SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Kanal S, Samsun AKS, TV Kayseri, www.mushaberleri.com, Nevşehir Keyif Fm 92.7, Bingöl Fm 102.0, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Adana Ceyhan CRT TV ve Radyo, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Mardin Kanal 7’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programında yine sizlerleyiz. Birbirinden önemli konuların yer alacağı programımızda merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla siz de e-maillerinizle katılabilirsiniz. Sayın Hocamız.
ADNAN OKTAR: Ne anlatalım Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Bardakoğlu, “üç, beş kilisede ayin yapmakla Türkiye Hıristiyan olmaz” diye açıklama yapmış Hocam, inşaAllah. Diyanet İşleri Başkanı.
ADNAN OKTAR: Şimdi o zaman on kilisede olursa Hıristiyan olur, üç-beş kilisede olursa olmaz. Hocamızı ben tabii çok seviyorum o anlamda dememiştir de, fakat o şekilde anlaşılmaması lazım. Osmanlı döneminde kiliseler vardı. Havralar da vardı. Kuran’da da var, kiliseler ve havralar. Ama İslam da buram buram yaşanıyordu. Eğer Darwinizm’in, materyalizmin anlatılması serbest olur da dinin anlatılması, kontrol altında olursa bu olmaz. Yoksa Hıristiyanlar anlatsın. Museviler de anlatsın, Müslümanlar da anlatsın. Doğruyu, hakkı insanlar görür zaten, inşaAllah. Başka ne var?
OKTAR BABUNA: HSYK’nın bir açıklaması olmuş Hocam. “Bu paket millete fazla” diyorlar. HSYK Başkan Vekili Özbek ve üye Ertosun’un anayasa değişikliğine karşı hazırladığı kitapçıkta inanılmaz cümleler, ‘atamaları hükümetin yaptığı ülkelerde hukuk kültürü var. Bizde demokrasi yeni hukuk kültürü gelişmemiş’” diye bir gerekçe göstermişler.
ADNAN OKTAR: Yani halk cahil böyle bir demokrasi fazla onlara, değil mi, demek istiyorlar. Bu millete demokrasiye gerek yok. Çünkü cahiller.
OKTAR BABUNA: O zamanda bu değişikliği yapmayalım gibi bir gerekçe göstermişler.
ADNAN OKTAR: Ama “Avrupa’ya layık” diyor, değil mi? “Fransa’ya layık, Danimarka’ya, İsviçre’ye, Norveç’e, hepsine layık ama bu millete layık değil” diyor. O zaman ben gidip “evet” vereceğim. Ben layık olduğu kanaatindeyim çünkü. Bu milletin en güzeline layık olduğuna inanıyorum. Ve evet, benim oyum evet olacak, inşaAllah. Çok ayıp yapmışlar, çok. Böyle ifade olmaz.
OKTAR BABUNA: Yine başka Star’da yine “HSYK’nın akıl almaz gerekçesi” diyor. “Devam eden davalara müdahale girişiminde bulundukları öne sürülen HSYK Başkanvekili Özbek ile Ertosun, Anayasa paketine karşı çıkma nedeni olarak ‘Türk demokrasinin az gelişmişliğini’ gösterdi” diye haber yapmışlar.
ADNAN OKTAR: Çok acayip, demokrasiden herkes hoşlanır. Bizim milletimiz dünyanın en medeni, en aydın, en aklı başında, en vicdanlı milleti. Yani Norveç’in hakkı var. Türkiye’nin hakkı yok. İsveç’in hakkı var, Türkiye’nin hakkı yok. Say da say. Amerika’nın hakkı var, Türkiye’nin hakkı yok. Nedir yahu bu millete bakış açısı böyle? Ne kadar acayip, değil mi? Başka ne yapalım Oktar’ım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. “Müslümanların Müslümana yaptığı” diye bir haber var. “Somali’de İslamcı militanlar dehşet saçtı” diyor. 72 ölü.
ADNAN OKTAR: Bunu millet nasıl anlayacak? Müslümanlar kan döküyor anlayacak. Halbuki onlar komünist. İslamcı falan da değiller. Komünist, Darwinist yetiştirilmiş çeteler ama nüfus cüzdanında Müslüman yazıyor adamın. PKK’nın nüfus cüzdanında ne yazıyor? Müslüman yazıyor. Şimdi PKK, İslamcı militanı mı olmuş oluyor, değil mi? Bunu iyi ayırt etmek lazım. Komünist çeteler onlar. Müslüman kan döker mi?
OKTAR BABUNA: Kesinlikle dökmez Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah’tan korkar, titrer Allah’tan inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Siz bu 11 Eylül saldırılarının olmasını hemen akabinde Hocam, bütün dünyaya İslam Terörü Lanetler kitabınızla bunu zaten açıkladınız, inşaAllah. İslam, Müslüman isminin olmasının hiçbir şey ifade etmediğini, bunların Darwinist, materyalist olduğu, Müslümanlıkta kesinlikle haram olduğunu, masum öldürmenin ve kan dökmenin açıklamıştınız zaten Hocam, inşaAllah. Ve Amerika’da en çok satan kitaplarınızdan birisiymiş Hocam, en çok okunan.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hanefi Avcı, Fethullah Gülen Hocamız için bazı iddialarda bulunmuş. Ben Fethullah Hocamın talebelerini böyle mumla arıyorum. Nerdeler ben anlamıyorum. Diyorlar ki; “işte, devletin bütün kademelerinde varlar, her yerde varlar”. Özel olarak da araştırdık, hakikaten öyle bir şey var mı gibisinden araştırdım, baktım. Sordum adamlara tek tek var mı? Uzaktan yakından alakaları yok adamların. Nerden çıkıyor ben anlamıyorum? Bana şahıs resmini göstersinler, şu adam desinler bir göreyim. Hiç alakası yok. Hatta bu o bizim 1999’daki operasyonda mesela dediler ki; falancı Fethullahçı’dır, feşmekan falan. Adamın ağzı leş gibi rakı kokuyor, nerenin Fethullahçısı yani. Uzaktan yakından alakası yok. Burada bir gariplik var. Bir de Fethullah Gülen o tip olaylardan şiddetle kaçınan bir insan. Hatta böyle tedirgin olduğu için yurt dışına çıktı. Böyle laftan, sözden, gerilimden falan çok kaçınan insan, çok nezaketli insan böyle tehlikeli işlerden şiddetle kaçınır, o. Maceraya girsin, bilmem ne yapsın. Böyle bir şey mümkün mü? Devlet bunu çok rahat tespit eder. Telefonlarını dinler. Takip eder, görür, fotoğraflar. Olacak iş mi şu, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam dediğiniz gibi hiç kanıtı olmadan, sadece laf var.
ADNAN OKTAR: Anında yakalar. Ertuğrul Özkök, hani “ben çok severim Fethullah Hoca’yı ama bu olaylar da gerçek gibi görünüyor.” Hani “bir bakılsın” falan gibi bir imaj vermiş. Yanlış yapıyor, böyle bir şey yok. Varsa çıkıp göstersin, fotoğrafıyla, belgesiyle hepsini anlayalım.
OKTAR BABUNA: “Marsı görmek için tek şans” diye bir haber var, Hocam. inşaAllah Allah’ın dilemesiyle. 27 Ağustos’da Mars, Dünyaya en yakın pozisyona geliyormuş Hocam. Bir sonraki tarih ‘2287’ diyorlar.
ADNAN OKTAR: Şans lafı yanlış, şans değil. Nasip diyecekler, ne şansı. Şans şuursuz bir güç akla getirir, değil mi? Nasip var.
OKTAR BABUNA: Bir açıklama daha var Hocam, maşaAllah. Diyor ki; “altında Kova takım yıldızındaki gezegen (Mars için) 27-28 Ağustos gecesi son buzul çağından bu yana dünyaya en yakın geçişini yapacak” diyor.
ADNAN OKTAR: “Bir işaret midir?” diyorsun.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah Hocam evet. Siz söylemiştiniz Kova çağına girildi diye.
ADNAN OKTAR: “Gökten bir işaret” diyor, hadiste var, gökten bir işaret. Ama bu mudur, değil midir? Tahakkuk edince anlarız. Başka neler var Oktar Hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah. Erbakan Hocamız’a yönelik haberler vardı bugün.
ADNAN OKTAR: Ne var, ne diyorlar?
OKTAR BABUNA: Biraz eleştirel mahiyette, aleyhinde. Göstereyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: Bu Yeni Şafak’ta bir yazı yazmış. Hakan Albayrak.
ADNAN OKTAR: Ne diyor?
OKTAR BABUNA: Önce çok övmüş Hocam Erbakan Hocamızı, diyor ki; “Saadet Partisi İstanbul İl Başkanlığı'nın verdiği iftar davetini bastılar. Bu işin şakası yok, Erbakan Hocam. Ortalıkta, kendini dava adamı zanneden bir sürü meczup dolaşıyor. Meczupların kifayet etmediği yerde bir provokatör muhakkak bulunur, yeter ki uygun ortam olsun. O ortam işte bu ortam. Allah aşkına dağıtın bu ortamı. O kadarcık bir mesele yüzünden Numan Bey'e böyle korkunç bir tepki gösterebiliyorsanız, Ramazan-ı Şerif'e ve Kur'an-ı Kerim'e saygısızlık edecek kadar gözü dönmüş olan o çeteye göstereceğiniz tepki yeri-göğü inletmeli. Bekliyoruz, Erbakan Hocam” diyor.
ADNAN OKTAR: Yeri-göğü inletmeli. Ne yapmasını istiyorlar Erbakan Hocamızın.
OKTAR BABUNA: Açıklama yapmasını Allah-u alem.
ADNAN OKTAR: Açıkladı, söyledi, söylediler. Yani hiçbir zaman için. Ömrü boyunca söylüyor Erbakan Hocamız. Yani ilk defa mı anlatıyor? Hocamız her zaman anarşiye, teröre, gerilime, kavgaya karşı olmuştur, her zaman. Her zaman mulayimeti, sevecenliği savunmuştur. 30 seneden beri Hocamızı tanımıyorlarsa, şimdi yeni mi tanıyacaklar? Bir insan ömrü boyunca bir şeyi söylüyorsa, bu yeterlidir. Ömrü boyunca anlattı, Hocamız. Anarşiyi, terörü asla kabul etmedi. Nerde öyle bir demeci var? Anarşiyi, terörü savunan.
OKTAR BABUNA: Hiç yok Hocam.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Her zaman mülayim, sevecen ve insancıldır. Tabii ki tavsiye etmez öyle bir şeyi. Öyle bir şeyden netice alınmayacağı da belli yani nedir o? Niçin öyle bir şey olsun? Değil mi? Son derece halim selimdir Hocamız. Ama olabilir, bazı insanlar gururuna ağır gelir. Her partinin fanatiği çıkar. Her yerde olur bu. Hangi partide olmuyor, değil mi? Mecliste bile milletvekilleri kavga ediyorlar bu nedir? Değil mi? O da öyle demek ki. Dolayısıyla bunu Erbakan Hocam için, hemen aleyhte iyi bir delilmiş gibi görmeye kalkmak çok ayıp olur. Ama o Hocanın öyle bir ifadesi yok, o çocuğun. O Hocamızı sever.
