SUNUCU:İyi geceler, yayınımıza HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Hocam.
ADNAN OKTAR:Oktar Hocam ne anlatalım?
OKTAR BABUNA:Hocam, siz vizelerin kaldırılmasını söylediğiniz zaman hemen hemen pek inanan olmamıştı. Şimdi Hocam Davutoğlu’nun yeni bir açıklaması var: “Dünya’nın her köşesinde tüm vizeleri kaldıracağız” diyor. “Dışişleri Bakanı Davutoğlu, dünyanın her köşesinde tüm vizeleri kaldıracaklarını belirterek, "vatandaşlarımız taşıdıkları pasaportla gurur duyarak, büyükelçiliklerin önlerinde beklemeden, dünyanın her yanına gidebilecekler"” demiş Hocam. Söylediğiniz her şey gerçekleşiyor Hocam birer birer, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bu dünya hakimiyeti demektir, inşaAllah. Davutoğlu Hocamız çok mübarek bir insan. Yani Ahir zamanda Allah ona da öyle güzel, mübarek bir görev vermiş, inşaAllah. Annesi, babası da çok mübarek insanlar, hep Hocamıza dua ederlermiş, annesi. Yani bu yönde vazife yapması için ona dua ederlermiş. Bak Allah ona o güzel tecelliyi oluşturdu, maşaAllah. Allah vesile ediyor. Çok güzel. Şimdi anlat Oktar Hocam.
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Siz defalarca anlattınız Hocam, “Hz. Mehdi (a.s.) çok çile çekecek, büyük mücadelesi olacak, çok kararlı olacak” diye anlatmıştınız Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi bizim dönemimiz o kadar harika bir dönem ki, mesela 1800’lerde olabilirdik; 1700’lerde, 1600’lerde olabilirdik. Allah’ın bizi böyle bir dönemde yaratması o kadar heyecanlı o kadar güzel ki bütün insanlar için çok büyük bir heyecan vesilesi bu. Çok büyük bir sevinç vesilesi. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “bir benim zamanım hayırlıdır, bir de Mehdi (a.s.) zamanı” diyor. “İkisi” diyor. “Ortası o kadar değil” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), inşaAllah. Yani hayrın en yoğun olduğu vakitlerdir, inşaAllah. Çok güzel bir devirdeyiz, inşaAllah. En zorlu günler bu devirdedir. En güzel günler de bu devirdedir. Dünya böyle bir zulüm ve acı ortamı hiç görmemiştir. Böyle bir merhamet, şefkat ve güzellik ortamı da hiç görmeyecektir, Mehdi (a.s.) devrindeki, inşaAllah. Çok önemli günlerden, çok önemli olaylardan geçerek ilerliyoruz, inşaAllah.
Mesela bakın ayette diyor ki Bakara Suresi, 38; “Bundan sonra size Benden bir hidayet geldiğinde,” yani işari anlamıyla Mehdi (a.s.) geldiğinde, ‘Hadi’ kelimesinin kökeni ‘mehdi’, ‘mehdi’ kelimesinin tecellisidir hidayet. “Bir hidayet geldiğinde,” zaten hidayet edicidir Mehdi (a.s.), zaten ‘hidayete vesile olan’ anlamına geliyor. “Bundan sonra size Benden,” Cenab-ı Allah kendi katından, “bir hidayet geldiğinde” yani Hz. Mehdi (a.s.) geldiğinde, inşaAllah, işari anlamıyla, “kim Benim hidayetime uyarsa,” “Benim Mehdi’me uyarsa,” “onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.” Yani Kuran’a, İslam’a davet edecektir Mehdi (a.s.) de. Bakara Suresi, 38; oraya bakabilir kardeşlerimiz.
“Ve onları,” diyor Cenab-ı Allah, ‘onları’, bir kişi değil, Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.). “Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık” Allah’ın ‘Hadi’ isminin tecellisidir Mehdi (a.s.) de, İsa (a.s.) da. İnsanların hidayetine vesile oluyorlar ikisi de. Bak, “Ve onları, Kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık.” (Enbiya Suresi, 73)
“İşte Allah’ın hidayet verdikleri bu kişilerdir” diyor Cenab-ı Allah, “öyleyse sen de onların bu hidayetlerine uy.” İnşaAllah, Hz. İsa (a.s.)’nın ve Hz. Mehdi (a.s.)’nin hidayetlerine uy anlamı da çıkıyor ayetten, işari olarak inşaAllah.
