsunuz. Baskıyla terör estirerek benim halkımın hakları savunulmaz. Biz Allah için sizleri seviyoruz, Türk de kardeşim, Kürt de kardeşim” demiş Başbakan.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bu nasıl iştir? Benim Adnan kardeşimiz Kürt, birçok kardeşimiz Kürt. Mesela Ermeni iken Müslüman olmuş kardeşlerimiz de var. Aklımın ucundan geçmez. Ben bu konular açılınca ben bunu aklıma getiriyorum. Yani ne alaka, hepimiz Türküz, bu kadar. Türkiye’de yaşayan herkes Türk’tür. Amerika’da yaşayan herkes de Amerikalıdır. Adamlar Meksikalısı var, bilmem nesi var, nesin diyorsun Amerikalıyım diyor bana adam, bu kadar.
Bir de bizim vatandaşlarımız komünistten hoşlanmaz. Güneydoğu halkı, özellikle komünistlikten nefret eder, hiç hoşlanmazlar. Zorla onları komünist yapmaya kalkarsan, bu olmaz. “Biz komünistiz” diyor, “halkı biz yönlendiririz, bizim dediğimiz gibi hareket ederler, biz onlara sahip çıkıyoruz.” Başka bir psikopat da çıkar der ki “ben sahip çıkıyorum” diyecek. Satanistler de çıksa dese ki “Biz Kürt halkının temsilcisiyiz, Kürtler bize aittir, biz böleceğiz Kürtleri” dese satanistler, değil mi? Biz ne diyeceğiz yani? Aferin mi diyeceğiz adama? Sadece gıcık oluruz, delilik alameti olarak görürüz. PKK da böyle kıl izahlar yaptığında gıcık oluyoruz. Başka bir şey yok. Bizim canımız ciğerimiz, niye bölünsünler kardeşim? Geliyorlar İstanbul’a biz iftihar ederiz. Ne güzel ticaret yapıyorlar. Her yerde görüyoruz, selamlaşıyoruz değil mi? Kürtçe şarkı söylüyorlar, dinliyoruz ne güzel. Niçin onlarla bir ayrılığımız gayrılığımız olsun? Kardeşim Kürt kardeşlerimize sahip çıkmaya kalkanlar olmuyor mu, illet oluyorum. Kürtlerin sahibi Allah, Resulü (s.a.v.), Mehdi (a.s.), milletimizdir. Biziz onların sahipleri. Oradan buradan ortaya çıkıp da bizi uğraştırmasınlar. Çıksa mesela, orda da faşistler çıksa dese ki “Biz Kürt halkının sahibiyiz.” Erbakan Hocam’ın bir sözü vardır; “haydi oradan.” Satanistler çıksa, haydi oradan deriz, PKK çıksa, haydi oradan deriz. Haydi oradanlar kesilmez. Onlar bizim canımız ciğerimiz. Müthiş güzel ahlaklı, çok asil insanlar Kürtler. Misafirperverler ve Türkiye’nin süsü onlar. Öz be öz de Türk’tür hepsi benim için inşaAllah. Kardeşim tanımıyorlar da onun için. Mesela Güneydoğu’ya gitse insanlar daha iyi anlarlar. Şimdi bir eve gitseniz, selamün aleyküm, aleyküm selam, herkes ayağa kalkar, çok çok efendidirler. Mesela, gidelim biz dersin, yok aman aman gitme derler, bizim misafirimizsiniz Allah gönderdi. Yemek yenilecektir, en temiz örtüler çıkar, en güzel yiyecekler çıkar. Kendileri yemez fakir bile olsa, değil mi? En iyisini meydana getirmeye çalışırlar. Nezakette hürmette asla bir eksiklik göstermezler.
Ben İstanbul’da Kürt esnaftan insanlar var görüyorum, koskoca insan iki büklüm oluyor böyle, değil mi? Elimi öpmeye kalkıyor, saygılı, hürmetkar, yani her sözüne özen gösteriyor, nezaketine özen gösteriyor. Sen bana ait insanları, benim kardeşlerimi, bizim kardeşlerimizi sen bizden nasıl almaya, bizim adımıza ortaya çıkarsın komünist kafan ile, değil mi? Dinsiz kafan ile ateist kafan ile Darwinist, materyalist kafan ile? Onlar dindar, onlar sevgiden hoşlanıyor, şefkatten, merhametten hoşlanıyor, dostluktan hoşlanıyor, misafirperverlikten hoşlanıyor, fedakarlıktan hoşlanıyor. Komünistlik dediğinde tüyleri diken diken olur, çok rahatsız olurlar. Dinsizlik, ateistlik bizim halkımızın yapabileceği bir şey değil. Felç olur, ölür o adamlar, manen ölürler yani, öldürürsün onları. Allah esirgesin katrana batırmışsın gibi olur, mahvolurlar, olmaz. Onları en güzel iklimde yaşatmak isteyen ne yapacak? Onları Türk-İslam Birliği içerisinde kucaklayacak. Kuran ahlakı ile İslam ahlakı ile onları saracak ve onlar da huzur içinde yaşayacaklar. Küçük ufak keratalar var böyle Kürt. Halis Türk’tür, ama ben tanınsın diye söylüyorum. Ne kadar mütevazi, ne kadar candan. Bir olay oluyor, hepsi birden toplanıyor kerataların. Mesela bir top dağıtılacak olur veya çikolata dağıtılacak oluyor, alayına ne kadar mahalle varsa. O benim canlarıma ne yapsınlar, mesela iyilik yapılacak, mesela vakıflar var. Kamyonlara doldursunlar çikolatayı göndersinler, sürpriz yapsınlar çocuklara. Ayakkabı gönderelim onlara. Onlar gururludur ama şimdi kalabalıkta alır keratalar, İnşaAllah. Çoğunun ayağı çıplak oluyor o çocukların, inşaAllah. Yiyecek gönderelim arabalarla Ramazan’da, kumanya değil mi? Mesela bulgur, mercimek, dayanıklı maddeler. Sevindirelim. Ve kardeşlerimizin güzel ahlakını övelim.
Aşağılık herifler, şerefsiz herifler iddia edilen Ergenekon Örgütü mensupları, benim canlarımı çok ezdiler, çok ezdiler. Gece yarıları evlerden almalar; mesela genç kız, bir de delikanlı var, “haydi yürüyün, götüreceğiz sizi, sorgulayacağız.” Tabii ağabey diyor, onlar da Doğu çocuğu, ne bilsin çocuk. “Bağlayın bunları boynundan arkaya,” diyor, sorgu sual de yok. “Siz PKKlısınız” diyor, “sizi öldüreceğiz” o kadar. Bak diyor ki çocuk, yanında şahit olan tercümanlar var Kürt itirafçılar var. Yalvarıyor çocuk, “ağabey” diyor yemin ediyor yani “benim PKK ile alakam yok. Ben Allah’a, dine iman ediyorum. Benim öyle bir şeyim yok.” Kız da mesela yalvarıyormuş, öyle bir şey yok diyormuş. Yok biz eminiz, diyorlarmış. Kardeşim bu çok büyük ahlaksızlık. Sana ne, değil mi? Varsa delilin götür savcılığa teslim et. Devlet araştırır. Varsa suçu gider cezasını yatar, çıkar. Feci şekilde o benim canlarımı şehit etmek ne demek? Ne büyük alçaklık. Bir tane, iki tane, on tane de değil, yüzlerce. Şimdi de it gibi kuyruklarını kıstırdılar, çıt yok, araziye geçtiler.
Mesela çocuk yürüyor, kahpece ve kalleşçe kafasına arkadan kurşun sıkıyor, it gibi de kaçıyor ondan sonra, faili meçhul. Sorsan, kahramanlık yapıyor. Ne kahramanlığı? Memleketi yirmi ikiye bölmek kahramanlığı bu. PKK’yı desteklemek, bu kahramanlık mı? Bu çakallık bu. MaşaAllah devlet de yakalarına yapıştı. Ama hükümete bu konuda, her konuda demiyorum ben ilgili konuda destek olmak, polise destek olmak, savcılara destek olmak, hakimlere destek olmak, onları koruyup kollamak hayati.
Efendim, Numan Kurtulmuş Hoca şu an Erbakan Hoca’mızı ziyarete mi gitmiş, öyle mi diyorlar?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi ne yapması gerekir? Güzelce elini öpecek, özür dileyecek değil mi? İnşaAllah. Diyecek çok saygısızlıklar yapanlar oldu, terbiyesizlik yapan oldu. Hepsi adına özür diliyorum diyecek. Sen bizim başımızın tacısın, diyecek. Allah uzun ömür versin sana, diyecek değil mi? Allah başımızdan eksik etmesin, Milli Görüş’ü sen oluşturdun diyecek. Partiyi sen oluşturdun, değil mi? Biz senin talebeleriniz diyecek inşaAllah. Tamam ben seçimle geldim ama manen sevgim yüksek diyecek. O bazı adamlar var dangalaklık yapan, terbiyesizlik yapan tipler var, onun konuşmaları geldi bana. Onlar da böyle tekrar tekrar özür dileyecekler inşaAllah. Ancak o şekilde kalbimiz mutmain olur. Onun dışında olmaz. İnşaAllah. Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam, buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi sana mühim bir konu anlatacağım ve herkese anlatacağım.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi bakın. Tebliğci Hoca olmak ayrıdır, yani müceddidtir, müçtehiddir ayrıdır. Bak Bediüzzaman bunları ayırmış. “Hem en büyük bir müceddid“ diyor, bu ayrıdır. “Hem en büyük bir müçtehid, hem hakim”, hakimlik ayrıdır. “Hem Mehdi”, Mehdilik apayrıdır. Mürşid apayrıdır, hem Kutb-u Azam bu ayrıdır. Çünkü Mehdi (a.s.)’nin özelliği, insan onu dinlediğinde doğal olarak iman eder. Yani mesela yüzüne bakarsın, iman edersin. Allah “Hadi” ismiyle onda tecelli ediyordur. Konuşmalarında iman edersin, imanın güçlenir. Mesela alim çıkar, müceddiddir farz edelim, kendine göre müceddid tabii, son zamandakileri söylüyorum. Çünkü onlarda da gerçek müceddidlerde Mehdi (a.s.)’lik yönleri de vardır.