Ama ben hayret ettim yani bir büyük değerli bir insan çıkacak, binlerce, on binlerce insan yetiştirecek. Bir anda onu yalnızlığa itmek için ağza alınmadık sözlerle adamlar ortaya çıkacaklar, bazı kişiler ortaya çıkacaklar. Ve Aydın Doğan, Taha Akyol’u görevlendirecek. Adam, “şunu şunu yapın, şunları yapmayın diyecek, Milli Görüş safsatası” diyecek, adam. Ve adam da onun karşısında el pençe duracak. Sonra bu tarz gelişmeler olacak. Ben buna şaşıyorum, hayretler içinde kalıyorum. Dini eğitimi olan, imani bilgisi yüksek olan insanlar bunun ne olduğunu bilir. Ne anlama geldiğini de bilir, inşaAllah. Ama bak mesela, Fatih Altaylı bile Erbakan Hocamız’a karşı tavır almış. Bir kere kardeşim Fatih Altaylı’nın Erbakan’a karşı olması, Taha Akyol’un karşı olması, Aydın Doğan’ın karşı olması, o bıyığın karşı olması yani bu zaten yeterlidir. Olayın ne çapta olduğunu, nasıl büyük bir olay olduğunu, nasıl bir şeylerin döndüğünü, yani ferasetli, basiretli bir Müslüman bunu hemen anlar. Anlamıyorlar, bir kısım insanlar anlamıyor. Bak ne diyor; “Partinin başına Numan Kurtulmuş gibi herkesin sevdiği, beğendiği, saygı gösterdiği düzgün bir adam geçmiş”, Yani Fatih Altaylı gidip Saadet Partisine oyunu verecek şu an. Ben böyle anladım ben buradan. Bak diyor ki; “Numan Kurtulmuş gibi herkesin sevdiği” demek ki o da seviyor. Yani ez az % 80-90 oyu var demektir o zaman, Numan Kurtulmuş’un, Başbakan olması garanti. “Saygı gösterdiği, düzgün bir adam geçmiş.” O da, Fatih Altaylı da destekliyor. Saadet iktidar oluyor demektir. Böyle oluyor. Yani Fatih Altaylı’nın Saadet partisine nasıl bakacağını beş yaşındaki çocuk bile bilir, değil mi? Milli Görüş zihniyetine nasıl bakacağı, düşüncesine nasıl bakacağını beş yaşındaki çocuk bile bilir. Bak diyor ki; “Necmettin Erbakan bunu kabul edemiyor. Adamın yemeklerini bastırıyor”, yani Erbakan diyormuş ki, “gidin yemekleri basın, dağıtın, dövün milleti” diyormuş. Hayatında bunu hiç yapmış insan mı bu? Bu kişi, bu mübarek insan. Bak bu yaşına kadar hep şefkati, merhameti, sevgiyi savunmuş, değil mi? “Olaylar çıkarttırıyor”, sanki mahkeme hükmü gibi görüyor musun? Karar vermiş, sanki olayların içinde görmüş, duymuş, bilmiş, emir verdiğinden de emin. “Açıkça terör estiriyor”, bak terörist konumuna getiriyor. “Açıkça terör estiriyor”, terör estirene terörist denir, değil mi? Terörist gibi gösteriyor. “Ben de bu doymak bilmez ihtiras karşısında söylemem gerekeni söylemiyorum. Sadece, "Ayıptır ayıp” diyor, bakın Erbakan Hocamıza. “Milletten utanmıyorsan, yaşından utan" diyorum diyor. Ve bunu Erbakan Hocamız’a dedirtiriyorlar adamlar ve onlarla beraber kol kola Erbakan Hocamız’a karşı tavır alıyorlar. Seçim zamanı karşımıza gelirler. Ben de oyumu vermeyeceğim işte, inşaAllah. Bu nasıl bir iştir. Nasıl vicdanları titremiyor. Erbakan Hocamız’a bu sözü söyletiyorlar ve bunlarla kol kolalar. Aydın Doğan, Fatih Altaylı bunlar aynı kafanın iki kolu, sağı ve solu. Aynıdırlar, birbirlerine muhalif değildirler. Yani bu bilinmiyor. Hiçbir şekilde muhalif değil, o tamamen sandalcı kavgasıdır, gösteriştir, o. Yani ayrı ayrı kollardan ilerliyorlarmış gibi gösteriyor, böyle bir şey yok. İkisi de aynıdır, aynı kafadadırlar. Ve aynı yerin mantığıdır ikisi de, inşaAllah. Bakın ben de diyorum ki; “ayıptır ayıp Erbakan Hocamız’a bu sözü söyletmek, milletten utanmıyorsanız Allah’tan korkun” diyorum, inşaAllah, değil mi? En başta Allah’tan korkun diyorum. Milletten de utanın diyorum. Milletten onun sözünün aynısı söylemiyorum, yanlış oluyor, Allah affetsin. Çünkü yanlış o söz, inşaAllah. Bak, “Bugünlerde Türkiye'nin en yakışıksız siyasi figürü, hiç tartışmasız Necmettin Erbakan, Numan Kurtulmuş’u da çok seviyorum ben” diyor. Fatih Altaylı. Kardeşim bunu nasıl anlayamazsınız siz. Burada ki dönen olayı nasıl anlayamazsınız. Fatih Altaylı gibi bir adam tavır koyuyor, Erbakan Hocamıza. Ne demek olduğunu anlayamıyor musunuz siz bunun? Hatta coşuyorlar. Mesela gazetelere falan çıkarıyorlar bunları falan. Demeç üstüne demeçler veriyorlar. Diyorlar; “ne iyi adamsınız siz maşaAllah. Erbakan hakkında ne güzel konuşuyorsunuz siz, aydınlandınız, kafanız aydınlandı, aferin size” diyorlar. Bunun ne olduğunu anlayamıyorlar. Ben buna şaşıyorum. Baksana daha çocuğu yaşında adamlar Erbakan’a akıl vermeye kalktılar. Her kafadan bir şey, bayram sevinci içindeler. Numan Kurtulmuş, Fatih Altaylı, Aydın Doğan kol kola adeta halay çekiyorlar, sevinç halayı yani. Necmettin Erbakan bizim başımızın tacı ve ne kadar değerli olduğunu şimdi daha çok anlıyoruz. Ne kadar önemli bir insan olduğunu daha çok anlıyoruz. Bu reaksiyondan anlıyoruz. Fatih Altaylı, Numan Kurtulmuş’u destekliyorsa, bir şey vardır. Fatih Altaylı, Cübbeliyi destekliyorsa bir şey vardır. Buna insanlar uyansınlar fevkaladelik vardır. Durduk yere desteklemez. Yani Kuran’a, İslam’a, dine Fatih Altaylı’nın bakış açısını televizyonlarda görüyorsunuz, değil mi? Peki bu durumda bu nedir bu, kol kola hareketler?
OKTAR BABUNA: Çok açık Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Terör estiriyor” diyor mesela, ne kadar ayıp. Hocamızın haberi bile yok böyle şeylerden, olmaz. Ne bilsin koskoca milyonlarca insanın ne yapacağını, nerede ne hareket yapacağını ne bilsin? Saadet Partili olur adam gider hırsızlık yapabilir, soygun yapabilir, cinayet işleyebilir. Erbakan Hocamız’ı niye bağlasın bu, değil mi? “Git de adam mı öldür?” diyor, değil mi? Hayır CHP’li oluyor insan, CHP’liler var. Adam PKK’lı çıkıyor. Bu CHP’yi bağlar mı? Terörist çıkıyor, CHP’yi bağlar mı bu? CHP de olaylar çıkartıyor adamlar, saldırıyor, kafa göz yarıyorlar, bu parti liderini bağlar mı? Ama bunlara göre bağlıyor. Adı gibi emin bak ne diyor? “Partinin başına Numan Kurtulmuş gibi herkesin sevdiği, beğendiği, saygı gösterdiği düzgün bir adam geçmiş”. Kardeşim sen bilinçaltını dürüstçe söylesene Fatih Altaylı. Sen Numan Kurtulmuş’a nasıl bakacağını, Saadet Partisi’ne nasıl bakacağını herkes bilir, değil mi? Eskiden beri de bilir, gösteriyorsun zaten bakış açını. Bak, “Necmettin Erbakan bunu kabul edemiyor”. Niye etmesin? Onu partiye alan o, yetiştiren o talebesi olarak, değil mi? Her türlü imkanı sağlayan Erbakan, değil mi? Yıllarca ona saygı, sevgi gösteren o, değil mi? Partinin başına geçmesi safhasına kadar her türlü desteği sağlayan o değil mi? Ben niye sağladım destek Numan Kurtulmuş’a bizim evimize geldi. İki kere geldi. Erbakan Hocamız’a saygısını, sevgisini ve beğenisini hissettiğim için “ben şahsen, şahsım olarak seni destekliyorum. Allah muvaffak etsin inşaAllah geçersin başa” dedim. Ben ne bileyim ben böyle çıkacağını. Bak burada bir yanlış anlatım yapmış Fatih Altaylı çok ayıp yapıyor. Eğer Numan Kurtulmuş varsa Erbakan Hocamızın sayesinde var. Onu çocukken aldı, büyüttü. Bu noktaya getirdi o. Geliştirdi, eğitti, saygı gösterdi. Müslümanların ona değer vermesine vesile oldu. Onun verdiği garantiyle biz onunla görüştük, konuştuk. Referans oldu o, biz tanımayız, bilmeyiz Numan Kurtulmuş’u, değil mi? Bu çok yanlış bir kere burada doğru konuşmuyor. “Necmettin Erbakan bunu kabul edemiyor”. Ediyor, etti fakat Numan Kurtulmuş birden döndü. Bir şeyler oldu ona sorun bu. Yani Aydın Doğan’la bağlantısı ve diğer zevatla ve Fatih Altaylı ile bağlantısı bir şeyler meydana getirdi. Demek ki bir şeyler var. Bir mühendislik var. Bak “adamın yemeklerini bastırıyor” bu bir iftiradır. Erbakan çok nezih bir insan, yemek falan bastırmaz. Hayatında böyle bir şey yapmamıştır. O zaman CHP de çıkan bütün olaylardan CHP sorumlu oluyor, öyle mi? AK Parti de çıkan bütün olaylardan da Başbakan sorumlu oluyor, öyle mi? Bu nerede görülmüş bu. Mesela bir holding de çalışıyor bir adam gidiyor, eşini öldürüyor. Eee holdingin sahibi gel bakalım teröristsin sen. Niye bunu yaptın mı? Denilecek bu. Böyle bir mantık olur mu? “Olaylar çıkarttırıyor”, çok ayıp, bu alenen bir iftira. “Açıkça terör estiriyor”, terör estirene terörist denir. Ne biçim söz bu, değil mi? Babası yaşında bir insana, Başbakanlık yapmış bir insana bu üslup kullanılır mı?
