SUNUCU 1:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Aksu TV, Kaçkar TV, www.mushaberleri.com, Nevşehir Keyif FM 92.7, Bingöl FM 102.0, Erzurum Radyo Süper Kanal 99.9, Enerji Radyo 90.0 Ordu, Adana Ceyhan CRT TV ve Radyo, Mardin Kanal 47, Sakarya Kanal 54’ten canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Ramazan Sohbetleri programında yine sizlerle beraberiz. Birbirinden önemli konukların yer alacağı programımıza bilmediğiniz, merak ettiğiniz konulardaki sorularınızla katılabilirsiniz, e-mail yardımıyla da katılabilirsiniz. Şimdi sözü hocama bırakıyorum.
ADNAN OKTAR:Ah severim ben senin o güzel, saygılı canını, çok güzel hitabetin maşaAllah. Ve benim sevimli kedim Ezgi.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:İki kardeşler, hiç birbirlerinden ayrılmıyorlar, minik kediler gibi. Ablası da onu çok seviyor, inşaAllah, Ezgi’yi. Oktar’ım, ne anlatalım?
OKTAR BABUNA:Estağfirullah hocam. Rus Haber Ajansı’nın bir açıklaması var, “Kafkasya’da radikal değişimler bekliyor” diye. Olabilecek gelişmeleri söylemiş hocam, inşaAllah. Rosbalt’ın internet sayfasında, Michigan Üniversitesi Tarih Fakültesi’nden Gerard Libaridian ile yapılan mülakattaki görüşleri var burada hocam, inşaAllah. Özetle, Kafkasya’da, çok önemli gelişmelerin beklediğini Kafkasya’yı ve Türkiye’nin rolüne dikkat çekmiş. Ankara’yı burada özellikle vurgulamış. Türkiye’nin kendi dış politikasını değiştirmeye başladığını, bölgede ağırlığının artmaya bağladığını, inşaAllah ve bundan sonraki ilişkilerin bu yönde değişeceğinin şeklinde bir görüşlerini bildirmiş hocam, inşaAllah. “Kafkasya’nın yapısı tamamen değişecek” diyor, inşaAllah, bölge.
ADNAN OKTAR:Tamam, yani Türk-İslam Birliği içerisinde eriyecek, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Evet, inşaAllah hocam. Bunu vurgulayan haberlerden bir tanesi. Türkiye’de hocam 1818 tane Sakal-ı şerif varmış, onunla ilgili bir haber var.
ADNAN OKTAR:1818?
OKTAR BABUNA:1818 evet, inşaAllah. “Ülkemizde Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) ait emanetlerden en çok Sakal-ı Şerif bulunuyor” diyor. “1818 adet Sakal-ı Şerif’ten 422’si İstanbul’da, 153’ü Bursa’da, 98’i İzmir’de, 87’si Yozgat’ta, 83’ü Balıkesir’de ve diğer kalan kısmı da Türkiye’nin farklı illerinde muhafaza ediliyor.” Ramazan ayında ziyarete açılmalarından bahsediyor, inşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR:Evet maşaAllah. Başka neler var Oktar hocam?
OKTAR BABUNA:Estağfirullah hocam. Bu, Numan Kurtulmuş’un bir açıklaması olmuş, Habertürk TV’de.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
OKTAR BABUNA:Dün. Numan Kurtulmuş’a Fatih Altaylı’nın Erbakan ile ilgili yazısı sorulduğunda, Numan Kurtulmuş, “Bu Altaylı’nın yorumu, bir şey söylemem doğru değil. Kamuoyunun takdiri ortadadır, parti içindeki meseleleri konuşmak doğru değil” demiş.
ADNAN OKTAR:Şimdi bu olmadı. Benim büyüğüme, benim çok sevgi duyduğum bir insana, saygı duyduğum insana birisi çıkacak, ağır sözler edecek, çok garip sözler edecek, yakışıksız sözler edecek, ben de susacağım! Onların hepsine kamuoyuna çıkıp, cevap vermesi lazım Numan Kurtulmuş’un. “Benim büyüğüm, benim saygı duyduğum, benim hocam, beni yetiştiren insan, beni bu günlere getiren insan Necmettin Erbakan’dır”, değil mi? Daha çocuk yıllarında, gençlik yıllarında, “beni eğitti, bana siyaseti öğretti, bana adabı edebi öğretti, güzel hedefleri, güzel düşünceleri öğretti. Ben bu kadar sevdiğim insana böyle ağır sözler ettirmem.” diyecek. Şimdi madde 1 “arkadaş” diyecek, “Fatih Altaylı; beni dinle” diyecek “söylediğin sözler çok ağır, bunların hepsini geri al ve özür dile” diyecek. Çıkacak Taha Akyol’a, “Bana” diyecek “akıl vermek size yakışmaz” diyecek, değil mi? “Herkes kendi aklını kendine saklasın” diyecek, “Ben Milli Görüş’ü savunan bir insanım” diyecek. “O bıyıklı arkadaşınıza da söyleyin” diyecek “böyle Milli Görüş için safsata gibi böyle garip sözler etmeyecek” diyecek. Anlaşıldı mı? O zaman baş tacı olur. Acayip saygı görür ama böyle titrek bir üslup kullanırsa, olmaz. Erbakan Hocamız böyle değildi, biz böyle alışmadık. Son derece cesurdu. Hikmetli, kısa ve özlü hakkını verirdi ve bu tipler hep Erbakan Hocamız’a karşı olurdu, biz karşı olduğu için Erbakan Hocamız’ı çok seviyorduk. Bu tipler hocayı bu şekilde desteklerse, biz olayı şüpheli buluruz. Ben şüpheli bulurum, yani şahsım. Ama mesela bazen görüştüğüm insanlar içerisinde görüyorum, onlar da bunu şüpheli buluyorlar. Yani Aydın Doğan bir gün çıksa bana dese ki, “Adnan Oktar çok mükemmel adam” değil mi? Ya ben battım demektir, Allah vermesin, yani ben bittim yani. Ertuğrul Özkök dese ki, “muhteşem insan, ne kadar iyi insan” diye, ben bittim yani, değil mi?
OKTAR BABUNA:Estağfirullah.
ADNAN OKTAR:Tabii ben sıfırım demektir, Allah esirgesin. Yani kendi gözüme göre öyleyim demektir, Allah vermesin. Sabaha kadar dua ederim “Yarabbi ben ne yaptım, günahımı bana göster. Ben bu hallere gelmek istemiyordum Yarabbi” der, sabaha kadar tevbe ederim Allah’a.
OKTAR BABUNA:Estağfirullah.
ADNAN OKTAR:Yani, bu adamlar bu kişiyi oturup övüyorsa ve destekliyorsa, bu çok vahimdir. Yani bunun altında bir şey araması gerekmez mi? Biz Erbakan Hocamız’ı niye seviyorduk? Bu kişiler karşı olduğu için seviyorduk. Yani onun referansıydı o bize, kesin deliliydi. Ama şimdi burada bunu göremiyoruz, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Burada bir gariplik var. Evet, zamanı gelince yine konuşuruz inşaAllah.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, Oktar hocam seni dinliyorum.
OKTAR BABUNA:Estağfirullah hocam. İncil’den bir bölüm okuyabilir miyim? “Elçilerin İşleri. Tanrı’nın eski çağlardan beri kutsal Peygamberlerin ağzından bildirdiği gibi, her şeyin yeniden düzenleneceği zamana dek İsa (a.s.)’nın gökte kalması gerekiyor.”
ADNAN OKTAR:Hah. ”Mehdi (a.s.) çıkıncaya kadar İsa (a.s.) gökte kalacak” diyor, değil mi? Bak çok net, “her şey düzenleninceye kadar”.Evin sahibi kim? Allah’ın dilemesiyle, sahib-i zaman Mehdi (a.s.), her yeri düzenliyor, düzgün hale getiriyor, İsa (a.s.) Mesih’in inişine uygun hale geliyor ve o mübarek misafir de geliyor.
OKTAR BABUNA:Evet, maşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. Ah severim ben senin o güzel canını, uslu uslu böyle çok nezaketli bir üslupla beni dinliyor. O benim canım, acayip güzel ahlaklı maşaAllah. Allah daha da güzelleştirsin ahlakını. Ezgi de bizim kedimiz, inşaAllah. Onun da, inşaAllah, zamanla çok güzel yönlerini göreceğiz inşaAllah, güzel huylarını göreceğiz. Ama şu an çok efendi ve terbiyeli olduğu görülüyor, inşaAllah, evet çok saygılı.
Oktar hocam, evet.
OKTAR BABUNA:Estağfirullah hocam. İncil’de bir de imana göre aile tarif edilmiş hocam, inşaAllah. Şöyle diyor, Markos bölümünde 3:35 “Allah’ın isteğini kim yerine getirirse kardeşim, kız kardeşim ve annem olur.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. “Allah’ın istediklerini kim yerine getirirse.” Hah. Aile bağı nasıl oluyormuş? İmana göre oluyormuş. Çok güzel, değil mi? Adam diyor ki, “falanca benim babamdır” diyor. Nedir özelliği? “Ateist, saldırgan, ahlaksız, namussuz, üçkağıtçının teki” diyor. Ee nasıl baban oluyor? “Babam” diyor. Olmaz, babalık düşer. Olur mu öyle şey?
OKTAR BABUNA:Olmaz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mesela kızına tecavüz eden baba, ensest ilişkiye giriyor ahlaksız herif. “Kimsin sen?” diyorsun, “kızımın babasıyım” diyor. Babalığın gitti senin. Ne kadar gitti? Ölümüne kadar gitti. Bir daha baba olamazsın sen. O da senin kızın değil artık, değil mi? Bu ne yüzsüzlük ya? Daha hala “kızım” diyor.
OKTAR BABUNA:Hatta söylemiştiniz hocam, etraftan da baskı yapıyorlar, “babasıdır bir şey olmaz” diye.
ADNAN OKTAR:Tabii ya “ses çıkartmayın” diyorlar. “Babasıdır, ne var ki?” filan diyorlar. Ne demek babası ya? Direkt, ahlaksız adamın teki demektir. inşaAllah. Evet, Oktar’ım, başka?
OKTAR BABUNA:Estağfirullah hocam. Hz. Mehdi (a.s.)’nin, Allah’ın Hadi isminin tecellisi olduğu hadislerde bildiriliyor hocam. Okuyayım mı hadislerden, inşaAllah? “’Hz. Mehdi (a.s.) hidayet meşalesiyle alemde dolaşır. (Yani tüm insanların hidayetine vesile olur) ve salihler gibi yaşar.’ (El Mehdiyy-il Mev’ud.)”
ADNAN OKTAR:Birazq açıkla.
OKTAR BABUNA:“Hz. Mehdi (a.s.) hidayet meşalesiyle alemde dolaşır (yani insanların hidayetine vesile olur)”, hidayetin oluşmasına, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, ‘hidayet’ ayrı bir konudur, bak, ‘bilgi vermek’ ayrıdır. Adama bilgi aktarırsın, mesela profesörler gider, anlatırlar. Ama hidayet verme ayrıdır, yani bir insana hal vermek. Mehdi (a.s.) bakışıyla, elektriğiyle, üslubuyla, ses tonuyla, mimikleriyle, hayatıyla, konuşmasıyla, hal verir. Bir kere görse bir insan, Allah’ın hidayetine vesile olur o kişi, yani Mehdi (a.s.). Haberi bile olmaz şahıs, eğer kalbi açıksa hidayetine vesile olur. Mesela onun candanlığı, konuşmadaki samimiyeti, iman derinliği, karşıdaki insanı çarpar adeta. Bambaşka aleme gider, bir anda değişir. Onu kapkaranlık dünyasından çıkarır. Mesela, daha önce adam karamsar, böyle çakal tıynetlidir. Bütün insanlara şüpheyle bakıyordur, “Ya bu dünya böyle gelmiş böyle gider.” Kendisinin de berbat olduğunu düşünür, insanların da kötü olduğunu düşünür. “Bu düzelmez, bu sistem” der, “mahvolmuşuz” der, “ona uyum sağlayalım” der, yani “bu sisteme uyum sağlayalım” der, “artık buna yapacak bir şey yok” der, “çünkü kimi görsen böyle” der ama Mehdi (a.s.) ile karşılaştığında bütün dünyevi teorileri altüst olur.
OKTAR BABUNA:Elhamdülillah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Haa” der “ben hata yapmışım, dünya bambaşkaymış, gerçekten Allah varmış” der. “Gerçekten din doğruymuş, gerçekten güzel ahlak varmış, gerçekten sevgi varmış, gerçekten aşk varmış, gerçekten Allah’a derin bir muhabbetle bağlanmak varmış, şimdi kanaatim değişti” der. Kendine bunu itiraf eder, içinde. Yani bunu açık açık söylemez. Herkes istiyor ki, böyle diz çöksün, açık açık söylesin. Söylemez. Mesela hiç ummadığın adamlar bile şu an düzeliyorlar. En azgın adamların bile ayağı yere basıyor. Bakın, konuşmalarına dikkat edin, isim vermeyeceğim, on yıl önceki konuşmalarına baksanız, çok mesela züppe ve çakalken, on yıl sonraki konuşmalarına bakıyorsun, imanın elektriği içerisine girmiş; üslubundan, konuşmasından anlaşılıyor ve nereden etkilendiğini de görmek istediğimizde bakıyoruz ki, belirli bir yerden etkileniyor, Mehdiyet’in zıl ve gölgesi altına girmiş. Gece gündüz bak hep imanın etkisinde. Duruyor duruyor yine konuyu Allah’a getiriyor, duruyor duruyor Allah’a getiriyor. Daha önce hiç bahsetmeyen adamlar, daha önce hiç Kuran’dan, İslam’dan, dinden bahsetmeyen insanlar, sürekli o çizgiye geliyorlar. Buradan da anlıyoruz ki, Mehdiyet’in elektriği her yeri sarmış, manevi elektriği inşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah. Yurt dışından verdiğiniz bir örnek vardı hocam, söyleyelim mi onu? Hugo Chavez, bu, Venezüella’nın diktatör lideri, maşaAllah “Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) gelecek” diye açıklama yapmıştı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mesela o niye? Mehdiliğin zır ve gölgesine girdiği için. Obama’nın üslubu, Obama “Ben Darwinistim, işte, herhangi bir dine karşı da öyle, o kadar ilgim alakam yok” diyordu. Yani “Biraz, kısmen Hıristiyan sayılırım” diyordu. Ne kadar, Amerika’da cins adam varsa, yani iyi olanlar da var ama cins olanlar da var, cinsler de destekliyordu onu. Ama Obama’ya bir şey oldu ve Mehdiyetin zıl ve gölgesi altına girdi, etkilendi. Bunu Fransa’da gördük, İngiltere’de gördük, diğer kişilerde gördük ve Türkiye’de çok şiddetli görülüyor. Yani çok çok şiddetli görülüyor.
