SUNUCU 1:Yayınımıza HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Hocam, sözü size bırakıyorum inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Abdullah Nuhoğlu kardeşimiz, Risale-i Nur okuyormuş, maşaAllah. Yani her türlü kitap okunur tabii. İmam Rabbani’nin Mektubat’ını da okursun, İmam Gazali’nin İhya’sını da okursun, Kimya-yı Saadet’ini, Hüseyin Hilmi Işık. Çok değerli eserlerdir hepsi.
“Çok özür dilerim, bir şey sormak istiyorum. Sayın Adnan Hocamız, "İsrailliler çok temiz insanlar, onlar bizim kardeşimiz" diyor. Kuran-ı Kerim’de lanetlenmiş bir topluluğa bu şekilde nasıl hitap ediyor? Benim Adnan Oktar Bey’e kalpten muhabbetimi çevremdeki insanlar bildiği için bu soruyu bana soruyorlar, bir türlü cevap veremiyorum. Zihnim karıştı, Müslümanların da zihni karıştı. Cevap verecek kimse yok mu? Adnan Bey bir video yayınlasın, Kuran-ı Kerim’e nasıl böyle muhalif şeyler söyleniyor?”
Şimdi biz Yahudilerin yanına gittik. Yahudi gençler var. “Selamun aleyküm” “Aleyküm selam” -selam da vermeyeceğiz o şeyde, selam vermeyeceğiz- “Siz lanetlenmiş kavimsiniz, lanetli adamsınız” diyeceğiz. “Ayette ‘onları dostlar edinmeyin’ diyor” diyeceğiz. “Ben de sizi dost edinmiyorum. Adam yerine de koymuyorum” diyeceğim. “Bağlantı da kurmam, konuşmam da” diyeceğim. Ama İslam’ı tebliğ etmek istiyorum, dini yaymak istiyorum. Bu nasıl oluyor? Adamların Müslüman olmasını istemiyor musun sen? İman etmesini istiyorsun, lanetlenmiş dersen adam nasıl düzelsin? Sen kökten kesmiş atmışsın, Kuran’ı da yanlış anlıyorsun belli. Lanetlenmişse adamın kurtuluşu var mı? Kardeşim lanetlenmiş bir adam, Allah lanetlediyse bir insanı, ona tebliğe gerek var mı? Bitmiş adam zaten, ölmüş o, yok olmuş. Cehenneme gidecektir demektir, değil mi? Yani bunun yanlış anlaşıldığını bir insan nasıl bilmez? Allah’ın lanetlediği belirli bir kesimdir. Belirli insanlardır, belirli suçu işleyenlerdir. Yoksa Allah onlardan Ehl-i Kitap diye bahsediyor Kuran’da, niye lanetlesin? Değil mi? Belirli bir zamanda, belirli yerlerde, belirli kişiler kastediliyor. “Her çocuk Müslüman fıtratı üzerine doğar” diyor Allah. Musevi anne-babadan doğmuş, 5 yaşında çocuk “Ey lanetlenmiş mahluk” mu diyeceğiz çocuğa? Bu nerden çıkıyor böyle? Nasıl tebliğ yapacaksın ona o zaman? Yanlış biliyorsunuz. “Yahudileri ve Hıristiyanları kendimize yönetici kılmayacağız.” Ayetin kastettiği budur. Yani benim elimde imkan var mesela; Yahudi, Müslüman ve Hıristiyan var. Seçim yapacağız. Ben tabii ki topluluk olarak başımda Müslüman bir idareci isterim. Çünkü Yahudi zaten yapamaz, bunalır adam. İnançlarına ters düşecektir. Zaten idarecilik yapamaz, nasıl Müslüman’ı idare etsin Yahudi? Kendi inancını uygulayacak, her inancı ters gelecek Müslümanlara. Zaten devam edemez, fıtrata aykırı. Cenab-ı Allah onun için; “onları veli edinmeyin, idareci edinmeyin” diyor.
Peki, niye gidip evleniyorsun o zaman? Madem bu inançtasın, Ehl-i Kitap’la niye evleniyorsun? Hıristiyan kadın alınabiliyor mu? Alınabiliyor. Musevi kadın da alınabiliyor. Siz Ehli Kitap’la evlenmenin hak olduğunu biliyorsunuz. Kadın geldi, “ey lanetlenmiş, lanet” diyecek adam evlendiğinde. “Ey lanetlenmiş, ben seni dost edinmiyorum” diyecek kadına. Bu olur mu şimdi? Evlenmek ne demek? Arkadaş oluyor, dost oluyor onunla, kardeş oluyor. Eşi, çocuklarının annesi oluyor, daha söylemeye gerek var mı bunu? Çocuklarının annesine bir insan nasıl davranır? Eşine nasıl davranır? Normal eşine nasıl davranıyorsa ona da aynı şekilde davranmakla mükelleftir. Bu, kin ruhundan kaynaklanıyor. Adam illaki Kuran’ı öyle yorumlayacak, içi kin dolu olduğu için. Bir kısmı cahilliğinden yapıyor tabii. Böyle şey olmaz. Tabii ki temiz insanlar, temiz deriz. Allah “müşrikler ancak bir pisliktirler” diyor. Şirk koşuyorsa pistir, manen pistir. Yoksa adam yıkanabilir de, o teknik şeyi. Manen pislik kastediliyor, Kuran’da. Dolayısıyla biz onları yönetici kılmayız. Onlar da zaten yönetici olmazlar. Tabii ki Müslüman’ı yönetici kılacağız biz. Ama bu anlamda değildir yani lanetlenmiş deyince tamamı lanetlenmiş anlamında değil. Ahlaksızlık yapan, ateistlik yapan, insanlara zulüm yapan, pislik yapan tipler kastediliyor Kuran’da. Bunlar ayırt edilmiştir. Açsın baksın Kuran’a, okusunlar, değil mi? Tek bir ayet ile hüküm verilmez. Diğer ayetler açıklıyor, şerh ediyor. Yahudilerle ilgili yüzlerce ayet var, Musevilerle ilgili. Niye tek bir ayet ile hüküm veriyorsun, öbür ayetler ne olacak? “Onlar olmaz” diyor. Olmaz öyle şey. Hepsini bütün değerlendireceksin. Ayet ayeti tefsir eder Kuran’da, ayet ayeti şerh eder. Diğer ayetlerle şerh edip ona göre anlayacaksın, İnşaAllah. Abdullah Nuhoğlu kardeşimiz, bilmiyorum anlatabildim mi?
OKTAR BABUNA:Siz daha iyi bilirsiniz İnşaAllah, daha önce de anlatmıştınız Hocam, hadislerde ve Peygamber (s.a.v.) hayatımızın uygulamasında da Ehl-i Kitap’ın önemi anlatılıyor inşaAllah, hadislerde de Ehl-i Kitap’a karşı olması gereken tavır anlatılıyor, siz daha önce anlatmıştınız Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Müslümanların yed-i emanında oluyor, öyle şey olur mu? Allah “size onların yemekleri helal” diyor. Gidip yemeğini yiyorsun, evinde oturuyorsun, cenazesine gidiyorsun, düğününe gidiyorsun; “ey lanetlenmiş” diye mi gideceksin yanına gittiğinde? Olur mu öyle şey? Kim pislik yapıyorsa o kastediliyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Peygamberimiz (s.a.v.)’in Medine sözleşmesini okuyayım mı Hocam? Yahudi ve Hıristiyanlarla ilgili.
ADNAN OKTAR:Oku evet.
OKTAR BABUNA:Medine sözleşmesinde Peygamberimiz (s.a.v.), 17. maddesinde; “Yahudilerden bize tabi olanlara yardım edilip, iyi davranılacaktır. Onlar hiçbir haksızlığa uğramayacak, düşmanlarına yardım edilmeyecektir” diyor. 25. madde; “Beni Avf Yahudileri müminlerle birlikte tek bir ümmettirler. Onlar kendi dinlerine, Müslümanlar da kendi dinlerine göre yaşayacaklardır.” 36. maddede “Yahudiler ile Müslümanlar arasında yardımlaşma, nasihat ve iyilik olacaktır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Adamlar neye göre diyor? Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünneti ortada, açık. Kuran hükmü de ortada. Bir daha oku da kafaları biraz açılsın. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Yahudilerden bize tabi olanlara yardım edilip, iyi davranılacaktır. Onlar hiçbir haksızlığa uğramayacak, düşmanlarına yardım edilmeyecektir” diyor. 25. madde; “Ben-i Avf Yahudileri müminlerle birlikte tek bir ümmettirler. Onlar kendi dinlerine, Müslümanlar da kendi dinlerine göre yaşayacaklardır.” 36. Maddede de Peygamberimiz (s.a.v.); “Müslümanlar ile Yahudiler arasında yardımlaşma, nasihat ve iyilik olacaktır” diye buyuruyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Unutkandır insanlar, unutkan olur. Bazen de kolay hıfz edemezler. Peygamberimiz (s.a.v.) bir şeyin anlaşılması için bazen üç kere tekrar edermiş. Sen onun için güzelce böyle şerh ederek bir daha tekrar et.
OKTAR BABUNA: Peygamberimiz (s.a.v.)’in hazırladığı Medine antlaşmasının 17. maddesi; “Yahudilerden bize tabi olanlara yardım edilip, iyi davranılacaktır.” Yani Yahudilere iyi davranılacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Onlar hiçbir haksızlığa uğramayacak,” hiçbir şekilde haksızlık yapılmayacak. “Onların düşmanlarına yardım edilmeyecektir,” diye buyuruyor. 25. maddede, ““Ben-i Avf Yahudileri müminlerle birlikte tek bir ümmettirler.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.), müminlerle Yahudilerin tek bir ümmet olduklarını söylüyor, birlikte olduklarını, inşaAllah. “Onlar kendi dinlerine, Müslümanlar da kendi dinlerine göre yaşayacaklardır.” Yani “Müslümanlar kendi dinlerine göre, İslam’a göre yaşayacaklar, Museviler de Musevilik inancına göre yaşayacaklardır” diye buyuruyor. 36. maddede de Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Müslümanlar ile Yahudiler arasında yardımlaşma, nasihat ve iyilik olacaktır.” Müslümanların ve Musevilerin bakış açısını çok net bir şekilde açıklıyor burada da, “yardımlaşma olacak” diyor.
ADNAN OKTAR:Bak burada şefkat yok mu; sevgi ve şefkatle, arkadaşça bir yaşantı var. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetine tabi iseler eğer, ben tabiyim, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözünü dinliyorlarsa işte uygulaması ortada, filli uygulaması.