OKTAR BABUNA: Kullanılmaz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Ben de bu doymak bilmez ihtiras karşısında”, Allah rızası için yapıyor Erbakan Hocam, ihtiras falan yok. Nerenin ihtirası, bu yaşında insanın ihtirası olur mu? Mücahit, cehd ehli, Allah’a boyun eğmiş, Allah’a kendini bağlamış, Allah için mücadele ediyor. 130 yaşındaydı daha Hz. Musa (a.s.) Peygamberlik yapıyordu kavmine, 130 yaşında, değil mi? Hz. Yusuf (a.s.) 120 yaşındaydı, kavmine Peygamberlik yapıyordu. Nerden konuşuyorsun sen? İhtiras, Allah için ihtirası onun. Benim de ihtirasım var. Türk-İslam Birliği ihtirasım var. İttihat-ı İslam ihtirasım var, değil mi? İslam ahlakının bütün dünyaya hâkim olması ihtirasım var. Dünyaya sevgi, barış ve kardeşliğin hakim olması ihtirasım var. Demokrasinin gelmesi ihtirasım var. Erbakan’ın ihtirası da bu tarz bir ihtirastır. “İhtiras karşısında söylemem gerekeni söylemiyorum”. Bir de söyle bari, daha ne söyleyeceksin? Yani sanki söylememiş, eksik kalmış gibi. Sadece “ayıptır, ayıp” diyor. Bak Başbakanlık yapmış bir insana, babası yaşındaki bir insana hitaba bak. Görmemiş, duymamış, bilmiyor yani. Sen gözünle görürsün, kulağınla duyarsın, değil mi? Onda bile senin konuşacak hakkın olmaz. Mahkemeye intikal eder, mahkeme karar verir. Hâkim kararıyla hüküm belli olur, ondan sonra konuşabilirsin. Onda bile saygılı bir üslup kullanman lazım böyle konuşulmaz, değil mi? “Ayıptır, ayıp. Milletten utanmıyorsan, yaşından utan”. Ben de sana diyorum ayıptır, ayıp, değil mi? Bilmeden, görmeden insanlara iftira atarsan, asıl ayıp olan budur. İftira atmış oluyorsun çünkü. Sen de milletten utanmıyorsan, değil mi? Benim sana sözüm yok o zaman. Ama Allah’tan kork diyorum ben. Ben milletten utanmayı esas almıyorum. Allah’tan korkmayı esas alıyorum. Allah’tan kork, milletten de utan diyorum, inşaAllah. “Yaşından utan” sen de yaşından utan. Bu yaşında sen, baban yaşında olan, Başbakanlık yapmış, profesör olan, değerli, milyonların sevdiği bir insana, karınca ezmez bir insana, müşfik ve merhametli bir insana kullandığın üsluba bak, değil mi? Ben de sana diyorum yaşından utan diye, inşaAllah. Yani Fatih Altaylı ile kol kola girmek, Taha Akyol ile kol kola girmek inanılır gibi değil. Ben Numan Hoca’nın böyle bir yönünün olduğunu bilmiş olsam uzaktan, yakından yaklaşmazdım, konuşmazdım. Erbakan Hocamız da zannetmiyorum ki onunla konuşsaydı ve partisine alsaydı. Partisine alırdı, girer ama bu konuma getirmezdi, onu. Onu bu konuma getiren Erbakan Hocamız’dır. Yetiştiren de Erbakan Hocamız. Kendisi söyledi bana, evde anlattı uzun uzun. “Beni yıllardır yetiştirdi Erbakan Hocamız, bu konuma getirdi, teşvik etti” dedi. Uzun uzun saatlerce konuştuk biz Numan Bey ile. Ondan dolayı yani özetle bu çok büyük bir olay. Müslümanlar, inananlar, Türk Milliyetçileri herkes olaya çok akılcı baksın.
Aynı olay Türkeş içinde yapmışlardı. Yapmaya kalkmışlardı. Türkeş’i gözden düşürmeye kalkmışlardı. Genelde böyle bir mantık var. Mesela; İnönü’ye karşı da böyle saygıda kusur eden bir üslup, İnönü kusursuz değil, tamam hataları var. Ama nezaketli olunur, değil mi? Vatana, millete her halükarda hizmet etmiş bir insan. Bir adap edep vardır yani, inşaAllah. Böyle yeni bir çığır açmaya kalkıyorlar, yeni bir ruh, yeni bir mantık. Sevginin, şefkatin, vefanın zayıf olduğu, güçsüz olduğu veyahut olmadığı bir İslam anlayışı, böyle bir Müslümanlık yok. Böyle bir şey olmaz, inşaAllah. Mesela diyor ki, bir başkası da, “Onun yüzünden biz ne kadar uğraştık, hapse girmesini engellemeye çalıştık, hep olaylarla karşılaştık onun yüzünden”. Hz. Musa (a.s.)’ya ne diyorlar? “Senden evvel de hep başımız belaya girdi, senden sonra da başımız hep belaya girdi” diyorlar değil mi? Allah yolunda mücadele eden her insanın başı belaya girer. Her liderin başı belaya girer. Bu ayıptır bunu bir Müslüman’ın bunu konuşması, değil mi? Bediüzzaman’ın başı belaya girmedi mi? 30 yıl hapiste yatmadı mı? Talebeleri derse ki; “Senin yüzünden hâşâ başımız belalara girdi, hapislerde çürüdük” derseler bu ahlaka, akla, dine, imana uygun olur mu bu söz?
OKTAR BABUNA: Çok büyük şeref olur inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Dava adamıysan tabii ki başı beladan eksik olmaz, değil mi? Çok inanılmaz laflar ediyorlar. Nasıl bir terbiye aldılar. Nasıl bir din eğitimi aldılar. Ben anlayamıyorum. Erbakan yüzünden başları belaya girmiş. O bizim şerefimizdir. Başbuğu’nun yüzünden bir kısım ülkücüler derse ki; “başımız belaya girdi” değil mi? Dava adamı da onun için başın belaya giriyor senin, değil mi? İnşaAllah. Çünkü hepsi hak yani hepsi doğru olan hareketler yaptılar. Necmettin Erbakan defalarca yargılandı 12 Eylül döneminde beraat etti. Türkeş de yargılandı, Başbuğ, o da beraat etti. Ama müthiş çile çektirdiler Başbuğa, değil mi? Aynı şekilde diğer dava adamlarında da biz bunu gördük, inşaAllah. Ve görürüz ve göreceğiz de, bu Allah’ın sünnetidir. Allah’ın kanunudur bu. Allah yolunda mücadele eden her insanın başı belaya girer, zorluklarla karşılaşır. Erbakan Hocamız’ın da başının belaya girmesi şereftir, değil mi? İftihar ediyoruz biz onun başını belaya girdiği için. Ondan biz hayıflanmıyoruz, ondan dolayı mahcup olmuyoruz, inşaAllah. Bak Allah onu, o başarılarından dolayı Allah Başbakan etti, Başbakan oldu. Çok küçük bir ekipti, küçücük bir ekipti. Gülüyorlardı ilk önce herkes gülüyordu Erbakan Hocamız’a. Hoca dedi ki; “gülün, son gülen iyi güler” dedi. inşaAllah. Bak Allah ona Başbakanlık nasip etti ki, Hz. Yusuf (a.s.)’un makamıdır. Çile çekti hapisten çıktı, Hz. Yusuf (a.s.) gibi Başbakan oldu, inşaAllah.
Böyle dava büyüklerinin yaşının ilerlemesi konumunda onlara karşı bizim saygımız, sevgimiz kat kat artar. Başbuğa karşı da çok arttı sevgimiz, Erbakan’a karşı da arttı. Bediüzzaman’a karşıda arttı. Hepsine karşı saygımız, sevgimiz artar. Mesela Sungur Ağabeye karşı da, bak çakallık yapmaya kalktılar. Hâşâ “bunadı, ölmek üzere” dediler. Gittim dedim; “Hocam sen velisin, sen bunamazsın sana hiçbir şey olmaz” dedim, değil mi? Pırıl pırıl böyle inşaAllah. “Ve ölmeyeceksin Allah’ın izniyle, vazifelisin sen. Belirli bir vakte kadar ölmeyeceksin, vazifelisin sen” dedim. Dirildi maşaAllah. Böyle yaşlanınca biraz saygısızlık yapmaya eğilimleri oluyor. Sanki diğerleri yaşlanmayacakmış gibi, değil mi?
OKTAR BABUNA: Bunu yapanlar da yaşlanıyor aynısı yapıyorlar onlara da sonra inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii çok acayip bu, inşaAllah. Vefa vardır, sadakat vardır, şefkat vardır, merhamet vardır, değil mi? Muhabbet vardır. Bir de bu kafayı savunan insanları ben merak ediyorum. Bir görsem ben nasıl bu mantığı alabiliyorlar. Nasıl böyle bir kafaya girebiliyorlar. Aydın Doğan da yaşlı, karşısında iki büklüm oluyorlar. Acayip saygılılar yani bu işler paraya göre mi oluyor, değil mi? Biraz kafalarını açsınlar yahut bazı menfaatlere göre mi oluyor? Çıkarlara göre mi oluyor? Akıllı olacaklar, samimi olacaklar, dürüst olacaklar, iyi niyetli olacaklar yani bu çok dehşetli bir olay bu. Akıl alacak gibi değil. Bak önüne gelen hüküm veriyor. Şu şöyledir, bu böyledir. İnsanın gözüyle görmesi lazım, kulağıyla işitmesi lazım, bu da yeterli değildir. Böyle bir şey varsa, devletin ilgili birimleri vardır. Savcılığa intikal eder, mahkemesi olur, hüküm çıkar, tamam. Onda bile söyledim nezaketiyle olay söylenir. Çünkü o zaten cezası neyse onu görür. Ortada hiçbir şekilde böyle bir olay yok. Barış insanını, sevgi insanını, merhamet insanını, şefkat insanını, sen terörist gibi göstermeye kalkarsan, değil mi? Olayları teşvik eden bir insan gibi göstermeye kalkarsan bu çok ayıp olur, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Bir de dediğiniz gibi kimlerin bunu yaptığına bakınca da herkesin anlaması lazım bunu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir de güçten yana oluyorlar. Mesela çok ayıp, hem de güçten yana olanlar bir gün güçlerini kaybederler. Haklıdan yana olacaksınız. Aydın Doğan’ın; basını var, televizyonu var. Fatih Altaylı’nın işte televizyonu var, bilmem neyi var. Onlardan yana olursak biz iktidar oluruz” derse bir adam çok yanlış eder. Bizim milletimiz basiretli, ferasetlidir. Aydın Doğan’a göre biz şekillenmiyoruz, değil mi? Öyle olsa siyasi tablo böyle olmazdı. Sağ ezici şekilde hâkimdir Türkiye’de, değil mi? Bak CHP bile sağa kaydı, sağcı oldu, değil mi? Açıkça söylediler, “biz sağ partisiyiz” dediler, inşaAllah. Bu böyledir. Ama sola diz çöktürdük Türkiye’de. Solu yok eden biziz. Felsefesini yok ettik solun. Çünkü Darwinizm üstüne kuruluydu sol, felsefesini yok ettik, inşaAllah. Aksini söyleyen gelsin inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Solcuyum demeye utanıyorlar artık, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama sosyal adaleti savunmak, modernliği savunmak, aydınlığı savunmak, demokrasinin güzelliklerini savunmak, sevgiyi, şefkati, merhameti savunmak, tutkuyu ve candanlığı savunmak bunlar dünya güzellikleri, bunu kim savunursa biz peşinden gideriz. CHP mi savunuyor? CHP’li olurum. AK Parti mi savunuyor? AK partili, MHP mi savunuyor? MHP’li olurum, hiç fark etmez, inşaAllah, değil mi? Oktar’ım ne anlatalım.
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam bir Irak’ta da bir saldırı haberi vardı Hocam. 7 kentte saldırı olmuş, “41 ölü” diye bir haber var Hocam. Dediğiniz gibi çok zulüm oluyor dünya çapında, ülkenin değişik noktalarındaki saldırı.