Şimdi, Mehdi (a.s.) özentilileri var, dün akşam da yine televizyonda bir kişi, yine bir tane daha çıkmış, Mehdi (a.s.) özentili yine birisi daha; bu çok iyi yani millet seyrediyor, diyor ki “ya” diyor, “ne çok Mehdi (a.s.) adayı çıkıyor, bilmem ne çıkıyor”. Mesela bakıyorum, hakikaten bir deli enerjisi gelmiş üstüne. Yalnız bu Mehdi (a.s.) adaylarının özelliği şu; hiçbir delilleri yok. Yani dışarıdaki delilleri de saymıyor. Halbuki bak, biraz hakikaten kafaları çalışsa o yönde, kendi lehine onu kullanmak isteyebilir. Mesela Fırat’ın suyunun kesilmesini kendine delil olarak kullanabilir istese, değil mi? Kabe’de kan akıtılmasını, bizim bütün saydığımız delillerin tamamını kendine delil olarak kullanabilir. O bile akıllarına gelmiyor. O kadar saftirikler yani böyle. Yani halbuki mesela, onların deli enerjisi faydalı da olabilir, bunları anlatabilirler, bu konuları anlatabilirler ama herhalde “birilerine faydalı olacak” diye düşünüyorlar anladığım kadarıyla. Çünkü anlatınca, insanlar belirli bir noktaya doğru gidecekler. O zaman diyecekler ki; “madem dış alametleri anlattın”, değil mi? “Dış dünyadaki alametleri anlattın, bir de Mehdi (a.s.)’nin şahsının alametlerini anlat bakalım” diyecekler, o zaman olay tamamen tersine dönecek. Çünkü Mehdi (a.s.), şimdi diyecekler ki, “Mehdi (a.s.) İstanbul’da zuhur edecek”. E sen apar topar kaçmışsın, değil mi? Müslümanları, çocukları, anneleri, “Allah yolunda bize yardım eden yolla” diyen, Cenab-ı Allah’a dua eden, Kuran’da var ya, “Yarabbi, bize” diyorlar, “Allah için yardım edecek birini yolla” diyorlar ve “çocuklar ve mustaz’aflar ve ezilmişler uğruna niye mücadele etmiyorsunuz?” diyor Allah. E adam apar topar kaçmış, canı tatlı. ”Canı tatlı Mehdi (a.s.)“ olmaz bir, ”kaçak Mehdi (a.s.)” olmaz iki, değil mi? Niye kaçtın? Yani Peygamberimiz (s.a.v.) bırakıyor muydu?
OKTAR BABUNA:Bırakmadı hocam, bırakmadı.
ADNAN OKTAR:Ne zaman hicret etti Peygamberimiz (s.a.v.)? Artık adamlar alenen kesmeye geliyorlardı, yani alenen. Yani hiç kurtarırı yoktu olayın. “Gördüğümüz yerde öldüreceğiz” diyorlardı. Yanında, çevresinde de insan da çok az. Yani hiçbir kurtuluşu yok, mecbur olduğu için, geçici olarak Medine’ye gitti. Yoksa Peygamberimiz (s.a.v.) savaştan, cihattan, mücadeleden kaçınan bir insan değildi. Bilakis arıyor zaten, değil mi? Dolayısıyla kaçak Mehdi (a.s.) olmaz. Bir kere buradan onu bir silecekler, bir. Mehdi (a.s.)’nin çıkış yeri İstanbul’dur, iki. E canı tatlı, canının derdine düşen, Müslümanları bırakıp kaçan Mehdi (a.s.) olmaz. Yani bunu tekrar tekrar söylüyorum. Ayrıca Mehdi (a.s.)’nin alametlerini söylemekten kaçınan Mehdi (a.s.) de olmaz, değil mi? Bakın Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametlerini saysın madem Mehdi (a.s.), değil mi? Zaten olmaz da mantıksız, münasebetsiz bir iddia. Zaten küfür olur da, ben onu biraz şey olarak söylüyorum. Çünkü Mehdilik hiçbir zaman için iddia şeklinde olmaz, hiçbir zaman için. Mehdi (a.s.)’nin en çok kaçındığı olaylardan bir tanesidir, Mehdilik iddiası. Ne kendi söyler, ne karşısındaki insana söyletir. Asla söyletecek bir söz değildir o, ne büyük cüret ya, ne demek bu? “Rüyaya yatın, benim Mehdi (a.s.) olduğumu görün.” Ya kardeşim, bu söz, direkt küfürdür bu söz. Yani direkt, bir kere kendisinin Mehdi (a.s.) olduğunu iddia etmesi küfürdür, adamı da küfre sokuyorsun. Onu da peygamberliğe, yalancı peygamberliğe itmiş oluyorsun. Çünkü “Sen uyuduğunda” diyorsun, “vahiy alacaksın, peygamber konumuna geleceksin, sana vahiyle hüküm gelecek”, değil mi? Ve yani, “Kuran’daki hüküm gibi farz olan bir hüküm meydana gelecek, yeni bir farz meydana gelecek ve sen o farza uyacaksın” diyorsun adama ve “Ben de cennetliğim” diyorsun. Bu ne demek bu? Çok acayip bir söz bu, küfür bir sözdür. Bu şekilde olmaz ama tabii bunları ezmeye kalkmak, böyle, ne bileyim,aşağılamaya kalkmak, bunlar akılcı hareketler değil. Ben, acıyorum ben onlara, şefkatle bakıyorum. Mesela akşam vardı televizyonda, seyrettim; e zarı yok zoru yok. Yani hakikaten de müthiş bir enerji gelmiş. Hakikaten Kuran bilgileri de iyi, güzel. Güzel anlatıyorlar Kuran’ı. Faydalı kısımlarını alalım, deli kısımlarını almayalım, ne var yani, değil mi? Hakikaten bakıyorum, bayağı güzel siteler de yapmışlar, çok güzel anlatıyorlar, coşkuyla da anlatıyorlar. Ama tabii nerede delilik yapacakları da belli olmuyor, onu çok iyi ayırt etmek lazım. Yani böyle, sapıtık izahları oluyor, oralara girmemek lazım. Yoksa mesela Kuran’ı övmeleri güzel, imani konuları anlatmaları güzel. Bir de, bayağı seri de konuşuyorlar bakıyorum inşaAllah. Ama panik olmalarına şaşırıyorum. Mesela Şeyh Nazım Hocamız’ın talebeleri var, bir şahıs var, panik olmuşlar. Yani ne gerek? Garibanın teki, ne yapıyorsa yapsın, size ne? Bir şey olmaz yani, değil mi? Tedirgin olmalarına gerek yok. Nihayetinde fikri olarak anlatılacak, onları izah edecek. Mesela şey var, o “Hz. İsa (a.s.)’yım” diyen. Neydi o? Hasan Mezarcı, e garibanın teki yani. Oturup onunla panik olmaya, onu gündem yapmaya ne gerek var, değil mi? Pelerin giymiş falan üstüne, saçları da oksit sarıya boyamış. Yani belli ki başı belada, Allah esirgesin, yani rahatsız. E ne gerek var oturup da, elin garibanıyla oturup uğraşırsınız. Kendi haline bırakın, ne yapıyorsa yapsın yani. Hayır, uyarılır, şey yapılır ama yani dehşete düşüp ciddiye almak çok yersiz, inşaAllah.
“’Hanefi Avcı’dan İşkence İtirafı’ Hanefi Avcı, ‘1999’a kadar devletin soruşturma yöntemi işkenceydi.’” Bunu bizim mahkemeye delil olarak koyalım işte.
OKTAR BABUNA:Evet hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın, “99’a kadar” devletin en yetkili adamlarından bir tanesi çıkıp diyor ki, “işkence vardı” diyor, değil mi? İşkenceyi biz durdurduk Türkiye’de.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah hocam, evet.
ADNAN OKTAR:Bakın, ondan sonra hukuki yöntemlerle olayın üzerine gittik. Önce hiç ses çıkartmadık, çünkü Türkiye müsait değildi buna. Yani çok tehlikeli bir ortam vardı. Çünkü ‘işkenceden şikayet edersen bir daha işkenceye uğrayacaksın’ gibi bir görünüm vardı. Mecburen sesimizi çıkaramadık. Ama sonra demokrasi biraz gelişince, kükredik ve söyledik. Çünkü yani, çok akılsızca bir hareket olurdu. Çünkü ‘yeniden yeni bir iftira daha’ demektir öyle bir durumda ortaya çıkmak, değil mi? Akılcı bir ortamda, akılcı bir üslupla ortaya çıkmak gerekiyordu.
OKTAR BABUNA:Nitekim, siz daha iyi bilirsiniz hocam, televizyon programından almışlardı arkadaşlarımızı, televizyona çıktılar diye, o dönemde.
ADNAN OKTAR:Ya kardeşim, devletin içindeki bazı unsurların iddia edilen Ergenekon Örgütü’nden bu kadar nefret etmelerinin nedenlerinden bir tanesi de bize yapılan işkencedir. Çünkü “Bu vatansever, milliyetçi, dindar, tertemiz insanlara siz alçakça eziyet ettiniz” dediler, “alçakça”, değil mi? Ben polisleri tenzih ediyorum, onları demiyorum. Yani “eziyet ettiniz” derken, o eziyeti teşvik edenleri söylüyorum, gizlice, el altından; anlaşıldı mı? Ve devletin içindeki bir kısım unsurlar kinlendiler. “Bunu yapan, kim bilir neler yapmaz?” gibi düşündüler. Bir sebebi de budur, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: Seçimlerde zaten sonuçlarını da göstermişti bu.
ADNAN OKTAR:Mesela aslında benim söylemediğim şeyler var, mesela 163. madde vardı, meşhur 163. madde. Ben İslam’ı tebliğ ediyorum, dini tebliğ ediyorum. 163. maddede bana, 15 yıl mı ne, dava açılmıştı, ümmetçilik propagandasından. Mesela bu rahmetli Özal’ın o zaman dikkatini çekmişti. Emine Şenlikoğlu falan, onlara da öyle dava açılmıştı. Mesela çok garip bir durum, herkes rahatsız oldu bundan. Ondan sonra bu kanun kaldırıldı 163. madde. Yani ben yargılanırken kaldırıldı, yargılandığım aşamada kaldırıldı. Çünkü ben çok aklı başında, sevecen, sevgi dolu bir insanım. Yani ben İslam’ı, Kuran’ı anlatamıyorsam, dini anlatamıyorsam kimse anlatamaz. Bu ne demek bu? Rusya’da bile böyle sistem yoktu yani, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet hocam, evet.
ADNAN OKTAR: Evet, dolayısıyla devlet bundan rahatsız oldu ve kaldırıldı.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. İddia edilen Ergenekon Örgütü de, yani önce milliyetçilik adına ortaya çıktılar, vatanı kurtarmak adına çıktılar. Bir de baktılar ki, devlet, çok kahpe bir örgüt. Kalleş, çıkarcı, eroinman, kokainman, sahtekar, sapık, haysiyetsiz bir örgüt ve her şeyi kendi çıkarına götürüyor. Ee tabii zaten devlet karşı ama devletin içindeki bir kısım unsurları bu çok kızdırdı, bu kahpelikleri ve hemen tepelerine binmek için onlar da ellerinden geleni yaptılar, inşaAllah. İşkencede de mesela çok ağrına gitti bize işkence yapılması bir kısım insanların. Çünkü biz, yani bilinen insanlarız, sevgi dolu insanlarız. Orada beli ki adamın şahsi kini var. Ben polisi tenzih ediyorum ama polisi teşvik edenler oldu arka perdede, geri zeminden teşvik edenler oldu. Sorun bu, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR: Erbakan Hocamız’ı sevenler, hocamıza sahip çıksın. Bakın sonra utanırlar, ilerde çok utanırlar. Bu, çok tarihi günler yaşıyoruz. Bu davanın çok büyük, Bediüzzaman gibi çok büyük bir insanıdır Erbakan. Bediüzzaman gibi çok önemli bir insanıdır. Tarihe imzasını atmıştır, çok hayati hizmetleri olmuştur. Böyle bir insanın, böyle kişilerle karşılaşması konumunda oturup durumu seyretmek, Müslüman’a yakışmaz. Çıksın, cevap versinler. Başta Numan Kurtulmuş, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet, evet hocam.
ADNAN OKTAR: Mutlaka çıkıp cevap vermesi lazım, hocamıza atılan her iftiraya teker teker cevap vermesi lazım. Basın toplantısı yapsa herkes dinler, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet hocam.
ADNAN OKTAR: E ben şimdi anlatıyorum, izah ediyorum, bu benim sevabımdır ama onlar yarın bir gün ahirette sorumlu olurlar. İnşaAllah, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet hocam.