“Önemli. Selam. Arkadaşlar, Hocamızın aynen söylediklerini Nurcu kardeşlerimize sordum. Cevap çok kısa oldu. Benle de bir daha muhatap olmadılar.” İşte o kadar. En çekindikleri konu bu, Mehdi (a.s.). Gönlün rahatsa, hakikaten Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.) olduğuna inanıyorsan göğsünü gere gere delillerinle anlatırsın. Niye panik oluyorsun? Mesela bir kısmı küfretse bile devam ediyor arkadaşlığa. Ama “Bediüzzaman mı Mehdi (a.s.), yoksa Mehdi (a.s.) ileride mi gelecek” denildiğinde şafak atıyor. Bir kısmında tabii, hepsini tenzih ederim. “Benimle de bir daha muhatap olmadılar. O kadar delil, söz gösterdim, bana sadece şunu yazdılar; "Bahsederiz kardeşim İnşaAllah, yalnız şu var ki, Mehdi (a.s.) meselesi çok yerde geçiyor biz istiyoruz kısa ve öz olsun. Bu zat Bediüzaman’dır ama açıkça belli etmek yerine irşadın ve mesleğin gereği olarak akla kapı açılıyor."” “Bunu söylediler, çileden çıktım” diyor. Niye çileden çıkıyorsun canım? “Kendimi zor tuttum” diyor. Olmaz, sakin sakin anlatacaksın. “Sanki hepsi ağız birliği yapmışlar. Nedir bu? Selamlar, saygılar, hürmet” diyor. Aleyküm selam ve rahmetullahi. Mehmet Uğur.
Şimdi bakın, bunun çözümü nedir biliyor musunuz? Herkes Bediüzzaman’ın sözlerini duyarsa onlar zaten çok mahcup duruma düşerler. Yani açıkça doğruyu söylemeyen insan konumuna gelirler. Halkın insanların duymamasından istifadeyle onu devam ettiriyorlar. Halkın bilmemesinden istifade. Çünkü Osmanlıca, bir de ağır bir dil var ya Risale-i Nur’da, biraz dili ağırdır. Nasıl olsa insanlar bilemeyecekler diye, okusa da anlamaz diye düşünüyorlar, dolayısıyla sessizce bu sistemi devam ettiriyorlar. Ama kardeşlerimiz çıkar da halkı bu konuda, herkesi aydınlatırlarsa mesela yüz kişinin içerisinde adam yaşıyorsa, herkesi aydınlatırsa o iki kişi doğru söylemeyen insan konumunda olur ve dayanamazlar. Mutlaka doğruyu itiraf etmek durumunda kalacaklar. Gerçeği kabul etmek durumunda kalacaklardır. Avantajları insanların bilgisi olmamasıdır. Bilgisi olmadığı için avantajlılar. Bilgilendirdi mi o avantajlarını kaybederler.
Şimdi bak, ne yapsınlar? Bak, ben yöntem gösteriyorum. Bundan sonra nasıl bir yöntem yapacaklarını, nasıl bir uygulama yapacaklarını kardeşlerime gösteriyorum. Buradan, kardeşlerimiz bu yöntem ile çok güzel ilerleyebilirler, inşaAllah. Bakın ne diyor? Bediüzzaman Mehdi (a.s.) için, “onun üç görevi olacak” diyor. “Birincisi: fen ve felsefenin tasallutiyle (etkisiyle) ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu, (materyalizm, Darwinizm ve ateizm hastalığı) beşer içine intişar etmesiyle (insanlar arasında yayılmasıyla), her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun fikrini (materyalizm, Darwinizm ve ateizm gibi Allah'ı inkar eden dinsiz akımları) tam susturacak tarzda imanı kurtarmaktır. Ehl-i imanı dalâletten muhafaza etmek (iman edenleri sapkınlıktan korumak).” “Bu yapıldı” demiyor Bediüzzaman. “Bu yapılacak” diyor. Yani “ben bunu yaptım, bitirdim” demiyor. “Bu ileride yapılacak” diyor. Çünkü “taun bu, dünyayı sarmış” diyor. “Hatta Mehdi (a.s.) de tek başına bunu yapamaz” diyor. “Hz. İsa (a.s.)’nın da yardım etmesi gerekiyor ona” diyor. “Tam anlamı ile olması için, dünya çapında tam olması için Hıristiyanlar ile ittifak edecektir” diyor Mehdi (a.s.). Ondan sonra dünyadan tamamen yok edecektir. Yani kendi zamanında devam ettiğini söylüyor Bediüzzaman. Mesela bunu sorabilirler, sakin sakin.
Mesela, “ikinci vazifesi” diyor, Hz. Mehdi (a.s.)’nin; “Hilafet-i Muhammediye ( a.s.m) unvanı ile (Peygamberimiz (sav)'in halifesi ünvanı ile) .” Bediüzzaman halife değildi. Unvanı da yoktu, öyle bir şey yoktu. “Bu nedir?” diye sorabilirler. Halife olması lazım unvanının. “Şear-ı İslamiyeyi (İslam ahlakının esaslarını) ihya etmektir (yeniden canlandırmaktır). Alem-i İslam’ın vahdetini (İslam aleminin birliğini) nokta-i istinad edip (dayanak noktası yapıp),” bir kere Alem-i İslam’ın vahdeti, birleşmesi olmadı. Yani onu nokta-i istinad edecek bir durum olmadı Bediüzzaman’ın zamanında. Bakın kaç tane eksiklik var. Bir, halife unvanı yok Bediüzzaman’ın. İkincisi “Alem-i İslam’ın vahdeti,” “İslam Alemi birleşecek” diyor. O olmadı. “Bu vazifenin, nokta-i istinadı (dayanak noktası) ve hadimleri (hizmetkarları), milyonlarla efradı (fertleri) buluna ordular lazımdır.” “Mehdi (a.s.) de başkumandandır” diyor Bediüzzaman. Ordunun başına geçecek. Şimdi ordunun başına şahs-ı manevi geçti mi, ordu olmaz. Genelkurmaylığın başında Genel Kurmay Başkanı var, değil mi? Şahs-ı manevi yok. Başsız ordu olur mu? Bunlar “başsız ordu olur” diyorlar. Bak, “o zatın üçüncü vazifesi,” “üçüncü vazifem” demiyor. “Onun vazifesi” diyor, üçüncü vazifesi. “O zat” şahs-ı manevi değil, “o zat bütün ehl-i imanın (iman edenlerin) manevi yardımlarıyla” yani İslam aleminin ekseriyetinin manevi yardımları ile “ve İttihad-ı islam’ın muavenetiyle (İslam birliğinin yardımlaşmasıyla)” daha İttihad-ı İslam demeyi ben yeni öğretiyorum. Daha yeni yeni Nur talebelerinin sitelerinde İttihad-ı İslam sözü çıkmaya başladı. Geçende de Yeni Asya’nın sitesinde çıktı İttihad-ı İslam. O konu bile gündeme gelmiyordu. Ağızlarına bile almıyorlardı. Bediüzzaman değil ağza almak, konuşmak; İttihad-ı İslam’ın oluşacağını söylüyor. “İttihad-ı İslam oluşacak” diyor. Kime yardım ediyor? “Mehdi (a.s.)’e yardım edecek” diyor İttihad-ı İslam. İslam Birliği oluyor önce, yardımlaşma üzerine. “Bütün ulema ve evliyanın (alimlerin ve velilerin) “ yani dünyada ne kadar Müslüman ulema ve evliya varsa, şeyh efendiler varsa “evliyanın ve bilhassa Al-i Beyt'in neslinden (Peygamberimiz (sav)'in soyundan) her asırda kuvvetli ve kesretli (çok sayıda) bulunan milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla (Peygamber soyundan gelen fedakar kimselerin katılımlarıyla).” “Milyonlarca seyyid Mehdi (a.s.)’yi destekleyecekler” diyor. “Dünya çapında çok büyük bir hareket olacak” diyor. Oldu mu Bediüzzaman’ın zamanında?
OKTAR BABUNA:Olmadı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Mehdi (a.s.)’yi destekleyecekler” diyor. Bu iltihakın, bu evliyanın desteklediği kişi kim? Yani şimdi diyorsun ki sen; “bütün ulema destekleyecek.” Neyi destekleyecek? “Şahs-ı maneviyi.” Şahs-ı manevi nerede? “Her yerde.” Oldu mu şimdi bu?
OKTAR BABUNA: Olmaz Hocam, çok mantıksız.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Desteklemesi için birinin olması lazım. “İltihakları ile o vazife-i uzmayı (büyük görevi) yapmaya çalışır.” “O zat” diyor. O zatın etrafında yani İttihad-ı İslam ‘o zat’ı destekliyor. Seyyidler ‘o zat’ı destekliyor, milyonlarca seyyid. Bediüzzaman’ın zamanında olmadı bunlar. Bunu imkansız görüyorlar, İslam ahlakının hakimiyetini. Sorun buradan kaynaklanıyor. İman zafiyeti. Bediüzzaman da diyor; “imanı zayıf olanların bir kısmı inkara kadar gitmiştir” diyor. Hz. İsa (a.s.)’nın inişi, Mehdi (a.s.) konusu, “imanı zayıf olanlar inkar ediyor” diyor Bediüzzaman. Diyor ki; “gerçi her asırda hidayet edici, bir nevi mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş” Yani her zaman gelir müceddidler, şahs-ı manevi olarak gelmemişler. Hep mehdiler ve müceddidler şahıs olarak gelmiştirler, şahıs. “Fakat her biri üç vazifelerden” yani diyanet, siyaset veya saltanat, “her biri üç vazifelerden birisini yapmıştır” diyor Bediüzzaman. “Ya diyanet yönünde yapmıştır” diyor, “ya saltanat yahut siyaset yönünde.” “Üçünü birden yapan yok” diyor. Hatta örnekler de veriyor. Mesela “Mehdi Abbasi siyaset” diyor,”İmam Rabbani, Abdulkadir Geylani diyanet yönündedir” diyor. “Her biri üç vazifeden birisini” ve “bir cihette.” Mesela Bediüzzaman da geliyor, mesela imani konuda, dini konuda eğitim veriyor ama iman hakikatleri anlatıyor fakat bir cihette yapmış oluyor. Çünkü Darwinizm, materyalizm çökmedi Bediüzzaman zamanında, küfür kalkmadı. Bir cihette yapmış oldu. Kısmen ve sadece diyanet yönünde yaptı. Ne siyaset ne saltanat, bunları da yapmadı. Diyanet yönünde de kısmen yapıyor. “Bütün alimler böyle olmuştur şu ana kadar, kısmen yapmışlardır” diyor. “bir cihette yapması itibariyle, Ahir zamanın Büyük Mehdi (a.s.) ünvanını alamamışlardır,” “hiçbiri olmamıştır” diyor. Şimdi bizim Nurcu kardeşlerimiz bakıyorlar, “bu kadar müceddid, müctehid, mehdi gelmiş; hiçbiri yapamamış. Bu gelecek kişi niye yapsın ki?” diyorlar. O zaman bir formül üretelim” diyorlar, kendi kafalarına göre. Yalnız hadisi de kabul etmiyor, Bediüzzaman’ın açıklamalarını da kabul etmiyor. “Bediüzzaman yapar” diyor, o; “yok yapamaz, Bediüzzaman yanlış düşünüyor” diyor. “O zaman şöyle bir formül bulalım” diyorlar. “Ahir zamanda Bediüzzaman’ı yine Mehdi yapalım” diyorlar, “her halükarda. Ama ileride madem bir Mehdi ihtiyacı var” diyorlar, “Bediüzzaman da dediğine göre, o zaman bir siyaset Mehdi’si yapalım, gelsin. Bir saltanat Mehdi’si, bir de diyanet Mehdi’si olsun.”