ADNAN OKTAR: Cübbeli ne diyor? “Mücadele için nasıl yapmak gerekiyor” diyor. “Bekleyelim evde bizi öldürsünler, Cennete gideriz, konu da böylece hallolur” diyor. Pasifize ediyor Müslümanları tabii. Hâlbuki İslam ahlakının dünya hakimiyeti farzdır, değil mi? inşaAllah. Ve Müslüman’ın İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti için gayret etmesi de farzdır, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Sizin hatta bu konuda kitabınız var. İzleyicilerimiz de okuyabilirler Hocam Dinde Pasifizm diye, www.harunyahya.org ‘a girerlerse.
ADNAN OKTAR: Evet, Dinde Pasifizm diye kitabım var doğru. Oktar Hocam neler anlatalım?
OKTAR BABUNA: Estağfurullah Hocam. Dün Mehdiyet ile ilgili çok önemli konular anlatmıştınız. Hz. Mehdi (a.s.)’nin iki önemli özelliğinden bahsettiniz. Hem hidayete vesile olması, diğeri de mücadeleci olması. “Bediüzzaman da Mehdi (a.s.)’nin sahip olacağı özellikleri tek tek sayıyor” dediniz, inşaAllah. Üstad’ın hatta bir sözü vardı, okuyayım mı Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: “Ahir zamanın en büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müctehid, en büyük bir müceddid, hem hakim, hem Mehdi (a.s.), hem mürşid, hem kutbu azam olarak bir zat-ı nuraniyi gönderecek ve o zat da Ehl-i Beyt-i Nebevi’den olacaktır”. Bütün özelliklerinden bahsediyor Üstad Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir film vardı. Bir Nur talebesi ağabeyimiz var, onu bir gösterelim. O ağabeyimiz dürüst. Önce direniyordu “şahsı manevi” diyordu. İkinci aşamada “tamam üç tane Mehdi (a.s.) gelecek, Türkiye’de de çıkabilir, Türkiye dışında da çıkabilir” dedi. Baktı olacak gibi değil, “evet, Mehdi (a.s.) gelecek” dedi, en sonunda. Ama tabii biraz orda yine sıkıntıya girmiş. Bediüzzaman’ı bu sefer de daha üstün göstermek için Peygamber görünümüne getirmeye kalkıyor, Bediüzzaman’ı, onun biraz daha altta olmasını istiyor, Mehdi (a.s.)’nin. Yani manen daha düşük bir şeye getirmeye. Kardeşim onu Allah’a bırakın. Bırakın onun derdine düşmeyin, değil mi? Üstad’ın değerini düşürmez Mehdi (a.s.), Üstadın değerini kat kat yükseltir. Bütün dünyada tanınmasını sağlayacaktır. Bütün dünyanın sevmesini sağlayacaktır Mehdi (a.s.). Panik olmaya gerek yok. Göster bakalım.
-VTR-
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.) Ali Resul denildiğinde, Peygamberimiz (s.a.v.)’in âlinden, onun çevresinden, onun soyundan anlamındadır. Yoksa onun Resul olduğunu anlatan bir ifade değildir, o. Mehdi (a.s.) Ali Resul yani seyiddir Mehdi (a.s.) bunu vurgulamak için söylemiştir. Ali resul. Başka yerde de mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan olduğunu ifade eden daha değişik ifadelerde kullanıyor, Bediüzzaman. Bu ifadelerden birisi de budur. Yani Mehdi (a.s.) Ali Resul. Tekrar tekrar söylüyorum yanlış anlaşılmaması için kardeşimizin ifadesini düzeltmek için. Resul’ün soyundan, onun âlinden anlamındadır, Mehdi (a.s.) Ali Resul ve doğrudan Mehdi (a.s.)’nin kendine söylüyor. Dolayısıyla bir kitaplı Mehdi (a.s.)’den bahsedilmiyor. Fakat ilhamla Bediüzzaman’a, tabii Allah’ın yazdırmasıdır. Kuran hükmünde veya vahiy hükmünde değildir. Yani ihya gibi İmam Rabbani Mektubat-ı gibi mübarek güzel bir eserdir. Bediüzzaman gerçek sahibi Mehdi (a.s.) ve şakirtleridir” diyor, Risalei Nur Külliyatı’nın. Ama kabul etmiş. “Bediüzzaman’ın talebesidir” diyor. Bediüzzaman da diyor ki; “ben de onun talebesiyim. Ben onun pişdar bir neferiyim. Öncü bir askeriyim, hizmetçisiyim” diyor, Bediüzzaman. Bediüzzaman o konularda çekinen bir insan değil ve “hiçbir cihette Ahir zamanın o acip şahsı gibi olamam, hiçbir cihette” diyor. “Anlaşılıyor ki, biz bu gayretlerimizi, bu vazifemizden Ahir zamanın o şahsına ve talebelerine zemin izhar ediyoruz” diyor. Açıkça söylüyor. Yani “benim görevim Mehdi (a.s.)’ye zemin izhar etmek. Ve onun öncü askeriyim, talebesiyim” diyor. Bediüzzaman açık açık söylüyor. Bu Üstad’ın değerini düşürmez, hepsi Peygamberimiz’in (s.a.v.) talebesi siz ne derdine düşüyorsunuz. Hepsi Peygamberimiz’in (s.a.v.) yolunda gayret eden Peygamberimiz’in (s.a.v.) askerleri, Mehdi (a.s.) da Peygamberimiz’in (s.a.v.) askeridir. Hz. İsa (a.s.)’da Peygamberimiz’in (s.a.v.) askerimizdir. Bediüzzaman da Peygamberimiz’in (s.a.v.) askeridir. Meydana gelecek zafer Peygamberimiz’in (s.a.v.) zaferi olacaktır, Allah’ın dilemesiyle, anlaşıldı mı? Onun için panik olmalarına gerek yok. Ama Mehdi (a.s.)’yi kabul etmiş, devamı vardı onu almamışsınız. “Çıkacak yakında göreceksiniz” diyor. O kısmı almamış olabilirler, “Mehdi (a.s.) yakında çıkacak, şu an gizli faaliyet halinde. Yakında göreceksiniz” diyor.
OKTAR BABUNA: İlk ifadesinden çok büyük değişiklik olmuş çünkü siz...
-VTR-
ADNAN OKTAR: Hah bak ne diyor? Şimdi nasıl ümit kesiliyor? “570 sene sonra çıkacak” diyor. Kimi “çıktı” diyor. “Kimi şahsı manevi zaten görünmez” diyor. Osman Ünlü Hoca ne diyor? Bin yıla bir bin yıl daha ilave etti. Çıkarttı üç bin yıla, dolayısıyla “Mehdi (a.s.) gelmeyecektir” dedi. Bin yıl ilavesi var, Hocamın. Bin yıl ilaveci Hoca Osman Hoca, Osman Ünlü matematik Hocası, “binden sonra 3000 gelir” diyor Hoca, maşaAllah. Öyle gelişkin bir Hoca, Cübbeli ne diyor? “7000 yılla ilgili hadis yoktur” diyor. Biraz sonra efendim yanlış aklıma gelmiş. “7000 yılla ilgili hadis vardır” diyor. Ertesi gün, bir hafta sonra evet arapçasıyla söylüyor. Ve “570 yıl sonra Mehdi (a.s.) gelecek” diyor. Bakın insanların ümidini kestirmeye çalışıyorlar. Habertürk’e çıkarıyorlar, Habertürk’e adam cübbeliyi çıkarır mı? İnsanda altında bunda ne var demez mi? Diyemiyorlar, böyle mütebessim çıkıyor, heyecanla, sevinçle bir de maytaplarla çıkma modası çıkarttı. Beyonce gibi böyle ışıklar saçarak. Konfetiler yağıyor falan. Alkışlar arasında falan. Ta uzağa oturmuş. İçinde bir uhde herhalde çocukluğundan beri böyle, sünnet çocuğu gibi onu getiriyorlar, koltuğun üstüne de oturtuyorlar. Bir de uydurma bir şey yapmışlar. Portakal sandığından mı yapmışlar? Garip bir şey yapmışlar. Arkasına Osmanlı arması koymuş. Şekilden şekile giriyor böyle, tam ortaya konmuş yani. Osmanlı halifesi falan havası vermeye çalışıyor kendince. Böyle imaj veriyor. “Tahta oturuyor, mübarek” falan gibisinden. Genel kültür diye adamda bir şey yok. Osman Ünlü Hoca’da da yok, bu senin şaşar Beşer’de de yok. Buyursunlar liseli gençlerin karşılarına çıkaralım. Robert Kolejden 10 tane çocuğun önüne çıkaralım üçünü birden. 10 dakikada 10 parçaya ayırırlar fikren. Darmakeşan olurlar, darmadağın olurlar. Genel kültür sıfır. Yani sıfır değil de çok çok az. Sıfır tabii abartılı bir ifade ama yüze göre bir iki gibi çok çok düşük. Zaten konuşmalarını dikkatlice incelediğimizde genel kültürünün olmadığını görüyoruz. Ama Kuran’a vakıflar, Kuran bilgileri var. Hadis hakkında da bilgileri var. Fakat Kuran’ı yorumlama şekilleri çok acayip oluyor, yanlış oluyor. Veyahut bir kısmını bambaşka şekile getiriyorlar. Mesela Cübbeli’nin olduğu gibi. Dünya hakimiyetini Kuran açıkça farz kıldığı halde, “Hayır buna gerek yok. Bizi öldürsünler evde, böylece dünya hakimiyeti diye bir konu olmayacaktır, ama ahirette biz onlarla hesaplaşmış olacağız” diyor. Yani “Dünyada bizi yensinler, yenecekler zaten bizi. Biz bittik zaten. Biz öldüğümüzde zaten kurtulmuş oluruz. Cennete gideceğiz. Onlar da Cehenneme gidecekler. İşte hakimiyeti istiyorsanız, hakimiyet budur. Dünyayı onlara verdik” diyor, özetle. Allah da “Dünyaya hakim olun” diyor, bakın; “Din Allah’ın oluncaya kadar” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım. “Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar Allah için mücadele edin” diyor. Bu, dünya hakimiyetinin farz olması ile ilgili açık ayettir, değil mi? Nur Suresi 55’de zaten açık açık söylüyor, Allah dünya hakimiyetini. Farz kılıyor ve bunu yapacağını söylüyor, Allah vaadediyor. Adam bambaşka bir çizgide.
Onun için Hocamız burada bak samimi olmuş güzel. “Mutlaka Mehdi (a.s.) çıkacak, faaliyet halinde şu an. Şu an gizli, insanlar ümidini kestiği sırada” diyor. Bakın ümidini kestiği olay şu an görülüyor. Kora halinde bilen, bilmeyen herkes “Mehdi (a.s.) gelmeyecek” diyor. Fatih Altaylı’nın kanalları geceli gündüzlü “Mehdi (a.s.) gelmeyecek” konusunu anlatıyor, değil mi? Bayraktar Bayraklı Hoca var biliyorsun. Böyle heyecanlı. Onun da en büyük sorunu o. Mehdi (a.s.)’nin gelmemesi. Ama o tabii iyi niyetle. Fakat hayret edeceğim derecede Kuran’la ilgili bilgisinde kopukluklar var. Yani inanılır gibi değil. Mesela diyor ki; “Peygamber gaybı bilmez” diyor. Doğru çok fazla ayet var. Ama Allah açıklıyor diyor ki; “Allah’ın seçtiği Peygamberler hariç, onlar gaybı benim bildirmemle bilir” diyor. Bunu söyleyemiyor.” Nerede? Bana gösterin” diyor. Yani inanılır gibi değil.