Diyorlar ya, “Kuran’da Mehdi (a.s.)’ye işaret var mı?” diye, işte bakın, açık söylüyorum; “Benden sonra ismi Ahmed olan bir elçinin de müjdecisiyim.” Mehdi (a.s.)’nin lakaplarından, isimlerinden birisi de Ahmet’tir. Ahmet, Muhammed, Mehdi ama ismi için ne diyor Peygamberimiz (s.a.v.)? “Onun ismi ismime, babasının ismi de babamın ismine muvafık olacaktır (denk olacaktır).” Fakat söylemiyor ismini, “muvafık olacaktır,” artık zuhur ettiğinde bileceksiniz.
Bakara Suresi, 38’de Cenab-ı Allah ne diyor bak, “Bundan sonra size Benden bir hidayet geldiğinde,” bunu ezberlesin kardeşlerimiz. Bak, “Bundan sonra size Benden bir hidayet geldiğinde, kim Benim hidayetime uyarsa,” çünkü Mehdi (a.s.) şahıs olarak hiçbir şey yapamaz, Allah’ın bir tecellisi. Allah onda ‘Hadi’ ismiyle tecelli ettiği için Mehdilik görevi yapabiliyor Mehdi (a.s.). Onun için de diyor ki Allah; “Kim Benim hidayetime uyarsa” yani “Mehdi (a.s.)’deki tecellime uyarsa” anlamına da geliyor, inşaAllah; “onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır.” “Korku yoktur,” dünya hakimiyeti olduğu için korku kalkıyor. Ahirette de Cehenneme gitmiyorlar, inşaAllah. “Ve onlar mahzun olmayacaklardır.” Dünyada da mahzun olmuyorlar, Ahirette de mahzun olmuyorlar, inşaAllah.
“Ve onları, Kendi emrimizle” Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.)’yi, “hidayete yönelten önderler kıldık”. İnsanları hidayete yöneltiyor mu Mehdi (a.s.) ve İsa (a.s.)?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Ayetin bir işari manası da budur. Enbiya Suresi, 73. “İşte İşte Allah'ın hidayet verdikleri bunlardır; öyleyse sen de onların bu hidayetlerine uy.” (En’am Suresi, 90)
OKTAR BABUNA:Dün bu çarpıtmalarına delil vermiştiniz Kuran’dan, gayb ile ilgili olarak. Gaybı Allah’ın yalnızca bildiğini ama elçilerinden dilediklerine bunu bildirdiğini ve Kuran’dan da örnekler de vermiştiniz, inşaAllah. Onlara vereyim mi Hocam başka örnekler?
ADNAN OKTAR:Bu konu çok önemli çünkü durup durup ya Fatih Altaylı’nın programına çıkarıyorlar Hocaları veyahut diğer programa çıkarıyorlar. “Gayb bilinmez”, “gayb bilinmez” dolayısıyla da Kıyamete çok var, milyonlarca sene var, rahat olun. Kardeşim, şimdiki neslin torunları Kıyameti görecekler. Kıyamete çok az var. Milleti yanlış yönlendirmeyin. Her an da kopabilir, şu anda da Kıyamet kopabilir ayrıca. Fakat Bediüzzaman hadis-i şeriflerden çıkartarak, bak hadis-i şeriften çıkartarak; 8 tane hadis-i şerif var Suyuti’den, “Hicri 1545 gibi yani Miladi 2120 gibi Kıyamet kopacak” diyor inşaAllah, Allah’ın izniyle. “Ama her an da kopabilir” diyor, inşaAllah. Gayb Allah’ın bildirmesiyle Peygamberlere bildiriliyor. Bu çok açık bir hükümdür. Bunu anlamazlıktan gelmesinler. Oku o konulardaki ayetleri ve delilleri.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Şeytandan Allah’a sığınırım. “O, gaybı bilendir. Kendi gaybını (görülmez bilgi hazinesini) kimseye açık tutmaz (ona muttali kılmaz.) Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka.” (Cin Suresi, 26-27)
ADNAN OKTAR:Cin Suresi 26 ve 27’ye bakanlar gaybın Allah tarafından bildirilmesi ile bilineceğini göreceklerdir. Gayb Allah’ın bildirmesiyle biliniyor ve bildiriyor Allah gaybı ve Kuran’da da gaybı bildirdiğini Allah açık açık anlatıyor. Hangi konularda gaybı bildirdiğini de Peygamberlere göstermiş, anlatmış. Onun için bu konuda yanlış bilgiler veriyorlar, doğrusu budur.