Şimdi çocuklar soruyor Hocalarına, Nur talebeleri. Filmi var, göstereceğim onu. Bilmiyorum belki filmi vardır. “Nasıl olacak bunlar?” diyor. “Diyanet Mehdi’si de, saltanat Mehdi’si de hepsi aynı zamanda gelecekler” diyor. “Aynı yerde mi olacaklar?” diyor. “Olabilir, aynı yerde de olabilir, ayrı da olabilir” diyor. Tam çıkaramıyor. Ama birbirlerini bulacaklarmış, bir masa etrafında sonunda toplanacaklarmış. “Sen diyanet Mehdi’sisin” diyecek, “sen saltanat Mehdi’sisin, ben de siyaset Mehdi’siyim. Üçümüzün birleşmesinden büyük Mehdi (a.s.) oldu” diyeceklermiş. “Hadi hayırlı uğurlu olsun” diyeceklermiş. Böylece büyük Mehdi (a.s.) de oluşacakmış. Bediüzzaman ne diyor; “ayrı olursa büyük Mehdi (a.s.) unvanını alamaz, böyle bir şey olmaz” diyor. Hepsi bir şahısta olursa, büyük Mehdi (a.s.) olur” diyor. Onlar da diyor ki; “aklın ihtiyarı durur, böyle bir şey olmaz” diyor. Bediüzzaman da “olur” diyor. Onlar “olmaz” diyorlar. Ama Bediüzzaman “olur” diyor. “Allah vaadetmiş, Peygamber (s.a.v.) de vaat etmiş, olacak” diyor, inşaAllah. “Hem bu üç vazife birden bir şahısta olması, benim zamanımda mümkün değil” diyor Bediüzzaman. Üç vazife yani, hem diyanet, hem saltanat, hem de siyaset bir şahısta olması mümkün değil“ diyor. Bak, “hem bu üç vazife birden bir şahısta veyahut cemaatte, Nur talebelerinde, ben dahil, benimle beraber, Nur talebelerinde bu üç görevin birlikte olması mümkün değil” diyor. Bak, “bu zamanda bulunması,” “bu zaman,” kendi zamanında bulunması, “mükemmel olması” ki Mehdi (a.s.) devrinde mükemmel olacaktır, “mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi” yani birbirini etkisiz hale getirmemesi, “pek uzak adeta kabil görünmüyor” diyor Bediüzzaman. “Mümkün değil benim zamanımda” diyor. “Mehdi (a.s.)’nin çıkması imkansız” diyor. “Ta Ahir zamanda,” bak kendisinden sonra, “Ahir zamanda Al-i Beyt-i Nebevi'nin (Peygamberimiz (s.a.v.)'in soyunun) cemaat-i nuraniyesini,” Peygamberimiz (s.a.v.)’in mübarek soyunun cemaat-i nuraniyesini, “temsil eden” temsilci olan, ne demek temsil eden? Bir kişiyi temsil eden, değil mi? “Temsil eden,” zaten çok net açıklıyor bak, “temsil eden Hz. Mehdi (a.s.)’de ve cemaatindeki,” cemaati de var, “cemaatindeki şahs-ı manevi de ancak içtima edebilir.” Üç görevi birden, ancak Mehdi (a.s.) birleştirecek” diyor. Üçünü birden. Bunun anlaşılmayacak bir yönü yok, çok açık.
Bediüzzaman’a güvenemiyorsan, dersin ki; “ben Nur talebesi değilim arkadaş” dersin. “Bediüzzaman’ı da kabul etmiyorum, alim olarak da görmüyorum, o kendi indi mütalasını söylemiştir.” “Peygamber (s.a.v.) söyledi” dersen, “onu da kabul etmiyorum” dersen, ona da saygımız var. Diyebilirsin, en sonunda zaten Kuran’ı da inkar edecektir bir süre sonra, o da olabilir. Allah hidayet versin.
SUNUCU 2: Hocam siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah, bir hadiste de yer alıyor. Tirmizi’de yer alan bir hadiste Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor; “Ümmetim yağmur gibidir. Başlangıcı mı yoksa sonu mu daha hayırlıdır bilinmez. Evveli ben, ortası Mehdi (a.s.), sonu da Mesih (a.s.) olan bir ümmet hiçbir şekilde helak olmaz” diye buyurmuş Efendimiz (s.a.v.). “Evveli ben” yani kendisi, o bir zattı, onu herkes biliyor zaten; “ortası Mehdi (a.s.)” yani bir şahs-ı manevi ile devam etmiyordur muhtemelen, o da bir zattır. “Sonu da Mesih (a.s.)’tir.” Muhtemelen o da bir zattır. Buradan da şahs-ı manevi olmadığı anlaşılıyor, inşaAllah. Tirmizi de yer alan bir sahih hadis yani.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sallallahu aleyhi ve sellem, evet.
OKTAR BABUNA: Söylediğiniz filmi buldum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nedir o?
OKTAR BABUNA: Nur talebelerinin, bir ağabeyin açıklamaları Mehdi (a.s.) ile ilgili, üç ayrı Mehdi (a.s.)’nin olduğu.
ADNAN OKTAR: Göster bakayım.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Bak görüyor musun perişanlığı? Bak nasıl açmazda. Çocuk diyor, “kafam tamamen karıştı.” Çok net, açık Bediüzzaman’ın açıklamalarını kenara koymuş, kendi de ne dediğini bilmiyor. Karmakarışık ne diyeceğini de bilmiyor. Yani otuz kere dinlesen yine anlaşılacak gibi değil, karmakarışık.
OKTAR BABUNA: Farklı farklı şeyler söylüyor zaten, biraz sonra başka bir şey söylüyor.
ADNAN OKTAR: Kendinin de kanaati gelmiyor. Bu açıklamayı sonra yeniden değiştirmiş Hoca. Şimdi yeni bir açıklaması daha var. Bunu da kabul etmiyor. Yepyeni bir açıklama daha yapmış. Onun filmini de gösterelim sonra, o yok değil mi sende?
OKTAR BABUNA: Bende yok Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi yeni bir açıklama daha yapmış. Kardeşim bu perişanlığa ne gerek var? Oku normal, hayır bir kanaatin gelmiyorsa, iman edemiyorsan ayrı bir sorun. Ama Bediüzzaman bunu böyle söylüyor dersin, hadis bunu böyle söylüyor dersin. İnanmıyorsan inanmıyorsundur, sorun değil. Ama bak gizlemek için şu perişanlığa ne gerek var? Sen anladın mı anlatılanlardan?
SUNUCU 2:Hayır.
ADNAN OKTAR: Çocuklar da anlamıyor, kimse anlamıyor. “Sen anladın mı?” diyor adam, çocuk “he” diyor ama o da anlamıyor. Kendi de anlamıyor. Karmakarışık. Genelde hep bu metot kullanılıyor. Yine bu demokrat, konuşturuyor. Bir kısmı hiç konuşturmuyor. Direkt kovar, gönderir. Bakın Mehdi (a.s.)’yi reddetmek için, örtbas etmek için Mehdi (a.s.)’nin gelişini, her yerde bir perişanlık, birçok yerde. Yani birçok yer, tabii hepsini tenzih ederim de, yani akıl almaz bir panik, akıl almaz bir endişe, akıl almaz doğru söylememeler; bir tane, iki tane, on tane değil.
“Büyük Mehdi (a.s.)’nin çok vazifeleri var” diyor Bediüzzaman. “Siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde ve cihad aleminde” yani mücadele aleminde, “icraatları olduğu gibi.” Hoca, bak çok parçalara ayırdı. Mehdi (a.s.) çeşitli ülkelerden de gelebilir, nerede buluşacaklar” diyor. İstanbul’dan çıkması ile ilgili, “onun İstanbul’dan çıkması gerekmez, Türkiye’den çıkması gerekmez” diyor. “Adamlar birbirlerini nasıl bulacaklar” diyorsun. “Bulacaklar” diyor. Üçü bir araya geleceklermiş, Büyük Mehdi (a.s.)’yi oluşturacaklarmış. Zaten kendi de anlamadı gördünüz, inşaAllah. Zaten çocukların yüzüne de bakamıyor, geçiştirmeye çalışıyor, olmuyor da. Üslubu görüyor musun nasıl? Nasıl kaçamak üslup kullanıyor? Yani dikkatini de veremiyor bir türlü sıkıntıdan.
Mesela bak, Şualar 456’da; “Büyük Mehdi (a.s.)’nin dört ehemmiyetli vazifesinin ve daha evvel gelip geçen küçük mehdiler ‘Büyük Mehdi (a.s.)’nin bir kısım vazifelerini bir cihette(bir açıdan) icra ettiklerini(yerine getirdiklerini) veşeriat-ı Muhammediye’yi (a.s.m.)(Peygamberimiz (s.a.v.)'in yolunu, Kuran ahlakını) ve hakikat-i furkaniyeyive sünnet-i ahmediyeyi ihya ile ilan ve icra ile” bakın, “ihya edecek” diyor Kuran’ı, çok açık yani. “Şeriat-ı Muhammediye’yi ve hakikat-i furkaniyeyi Kuran’ın hakikatini ve sünneti ahmediyeyi ihya ile ilan ve icra,” oldu mu bu Bediüzzaman’da?
OKTAR BABUNA:Olmadı Hocam.