OKTAR BABUNA: Hem de birkaç ayette geçiyor. Dediğiniz gibi inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii inanılır gibi değil. Genelinde böyle bir yöntemi var. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.)’in göğe çekilmesi olayında başka bir ayeti gösteriyor. Hani diyorlar ya kafirler “O göğe çıksın” diyorlar. O ayeti gösteriyor. Halbuki Allah Kuran’da açıkça “Cennet-ül Meva onun yanında” diyor, ayette, değil mi? “Başka bir inişte onu gördü. Sidretü'l Müntehâ'nın yanında” diyor. Yaklaşık mealen söylüyorum. Gök deyince biz klasik.. Başka bir boyut kastediliyor oradaki. Adamların kastettiği bu gök bildiğimiz gök. “Havaya çık” diyorlar. Yani nasıl helikopterle bir insan göğe çıkıyor. “Bu şekilde göğe çık” diyorlar. Kuran’da bahsedilen başka bir boyuta geçmedir. Hz. İsa (a.s.) da göğe alınmak demek bu bizim bildiğimiz gök değil. Boyut, başka bir boyuta, 3. boyuttan 4. boyuta geçiyor. Boyutlar vardır. “Allah sizi kademeden kademeye geçirdi” diyor, Allah. Kuran ayeti var. Birçok boyut vardır. Bu boyutlardan herhangi bir tanesidir o.
Tabii, şimdi bakın buradaki alınan netice, diğer neticeler de kardeşlerimize örnek olsun. Hocamız çok samimi davranmış, maşaAllah. Bak kaç aşamadan geçti. Şimdi bu son aşamada da Mehdi A-li Resul’den de vazgeçecektir, göreceksiniz. Çünkü yanlış biliyor. İyi niyetli. Mesela başkaları da kudurmuş gibi öfkeleniyor, deliriyor, bilemeyebilir. Mehdi Al-i Resul duymuş, şimdi Resul deyince, Peygamber Resul zanneder. İyi niyetle öyle zannetmiş olabilir. Öfkelenecek bir şey yok. Al-i Resul halbuki Resulun Al-i, onun soyu anlamında. Niye dirensin bu insan. Bayağı candan olduğu belli. Hiçbir çıkarı da yok, anlaşıldı mı? Ne diyor? “Herkes ümidi kestiği sırada çıkacak”. Ben ne diyorum, 10 yıla kadar çıkacak. 10 yıla kadar zaten bakın ne kadar büyük değişiklik oldu.
Erbakan gibi dünya iyisi bir insana, insanlar nasıl bir yapı oluşturuyorlar. Onun karşısında en sadık bilinen insanlar nasıl bir tavır alıyorlar. Kimlerle kol kola tavır alıyorlar. Bu işte çok ciddi bir Ahir zaman alametidir. Mesela bu vicdanları çok karartacak bir olaydır. Yani şok bir olay şok. Mesela Fatih Altaylı’nın yazısı şok ifadedir. Ve adam iftihar ediyor Fatih Altaylı böyle yazdı diye. Seviniyor, okutuyor bak ne dedi diyor Fatih Altaylı “O da bizden. Bizim partiyi destekliyor” diyor. Sonra da tabii gerçekleri görüyorlar ama çok geç görüyorlar. Ahir zamanın şiddetini görmek açısından akılcı olarak şöyle etrafa bakmak yeterli oluyor, değil mi? Ahir zamanda diyor Peygamberimiz (s.a.v.); “büyüğe saygı kalmaz, küçüğe sevgi kalmaz”, diyor. Ahir zaman alametidir. Hz. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir. Büyüklere saygı kalmaz, küçüğe karşı sevgi kalmaz. Çocuklara karşı sevgi olmuyor. Büyüklere karşı saygı kalmıyor. Adam otobüste gidiyor yaşlı başlı adam böyle sallana sallana. Görüyorum ayakta. İnsan nasıl kabul eder bunu. Mesela bir genç kız da insanın içi kabul etmez. Dünya güzeli genç kız ayakta gidiyor. İnsan kıskanır, ona sahip çıkar. İnsanın ağırına gider. Dersin; “gel kardeşim, bacım şöyle otur” dersin, değil mi? Güzelce de muhafaza yaparsın. Kimseyi de yanaştırmazsın. İndiğinde de Allah selamet versin, o kadar. Bu büyük bir zevktir. Koruyuculuk ruhu olması lazım. Yaşlı bir anne mesela “aman evladım, yok gerek yok” diyor. “Yok anne” dersin. “O zaman ben istemiyorum, illa ki otur”, değil mi? Bir genç kız veya anne mesela paketi taşıyamıyor. Mesela ağır oluyor. Taksi tutacak paraları yok. Bir şeyleri yok. Evine götüremiyor, koskoca delikanlı adamsın sana spor olur. Al elinden götür, değil mi? Ne güzel yani. Saygı ile hürmet ile inşaAllah. Bunlar bir zevktir, mutluluktur.
OKTAR BABUNA:Dediğiniz gibi çok büyük bir değişiklik meydana gelmiş. O da sizin açıklamalarınız ile olmuştu Hocam, inşaAllah. O Nurcu talebesi beyefendinin açıklamalarında. Hz. Mehdi (a.s.) ilk önce üç şahıstan bahsediyordu önce.
ADNAN OKTAR:O kadar temiz ki, bak çocuklar soruyor. O kadar müşkül durumda kaldı. Çok net bayağı açık. Bir türlü açıklayamadı ilk açıklamasında, çok zorlandı. Fark ediyorsunuz değil mi? Gördünüz. Ama şimdi netleşti. Çünkü direnilecek gibi değil, çok açık. 10 yıla kadar İslam ahlakı hakim olacak inşaAllah. Mehdi (a.s.)’yi göreceksiniz, İsa (a.s.)’yı da göreceksiniz. Ne kadar şahane bir şey, ne korkuyorsunuz, değil mi? Ne güzel bir şey. Ne kadar insanların yakinini arttıran bir şey. Peygamberimiz (s.a.v.) 1400 yıl öncesinden söylüyor. Bakın Bediüzzaman diyor ki; dediklerini aynen tasdik etmiş. “Çıkıyor ve çıkacak devam edecek” diyor. Alametleri Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’ın alametlerini gizlemek istiyorlar. Söylediği harikalarını mucizelerini gizlemek istiyorlar. Biz de o mucizeleri sürekli söyleyip onları sorumluluk altında bırakıyoruz. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) diyecek; “ben söyledim mi?” diyecek. “Söyledin”, “aynısı ile çıktı mı?” diyecek. “Çıktı”, “Niye gizlediniz?” Derse, değil mi? “Cenab-ı Allah sorsa “benim Peygamberim size bildirdi mi?” Bildirdi. “Kitaplar da size geldi mi?” Geldi. “Gördünüz mü?” Gördük. “Niye görmemezlikten geldiniz” derse, Allah, Cübbeli nasıl açıklayacak? Osman Ünlü Hoca nasıl açıklayacak? Şaşar beşer nasıl açıklayacak? Değil mi?
Şimdi kardeşim bizim bir alıp-veremediğimiz yok da. Benim rahatsız olduğum, Bediüzzaman’ı haşa bir nevi kaale almaması ve kendini Nur talebesi olarak tanıtması. Ehl-i Sünnet alimi olarak tanıtıp Ehl-i Sünnet alimlerinin eserlerini bir kenara koyması, sorun bu. Başka bir şey yok. Bayraktar Bayraklı Hoca, mesela hakikaten bir eksikliği olduğunu, hiçbir şey demiyorum, demem, samimi adam. “Benim görüşüm bu” diyor. Bir şey demiyor. Çünkü ben Nur talebesiyim diye ortaya çıkmadı o. “Ben apayrı bir düşüncedeyim” diyor. Tamam, saygı duyarım, onda bir şey yok. Ama “Ey Hocalar, cevap verin” diyor. Şimdi bu üstümüze vazife o. Onun için cevabını veriyorum. “Bunun cevabı nedir?” diyor. Ayetten net, tam karşıt cevabını veriyorum. Ve konuda bitiyor. Habertürk’ün bir numaralı gücü gibi görünüyor. Bak o da çok eksik. Cübbeli’yi denediler, olacak gibi değil. Cübbeli gitti. Şimdi Bayraktar Bayraklı’yı getirdiler. Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek, Hz. İsa (a.s.) inmeyecek demek için. Kıyamete daha çok var demek için. Fatih Altaylı duy. 1545’te Kıyamet kopacak Allah’ın izni ile ve Hz. Mehdi (a.s.)’yi 10 yıl sonra göreceksin. Hz. İsa (a.s.)’yı 10 yıl sonra göreceksin. Zaten kendileri de program yapıyorlar. Pelin Hanım. Onun yaptığı programlarda açık açık söyleniyor Hz. Mehdi (a.s.)’nin geleceği, değil mi? Onu kontrol altına alamamış.
OKTAR BABUNA:Kıyamet alametlerini söylüyorlar.
ADNAN OKTAR :Evet, çok açık.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu panik niye? Bir programda Hz. Mehdi (a.s.) gelecek deniyor. Bir programda da Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek deniyor. Demek ki Hz. Mehdi (a.s.) gelmiş. Bak Hocamız ne diyor. “Geldi” diyor. “Ancak kafirler Allah’ın rahmetinden umut keserler” diyor. Aferin, çok güzel, bayağı samimi.
OKTAR BABUNA:O bahsettiği hadisi okuyayım mı Hocam, inşaAllah? Hz. Mehdi (a.s.)’den ümit kesilmesi ile ilgili. “İnsanların ümitsiz olduğu ve hiç Hz. Mehdi (a.s.) falan yokmuş dediği bir sırada Allah Hz. Mehdi (a.s.)’yi gönderir” Ali Bin Hüsameddin El Muttaki.
ADNAN OKTAR:Zuhur eder anlamında, yoksa daha önce gelecek Hz. Mehdi (a.s.).
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
SUNUCU:Benim merak ettiğim bir şey var. Ben de okuyorum genelde kitaplarda. 2020 yılında Türk-İslam dünyası bütün olacak, birleşecek. Büyük bir güç olacak İslam dünyası. Bunu merak ediyorum. Birleşecek derken, Türkiye’nin jeopolitik konumunu da biliyoruz. Türkiye’de mi olacak bu birleşim bütünleşme. Sonuçta bir yerde olmalı. Bölül bölük olmayacak madem birleşecek. Bu Türkiye’de mi yoksa diğer İslam ülkelerinde mi?