ADNAN OKTAR: Bu kadar nezih ve efendi bir insana bakın, bu tip insanların, bakın bu tip insanların, bu tip sözler etmesine sessiz kalanlar, yarın utanırlar. Yani çok utanırlar, bu altından kalkılacak gibi bir yük olmaz. Yani ağzına gelen en ağır sözleri söylüyor adamlar ve seyredenler var. Bu yakışık almıyor. Hocamız orada bilinen ağabeylerin hepsini yetiştirmiştir. Yani siyasetin ‘s’sini bilmezlerdi. Hepsini o, yetiştiren odur. Adabı, edebi, oturmayı, kalkmayı, konuşmayı öğreten, cihad aşkını, “cihad” derken; tebliği, İslam’ı yayma ruhunu öğreten yine hocamızdır, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: ‘Vefa’ denen bir şey vardır. Vefayı göstersinler, sessiz durmasınlar. Yani çıksınlar da kafa göz yarsınlar, olay çıkarsınlar anlamında değil tabii yani bu. Bu da Erbakan Hocamız’a karşı ayrı bir oyundur. Bu da ayrı bir oyundur, Erbakan Hocamız. Yani hocamızı sanki böyle, şiddet taraftarı gibi göstermek. Muhlisliği, efendiliği, mülayemeti kim öğretti? Partide kim öğretti? Erbakan Hoca. Ne kadar sürede öğretti? Ömrü boyunca öğretti. Numan Kurtulmuş ne diyor? “Çıksın” diyor, “açıklama yapsın Erbakan Hoca.” Ya kardeşim bütün ömrü açıklama, bütün ömrü. Hocamızın ömrü açıklama. Şefkatin, merhametin öğretmenidir o. O öğretti, değil mi?
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Teröre, anarşiye, şiddete karşı olan bir insandır. “Çıksın.” Tamam, o çıksın, zaten konuştu o, anlattı. Ama sen asıl çıkıp konuşman lazım, hocamıza atılan iftiralara, ona karşı söylenen ağır sözlere, çirkin sözlere karşı cevap vermen lazım, değil mi? Mesela bir kısmının sözleri çok çirkin, biçimsiz. Çık Taha Akyol’a cevap ver, Fatih Altaylı’ya cevap ver. Aydın Doğan’ın bütün o takımına cevap ver teker teker, değil mi? Ve hocamızdan yanında tavır al. E o zaman baş tacı olursun. Ben bu vaziyette sana nasıl güveniyim, kardeşim sana nasıl oy veriyim? Sen, kendi mürşidin konumunda olan, seni yetiştiren, seni bugünlere getiren büyüğüne karşı koruyucu ve hamiyet hislerin yoksa, sen beni nasıl koruyacaksın yarın bir gün, değil mi? Vatandaşı nasıl koruyacaksın, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet hocam.
ADNAN OKTAR: Ben sana güvenemem o zaman. Olmaz böyle şey. Yani şahsım adına konuşuyorum ben, kimse adına konuşmuyorum, değil mi? Ya kardeşim insan titrer ya. Numan Kurtuluş’u çocuk yaşta hocamız eğitti. Kendisi söyledi bana anlattı, iki saat konuştuk en az. Ya nasıl emeği... Siyasetin ‘s’sini bilmiyordu, Numan Kurtulmuş. Adabı, edebi hepsini öğreten odur ve onu bugünlere getiren de odur. Ve tek aday olarak çıkarttı hocamız onu, tek aday olarak çıkarttı. Zaten istiyor onun partide görev almasını. İstemese hiç partiye yanaştırmaz onu, yani yanaştırmayabilirdi. Bu kadar emeği geçen bir insana, bu kadar insan çirkin sözler söylüyor, bunu seyrediyorsa bu nasıl vicdandır o zaman ya? Yarın bir gün o beni veyahut başka insanı, başka vatandaşı nasıl koruyup kollayacak, değil mi? Mürşidi konumundaki, büyüğü konumundaki ve her şeyini borçlu olduğu, neredeyse hemen hemen, bir insana karşı derin vefa hisleri içinde olması lazım, derin şefkat duyması lazım. Ben mesela günlerden beri çok rahatsızım. Yani hazmedilecek gibi değil. Adamlar ağzına geleni söylüyorlar yani. Çık kükre kardeşim, cevap ver. Çıtını çıkartmıyor. Ancak oradaki olaydan sonra gidiyor, “Bana bunu yaparlar, nasıl söylerler?” E kardeşim, Erbakan Hocamız’a bunun yüz katını, bin katını söylüyor adamlar. Ona cevap versene. Erbakan Hocamız, “Gidin de iftarı basın, olay çıkarın, hadise çıkarın” der mi ya?
OKTAR BABUNA:Demez hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onu diyecek insan mı? Başbakanlık yapmış bir insan, değil mi? Yani ben anlayamıyorum.
OKTAR BABUNA:Hatta yeni bir açıklaması daha olmuş hocam. Kurtulmuş ‘İtibar kaybeden Erbakan’dır’ diyor.
ADNAN OKTAR: Niye itibar kaybetsin? Bakın, itibar kaybeden kendisi. Ben açıkça söyleyeyim. Direk kendisi. İtibar niye kaybetsin? O bizim gözümüzde yüceliyor. Fatih Altaylı ona o sözü söyledi, hocam başının tacı oldu, değil mi? O bıyığın konuşmaları da öyle, değil mi? O bize baş tacı olmuş oluyor. Ne kadar üstüne giderlerse, o kadar kıymetli demektir, değil mi? Yani kardeşim elmas ne kadar parıldıyorsa o kadar değerlidir, değil mi? Bu onun değerini gösterir. Dolayısıyla itibar kaybettiği yok. O yüceliğini, Allah bize gösteriyor. Daha da fazla olursa daha da çok severiz, daha fazla olursa daha da çok severiz. Ölçü budur. Benim ölçüm Kuran olduğuna göre, Kuran’ın ölçüsü içerisinde benim ölçümü görüyorum ben orada ve mükemmel bir güzellik oluşmuş oluyor.
OKTAR BABUNA: Bir de, siz dün de açıklama yapmıştınız, açıklamıştınız hocam inşaAllah. “Mesela, bir holdingde biri suç işlediği zaman, holdingin patronuna nasıl sorulmuyorsa veya CHP’ de suç işleyen birisi, herhangi birisi nasıl Kemal Kılıçdaroğlu veya Deniz Baykal’a sorulmuyorsa, Nasıl sorumlu olur” demiştiniz, “Erbakan. Yani herhangi biri gidip iftarda olay çıkarmışsa nasıl Erbakan sorumlu tutulabilir bundan?“
ADNAN OKTAR: Hayır kardeşim, partinin Genel Başkanı o değil mi? Ee partililer oraya gelenler? Eh kendi partisinin elemanları kendisi sorumlu olur, değil mi? Yani Erbakan partinin Genel Başkanıdeğil ki. Genel Başkanı o. Onlar da partili olduğuna göre, sorumlu olan o olmuş oluyor.
OKTAR BABUNA:O mantıkla o sorumlu oluyor tabii, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii ki onun sorumluluğunda. O zaman Hürriyet Gazetesi’nde birisi bir suç işleyecek, biz gideceğiz,Aydın Doğan’ın yakasına yapışacağız. Olur mu böyle şey?
OKTAR BABUNA:Olmaz tabii ki.
ADNAN OKTAR: Erbakan Hocamız’ı ne ilgilendirir o, değil mi? Yani memlekette bin bir türlü insan var. Hangi biriyle uğraşsın Erbakan Hocam? Yani milyonlarca Saadet Partili var. Mesela farz edelim, bir ilde birisi gitti bir suç işledi, Erbakan Hocamız’a gidecekler, “şimdi çık özür dile bu olay için.” Ya şu mantık mı?
OKTAR BABUNA:Hayır inşaAllah, olmaz tabii.
ADNAN OKTAR: Ne ilgilendirir Erbakan Hocamız’ı? Kim yaptıysa gidersin yakasına yapışırsın. Devletin savcısı var, polisi var, mahkemesi var, değil mi? Erbakan Hocamız niye sorumlu olsun bundan? Ya şu mantık mı ya? Sokakta, yani şimdi mesela farz edelim, bu semtte olay oluyor, bu mahallenin muhtarına gidecekler diyecekler ki, “Sen sorumlusun bundan. Sen buranın muhtarı olduğuna göre, bunun hesabını sen ver.” Ne ilgilendirir onu ya, değil mi? Bir holdingde de olabilir, örnek verdiğim gibi, değil mi? Niye Erbakan Hocam onun cevabını vermekle mükellef olsun ki yani?
OKTAR BABUNA: Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, yani bu olayı bilmiyoruz da, sırf provokasyon için bulunanlar, provokatörler de olabiliyor. Partili olmadığı halde veya onunla bir bağlantısı olmadığı halde.
ADNAN OKTAR: Ya kardeşim, son aşamada hani orada Numan Kurtulmuş’u mağdur, Erbakan Hocamız’ı suçlu göstermek için bir acemice bir oyun ama çok acemice çok ilkel yani çok klasik numaralardandır bunlar. Ta 1960’lardan kalma klasik numaralardır bunlar. Yani karşı taraf çok nezih olur, terbiyeli bir üslup kullanır işte öbür taraf yapmış gibi gösterilir falan bıraksınlar bu bayat olayları, bayat numaraları, bunları bıraksınlar. Erbakan Hocamız’ı Türkiye değil bütün dünya seviyor. Git Pakistan’a aşkla severler. Git Hindistan’a aşkla severler. Malezya, Mısır, Çad, Somali, her yerde çok severler, değil mi? Dünya çapında sevilen bir insandır. Kimse tanımaz Pakistan’a gitse Numan Kurtulmuş. Gitsin Erbakan Hocamız, Pakistan ayağa kalkar, değil mi? Her yerde tanınan, sevilen bir insandır. Dolayısıyla bak bunu telafi etmesi mümkün Numan Kurtulmuş’un. Çıksın hocamıza derin sevgisini ve derin saygısını söylesin ve hocamıza karşı çirkin söz edenlere de hakkettikleri cevabı versin nezaketiyle.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: Anlaşıldı mı? Ben söylemek dahi istemiyorum yani o kadar çirkin sözler ettiler ki; çete başı gibi göstermeler, işte terör örgütü lideri gibi göstermeler, yani böyle akla hayale gelmeyecek sözler. Bunlar çok çirkin sözler, anlaşıldı mı? Özellikle Aydın Doğan’ın takım, yani Aydın Doğan’ın takımı içinde Fatih Altaylı da vardır. Bak bu bilinmiyor, Fatih Altaylı, Aydın Doğan’ın bir numaralı adamıdır, söyleyeyim. Yani usulendir o aralarındaki nizalaşma. Sandalcı kavgasıdır yani asla aslı yoktur. Tam anlamıyla adamıdır ve bakın dikkat edin, birebir aynı konuşurlar. “Adamıdır” derken, ahbaptır yani. Yani o olmasa zaten o, orada duramaz inşaAllah. Mesela, ne bileyim, Vatan Gazetesi de, ayrı zannediyorlar. O da, zaten hepsi ona ait, tektir yani. Aydın Doğan’ın da üstünde de kim var? O, onu söylemeyelim, inşaAllah. Velhasıl kelam, ayıp yapıyorlar. Hocamıza karşı suskun olanlar yine ayıp yapıyorlar. Şefkatle, saygıyla hocamıza karşı muhabbetlerini göstersinler. Ben bunu bir kabus gibi gördüm. Bu kabus kalksın. Bakın çok utanırlar, 10 yıl sonra çok utanırlar. Bak bir bildiğim var ki söylüyorum. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde, Hz. İsa (a.s.) nüzul ettiğinde utanırlar. Çoluklarına, çocuklarına bunu açıklayamazlar, değil mi? İnsanlığa bunu açıklayamazlar, ahirette Allah’ın huzurunda bunu açıklayamazlar. ‘Vefa’ denen bir duygu vardır, bir güzellik vardır, şefkat vardır, merhamet vardır. Erbakan Hocamız, yaşlandı, imkanı yok, basın desteği de yok, efendim siyasi gücü de azaldı, haydi bakalım ağzına geleni söyle. O ağzı böyle, değil mi? Hukukla, kanunla, nezaketle bantlarlar, inşaAllah. Her terbiyesizlik yapanın, o terbiyesizliğini geri iade ettireceğiz. Oradaki konuşmaların çoğu suç unsurudur. Onun hepsine dava açılması gerekiyor. Erbakan Hocamız’a bu konuda yardımcı olmak gerekiyor. Yani o hakaretlerin teker teker hepsine tazminat davası açılması gerekiyor. O iddialar çok galiz. Çok çok galiz iddialar var. Onların hepsinin düzeltilmesi gerekiyor. Hukukla gereken cevabın verilmesi şart.
OKTAR BABUNA: Evet, inşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Evet, Oktar hocam ne diyorsun, haklı mıyım?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah hocam, tamamen haklısınız. Yüzde yüz haklısınız, maşaAllah. Her konuda olduğu gibi, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani, ne oldu insanlara ben anlayamıyorum ya. Erbakan Hocamız, yer yerinden oynardı “Erbakan” dendiğinde ya. Herkes çok severdi. Ne yapıyorsunuz kardeşim siz? Bir şey mi oldu size ya? Allah basiretinizi mi bağladı? Ne yapıyorsunuz böyle ya? Ben oturup, “Hocamızı illa getirin, Saadet Partisi’nin başına getirin” demiyorum ki. Saygı istiyorum, sevgi istiyorum hocama, nezaket ve efendilik istiyorum, çirkin söz istemiyorum, bu kadar. Hayırla yad edecekler, nezaketle saygı gösterecekler. Kardeşim büyüğüne saygı yoksa bir insanda, geriye ne kalıyor ya? Büyüğüne saygı yok, küçüğüne karşı sevgi yok. E ne olmuş olur, değil mi? Bak, bir kısmı da suskun seyrediyorlar, bir kısım kişiler de. Bak bu da yakışık almıyor. Çıkıp konuşsalar, çok çok yerinde olur, bayağı güzel olur. Konuşmazlarsa, hocamızın manevi makamı daha da artar. Bir kaybı olmaz.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: Daha çok sevap kazanır. Evet.
OKTAR BABUNA:Zaten çok önemli bir ölçü verdiniz inşaAllah. “Kimlerin karşı olduğuna bakın anlarsınız” dediniz.