ADNAN OKTAR: “Yapacak” diyor. “Yok arkadaşım, olmaz öyle şey, olamaz; bir insan bunu yapamaz” diyor. “Olamaz” diyor. Bediüzzaman diyor ki; “Allah kış mevsiminde bahar yapar aniden” diyor, “bahar ortamı yapar.” “Bahar mevsiminde aniden kış yapar. Kudret-i ilahiye noktasında bakılsa gayet kolaydır ve vukua layıktır ve o şekilde olacaktır” diyor. “Muhbir-i Sadık’tan hadis olmasa dahi” diyor, “Muhbir-i Sadık’tan hadis olmasa dahi böyle olması adetullahın gereğidir” diyor. “Kuran’ın, adetullahın gereğidir” diyor. “İllaki bu olacaktır” diyor. Yani “küfür varsa, mutlaka zıttı Mehdi (a.s.) vardır” diyor.“Yok arkadaşım” diyorlar, “yok, yanlış söylüyor” diyorlar. “Biz biliyoruz.” Bak, “ihya, ilan ve icra ile başkumandanları olan,” “o da şahs-ı manevidir” diyor. Allah Allah, kardeşim siz ne yapıyorsunuz? Bak, “Başkumandanları olan Büyük Mehdi (a.s.)’nin kemal-i adaletinive hakkaniyetinidünyaya göstermeleri gayet makul olmakla beraber, gayet lazım ve zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların muktezasıdır” yani “mutlaka gereklidir” diyor. Yani “Mehdi (a.s.)’nin çıkıp dünyaya İslam’ın adaletini, güzel ahlakını, mükemmelliğini, üstünlüğünü vurgulaması zaten mutlaka gerekli bir şarttır ve yapacaktır” diyor. “Başkumandan olarak çıkacak, icra edecek” diyor. İcra etti mi Bediüzzaman? Başkumandan oldu mu? “Milyonlar fedakar seyyidler iltihaklarıyla yapacak, Hz. İsa (a.s.) ile de birlikte ittifak edecekler, Hz. İsa (a.s.) da onun yardımcısı olacak” diyor. “Hıristiyanlarla ittifak edecekler, dünyadan küfrü tamamen kaldıracaklar” diyor. “Yok, biz böyle bir şey göremiyoruz Risale-i Nur’da” diyorlar.
Onun için kardeşlerimiz, kardeşlere kızmayı bıraksınlar, Nur talebelerine. Herkes birbirine anlatsın. İnternette, her yerde anlatsın. Bir süre sonra onlar bu gerçeklere direnemezler. Yani nereye kadar kaçacak? Nereye kadar gizleyecek? Mümkün mü, bu kadar saklanacak bir şey mi? Hangi birini saklasın yani? Dershanede adam kovalamayla falan, o zaman zaten üç kişi, iki kişi falan kalırlar dershanelerde, o zaman öyle olmaz. Herkes anlatsın. Sonra kabul edeceklerdir.
Bakın Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki, Ebu Davud, Sünen-i Ebu Davud sahih hadis kitabı 5. cilt, 92. sayfa; “ Kıyametin kopması için zamanda sadece bir günden başka vakit kalmamış ta olsa,” bakın bir gün, “sadece bir günden başkası kalmamış olsa da Allah benim Ehl-i Beyt’imden (soyumdan) bir zatı gönderecek, yeryüzü zulümle dolmuş olduğu gibi o yeryüzünü adaletle dolduracaktır.” Ebu Davud’da. Bakın “bir gün kalsa Kıyamete, Allah Kıyameti durduracak” diyor “ve Mehdi (a.s.)’yi gönderecek” diyor.
“Mehdi (a.s.) bendendir” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Yeryüzü zulüm ve işkenceyle dolduğu gibi, onu doğruluk ve adaletle doldurur.” Her yerde zulüm ve işkence yok mu? Cübbeli bak yana yakıla anlatıyor. “Çözüm ne?” diyorsun Cübbeli’ye, “bizi öldürsünler Cennete gideriz, çözüm budur” diyor, “küfür bizi öldürsün” diyor. “Onlar da nasıl olsa sonra Cehenneme gidecekler, çözüm böyle bu şekilde olur” diyor. “İttihad-ı İslam” desene, “Allah’ın emridir” desene, “Müslümanlar birleşsin, güç sahibi olsun, dünyaya hakim olsun” desene. Diyemiyor adam. Yani her şeyi söylüyor bunu söyleyemiyor. Dünya hakimiyeti ile ilgili ayeti okuyor, ayeti bu şekilde açıklamıyor. Bırakıyor o şekliyle. Zaten dünya hakimiyetini anlatan diğer ayetleri de okumuyor. Çözüm olarak da Müslümanların ölmesi çözümdür, öldün mü kurtulursun” diyor.
“Hz. Mehdi (a.s.) insanlar yeryüzünü daha önce zulüm ile doldurdukları gibi yeryüzünü adaletle dolduracaktır.” (Sünen-i İbn-i Mace) Sahih hadis kitabı. (10. Cilt, 348. sayfa)
“Mehdi (a.s.) bendendir, yeryüzü zulüm ve işkence ile dolduğu gibi, onu doğruluk ve adaletle doldurur.” (Süneni-i Ebu Davud, 5. Cilt, 93. sayfa) Hep Kütüb-ü Sitte’de olan hadisler. Yeryüzü adaletle dolduğunda kim buna vesile olduysa, işte Mehdi (a.s.) odur. Rüya görmeyle alakası yok.
-VTR-
ADNAN OKTAR: “Gelse de başarılı olsa da hiç önemli değil. Nasıl olsa ölünce konu bitiyor. Biz Cennete gideceğiz, onun için İslam ahlakının dünya hakimiyetine gerek yok, Müslümanların güçlü olmasına da gerek yok” diyor. Değil mi? Yani “biz hakim olacağımıza onlar hakim olsun” demeye getiriyor yani “onlar da bizi öldürsünler, kurtuluruz, ölüm kurtuluştur” diyor. İslam ahlakının dünya hakimiyetini ısrarla ağzına almıyor. İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni ısrarla ağzına almıyor.
Bak, deccaliyeti sayıyor, “deccal gelmedi” diyor. Bütün İslam alemi işgal altında, inim inim inliyor Müslümanlar” diyor. Deccal ne yapacak kardeşim geldiğinde? “Deccal adada oturuyor” diyor, “20 kilometre, Amerikalılar göremiyor” diyor. Peki, Müslümanları kim kan kusturuyor, perişan ediyor? “Onu karıştırma” diyor. “Deccal adada bekliyor şu an” diyor, 20 kilometre. Eşeği de duruyormuş orada, otluyormuş eşeği de. Cübbeli de burada tahtında oturuyor. O da “ölüm kurtuluştur” diyor. Onlar da diyorlar ki; “ne büyük alim ya Cübbeli, dehşetli alim” diyorlar. Ben ne diyeyim artık bu adamlara?
Bir tane daha olması lazım bu Hocanın, “Mehdi Al-i Resul (a.s.)” diyor Üstad ve bundan sonra bir Mehdi (a.s.) daha çıkacakmış” diyor. Yeni bir değişiklik yapmış Hoca, o deminki Hoca, “Mehdi Al-i Resul (a.s.)” diyor. “"Kitaplı Peygamberdir Mehdi (a.s.)" diyor Bediüzzaman” diyor. Şimdi bak orda da hata yapıyor. Çünkü ilhamla yazmak onun Peygamber olduğunu göstermez ki, o ne biçim laf. Olur mu? Ben şimdi kitap yazıyorum. Peygamber miyim ben? İmam Rabbani kitap yazmış, Peygamber mi? Çok acayip bir ifade kullanmış. Yani bak sıkışınca ne hallere düşüyorlar. Yani duvardan duvara sekiyor. Bırak bunları, normal açıkça Bediüzzaman’ın dediklerini kabul et, Peygamber (s.a.v.)’in hadislerini kabul et, konu bitsin bu perişanlığa ne gerek. Bir ara verelim.
SUNUCU: Programımıza kısa bir ara veriyoruz, inşaAllah.
Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
OKTAR BABUNA: Hz. Mehdi (a.s.)’nin, siz demiştiniz; soğuk ve samimiyetsiz bir üslupla olmaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de şöyle diyor, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah; “Hz. Mehdi (a.s.)’nin tebliğ yöntemi insanların kalplerinin derinliklerine işleyen ve Allah’a en samimi kalple yönelten türden olacak, dinden uzaklaşmış olanlar ibadetlerini tatminkarlığa ve güvenliğe geri dönecekler” diye buyuruyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Ayrıca “Hz. Mehdi (a.s.)’nin fıkıh bilgisi, on aliminkine bedeldir” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Elhamdülillah, maşaAllah. “Selamun aleyküm Hocam” diyor, “Allah’ın rahmeti, bereketi üzerinize olsun.” Ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. Kardeşimiz Artvin, Hopa’da yaşıyormuş. “Burası çok felaket bir yer oldu. Yardım etmeyecek misiniz Hocam?” diyor.
Şimdi oradaki kardeşlerimizin eksik yönleri olabilir. İslami yaşamada bazı sorunları olabilir ama gerçeğin gücü çok yüksektir. Mesela bak, Avrupa’da Darwinizm, materyalizm konusunda son derece emindiler. Fransızlar klasik Fransız havalarında böyle, hepsini tenzih ederim, bayağı bir kısmı artistlik bir görünümdeydiler. Almanya da öyle, kendilerinden son derece emindiler. Ne yaptık? En fazla bir hafta sürmüştür, bir yıldırım operasyon. Avrupa’dan ses duyuyor musunuz artık? Boydan boya öldüler, boydan boya, Darwinizm, materyalizm. Nefeslerini kestik. Ne kitaplarında ne dergilerinde artık artistlik yapamıyorlar, değil mi? Haydi yapsınlar da görelim. Ancak böyle unutmuş falan Japon harbinden kalma tipler oluyor, onlarda oluyor. Kardeşim bak, ben fotoğrafını da gördüm, iki tane Japon, böyle ellerinde tüfeklerle mağaradan çıkmışlar, Japon hükümeti bulmuş mağaranın içerisinde, adamları teslim almaya kalkmışlar, “ne oldu?” falan demişler. “Savaş devam ediyor mu?” demişler yani, “Alman askeri misiniz?” onu soruyorlarmış. “Amerikan mı, İngiliz askeri mi, kimsiniz siz?” falan deyip. Adam bak ikinci dünya harbinden beri kaç yıl oldu?
OKTAR BABUNA: 65 yıl Hocam.
ADNAN OKTAR: Yaklaşık, değil mi? Adamlar daha hala savaş devam ediyor zannediyorlar. Mağaranın içinde bekliyorlarmış. Şimdi bunlarda öyle, daha hala Darwinizm devam ediyor zanneden tipler var. Ama mağarada olduğu için haberi yok. Bunlar da çok, çok, çok küçük bir azınlık, inşaAllah.