ADNAN OKTAR:Türkiye’nin daha önce bir Osmanlı tecrübesi var. Yani üç kıtaya da hakim olmuş. Şefkatli, efendi bir millet. Mesela ordu giderken bağlık bir yerden geçiyor. Osmanlı askerleri koparıp üzüm yiyorlar. Üzüm yediği dallara parasını çıkartıyor cebinden oraya küçük bezden bir bohça yapıyor. Parayı oraya bağlıyor fazlası ile. “Biz sizin üzümünüzü de yedik. Ücretinizi de verdik” diyorlar. Öyle eşkıya gibi yiyip içip geçme yok. Böyle efendi bir millet. Nezaketli bir millet. Allah’tan korkuyorlar. Sürekli Allah korkusu üzerine kurulu oldukları için Allah muvaffak etti. İstanbul’un alınması mucizedir. Avrupa asla vermez İstanbul’u. Bir kere dini başkent, dini başkentini adam verir mi? Ama Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak, Allah verdiriyor işte. Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak diye verdiler İstanbul’u yani Allah verdirdi. Türk-İslam Birliği için deniyor ki; Türkiye güçleniyor. Büyük güç. Bizim ekonomik gücümüz falan yok. Biz gariban bir milletiz, o anlamda. Bir ekmek ile biraz peynir ile doyan mütevazi, sevecen bir milletiz. Biz çok kaliteli arabalar evler yaşamadık Anadolu belli. Bizim gönlümüz zengin. Manevi zenginliğimiz kastediyor Avrupa. Yani itibar değil sözümüz geçiyor. Şefkatimize güveniyorlar. Sevgimize güveniyorlar. Saygımıza güveniyorlar. Somali’ye gidiyor Türk askeri herkes bağrına basıyor. Afganistan’a gidiyor bağrına basıyorlar. Sevilen bir millet, konu bu, Avrupa’nın. Birde lider olmak istiyoruz, kaderimiz böyle. Şimdi bakın, daha türkçesi dünyayı yöneten dünya devleti bunu böyle istiyor. Yani beni zorla konuşturmasınlar. Türkiye’nin liderliğinde Türk-İslam Birliği istiyor, dünya devleti. Başında kim var derseniz, o malum inşaAllah. Bakın adım adım bütün dünya buna doğru gidiyor. Obama çıkıyor bunu anlatıyor. Fransa devlet başkanı çıkıyor bunu anlatıyor. Rusya devlet başkanı çıkıyor bunu anlatıyor. Herkes adım adım buraya doğru gidiyor. Bilemedikleri bir güç onların hepsini sürüklüyor oraya doğru. Türk-İslam Birliği’ne doğru. Hiçbiri duramıyor. Aleyhte faaliyet yapan da oraya doğru gidiyor. Leyhte faaliyet yapan da oraya doğru gidiyor.
Mesela Fatih Altaylı İttihat-ı İslam’ı ister mi derseniz, malumdur. Mesela ne diyor, Erbakan Hocamız’a akıl almaz sözler sarfediyor. Bu meskenet halinde olan, uyuyan adamı uyandırır bu. “Hamiyet-i İslamiyem coştu. Kendime geldim” der. Olayın büyüklüğünü anlar ve coşku getirir.
Kardeşim dersin ki, “baktım vicdani kanaatimle müceddid olduğumu düşünüyorum, mücteid olduğumu düşünüyorum ve mezhep imamlarını kabul etmiyorum”. İnan hiçbir sorun çıkmaz saygı duyarım. Hiçbir şey demem, olabilir adam öyle düşünüyor olabilir. “Bediüzzaman’ı da kabul etmiyorum. Alim olarak kabul etmiyorum” der, iyi tamam ona da bir şey demeyiz. Ama öyle değil adam. Samanyolu Tv’ ye, Mehtap Tv’ye çıkıyor. Milyonlarca insana ehl-i sünnet, güvenilir, Bediüzzaman’ı savunan, Fethullah Hoca’ya karşı saygılı sevgi dolu, onun görüşlerine tabi olmuş bir insan görünümünde konuşma yapıyor. Bu bizi yanıltır, buna ne gerek. Tam doğru ne ise onu söyle, ona göre hareket et.
“Selamün aleyküm, Hocam İstanbul’da Cübbeli’nin hayranlarından bir arkadaşım var”. Cübbeli’nin hayranları da grantuvalet geziyor kardeşim. Talebeleri etrafındakiler hepsi çok şık, hiçbirinin sakalı yok. Hepsi kravatlı, Cübbeli kravata karşı. Takım elbiseye de karşı. Sakalsızı zaten fasık olarak görüyor. Fasık olarak gördüğün adamları nasıl etrafına koruma olarak alıyorsun. Nasıl canını onlara teslim ediyorsun, değil mi? Biraz garip evet ciddi bir çelişki var. Madem öyle bir hayata hayranlığın var. Modern olma ile güzel olduğunu düşünüyorsun o şekilde insanlar ile olmanın, onlarla mücadelede olmanın güzel olduğunu düşünüyorsun. Neden pratikteki hayatın öyle değil o zaman? Eğer hakikaten inandığın gibi yaşıyorsan sarıklı cübbeli adamlar ile etrafına arkadaşlar edin. Onlar senin programlarını düzenlesinler. Onlar insanlar ile muhatap olsunlar, değil mi? O yine maytapların yandığında, Beyonce gibi çıktığında. Michael Jackson’a mı dönüyor? Bilmiyorum. Yüzlerce kilo kafasından konfeti yağıyor. Öyle az-boz değil. Bir de dediğim gibi salonun en uzak noktasından alkışlar arasında geliyor”. Bir de o tahtına şekil-şemal versin, portakal sandığına benziyor. Öyle taht olmaz biraz estetik duygusu olsun, inşaAllah. “Cübbeli’nin bazı doğru söylemedikleri olduğunu söylediğimde bahsettim. Fakat bana öyleyse neden Mahmut Efendi onu yanında tutuyor. Mahmut Efendi’den sonra Cübbeli geleceğini Mahmut Efendi yanında tutuyorsa güvenmemiz gerektiğini söylüyor”. Mahmut Efendi çok mülayim, müşfik bir insan. Yıllarca yanında talebelik etmiş bir insanı kovacak hali yok. Ne desin yani, değil mi? Çok mülayim efendi bir insandır Mahmut Efendi. Cübbeli diyor zaten, “bunlar benim arkadaşım değil, bu kişiler. Ben ayrıyım” diyor. Mahmut Hoca’yı dinliyor mu, dinlemiyor mu bilmiyoruz ne yaptıklarını. Bir de öyle tiplerin üstüne gidersen çok acayip de olabilirler. Yani Mahmut Hoca biraz da temkinli bir insandır. Şimdi derler; “tavşanı konuşturmaktansa üst mahalleden düz yoldan geçmek daha iyidir” derler. Onun için bir bildiği vardır. Sorun çıkmasını istemiyor olabilir. Yoksa onun yaptıklarını Mahmut Hoca’nın benimsemesi mümkün değil. Çünkü İslam Birliği’ni, ittihat-ı İslam’ı savunan biridir kendisi. Son derece nezih bir insan. Mesela imani konular ile insanları güldürmez Mahmut Hoca, asla yapmaz, öyle bir şey. Yani tahayyül dahi etmez. Ama birçok olay oldu orada. Mahmut Hoca genellikle sessizliği seçen sakin bir insandır. Bir bildiği vardır, inşaAllah. Birde kader içinde onun görevli olduğunu biliyordur, Mahmut Hoca. Cübbeli, Ahir zamanda mühim bir şahıstır. Geleceği bildirilen önemli bir şahsiyettir. Belki bunu bildiği için fazla da üzerine gitmiyor olabilir, inşaAllah. Veyahut başka nedenleri vardır. Vardır bir bildiği diyeceğiz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bediüzzaman Hazretleri Ahir zamanda bazı cahil Hocaların hadisleri doğru yorumlamayacaklarını ve insanların imanlarına bu yönden zarar vereceklerini söylemişti Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman’ın ifadesini orjinal olarak oku.
OKTAR BABUNA:“Bir kısım zahiri ulemalar (hadislerin dış anlamlarına bakarak hüküm veren alimler), o rivayet ve hadislerin zahirine bakıp şüpheye düşmüşler. Veya sıhhatini (doğruluğunu) inkar edip veya hurafevari bir mana verip adeta muhal bir sureti bekler bir tarzda avam-ı müslimine zarar verirler“.
ADNAN OKTAR:Bir daha şerh ederek söyle.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. “Bir kısım zahiri ulemalar”, yani hadislerin dış anlamlarına bakıyor sadece yüzeysel olarak bakan hüküm veren alimler. “O rivayet ve hadislerin zahirine bakıp şüpheye düşmüşler”, yani dış derinliğine değil de, yüzeysel olarak bakıp şüpheye düşüyorlar. “Veya sıhhatini (doğruluğunu) inkar edip veya hurafevari bir mana verip”, yani ya hadisi kabul etmiyor, inkar ediyor doğruluğunu veya hurafevari hiç alakasız hurafe olan bir anlam veriyor. “Adeta muhal bir sureti (adeta imkansız, aklın vicdani kanaatle karar verme özelliğini ortadan kaldıracak özelliklerde bir şahsı)”. Yani hiç akla mantığa sığmayan bir şahs bekler bir tarzda Hz. Mehdi (a.s.) yerine, “anlattıkları için (bunu anlattıklarından dolayı) avam-ı Müslime zarar verirler”, yani Müslümanlara, İslamiyete, insanların imanına zarar verirler.
ADNAN OKTAR:Ve şu an yapılan o, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam inşaAllah.
Gökhan Canbey, Balıkesir. “Selamünaleyküm aslanların aslanı canım Hocam.”
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam ve rahmetüllahi berekatü.
OKTAR BABUNA:“Risale-i Nur talebesi olan bazı kardeşlerimle Mehdiyet konusunda özel olarak sohbet ettim. Onlara Mehdiyet ile ilgili düşüncelerinin neler olduğu sordum. Kardeşlerim bana Mehdiyet hakkında pek bilgilerinin olmadıklarını söylediler. Zamanın şahıs zamanı değil, şahs-ı manevi zamanı olduğunu ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin şahs-ı manevi olarak geleceğini söylediler. Bunun ardından ben Hz. Mehdi (a.s.)’ın fiziksel özelliklerinden bahsettim kardeşlerime, inşaAllah. Şahs-ı manevinin kaşının kavisli olamayacağını, burnunun ince olamayacağını ve bunu gibi söyledim. Risale-i Nurlarda Hz.Mehdi (a.s.)’nin “o zat” ile tarif edilen ve o zat kelimesinin ancak bir şahıs olabileceğinden bahsettim. Arkadaşlarım hiç itiraz etmediler. Söylediklerimi makul karşıladılar. Ardından ikinci aşamaya geçtim. Onlara Hz. Mehdi (a.s.)’nin bu yüzyılda çıkacağını ve 10-20 yıl içinde İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını Bediüzzaman’ın izahları ile anlattım. Hiç itiraz etmediler. Çok makul karşıladılar, inşaAllah. Ancak ortada çok ilginç bir durum vardı. Hiç heyecanlanmadılar, merakları artmadı. Buraya kadar ki anlattıklarımı makul karşılayan bir insanın normalde heyecanlanması beklenir. Hz. Mehdi (a.s.)’nin kim olduğu merak etmesi beklenir. Hz. İsa (a.s.)’in yaklaşık 10 yıl içinde görüneceğini ve İslam ahlakının dünyaya hakim olacağını öğrenen bir insanın Mehdiyet konusunu hemen araştırmaya başlaması beklenir. Kardeşlerimin samimi bir Müslüman olduklarına yürekten inanıyorum Hocam. Ama şuna bir kez daha şahit oldum ki, Ahir zaman deccali, insanları pek fena çarpmış, inşaAllah. Fethullah Gülen cemaatinden, Risale-i Nur talebelerinden arkadaşlarımla ettiğim sohbetler de şunun da inşaAllah farkına vardım. Çok kısa zamanda İslam ahlakının dünyaya hakim olacağına olan inançları yüksek, inşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisleri ile birlikte Türkiye’deki İslam’ı gelişmelerden de bahsettiğimde inançlarının daha da arttığını fark ettim, inşaAllah. Yüce Rabbimin kaderde belirlemiş olduğu zamanda tohumların sümbülleneceğine inancımız tamdır, inşaAllah. Allah tüm Müslümanların akıllarını artırsın inşaAllah” demiş Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet böyle bana samimi kanaatlerini Nur talebeleri ile görüşüp gelirse bunlar çok hayati gelişmeler, önemli. Yani Bediüzzaman’ın dedikleri de çok önemli. “Tohumlar sümbüllenecek” diyor. Bu tohumların nemli bir ortamda güneş görmesi durumunda, iyi bir ortamda kabuklarını yarıp açacağı anlaşılıyor. Bediüzzaman bunu durduk yere söylemez. Demek ki Nur talebelerinin tohum şeklinden çıkartılması ve sümbüllenmesi için gayret edilmesi gerekiyor. Onun için bu tarz bilgileri uyarılar, anlatımlar çok çok faydalı olur. Yani o uyuyan tohumlar uyanacaklardır. Ashab-ı Kehf gibi, inşaAllah. Fakat bu tarz bilgilere çok büyük ihtiyaç var.