OKTAR BABUNA:“Allah sizi gayb üzerine muttali kılacak değildir. Ama Allah, elçilerinden dilediğini seçer. Öyleyse siz de Allah'a ve elçisine iman edin. Eğer iman eder ve sakınırsanız, sizin için büyük bir ecir vardır.” (Al-i İmran Suresi, 179)
ADNAN OKTAR:“Dilediğini seçer.” İşte “dilediğine gayb bilgisini verir” diyor Allah. Cin Suresi’nde de 26 ve 27’de çok sarih, açık olarak gaybı Allah seçtiği Peygamberlerine, elçilerine bildireceğini söylüyor. Devam et.
OKTAR BABUNA:“Bunlar, gayb haberlerindendir; bunları sana vahyediyoruz.” (Al-i İmran Suresi, 44)
ADNAN OKTAR:Bak, Al-i İmran Suresi, 44’te gayb haberlerini, Allah ne diyor, bak; “Bunlar, gayb haberleridir, sana bildiriyoruz” diyor. Demek ki gaybı Allah bildiriyor, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:“Bunlar: Sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Bunları sen ve kavmin bundan önce bilmiyordun. Şu halde sabret. Şüphesiz (güzel olan) sonuç takva sahiplerinindir.” (Hud Suresi, 49)
ADNAN OKTAR:Hud Suresi 49’da da yine, Cenab-ı Allah gayb haberlerinden bilgi verdiğini söylüyor.
OKTAR BABUNA:“Bu, sana (ey Muhammed) vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Yoksa onlar, (Yusuf'un kardeşleri) o hileli-düzeni kurarlarken, yapacakları işe topluca karar verdikleri zaman sen yanlarında değildin.” (Yusuf Suresi, 102)
ADNAN OKTAR:Bak bu da geçmişe ait, geçmiş ve gelecek her ikisi de gaybtır. İkisini de Cenab-ı Allah bilir ve istediğinde kullarına bildirir. Peygamberlerine bildirir, seçtiği. Burada da Cenab-ı Allah yine gaybı bildirdiğini belirtiyor.
OKTAR BABUNA:“Hani Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi "Ahmed" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: "Bu, açıkça bir büyüdür" dediler” (Saff Suresi, 6)
ADNAN OKTAR:Bak kendisinden sonra gelecek elçinin ismini gayb bilgisi olarak bildiriyor Peygamber. Peygamberimiz (s.a.v.)’in ismiyle, geleceğini önceden bildiriyor. Bu bir gayb bilgisidir. Annesi, babası; “ismini Ahmed koyalım. O peygamber olsun” diye koymadılar Peygamberimiz (s.a.v.)’in ismini. Bilmiyorlardı. Gayb bilgisidir. İsmi Ahmed Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. Ahmet Mahmut Muhammed Mustafa’dır. Bak gaybı biliyor Hz. İsa (a.s.), Allah’ın bildirmesi ile. Hani gayb bilinmiyordu?
OKTAR BABUNA:Hz. İsa (a.s.) için inşaAllah, şeytandan Allah’a sığınırım; “Yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi size haber veririm. Şüphesiz, eğer inanmışsanız bunda sizin için kesin bir ayet vardır.” (Al-i İmran Suresi, 49)
ADNAN OKTAR:Hani gayb bilinmiyordu? Bu da bak, gayb haberi. Allah Peygamberine bildiriyor. O da insanlara bildiriyor.
OKTAR BABUNA:Hz. Yusuf (a.s.) “Dedi ki: "Size rızıklanacağınız bir yemek gelecek olsa, ben mutlaka size daha gelmeden önce onun ne olduğunu haber veririm. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir.” (Yusuf Suresi, 37)
ADNAN OKTAR:Bak, Allah öğretiyor gayb bilgisini. Bu da gayb bilgisi, olmadan önce bir olayı söylüyor Hz. Yusuf (a.s.). Evet.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
Hz. Muhammed (s.a.v.)’den inşaAllah; “Hani Peygamber, eşlerinden bazılarına gizli bir söz söylemişti. Derken o (eşlerinden biri), bunu haber verip Allah da ona bunu açığa vurunca, O da (Peygamber) bir kısmını açıklamış bir kısmını (söylemekten) vazgeçmişti. Sonunda haberi verince (eşi) demişti ki: "Bunu sana kim haber verdi?" O da: "Bana bilen, (her şeyden) haberdar olan (Allah) haber verdi" demişti.” (Tahrim Suresi, 3)
ADNAN OKTAR:Bu da gayb haberidir. Bak, gaybı Allah demek ki, peygamberlerine bildiriyor. Seçtiği peygamberlerine bildiriyor. Bir daha, “gayb bilinmez, Allah kimseye gaybı bildirmez” demeyecekler. Demek ki Allah gaybı seçtiği Peygamberlerine bildiriyor. Evet, devam edelim.