“Selamun aleyküm,” aleyküm selam. “Sayın Adnan Oktar Ağabey, ben Azeriyim, ismim Tural, Türk-İslam Birliği’nde Azerilere, Ermenilerle rahatça huzur içinde yaşayacağını söylemiştiniz. Ben Karabağ Azerisiyim, Ermeniler evimi yıktı, babamın mezarı Karabağ’da kaldı, çok insanımızı şehit ettiler, kadınlara tecavüz ettiler, çocukları diri diri yaktılar. Biliyorum Müslüman bağışlayan olmalıdır ama ben ne kadar istiyorsam da kalbimden onlara nefret hissini atamıyorum. Ermenilerle nasıl birlikte yaşayacağız? Adnan Ağabey, gerçek Mehdi (a.s.)’nin askeri olmak istiyorum, onun yardımcısı olmak istiyorum. Sevgi ile hem onu hem İsa Peygamber (a.s.)’i kucaklamak istiyorum, Allah’ın rızasını kazanmak istiyorum, Allah’ın rızasını kazanmak için inşaAllah ne yapmalı?” diyor.
Kuran’a uyacağız ve çok samimi olacağız. Kuran, sünnet ve samimiyet, o kadar. Çok çok samimi olacağız. Yani etrafımıza uymayacağız, kendi vicdanımıza uyacağız. Tam vicdanımızın sesini dinleyeceğiz. Millet şöyle yapıyor, böyle yapıyor, hiç önemli değil. Millet derken çevresindeki insanlar. Kardeşim şimdi Ermeniler diyorsun, ‘Ermeni katiller’ diyeceksin. “Ben Ermeni katillerden nefret ediyorum” diyeceksin. Şimdi Ermeni bir genç kız, mesela 18 yaşında bir genç kız, haberi bile yok olaylardan, tertemiz bir genç kız, niye nefret edeceksin, nasıl nefret edeceksin? “Suçum ne?” derse, ne diyelim? Suçu yok, kimseyi de öldürmemiş, hiçbir şey de yapmamış, şehit de etmemiş. 8 yaşında bir Ermeni çocuğu düşünelim. Niye nefret edelim, ne yapmış? Katillerden nefret ediyoruz. Katillerden. Ben katilleri affedelim dedim mi? Af olmaz, girip yatacaklar. Neyse onun cezası onu çekecekler, yok öyle şey, tabii. Bunlar kim? Bunlar Ermeni faşistler, ideolojisi ne? Darwinist, materyalist. Faşist, komünist kafa ile yetişmişler, oranın iddia edilen Ergenekon Örgütünün üyeleri işte. Biz onlara karşıyız, Ermeni kardeşimize niye karşı olalım, değil mi? Sakın ha.
Artvin Hopa. Artvin Hopa’da herkesin interneti var, bilgisayarı var, okuyorlardır. Kalabalığa uyuyorlardır. Orada kardeşimiz yanlış düşünüyor olabilir. Mesela Güneydoğu’da çocuk, PKK’nın hakim olduğu bir mahalle düşünelim, internetten okuyor. Çocuk nefret ediyordur PKK’dan ama zahiren dışarı çıktığında “ben PKK’lıyım” diyor olabilir. Bu onun PKK’lı olduğunu göstermez. Yahut çocuklarla beraber gider taş atar, onlarla beraber. Bu onun PKK’lı olduğunu göstermez. Ona “uydum kalabalığa” derler. Korkudan yapıyordur. Yoksa sen PKK’yı Güneydoğu’dan bir kazı, Türk-İslam Birliği bir oluşsun, “PKK’lı olan var mı? Samimi olarak desin. Gizli olarak bana söyleyin. Açık değil, gizli olarak söyleyin.” Bir kişi çıkmaz PKK’lı. Adam ne yapsın kıllı-kılçıklı komünistleri, niye başına belayı satın alsın. Azılı katilleri niye istesin adam, değil mi? Boğarak adam öldüren; boğma teli ile, bilmem ne, feci şekilde vahşet isteyen adamı, adam niye başında istesin. Delirdi mi? Korkudan onu o şekilde söylüyorlar, korku. Onu yanlış anlamayacaklar, inşaAllah. Evet, ne konuşalım Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Son günlerdeki iddialardan biri de, “İslam’da kurtarıcı beklentisi yoktur” diye iddia ediyorlardı Hocam. Siz halbuki açıklamıştınız, Kuran’da da çok sayıda ayet var, İslam’da.
ADNAN OKTAR: Oku.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah, şeytandan Allah’a sığınırım. “Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahib) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına cehd etmiyorsunuz, çaba göstermiyorsunuz?” (Nisa Suresi, 75)
ADNAN OKTAR: Şimdi o cahillere bir daha ayeti şerh ederek oku.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. “Size ne oluyor ki.”
ADNAN OKTAR: Cenab-ı Allah diyor ki; “Size ne oluyor ki” demek ki anormallik yapıyorsunuz, bir hastalık var üzerinizde, şaşırtıcı bir durum var. Çirkin bir hareket yapıyorsunuz. Yani insanları hayretler içinde bırakan çok garip bir karakter gösteriyorsunuz. Yanlış bir tavır içindesiniz. Onun için Allah diyor; “size ne oluyor ki.”
OKTAR BABUNA: “Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar."”
ADNAN OKTAR: Bak “Allah yolunda,” Allah rızası için yaşıyor. “Zalim olan ülkeden bizi çıkar.” Nereler bunlar? Cübbeli sayıyor bak; Türkistan, şura bura her yeri sayıyor. Hemen hemen bütün İslam ülkelerini sayıyor. “Her yer felaket dolu” diyor ama “deccal gelmedi” diyor. “Deccal ne yapacak?” diyoruz, “dinsizliği yayacak” diyor. “Yüzde kaç?” diyorsun, “yüzde 95 dinsizlik var” diyor. “İslam ülkeleri işgal altında mı?” “Evet, işgal altında” diyor. “Kan akıyor mu?” “Akıyor” diyor. “Deccal bunları mı yapacak?” diyorsun, “evet, bunları yapacak ama Deccal gelmedi” diyor. “Mehdi (a.s.) gelmesi gerekir mi?” “Ne gerek var Mehdi (a.s.)’ye” diyor. “Türk-İslam Birliği’ni hiç ağzıma almak istemiyorum” diyor. “İttihad-ı İslam’a hiç gerek yok” diyor. “Çözüm ne?” diyorsun, “ölelim, ölüp kurtuluruz” diyor. Adam anlatıyor işte gördünüz. Anlı şanlı Cübbeli Ahmet Efendi Hazretleri, değil mi? Büyük müctehid, o da büyük müctehid, müceddid. Asrın kutbu o da. Bir tane de Faruk Beşer şaşar, o da asrın kutbu, her yer kutup doldu. Her biri ayrı bir evliya. O sünnet düğünü gibi, orada öyle ateşler fışkırtarak falan, gidip portakal sandığı gibi o tahtına otururken Müslümanları gidip orada feci şekilde şehit ediyorlar, perişan ediyorlar. Kendin de anlatıyorsun. Portakal sandığı gibi taht yaptıracağına kendine, değil mi? Konfetiler, dünyanın konfetisi, yağmur gibi kafasına konfeti yağıyor. Havai fişekler, bilmem neler falan, Michael Jackson gibi ortalığı birbirine katacağına, onların parasıyla git kitap dağıt, tebliğ yap. İttihad-ı İslam’dan bahset. İttihad-ı İslam’dan bahsedememesi çok felaket bir olay, ağzına alamıyor. Bak, Faruk Beşer şaşar, o da ağzına almıyor İttihad-ı İslam’ı. Ortak özellikleri. Osman Ünlü, o da söyleyemiyor İttihad-ı İslam’ı. “Müslümanlar birlik olsun, dünyaya hakim olsunlar; Müslümanların adaleti, güzel ahlakı bütün dünyada yansısın, yaşansın” diyemiyor adamlar, söyleyemiyorlar. Her biri ayrı bir allame değil mi? Çok acayip bir durum var.
-VTR-
ADNAN OKTAR: “Cemaatin mümessilidir.” Ama bu çok net anlaşılmıyor orada. Şimdi “Mehdi (a.s.) gelecek” diyor. Çok önemli detaylar var. “Fakat "Mehdi Resul" diyor” diyor, Bediüzzaman için, Mehdi (a.s.) Resul ne demek? “Kitaplı Peygamber” diyor. Ona benzer. “Kitaplı Resul” diyor.” Kitaplı Resul.” Kardeşim o ne biçim söz, her müceddidin kitabı var, olur mu öyle şey? Mesela, İmam Rabbani’nin Mektubat’ı var. O bir resul tamam, tebliğci anlamında resul ama Peygamber değil, değil mi? Kitabı var ama ilhamla yazılmış kitap, hepsi öyle ilhamla yazılıyor, Allah’ın yazdırması tabii ki ama vahiy değil yani. Dolayısıyla Risale-i Nur Külliyatı da alim olan, müceddid olan, müctehid olan, ondan sonra asrının mehdisi olan Bediüzzaman’ın ilhamla yazdığı bir eserdir. Tıpkı İmam Gazali’nin İhya’sı gibi, İmam Rabbani’nin Mektubat’ı gibi. Nasıl onlar Peygamber değilse, o da Peygamber değil, değil mi? Ama nihayet kabul etmiş, orada diyor ama farklılık vermek istiyor, yine Bediüzzaman’ı daha üstte göstermek istiyor. Kardeşim sana ne? Allah’ın Katında onların üstünlüğü, ne derdine düşüyorsun sen onun? Neden sıralama yapmakta kendini mecbur hissediyorsun? “Bir Kitaplı Mehdi vardır, kitabı olan; bir de kitaba uyan Mehdi vardır” diyor. Gelecek olan Mehdi (a.s.) kitaba uyacak olan Mehdi (a.s.)’dir” diyor. Hele şükür, yine de bu bir ilerleme. Akşemseddin ile Fatih Sultan Mehmet’i örnek gösteriyor. Akşemseddin vardır ama Fatih Sultan Mehmet de vardır” diyor. Fatih Sultan Mehmet’i Mehdi olarak gösteriyor. Akşemseddin onun Hocası. “Ama Akşemseddin daha üstündür, çünkü Mehdi’yi yönlendiren kişidir” diyor. “O devri, Fatih Sultan Mehmet’i yönlendiren kişidir. Dolayısıyla bir Mehdi (a.s.) gelecek, var Mehdi (a.s.), şu an var. Gelecek, bir insan olarak gelecek, doğru. Talebeleri de var, ama Bediüzzaman daha üstün” diyor. Kardeşim tamam, derdine düşme sen, Allah Allah. Üstündür de, bizim buna bir şey dediğimiz yok. Ama Mehdi (a.s.)’nin geldiğini kabul et, anla ve Mehdiyet’in gereğini kabul et, değil mi? Üstünlük Allah Katında, onu Ahirette anlarsın, inşaAllah. Ama yani o da gereksiz bir gayret ve yanlış da ayrıca. Kimin üstün olduğunu biz bilemeyiz, Allah bilir. İnşaAllah. Ama Bediüzzaman diyor; “ben onun pişdar bir neferiyim, öncü bir askeriyim” diyor, “onun ben hizmetindeyim” diyor, “Mehdi (a.s.)’nin askeriyim ben” diyor. Bir Nur talebesinin ne demesi gerekir? “Biz de Mehdi (a.s.)’nin askeri olmak istiyoruz” demesi lazım. “Öncü bir askeriyim” diyor. “Önden giden bir askeriyim” diyor. “Ve anladık ki, biz bu görevimizle onlara zemin ishar ediyoruz” diyor. Nur talebesi ne yapacak? Zemin ishar etmeye çalışacak Mehdi (a.s.)’ye ve Mehdi (a.s.)’nin zamanında da onun askeri olmak için dua edecek. Bediüzzaman gibi olması lazım inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz defaatle açıklamıştınız, “hiçbir cihette o Ahir zamanın acib şahsı gibi olamam” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Olamam” diyor.