Sadece bilgi aktarır, yani uzmandır, öğretmendir, fıkhı olduğu gibi aktarır. Bir konuyu olduğu gibi aktarır veyahut ilave eder kendi kafasınca veya enaniyet yapar, şişer bir şeyler yapar. Fakat Mehdi (a.s.)’de bu özellik yoktur. Mehdi (a.s.), mesela herhangi bir konu konuşulsa bile hidayete vesile olur. Yani insanların hidayetine vesile olur. Mesela yemek yese, otursa, sohbet etse hidayete vesile olur. Yani özelliği budur. Mesela nazarları, bakışı ile hidayete vesile olur. Tavır, konuşmaları ile hareketleri ile hidayete vesile olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) öyle idi. En büyük Mehdi (a.s.) odur. Gelmiş geçmiş en büyük Mehdi (a.s.)’dir. Mesela bir Hıristiyanlar geliyorlar, karşılaşıyorlar Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile selamün aleyküm diyor, aleyküm selam. Bir göz göze geliyor, adamın dünyası değişiyor, yani böyle sanki beş bin voltluk akıma kapıldı böyle, beyni anafor yapıyor. Kafasına bir şeyler oluyor, işte bu hidayettir. Yani birden hidayete akmış oluyor adam ve bambaşka bir kişiliğe, ruha giriyor. Mesela bakıyor yüzüne diyor ki; “bu Peygamber” diyor, o kadar. Nereden anladın? Belli yüzünden diyor. İşte normali de budur. Böyle yüzlerce, binlerce vaka vardır Peygamberimiz (s.a.v.)’de. Sırf yüzüne bakıp hidayet buluyor. Bu tamam Peygamber’dir. Hiçbir delil aramama gerek yok diyor, belli simasından diyor. Bir konuşuyor, adam bitiyor Peygamber (s.a.v.)’in konuşmasına. Şakalaşıyor, normal sohbet ediyor yine Peygamber (s.a.v.) olduğuna imanı artıyor adamın, yani imana geliyor. Mesela hiç iman etmeyen adam imana geliyor sohbetinde, normal sohbetinde. Mesela torunlarıyla şakalaşması bile yetiyor, çünkü elinden yüzünden dürüstlük ve nur akıyor, efendilik akıyor. Ama mesela bir kısım insanlarda, şimdi son zamanlarda bazı kişiler öyle türedi. Bilmiş, ukala, üst perdeden, akıldane, saygı eksik, sevgi zaten gitmiş, derin düşünemeyen, asıl hedefi fark edemeyen bir yapısı oluyor. O sadece nakilci, nakil yapıyor ama onu da çok kaba ve bu negatif özellikler ile naklediyor. Yani soğuklukla, kabalıkla, sertlikle, sevecenlikten, şefkatten uzak olmakla naklediyor. Sorduğun zaman, zaten ilmin izzeti böyledir diyor, enaniyet gerekir diyor, alime diyor. Böyle de münasebetsiz bir felsefe geliştirmişler, değil mi? Hayır zaten sanki onu da ibadet olarak yapıyormuş gibi anlatıyor, zaten öyle o, zaten enaniyetli.
Bir de Mehdi (a.s.)lerin en hayati noktalarından bir tanesi mücadele yaparlar. Mücadele kabiliyeti vardır; yani küfrü hedefler, küfrü iyi tanır, onu nereden vuracağını bilir, put kırıcıdır, putu nasıl kıracağını bilir. Mesela Hz. İbrahim (a.s)’in put kırma özelliği vardı. Put kırmak için de baltası vardı. Şimdi bizim baltamız kitaplar. İlim baltası var bizim elimizde, değil mi? Bilimi ve felsefeyi kullanıyoruz. Baltayı koydun mu, oturuyorlar, değil mi? Tepelerine böyle. Bak kaldırım taşı gibi büyüklüğü maşaAllah kitapların. Tepesine geldiğinde adamın, şap aşağıya oturuyor, düşüyor.
Bu tarz adamların mücahidlik özelliği de yoktur, mücadele özelliği yoktur. Çünkü hem küfrü tanımaz, tanısa da anlamazlıktan gelir ve korkar küfürden. Zaten savaşacak gücü yoktur. Yani ilimle, bilgiyle savaşacak gücü yoktur. Onun için bunlar apayrı bir ekoldür. Fakat ezberi çoktur bunların, mesela Kuran’ı su gibi ezberler, hadisleri ezberler, bilmişlik yapmayı bilir. Başka alimlerin kitaplarından konuşmalar yapar, kendinden ilaveler yapar ama mücadele özelliği yoktur. Yani küfür ile adeta anlaşma yapmıştır der ki: “Arkadaş sen bana dokunma, ben de sana dokunmayayım”, yani küfür onun için yoktur. Onun için onlar deccal kavramını da kabul etmezler, deccal yok derler. Deccali kabul etmediği için Mehdi (a.s.) de yok der, böylece mücadeleden de çıkmış oluyor. Çünkü deccali kabul ederse, Mehdiyet’in içine girmesi gerekir. Ya kendisi Mehdi (a.s.) gibi olacak, ya Mehdi (a.s.)’yi bulup Mehdi (a.s.)’yle mücadele edecek. Bu da işine gelmediği için deccali ve Mehdi (a.s.)’yi kabul etmez. Halbuki her devirde deccal ve Mehdi (a.s.) vardır. Bir kere şeytanın kendisi bizzat deccaldir zaten. Kime musallat oluyorsa zaten onu deccal haline getirir. Ama en başta bunların bir başları olur, şeytanın asıl hedeflediği, en istidatlı gördüğünü lider yapar şeytan, başa geçirir. Her devirde en istidatlı gördüğünü başa geçirir. Bu devirde de en istidatlı gördüğünü başa geçirmiştir şeytan, lider yapmıştır. Biz buna deccal diyoruz işte. Allah en istidatlı olanı da Mehdi (a.s.) yapar, onu da başa geçirir. Ama ikisi de görünmezler, insanlar fark edemezler. Çünkü deccal fark edilse, bilinse zaten herkes tavrını alır, yani bilinmemesidir özelliği. Mehdi (a.s.) de bilinmez çünkü o zaman da şeytan taraftarları Mehdi (a.s.)’nin üzerine gelirler. Her ikisi de gizlidir, son ana kadar gizli kalır ikisi de. Son anlara doğru netleşir, ikisi de netleşir. Çünkü Mehdi (a.s.)’nin deccali yenmesi ile anlaşılıyor deccalin ne olduğu, deccalin yenilmesi. Onun için anti-Mehdi (a.s.) olanlar dikkat ederseniz, deccali kabul etmeyenlerdir. “Hatta hadislerde de yok” diyor kurtulmak için, “hiç yok” diyor. Nasıl yok? Kuran zaten deccallerle, Mehdilerin mücadelesini anlatmıyor mu baştan sona kadar? Büyük bir bölümü öyledir Kuran’ın. Dolayısıyla Mehdilerin hem mücadele özelliği vardır hem de hidayete erdirme özelliği vardır, Allah’ın dilemesi ile. İki mühim özelliği vardır. Ahir zaman Mehdi’sinin de bu özelliği çok şiddetli ve güçlüdür. Ama mesela dünyaya şu an hidayet Mehdi (a.s.) kanalıyla yayılıyor, Allah onu vesile ediyor. Mücadele de onun kanalıyla yayılıyor. Bakın en şiddetli muhalifleri bile Mehdi (a.s.)’nin, şu an onun etkisi altındalar. Müslüman olup Mehdi (a.s.)’ye karşı olanlar, Mehdi (a.s.) yok diyenler, doğrudan onun etkisi altındalar. Hiç unutamazlar, bilinç altında sürekli Mehdi (a.s.) onların kafasındadır. İsterseniz gidip sorun; “sence Mehdi (a.s.) olduğunu düşündüğün ama kabul etmediğin mücadele ettiğin kim var” dersiniz. O size şu diye söyler, bakın o yoldan da öğrenebilirsiniz Mehdi (a.s.)’yi. “Mehdi (a.s.) olmasını en çok istemediğin kim?” deyin ve işin doğrusu da benzeyen dersiniz. “Hissettiğin ama şiddetle de karşı olduğun kim?” dersiniz, o size açıklar. Burdan da anlayabilirsiniz. İblis takımına da sorun, mesela küfürden bir kişiyi çağırın, “en tehlikeli kim?” dersiniz, oradan da öğrenebilirsiniz. Bana soruyorlar ya; “Mehdi (a.s.)’yi nasıl tanırız?” Bana sormayın, işte gidin onlara sorun, size gösterirler, herkes söyler. Hepsi tek bir kişi verecektir, inşaAllah, evet.
Şimdi mesela baktım şaşar Beşer Faruk Beşer Hoca çekilmiş. Şimdi bakın ne yapıyor diyor ki; “dünyada en büyük tehlike Darwinizm, materyalizm ve ateizimdir, bunlara karşı mücadele etmek lazım. Ama bunların bilimsel delili olmadığı için, ben bunlarla mücadele etmiyorum” diyor. Canım ciğerim kardeşim, bütün üniversitelere bunlar hakim mi dünyada? Hakim. Devlet bunu okutuyor mu resmi olarak? Okutuyor. Bütün ansiklopediler bundan bahsediyor mu? Bahsediyor. Sen buna karşı herhangi bir kitap yazdın mı, bir eser, bir konuşma yaptın mı? Yok. En büyük delilin ne? Hazretin geçen günlerde çıkarttığı, böyle dahi, görülmemiş bir şey, bomba. Bir de enaniyetinden söyleyemiyor bak, “çocuklar söylüyorum” diyor, ağırına gitmiş, halbuki fikri. “Eğer Darwinizm teorisi doğru olsaydı, maymunlar insan olurlardı. Niye onlar maymun olarak kalıyor o zaman?” diyor. Fışkırıyor adamdan, böyle belediyenin var ya havuzları, çeşmeleri fışkırıyor, akıl fışkırıyor yani. Bak kendi buluşu, onunla işi bitirmiş bitirdiği kanaatinde. Ondan sonra böyle genzini de çekiyor, tak ondan sonra devam ediyor konuşmalarına. Süper kendinden emin. Bir de tarz yapmış böyle. Bakın küfür, dalaleti Darwinizmi, materyalizmi, ateizmi tespit etmiş. Ona karşı söylenecek sözü yok adamın, birikimi de yok, bilgisi de yok, kültürü de yok. Hodri meydan açıkça söylüyorum, bir lise öğrencisi bile bunu çok rahat yenebilir, çok rahat. Hiçbir bilgisi yok. Cübbeli ile aynı o konuda, mesela onun da Kuran’a hakimiyeti var, hadis de çok biliyor. Ama işine gelmiyen hadisleri “ben bilmiyorum” diyor tabii. Sonradan da “yok hatırlıyorum biliyorum” diyor. Şimdi bu da öyle. Geçen günlerde gördünüz, “dört, beş” falan,, süreki ağzında değiştiriyor. Mehdiliğin özelliği; küfrü dalaleti tam tespit eder, baltayı da çok iyi vurur, baltayı vurur putlara teker teker indirir.