ADNAN OKTAR: Ya kardeşim nasıl anlamazlar? Bakın, koro halinde malum ekip karşısında hocamızın. Ya beş yaşında çocuk anlar bunu. Yani basireti, feraseti olan bir insan hemen anlar. “Anlayamıyorum ben” diyor. “İtibar kaybediyor” diyor. Kardeşim itibar kaybetme ile itibar yükselme arasındaki farkı sen nasıl göremezsin ya? Yani Fatih Altaylı bir insanın üstüne gelecek, Aydın Doğan bir insanın üstüne üstüne gelecek ve itibar kaybedecek. Bu Hürriyet mantığıdır, Vatan mantığıdır. Böyle olmaz. Biz Hürriyet’in, Vatan’ın mantığıyla olaya bakmıyoruz ki. Yani Aydın Doğan mantığı demek istiyorum. Yani onun imkanları onlar, Hürriyet’in içinde çalışan insanlar, birçoğu bizim desteklediğimiz, sevdiğimiz, saydığımız insan, o anlamda değil ama işin doğrusu, yani o malum ekipten pek hazzetmem ben, bilinir. Onlar da benden pek hazzetmezler. Ne şeref, ne şeref! Mesela ufacık bir konu, mesela geçenlerde Vatan sekiz sütuna manşet, “Adnan Hoca işte şunu yapıyor, bunu yapıyor, bunu yapıyor.” Baktık mahkeme dosyasına, hiçbir şekilde öyle bir delil yok. “Nerden çıkarttın hemşerim bunu?” dedik. Öyle herif aşka gelmiş, yazmış. Bakın, tek bir kelimesi doğru değil, tamamı yalan, tamamı gerçek değil.
OKTAR BABUNA: Evet hocam, tamamı yalandı.
ADNAN OKTAR: E kardeşim ne gerek? Niye çocuk gibi bu hareketleri yapıyorsun? Sonra gittik. Aydın Doğan’ın iki kızını da tanırım ben. Küçükken bize gelmişlerdi. Böyle köfte gibiydiler o zaman, 18 yaşında falandılar. Sevimli sevimli, pıtır pıtır ikisi gelip giderlerdi bize. Ta o zamanlardan tanırız.
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Ondan sonra, o büyüğüne gittik.
OKTAR BABUNA:Arzuhan Yalçındağ.
ADNAN OKTAR:Arzuhan evet. Dedik, “Bu nedir böyle?” “Ya,” dedi, “ben de baş edemiyorum bunlarla” gibi bir üslup kullandı, yani “şimdi üstlerine gitsem, bambaşka bir ters tepki verebilir.” O da çekiniyor gibisinden. Onların genel müdürüne gittik. “Oo,” dedi, “benim haberim yok. Olsa böyle ben bir şeye müsaade eder miyim?” dedi. “Yazı gönderin, tekzip edelim” dedi. Yazıyı göndereli biz aylar oluyor, bak orada da doğru söylemiyor. Ya kardeşim, de, “ben evet, yazdım böyle” dersin “git mahkemeye ver” değil mi? “Neyse gereğini yap” dersin. Bu, “Yok değil, haberim yoktu” diyor. Nasıl haberin yok yani?
OKTAR BABUNA:Hayır, siz daha iyi bilirsiniz, tekzip…
ADNAN OKTAR: Hayır, kabul ediyoruz haberinin olmadığını, tekzip gönderiyoruz, onu yayınla. Tekzibi uzun bulmuş olabilirsin, kısalt, özet halinde yayınla, o da olur. Yok, güya kurnazlık yapıyorlar. Hakikaten ona inanan da var bizim memleketin içinde. Hayret ya! “Oo” diyor, “Vatan yazmış,” diyor, “tapu gibi” diyor, “kesin delil, baksana o da itibar kaybediyor” diyor. Yani, Aydın Doğan dedi itibarı kaybetmiş. Biz Aydın Doğan’ın sözüne göre mi itibar olup olmamasına karar veriyoruz?
OKTAR BABUNA: Değil tabii ki.
ADNAN OKTAR: Nasıl bakıyor Numan Hoca bu işlere, bu konulara? Allah hidayet versin. Allah içini aydınlatsın, Kuran nuruyla kalbini aydınlatsın Numan Hocamız’ın, doğruları görsün. Ya kökeninde halim selim bir insan, mazlum bir insan. Yani ben o yüzden, ben ona karşı böyle bir desteğim oldu yani, şahsi desteğim. Çünkü baktım, hakikaten mütevazi, mazlum böyle, sessiz. Önce hiç alakası yoktu. Yani ilk konuştuğumda, yani partinin Genel Başkanı olmak da istemiyordu. “Hocam,” dedim, “Hiç istemez misiniz? Çok iyi olur“ dedim. “Siz geçseniz, çok yakışır, güzel olur” falan dedim. Az az konuşuyor, utangaç, böyle yere bakıyor falan böyle. “Ya” dedik, “biraz teşvik edelim bari” dedik yani. Başkalarını da hatta aracı yaptım. “Siz de teşvik edin de,” dedim, “iyi olur” dedim. Yani böyle yakın olan, orada o gün konuşanlardan. Ama yani çok.. Ben söyledim yani inşaAllah, yani şahsım adına. İkinci görüşmede yine konuştum. “Hocam,” dedim “en merak ettiğim şey, Erbakan Hocamız’a karşı sizin sevginiz, saygınız” dedim yani, “nasıl bağlılığınız, hürmetiniz?” Ya çok kapsamlı anlattı. “Ben, bayağı severim” dedi, “beni ta çocukluğumdan beri yetiştirdi. Beni eğiten odur siyasi yönden”. Her konuda konuştu. “Oo,” dedim, “çok güzel Allah mübarek etsin. İnşaAllah başa geçersin hocam” dedim, “dua edeceğiz sana” dedim. “Edeceğim” dedim. Nitekim de oldu ama bu nedir, bu durum yani? Düzeltilmeyecek bir şey değil bu, düzeltilir. Yani, bu tavrını düzeltse, hakikaten çok seveceğimiz bir insan olur. Yani, herkes sever. Ama büyüğüne böyle tavır koyan bir insana, insanlar nasıl güvensin kardeşim? Dönülmez bir şey değil, dönsün ve düzeltsin bunu ve kat kat telafi etsin, değil mi? O zaman biz baş tacı yaparız. Sevgi, saygı gösteririz, şefkat gösteririz. Gösteririm ben kendim, şahsım adıma. Ama milletten duyduğum da bunlar. Yani milletin, insanların içi burkuldu, rahatsız oldular vicdanen. Yani, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama inşaAllah, Allah hidayetini arttırsın, içini aydınlatsın, vefa hissini güçlendirsin, şefkat hissini güçlendirsin, şu Aydın Doğan’a uymaktan vazgeçsin, inşaAllah, değil mi? Ve onun ekibine uymaktan vazgeçsin, Allah doğruyu tam göstersin inşaAllah. Yoksa bir insanın yani dönülmez bir yönü yoktur, döner, niye dönmesin? Düzeltir, şefkatli olur. Gider Erbakan Hocamız’dan özür diler. Karşıtlarına da cevap verir. “Biz” der, “Hakk’tan, hakikatten yanayız. Vefadan, sadakatten, şefkatten yanayız. Benim yıllardan beri emektarım olan hocama ben laf söyletmem” der. “Herkes haddini bilsin” der. Oo.. O zaman çok büyük adam demektir o, değil mi? Değerlidir. Ama bu haliyle; olmadı. Haklı mıyım Oktar hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah hocam, tamamen inşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Ya böyle haksızlıklarda bayağı, yani hani diyorlar ya, “Tepem atıyor” diye, tepem atıyor yani.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah, maşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: Bak günlerden beri çok rahatsızım yani. Ya mesela Şeyh Nazım Hocamız dünya tatlısı. Mesela benim ona bir söz söylense çok çok rahatsız olurum. Yani alenen söyleyeyim beni felaket rahatsız eder yani. Hakikaten çok mazlum, çok efendi bir insan, değil mi? Mesela Mahmut hoca çok efendi, çok nezih insandır, değil mi? Mesela yaşlandı diye birisi nezakette bir kusur yaparsa, çok çok rahatsız olurum.
OKTAR BABUNA: Sungur Ağabey’esiz sahip çıkmıştınız, evet.
ADNAN OKTAR: Sungur Ağabey mesela. Ya kardeşim, gittim, yazık, mübarek böyle iki büklüm oturuyor. Dediler ki: “Hemen ölmek üzere, biraz da aklına bir şey oldu.” Etrafındakiler dağılmış, insanlar onu bırakıp gitmişler. Oturduğu evden çıkartmaya hazırlanıyorlar. Bulunduğu bir tane, bir yer var, yani ufak bir yer, kaldığı bir yer var; oradan da onu çıkarmaya çalışıyorlar. Yani, adeta nevrim döndü yani. Çok kızdırdı beni. Ya kardeşim, nasıl vicdandır bu ya? Bediüzzaman’ın sır katibi, mutlak vekili, vekili, veli tıynetli bir insan. Nasıl kıyarsınız, böyle bir şey yaparsınız? Deli misiniz siz ya, değil mi? Bu nasıl bir üsluptur? E, konuştuk. “Hocam” dedim, “biz sizin yanınızdayız.” Ben dedim, “Sen Allah’ın velisisin, inşaAllah. Aklına hiçbir şey olmaz” dedim, “Bediüzzaman’ın da. Velilere hiçbir şey olmaz” dedim. “Ne hafızana ne aklına hiçbir şey olmaz, aslan gibisin” dedim. Çok da güzel müjde verdim. “Sağlığına da bir şey olmaz, ömrüne de bir şey olmaz, inşaAllah, Allah’ın izniyle” dedim, “Daha yaşayacaksın sen” dedim, “inşaAllah. Hizmet edeceksin” dedim. “Görevlisin sen” dedim Ahir zamanda. Hocam, ne oldu? Barut oldu barut. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Seyyid Salih Özcan Hocamız’a da siz sahip çıkıyorsunuz hocam.
ADNAN OKTAR: Ya onu da bırakmışlar. Mübarek, gittim, evinde iki büklüm. Ya kardeşim, ne kadar güzel, o da mutlak vekili. İnsan baş tacı eder ya. Her gün birinin evinde olması lazım. Hürmet etmeleri lazım, değil mi? O da unutulmuş gibi. Bunun sonu nereye varır, böyle bir şeyin ya? Allah vermesin, değil mi?
OKTAR BABUNA: MaşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: Yani sevenler var, ilgilenenler. Ama bu yeterli değil. Coşkun bir muhabbet, coşkun bir ilgi olması lazım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah hocam. Bütün rahatsızlıklarıyla ilgileniyorsunuz, her şeyiyle. İnşaAllah. MaşaAllah, Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Canım o normal. Onu o tür söylemeye gerek yok.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Oktar’ım ne anlatayım?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah hocam. Bu, demin hocam, 163’ten bahsetmiştiniz. Siz yargılandıktan sonra kaldırıldı diye. Bu, 4422 için de bu olmuştu hocam. Tam tevafuk.
ADNAN OKTAR:Ama Allah’ın hikmeti; bak, 4422’de hakikaten biz yargılandığımızda yani, o maddenin bazı kişiler tarafından samimiyetsiz olarak kullanıldığını gördüler. Yani ben detay vermek istemiyorum. 4422 de kaldırıldı.
OKTAR BABUNA: Kaldırıldı. Hatta hocam şöyle olmuş, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. 4422 çıktı Ağustos’ta. Ağustos’un ortasında bir operasyon girişimi oldu. Olmadı, deprem vesile oldu, başka vesileler oldu, sonra yapıldı. İlk operasyon hemen hemen, size yapılmıştı. Sonra siz yargılanırken hocam, siz, 4422’den olmadığına karar verildi. DGM’den, normal Ağır Ceza’ya geçildi. Hemen o sıralarda da, kaldırılmıştı 4422, tevafuk olarak.
ADNAN OKTAR: Ya kardeşim her şeyin ilki bizde yaşanmıştı maşaAllah, birçok konunun.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah. Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çünkü bizim gözümüzden detay kaçmıyor. Yani detay anormallikler kaçmıyor. Onu yakalayıp ortaya koyduğumuz için, gereken de yapılmış oluyor o zaman, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Oktar hocam, anlat.
OKTAR BABUNA: Bu, hocam, devlet başkanlarının bir listesi var önümde. Değişimleri anlatmıştınız siz. Okuyayım mı onlardan bazılarını?
ADNAN OKTAR: Evet.
OKTAR BABUNA: “İtalya’nın Meclis Başkanı Gianfranco Fini, İtalya Meclis Başkanı ve Merkez sağın aydın liderlerinden Gianfranco Fini, İtalyan devlet okullarında ve özel okullarda Katolik dinine alternatif olarak haftada bir saat İslam dini dersi konulmasını önermiş” hocam, inşaAllah. “Hugo Chavez, Venezuela Devlet Başkanı, konuşmalarında Hz. İsa (a.s.) ve İncil’de yer alan sözlerini kullanmaktadır. İslam’ı araştırıyor, Hugo Chavez. Müslümanlarla katıldığı toplantılara ise, Arapça selam vererek konuşmasına başlıyor. Ayrıca İran’a yaptığı resmi ziyaret sırasında da, Hz. İsa (a.s.)’nın ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin yakında geleceklerini ve dünyaya adalet getireceklerini söylüyor.” Bu, Hugo Chavez. Diyor ki: “Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) hayattalar. Bir gün mutlaka gelecekler ve dünyayı adaletle dolduracaklar. Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.), bir an önce ortaya çıkmaları ve adaletle dolu bir dünya oluşturmaları için bizim de gereken çabayı göstermemiz gerekiyor. Umuyoruz ki bu arzumuz çok kısa sürede gerçeğe dönüşür” diyor.
ADNAN OKTAR: Hugo Chavez de demek ki Hz. İsa (a.s.)’nın talebesi olmuş, inşaAllah ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin zılve gölgesi altına girmiş.
OKTAR BABUNA: Evet hocam, elhamdülillah.
ADNAN OKTAR: Başka kimler var?
OKTAR BABUNA: Tony Blair var hocam inşaAllah. “İngiltere’nin eski Başbakanı Tony Blair, Alman Die Zeit Dergisi’ne verdiği bir röportajda, her gün Kuran-ı Kerim okuduğunu söyledi. 55 yaşındaki politikacı, Hz. Muhammed’le ilgili olarak da, sallallahu aleyhive sellem, ‘O çok uygar bir liderdi’ dedi ve ayrıca konuşmalarında ‘inanç her şeydir. Size güç verir’ şeklinde ifadeler kullanan Blair, Allah’a iman etmenin önemini sürekli dile getirmektedir.”
ADNAN OKTAR: Şimdi Oktar hocam, bir ara verelim. Mühim bir konu, devam edeceğiz inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. İnşaAllah, hocam.