OKTAR BABUNA:Bizans’ın galibiyeti bildiriliyor. Siz daha iyi bilirsiniz Hocam, inşaAllah. “Rum (orduları) yenilgiye uğradı. Dünyanın en alçak yerinde. Ama onlar, yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. Birkaç yıl içinde (3 ila 9 yıl içinde). Bundan önce de, sonra da emir Allah'ındır. Ve o gün mü'minler sevineceklerdir. Allah'ın yardımıyla.” (Rum Suresi, 2-5)
ADNAN OKTAR:Aynısıyla oldu mu bu ayet?
OKTAR BABUNA:Oldu Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hani gayb bilinmiyordu. Demek ki Allah gaybı Peygamberlerine bildiriyormuş. Bunu gördüler. Bir daha böyle televizyonlara çıkıp, milletin gözünün içine baka baka, “gayb bilinmez” diye bağıra bağıra anlatmayacaklar. “Gaybı hiç kimse bilmez” diye bağıra bağıra anlatmayacaklar. Gaybı insanlar bilmez. Ama Allah’ın seçtiği Peygamberler bilir. Bunu söylemiyorlar, bu konuda dürüst olacaklar.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam. Mekke’nin fethi var Hocam aynı zamanda. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun Allah, elçisinin gördüğü rüyanın hak olduğunu doğruladı. Eğer Allah dilerse, mutlaka siz Mescid-i Haram'a güven içinde, saçlarınızı tıraş etmiş, (kiminiz de) kısaltmış olarak (ve) korkusuzca gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilmediğinizi bildi, böylece bundan önce size yakın bir fetih (nasib) kıldı.” (Fetih Suresi, 27)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), siz daha iyi bilirsiniz Hocam inşaAllah, Medine’deyken gördüğü rüyasında müminlerin güven içinde Mescid-i Haram’a girdiklerini ve Kabe’yi tavaf ettiklerini görmüştü. Aynıyla gerçekleşti Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hani gayb bilinmiyordu? Hani Allah gaybı Peygamberlere bildirmiyordu? Demek ki bildiriyormuş. Bakın kaç tane delil verdik, kaç tane ayet. Bir ayet, delil bile versek yeterli. Fakat çok fazla sayıda delil var, görüyorlar. Bayraktar Bayraklı Hoca olsun, diğerleri olsun, böyle göğüslerini gere gere bu konuda yanlış bilgi vermekten kaçınacaklar. “Bana ispat edin” diyor Bayraktar Bayraklı Hoca, “Kuran’dan ispat edin.” Bu ispat değil mi, şimdi bizim yaptığımız?
OKTAR BABUNA:İspat Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hem ne ispat yani. Değil mi? Var mı başka anlatmak istediğin Oktar?
OKTAR BABUNA:Estağfurullah Hocam. Dün aynı zamanda Dabbet-ül Arz’dan da bahsetmiştiniz. Delilleriyle açıklamıştınız, bütün anlamlarıyla, hadisler doğrultusunda. Tam dediğiniz gibi bilgisayarla da mutabık olduğunu ispatlamıştınız Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:O konuda da, “Yok, biz biliyoruz” diyorlar. Hem aklın ihtiyarının kalkmayacağını söylüyorlar, hem de yüz binlerce kuyruğu olan, milyonlarca ton ağırlıkta, kilometrelerce eni olan, kilometrelerce boyu olan bir mahlukun ki oradaki tarife göre artık, en az 300, 500, 600, 700 kilometre falan, rivayetlere göre değişik şeyler oluyor. 700 kilometre falan boyu var. 150 kilometre falan eni var. Atmosferin içerisinde kafası, bir pençesinin genişliği 10 kilometre. “Bu teker teker insanları tutacak, alınlarından damgalayacak” diyor. Gidecekmiş Fatih’e Cübbeli’nin mekanına, onu o koltuğuyla beraber alacak herhalde; var ya onun o ünlü, Cübbeli’nin süslü o tahtı, portakal sandığından yaptırdığı, onunla böyle asasıyla böyle oturacak, o da yalanacak böyle, hafiften geğirecek falan, “efendime söyleyeyim” falan diyecek, o da onu hafiften böyle hiç incitmeden alnından damgalayacak. O nasıl olacak ben anlamıyorum. Ne tahtı kalır, ne kendi kalır. Baston bir yana, kendi bir yana, tahtı bir yana darmakeşan olur öyle bir Dabbet-ül Arz onu eline alsa, değil mi? Mümkün mü onun onu damgalaması?