Ama İbrahim (a.s.)’in ledün ilmine vakıf olmasını anlatıyorum da birçok seyirci, okuyucu, dinleyici kardeşimizin bir kısmı anladı da, bir kısmı bir türlü anlayamadılar. Bakın pratik uygulama var Hz. İbrahim (a.s.)’de. Bana; “ledün ilmi nedir Hocam, biraz öğretir misiniz, anlatır mısınız” diyorlar. Allah gösteriyor işte Kuran’da. Diyor ki; “Hz. İbrahim (a.s.) göğe bakıyor, yıldızlara bakıyor, ben hastayım” diyor. Bu ledün ilmidir, yıldızlara bakıp oradan hüküm çıkaracak bir insan değildir Hz. İbrahim (a.s.). Ben hastayım diyecek birisi de değil. Küfre niye desin ben hastayım diye? Doktor değil ki onlar hastayım desin. Yıldıza niye baksın? Bu ledün ilmidir. Hz. Yusuf (a.s.)’un tası saklaması, o yüklerin içine koyması ledün ilmidir. Zahirinde bu suçtur, ama batınında haktır bu yaptığı, değil mi? Oradaki insanlara göre bu suç. O kafaya göre şuç, ama batınında hak bu, doğru. Ne diyor Hz. Yusuf (a.s.), onu başka bir gün daha detaylı, geniş anlatayım. Fakat ledün ilminden ben birincisini söyledim. İkincisinde ne yapıyor Hz. İbrahim (a.s.)? Bütün putları kırıyor, en büyük put kalıyor, onu kırmıyor. Kırmıyor övüyor, baltayı da boynuna takıyor. Bak baltayı boynuna takıyor, her şeyi kırdığı sistemi onun boynuna takıyor. Diyor ki; “o kırmıştır, put kırmıştır onu” diyor. Adamlar açmaza girmiş oluyorlar. Kalben anlıyorlar ama zahiren itiraz ediyorlar, değil mi? Bu ledün ilmidir işte, ilmi batındır, inşaAllah. O devirde mesela öyle çok rahat kendini kurtarabiliyor, değil mi? İnşaAllah.
Şimdi ne diyor kardeşimiz: “Selam Hocam.” Aleyküm selam. “Ben İstanbul’dan Meryem.” Ne güzel ismin var, maşaAllah. “Son zamanlarda Erbakan Hocamızın karşılaştığı olaylar bizi endişelendiriyor,” hiç endişelendirmesin. Allah onun makamını yükseltiyor, ona karşı sevgimiz arttırıyor, muhabbetimiz arttırıyor. “Allah razı olsun, sizin açıklamanızla olayı net bir şekilde görme imkanı bulduk. Hocamız geçenlerde Numan Kurtulmuş için şöyle söyledi, ‘Kurtulmuş’un seçilme sırasında bağlı kalacağı esaslar gazetelerde ilan edildi, ama hiçbirine uyulmadı’” diyor. Bir söz var ama biraz, belki hukuki bir şey meydana getirebilir, onu geçelim.
Ama şunu söyleyeyim Numan Kurtulmuş’un en vahim hareketi, Aydın Doğan’ın adamı olan ve onun emrinde, emrinde çalışan bir kişi, Taha Akyol. Her işinde Ankara’da da bir işi olduğunda gider, başka burada bir iş olduğunda gider, her işiyle ilgilenir Aydın Doğan’ın. Yani bir iyilik yapma peşinde herhalde kendi kafasına göre, öyle diyelim. Bakın Aydın Doğan onu görevlendiriyor, Taha Akyol’u. “Git Numan Kurtulmuş ile konuş” diyor. Numan Bey de onun karşısına geçiyor el pençe divan, onun bütün nasihatlerini dinliyor ve “evet efendim haklısınız, ne derseniz yapacağım” diyor özetle, değil mi? Ben bunu gördüm. Ben buna, gözlerime inanamıyorum, böyle bir şey yoktur, yanlıştır. Numan Hocamız çıksın, bunu yalanlasın dedim. Hocamız bir çıktı, tam tasdik eden bir konuşma yaptı. Aydın Doğan eşittir Numan Kurtulmuş gibi oldu. Şimdi bu olmadı. Ben, Saadet Partisi’ne oy veriyorum, Aydın Doğan Partisi’ne oy vermek istemiyorum ben, değil mi? Bir anda Aydın Doğan ortaya çıktı perde gerisinde. Aydın Doğan’ın da üzerinde kim olduğunu söylersem şimdi, çok acayip bir şey olur, değil mi? Bilemiyorum ben bu ne anlama geliyor ve bu nasıl bir üsluptur? Bak adam ne diyor senin bıyık, Aydın Doğan’ın adamı? Ne diyor hatırlat bakayım.
OKTAR BABUNA: Erbakan safsatası mı diyor?
ADNAN OKTAR: Yok “Milli Görüş safsatası” diyor, “Milli Görüş safsatası” diyor. Kardeşim bunu diyen adamı sen nasıl desteklersin? Bu nasıl bir kafadır? Milli Görüş safsatasının sen ne anlama geldiğini sen anlamıyor musun? Bunun nasıl bir söz olduğunu, hakaret olduğunu göremiyormusun sen, değil mi? “Daha hala karşılarında efendim” diyor, güya onların desteğini alacak ve böylece başbakan olacak. Bak dedim, “Başbakan olmazsın, boş bakan olurusun”, boş boş bakarsın, başka bir şey olmaz, inşaAllah. Ben desteklediğime bin kere pişman oldum. Ben ne bileyim böyle bir şey olacağını? Şahsen vatandaş olarak vicdanen, inşaAllah. Diyorum yani iki kere görüştüm, acayip sadıktı Erbakan Hoca’mıza, Milli Görüşe acayip sadık bir üslup kullandı. Ya dedim, tam mükemmel bir adam. “Biz biraz tedirginiz, şüpheleniyoruz” falan dediler etraftan insanlar, yani “bu kendi kendine yeni bir çığır çıkarmasın, yeni bir şey yapmasın, partiye, davaya zarar vermesin. Bir acayiplik var, siz bir Allah rızası için görüşseniz. Siz okuyan araştıran insansınız, sizin görüşünüz bizim için önemli” dediler. Görüşeyim tamam, dedim. Bir geldi sesiz sedasız alakasızdı da, yani böyle tam anlayamadım. Bir kere daha çağırdım geldi, bayağı kararlı konuştu. Ben özellikle de sordum, bütün bu konuları sordum. Hepsinde çok kararlı bir üslup kullandı. Erbakan Hocamızı öve öve göklere çıkardı. Milli Görüş’ü çok kapsamlı savundu. İyi bir insan, baksanıza mazlum da uslubu da güzel, ben şüphe edilecek bir yön göremiyorum dedim, inşaAllah. İyi bir insana benziyor, dedim. Yine iyidir inşaAllah, inşaAllah bu etkiden kurtulur. Bence kalben iyi, dedim. Ondan sonra da seçildi zaten, öne çıkarıldı seçildi. Sonra çok vicdan azabı çektim, böyle bir şeyde milyarda bir etkim olduysa, vicdan azabı çektim. Ben ne bileyim böyle konuşacağını, gidip Taha Akyol’un karşısına el pençe divan duracağını, Aydın Doğan’ın sözlerini birebir kabul edeceğini, ben nereden bileyim. Hiç ummadığım bir gelişme oldu, ama tabii bize de tecrübe oldu yani. Tabii bir hayır var inşaAllah. Mesela ben ondan beklerdim ki, “kardeşim Milli Görüş safsatası ne demek, sen ne konuşuyorsun?” değil mi? Böyle diyenleri biz kınıyoruz, bu görüşte bu sözü söyleyenleri kınıyoruz. Safsata diyenleri kınıyoruz. Bunu yapanlar yanlış yapıyor, demesini beklerdim, demedi. Bilakis evet efendim, haklısınız efendim tarzında, Taha Akyol’un karşısında tekmil verir gibi gitti konuştu.
Geçenlerde onun ekipten yine oğlu da çıkmış, o da ona benzer Erbakan Hocamıza akıl veriyor Mustafa Akyol. Yirmi yıllık öğrencim, o da benim yanımdaydı inşaAllah. Yeni yöntem, yani sen daha iki günlük çocuksun, Erbakan Hocam mücadele yaparken, tebliğ yaparken, İslamı yayarken sen daha anandan doğmamıştın, değil mi? O dalaletle göğüs göğüse mücadele ediyordu fikren, değil mi? Çıkmış uzun uzun Erbakan Hoca’mıza akıl veriyor, yani Kurani konuları tenzih ederim, imanı konuları tenzih ederim.
Bir acayip ortalık, ama ben düzeleceğini şiddetle umuyorum. Çünkü bizim milletimiz hak peresttir, kadir şinastır, vefalıdır, sadıktır bütün Saadet camiası vefalı insanlardan oluşur. Aralarında vefasızlar varsa, ben onu zaten Saadet saymam, inşaAllah. Saadet Partili misin deseler, değilim. Daha dün akşam MHP’nin ileri gelenlerinden hep beraber masadaydık. Büyük Birlik Partisi’nin ileri gelenleri de yanımızdaydı. Hepsini canım gibi seviyorum, nasıl sevmem ben onları? Hepsi Türk-İslam Birliği’ni istemiyor mu? Ben nasıl ayırayım onları birbirinden? MHP istiyor, Büyük Birlik Partisi istiyor, Saadet Partisi istiyor. Bunların hepsi bir bütün, kardeş. Hava, kara, deniz gibi ayrılmışlar. Hepsi bir bütündür ayrısı gayrısı yoktur. Bana göre böyledir, zamanı gelince zaten hepsi birleşecekler. Ayrı ayrı yollardan gidiyorlar ama, hepsi aynı hedefe gidiyorlar, inşaAllah. AK Parti’li çok fazla ileri gelenlerden, yöneticilerden insanlar vardı. İsim isim saymama gerek yok. Çok değerli büyük yazarlar vardı, emekli paşalardan vardı, Milli Gazete’den vardı, Vakit Gazetesi’nin yöneticilerinden, yazarlarından kişiler vardı. Evet, çok fazla hukukçulardan vardı, çok nezih insanlar. 200 kişi falandı yaklaşık, inşaAllah. Vatansever, gerçek vatanseverler vardı inşaAllah. Biz biliyoruz onları, inşaAllah. Hepsi vatansever de, ama vatan için özel gayret edenler vardı, maşaAllah. Ama hepsi özel gayret ediyor, şimdi ayırmayalım, maşaAllah.
Özetle, Erbakan Hocamız bizim canımız ciğerimiz, Allah ömrünü uzun etsin. Yeni bir nesil yetiştirmeye çalışıyorlar, böyle büyüklerine karşı büyüklenen, küçüklere karşı sevgisi olmayan, böyle mekanik, teknik, düz, ruhsuz bir nesil yetiştirmeye kalkıyorlar. Buna müsaade etmeyiz. Bizim Anadolumuz sımsıcak sevginin kaynağıdır, muhabbetin kaynağıdır. Ben böyle dedikoducu, laf sokan, üst perdeden konuşan enaniyetli, kibirli, kendini beğenmiş adamların olduğu bir ortam istemiyorum ve olmayacak da. Bizim Anadolumuza bu ahlak oturmuştur. Güneydoğu’yu da bizden koparmak istemelerinin nedeni ne biliyor musun? Çok seçkin, yüksek ahlaklı insanların yoğunlaştığı bir yerdir Güneydoğu, o yüzdendir. Bütün ulemalar, evliyalar hep oradan çıkmıştır. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri oradan, Selahattin Eyyubi’nin memleketidir, inşaAllah. Bütün Anadolu güzel ahlakın okuludur, aynı Güneydoğu gibi. Şu kadarcık yer vermeyiz, toprak. “Biz alırız” diyorlarsa, sıkıysa gelinde alın bakalım, yani kendim açısından söylüyorum. “Deli deliyi görünce, değneğini saklar” derler, inşaAllah. Sıkıysa gelsinler yapsınlar bakalım. Yani sessizliğimiz sakın bizim öyle yanlış anlaşılmamıza sebep olmasın, anlaşıldı mı? Ama diyorum yani, sıkıysa öyle bir şey yapsınlar. Boş yere ötüyorlar, boş yere. Öyle ortaya bezler mezler sararak falan, rengarenk, değil mi? Bunları bıraksınlar. Ben canlarımı kimseye vermem. Toprak da vermeyiz, kardeşlerimi de vermem. Onlar benim canım, niye verelim kimseye? Ve komünistlerin ellerine teslim edeceğim ben öyle mi? Güneydoğu’daki annelerimi, babalarımı, kardeşlerimi, çocuklarımı, diyeceğim ki; “ey komünistler, bunlar sizin alın ne yapıyorsanız yapın” diyeceğim öyle mi? E sıkıysa yapın da bir görelim bakalım, inşaAllah, değil mi?