SUNUCU:Hocam 2012 de Kıyamet kopacakmış. Kitaplar flimler bir sürü şey bunun doğruluğu nedir acaba? Size sormak istiyorum.
ADNAN OKTAR: 2012’de insanların ruhunda bir açılım olacak. Zihniyet değişikliği olacak toplumda bunu göreceksiniz. Biraz da bayağı hissedecekler insanlar, inşaAllah. Sorduğumuzda “hakikaten hissediyoruz” diyecekler. Kastedilen budur yani bir şeyler olacak insanlara. Bu 2014’lere kadar sürecek. 2014’lerden sonrada ekonomik kriz kalkıyor. Bu ne demektir? Mehdiyet artık filizlenmeye başladı demektir, inşaAllah. Bakın Kıyamet kopacakken Allah Kıyameti durdurdu,hadis var. Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis, ”bir gün kalsa dahi, Kıyamet kopmasına Allah evlatlarımdan Hz. Mehdi (a.s.)’yi gönderecek” diyor. Ve Kıyamet durduruluyor, inşaAllah. Ne zamana kadar? Hz. Mehdi (a.s.)’nin vefatına kadar. Hz. Mehdi (a.s.)’in Hz. İsa (a.s.)’in vefatından sonra ondan sonra süratle bozulmaya başlıyor.
Kıyametin yakın olduğunu anladılar panik oldular, bütün dünya da panik var. Anladılar Kıyametin yakın olduğunu. Var güçleriyle Hoca efendilerini devreye soktular. Aman aman öyle bir şey yok gibisinden. Bakın açıkça söylüyorum. Hicri 1545 gibi Kıyamet kopuyor. Hz. Mehdi (a.s.)’yi de 10 yıla kadar göreceksiniz. Dediğim herhangi bir şey çıkmazsa tamam. Peygamberimiz (s.a.v.)’in dedikleri çıkmazsa tamam. Ama tamamı çıkmış ve hadislerin doğru olduğu ispatlandı artık. Diyor ki Faruk Beşer Hoca; “bu zayıf hadis”. Sen de sürekli zayıf hadisleri kullanıyorsun ama işine gelen zayıf hadisleri kullanıyorsun, değil mi? Ama bu zayıf hadisler şaşar Beşer Hocam tahakkuk etmiş. Buna ne diyorsun? Mesela diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.), 1400 senedir beri olmayan bir olay var. “Kabe’de baskın olacak” diyor, Peygamberimiz (s.a.v) ve hacılar soyulacak, kanları Cennet-ül Akabe üzerine akacak, hac engellenecek diyor. Şimdi bu oldu mu, olmadı mı?
OKTAR BABUNA:Oldu Hocam.
ADNAN OKTAR:Oldu. Bu bir mucizedir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bir mucizesidir. Fırat’ın suyu 1400 yıldan beri havzası kurumamıştır, hiç olmamıştır. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki, “Fırat’ın havzası kuruyacak”. Barajlar kesildi. Fırat’ın suyu tamamen kesildi. Boydan boya bütün Fırat’ın yatağı kurudu. Gazeteler yazdı. “Fırat’ın yatağı kurudu” diye. İlk defa oldu. Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizesi. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; ”iki uçlu bir kuyruklu yıldız çıkacak” diyor. Daha önce hiç bilmiyor bilim adamları ne zaman çıktığını bilmiyorlar. Lulin kuyruklu yıldızı iki uçlu ve diyor ki, Peygamberimiz (s.a.v.) bak detay veriyor. “Bütün kuyruklu yıldızların gidişinin aksi yönde gidecek “ diyor. Bu da oldu. Ve ayrıca bak yine detay veriyor Peygamberimiz (s.a.v.) vahiy ile nefes kesiyor. Allah’ın vahyi ile. “Çıkmadan önce kuyruklu yıldız bir kaç yıl önce yağmurlar kesilecek” diyor. “Kuyruklu yıldız çıktıktan sonra da yağmurlar çok fazla olacak insanlar şikâyet etmeye başlayacaklar yağmurdan, her yeri sel basacak” diyor, aynısıyla oldu mu?
OKTAR BABUNA:Oldu Hocam 2009 a kadar böyle oldu 2009 da çıkınca kuyruklu yıldız, öbür türlü başladı.
ADNAN OKTAR:Kardeşim dehşete kapıldılar bunlar Museviler de olayın farkında, Musevilerin bana arkadaşlar kendi aralarında ki açık olan yazışmalarını getirdiler yani kapalı değil, açık yazışmaları, diyor ki adam konuşmasında, “ben samimi olarak Mehdi (a.s.)’nin geldiğine inanıyorum” diyor, Musevi adam, haham. Samimi olarak geldiğine inanıyorum diyor, öbür karşısındaki diyor ki; “ben de inanıyorum” diyor, geldiğine inanıyorum ben diyor. Onlar bile farkındalar. Bak o Hıristiyanlar mesela Joel şu bu falan hepsi farkındalar. Ve gizli bir panik gittikçe yayılmaya başladı bilim adamları da biliyorlar, hepsi biliyor. Dünya yaşlandı, biz son aşamasındayız. Bütün Kıyamet alametleri çıktı. Cübbeli’den medet umuyorlar garibimden, artık en sonunda gitti Flash Tv’de seksle ilgili, “cinsellikle ilgili kitap hazırlıyorum gözünüz aydın hazırlanın” diyor, herkesi müjdeliyor. “Çok büyük bir sorunu halledeceğiz” diyor, en büyük sorun bu, “ben bunu halledeceğim şu an” diyor, “cinsellikle ilgili bütün bilgileri öğreneceksiniz” diyor. Benim milletim bin dört yüz yıldan beri bilmiyor mu helali haramı? İlk defa Cübbeli’den mi öğreneceğiz biz, helali haramı?
OKTAR BABUNA:Bu Hocam bahsettiğiniz Lulin’in çıkışından önceki ve sonraki gazete haberleri; “son dört yüz yılın en yüksek sıcakları” diyor, “susuz kış her yerde kuraklık var. Dünya ısınıyor afetler kapıda”.
ADNAN OKTAR:Bak barajlar bu hale geliyor kurumuş bakın, “burası baraj” diyor, takır takır kurumuş. “Barajlar kurudu” diyor.
OKTAR BABUNA:Çıktıktan sonra bunlar da.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah “yüzde doksan beş buçuk” diyor arkasından bakın, sular her yeri doldurmuş. “Geçen yıl kuruyan göller yağışlarla hayat buldu” diyor. “Barajlar son on yılın rekorunu kırıyor”, “Türkiye suya doydu”, “bakana göre 2020 ye kadar suyumuz var”. Bakın 2020 ye kadar, hem de.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah bu da tam dediğiniz gibi 24 Şubat 2009’da Lulin kuyruklu Yıldızı çıktıktan hemen sonra oluyor bunlar inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi bunları Allah sorduğunda Ahirette cevabını veremezler. Aynı dönemde ne diyor Resullullah (s.a.v.); “Afganistan işgal edilecek, yazık oldu Talikan’a ve oranın zengin madenleri vardır” diyor. Bütün gazetelerde, Avrupa gazetelerinde haber oldu. Afganistan’ın zengin madenleri ilk defa açıklandı, çok zengin maden yatakları var, Afganistan’ın. Arkasından “İran ve Irak arasında savaş olacak” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.) ve ayrıca, “ Irak, birçok devlet, yabancı devlet tarafından yani gayri Müslimler tarafından işgal edilecek. Ve birçok koldan gelip işgal edecekler” diyor. Aynısıyla oldu mu?
OKTAR BABUNA:Oldu Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak Peygamberimiz (s.a.v.) yine vahiyle nefes kesmeye devam ediyor diyor ki; “Irak’ın para birimi kaldırılacak” diyor. Irak’ın para birimi kaldırıldı mı?
OKTAR BABUNA: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Kaldırıldı ve “Irak üçe bölünecek” diyor. Üçe bolündü mü?
OKTAR BABUNA: Bölündü Hocam. “Irak ordusu çölde kaybolacak” diyor.
ADNAN OKTAR: “Irak’ın ordusu çölde kaybolacak. Bir gecenin içinde” diyor. Bütün gazeteler yazdı. “Irak ordusu kayboldu” diye. Aynısıyla Peygamberimiz (s.a.v)’in söyledikleri oldu ve onun arkasından diğer onlarca alamet zuhur etti ve hepsi oluştu. Bir paniktir insanları sardı onun arkasından, anladılar Kıyamet yaklaştığımızı yani Mehdi (a.s.)’nin gerçekten çıkacağını anladılar. İsa (a.s.)’nın çıkışının gerçekten hak olduğunu anladılar. Büyücüler, yalancılar, saflar, cahiller, bilgisizler, her çeşit insan ortaya çıktı. Bir kısmı büyüyle insanları kandırmaya çalıştı, bir kısmı cahilliğiyle, bir kısmı eksik bilgisiyle hatalı bir tavrın içine girdiler. Yani bu süreci durdurmaya çalışıyorlar kendilerince. Kardeşim “su bendini aştıysa taşar” diyor, değil mi? Evet, arkası gelir.
“Hocam sizin hakkınızda iftiralar atılıyor” diyorlar. Kardeşim “bana sevap gelmesini istemiyor musunuz siz?” İftira atsın sevap gelir. Daha güzel, ne güzel. Şimdi bak iftira attığında onun sevapları da benim üzerime gelmiş oluyor. Bak durduk yere sevap kazanıyoruz ne güzel. Ellemesinler, iftira atıyorsa atsın adam. Biz uyaralım olsun. İftirası nedir? Bir tane iftirası var adamın zaten, başka da yok. İşte onlara göre ben geceli gündüzlü seksin peşindeyim. Başka bir şey yok. Bu kafadalar. Ben cevap dahi vermiyorum. Muhatap dahi olmuyorum. Kardeşlerimiz de muhatap olmasınlar. Ayrıca ben haşa “Peygamberim, kusursuzum bana uyun” diye mi ortaya çıktım ben? Ben ne diyorum? Peygamberimiz (s.a.v.)’e uyalım diyorum. Resulullah (s.a.v.)’a uyalım. peygamberlere, kime, Nuh, İbrahim, İshak, Yakup, İsmail bütün peygamberlere uyalım inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam. Ayrıca da Hocam biz sizin Hocam otuz senedir yanınızdayız, sizin Kuran’a aykırı yani Kuran ile mutabık olmayan en ufak bir davranışınıza kimse şahit olmadı, üstün ahlakınıza biz şahidiz hem dünyada hem Ahirette, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bir kere ben asla ve asla harama girmem.