OKTAR BABUNA:Değil, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Yok olur” diyor Cübbeli. Şu yazıyı okusana.
OKTAR BABUNA:İnşaAllah Hocam.
“Selamun aleyküm, hayırlı cumalar.” Aleyküm selam. “Sayın Hocam, Çarşamba günü bir ağabeyimi ziyaret ettim. 90’lı yıllarda aylık İttihad-ı İslam Dergisi’nin yazı işleri müdürlüğünü yapıyordu, Hüseyin Demirel rahmetlinin çıkarmış olduğu. 96’da ‘Bediüzzaman ve Mehdiyet’ diye 335 sayfa kitap yayınladılar, harika. Ama son duyduğuma, gördüğüme inanamadım. Ahmet Feyzi Kul Ağabeyimiz bir kitap çıkarmış, Üstadımın sevgisinden olacak Mehdiyet ile ilgili hadisleri tamamen Bediüzzaman Hazretleri’ne vermişler. Beni de iknaya çok uğraştı. Risaleler hemen elinin altında olmasına rağmen, oradan bakalım dememe rağmen ikna edemedim. Bu ağabeyimiz 60 arbedesinde ordudan atılan ilk assubaylardan Hilmi Çelik. 96’da ‘Bediüzzaman ve Mehdiyet’ isimli kitabı yazan Hüseyin Demirel, aynı kaderi paylaştıkları Ali Demirel Ağabey’in oğlu Muhsin Demirel, Hatta Devlet Planlama Aileden Sorumlu Daire Başkanlığı’ndan emekli Hilmi Ağabeyimin damadı, dua kitabı yazmış, Kuran neşretmiş. Sohbet evleri var, sürekli aktifler. Hata, yanlış çok büyük, şaşırdım kaldım. Hikmeti ne olabilir Hocam? Cümleten hayırlı geceler, cumalar. Allah’ın rahmeti, bereketi üzerimize olsun. Esselamun aleyküm.” Aleyküm selam.
ADNAN OKTAR:Şimdi bir topluluk içerisinde insan yaşamak istiyorsa bazen inanmadığı şeylere de inanıyormuş gibi bir yaklaşım içinde olabiliyor. Veyahut onlar diyorlar; “Mehdi (a.s.) konusuna hiç yaklaşmayacaksın” diyorlar, yaklaşmıyorlar. Veya diyor ki; “ağabeyler böyle düşünüyor.” Zaten ağabey olamaz ki o. Ağabey olabilmesi için Bediüzzaman’ın Mehdiliğini zaten kabul etmesi gerekir. Mehdilik ile ilgili Bediüzzaman’ın açık izahlarını görmezlikten gelmesi gerekir ve sordurtmaması, konuşmaması, soranları da uzak tutması gerekir ki ağabeyliği devam ettirsin. Ama hepsi için demiyorum. Çok az, belirli bir kısmı için söylüyorum. Bunun çözümü, mesela bak kardeşimiz güzel. Onun gibi böyle uyanık, zeki, akıllı, samimi, doğruyu araştıran insanlar, kardeşlerimiz olduğu müddetçe doğru söylemeyerek, insanları yanlış mecralara çekmek isteyen insanların, gücü ve cesareti kırılacaktır. Ve gittikçe bu dalga dalga yayılacaktır. Çünkü insanların hepsi samimiyetsiz olmaz. Bir kısmı samimiyetsiz oluyor. Çoğu samimidir insanların. Samimi olan insanlar bu konunun üzerine gittikçe, nasıl gidecek biliyor musunuz? Sadece Risale-i Nur’dan ilgili kısmı okuyacak, “Ağabey, bunu bana açıkla” diyecek, o kadar. “Sakın ha, sakın okuma, konuşma” diyorsa, gider bir başkasına sorar. “Ağabey, bunu bana açıkla” diyecek. Bununla baş edemezler. Kapatılacak bir konu değil. Bu konunun vakti geldi. Mehdi (a.s.)’nin varlığını açıkça söyleyecekler, izah edecekler. Bu kervan böyle gider, bu devran böyle döner zannediyorlardı. Böyle değil. Risale-i Nur’un gerçek sahibi Mehdi (a.s.)’dir. Bediüzzaman kendisi söylüyor. Demek ki, Nur talebelerinin bir kısmı bunu örtbas edecekler, bir kısım anlamazlıktan gelecekler, bir kısmı pasifize etmeye kalkacaklar. Ama Mehdi (a.s.) de ortaya çıkıp Risale-i Nur’un gerçeklerini insanların önüne serecek. Biz de Mehdi (a.s.) öncüsü olduğumuz için, Mehdi (a.s.)’ye ortam hazırladığımız için; ben de, sen de ve diğer kardeşlerimiz de bu konuda var gücümüzle gayret etmekle mükellefiz.