SUNUCU 1:Şimdi kısacık bir aramız var, ondan sonra tekrar beraberiz.
Şimdi kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bize soru ve görüşlerinizi, ahirzamansohbetleri@hotmail.comadresinden gönderebilirsiniz. HarunYahya.Org ve HarunYahya.Net adreslerinden hocamızın tüm eserlerini ücretsiz indirebilirsiniz. Şimdi tekrar sözü hocamıza bırakalım, Sayın Oktar Bey’e bırakalım.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah.
ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin güzel canını, tatlı güzel canını. Evet, hocamız bizim şeyhimizdir.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah, estağfirullah hocam. Ne haddime?
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Oktar hocam, ne söyleyeyim, ne anlatayım?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah hocam. Bu, dünya liderlerindeki değişikliği anlatıyorduk en son.
ADNAN OKTAR: Devam et onlara, evet.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah hocam. Tony Blair’in Vatikan’ın resmi organı L’osservatore Romano’ya yaptığı açıklamalardan bir bölüm var hocam burada, inşaAllah. Önemli kısmını okuyorum: “‘Ama ben dine de önem veren ve öğreten bir liseye gittim. Böylece din eğitimimin bir parçası oldu. Gerçek değişimi üniversitede yaşadım. O dönemde daha çok düşünme fırsatı buldum. Ve o zaman dinin, yaşamımın temeli olduğunu idrak ettim’ diyor Tony Blair. ‘Eşim Cherie Booth ibadetlerini yerine getiren bir Katolik. Bizi yakınlaştıranın da din olduğunu söyleyebilirim. Biz din sayesinde tanıştık. Genç Katolikler Hareketi’nde aktif rol aldığını keşfetmiştim. O dönemde 23-25 yaş grubunun (bizim tanışma dönemimizde) dine ilgi duyması sıra dışıydı. Böylece din sosyal gelişmede rol alabilecek bir unsur. İnancın önemini ve inancın ne denli yer ettiğini, İslam dünyasında yaşananları görmekteyiz. Kurduğum vakıf, Hıristiyan, Müslüman, Hindu, Budist, Sih ve Musevi inançlarının modern dünyada nasıl bir güç olduğunu ve iyiliğe doğru ittiğinin bir örneğidir. Bence inançlar ilişkileri perçinleyebiliyor.’ Obama da, İslam'ın büyük bir inanç, adalet ve gelişmeden yana olduğunu söylüyor. Ayrıca Mısır ziyaretinde Kahire Üniversitesi’ndeki konuşmada, ‘En büyük Müslüman ülke ABD’ ifadesini de kullanmış” Putin. Obama, özür dilerim. Putin; camiden çok etkileniyor. Camiyi gezdiriyorlar hocam ve “Kendisini gezdiren Kadirov`a ’Büyük bir iş yapmışsınız. Cami çok ihtişamlı olmuş’ demiştir. Ayrıcacami açılışıyla birlikte yapılan ‘İslam Barış Dini’ adlı konferans hakkında açıklamalarda da bulunan Putin, ‘Bu camii ile sadece Çeçenistan vatandaşları değil, bütün Rusya Müslümanları gurur duymalı. Ülkenin Müslümanları için güzel bir hediye. Bu güzel bir çalışma olmuş.’ ifadesini kullanmıştır. Ayrıcacami açılışı ile birlikte yapılan konferans sırasında da İslam dini ile ilgili olarak ‘İslam barış dinidir.’ diyerek İslam dinine ve Müslümanlara bakış açısını da dile getirmiş.” Putin.
ADNAN OKTAR: Yalnız orada konuşmalar, tam böyle özet ve tam ilgili kısımları alın. Mesela orada adamın izahları var; ama işte nerede tanıştığı falan, onlar değil. Allah’la dinle ilgili net sözleri var devlet başkanlarının. Doğrudan onları alın. Yani mesela bir caminin, binanın yapılmış olmasını takdir etmesi, o kadar önemli bir konu değildir. Yani binayı takdir ediyor. Doğrudan Allah’ı seven, Allah’a yönelik sözler çok önemlidir, Allah’a ve Peygambere yönelik. Onlar, sadece onları seçin. Ondan gerisi ikinci dereceden olur, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Neler anlatayım Oktar hocam?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah hocam. Bu, Hz. Mehdi (s.a.v.)’nin deccaliyeti çok kolay tespit ettiğini, tespit ettiğini anlatmıştınız. Onun mücadelede tam susturacak bir mücadele yürüteceğini söylemiştiniz. Dün bahsetmiştiniz inşaAllah. Bir hadis var, okuyayım mı hocam onu?
ADNAN OKTAR: Evet, oku.
OKTAR BABUNA: “Ebu Said El-Hudri'nin (r.a.) rivayetinde; ‘Deccal çıkınca, ona karşı müminlerden bir adam (Hz. Mehdi (a.s.)) yönelir. Derken o mümin kimseye (Hazreti Mehdi (a.s.)’ye)birçok silahlılar, deccalın merkezlerde gözetleme yapan silahlıları karşı çıkarlar’” diyor hocam.
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)’nin karşısında tabii bir güç olacaktır fakat deccalı teşhis edenin Mehdi (a.s.) olduğunu rivayetlerden anlıyoruz. Yani en mükemmel, insanlara yani Mehdi (a.s.)’nin varlığını da en iyi anlatan Mehdi (a.s.)’dir, Mehdiyet’in varlığını. Hz. İsa (a.s.)’nın gelişini de insanlara en iyi müjdeleyen Mehdi (a.s.)’dir. Deccalı da insanlara en iyi anlatan yine Mehdi (a.s.)’dir. Ahir zaman alametlerini de en güzel, insanlara anlatan yine Mehdi (a.s.)’dir. Çünkü müceddiddir, müçtehiddir. Fakat ilmi, vehbi ilimdir. Yani, Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, “Arapçayı pek bilmez” diyor. Yani ümmi olduğu anlaşılıyor. Vehbi ilimle anlatacaktır, inşaAllah. Dolayısıyla, biz, Ahir zamana ait bütün alametleri, sırf Mehdi (a.s.)’yi değil, mesela Dabbetül Arz’ı, Duhan zuhurunu ve diğer alametleri de, bunlar çünkü hepsi bir bütündür, bizzat Mehdi (a.s.)’den en güzel şekliyle alacağız. Biz öncüleri olarak şimdilik böyle anlatıyoruz inşaAllah ama Mehdi (a.s.) çıktığında bize bütün detaylarını, bütün kapsamını çok mükemmel anlatmış olacak. Özlü bilginin çok üzerinde duralım. Bak orada çok detay bilgiler var. Sana yazıyı verenler orada hata yapıyorlar. Yani kapsamlı detaylar, vakti iyi kullanmamamıza neden olur. Bizim için özenli ilk dikkat edilecek şey,özlü ve hikmetli bilgidir. Detaydan kaçınmak lazım.
OKTAR BABUNA: Tamam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mesela, şeytandan Allah’a sığınırım. Zuhruf Suresi 61’de, “Şüphesiz Hz. İsa (a.s.), Kıyamet-saati için bir alamettir. Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın Bana uyun. Dosdoğru yol budur”. ‘Hz. İsa’nın kıyamet alameti olmasından yana bir kuşkuya kapılmayın’ anlamına gelecek şekilde ayet, inşaAllah. Ebcedi de 2026’yı veriyor. Hz. İsa (a.s.)’nın vaktini veriyor inşaAllah. Bir tane ebcedi var, o.
OKTAR BABUNA: Evet.
ADNAN OKTAR: Şimdi insanlar dini böyle ruhsuz almak istiyorlar, mekanik almak istiyorlar. Şimdi yeni böyle, sosyolog kılıklı, komünist kılıklı, Kuran müfessirleri çıktı. Böyle kemik kafalı; cigarasını yakıyor, şakağına da elini koyuyor, artistik pozlarla, böyle mekanik-teknik bir açıklamaya gidiyor. Kuran; manadır, ruhtur, aşktır, derinliği vardır. Bunun çok iyi vurgulanması lazım. Bir de; Peygamber Efendimizin (s.a.v.) zamanına kadar harikalar olurdu, mucizeler olurdu; ondan sonra birden bire bir set oldu. Artık modern çağa geçtik; artık ne melekler ortada olur, ne cinler görünür, ne Hz. Mehdi (a.s.) gelir, ne Hz. İsa (a.s.) zuhur eder’ onların kafasına göre, değil mi? ‘Ne manevi zuhuratlar olur. Hiçbir şey olmaz artık, din artık bir sosyolojik olaydır’ gibi anlatmaya kalkıyorlar. Komünist olmaya meraklı olanlar zaten komünist oluyor. Kimsenin de bir şey dediği yok. Ama dini, İslam’ı komünizme alet etmeye kalkarlarsa, bu yakışık almaz. Bu yanlış olur ve kimse de bunu dinlemez. Böyle soğuk, buz gibi yeni bir nesil geliştirmeye çalışıyorlar. Komünist kafalı, böyle herkese asilik yapan, herkese dik başlılık yapan, beğendiği hiç kimse olmayan, böyle ters ruhlu, saygısız bir nesil yetiştirmeye kalkıyorlar bazı kişiler. Bunda da hakikaten başarılılar. Çünkü internet ve bilgisayar onların da silahı. Yani Mehdiyetin silahıdır ama aynı zamanda deccalın de silahıdır. Her ikisi çatışıyorlar ama tabii ki Dabbetül Arz sonunda Müslümanların galip gelmesine vesile olacaktır, inşaAllah. Yani Allah, onu vesile etmiş oluyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: Oktar hocam, sen bir soru sor, bir şey söyle; konu açayım.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.), Ahir zamanın bir özelliği olarak, bir kısım insanların menfaatleri için deccaliyetle bağlantı içinde olacaklarını söylüyor hocam. Olmaktan çekinmeyeceklerini, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii hatta diyorlar, “’Deccala niye uyuyorsun?’” diyorlar. “’Çünkü’” diyor, “‘ekmeğinden yiyorum. Suyundan içiyorum’ derler” diyor. Yani Ahir zamanda, hatta “başı sarıklı” diyor, “70 bin kişi”, “başı tıraşlı ve sarıklı 70 bin kişi, deccala tabi olur.” Millet de zannediyor ki, böyle yirmi kilometrelik deccal çıkar, onlar da onun peşinden, sarığıyla cübbesiyle peşinden giderler. Öyle değil. Ruhsuzluğu, dinin özünü ortadan kaldırmaya kalkacaklar. Mesela İslam’ın dünyaya hakimiyetini engellemeye çalışacaklar. İttihad-ı İslam’ı engellemeye çalışacaklar. Ee.. Ne bileyim? Mesela, baronun yalakası olacaklar, farz edelim. Yahut iddia edilen Ergenekon Örgütü’nü destekleyecekler. Veyahut Müslümanları bölüp parçalamak için gayret edecekler. Veyahut Allah yolunda mücadele eden samimi Müslümanları durdurmak için atağa geçecekler. Yani Deccala yardım demek, Deccalın karşısında el pençe divan durmak değil ki. Yani öyle bir, yirmi kilometrelik varlığın karşısında... Deccal neler istediğini insanlara söylüyor, şeytan neler istediğini söylüyor. Şeytana yardım etmesi şahsın; olay budur, inşaAllah. Evet, Oktar hocam, başka ne var?
OKTAR BABUNA: Estağfirullah hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. Bu, hayret verici gelişmeler oluyor. Bir tanesi de; hocam, siz maşaAllah, bütün dünyadaki zulme sahip çıkıyorsunuz. Doğu Türkistan’a sahip çıktınız ve bir dua olarak mektuplar gönderdiniz her yere ve koskoca Çin Devleti geri adım attı ve Doğu Türkistan’daki yapılan zulümde büyük bir ferahlama olmuş hocam, maşaAllah. Biz de çok şükrettik buna. Allah razı olsun sizden inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ama o, hakikaten Çin, Kızıl Çin, yıllardan beri toplantılar yapılır, protesto gösterileri yapılır; hiç tınmaz. Zulme devam eder. Ben, büyükelçiliklere, devlet büyüklerine, her yere yazı gönderttim, Çin’de yapılan zulmün durması için. Büyükelçileriyle görüştüm, Çin büyük elçisiyle. Arkadaşları da gönderdim, onlar da görüştüler. Benimle görüşmek için de adam, bir talepte bulundu. Bizi de Çin’e davet ettiler, arkadaşlarımızı; “Gelin, orada bizzat olay yerinde görün” diye. Ama bu arada, muazzam gelişmeler oldu. Uygur Türkleri’ne yeni evler yapmaya başlamışlar. Karakollardaki işkenceleri durdurmuşlar. Yani, Uygur Türklerinden geliyor haber. Onlar da şaşırmışlar. Katliamlar; bunları durdurmuşlar. İşkence yapma, genç kızları evlerinden alıp götürme; onları durdurmuşlar. Yani yaptıkları bütün zulme... “Sadece,” diyorlar, “arada sırada adam kaybediyorlar” diyorlar. Yani, “evden adam alıp, götürüp, kaybediyorlar” diyorlar. Mesela bu çok vahim. Bu da aynı cinayet hükmünde. Şimdi bunun da üstüne gideceğiz. Tamamen düzelmesi ne zaman sağlanırsa, o zaman biz de dururuz. Ama bunun dışında sürekli uyarmaya devam edeceğiz, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: “Hocam iyi akşamlar. Siz sevgiyi güzel anlatıyorsunuz. Ben de kendimi bildim bileli insanları çok seviyorum. Müslüman’ım ve sosyal çevrem de öyle. Ama sevgime karşılık insanlardan gördüğüm tavırlardan dolayı, aşkın ve sevginin bu dünyada yaşanabileceğine artık inanmıyorum. Görüyorum ki iki insanın birbirini anlaması imkansız. Dolayısıyla, sizin anlattığınız sevginin karşılıklı olarak ancak ahirette yaşanabileceğine inanıyorum hocam” diyor. Mine Hanım demiş, soyadını vermeme gerek yok; Mine Hanım. Şimdi, sevgi nasıl yaşanır? Bir kere, bir kadın düşünün; Allah’tan çok korkuyor. Allah’ı çok seviyor. Dünya hırsı yok. Kendini tamamen Allah’a adamış. Karşısında da Allah’tan çok korkan, Allah’a kendini adamış bir insan var. Bir kere bu durumda, aşkın ve tutkunun zemini tam oturmuş demektir. Çünkü her ikisi de birbirinde Allah’ın tecellisini görecek demektir. Birbirlerinden bir çıkar hırsı içerisinde değiller. Yani çıkara göre sevmiyorlar. Çünkü bunda zaten aşk olmaz. Ya parasına göre seviyorsa, malına göre seviyorsa aşk olmaz. Onda aç sırtlanın karakteri vardır. Aç sırtlan eti gördüğünde gider yer, koşar, yalanır; bulamadığında geri döner, değil mi? Kaçar yani. Yani et varsa, leş varsa gelir o; et yoksa leş yoksa gelmez, kaçar. E o zaman? Mal için gelen, para için gelen, mal-para bitince kaçar, aç sırtlan gibi, değil mi? Allah rızası için gelen, takva için gelen, Allah aşkı için gelen, Allah korkusu ile Allah için seven, bitmez tükenmez bir nur içerisine girmiş oluyor. Nasıl birbirini bıraksınlar? Nasıl birbirleri içerisinde erimesinler? Muazzam bir sevgi meydana gelecektir. Allah’ı gerçekten seven, bakın bir sır vereyim, dayanılmaz derecede güzelleşir. Yani her Allah’ı seven güzeldir. Diyor ki; ”ama bence …” Yok. Güzelleşir, ben açıkça söyleyeyim, güzel olur o. Yani aşk ile Allah’ı seven, mucize vardır. Aşk ile Allah’ı seven, mutlaka zengin olur, söyleyeyim. Eninde sonunda zengin olur; Allah’ın vaadi var. “Ama fakir...” Kardeşim sen malı için seviyorsan zaten bitti, nefret ediyorsun demektir yani. Ne kadar aşağılayıcı, bir insanı malı için sevmek ya. Ya sevilen için ne büyük bir ızdırap yani. Adam biliyor ki malı için gelmiş yani onunla hiçbir alakası yok ve ona bir tiyatro sanatçısı gibi oyun oynuyor, onu seviyor gibi görünüyor. Çok korkunç bir şey bu, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet hocam.