OKTAR BABUNA: Asla inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bir kere bunu bırakın ben Allah’a kendimi adamış bir insanım, haram benim semtime uğramaz, gayet titizim ben. Helale harama son derece titizim, bana kimse akıl vermeye kalkmasın.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam, biz de buna şahidiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çünkü başka, bak Hz. Yusuf’a ne ile ilgili, cinsellikle ilgili iftira attılar, “tecavüz ediyor” dediler değil mi, tecavüz etti dediler kadına. Yani kendisine hâkim olamadı, tecavüz etti işte, Hz. Musa’ya yine aynı iftirayı attılar, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hanımlarına yine cinsellikle ilgili iftira attılar doğru mu?
OKTAR BABUNA: Doğru Hocam.
ADNAN OKTAR: Hz. Meryem’e cinsellikle ilgili iftira attılar. Ne oldu? Hepsi Peygamber oldular, Ahirette de Cennetteler şu an. Bunlarla oturup uğraşırsak birçok vaktimizi alır. Onun için hiç muhatap olmaya gerek yok.
OKTAR BABUNA: Ama genelde siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Şöyle oluyor Hocam, bir iftira atıyorlar hiçbir delil olmadan, siz onun olmadığını ispatlamak durumunda kalıyorsunuz. Bu da olmaması gereken bir durum yani, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kardeşim “tavşanlar hoplar, kervan yürür” demiş.
OKTAR BABUNA: EvelAllah.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Biz yolumuza devam edeceğiz, inşaAllah. Hz. Hasan’a da öyle haset ettiler zamanında, değil mi? Onların derdi şu; zenginliğimizi kıskanıyorlar, haset ediyorlar, yaşadığım hayatın güzelliğine haset ediyorlar, yaşadığımız evlerin güzelliğine haset ediyorlar, arkadaşlarımızın yakışıklılığına haset ediyorlar, kız arkadaşlarımın güzelliğine haset ediyorlar, efendiliklerine, terbiyelerine, sadakatlerine, bana olan muhabbetlerine haset ediyorlar, değil mi? Gücüme haset ediyorlar, kudretime haset ediyorlar, neşeme-sevincime haset ediyorlar, değil mi? Sağlığıma, sıhhatime, kuvvetime haset ediyorlar, hasetleriyle çatlasınlar ne diyeyim yani.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Allah daha da arttırsın elhamdülillah, inşaAllah. Ben her şeyin daima en güzelini ararım, en iyisini ararım ve en güzel hale getirmeye çalışırım. Mesela sofraysa daha güzel sofra olsun, kıyafetse daha güzel, evse daha güzel, ahlaksa daha güzel ahlak, konuşmaysa daha güzel konuşma, inşaAllah. Arabaysa en güzeli olsun, çünkü Allah diyor ki ayette “dünyada sizin” diyor bak şeytandan Allah’a sığınırım, dünyada sizin ne demek; tamamı sizin ama bir kısmı gidip almışlar, değil mi? Allah; “Tamamı sizin Ahirette yalnızca sizin” diyor Allah. Onun için dünyayı Allah bize verdi, bütün güzellikler bizim olacak.
OKTAR BABUNA: Evvel Allah, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah, her türlü güzellik bizim olacak. Hz. Hasan, Hz. Hüseyin çok şık ve güzel giyiniyorlardı, haset ettiler, acayip haset ettiler. Pırıl pırıldı kıyafetleri. İpek giyiyordu Hz. Hasan’da Hz. Hüseyin’de. Cübbeli ne diyor hâşâ, yüz binlerce hâşâ, sonsuz kere hâşâ, ”bite karşı korunmak için yapıyorlardı” diyor.
OKTAR BABUNA: Hâşâ, hâşâ.
ADNAN OKTAR: Peygamber (s.a.v)’in âlinde bit ne arar, Peygamber (s.a.v)’in yanında yaşıyorlar, Peygamberimiz (s.a.v)’in kuzuları onlar, Peygamber (s.a.v)’in evinde bit ne arar. Ne konuşuyorsun sen? Ağzından çıkanı kulağı duymuyor, inşaAllah. Haklı mıyım?
SUNUCU 2:Haklısınız Hocam.
OKTAR BABUNA: İftirayla ilgili ayeti okuyorum Hocam Hz. Yusuf’a, şeytandan Allah’a sığınırım; “sonra onlarda (Yusuf (a.s.)'un iffetine ilişkin) delilleri görmelerinin ardından, mutlaka onu belli bir vakte kadar zindana atmak (görüşü) ağır bastı.” (Yusuf Suresi, 35)
ADNAN OKTAR: Kardeşim Yusuf’ta, fizik olarak güzel ama kadınları akıl almaz etkileyen bir elektrik var, güç var, imanından dolayı Allah ona mucize olarak veriyor. Bütün ehli imanda vardır, bu. Yani imanın derecesine göre çekicilik meydana gelir, etki meydana gelir. Kadın normalde gayet rahat yaşayan bir kadın normal, eşi de normal, hayatı da normal. Ama Yusuf’u gördüğünde kahredici bir etki altında kalıyor, kadın deliriyor, kontrolden çıkıyor. “Kapıyı kilitledi” diyor, Allah. Kuran’da ayet var ve direk saldırıyor, Hz. Yusuf’a. Gömleğini yırtıyor yani bakın onu bir an önce soymak için Hz. Yusuf’un gömleğini yırtıyor, arkadan yırtıyor. Hz. Yusuf iffet sembolü, Allah ona ilham ediyor, vahyediyor ve Hz. Yusuf kaçıyor, kurtulmaya çalışıyor, kapıya doğru koşuyorlar. O anda eşiyle karşılaşıyorlar. Kadın da kinli olduğu için, çok tehlikelidir kadın iftirası, çok tehlikelidir. “Tecavüz etmeye kalktı” diyor. Buyurun, çok anormal bir söz. Hz. Yusuf, Allah’a çok şükür ki gömleği arkadan yırtıldığı için. Adam diyor ki; “eğer gömlek arkadan yırtıldıysa kadın suçludur, eğer önden yırtıldıysa o suçludur” diyor. Ki, öyle bile olsa yine suçlu olmaz Hz. Yusuf. Ama arkadan yırtıldığını görüyorlar gömleğin. Ama buna rağmen diyor. Demek ki, zaman zaman iddia edilen Ergenekon Örgütü kafası o devirde de varmış demek ki. Buna rağmen, buna rağmen alıp hapse koyuyorlar. Demek ki, iftiracı kafa o zaman da varmış, buna rağmen, yani kanun, hukuk yokmuş o zamanlar, “haklı olmasını görmelerine rağmen alıp hapse koydular” diyor. Ve tecavüzcü suçlamasıyla yedi yıl hapiste yatırdılar Hz. Yusuf gibi dünya güzelini, yedi yıl. Kadın dedi ki, neden etkilendiğini açıklıyor kadın. Diyorlar; “sen sapıttın mı?” diyorlar kadına. “Nasıl bir insansın sen, kocan var gayet güzel hayatın var. Niçin böyle bir şey yaptın?” diyorlar. “Ben size şimdi ispat edeceğim” diyor, kadın. “Oturun” diyor. “Hepsine meyve tabakları veriyor, Hz. Yusuf’u bir görüyorlar; kadınların nefesi kesiliyor. Yani onun elektriğinden, onun cezbesinden nefesleri kesiliyor. “Allah’ı tenzih ederiz, bu bir Melek” diyorlar. “Bu kadar etki, olacak iş değil” diyorlar. MaşaAllah, nefesleri kesiliyor, ellerini kesiyorlar meyve keseceğim diye. Gözleri kilitlenmiş Hz. Yusuf’a, o kadar güzel ve etkileyici bir insan. Bütün Peygamberlerde bu vardır. Hz. Musa’da da vardı. Bak, onu Firavun yazıtlarına geçirtmiş. Kuran’da geçmiyor ama diyor ki “Yahudi âlimi kadınları etkileme sanatında çok usta” diyor. Bütün kadınlar Hz. Musa’ya karşı hayranlık duyuyorlar, müthiş bir sevgi duyuyorlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de öyleydi, akıl almaz derecede etkileyiciydi kadınlar için, son derece güzel bir insandı. Müthiş yakışıklı; simsiyah gözler, hilal kaşlıydı Peygamberimiz (s.a.v.), koyu hilal kaşlı, böyle küçük çekme burunlu, hafif, burnunun üst kısmı hafif bombeliydi. Ondan sonra geniş omuzlu, elleri iri, müthiş kuvvetliydi bedenen, en güçlü pehlivanları bile anında yere yapıştıran bir insandı. Orta boyluydu böyle, ama yüzünde müthiş bir nuraniyet, beyazla pembe karışımıydı Peygamberimiz (s.a.v.), utangaç, mesela yüzüne baksan utanır ve kızarıyor. “Sen insanlardan utanıyorsun” diyor. Allah, utangaçlığına Kuran’da özellikle dikkat çekmiş. Peygamberimizi (s.a.v.) de böyle cinsellikle mağdur duruma getirmeye çalıştılar kendilerince. Allah onun hakkı olduğunu, onun yaptıklarının bir güzellik olduğunu, Kuran ayetiyle açıkladı ümmete, değil mi? Ona da öyle iftira atıyorlardı, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e. Kuran ayeti inince sesleri kesildi. Bu sefer hanımlarına iftira atmaya kalktılar. Yine Allah ayetle yollarını kesti. Hz. Ayşe annemize de iftira atmaya kalktılar, inşaAllah. Cenab-ı Allah şeytandan Allah’a sığınırım. “Bunu işittiğinizde, bu apaçık bir iftiradır demeniz gerekmez miydi?” diyor Allah, değil mi? Allah’ı tenzih ederiz, “bu apaçık bir iftiradır demeniz gerekmez miydi?” Apaçık delil gerekir böyle şeylerde, inşaAllah. Gözüyle görecek kulağıyla işitecek, 4 tane de şahit getirecek. Ve samimi, salih müminlerden. Hz. Meryem annemize de iftira atıldı, değil mi? Gayrı meşru ilişkiye girdi diye. Yıllarca o güzeller güzeli, değil mi? Peygamber oluncaya kadar, otuz üç yaşına kadar, Hz. Meryem annemize sürekli o iftirayı tazelediler ehli küfür. Gayrı meşru ilişkiye girdin, gayrı meşru ilişkiler yaptın diye otuz üç sene onu bunalttılar o mübareği, değil mi? Ve o da Hz. Meryem oldu bakın bütün kadınların sultanıdır, hepsinin üstündedir. “Bütün âlemlere üstün kıldım” diyor Allah Hz. Meryem’i. O iftiraya tahammül ettiği için.
Onun için millet hep cinsellikten gider, yani en vurucu silahları odur münafıkların, küfrün en vurucu silahları odur. Çünkü kendilerinin en büyük derdi o olduğu için, cinsellik olduğu için iftira atarken de hep cinsellikle… Çünkü halk çok hassastır insanlar cinselliğe, hep oradan yaklaşırlar. Bakın suçlamalar hep birinci dereceden cinsellik, ikinci dereceden vatan hainliği Kuran’da hep bu böyledir. İşte devleti satacak, milleti satacak falan gibisinden. Üçüncüsü delilik, büyücülük, “deli bu” diyorlar. İftiralarında, değil mi? “Çıkarcı” diyorlar. Ama buna rağmen Peygamberleri Allah hep galip getirmiştir, galip gelmişlerdir. Hiç muhatap olmaya gerek yok, inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...