OKTAR BABUNA:EvelAllah, maşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:‘Ahir Zaman Sorularına Bediüzzaman Cevap Veriyor’ Mesela şöyle küçük kitapçıklar, bunlar çok önemli, bunlardan çok olsun. Çok olsunlar bunlar. Neredeyse bedava. Bunlardan çok miktarda olsun.
Mesela ne diyecekler? Diyor ki; “Gerçi her asırda” diyor Bediüzzaman “hidayet edici, bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş, fakat her biri üç vazifeden birisini bir cihette yapması itibariyle, Ahir zamanın Büyük Mehdi unvanını alamamışlar.” “Hocam bunu bana açıklayın” desin, kalabalık içinde sorsunlar. Ne var bunda? Israrla açıklamaktan kaçınıyorlarsa o zaman gitmesinler. Öyle dershane olmaz, öyle sohbet olmaz. Öyle ev de olmaz, öyle arkadaşlık da olmaz, öyle Müslümanlık da olmaz. Çünkü Bediüzzaman, “okuyun” diyor. Okunması için koymuş Risale-i Nur Külliyatı’na. Yüzlerce sayfayı yasaklarsa bir adam, ben şahsen gitmem oraya bir daha. Kendim, evimde arkadaşlarımı çağırırım, orada konuşup sohbet ederim. Olur mu öyle şey? Hayır, fitne çıkarsalar, tamam diyecekler, “biz sizlere saygılıyız. Hocamızı da çok seviyoruz. Üstadımızı da Mehdi (a.s.)’nin pişdar bir neferi, öncü bir askeri olarak hayranlıkla, aşkla, muhabbetle seviyoruz.” Bediüzzaman Mehdi (a.s.) zamanında asıl tanınacaktır, asıl sevilecektir. Şu an tanınmıyor ki Bediüzzaman. Çok az tanınıyor. İnşaAllah.
Mesela ne diyor burada? “Şimdi hatıra geldi ki” diyor Bediüzzaman, “eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa bundan bir asır sonra” bakın Hicri 1300’den itibaren bir asır sonra. Ne yapıyor?
OKTAR BABUNA:1430.
ADNAN OKTAR:1300’e 100 sene eklersen ne yapar?
OKTAR BABUNA:1400 Hocam.
ADNAN OKTAR:1330’da söylerse bu sözü?
OKTAR BABUNA:1430, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:1430 ediyor.
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, 2010 inşaAllah.
ADNAN OKTAR:2010 ediyor, evet. Bak diyor ki; “Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa” bununla kastettiği, ‘ikişer lam’, bakın Üstad’ın metodudur bu. “Şimdi hatıra geldi ki, eğer şeddeli "lamlar" ve "mimler" ikişer sayılsa,” özellikle o tarihe getirmek için söylüyor. “Bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zatlar ise,” tam tarihi vermek için söylüyor. Yani 2010 tarihini vermek için. Asıl hadislerden istifade ediyor. Millet de zannediyor ki sırf ebcedden alıyor. Değil, hadislerden istifade edip söylüyor. Bak “zulümatı dağıtacak zatlar ise” yani Darwinizmi, materyalizmi dağıtacak zatlar ise, “Hazreti Mehdi (a.s.)'nin şakirtleri olabilir.” Çok net maşaAllah. “Bir asır sonra.”
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. Tam zamanımızı veriyor.
ADNAN OKTAR:Bak “İstikbal-i dünyevide (dünyanın geleceğinde) bin dört yüz sene sonra gelecek bir hakikati (Mehdi (a.s.)’yi) asırlarında karib (yakın) zannetmişler” diyor. O zaman gelecek zannetmişler Mehdi (a.s.)’yi. Halbuki ne zaman gelecekmiş?
OKTAR BABUNA:1400 Hocam.
ADNAN OKTAR:Bak, “1400 sene sonra” diyor. “1399, 1410” demiyor. Tam net tarih veriyor Hicri 1400. Bak ne diyor Kastamonu Lahikası, sayfa 57; kardeşlerimiz sorsun, “Selamun aleyküm ağabey” desin, “Kastamonu Lahikası, sayfa 57’de bir yazı gördüm. Bana bunu açıkla ağabeyim” desin, bu kadar. Ağabeyciğim mi, artık büyüğüm mü ne diyorsa. “Hakiki beklenilen,” beklenilen demiyor bak, “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat,” kim bu?