ADNAN OKTAR:Makamı için, yani makamı gittiğinde hemen harcayacak demektir, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mesela, fahişe ne yapar? Parası için gelir, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Ve hemen parasını aldı mı, gider. Parası kadar ona ilgi alaka gösterir şahsa ama nefret eder mi? Eder, değil mi? Yani, beraber olduğu kişiden nefret eder. Çünkü onu zaten fahişe olarak görüyor o. Aşağılayarak yanaşıyor, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet hocam.
ADNAN OKTAR:Parası ile onun etinden istifade ediyor ve onu kirletiyor. “Haydi şimdi kaybol” diyor. “Ne yapıyorsan yap, benim için sen önemli değilsin. İster öl, ister yaşa. Ne yapıyorsan yap” diyor. Şimdi adamdan o, o yönü ile nefret ediyor, bakın adam ondan öyle nefret ediyor. O, ondan nefret ediyor. İkisi de birbirinden nefret ediyor. Çünkü haklılar, ikisi de nefret etmekte haklılar. O, kendinden istifade eden bir kişi olarak onu görüyor, etine, kemiğine ve onu namusunu kirleten bir insan olarak görüyor. Namusuna değer vermeyen, kişiliğine değer vermeyen kişi olarak görüyor. Onu kullandıktan sonra atacağını biliyor. O da onu, herkes ile beraber olan basit bir et yığını, kirini ve pisliğini boşaltacağı bir et yığını olarak görüyor. Şimdi bunun toplumda değişik yansımaları oluyor, buna aynı benzeyen. Çünkü bak buradaki tiksinti verecek yapı, dolaylı şekillere geliyor. Adam da bu sefer diyor ki:“Bana” diyor mesela adam kadına, adamın arabasına ve evine; “ben böyle bir şeye girerim” diyor ona. Arabası ve evi için. O ne yapıyor? O az para veriyor. O biraz daha fazla para vermiş oluyor; aynı şey olmuş oluyor ve aynı nefret olur, aynı kin olur. Makam için, makamın özeliği nedir? Ona para getirecek zaten, yine paraya karşılık yapmış oluyor. Paraya karşılık yaptı mı, yine aynı hükümde olmuş olur ve aynı nefret ve aynı tiksinti olacaktır. Nitekim ufacık bir şeyde birbirlerinden anında tiksiniyorlar ve anında birbirlerinden uzaklaşıyorlar. Mesela kadınlar istiyor ki karşı taraf hem zengin olsun, hem yaşıtı olacak, hem ona bol para verecek, onun gönlünü alacak, onun üzerine titreyecek. Peki, sen ne yapacaksın? O, istediği gibi hareket edecek. Kafası dışarıda olacak. Allah’a önem vermeyecek -haşa-, dine önem vermeyecek. Menfaati kadar da ona karşılık verecek. Burada mutlaka bir nefret olur. İlla ki nefret olur. Tam karşıtı da olabilir, karşıt taraf içinde aynı durum olabilir. Aynı şekilde nefret olacaktır. O yüzden denge kurulamıyor. O yüzden sevgi oluşmuyor. Yoksa mesela; Allah için candan sevildiğinde insan bir kere kıyamaz, şefkat duyar, merhamet duyar mesela insan. Çünkü eşini bir kere çocuğu gibi de koruyup kollar. Ya boşayıp, onu dışarıya atıp, gönderip, “ne yaparsan yap” demek ne demektir? Yahut kovuyor, direkt sokağa atıyor; dövüp, ağzını, burnunu kırıp, sokağa atıyor. Mesela cinselliği için yapan da öyle. Mesela, merak ediyor onun vücudunu, bir kere ilişkiye giriyor. Allah için sevmediği için Allah tabii tiksinti veriyor kalplerine. O, ondan tiksiniyor, o da ondan tiksiniyor. Bir daha görmek istemiyorlar. Helali olarak beraber olsa da bir daha görüşmek istemiyor. Bir anda Allah, kalplerine tiksinti veriyor. Allah için olmayan sevgide Allah mutlaka tiksinti meydana getirir. Bu kaçınılmaz bir sondur, yani mutlaka tiksinirler birbirlerinden, mutlaka iğrenirler. Ancak, Allah aşkı ile seven gerçekten tutkuyu devam ettirebilir. Onun için iki taraf da tiksinilmeye alışmış oluyor. O, tiksintisini para ile ortadan kaldırmaya çalışıyor. Mesela onun tiksintisini yatıştırmak için, kadının tiksintisini; paranın dozunu arttırıyor. Yani tiksinmeye tahammül edebileceği hale getiriyor onu. Kadın diyor ki mesela tahammül edemeyeceğini söylüyor. “Al sana şu kadar daha” diyor, “al sana”. “Hah” diyor, “şimdi” diyor kadın, tahammül edeceğini söylüyor; o, tiksintiye tahammül edeceğini söylüyor ve bu şekilde kadını elde etmiş oluyor. O da onun etine, etine kemiğine, bir anlık şehveti tatmin bulunca da gözündeki o perde kalkıyor, o da ondan hemen tiksinmeye başlıyor. Çünkü bir de bakıyor ki, bir şey yok, normal bir insan. Onun doğal ihtiyaçlarını görüyor, doğal yaşantısını görüyor, verdiği paraya da acıyor bu sefer. Yani bir an önce boşanmaya çalışıyor. Sevgisizliğin işte kökeninde böyle gerçek olup, insanların ifade edemedikleri hakikatler yatıyor. Yani kökeninde bu vardır. Sen Allah aşkı ile sevdiğin bir insana, Allah’ın yüzüne bakıyorsun zaten, Allah’ın tecellisine bakıyorsun. Derin bir hayranlık duyarsın, derin bir şefkat duyarsın. Bir kere Allah tiksinti değil, derin bir sevgi verir, derin bir tutku verir. Adam diyor ki, “Ben sevgiyi kendim oluştururum” diyor. Sevgiyi sen oluşturamazsın, akılsız. Sevgiyi Allah yaratır. Özel bir nurdur sevgi ve insanın imanıyla orantılı olarak onun gücü çok şiddetlenir. Eğer Allah, o şahıs layık değil ise o sevgiyi alır ve istediği kadar uğraşsın, süslensin püslensin, taksın takıştırsın, ne yapıyorsa yapsın, sevgi oluşmaz. Sevgi doğrudan iman ile bağlantılıdır. Bir insan da ne kadar Allah’tan korkup, Allah’ı seviyorsa, Allah o kadar ona nur olarak sevgiyi verir. Mesela bizim çocuklar, oradan buradan da duyuyorum, arkadaşlarımızdan, yani her yerden duyuyoruz; tanışıyor önce, ondan sonra arabasını bir görüyor bir sevgi artıyor. Evini bir görüyor, “biraz daha sevgim arttı” diyor. Gelen paranın miktarını görüyor, bir sevgisi daha artıyor. Bir hediye alıyor ona mesela esaslı bir; “bu aşk demek ki buymuş” diyor. “Ben aradığım aşkı buldum” diyor. O da ondan gerekli menfaatleri göremediğinde, cinsel menfaatlerini göremediğinde, helali olarak söylüyorum, teker teker şeylerini çekiyor, imkanlarını. Veyahut herhangi bir şey ile... İflas ediyor, iflaslar çok yaygın, değil mi? Bir anda sevgisi bitiyor. Bunu milyonlarca insan yaşıyor dünyada ve herkes biliyor bunu ve adını koymuyorlar bunun. Anlamazlıktan geliyorlar. Bu tip insanlar hep enayi ararlar. Yani erkekler de enayi arıyor, enayi kadın arıyor. Kadınlar da enayi erkek arıyorlar ama arayan bulur tabii. Mesela diyor ki adam görüyor, “Ya” diyor, “şu bakışlara bak” diyor. Adam teleskop gibi bakıyor. “Yani yakıp attın,” diyor, “bu böyle, ilk defa görüyorum böyle bir şey” diyor. “Bu olamaz böyle bir şey” diyor. “Akıl, zekâ akıyor” diyor, “gözlerinden” diyor. O avanak da keşfedilmiş olmanın heyecanıyla eli ayağı boşalıyor. “Ya ilk defa” diyor, “sen keşfettin” diyor. “Hayrettir ya” diyor, “MaşaAllah, ya.Yıllardan beri” diyor, “keşfedilemedim” diyor, “sen, aferin” diyor. O da, ona yağcılığa başlıyor, işte “ben” diyor, “ilk defa böyle bir şey gördüm” diyor, “ilk defa” diyor. İki taraf da yalan söylediğini biliyor. Bir kere dinsizlikte, Allah korkusu olmamasında, yalan devreye girer. Samimiyetsizlik devreye girer. Yalan çok acı bir şeydir. Mesela her insan yalanı hemen anlar; fakat ispat edemez. Yalan bir kere sevgiyi en başta öldüren zehirlerden bir tanesidir. Çünkü sürekli doğru söyleyen bir insan, doğrudan o insanın ruhuyla bağlantıya geçmiş oluyorsun. Sürekli doğru söylemesi ne demektir, biliyor musun? Samimi olması demektir. Samimi insan aşkın kaynağıdır. Yani Allah onda aşkını tecelli ettirir. Allah aşkı tecelli olur ve insan ona karşı derin bir sevgi duyar, şiddetli bir sevgi. Ne kadar samimiyse, o kadar sevgi şiddetlenir. Yani, öyle bir hale gelir ki, hayatta hiç duymadığı bir duygu haline gelir. Mesela diyor ki adam; “ben sevgiyi biliyorum.” diyor. Halbuki insanların %99’u belki, sevgiyi bilmiyorlar. Sevgi çok şiddetli bir güçtür. Yani insanın benliğini ciddi şekilde etkiler ve hiçbir şekilde de kopmaz. Mesela diyor ki, “her aşkın sonunda bir gözyaşı vardır.” Şarkılarda da var ya. O ne demektir biliyor musun? “Para bitti; aşk bitti.” O sahte sevgidir, onun için biter. Gerçek sevgi asla bitmez. Çünkü sen sonsuza kadar yaşamaya niyet ederek onu seviyorsun. Mesela insan evlenirken, sonsuzluk arkadaşını seçmiş oluyor. Sonsuza kadar beraber olacak eşini seçmiş oluyor. Sonsuza kadar beraber olacak Allah’ın tecellisini seçmiş oluyor. Sen onu nasıl bırakırsın? Bakın, bütün aşk şarkılarında, romanlarında hep ayrılık vardır. Nedendir, biliyor musun? Cinsel menfaat bitmiştir, para menfaati bitmiştir, “aşk” dedikleri o heves de bitmiştir. Olay budur. Onların hiçbiri aşk değildir. Aşk asla bitmez. Nasıl bitsin ya? Allah aşkı biter mi? Gittikçe şiddetlenir, gittikçe gelişir ve gittikçe insanın benliğini sarar. Çok güçlü bir duygudur. Bakın, tırmanır. “Tırmanır” da demeyeyim, Allah affetsin. Gittikçe yükselir. Ama aksinde, tahammül vardır. Yani, mesela, görüyorlar birbirlerini diyor ki, “yaşı yaşına uygun.” Zaten diyorlar ya, “’mantık evliliği’ dediğin de budur.” Bakın, sevgiye dayalı olması gerekirken, aşka dayalı olması gerekirken, ‘mantık evliliği’. “Mantık” dediğin, matematik hesap yapıyor. Diyor, “Kaç tane evi var? Kaç tane arabası var? Benim kaç tane? Benim bir arabam var. Maaşı nedir?” diyor. “İkisinin maaşının toplamı nedir?” diyor. Bakıyor adamda bir sakatlık da yok. Yaşı da uygun. “Bu biraz yaşar,” diyor, “ölmez herhalde” diyor falan. Mantık hesabı budur yani genelde. İşte cinselliğine de onun, tahammül edeceğini düşünüyor. Yani, o da, ona tahammül edeceğini düşünüyor. Çünkü Allah tiksinti veriyor. Tiksintiye direniyorlar. Onun için de işte, “falanca hapı size öneririm” diyor, “Falanca otu için” diyor. İşte, “şu gazozu içersen, şöyle olur” diyor. Aşk olmayınca, ona karşı bir istek de olmaz. Böyle, otla çöple olacak iş değildir o. Allah aşkıyla olur, değil mi? Çünkü mesela Allah, atomların arasında bile bir çekim meydana getirmiştir. Mesela çekirdekte, nötronla proton arasında bir çekim. Allah da, aşkla çekim meydana getiriyor. Allah’ın kanunudur bu. Ama Allah Kendisi’nin esas alınmaması konumunda, ceza olarak tiksintiyi verir. Her yapana bu tiksintiyi verir. Yani Kendi’ni sevmeyip de, Allah’ı sevmeyip de, eti sevmeye