“İyi akşamlar Hocam, internette 650 kayıtlı vaazı olan ve bunun arasında 450 bin kez izlenen vaazı bulunan Cübbeli Ahmet Hoca youtube’ta izlenme rekorları kırıyor. En popüler vaazları seks konusunda olan Ahmet Hoca’yı siz nasıl buluyorsunuz bu konuda Hocam” diyor. “Ozan, Yunanistan” diyor. Doğru yani millet ısrarla ona, o da eriyor yani böyle milleti güldürdüğü videolara en çok giriyorlar, bir de seks konusunda anlattıklarına giriyorlar, diğer konularda dinlemiyor insanlar. “O da ben derin alimim, çok etkileniyorlar benden” diyor. Mesela bak şimdi de anlatıyor Flash Tv’de, çok az dinleyen var. Ama orada eskisi gibi bir üslup kullansa, milleti güldürse bayağı seyredeni olur. Seksten bahsetse yine seyredeni olur. İnşaAllah.
“Selamun aleyküm.” Aleyküm selam. “Hocam, birden çok cemaat kendi liderini kutup olarak görüyor.” Güzel, görsünler. “İnanıyor, bu durumda birden çok kutup olduğu sonucu çıkıyor. Benim bildiğim her zamanın bir kutbu vardır. Kutbun kim olduğunu ilimle anlaşılmaz mı? Cemaatlerin liderleri bu ilimden habersiz mi? Kendilerinin kutup olup olmadıklarını anlayamazlar mı? Eğer değillerse kendi cemaatlerine söylemeleri gerekmez mi?” Bir mahsuru yok; insan şeyhini, mürşidini kutup görebilir. Yani en iyi insan olarak görebilir, hüsn-ü zan edebilir, onun bir mahsuru yok. “Mesela siz zamanın kutbunun Şeyh Nazım Kıbrısi olduğunu belirtmiştiniz. Menzile bağlı Müslüman kardeşlerimiz de kendi liderinin kutup olduğunu söylüyor.” Çok güzel, söyler, sevgiden bu söylenir, yani ne var? “Başkaları da kendi liderini. Kısacası Hocam neden bu karmaşa yaşandığını anlamıyorum. Niye böyle bir durum ortaya çıkıyor?” Bu karmaşa değil ki, yani riskli bir şey de değil. Yani “o kutuptur” demek, “veli inşaAllah” demek, hüsn-ü zan etmek, mahsuru yok. İnşaAllah. “Niye böyle bir durum ortaya çıkıyor, samimiyetsizlikten mi yoksa ilim eksikliğinde mi veya neden? Zamanın kutbunun anlaşılması bu kadar zor mu? Bu konunun bu kadar tartışmaya açık olması normal mi? Çok net olması gerekmez mi? Saygılar ve hürmetler, Hasan kardeşiniz.” Bakın bu asırda kilit kişi Mehdi (a.s.)’dir. Ama kutup olarak gördüğümüz, sevdiğimiz insanlar olabilir. Ama herkes Mehdi (a.s.)’ye bağlıdır. İmam Rabbani de o kişiler de diğer kişiler de tamamı Mehdi (a.s.)’ye bağlıdırlar. Mühim olan bu, inşaAllah.
“Değerli Hocam Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun inşaAllah.” Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü. “Hocam olacağını söylediğiniz her şeyin veya olması gerektiğini söylediğiniz her şeyin Allah’ın izni ile oluştuğunu, maşaAllah şüphe götürmez şekilde görüyoruz” diyor. “Çünkü artık örnekleri binleri geçti, inşaAllah. Ama artık söylediğiniz şeyleri gününü bile doldurmadan gerçekleşir oldu, maşaAllah. Daha dün akşamki programda Numan Kurtulmuş’un Necmettin Erbakan Hocasına sevgi duyması gerektiğini, yoksa Saadet Partisi’nin olmayacağını söylediniz. Biraz önce okuduğum bir son dakika haberine göre, kendisi bu akşam beraberinde bir heyet ile Hocası Necmettin Erbakan’ın evine kendisini ziyarete gitmiş, maşaAllah. Hocam çok açık görünüyor ki, artık gündemi tamamen siz belirliyorsunuz, inşaAllah” diyor. Tamamen demeyelim de kısmen, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Evde oturuyorsunuz ama fikirleriniz iktidarda, maşaAllah, dünya çapında. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, Oktar Hocam ne anlatayım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bir hadis okuyayım mı Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Oku, evet.
OKTAR BABUNA: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle diyor; “Vaadedilmiş Kaim (Hz. Mehdi (as)) ileri yaşlarda, ama genç bir surette zuhur edecektir. O kadar güçlüdür ki; yeryüzünün en büyük ağacına da el uzatsa onu kökünden söküp atar, dağlar arasında feryad edecek olursa sert kayalar un ufak olur. Musa (a.s.)'nın asası ve Süleyman (a.s.)'ın yüzüğü ondadır. Allah dilediği zamana kadar onu gözden uzak tutar. Daha sonra zuhur eder ve yeryüzünü önceden zulümle dolduğu gibi adaletle doldurur.”
ADNAN OKTAR: Şimdi şerh edelim hadisi.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. “Vaadedilmiş kaim (Hz. Mehdi (a.s.)) ileri yaşlarda, ama genç bir surette zuhur edecektir.”
ADNAN OKTAR: Kaim, kaim. Evet.
OKTAR BABUNA: Yaşı ileride olsa da daha genç görünümde olacak.
ADNAN OKTAR: Evet daha zinde ve genç görünümlü olacak. Yani yaşına göre daha zinde olacak, güçlü olacak.
OKTAR BABUNA: “O kadar güçlüdür ki; yeryüzünün en büyük ağacına da el uzatsa onu kökünden söküp atar,”
ADNAN OKTAR: Tabii dünyanın en büyük ağacı ne şu an? Darwinizm ve materyalizm, değil mi? Onu, kökünden söküp atıyor işte. Yıkıyor, parçalıyor. Yani küfrü kökünden söküp atmış oluyor, ağaç gibi. Kök, dal salar ya ağaç, o da bütün yeryüzüne ağaç gibi kök salmış her yeri sarmış. Dev bir ağaç gibi görünüyor, yıkılmaz gibi görünüyor ama Mehdi (a.s.) tuttuğuyla, söktüğüyle, köküyle beraber çıkarıp atıyor. Şerhi budur, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Dağlar arasında feryad edecek olursa sert kayalar un ufak olur..”
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) konuştuğunda her yerde sesi duyulacak, radyodan, televizyondan falan. Böyle kaya gibi, taş gibi, kemik kafalı adamların bile kafaları dağılacak, onlar da etkisiz hale gelecek demektir. Şerhi budur, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Musa (a.s.)’nın asası ve Süleyman (a.s.)’nın yüzüğü ondadır.”
ADNAN OKTAR: Bunlar, zahir anlamı da doğru bunların. Çünkü bunlar olacak, inşaAllah. Kutsal emanetler bulunacak, Musa (a.s.)’nın asası bulunacak, Hz. Süleyman (a.s.)’ın yüzüğü de inşaAllah onda olacak, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: “Allah dilediği zamana kadar onu gözden uzak tutar.”
ADNAN OKTAR: Gizli kalacak, evet. Yani Cübbeli göremeyecek, Osman Ünlü göremeyecek.
OKTAR BABUNA: Faruk Beşer.
ADNAN OKTAR: Adamcağız benim gördüğüm kendisini dünyanın en büyük alimi görüyor. Yani biraz bakarsanız, net bu görülüyor. Üzerine alim yok şu an, o kafada. Şimdi okulda öğrenciler de bunu herhalde bunu böyle pohpohluyorlar. Onun için yani olan çizgide bambaşka bir hale gelmiş. Bayağı bir mesafe kaydetmiş.