OKTAR BABUNA:Hz. Mehdi (a.s.) inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bunu açıklayacak işte, şahs-ı manevi var mı burada? “Hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zat” burada şahs-ı manevi diye bir şey yok, çok net. Hayır, şahs-ı manevi dese bile yine sorsunlar; “bu şahs-ı maneviyi kastediyor burada” diyorsa, düşünecektir, o anlar onu. Yani bir insan o kadar direnemez. Doğrunun karşısında hiçbir insan direnemez. Bir insan o kadar doğru söylememeye kendini zorlayamaz, iradesi yetmez. Gece-gündüz doğru söylememek çok zordur. İnsanın vücudu iflas eder, bedeni yetmez. Aklı, gücü yetmez.
OKTAR BABUNA:Bunun delilini gösterdiniz Hocam. Bir Nur talebesi ağabey yaptığı açıklamaları sizin açıklamalarınızdan hemen sonra, yüz yüze olmadığınız halde hemen düzeltti. Tam düzeltmedi belki ama bayağı bir düzeltmişti, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak İstanbul’da çıkacağını da açıkça söylüyor, Mehdi (a.s.)’nin. İstanbul kaçakları zannediyorlar ki Mehdi (a.s.) Avrupa’da çıkacak veyahut başka yerde çıkacak zannediyorlar. Veyahut Endonezya’da, Malezya’da falan. Mehdi (a.s.) İstanbul’da çıkacak, anlaşıldı mı? Yurtdışında Mehdi (a.s.) aramayacaklar, inşaAllah. Mehdilik’in şartlarından birisi de İstanbul’dur. Bediüzzaman bak diyor ki; “Mekke’de, Medine’de de olsam yine İstanbul’a gelirim” diyor. “Avrupa’ya, Amerika’ya git diyorlar” diyor, “gitmem” diyor. Ama tabii yanlış anlaşılmasın, biz Fethullah Hocamızın zaruri olarak yurtdışına gittiğini biliyoruz. Benim kastettiğim kişiler kendilerini biliyorlar, inşaAllah.
Bak, “Gerçi her asırda hidayet edici bir nevi Mehdi ve müceddid geliyor ve gelmiş.” Hiç şahs-ı manevi gelmemiş dikkat edersen. Hep Mehdi, müceddid gelmiş. Hangi yüzyılda şahs-ı manevi var? Yok. Ama onlara göre bu yüzyılda var, bir tek bu yüzyıla mahsus. Hz. İsa (a.s.) ilk geldiğinde şahıs olarak geliyor. “Şimdi şahs-ı manevi olarak gelecek” diyorlar. “Her yüzyılda şahıs olarak geldi müceddidler, Mehdiler. Bu yüzyılda şahs-ı manevi olarak gelecek” diyorlar. Ne varmış bu yüzyılda? “Süfyan insan” diyoruz, “Tabii ki şahıs” diyor. Deccal? “O da şahıs” diyor. Mehdi (a.s.)? “O şahs-ı manevi” diyor. Ayıptır ayıp. Yapmayın.
“Fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibariyle, Ahir zamanın Büyük Mehdi unvanını alamamışlardır.” diyor. Demek ki, üç vazifenin üçünü de yapması ve tam anlamıyla yapması durumunda Büyük Mehdi unvanını alıyor, Mehdi (a.s.) oluyor. Öbür türlü herhangi bir Mehdi oluyor. Mehdi’yi üçe bölenler oluyor ya, hani “Ahir zamanda üçe bölünecek” diyorlar. “Siyaset, saltanat Mehdisi, diyanet Mehdisi olacak.” Yine Büyük Mehdi olamıyor o zaman. Onların ayrı ayrı hepsi, yine eski Mehdilerden oluyor. Büyük Mehdi olmuyor, inşaAllah.
“İyi akşamlar Hocam. Şu anda Fox Tv’de Kıyamet ile ilgili program var.” Bak, her yerde Ahir zaman, Mehdiyet. “Kıyametin 2012, 30 Kasım olacağını söylüyorlar. Çünkü 30 Kasım Cuma’ya denk geliyormuş. Kuran-ı Kerim’de öyle yazıyormuş. Özay.” Yok, yanlış. 2012’de Mehdiyet şahlanacak. Yepyeni bir çığır başlayacak. Kastedilen odur, inşaAllah.