“Değerli Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. İnşaAllah. “Hocam dünkü programda sadece 30 milyon Uygur Türk Müslüman kardeşimizin, Çin hükümeti tarafından şehit edildiğini söylediniz. Deccalin daha ortaya çıkmadığını söyleyen birtakım Hocalar, deccalin çoktan gelip Müslümanlara yaptıklarını görmek için daha ne tür bir katliam bekliyorlar acaba? Hocam, sevgiler, saygılar. Kardeşiniz Serdar.” diyor.
Bakın sırf burada 30 milyon Uygur. Irak’ta ayrı, orada ayrı. Deccal ne yapar? Müslümanları şehit eder. Adam “az” diyor. E kardeşim Müslümanlar ne kadar zaten, tamamının mı bitmesini istiyorsun sen? Neredeyse yarısını yok ettiler Müslümanların. Ve gençliği Darwinist, materyalist, ateist yaptılar, büyük bir bölümü. Dünyayı mahvettiler. 350 milyon Avrupalı’yı, Müslüman’ı şehit ettiler, katlettiler. Bir kısmını sürgün ettiler. Şehirleri, yüzlerce şehri, onbinlerce köyü, kasabayı yerle bir ettiler. “Yok deccal Atlas Okyanusu’nda 20 km. boyuyla oturuyor” diyorlar. “Amerika tespit edemiyor” diyorlar. 1400 seneden beri bekliyormuş orada, oturuyormuş. Balıkla besleniyormuş, adam. Kafası atmosferin içinde böyle, herhalde serinliği seviyor kafası anladığım kadarıyla. “Avuç avuç balıkları alıyor, Atlas Okyanusu’nda alıp yiyiyor, oturuyor orada” diyor Cübbeli. “Amerika da tespit edemiyor şu an” diyor. Eşeği de oralarda otluyor herhalde, “300 metre boyunda eşeği var” diyor. O da adada. Amerika’ya, ben yani şaşırıyorum teknolojisine falan. Nasıl tespit edilemiyor o deccali Atlas Okyanusu’nda? “Hala duruyor şu an” diyor, Cübbeli biliyormuş yerini. “Ben biliyorum yerini, duruyor” diyor. Mümkün mü böyle bir şey, mümkün mü sence?
SUNUCU 1:Değil tabii Hocam. Çok komik.
ADNAN OKTAR:Dolayısıyla deccal gelecekmiş, ondan sonra Müslümanları katledecekmiş. Katletmiş işte, mahvetmiş, görmüyor musun ne yaptıklarını? Darwinizm ve materyalizm bütün dünyaya hakim olmuş, daha ne yapsın?
Ramazan Aktaş kardeş bana bir soru sormuş; “Sayın mübarek Hocam, Allah sizi başımızdan eksik etmesin. Sizlere acizane bir sorum olacak: Önümüzdeki 12 Eylül’de yapılacak refarandumda, evet ya da hayır dememiz bizim için hangisi gereklidir?” diyor, Ramazan Aktaş.
Ramazan, günlerden beri anlatıyorum, etme tutma yani canım kardeşim. Bak, ne diyeceksin biliyor musun? “Evet”in böğrüne möhrü basacaksın. Bası basıverin inşaAllah. Demirel derdi, o çok hoşuma gidiyordu. “Kıratın böğrüne möhrü bası basıverin.” Bası basıverecekler mühürü evetin böğrüne inşaAllah. Evete, evet diyecekler, işte o kadar, inşaAllah. Evet mührü var zaten, bakacaklar, evet mühründe yazan eveti, getirip evetin üzerine basacaklar, o kadar, inşaAllah. Ben şahsen öyle yapacağım. Beni sevenlere de onu tavsiye ediyorum. Bu hükümeti destek anlamında mı? Asla değil. Hükümet bir anormallik yaparsa, hemen veririz oyumuzu iner, gider. Yani biz babamızdan, anamızdan miras almadık hükümeti. Birçok hükümet geldi şu ana kadar. Beğenmiyorsak götürtürüz. Oyumuzu veririz götürtürüz, bu konuda haklılar. Kardeşim adalet sisteminde düzelme olacaksa daha ne istiyorsunuz? Yıllardan beri, onlarca yıldan beri, 12 Eylül’de ülkücü kardeşlerimiz neden yanıp yakıldılar? Biz 99’da neden rahatsızdık, neyi anlattık? Benim evime kokaini koyanlar nasıl böyle pervasız oldular? Yiyeceğime kokain koyanlar nasıl pervasızdılar? Görmüyor musunuz ortadaki olayları? Hukuksuzlukları, adaletsizlikleri. Bunun bir düzenlenmesi gerekmiyor mu? Bunda ne var? Hayır kardeşim, CHP iktidara gelsin o yapsın. Onu da kabul ederiz, ama yeter ki bu olsun. Ben illa AKP yapsın demiyorum ki, Ak Parti yapsın demiyorum ki. MHP gelsin, iftihar ederim. Canımız ciğerimiz kardeşimiz. Büyük Birlik partisi gelsin, Saadet partisi gelsin, yani yeter ki memleket düzene, doğruya doğru gitsin, iyiye gitsin, inşaAllah.
“Selamün aleyküm.” Aleyküm selam. “Canımdan çok sevdiğim muhterem Adnan Hocam. Meyveli ağaç taşlanır. Siz de meyveli bir ağaçsınız, onun için size de böyle iftiralarda bulunuyorlar. Rabbim her zaman doğru olanın yanındadır. Doğru olanlar mutlak galip gelecek ve geliyor, Hocam. O nurlu ellerinizden öpüyorum. Ve Oktar Kardeşimize selamlarımı söylüyorum. Allah’a emanet olun.”
OKTAR BABUNA:Aleyküm selam Hocam.
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam ve rahmetüllahi ve berakatühü. Necati Yılmaz, Hollanda’dan yazıyor.
“Selamün aleyküm değerli Hocam. Hocam bir sorum olacak izninizle, inşaAllah. Kendi irademiz rol oynuyor mu kaderde? Yoksa sadece Allah’ın yazdığını mı yaşıyoruz, inşaAllah. Yani kendi kararımızı değiştirdiğimiz olaylar var mı? Kafir olan kendi mi seçiyor, yoksa Allah mı seçtiriyor kafir olmayı? Sevgiler, saygılar Hocam. Ellerinizden öperim inşaAllah.” Azerbaycan’dan Hosein Mehmedov.
Referandumdaki mühür “evet” yerine “tercih” şeklinde değiştirilmiş. Tamam. O zaman “tercih” yazan mühürü alacaksınız, “evet”in böğrüne basacaksınız. Bu kadar. Yani benim kanaatim olarak, beni sevenlere tavsiyem bu. Ve hiçbir şekilde bu Ak Parti’yi desteklemek anlamında değildir. Benim tanıdığım birçok kişi var, CHP’liler var; “Ben evet vereceğim, ama hiçbir şekilde istemiyorum Ak partiyi” diyor. Tamam güzel. Alnından öperim ben kardeşimi ne var yani, inşaAllah. Ama iddia edilen Ergenekon Örgütü’ne karşı mücadelede ve bu konuda hükümet yerden göğe kadar haklı. “Eleştirdiğin hususlar yok mu Hocam?” diyeceksiniz. Var, ama bunlar acil. Bunlar acil inşaAllah. Bir de müspet olmak lazım, her hükümete karşı müspet olmak lazım. Yıkıcı olmamak lazım. Olumlu, olumlu yaklaşmak lazım. Mesela Kılıçdaroğlu, ben çok beğeniyorum, çok saygı duyuyorum, ahlakını, kişiliğini. Ummadığım bir sertlik çıktı ortaya; çok acayip bağırıyor, çağırıyor, gitmiyor ona yani. Hani “Gandi” diyorlardı ya, Gandi kişiliği iyiydi onun. Yani Gandi gitsin yine o, iyi güzel o. Sakin, naif daha güzeldir. Birden sesi gürleşti, bir şeyler falan böyle. Yani dürüstlüğüne inanıyorum, inşaAllah. Tayyip Bey’in soyla ilgili konuda alınmasını yersiz buldum. Soy önemli, Türküz. Türklüğü ile övünüyor Tayyip Bey. O da Türkoğlu Türk, o da Türkoğlu Türk. Anlamı budur. Oturup buna alınmasına, gücenmesine gerek yok. Her ne olursa olsun, hepsi bizim canımız kardeşimizdir. Yani saf ırk zaten yok Türkiye’de. Başbakanımız da Gürcü kökenlidir, ama Türk’tür. Ben Çerkez ve Arap kökenliyim, Seyyid’im, Türkmen’im aynı zamanda, ama Türküm. Mesela Kılıçdaroğlu’nun da, çeşitli kavimlerden kanında, soyunda, genetik kodunda özellikleri olabilir. Ne fark eder? Mesela Melih Gökçek açıkça dedi mi böyle bir şey? Kardeşim, velev öyle biri olsa, farz edelim öyle biri olsa, söyleyeyim mesela Melih Gökçek “Ermeni” demiş Kılıçdaroğlu için. İftahar ederiz, ne güzel. Benim kardeşlerimden bir sürü Ermeni var. Kız arkadaşlarımdan var, Ermeni kökenli. Müslüman, Ermeni kökenli. Canım ciğerim, aklımın ucundan dahi geçmez. Bizim Yakup da Ermeni, kardeşim. Kökeni Ermeni kökeni, ailece Müslüman olmuşlar. Kız arkadaşlarımdan da var, onlar benim canım ciğerim. Kılıçdaroğlu öyleyse iftihar ederim. Millet-i Sadıka deniyordu, diyoruz yine Ermeniler Millet-i Sadıka’dır. Paşa yaptık biz, Kılıçdaroğlunu da Başbakan yaparız gerekirse. Ne olur yani? Soyunda Ermeni de olabilir, Çerkez de olabilir, Kürt de olabilir. Hepsi Allah’ın kulu, hepsi Hz. Adem (a.s.)’den geliyor. Bu onun onurunu kıracak bir şey mi? İftihar edeceğimiz bir şey. Onun için hiç bu yönde anılmasın, yani bu yönde anılmaz, bu yönüyle değerlendirirsek. Anılıyorsa bile, iftihar etsin. Herkesin soyunda vardır araştırırsak. Hitit kanı da taşır, Ermeni kanı da taşır, Rus kanı da taşır. Türkiye köprü olan bir ülke, her türlü soy çıkar Türkiye’den ama biz Türküz, o kadar.