Gönderen Afganistan’dan Seherena Muhammed, “Bismillahirrahmanirrahim, sevgili kardeşim Adnan Oktar. Esselamun aleyküm ve rahmetullahi ve berekatühü. Taliban’ın sınırlarının ardında, Afganistan’da her sene iki bin, üç bin Müslüman,” rezalet, bir de “deccal çıkmadı” diyor Cübbeli. Yani burada pek anlatılacak gibi değil. Müthiş bir ahlaksızlık yapılıyormuş yani oradaki çocuklara karşı, muazzam detaylar vermiş kardeşimiz. Bir de Cübbeli de ölelim, kurtulalım mantığında, bak Türk-İslam Birliği’ni oluşturup, oradaki sistemi yerle bir edeceğine değil mi? Ki, an meselesi. Ben dedim ki; “herkes bir kere söylese bu yeter” dedim. “"Türk-İslam Birliği’ni istiyoruz" deseler, "İttihad-ı İslam’ı istiyoruz" deseler, her Müslüman bir kere dese İslam ahlakı dünyaya hakim olur” dedim. Yapmıyorlar, Cübbeli gibi Hocalara uyuyorlar. Adam çünkü ısrarla inat ediyor. Faruk Beşer ısrarla inat ediyor, Osman ünlü ısrarla inat ediyor. İttihad-ı İslam’dan bahsetmiyorlar ve bahsettirmiyorlar ayrıca ve sonunda bak böyle bir rezalet çıkıyor ortaya. Şimdi anlatılacak gibi değil. Kardeşimiz çok detay vermiş, internet siteleri de vermiş, “Afganistan’da müthiş bir ahlaksızlık ama tahmin edilemeyecek derecede bir ahlaksızlık Afganistan’da hakim” diyor. “Mahvediyorlar çocukları” diyor. Amerikan askerleri ayrı, buradan giden iddia eden Ergenekon Örgütleri mensupları ayrı, Avrupalı askerler ayrı. Yani “müthiş bir ahlaksızlık şeyi var” diyor. Ama yani ne diyeyim ben bu adamlara? Daha hala deccal gelmedi, Mehdi (a.s.) çıkmadı, İslam ahlakı dünyaya hakim olmayacak” diyorlar ve bu zulme rıza göstermiş oluyorlar. Şimdi bu benim okuyabileceğim gibi değil. Ama bunu dolaylı yoldan anlatacağız tabii, bu internet sitelerine, ama internet sitelerine de bakacağız. Çok fazla internet sitesi, delil vermiş kardeşimiz. Yani şimdi kinim bir milyon misli daha arttı. Ben bilmiyordum Afganistan’da böyle bir kepazelik olduğunu, müthiş bir kepazelik. Bak, kaynaklarıyla vermiş kardeşlerimiz. Herkes İttihad-ı İslam için, İslam Birliği için muazzam bir gayret içinde olması lazım. Herkes birbirini teşvik etsin. Bu Osman Ünlülere, şunlara bunlara uymasınlar, Cübbeli Ahmet’e uymasınlar. Namaza teşvik ediyorsa, uysun. Orucu teşvik ediyorsa, uysun. Ama “İttihad-ı İslam’a gerek yok” diyorsa, uymasınlar; zulme ortak olurlar. Sakın ha, çünkü çok büyük bir zulüm olur, Müslümanların ezilmesi seyretmek. Ve “ölün” diyor adam, çözüm olarak bunu gösteriyor. “Ölürseniz kurtulursunuz” diyor.
OKTAR BABUNA: Örnek olarak Hocam, “Peygamber (s.a.v.)’le sahabe öyle yapmadı, küfürle boğaz boğaza mücadele verdi” demiştiniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim nerede görülmüş böyle bir şey? Hangi Peygamber döneminde böyle bir şey olmuş. Ölün, kurtulun denilir mi?
OKTAR BABUNA: Denilmez Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne diyorsun?
SUNUCU 2: Cihad farz diyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii ki farzdır, inşaAllah. Cehd edecek, gayret edecek. İttihad-ı İslam için yeri göğü sarsacak, inşaAllah. Bir de bu adamları bana savunuyorlar. Yani nasıl bir vicdanla savunuyorlar, ben anlamıyorum. Ne diyeyim? Ben de hep beraber ölelim mi diyeyim? Ben diyorum ki; ölümleri durduralım. Kardeşlerimizin şehit edilmesini durduralım. Müslümanlar bir araya gelse konu biter diyorum. Allah’ın vaadi var açık. Bak “gevşemeyin, üzülmeyin, eğer inanıyorsanız galip olan sizsiniz” diyor Allah, inşaAllah.
Bir de Cübbeli bu hakimiyet ayetini söylüyor, fakat bunu hakimiyet yönünde açıklamıyor, susuyor. Ayeti okuyor, susuyor. O ayeti bulun bana getirin. Ben onu şerh edip açıklayayım, inşaAllah. Yani hayret edici şey, ayeti açıklaması şöyle; “ölüp, kurtulabiliriz” diyor. Allah dünya hakimiyetini söylüyor ayette, o da “ölüp kurtulabiliriz” diyor. Çözüm olarak bunu göstermiş. Tabii şehit olmayı kastediyor. Ama yani anlatımı öyle değil, inşaAllah. Tabii şehit olacağını ve Cennete gideceğini düşünüyor. Sen Allah yolunda mücadele etmeyeceksin, öyle mi? Küfüre karşı yan gelip yatacaksın, küfür de seni öldürecek, o zaman Allah belanı vermiş olur senin Allah esirgesin, Cehennemin ta ortasına gidebilirsin, değil mi? Allah kavimleri niye helak ediyor? Allah yolunda mücadele etmedikleri için değil mi? İslam ahlakını dünyaya hakim etmek istemedikleri için Allah helak ediyor. Bu ne diyor? “Oturalım, gelsin bizi öldürsünler, Cennete gideriz” diyor. Ne biliyorsun Cennete gideceğini sen? Ya Cehennemin ta ortasına gideceksen? Cehd etmeyen adamın ne zaman görülmüş Cennete gittiği? Hem sen Allah yolunda mücadele etmeyeceksin, gayret etmeyeceksin, İslam ahlakının dünyaya hakim olması için gayret etmeyeceksin... Gayret etmeleri gerekir. Gayret etmeyeceksin, evinde pilavı yiyerek, gizlice mastika yaparak bekleyeceksin, anlaşıldı mı? Yani yapanları söylüyorum, inşaAllah. Ondan sonra da evinde öleceksin; kapına dayanacaklar, öleceksin, “ben şehit oldum” diyeceksin.
Cübbeli’yi bir Porsche merakı sarmış haberin var mı?
OKTAR BABUNA: Yok Hocam.
ADNAN OKTAR: Eğer yanlış duymadıysam, bilmiyorum da beyaz Porsche jip. Şimdi bak dikkat ediyor musun? Toplantılarda hep böyle bizim kardeşlere benzer kişileri görevlendiriyor, böyle takım elbiseli, kravatlı falan. Cübbeli, sarıklı kimse yok etrafında. Ne görürse taklit ediyor, ne görürse.
SUNUCU 2: Bir tek kendisi var.
ADNAN OKTAR: Bir tek kendisi var sarıklı, cübbeli, ondan gerisi hepsi takım elbiseli. Bizim kardeşlere benziyorlar. Onlara benzer. Ne görürse bizde, aynısıyla taklit ediyor. Yani detay versem, aklınız hayaliniz durur. Hatta internet sitesini kurmuştu, bizim internet sitesini olduğu gibi almış; kalıp gibi böyle, olduğu gibi almış. Millet şaşırıp bizim internet sitesine giriyordu yani otomatik geliyorlardı bizim internet sitesine. Sonra ona uyandı, değiştirdi. Yani gösterebilirim sistemini, ne görürse.
OKTAR BABUNA: Ayet okuyorum, inşaAllah, şeytandan Allah’a sığınırım, “İman edenler Allah yolunda savaşırlar; inkar edenler ise tağut yolunda savaşırlar öyleyse şeytanın dostlarıyla savaşın. Hiç şüphesiz, şeytanın hileli-düzeni pek zayıftır.”
ADNAN OKTAR: Kardeşim şeytan ne? Deccaliyet, değil mi? Deccaliyet dünyada hakim değil mi? “Bütün Müslümanlar cihad etmesi gerekir” diyor Allah ayette. Ve yeninceye kadar uğraşacaklar, değil mi? Bakın Allah zaten ayette açıklıyor; “Din Allah’ın oluncaya kadar ve fitne yeryüzünde kalmayıncaya kadar Allah yolunda mücadele edin” diyor. “Din Allah’ın oluncaya kadar” ne demektir? İslam ahlakı bütün dünyaya hakim oluncaya kadar, değil mi? “Fitnenin yeryüzünden kalkması” nedir? Kuran’ın uygulanmadığı, yaşanmadığı her yer fitnedir, değil mi? “Kalkıncaya kadar mücadele edin” diyor Allah. Cübbeli ne diyor? “Evde bekleyelim, bizi öldürsünler” diyor. Şehit etsinler. Şehit olmazsın sen o zaman. Ölürsün sen sadece orada ve Cehenneme gidersin, Allah esirgesin, Allah’ın bu hükümlerini yerine getirmezsen. Nasıl açıklayacaksın? Ne diyeceksin? Allah cihadı farz kılmış, sen “oturacağım” diyorsun. Allah, “İslam ahlakını dünyaya hakim edin” diyor. “Gayret edin bunun için” diyor “cehd edin” diyor değil mi? “Ve din Allah’ın oluncaya kadar” diyor, Allah. Ölçü vermiş. “Ve fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar,” şeytandan Allah’a sığınırım, “var gücünüzle gayret edin” diyor Allah. Adam ne diyor; ben bekleyeceğim evde, şehit olacağım” diyor. Sen şehit olmazsın sadece ölürsün o zaman. Ölürsün ve Allah esirgesin Cehennemin ta ortasına gidersin bu durumda. Çok fazla Kuran ayeti var bunu açıklayan. Ve Allah’ın belasını celbeden bir olaydır. “İnsanları uyaranlar, tebliğciler olması gerekmez miydi?” diyor Allah ayette, değil mi? Bunu yapmadıklarında Allah’ın felaket getirdiğini söylüyor. “Allah’ın dinini anlattıkları müddetçe, onlar insanları uyardığı müddetçe, İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti için gayret ettiği müddetçe Allah oraya felaket indirmez” diyor, değil mi? Mehdi (a.s.)’nin gelmesiyle zaten Allah Kıyameti durduruyor. Çünkü tebliğ yapacağı için Mehdi (a.s.), İslam ahlakını dünyaya hakim etmek için gayret edeceği için Allah durduruyor, bekletiyor. Mehdi (a.s.)’nin vefatından sonra, İsa (a.s.)’nın vefatından sonra süratle bozulma oluyor ve hemen ardından Kıyamet kopuyor. Bediüzzaman da onun için 1545 tarihini veriyor. Bakın Nur talebeleri bunu da örtbas ediyor, büyük bir bölümü. Ne kadar kaldı şurada 1545’e?
OKTAR BABUNA: 124 sene Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Var değil mi? Hicri 1431’deyiz. 1545’de ise,
OKTAR BABUNA: 114 sene Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 1545’te Bediüzzaman “Kıyamet kopacak” diyor. Hiç duyuyor musun Nur talebelerinden "Bediüzzaman böyle diyor" diye? Çok nadirdir, söylemiyorlar, bunu da gizliyorlar. Kardeşim niye gizliyorsunuz? Hadis var, 7 bin yılla ilgili hadis var. “5600 yılı geçti” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Zaten bu hadise dayandırarak söylüyor bunu Bediüzzaman söylerken, değil mi? Niye gizliyorsunuz bunları? Aniden, milletin Kıyamete ani mi yakalanmasını istiyorsunuz? Hazırlanın işte; bakın vakit varken, imkan varken hazırlanın, değil mi?