kalkıyorsa, Allah o etten tiksindirir ve Allah zaten eti acz içinde yaratmıştır. İnsanın kulağına bakılmazsa, kulağın ne hale geldiği bilinir. Burnuna bakmazsa ne hale geleceği, ağzına bakmazsa, koltuk altlarına bakmazsa, değil mi? Vücudun diğer ihtiyaçları zaten her gün, insanların gururunu ve enaniyetini kırar. Allah bunu özel yapmıştır; sevgiyi kendine çekmek için. Ama Allah’ı bırakırsa, ete takarsa kafasını, Allah o zaman, o aczi işte ortaya çıkartıyor. Bütün dikkatini o acze vermeye başlar şahıs ve tiksinir. O aczin içinde o boğulur o zaman. Allah onu sürekli onun gözüne gözüne getirir, onun aczini. Mesela sabah kalkar kadın, perişan halde. Onu görecektir. Mesela elini yüzünü yıkamamış, makyajsız bir kadın, Allah onunla karşılaştırıyor. Mesela grip oluyor, nezle oluyor, onun perişanlığını gösteriyor. Veyahut doğal ihtiyaçlarını görüp geliyor, biliyor onun aczini, değil mi? Dolayısıyla Allah onu zorla o tiksintinin içerisine sokar. Boşanma taleplerinin büyük bir bölümünde tiksinti esas yatar. Ya tiksintiye tahammül edememe yatar, onun için birbirlerinin yüzünü görmek istemiyorlar yani, değil mi? İnsan aşkla sevdiğinin nasıl yüzünü görmek istemez ya, değil mi? Ya sürekli görmek ister, sürekli yanında olmak ister. Kökeni budur ama Mine Hanım da bunu biliyordur. Allah aşkıyla sevilen bir insandan insanın bıkamayacağını, Allah insanlara gösterir, yani bunu yaşayan bilir. Allah aşkıyla sevdin mi; tutku meydana gelir. Bir kere kadının gözlerinden Allah aşkı akar ve derin bir etki meydana getirir. Sırf gözleri bile yeterlidir, olağanüstü bir etki meydana getirir. Kuran’da Allah, Kuran’da buna dikkat çekilmiştir. Cennette kadınlar bak diyor ki, “eşlerine tutkuyla bağlı”, ama “sadece eşlerine” diyor bak ayette sadece eşine kadın. Demek ki genel kadın tiksinti veriyor. Yani özel olması, değil mi, özel olması, sadece ona ait olması ve bak; “gözlerini sadece eşlerine tutkuyla bağlamış” diyor. Göze dikkat çekmiş Allah. “hûrun ‘în” diyor Allah, “güzel gözlü huriler”. Gözde müthiş bir etki vardır. Adam kocasının, eşinin gözüne bakıyor, adam öküz gibi bakıyor, kadına bakıyor, kadın soğan çintiyor falan. Onun da gözü böyle teleskop gibi, çünkü tiksiniyor kadın da. E orda aşk olur mu? Bir kere aşk gözde başlar, Allah nurunu gözüe; Kuran buna işaret ediyor, değil mi? Ve doymaz insan eşine, gittikçe mesela 2-4-8-16 şeklinde sevgisinin artması gerekiyor. Tahammülün sebebi, işte, “çocuklar var” diyor, “geçim nasıl olacak?” diyor. Ondan dolayı tahammül ettiğini söylüyor. Böyle o kadar çok insan var ki. Bence bu çok aşağılayıcı. Ne demek tahammül? Yani bir insan bir tabak yemek için kendini böyle aşağılatır mı? İnancı aykırı, tiksinmesi şiddetli, ahlakından rahatsız. Buna rağmen bir tabak yemek için ki yani anlamı çok kötü zaten. Yani, para karşılığı kendini satan kadının konumu neyse, değil mi, para için de tiksindiği, aşağılık gördüğü bir adamla yaşayan kadının konumu aynı olur, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet, hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Fahişe neden tiksiniyor? Kullanıldığı için ve kendisine saygı duyulmadığı için tiksiniyor, değil mi? E orada da aynı şey yok mu? Aynı şekilde tiksiniyor. Onun için, Mehdiyet devrinde gerçek aşk, gerçek tutku ortaya çıkacaktır. Mine Hanım’ın özlediği aşk, Mehdiyet’in devrinin aşkıdır. O devirde zaman normal haline geliyor. Aşk gerçek aşka dönüşüyor, tutku gerçek tutkuya dönüşecektir. Allah aşkı her yeri kaplayacaktır. Hatta diyor rivayetlerde, “mezardaki ölüler bile imrenecekler” diyor, “ne güzel hayat’ diyecekler” diyor. “Havadaki kuşlar ve denizdeki balıklar bile memnun olacaklar” diyor. Hayvanların arasında bile aşk meydana geliyor, hayvanlar bile yırtıcılığını kaybediyor Mehdi (a.s.) devrinde. Gösteriyorsun ya resimleri mesela kedi köpeğe sarılmış, bilmem ne, tavşan köpeğe sarılmış.Halbuki birbirine düşman hayvanlardır. Öyle bir sevgi gelişecektir, egoistlik, bencillik kalkacaktır. Dünyada kanun haline geldi egoistlik, bencillik. Büyüğe saygı kalmadı, küçüğe sevgi kalmadı. Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir bunlar. Sevginin kalkması Tevrat’ta da geçer ve İncil’de de geçiyor gerçek sevginin kalkması. Bakın, samimi sevginin kalkması; Mehdi (a.s.)’nin çıkış alametidir. Tevrat’ta aynısıyla geçiyor bakın. “Sevgi” demiyor, “samimi sevginin kalkması” diyor, çünkü sahte sevgiler var. Filmlerde de mesela artistlere, “birbirinizi seviyor pozu verin” diyorlar, hatta millet etkileniyor, eriyor. “Ya ne kadar mükemmel film” diyor, etkisinde kalıyor değil mi? Kadın mesela sevgi dolu bakışlar yapıyor. Adam 3 numaralı bakışıyla bakıyor, değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yalnız filmlerdeki sevgi temasına çok dikkat etmek lazım. Erkeğin mesela mutlaka bir arabası oluyor, dikkat edersen. Arabasız adam pek sevmezler filmlerde. Mutlaka, bakımlı ve kaliteli evi olmuş oluyor, değil mi? Ve hiçbir ekonomik sorunu olmamış oluyor yani. Ondan sonra ve tam birbirine denk ayar olmuş oluyorlar. Ama buna rağmen, mutlu son pek olmaz filmlerde değil mi? İnşaAllah. Çünkü sevgiyi, yazan adam da bilmiyor, yani romanı yazan da bilmiyor. Filmlerde de bakıyorum, gerçek sevgiyi bilmedikleri filmin temasından, uygulamalarından anlaşılıyor. Mesela tutkuyu bilmedikleri, filmin genel yapısından anlaşılıyor. Bilse taklidini yapar, yani taklidini hazırlayabilir, yani yaklaşık taklidini çıkarabilirler. Ben hiçbir filmde tutkunun yaşandığını görmedim, gerçek aşkın yaşandığını görmedim. Yani, onu ifade edemiyorlar, romanlarda da ifade edemiyorlar. Genelinde samimi olmayan bir yapı. Genellikle teknik zemine oturtan bir yapı gösteriyorlar. O yüzden de, kadınların % 99’u mutsuz dünyada. Hangisine sorsam “sevgiyi buldun mu?” diye, “yok” diyorlar, değil mi? Evli hanımların da mesela büyük bir bölümü, epey bir bölümü ne sevgiyi, ne tutkuyu yaşamadıklarını söylüyorlar, değil mi? Beylere de soruyoruz, hatta diyor adam, “Eve gitmek istemiyorum şimdi” diyor, çok çok kaba tabirlerle “karı dırdırı dinleyeceğiz, şimdi eve gitmeyeyim, kahvehaneye gideyim” diyor. Mesela böyle garip ifadeler, nefret kokan ifadeler oluyor. İşte bu Mehdi (a.s.)’nin zuhur öncesindeki hayattır bu.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Mehdi (a.s.)’nin zuhurunda aşk neymiş, tutku neymiş, insanlar bunu öğrenecekler, inşaAllah. Dilara, haklı mıyım anlattıklarımda?
SUNUCU 1: Haklısınız.
ADNAN OKTAR: Evet. Haklı buluyor musun anlattıkları mı? Doğru değil mi?
SUNUCU 2: Evet hocam.
ADNAN OKTAR:Doğru, değil mi? Evet.
SUNUCU 1: Ama söylediğiniz gibi, hani ‘gerçek sevgi’ ne demek bilmeyen insanlardan, kadınlardan, erkeklerden tabii ki bu hareketler beklenir. Hani, gerçekten sevmek ne demek, bilmiyorlar çünkü. Hani onu sevgi sanıyorlar, diye düşünüyorum ben.
ADNAN OKTAR:Onlarınki heves. Mesela güzel bir genç kız geçiyor, illa ki onu batıracak, yani ya elde edemezse diye illa iftira atacak. Ya insan sevdiğine, beğendiyse zaten onu kıskanır, koruyup kollar, hürmet eder, nezaket gösterir, değil mi? Aşağılamaya kalkmaz, inşaAllah.
Efendim, “Selamün aleyküm hocam” diyor. Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Tüm bu ayetleri okuduğum zaman, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, aklımın aldığı, kalbime gelen, yaratıldığımızdan beri nerde insan varsa, yaşadığımız bu zamanda, resuller, yani insanların kayıtsız, şartsız, elçilere teslim olması. Eğer olmazsa salihlerden olmayıp, içinde azaba duçar olacaklardır. Hocam hatam varsa Allah affetsin inşaAllah, doğruya ulaştırsın hocam, yine affınıza sığınıyorum. Ünlü Cübbeli ve Beşer Şaşar Hoca ve diğerleri bu ayetleri sizin gibi güzel insanların aklında yer eden yorum getirsinler ama eğer erbapsalar” diyor. Evet. “Allah bilir öyle de durmuyorlar, susup, dinleyip itaat etsinler inşaAllah. Sonunda Allah-u alem kabul edecekler” diyor. “Allah için sizi çok ama çok seviyorum, güzel dualarınıza mazhar olmak istiyorum. Allah sizi, ilimde en büyük eylesin, inşaAllah.” Evet, kardeşimiz Sakarya’dan, Akyazı’dan yazmış inşaAllah. Ama çok uzun bir şey. Yani ben, ben bunu HarunYahya.Tv’de anlatayım inşaAllah. Evet, Oktar hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfirullah hocam, bu konuyla ilgili bir hadis var. Okuyayım mı hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Söyle, evet.
OKTAR BABUNA: Mehdi (a.s.) dönemindeki yaşantıyla ilgili. Peygamberimiz (s.a.v.) “Kabirdeki ölüler dirilere imrenecektir...” (El-Kavlu'l Muhtasar fi Alamatil Mehdiyy-ilMuntazar)“Hatta yaşayanlar (kendilerinde bulunan nimetleri görmeleri için) ölülerin de hayatta olmalarını temenni edeceklerdir” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.) inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ya insanları öyle bir hale getirmişler ki. Mesela ben genç kızları görüyorum, bir araya geliyorlar, birbirlerinden çekiniyorlar, genç kız. “Ya acaba laf sokar mı? Çirkin bir söz söyler mi? Yani böyle imalı konuşur mu?” müthiş tetikteler. Yani acayip itinalı davranıyorlar. Mesela normal bir sözden bile tedirgin olabiliyorlar. “Acaba bir ima mı var altında?” Hemen karşı bir cevap. Yani muhtemelen kasten söylendiği ihtimaliyle, karşı bir cevap, bu çok ürkütücü. Mesela kızlarla erkekler geliyorlar, konuşuyorlar,bir araya geliyorlar. O, onu mahcup etme, küçük düşürme; o, onu mahcup etme. Bazı yerlerde, bazı kişilerde ben bunu görüyorum. Ya insan nasıl kıyar ya? Bir kadını mahcup etmek çok korkunç bir şey, çok ürkütücü bir şey. Bir de unutmaz onu. Ömür boyu unutmaz. Yani çok kötü, değil mi? İnsan karşısındakinin sevgisini, saygısını kazanmaya çalışır. Yani çünkü insan iyi olan şeyi unutabilir de,fakat kötüyü unutmaz. İnsana öyle bir şey, yani çok şiddetli etki yapar kötü.Hayır, affeder fakat kafasında kalır. Yani insan ister mi kafasında kalmasını?
SUNUCU 1: Evet kötü hisseder sonra, Allah korusun.