OKTAR BABUNA: Dediğiniz gibi, bizim arkadaşımız var böyle. Melih Gökçek de zaten televizyonda, annesinin etnik olarak Ermeni olduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR: Melih Gökçek ne demiş?
OKTAR BABUNA: Televizyonda, annesi etnik olarak Ermeni demiş.
ADNAN OKTAR: Kimin?
OKTAR BABUNA: Kılıçdaroğlu’nun.
ADNAN OKTAR: Ne güzel, ne güzel. O da bizim annemiz, iftihar ederiz. Bütün Ermenileri ben canım gibi seviyorum, Türkiye’de binlerce, yüzbinlerce Ermeni kardeşim var. Osmanlı’da biz onlara, Paşaya Mehmetçiği teslim ediyoruz, Paşa yapmışız Paşa, general, o kadar güveniyoruz. İftihar edeceğimiz bir şey, burada ne var? Kimse bundan rahatsız olmaz. Birçok mesela Rum soyundan, Rum olan da var. Yahudi olan da var, yani Musevi olan da var soyunda. Hepsi güzel, hepsi Adem (a.s.)’in evlatları. Aman ha aman. Yani bunu böyle sanki aleyhteymiş gibi bir şey görmesinler. İftihar edilecek sözlerdir bunlar, sakın ha. Tayyip Bey’e sözüm budur. Ben Türk’üm, sen de Türk’sün, hepimiz de Türk’üz, bu anlamdadır sözüm, inşaAllah. Başka bir şey yok, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Zaten Ermeniler de Türk-İslam Birliği’nin içerisinde olacaklar demiştiniz. Onları da kucaklayacak demiştiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim Ermeniler bir kere çok güzel ahlaklı, güzel insanlardır ayrıca Ermeniler, yani güzeldirler Ermeniler. Huyu da güzeldir, kendileri de güzeldir. Ve hep sanatçı millettir. Doktorlar, mühendisler, hep Osmanlı döneminde de hep onların elindeydi. Ahşap sanatında olsun, resim sanatında olsun, her şeyde. Çok değerli doktorlar çıkmıştır. Millet-i Sadıka niye desin Osmanlı? Bir fevkaladelik var ki diyorlar. Çok mazlum, tertemiz bir millettir. Aman ha, aman. Aman ha, aman. Kim soyunda varsa, iftihar etsin. Yani hepsi bizim kardeşimiz. Türk-İslam Birliği her yere hakim olacak. Sınırları Rusya’yı da içine alacak ta Çin’e kadar. Biz herkesin iyi olmasını istiyoruz. Amerika devleti güçlü olsun, Kıyamete kadar baki olsun. Amerika da Rusya da öyle, Kıyamete kadar baki olsun. Biz zulüm istemiyoruz.
SUNUCU 1: Programımıza kısa bir ara veriyoruz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hocam soru ile başlamamı ister misiniz, yoksa size mi bırakalım inşaAllah?
OKTAR BABUNA: Bir şey düzeltebilir miyim Hocam? Melih Gökçek Ermeni derken, hakaretamiz anlamda söylememiş. Bir ifadesi var, okuyayım mı Hocam onu. Diyor ki Melih Gökçek: “Bir insanın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduktan sonra, etnik kimliği ne olursa olsun, o insan konusunda tartışma yapmak yanlış. O kişinin T.C. vatandaşı olarak her hakkı vardır. Annesinin Ermeni olduğu konusunda, istikametinde sorular soruyorlar, kendisi de inkar etmiyor ama bu önemli de değil. Bilenler biliyor ki İstanbul’daki Ermeni cemaatinden yardım istiyor, Ermeni olması önemli değil.”
ADNAN OKTAR: Kardeşim ne alaka? Diyorum ya, benim en sevdiğim kardeşim Yakup, Ermeni’dir, Ermeni kökenlidir. Kız kardeşlerimiz var Ermeni kökenli. Aklımın ucundan dahi geçmez, iftihar ederim, canım ciğerim onlar benim, ne alaka? Bunu söylemeye ne gerek var yani, bunu gündeme getirmeye ne gerek var, inşaAllah. Oktar Hocam, ne anlatayım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.)’nin inkara, Darwinizm’e, dinsizliğe karşı çok büyük bir mücadelesi olacak. Ve bu mücadele sırasında da büyük çile ve baskıya maruz kalacak diye Peygamberimiz (s.a.v.) bildiriyor Hocam hadislerinde, inşaAllah. Okuyayım mı Hocam hadisi inşaAllah?
“Hz. Mehdi (a.s.), Resulullah (s.a.v.)’ın bayrağı ile insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar. İki rekat namaz kılar, namazdan dönünce şöyle der. ‘Ey insanlar, Ümmet-i Muhammed ve bilhassa onun Ehl-i Beyt’i çok belalar gördü, ve bizler kahr ve haksızlığa maruz kaldık.’” MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ahmet Feyzi Kul. Doğumu 1898, vefatı 1972. Bediüzzaman Hazretleri’nin en mühim talebelerinden, alim olan bir şahıs. Merhum Ahmet Feyzi Kul Efendi’nin Maidet-ül Kuran ve Hazinet-ül Bürhan isimli eserini 1950 yılında yayınlanmış bir eser. Bakın 1950 yılında. Bu eserinde, Üstad’ın tasdik ettiği bir eserdir, bakın çok önemli. Bediüzzaman’ın görüşünden geçmiş, Bediüzzaman’ın yayınlansın dediği bir eserdir. Bakın orada diyor ki Hocamız, Kuran’dan ayet veriyor, Taha Suresi 68. “Korkma dedik, üstün gelecek olan kesinlikle sensin.” Ki Mehdi (a.s.)’ye bakan bir ayet. Bu ayette geçen; “kesinlikle sensin” ifadesinin ebced değeri, Ahmet Feyzi Kul Efendi 1950 yılında söylüyor bunu, 1950. “Miladi 1956 yılını verir” diyor. Bakın; “kesinlikle sensin, kelimesinin karşılığı, 1956 yılını verir” diyor. 1956, ne diyor Bediüzzaman? “Münafıkane sistemin çöküşünün başlangıcı. Milattır, doğumdur, başlangıçtır. Artık bundan sonra çöküş devam edecektir, küfür çökecektir. Ama başlangıcı 1956’dır” diyor. Nitekim Risale-i Nur Külliyatı 1956 durduk yere serbest bırakıldı ve olağanüstü olaylar oldu 1956 yılında. Ayrıca yine bir ayet daha veriyor. “Rabbinin nimeti durmaksızın anlat.” Sürekli tebliğ et, İslam’ı yay. Yine Mehdi (a.s.)’ye bakan bir ayet. Bak yine Ahmet Feyzi Kul’un eserinde. Bunun da ebcedi 1956 yılını veriyor. İkinci olarak Hocamız bir ayet daha veriyor, Ahmet Feyzi Kul. Duha Suresi 5. “Elbette Rabbin sana razı olduğun nimeti ihsan edecek.” Yine Mehdi (a.s.)’ye bakıyor. “Böylece sen hoşnut kalacaksın.” diyor Cenab-ı Allah, Duha Suresi, 5, 2009 tarihini veriyor. Hocamız 2009 tarihini verir diyor. Yine Mehdi (a.s.)’ye bakan bir ayet, inşaAllah. “Senin zikrini, şanını, adını yüceltmedik mi?” Her yerde duyulacak şeklinde. İnşirah Suresi 4. Hocamız diyor ki; “bu da 2009 yılını verir yine.” Yine Mehdi (a.s.)’ye bakıyor, bakın. “Senin zikrini, şanını, adını yüceltmedik mi?” 2009. Üstad zıtlarının, Üstad’a karşı olan düşmanlarının kalbine zehirli ok gibi batıyor bunlar şimdi değil mi? 2009 tarihini verir diyor. Mücadele Suresi 21, “Allah yazmıştır: ‘Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de.” Yani Allah hizbi galip gelecek, Mehdi (a.s.) hizbi galip gelecek ve elçilerim de. Mehdi (a.s.) de Allah’ın bir elçisidir, bir nevi elçisidir. Yani Peygamber değildir ama elçidir. “Gerçekten Allah, büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır.” Mücadele Suresi 21. Yine Hocamız diyor ki; “bunun ebced tarihi 2010 yılını verir ve yine Mehdi (a.s.)’ye işaret eder” diyor. Bakın 1950 yılında söylüyor yanlız bunları, 1940’larda, kitabı 1950 yılında çıkıyor, o kitapta bunlar. Yine Hocamız diyor ki, Ahmet Feyzi Kul, Üstad’ın tasdiki ile çıkarttığı eserinde;
Yusuf Suresi, 21 “Allah, emrinde galib olandır.” Allah ezici gücüyle galip olandır. Ebcedi; 2014 tarihini veriyor, Mehdi (a.s.)’nin iyice belli olacağı tarih 2014, bayağı belirginleşeceği tarih. Ve Hocamız yine Saffat Suresi 173’ü vermiş rahmetli, “Ve hiç şüphesiz; Bizim ordularımız,” Allah’ın ordusu, yani Mehdi (a.s.) ve talebeleri, “üstün gelecek olanlar onlardır.” İnşaAllah. Yani tabii bu bütün çağlara, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e bakan bir ayet ama ebcediyle ve özelliğiyle Ahir zamana bakan yönü var. Fakat ebcedi sadece Ahir zamanı veriyor. “Ve hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır” 1994. Yine Mehdi (a.s.)’nin devrini veriyor.