“Hocam, ne kuvva, ne kudret” diyorlar, maşaAllah. “Üç saat uykuyla böyle saatlerce konuşuyorsunuz” diyorlar ki, benim gündüz ayrı yine faaliyetlerim oluyor, değil mi? Yoğun faaliyetlerim var, buna rağmen. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Hocam sizin ilgilendiğiniz -bilmez tabii izleyicilerimiz- mübalağa etmiyorum en az bin tane ayrı konu var Hocam.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam. Her gün, 30 yıldır her gün inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, maşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz çünkü inşaAllah, Hamiyet-i İslamiyenizle Afganistan’daki Müslümanlarla da ilgileniyorsunuz, Türkistan’dakilerle de ilgileniyorsunuz, Hıristiyanlarla ayrı ilgileniyorsunuz, Musevilerle ayrı ilgileniyorsunuz; Darwinizm, materyalizm ve başka konular da var ayrıca, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
Oğuzhan Çoban; “Sevgili Hocam, okumanız dileğiyle saygılarımı sunuyorum” diyor. “Hocam ismimi lütfen söyleyin” diyor. Tamam, söyledim. “Sevgili Hocam, acaba içimde zaman zaman vuku bulan bu gurbet sıkıntısı,” bu nedir böyle yerli film gibi, sana yakıştı mı Oğuzhan? Gurbet bilmem ne, gurbet şarkısı, gurbet masalı, gurbet, gurbet ne demek? Her yer Allah’ın evi, her yer Allah’ın, ne demek gurbet? Ben Ankara’daydım, İstanbul’a geldim. Gurbette miyim ben şimdi? Ne gurbeti? Ne güzel mübarek yere geldim, İstanbul’a, değil mi? Bırakın bu gurbet lafını, gurbet diye bir şey yok. “Yalnızlık hissini nasıl yenebilirim?” “Allah’tan başka” diyor Cenab-ı Allah, “ne gerçek bir dost, ne gerçek bir vekil vardır” diyor. “Allah kuluna kafi değil mi?” diyor, Allah. “Allah kuluna kafi değil mi?” Kafisin sen YaRabbi bize, değil mi? Yalnızlık hissi, bir kere bu lafı da bırakacak. “Bana bir tavsiye vermeniz için yalvarıyorum.” İşte bak, söyledim. Gurbet diye bir şey yoktur. Allah’ın dininin yaşandığı her yer bizimdir, inşaAllah. Zaruri olarak gittiyse tamam, mesele yok. “Ben birkaç senedir Avrupa’da ilim amaçlı bulunan bir öğrenci olarak içine düştüğüm yalnızlığı, gurbet sıkıntı ve psikolojik buhranı zatınızın sohbetlerini dinlemeye başlamak suretiyle dindirdim.” Kalmadı diyeceksin, kalmadı, değil mi? “Gerek hitabınız, gerekse ilminizle iman hissiyatını gönlüme tekrar döndürdünüz.” MaşaAllah. “Hidayetime vesile oldunuz” diyor, inşaAllah. “Söylediklerinizi anlamayacak kapasitede bulunan buna rağmen cahil cesaretiyle laf etmeye çalışanlar ne olur canınızı sıkmasın.” Allah Allah, nereden çıkarttın Oğuzhan canımın sıktığını? Coşuyoruz, coşuyoruz. Adrenalin, kardeşim bana bir münafık laf etse heyecanımdan yerimde duramam ben. Kafir en ufak bir adım atsa yerimde duramam ben, bu benim gıdam, nereden çıkarttın? “Siz bilim ve yüce dinimiz arasındaki açık ilgi ve alakayı dinimizin bilim ve desteğini göstererek tabuları yıktınız.” Tabii ki farzdır bilim. Kuran’da her yerde Cenab-ı Allah emrediyor. Allah, “Beni anlamanız için ilme ihtiyacınız var, bilime ihtiyacınız var” diyor. Açık açık görünüyor Kuran’da. “Toplumda yaratılan kin ve nefret çabalarını boşa çıkaran bu çabalarınızda başarılar dilerim” diyor. “Kin ve nefreti kaldırıyorsunuz” diyor arkadaşımız, güzel. Gerek hitap ve gerekse ilminizle sizler bütün Müslümanların gönlündesiniz” diyor. Ne güzel, inşaAllah. “Ne olur dualarınızı eksik etmeyin.” Bütün Müslümanlara dua ediyorum ben zaten. Dua ettiğimde yani ben şahsıma dua etmem, herkese ederim. “Ya Rabbi, bana ve bütün Müslümanlara” diyorum, mutlaka ben öyle o şekilde dua... “Canlı yayında da adımı zikretme şerefini bana bahşedin” diyor. Tamam, ismini söyledik zaten, “saygı ve sevgilerimle” diyor, maşaAllah. Ama Oğuzhan bu dediklerime dikkat edecek, gurbet ifadesini bırakacak. Gurbet türküsü, gurbet şarkısı. Kardeşim çünkü hep türkülerde, yerli filmlerde gurbetten gelmişim, gurbet, nerenin gurbeti? Her yer Allah’ın, inşaAllah. Zaruri olursa bir insan gider.
Kardeşim şimdi yemekte, iftarda tabii o tabak, çatal atılması, bilmem ne, bağırmak çağırmak tabii ki bunu kimse desteklemez, takdir de etmez. Kimse bunu teşvik etmiş de değil. Yani böyle bir olayın üzerine balıklama atlamaya kalkmasınlar. Balıklama atlarsalar kafaları betona çarpar, başka bir şey olmaz. Hangi Müslüman bunu destekler? Bıraksınlar bunu. Olabilir, orada insanlar bir an boş bulunup cahillik etmiş olabilir. Kardeş ama yanlış hareket etmişlerdir, inşaAllah. Kimse desteklemez böyle bir şeyi. Durup durup bunu böyle büyük bir şey yakalamış gibi anlatmaya gerek yok, inşaAllah.
Hüseyin Akan; “Selamun aleyküm değerli Hocam. Hocam maşaAllah, sizin eserlerinizi okuyan ve hakkıyla anlayan insanlara yenilmek gerçekten imkansız, maşaAllah. Mesela benim eniştem Marksist ve onunla komünizmle ilgili konuştuğumda bu konu ile ilgili kendinden daha bilgili olduğumu anlayınca şok oldu ve şu an bu konuları bana açamıyor ve konuşamıyor” ve araziye geçmiş. “Çünkü konuştukça imana yaklaştığını anlıyorum. Hocam gerçekten Allah’ın yardımı bütün Müslümanların üzerinde” diyor Hüseyin Akan. Tabii Mehdi (a.s.) konularına da girmiş, ben şimdi onları anlatırsam olmaz.
“Hayırlı yayınlar Hocam” diyor. “Hayırlı yayınlar,” güzel, inşaAllah öyle olur. “Benim bir sorum olacaktı, inşaAllah.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “"Ve derler ki: ‘ona bir melek indirilmeli değil miydi?’Eğer bir melek indirilseydi, elbette iş bitirilmiş olurdu da sonra kendilerine göz açtırılmazdı." (En’am Suresi, 8) Bu ayette "iş bitirilmiş olurdu, meleklerin indirilmesiyle" herkesin iman etmesi anlamında mı kullanılmıştır yoksa başka bir anlamı var mıdır?” Allah, “perişan ederdim” diyor, “iş bitirilmişti” bu. Yani “ona bir melek indirilmeli değil miydi?” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Eğer bir melek indirilseydi, elbette iş bitirilmiş olurdu da sonra kendilerine göz açtırılmazdı.” “Göz açtırılmazdı” ne demek? Hiç kaçacak, göçecek yerleri kalmaz, mahvederdim” diyor Allah, “perişan ederdim” diyor. Cübbeli de diyor ki; “bir melek insin, Mehdi (a.s.)’yi başka türlü kabul etmem” diyor. Şimdi, Cübbeli Efendi, sen öyle bir şey görsen de yine inanmazsın. Niye doğru söylemiyorsun? Bir insanın üzerinde kanatlı bir insan suretinde nurani bir varlık görse Cübbeli, o da dese ki; “bu Mehdi (a.s.)’dir.” Cübbeli der ki; “bana büyü yaptılar diyecektir, hipnoz yaptılar” değil mi? O kadar, asla kabul etmez. Asla, inşaAllah. Çünkü kararlısın sen, İttihad-ı İslam’ı anlatmamada kararlısın sen. Cübbeli’nin dediği gibi Mehdi (a.s.)’nin üzerinde bir Melek oluşması imkansızlığını Allah söylüyor. Olur Melek, fakat Melekler aleminde olur. İnsanlar göremez. Nasıl biz şu an Melekler var burada, biz göremiyoruz. Hafaza Melekleri var, göremiyoruz. Aynı şekilde Mehdi (a.s.)’nin üzerindeki Melek de görülmez. “Ama onların dediği gibi” diyor Allah, “eğer olsaydı ona bir melek indirilmeli değil miydi?” Osman Ünlü ne diyor? “Melek insin, öyle inanırız” diyor. Cübbeli ne diyor? “Melek insin, o şekilde inanırız” diyor. Ana delilleri bu. Allah ne diyor? “Eğer bir melek indirilseydi,” görünür şekilde, “elbette iş bitirilmiş olurdu da sonra kendilerine göz açtırılmazdı.” “İflahınızı keserim” diyor, Allah. “Perişan ederdim hepinizi” diyor Allah, “öldürürdüm” diyor, değil mi? “Yerle bir ederdim.” (En’am Suresi, 8) Onun için Mehdi (a.s.)’nin üzerinde bulutun üzerinde bir Melek beklemek Kuran’a aykırıdır. Böyle bir şey mümkün değil. Görünmez olarak olur. Görünmez olarak olacaktır. Ama görünür olduğunda zaten Allah, “perişan ederim” diyor, değil mi?
OKTAR BABUNA: Bir de Hocam “yine de inanmazlar” dediniz, o ayeti okuyorum inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Gerçek şu ki, biz onlara melekler indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık, Allah’ın dilediği dışında yine onlar inanmayacaklardı. Ancak onların çoğu cahillik ediyorlar.”
ADNAN OKTAR: Cübbeli de cahillik ediyor. Şimdi Osman Ünlü bir yerde görse mesela Beyazıt’ta falan, bir insan, böyle kanatlar açık nurani bir insan; “ben Meleğim” dese, “bu da Mehdi (a.s.)’dir, buna uy” dese, buna uyacak mı bu şimdi? Uymayacağı belli. Niye doğru söylemiyorsun? Niye vakit kaybettiriyorsun Müslümanlara, değil mi? İnşaAllah.
Şimdi Oktar biz gidelim. Bir ekip evrim anlatmaya devam etsin. Darwinist, materyalistleri biraz kızdıralım inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...