ADNAN OKTAR: Tabii. Yani her gördüğünde aklına gelir. Onun için kötülük yapanlar, ahlaksızlık yapanlar, bunun hesabını iyi düşünmeleri gerekir. Hem harama girmiş oluyorlar, hem de bu unutulmaz.Mesela bir kadına saygısızlık yaptın mı, vicdansızlık yaptın mı, vefasızlık yaptın mı, kadın onu beyninden silemez. Yani affeder, tamam ama her gördüğünde aklına gelecektir. Kabalık ve çirkinlik de öyle, pislikler de öyle, pis tavırlar da öyle. Hani yaptım ettim, bitti, olmaz. Onun için, her gördüğünde insan, herkese karşı sevgisinin artması için gayret edecek. Kendisinin sevilmesi ve karşı tarafın da sevgisinin artması için gayret etmesi gerekir ve her an vicdanın kullanılması lazım. Yani, ben kendimi övmek için söylemiyorum, ama sabah kalktığımdan itibaren, ben kalkar kalkmaz hemen vicdanımı kullanmaya başlarım. Ama her hareketimde, binlerce kere kullanırım gün içinde. Mesela konuşuyorum, konuşmamın içinde süratle vicdanımı kullanıyorum. Yani konuşma akışımın içerisinde, vicdan akışımda aynı paralel gidiyor. “Aman” diyorum mesela, “incitici bir söz olmasın. Ama hak edene de hak ettiği sözü, tam ayarında söyleyeyim.” diyorum. O da vicdanıma ağır geliyor. Çünkü zulüm yapana nezaket olmaz, ama hakaret de olmaz. Onu etkileyecek söz olması lazım, değil mi? Ama yıkıcı da olmaması gerekiyor. Gizli veyahut açık teşvik edici de bir yönü olması lazım yani güzele, doğruya gitmesi için.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: Mesela, insanları affetmek çok önemli sevgide. Affedemiyorlar. Allah, “Affı tut, iyiliği emret, kötülerden yüz çevir” diyor, Allah, şeytandan Allah’a sığınırım. Affı götüremedikleri için sevgiyi de götüremiyorlar. Halbuki afla giden bir şeydir sevgi, insan mutlaka hata yapar, af olması lazım. Ama affedilen de daha güzeliyle karşılık vermesi lazım. Yani çünkü insan şaşırabilir, olabilir yani boş bulunup bir hata yapabilir. Daha mükemmele geçmek için af çok önemlidir. Yani Kuran’a uymayan zaten sevgiyi yaşayamıyor. Mesela diyorlar ki, “Biz Kuran’a uysak, nasıl sevgi oluşur ki acaba?” diyor adam. Ya kardeşim bir kere sen affetme yaptığında, affetmeyi uyguladığında, sevginin yolu bir kere tamamen açılıyor. Zemin açılıyor bir kere, düz yol açılıyor sana. Merhamet devreye girdi mi, affın daha kolaylaşıyor. Nefsine daha hoş gelir, merhamet. Merhametle sevgiyi birleştirdiğinde şefkat meydana gelir ki, daha derin sevgidir bu. Daha hoş bir sevgidir. Mesela saf sevgi, pek bir şey ifade etmez. Acımayla karışık bir sevgi çok güzeldir. Onda koruyuculuk devreye giriyor çünkü. Koruma hissi. Sevgide koruma hissi yoktur. Yani sevgi hevestir, düz heves sevgi. Şefkat esastır, şefkat. Allah sevilir, insana şefkat duyulur. Yani şefkat, çünkü insanın merhamet edilecek de yönü vardır, acz içindedir çünkü. Mesela bir kadın betondan değildir yani. Mutlaka hastalanabilir, üzülebilir, yorulabilir. Sürekli şefkate ihtiyacı vardır. Şefkatle korursun onu. Maddi ihtiyacı olur, manevi ihtiyacı olabilir, değil mi? İltifata ihtiyacı olur. Mesela iltifat, samimi iltifat kadını canlandırır, kendine getirir. Çünkü kadın, kendisinin güzel olup olmadığından her kadın şüphe eder. Hemen hemen her kadın, en güzel kadın bile olsa şüphe eder. Samimi olarak tabii ona sevgisini ifade ederken, Allah’ın tecellisi olarak ona o güzelliğini de ifade etmek, onu motive eder, canlandırır. Mesela güzel ahlakı söylemek lazım, bilemez yoksa. Ama abartı ve yalan çok çirkin, bu hakarettir. Mesela yalancıya, “sen çok doğru adamsın” dersen, bu çok anormal bir şey olur. Veyahut mesela, farz edelim sadece burnu güzel olmuyor, diyor ki, “burnun çok güzel” diyor. Bu bir ahlaksızlıktır. Niye burnu yani? Belli ki değil burnu. Dürüst değilsin, değil mi? Güzel olan yönü ve Allah’ın tecellisi olarak. “Sana ait güzellik” dersen mahvedersin adamı, onu delirtirsin. Yani onu şirke sokmuş olursun. Şirke soktuğunda o zaten, Allah onu belaya çevirir. Mesela bir kadına dersen ki, helaliyse mesela insanın veyahut kardeşidir, mesela “sen,” diyorsun, “şu, şu, şu, şu hepsi çok güzel” diyorsun, “ama senin güzelliğin bu” diyorsun; adamı delirttin, başına bela olur o. Allah, onu sana belaya çevirir. “Allah’ın tecellisi olarak güzelsin” çok önemlidir. O hem ibadettir, hem anlamı olur, hem de onun enaniyet yapmasını ortadan kaldırır. Çünkü doğru söylüyorsun ayrıca. Öbüründe yalan söylemiş olursun. “Sen güzelsin” dediğinde; yalan, sen beynin içindeki görüntüye “güzelsin” diyorsun. Beynindeki görüntünün tamamı Allah’a ait. Dışarıdaki görüntüsüne diyorsan, dışarıdaki görüntüsü de saydam ve simsiyah. Dışarıda ışık yok çünkü ve renk de yok. Ve maddenin bu göründüğü bütünlüğü de yok. Saydamdır madde dışarıda.Yalan söylüyorsun. Onu da yaratan Allah ayrıca, değil mi? O değil. Beyninde bir görüntüyü Allah tamamen kendine ait olmak üzere yaratıyor. O görüntünün tamamı Allah’a aittir ve iltifatın tamamı Allah’a aittir. Şahsa ait iltifat hiç yoktur orada. Yani birisi güzel dendiğinde o şahsa ait görüntü yoktur, iltifat yoktur. Karşısındakinin ağırına gidiyorsa bu, Allah‘a yapıldığına dair iltifat, o da müşrik olmuş olur, şirk içinde olmuş olur.Yani o sevginin Allah’a sunulmasından onun memnun olması lazım; çünkü doğrusu söyleniyor. O iftihar edecek, “ne güzel, Allah birbirimize çok güzel tecelli ediyor” diyecek ve sevilen Allah olacak. Bak ne diyor Allah, şeytandan Allah’a sığınırım; “Allah’tan başka ne gerçek bir dost, ne gerçek bir vekil vardır” diyor, değil mi?Allah’tan başka ne gerçek bir dost, ne de gerçek bir vekil vardır. Kim bakarsa mutlaka Allah’ın yüzünü görür. Allah’ın tecellisini görür. Ve bununla iftihar edip, sevinip, aşkın derinliklerine doğru yol alacak Müslüman. Eğer bu ağrına giderse Allah anında sevgiyi durdurur. Yani şahsın ağırına gittiğinde hemen sevgisini alır Allah, hemen tiksintiye çevirir. Onun tiksinilecek yönlerini onun gözüne gözüne getirir ve soğutur Allah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR: “Ya” diyorlar “bize büyü mü yaptılar?” diyorlar, hani var ya. Sen büyüyle değil, sen belanı buldun da onun için. Nerenin büyücüsü? Sen kendine büyü yapıyorsun, değil mi? Allah aşkıyla sevene hiçbir şey olmaz ben söyleyeyim inşaAllah.
Evet, uzunca sorular bunlar, HarunYahya.TV’de devam edelim.
TEKNİK EKİP: Üç dakika daha var.
ADNAN OKTAR:Efendim? Üç dakika daha eklendi ama yine her halükarda bunlar uzun sorular, olmaz.
Dilara Hocam konuşmalarımda başka neler dikkatini çekti? Beğendiğin yönler neler?
SUNUCU 1:Gözlemleriniz gerçekçi gerçekten, hani az önceki konuyla ilgili.
ADNAN OKTAR: Değil mi?
SUNUCU 1: Evet öyle ama şu da var; samimiyetten bahsettiniz. Erkeklerin de böyle biraz kadını, birazcık içini açtığında, “tamam, bu oldu” deyip bırakma huyları falan var yani, karşılıklı oluyor bunlar.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi erkek dedin mi yani sadece belirli bir et parçası değildir. Bizim, kadının erkek dediği Allah’ı aşkla seven Allah’ı tutkuyla seven karşı cinstir, değil mi? O değilse zaten bu, Allah onu ona bela olarak verecektir.
SUNUCU 1: Bunun bilincinde olmayanlar, özür dilerim, kestim.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii tabii, çünkü önce bir kere samimiyetine bakacak kadın. Allah’a aşık mı? Allah’a tutkuyla bağlı mı? “Ben” diyor “Allah’a değil, sana aşığım” diyor, bitti. Bela kol geziyor demektir. Yani mutlaka bir bela akacak demektir. “Ben Allah’a aşığım, Allah’ın divanesiyim” diyorsa ve bunu yaşıyorsa, bunu hayatıyla gösteriyorsa doğru yoldasın. “Sana aşığım” diyorsa yani bela, tiksinti, acılar karşında demektir, değil mi? Çünkü şirk koşuyor.Şirk yani net olarak söylüyor. “Benim için” -haşa- “Allah önemli değil, sen önemlisin” diyor, “Seni ilah yaptım” diyor. Şimdi bunu da Allah duyuyor ve görüyor. Allah hemen intikamını alır. O hemen belaya dönüşür.
SUNUCU 1: Doğru.
ADNAN OKTAR:İşte meydana gelen olayların, belaların nedeni de budur. “Gözyaşlarıyla ayrıldık” diyor. Sana o gözyaşını döktüren Allah işte. Çünkü sen doğruyu söylemedin. Allah’ın beyninde görüntü gösterdiğinde “Yarabbi, bu senin görüntün” demedin, “Sen tecelli ettin” demiyorsun. Sen diyorsun ki “Put var” diyorsun. “Allah’tan ayrı bir şey meydana geldi” diyorsun, “ve ben bunu seveceğim, benim gücüm buna yeter” diyorsun. Allah da senin kalbinden sevgiyi de alıyor, basireti feraseti de alıyor ve sana sadece tiksintiyi ve ayrılığı ve acıyı getiriyor. Bunun sonucu mutlaka budur. Allah’ın kanunudur bu, değişmez bu. Samimiyetin ölçüsü akıldır. Karşıdaki insandaki hemen anlar insan samimi insanı. Bakışlarından, konuşmasından, Allah’a hizmetinden, Kuran’a bağlılığından, Allah korkusundan nasıl anlaşılmaz?
OKTAR BABUNA: Evet hocam.
ADNAN OKTAR: Samimiyetinin ölçüsünü onun ipsiz sapsız espriler yapmasından, kendini aşağılamasından onun samimi olduğunu düşünüyorlar. Böyle sulu hareketlerinden. “Ne kadar samimi insan” diyorlar. “Ben dobra konuşurum” diyor, densizlik yapıyor. Mesela, münasebetsiz, ağzına gelen her şeyi konuşuyor, dangalakça konuşuyor. “Ya ne kadar samimi insan” diyor. Ölçüye bak da anla. Ölçü, o insanın Allah’a, Kuran’a sadakatidir. Yobazlık da değildir ölçü. Allah aşkıdır. Mesela yobazın da en karşı olduğu şeylerden birisi tutku ve aşktır.Yobaz anti aşktır, anti tutkudur. Allah’ı esas almaz yobaz, kendini esas alır, gösterişi esas alır. Onun derdi günü gösteriştir. Kendini ilahlaştırır ama dolaylı yoldan yapar onu, kendi aptal kafasıyla sezdirmeden yapmaya çalışır, değil mi? Onun için Allah aşkını yaşayan insanlar mutlaka dünyada da, ahirette de mutlu olurlar ve o aşkı çok güzel yaşarlar. Ama hep aşık olduğu Allah’tır gerçek aşığın. Hep tecellilerle coşar, böyle adeta manevi sarhoştur. Öbür türlü olduğunda da perişanlık hemen o insanların üzerine çöker. Allah onların, bak diyor, Allah şirk koşanların üzerine Allah iğrenç bir pislik çökerteceğini belirtiyor. Bu iğrenç pislik nedir? Aklı berbat olur, kafası berbat olur, ruhu berbat olur, sıkıntılar içersinde, evhamlar, acılar, ızdıraplar… Bedenini de Allah berbat eder, ruhunu da berbat eder. Yani onu kirletir bir anda Allah. Ama mümine Allah nur verir, gerçek mümine, Allah aşkıyla yaşayan insanlara. Derinlik verir ve tutku gücü verir. Kadın ondaki o tutkuyu fark ettiğinde kendine hayret eder. Mesela Hz. Yusuf (a.s.)’da onu gördü kadınlar, nefesleri kesildi, hayret ettiler. Bedenlerine de, kendilerine de hayret ettiler. Bakın Yusuf (a.s.)’a tek taraflı, Allah’ın aşkını görünce, Allah’ın onun üstündeki yarattığı tutku gücünü görünce hipnotize oldular adeta, nefesleri kesildi. Halbuki normal bir insan Hz. Yusuf (a.s.) ama Allah onun üstünde aşkla tecelli ediyor.Tarif edemediği bir zevk aldı kadınlar. Tarif edemedikleri bir etki alalına girdiler. Kadının nevri döndü, suç işlemeye kalktı. Delirtti adeta kadını, değil mi? O tutku. Ama tek yanlı olduğu için Allah onu kadına belaya çevirdi. Hz. Yusuf (a.s.)’u da o kirin içinden kurtarmış oldu, çünkü kadın layık değildi. Eğer Allah aşkıyla ona yaklaşmış olsaydı, Hz. Yusuf (a.s.)’ta ki o Allah aşkıyla o yanardı, o kadın. Yanar biterdi böyle. Bitmezdi de yanardı yani.Sonsuza kadar Allah aşkıyla yanardı, nur nur içinde kalırdı ve muazzam bir tutkuyla aşkı yaşardı. Onu yaşamadığı için Allah onun elinden aldı onu. Diğer kadınlar da onu yaşamadığı için Allah onların elinden aldı onu İnşaAllah.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah hocam.
ADNAN OKTAR:Ne yapalım? HarunYahya.TV’den devam edelim, inşaAllah.
SUNUCU 1:Bizi yarın, 22.00’dan itibaren, HarunYahya.TV internet sitemizden seyredebilirsiniz. Mavi Karadeniz Radyo ve Kocaeli TV’den de yayınımıza devam edeceğiz. Şimdi HarunYahya.TV sitemizden programımıza devam ediyoruz.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...