Evet, şimdi kardeşlerimiz, Bediüzzaman Hazretleri, Emirdağ Lahikası on beşinci mektup, Nisa Suresi’nin 145. ayetini veriyor münafıkane sistemin çöküşü için. “Eğer şedde iki nun sayılsa, okunmayan hemzeler ve (ye) de sayılsa,” bak illaki bir tarih verecek ya Bediüzzaman, çünkü bildiği bir tarih var, illaki verecek bakın dikkat edin. “Eğer şedde iki nun sayılsa, okunmayan hemzeler ve (ye) de sayılsa” diyor, çünkü illaki bir tarih vermesi gerekiyor, “1956 ederek, bu zulümatlı nifakın (dinsizlik ve zulme dayalı, ikiyüzlü münafıkane sistemin)” yani Darwinist materyalist sistemin, “sukut mertebesine (susma, son bulma derecesine noktasına) işaret eder” diyor. Artık çöküş başlayacak 1956’dan sonra küfrün, Darwinizm’in, materyalizmin çöküşü başlayacaktır, başlangıç noktasıdır diyor. Ama bakın bu çok manidardır bakın; normalde ebcedde doğrudan rakam alınır, doğrudan tam rakam alınır. Fakat Bediüzzaman özellikle bakın diyor ki: “Eğer şedde iki nun sayılsa, hemzeler ve (ye) de sayılsa” diyor; çünkü 1956’dan emin olduğu için, inşaAllah. Yine Ali İmran Suresi 81. ayet “Hani Allah Peygamberlerden 'kesin bir söz (misak)' almıştı:”, Allah bütün Peygamberleri zer âlemindeyken topluyor, daha dünyaya sunulmadan Peygamberler, "Andolsun” diyor Cenab-ı Allah yemin ediyor, “ size Kitap ve hikmetten verip.” Size Kitap vereceğim ve hikmet de vereceğim, diyor Peygamberlere. “Sonra size beraberinizdekini doğrulayan bir elçi geldiğinde”, yani Kuran’ı yahut Tevrat’ı doğrulayan onu tasdik eden bir elçi geldiğinde, bir Mehdi geldiğinde, “ona kesin olarak iman edecek ve ona yardımda bulunacaksınız." Onu destekleyeceksiniz diyor Cenab-ı Allah. Cenab-ı Allah diyor ki; “Demişti ki: ‘Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?’" diyor Allah. “Bunu ikrar ettiniz ve bu ağır yükümü aldınız mı?” diyor bütün Peygamberlere, daha ruh âlemindeler dünyaya sunulmamışlar. Hepsi birden ne diyor? “Onlar: ‘İkrar ettik YaRabbi’” diyorlar hepsi birden, bütün Peygamberler. Evet, bir elçi, bir Mehdi geldiğinde yardım edeceğiz, diyorlar. Kimlerden Allah söz alıyor; Hz. Muhammed (s.a.v.), Hz. Musa (a.s.), Hz. İbrahim (a.s.), Hz. Nuh (a.s.) ve İsa (a.s.), İsa Mesih, değil mi? “Allah diyor ki, ‘Ben de sizinle birlikte şahit olanlardanım.’” Hep beraber diyor Cenab-ı Allah, bak Ben de duydum, siz de duydunuz, hep beraber, Ben de şahidim diyor. Söz verdiniz, yardımcı olacaksınız demişti, diyor. Yine ayetin ebcedi 1956 yılını veriyor.
BuradanDarwinist, materyalist sistemin yıkılışının ne kadar hayati ve büyük olduğunu çok daha iyi anlıyoruz. Ama Faruk Beşer, şaşar aşar koşar mı diyelim artık, haberi bile yok adamın Darwinizm’den, materyalizmden, ateizmden. “Var mı ki böyle bir şey?” diyor. Madem yoktu da bütün dünya niye teslim oldu? %95’i dünyanın niye teslim oldu Darwinizme, materyalizme, değil mi? “Bilimle karşıma çıksınlar, anlatayım” diyor. Zaten bilimle senin karşına çıkıyorlar, felsefeyle. Diyor ki, bakın; “Ahir zamanda fen ve felsefenin tasallutuyla,” bak, fen ve felsefe. Ama Bediüzzaman’ı kabul etmiyor ki adam anlatayım yani. Şimdi kaynak vereceğim, kabul etmiyor adam. Bak; “fen ve felsefenin tasallutuyla maddiyyun ve tabiyyun taunu (Darwinizm ve materyalizm) beşer içinde intişar etmesiyle” bütün insanlığı kaplayacak diyor Bediüzzaman, kapladı diyor. “Taun” diyor, insanlığı kaplayan taun. “beşer içinde intişar etmesiyle her şeyden evvel” diyor, Mehdi (a.s.)’nin görevi olarak, “maddiyyun ve tabiyyun taununu tam susturacak tarzda beşere ders vermektir.” diyor birinci görevi Mehdi (a.s.)’nin. Her şeyden evvel diyor, bütün faaliyetlerinden önce, önce bunu yapacak diyor. “Fakat bu faaliyeti yaparken vakit ve hal müsaade etmez” diyor. Mehdi (a.s.)’nin ne vakti müsaade eder, ne de hali müsaade eder diyor; hal. Nasıl bir hal, onu Ahirette öğrenirsiniz. Yahut görürsek kendisine sorarız. “Vakit ve hal müsaade etmez. Öyleyse ondan evvel bir taife bir cihette bu görevi görecekler ve bu taifenin uzun tasdikatıyla hazırladıkları” Darwinizm ve materyalizm aleyhindeki, onları yıkan her türlü eser ve çalışmayı bir araya getirerek bir eser hazırlayacak, “onunla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak” diyor. “Sonra ikinci, üçüncü vazifelerini de yapacak” diyor Bediüzzaman inşaAllah, değil mi? Çok açık.
Ama Faruk Beşer koşar haberi yok bunlardan. Değil mi? O diyor ki; “bir kitapçıya gidin kardeşim.” Beyaz sarayda kitapçılar vardı eskiden, ben gittim mi kitapçılarda Riyazus Salihin’i görürdüm, İhya’yı görürüz İmam-ı Gazali’nin, İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ı, hep Ehl-i sünnet âlimlerinin eserleriyle doludur. Bir de yeni yazarların eserleri vardır ki onlar da itibar gören eserlerdir, yine Ehl-i sünnet kaynaklarından alarak hazırlamışlardır onlar. Yani kendi kafasına göre eser yazanın zaten satmazlar orda kitabını, titizdir kitapçılar. Yani kendi kafasına göre. Ama %99’u oradaki kitapların, hep bilinen eserlerdir. Mesela Ömer Nasuhi Bilmen’in eserleridir, Ali Bulaç’ın eserleridir, Elmalılı Hamdi’nin hem meali hem tefsiridir, ne bileyim yani bütün. Fi Zılalil Kuran’dır efendim, Taç Tercümesi’dir, Ebul Leys Semerkandi Hazretleri’nin eserleri vardır. Seyyid Kutub’un eserleri, işte Fi Zılalil Kuran onun, ama diğer eserleri. Şimdi hazret ne diyor biliyor musun? “Ben talebelerimi topladım, doktora öğrencilerini” diyor, böyle kendi havaya da girmiş yani. Bunu profesör yapmışlar, değil mi? Derler ya bir atasözü vardır; adamı profesör yapmışlar derler ilk önce, işte neyse. Talebelerimi topladım, talebe sana ne desin adam, ders notu veriyorsun sen, adam senin emrinde zaten, sen haksızsın diyecek hali yok ya çocuğun. Ne desin yani? Mutlaka haklısın diyecek, diyorlardır. Yahut demeyen de vardır, bilmiyorum. “Bu satılan kitapların %90’ı geçersizdir dedim, şimdi kanaatim değişti.” diyor. Hazret bak, mutlak müceddid müctehid ya, %95’inin üzerinde geçersizdir şu an diyor. “Ama %95’te kalayım ben yine de daha da çıkarım da daha da var da, o kadar da demek istemiyorum artık” diyor. Ne demek istiyor biliyor musun? %99’u geçersizdir demek istiyor. Yani işin özeti ne biliyor musun? Benim kitaplarımın dışında hiçbir şey geçerli değildir, diyor. Bunu anlatıyor adam özetle. Saçları da böyle çok yıllar öncesinin bir ünlü bir şarkıcısı vardı, onun tarzında yapmış böyle, konuşuyor, anlatıyor yani.
Kardeşim bir şey demiyorum da yani Nur talebesiyim diye ortaya çıkması yok mu, beni rahatsız eden o. İkincisi, Samanyolu Televizyonu’nda çıkıyor. Biz kardeşim Samanyolu dedin mi, garanti bize, yani sağlam televizyon diye düşünürüz. Mehtap Tv, onu da sağlam biliyoruz. Şimdi adam oraya çıkıp anlattı mı, biz de ona inanırsak ne olacağız o zaman, değil mi? Adam Kütüb-i Sitte’yi kabul etmiyor. Şu geçerli, şu geçersiz falan diye Kütüb-i Sitte’yi bölmüş parçalara ayırmış adam. Onların içinden kendi seçtiği bazı hadisler var, bakın Buhari, Müslim, Tirmizi, İbni Mace hiçbirini beğenmiyor. “Bilmiyorlar onlar, ben seçerim içlerinden hadisleri” diyor, özetle bunu diyor. Bediüzzaman’ı zaten kabul etmiyor. Kuran’da da canının istediği gibi olayları yorumluyor. Darwinistlere de müthiş bomba bir açıklama yapmış durumda. “Eğer maymunlar insan olamıyorsa, Darwinizm yoktur” diyor. Buyur cevap, işte bu kadar. Ne kadar veciz ve kısa, Hoca kökünden halletmiş. Bediüzzaman diyor ya; “Darwinizme, materyalizme karşı mücadele edecek” diye, işte bak mübarek çıkmış bitirmiş, işte tek bir cümlesiyle bombayı patlatmış, konuyu bitirmiş. Bütün üniversitelerde dünyada hâkim, Hoca uyuyor. “Hiçbir şey yok” diyor. “İttihad-ı İslam’a da gerek yok, İslam’ın, Müslümanların birleşmesine, Türk-İslam Birliği’ne” diyor. Gerek var dersen, ne diyor? “Peygamber (s.a.v.)’in yapamadığını siz mi yapacaksınız?” diyor. Adamlar da diyorlar ki; “hâşâ.” Peygamber (s.a.v.)’in kumandanları yok mu? Hz. Ömer (r.a.) onun kumandanı değil mi? İspanya’ya kadar gidenler kimdi? Peygamberimiz (s.a.v.)’in kumandanları değil miydi? Fatih Sultan Mehmet kimdi? İstanbul’u fetheden, Peygamberimiz (s.a.v.)’in kumandanı değil miydi o? Değil mi? Allah’ın adını anarak, salâvatlarla fethetmediler mi İstanbul’u? Mehdi (a.s.), zaten onun oğlu, torunu. “Evlatlarımdan” diyor bakın evlatlarımdan, evladım diyor Mehdi (a.s.) ye evladım diyor. “Evlatlarımdan Mehdi (a.s.) bütün dünyaya malik olacak. İki tanesi kâfirdi, Buhtunnasır ve Nemrut. İkisi de Müslümandı, Zülkarneyn ve Süleyman. Beşinci olarak benim oğlum, benim evlatlarımdan Mehdi (a.s.) hâkim olacak” diyor. Onun kumandanı olarak, Peygamberimiz (s.a.v.)’in ayağının tozu olarak hâkim olacak. Hâkim olan Peygamberimiz (s.a.v.)’dir değil mi? Hocaya kim akıl veriyorsa, yanlış akıl veriyor, inşaAllah. Bir yerlerden hafiften omzuna dokunma var gibi görünüyor, inşaAllah. Birinin omzuna birisi dokunmuş, onun omzuna da birisi dokunmuş gibi görünüyor. O dokunan parmakları biz böyle geriye doğru kanırtacağız, ilmi olarak, fikri olarak değil mi? Sevgiyle, saygıyla inşaAllah ve mesela kökünden hallolacak. Bülbül gibi şakıyordu orda burada, hiç çıtı çıkmıyor, anladı suçunu.
Oktar’ım ne anlatalım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Hz. Mehdi (a.s.) tüm dünyanın, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, hidayetine vesile olacağı hadislerde çok detaylı anlatılıyor, biraz önce de bahsetmiştiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bakın, alim olmak ayrıdır. Alim olursun da fakat Hz. Mehdi (a.s.) vasfı yoktur, Mehdilik ayrıdır. İnsanların en hayati konusu nedir biliyor musun dünyada, en büyük ihtiyacı? Dinsiniz, imansızın, Müslüman’ın hepsinin hidayet ihtiyacı vardır. En büyük lükstür dünyadaki, en büyük nimettir hidayet. Allah birine hidayet etti mi, oh dünyalar onundur. En büyük lükse, en büyük nimete kavuşmuş olur. Üzerinden yüz bin ton yük kalkar, acayip ferahlar. En büyük ihtiyaç derin imandır. Allah’ı tutkuyla, aşkla sevmek, deli aşık olmak ve derin bir sevgi ile sevmek ve Allah’ın imtihanının sırrını çözmek, bilmek. İmtihan sırrını bilemeyen, küt diye aşağı düşer. Allah “Hadi” ismiyle tecelli etti mi, imtihanın sırrı insanda çözülür. “Bana da anlat”, anlatmayla olmaz o. Kendin isteyeceksin. Allah sana kalbinde onu yaratacak. Mehdi (a.s.)’yi vesile eder.
Şimdi Çantacı Hoca var, Nur talebesi, Çantacı bir şey Hoca diyorlar, onun var mı video bandı bizde? Sevimli bir Hoca. Şimdi diyor ki; “Şahsa, Mehdi (a.s)’yi sorarlar”, diyor. Tabii o Bediüzzaman’a hüsn-ü zan ediyor, tabii biz bunları açıkladık. Bediüzzaman Hz. Mehdi (a.s.)’nin geleceğini, Ahir zamanda geleceğini açık açık izah ediyor, anlatıyor.
OKTAR BABUBA:Çantacı Necmi Hocaymış.
ADNAN OKTAR:Çantacı Necmi Hoca. Diyor ki; “Mehdi (a.s.)’yi, halktan soruyorlar, yani Mehdi (a.s.) nasıl olur, nasıl anlarız? diye. Şimdi ben size onu Hızır’dan anlatayım. Bir gün birisi gelmiş, Hızır (a.s.). ‘Hızır nasıl birisi, nasıl tanırız?’ demişler. Böyle karşılıklı konuşursun kardeşim, bu şekilde karşılıklı konuşacaksınız Hızır’la demiş. ‘Başka ne alamet olacak?’ demiş. Yerden irice bir kum parçası almış, taş parçası almış ‘Hızır böyle parçalar taşı, oradan anlayacaksın çıktığında’ demiş. Adam; ‘Öğrendiğim iyi oldu, öyle birini gördüğümde ben anlarım ki o hakikaten Hızır (a.s.)’dır,’ demiş, gitmiş yanından.” Yani bunu anlatıyormuş Hocamız. Aslında güzel bir anlatım inşaAllah, değil mi? Ama diyormuş yani bak “Bu şekilde karşılıklı konuşursun” diyormuş. “Başka ne alameti var?” diyormuş. Yerden de taş parçasını almış, “O taşı un gibi yapar, taşı alır böyle ufalar. Onu görürsen anla ki o Hızır (a.s.)” demiş. “Hay Allah razı olsun, anladım ben şimdi gidip arayacağım” demiş. İnşaAllah. Bayağı sevimli bir Hoca, bayağı hoş. Bediüzzaman’ı Mehdi (a.s.) bilmesi makul yani, hakikaten bize zamanında nefes aldırmıyorlardı.
Yani biz, Risale-i Nur derslerine giderdim ben, mümkün mü Mehdi (a.s.)’den konu açmak? Mümkün değil. Bir kere sordum, Kutlular Ağabey barut olmuştu o zamanlar, söylemiyorum, acayip kızmıştı Mehmet Kutlular Ağabey. Acayip gergin bir ortam oldu. Ben gazeteye gidiyordum o zaman, Yeni Asya’nın üst katına, hep bütün ağabeyler oradaydı. Mustafa Kaplanlar, Burhan Bozgeyik efendim diğer ağabeyler, hepsi tamamı, tam kadro. O zaman bölünme olmamıştı daha, yani Sungur Ağabey de o ekipteydi, herkes oradaydı. “Ağabey, İslam ahlakı dünyaya hakim olmayacak mı?” dedim. O zaman dedi ki Kutlular Ağabey; “Namlunun ucu üzerimizden kalkarsa, biz hakim olabiliriz. Namlunun ucu üzerimizdeyken, nasıl hakim olacağız? Olamayız“ dedi. Tabii kendince bir şeyler demek istedi. Herhalde iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü veya despot davranan kişileri kastetti, yani demokrasi düşmanlarını kastetmiş olabilir. “Bu varken olamayız” dedi kısaca. “Olmaz” dedi, ona benzer bir şey söyledi. Ama Mehdi (a.s.) konusunda ben ısrar edince, Bediüzzaman’ın açıklamalarını söyleyince acayip sinirlendi, yani çok gergin bir ortam oldu. Sinirlendi. Ne haddimize tabii, bir daha açamadık konuyu. Ondan sonra zaten bana karşı gerildiler. Muhtemelen her Mehdi (a.s.) konusunu açana yapılan uygulama bu, benim gördüğüm. Ondan sonra zaten bir daha adamın ne haddine. Mesela dese ki “Kutlular Ağabey acayip bağırdı, kızdı” dese, bir daha adamlar nasıl sorsun bunu? “Duydum” dese, ben de bilmiyorum Ankara’dan yeni gelmiştim. Safiyane sordum yani iyi niyetle. Ben, hani var ya burada Bediüzzaman’ın ifadeleri burada açık, sonra müthiş kızdı. Ama ben çok net delillerle sormuştum. Benim sormamdan 15 gün sonra; Namık Ağabey vardı, beni götüren öğretmen Namık ağabey, Nur talebesiydi Ortaköy’de. “Ağabey, yeniden gidelim, görüşelim ağabeylerle” dedim. “Gidelim de yalnız çok büyük bir bölünme oldu. Büyük bir olay oldu” dedi. “Ne oldu ağabey?” dedim. “Yeni Asya’da esaslı bir bölünme oldu” dedi. Hepsi gitmişler Burhan Bozgeyik, Mustafa Kaplan işte Sungur Ağabey herkes ayrılmış. Çok küçük bir ekip kalmıştı, 15 gün sonra falan, inşaAllah.
Ama tabii Yeni Asya yine Bediüzzaman’a toz kondurmadı. O yönüyle çok iyidir, taviz vermez Bediüzzaman’dan. Mesela bu şaşar Beşer gibi değil. Ama Bediüzzaman’ı Mehdi (a.s.) bilirler. Olabilir, başlangıçtan beri gelenek öyle gelmiş, öyle gidiyorlar. Tabii çok sakin bir toplum, yani heyecanı yok, coşku yok, çok sakin. Ama iyi yönleri, istikrarlı, istikrarları iyi. Çünkü taviz vermiyorlar Bediüzzaman’dan. O çok hayati bir konudur. Taviz vermiyor. Mehdi biliyorsa bilsin zaten, o Mehdiyet’i engelleyecek bir şey değildir. Sonra işte ayrılanlar, başka başka bir şey içerisinde oldular, ayrı ayrı bölümlere ayrıldılar.
“Saygı değer Adnan Hocam. Eserlerinizi ve röportajlarınızı yıllardır takip ediyorum inşaAllah çok şey öğrenmeme vesile oldunuz. Televizyonlardaki dini içerikli programlarda dikkatimi çeken çok önemli bir konuyu size danışmak istiyorum. Dini konu anlatan Hoca efendiler, genelde insanların mevcut durumlarını korumaya yönelik bir şeyler anlatıyorlar. İnsanları eleştiriyorlar ve tabir-i caizse biraz bilmiş bir üslupları oluyor, ama çözüm sunmuyorlar. Siz Hz. Mehdi (a.s.)’nin insanların imanlarına, hidayetlerine vesile olduğunu Allah’ın “Hadi” isminin onda tecelli ettiğini, hatta Darwinistin, materyalistin, ateistin, dinsizin iman etmesine vesile olduğunu anlatmıştınız. Televizyon programının da bu yönde hazırlanması gerekmez miydi sayın Hocam?” diyor. Kimya Mühendisi Ali Can isimli kardeşimiz, İstanbul’dan yazmış.
Doğru, düşmüş bir yüz, soğuk bir üslup; ne sevgiden bahsediyorlar, ne şefkatten, ne aşktan, ne muhabbetten, ne derinlikten, ne heyecandan, ne İttihad-ı İslam’dan, ne Türk-İslam Birliği’nden, ne alimlere karşı coşkulu muhabbetten, saygıdan... Anlatanlar var tabii tenzih ederim, ama anlatmayanlar da var. Hocamız onlardan rahatsız olmuş, yazmış, inşaAllah.
Oktar Hocam ne anlatayım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Hadislerde, Hz. Mehdi (a.s.)’nin manevi gücü ve onu diğer insanlardan, diğer Hocalardan, alimlerden ayıracak ilimlere sahip olacağı haber veriliyor Hocam inşaAllah. Okuyayım mı Hocam hadisi.
“O, kimsenin bilemediği gizli bir gücün sahibi olduğu için kendisine Hz. Mehdi (a.s.) denilmiştir.”
“Hz. Mehdi (a.s.), Davud (a.s.) ve Al-i Davud hükmüyle hükmedecek ve kimseden şahit ve delil istemeyecek.” Şeyh Müfid şöyle diyor: "Kâim-i Âl-i Muhammed (s.a.v.), (Hz. Mehdi (a.s.)) kıyam ettiğinde aynı Hz. Davud (a.s.) gibi, yani batın sebebiyle (batın bilgisiyle) hükmedecek, şahide gerek duymadan hükmedecek. Allah hükmü ona ilham edecek ve o da ilahi ilhama göre hükmedecek.”
ADNAN OKTAR: Tabii Cenab-ı Allah, Allah’ın özel yardımı olduğu için zaten ismi Hz. Mehdi (a.s.) oluyor. Ahkamda masum oluyor, “hata yaptığı yerde düzelten bir Meleği vardır” diyor. Herhangi bir insan değildir Mehdi (a.s.) tabii ki. Allah’ın İslam ahlakını dünyaya hakim etmek için özel olarak yarattığı bir insandır.
Yalnız benim anlayamadığım, yani mesela kardeşlerimiz var, ben mesela internette bazen bakıyorum, ne kadar rahatlar yani, ne kadar? İnsanda Allah korkusu çok güçlü olması lazım. Mesela; “ben uyudum rüya gördüm, falancanın Hz. Mehdi (a.s.) olduğunu bana rüyamda söylediler, net kanaatim geldi, falanca kişi de Hz. Mehdi (a.s.)’dir” diyor. Yani diyorsun, “günahsız o, yani Cennete gidecek” diyor. Ne demek istiyorsun? Sen vahiy mi aldın? Evet, vahiy aldım” diyor. Yani sen Peygambersin o zaman diyorsun, o zaman kabul etmiş oluyor, Peygamber olmuş oluyor kendine göre, (haşa). Bu ne cesaret kardeşim? Sen rüya ile nasıl hüküm verirsin? Nasıl Mehdilik ilan edersin, değil mi? Nedir delilin? Benim delilim bu, diyor. Böyle bir şey olmaz, doğrudan küfre düşerler. Ama ilgili şahıs Mehdi (a.s.)’yim diyebilir. O tarikat ehlinde olur. Mesela cezbe halindedir, sülükünde yükseliyordur, manevi sarhoşluk içindedir, ne dediğini bilmez. Hatta bazen küfür sözler de eder. Yani dinsizlik ifade eden, açık aleni sözler edebilir. Kendisinin Mehdi (a.s.) olduğunu iddia edebilir, anlaşıldı mı? O sülükünü tamamladıktan sonra aklı gelir, kendine gelir o sonra ve düzeltir, cezbe halindeyken olur. Ama ona uyanların onu söylemesi çok anormal bir hareket olur. Bir de çocuk gibi mesela, eskiden beri böyle insanların ruhunda olabiliyor. Mesela bak Cübbeli’de onu görüyoruz. Mesela tahtından falan, yani ruhunda çocukluğundan beri öyle bir özlem olduğu anlaşılıyor. Padişah tahtı gibi yapmış ama böyle portakal sandığı gibi bir şey yapıştırmış, çok uydurma, iki tahta çaktırmış, onun üzerine Osmanlı arması koymuş, kendince bir tarz yapmaya kalkmış, çok garip bir şey olmuş. Böyle Michael Jackson programlarındaki gibi böyle alevler fışkırıyor çıkarken. Beyonce’nin programlarında falan oluyor ya, böyle ateşler, alevler, konfetiler yağıyor falan. O şekilde alkışlar arasında geliyor, ta uzak bir yerden geliyor. Demek ki çocukluğundan beri içinde bir uhdeydi o, heyecandı, onu rahatlatıyor. Normalde komik yaptığı ama farkına varmıyor, çocuk gibi yani, hoşuna gidiyor. Detayları da o söylemiştir; böyle alevler fışkırsın, beni alkışlayın, konfetiler serpin, o şekilde oraya gideyim. Ağır ağır yürüyordu zaten inşaAllah.
Yalnız Milli Gazete sevecendir, güzel huyludur, hoştur. Ama eskiden Erbakan Hocamız’ı çok överdi, çok sevgi dolu yazılar çıkardı, şimdi pek ses çıkmıyor. Ne oldu Milli Gazeteye? Yani ur mu çıktı, bir rahatsızlık mı var tam anlayamadım, değil mi? Bu beni rahatsız etti. Yıllarca göklere çıkarttınız benim canım Hocamı değil mi? Sevgiyle yücelttiğiniz canım Hocama, birdenbire bu tavır değişikliği ne? Sür manşetten verirdiniz Hocamı, değil mi? Hep ondan bahsederdiniz ve biz de sevgiyle onun güzel sözlerini dinlerdik. Ne güzel şeyler anlatır, ne güzel şeyler söylerdi, ne oldu birden bire, değil mi? Aydın Doğan bir üfürdü, ortalık bambaşka bir şekile girdi. Ama Milli Gazete’ye bu üfürüğün etki ettiğine ben inanmıyorum. Herhalde bir şey var. Biz eski güzel günlerine dönsün istiyoruz Milli Gazete’yi. Hocamızı bize böyle coşkuyla anlatsınlar. Şanlı tarihini anlatsınlar, başarılarını anlatsınlar, güzel sohbetlerini anlatsınlar, onun nurlu yüzünü görelim biz. Bütün ömrünü Allah’a vakfetti mübarek Hocamız, o bizim canımız ciğerimiz, değil mi? Milli Gazete’yi tenzih ederim de, birileri bize unutturmaya çalışıyorsa, çok yanlış yere geldiler. Bilakis gönlümüzde güneş gibi parladı, coşkuyla seviyoruz. Kılına, tüyüne zarar getiremezler, onu da söyleyeyim. Onun sevdiklerine karşı da oyun hazırlarlarsa, onların hukukla kollarını kırarız ta dibinden. Hukukla, kanunla, değil mi? En sevdiğimiz değerli ağabeylerimizi böyle çete elemanı gibi göstermeye çalışmaları, alıştılar tabii çete göstermeye milleti. Her sevmediklerine çete, her sevmediklerine çete. Sizin sevmediklerinizi biz seviyoruz, bizim sevmediğimizi de siz seviyorsunuz, anlaştık zaten bir sorun yok. Ama önünüze geleni çete ilan etmekten vazgeçeceksiniz. Çok ayıp, çok ayıp terbiyenizi takınacaksınız, efendi olacaksınız, inşaAllah.
Ne diyor bak Üstadımız? Tasdik-i Gaybi sayfa 138. “Ta Ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde, Risale-i Nur Külliyatı’nın asıl sahipleri, yani Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirtleri (talebeleri), Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir (Ahir zamanda), o daireyi genişletir.” Mevcut daireyi, Risale-i Nur dairesini genişletir. “Ve o tohumlar sümbüllenir.” Kapalı olan, daha açmamış olan Risale-i Nur dairesindeki insanların faaliyetleri, birden tohum olmaktan çıkar, sümbüle dönüşür diyor, Mehdi (a.s.)’nin gelişi ile. “Bizler de,” Mehdi (a.s.) geldiğinde neredeymiş Bediüzzaman? Kabrimizde olacağız diyor. “Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz.” Bakın bu çok acayip bir şey. Bediüzzaman yalan söylemez, kabrimde ben seyredeceğim diyor, maşaAllah. Allah’ın ona bir lütfu, velidir Hz. Bediüzzaman, inşaAllah. Bazı küt kafalar tabii böyle şeyleri anlamaz. Onlar böyle odun gibidir, materyalist kafası odun kafalı. Hocalarımıza karşı bizim aşkla sevgi duymamızı, Bediüzzaman’ın o derinliğini, manevi derinliğini adam kavramaktan aciz, teknik bakıyor olaya. Yani çok yüzeysel bakıyor. Ne dediyse çıkmış, Bediüzzaman ne dediyse. Yüzlerce sözü var, yüzlerce sözünün hepsi doğru çıkmıştır. Bir tek diyor ki, geçen gün anlattım bu yanlış anlaşılmış olabilir, açıklamak istiyorum. “Dabbet-ül Arz’ı, diğer meseleler gibi kati bir kanaatle bilmemekle beraber,” diyor. Bakın hiçbir yerde bunu söylememiş, bir tek bunda diyor. “Diğer konular gibi kati bir kanaatle olarak bilmemekle beraber” kati kanaatle bildikleri konuların hepsi kati kanaattir. Bizim de kati kanaatimiz. Ben mesela geceli gündüzlü 30 yıldan beri araştırıyorum. Yüzde yüz kanaatim geldi Bediüzzaman’ın doğru söylediğine, hepsi doğru. Ama bak; “bu konuda kati kanaatim yok” diyor. AIDS virüsüne dikkat çekmiş. Bu da bir harikadır, ki ben “Dabbet-ül Arz” diye kitap yazdım, AIDS virüsünün Dabbet-ül Arz’a baktığına dair. Ama Kuran’da bahsedilen Dabbet-ül Arz’ın bilgisayar olduğunu gördüm ve Allah’ın mahlukudur bilgisayarlar, Allah yaratmıştır. Konuşan mahluklardır, her şeyi Allah yaratır. Bakın Bediüzzaman şerh ediyor; “Diğerleri gibi kati bir kanaatle bilememekle beraber” diyor. Onu ayırmış. Ben de diyorum ki o konuda haklı Bediüzzaman, bilgisayardır, internettir. İnşaAllah. Çünkü kati kanaati olsaydı o böyle demezdi. Bu ne demektir kati kanaati olmaması? Bu değişecek demektir, bu görüş değişecek. Çünkü öyle olsa kati kanaatim derdi.
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz, sadece kanaatiniz olarak da söylemiyorsunuz, delillendirerek de söylüyorsunuz Hocam hadisler doğrultusunda. Tam mutabık hakikaten dediğiniz gibi.
ADNAN OKTAR: Hem ne delil, hem ne delil. Mesela diyor ki; “herkesin evine girer.” Delil. Tüylüdür, çok fazla kabloları var, her yerde kablo. Mesela bilgisayar kablolarına uzaktan baksak biz, internet kablolarına, bir hayvanın postunu kat kat geçer. Her yeri tüy olarak görünür uzaktan bakıldığında, değil mi? Milyonlarca kablodan oluşuyor ve milyonlarca tüyden oluşmuş oluyor, uzaktan bakıldığında tüy. Çünkü Kuran’ın da üslubudur bu. Uzaktan bakmak ayrıdır, yakından bakmak ayrıdır. “Kulağı vardır, duyuyor.” diyor. Bu da duyuyor. “İnsanlara Allah’ı anlatır” diyor. Bütün bilgisayarlar anlatıyor. “Kafirleri kızdırır” diyor, doğru. “Müslümanları sevindirir” diyor, o da doğru. “Her renk vardır” diyor üzerinde, o da doğru, her renk var. “Çarşılarda gezer, yerin altına girer” diyor. “Çok uzun kuyruğu vardır” diyor. Yani “yüzbinlerce kilometre kuyruğu vardır” diyor, yüzbinlerce kilometre. Bakıyoruz, denizin altından dev kablolar, yüzbinlerce kilometre, dünyanın her yerine kuyruğu var. “Yer altındadır kuyruğu” diyor, değil mi? “Her yerdedir kuyruğu” diyor, yerin altında. Bakıyoruz, tam mutabık. “Gökte de sesi duyulur ve konuştuğunda birkaç saniyenin içinde dünyanın her yerinde duyulur” diyor. Bilgisayar birkaç saniye içinde dünyanın her yerine ulaşıyor, değil mi? Tam mutabık.
Cübbeli ne diyor? “Yok” diyor. “Yüzbinlerce kilometre kuyruğu olacak, binlerce kilometre eninde olacak. Başı da bulutlarda olacak. Elinde mühürle gezecek çarşılarda” diyor. Mesela, “Kapalıçarşı’ya girecek,” öyle bir mahluk Kapalıçarşı’ya girse ne olur? İstanbul’a gelse bir kere ne olur? İstanbul diye bir şehir kalmaz, değil mi? Bir de beslenmesi var bu hayvanın, yiyecek içeceği falan. “Ve insanlarda hayat devam edecek” diyor Cübbeli. Yani normal çarşılarda hayat devam ediyor. Hem de o da geziyor bir yandan elinde mühürle. Cübbeli’yi de alacak alnından, o asasıyla, tahtıyla beraber, alıp alnından mühürleyecek. Cübbeli’nin ne tahtı kalır, ne taraması kalır, darmakeşan olur öyle bir şey olursa. Bediüzzaman diyor ki; “avamı müslümine zarar verirler, hadislerin zahirine bakıp bu teşbihi çözemedikleri için zahir olarak açıklarlar. Ve halka Müslümanlara zarar verirler bir kısım zahir ulema” diyor. Ve Cübbeli’ye bakan bir açıklama bu aynı zamanda ve Osman Hoca’ya bakan bir açıklama, Osman Ünlü.
Bitmiş program. Ne yaparız biz de Harunyahya.Tv’den devam ederiz, inşaAllah.
SUNUCU 1:Bizi yarın 22.00’den itibaren Harunyahya.Tv internet sitemizden, Mavi Karadeniz Radyodan, Kanal S, Samsun Aks ve Tv Kayseri ekranlarından takip edebilirsiniz. Yayınımıza Harunyahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...