“Sevgili Adnan Bey, sevgili çünkü insan sevginiz beni mest ediyor. Ve sevgili Adnan Bey, medyadan farklı tanıdığım Adnan Bey’den çok farklısınız. Sanki beni size bağlayan ilahi bir güç var. Önce önyargılı izlediğim Adnan Bey’den eser yok. Her gün sizi izlemeye çalışıyorum. Sizi göremediğim zaman sinirleniyorum. Belki size bu yazdıklarım saçma gelebilir ama siz beni görmeseniz de ben sizi kalpten seviyor ve taşıdığınız mutluluk bayrağının sonsuza kadar dalgalanması dileğiyle. Allah’a emanet, inşaAllah.” Ümmü Hanım yazmış. Ümmü sen bunu yazarken de ben de sana çok coşkun ve derin bir sevgi duydum. Ama hiç görmerdiğim halde. İnşaAllah, kalben. İnşaAllah. Bir de saçma gelmesi, neden öyle bir şey olsun. Bilakis, bilakis çok çok hoşuma gitti. Ama “Sizi görmediğim zaman sinirleniyorum” değil de belki insan sevdiğini göremediğinde bir zorlanır yani bir zorluk çeker, bir dünya zorluğudur, o olabilir. Ama başka bir şey değildir. Sevginiz çok güzel maşaAllah, Allah daha da arttırsın. Hakikaten benim de size karşı derin bir sevgim oluştu. MaşaAllah. Çünkü çok samimi üslubunuz.
“Selamun aleyküm değerli Hocam. Kıyametin büyük alametlerinden Güneş’in batıdan doğmasını açıklar mısınız? Güneş gerçekten batıdan mı doğacak, yoksa değişik bir açıklaması mı var? Bizi aydınlatırsanız çok memnun olacağız. O nurlu ellerinizden hürmetle öperim.” Ayla Hanım yazmış. Güneş’in batıdan doğması gerçek. Ama Kıyamet başlamış oluyor Güneş batıdan doğduğunda. Dünya’ya, Dünya’nın yakınında olan, büyükçe bir yıldızdan ki zaman zaman büyük, iri göktaşları fırlatan bir yıldız, o vakit geldiğinde yani Allah-u alem 2120 gibi, belki 2. ayın, 2. günü, hiç belli olmaz. Yahut başka bir gün, Allah bilir. Her an da olabilir, inşaAllah. Bir taş çarpması olacak dünyaya. Dünya’ya Allah-u alem vurup, delip geçecek, öbür taraftan çıkacak. Çünkü dünya sıvıdır. Millet dünyayı katı zannediyor ama dünya su torbası gibidir. Kaynar su torbası gibi. Yani bu çocukların bayramda şişirdiği balonlar var ya, onun içine suyu doldurun ne olur? Onun gibidir, incecik zar gibidir toprak tabakası. İçi ağzına kadar sıvı magma doludur. Magma olduğu için kabuğu çok rahat delip magmanın içinden de geçip öbür taraftan çıkacak. Fakat dünyanın çekim gücüyle Allah-u alem bir daha, yandan bir daha bindirecek. Ondan sonra dünyanın dönüş yönüne bu etki ediyor tabii. Bu sefer ters istikamete doğru dönmeye başlayacak dünya. Olay bu. Ama bundan sonra “intizamsız hareketlerle başını” diyor Bediüzzaman “başka seyyarelere çarpar, izn-i İlahi ile” diyor. “Ve bu müsademe sonucunda Kıyamet kopar” diyor. Hepsi birbirine girecek yıldızların, inşaAllah. Yani Güneş’in ve Ay’ın aynı şekilde kararması ve parçalanması mevzu bahis. “Dünya’nın aklı hükmünde olan Kuran’ın göğe ref edilmesiyle” diyor, çünkü Ahir zamanda yaklaşık Allah-u alem Hicri 1543 gibi dünya tamamen dinsizlerin eline geçecek, tamamen, Allah-u alem. Yani hiç Allah’tan, dinden bahsedilmeyecek. Kuran ref ediliyor; dini eser, kitap, hiçbir şey kalmayacak yazılı. Tek satır bile ayet bırakmayacaklar, yazı bırakmayacaklar. “Dünyanın aklı hükmünde olan Kuran’ın göğe, Allah katına ref edilmesiyle artık dünya divane olur” diyor. “Çünkü aklını kaybedecek dünya” diyor. “Kuran gitti mi dünyadan, dünya artık divane olacak” diyor. “Ve izn-i İlahi ile başını başka seyyareye çarpar” diyor. İşte kastedilen bu. “Ve bu intizamsız hareketlerle müsademat neticesinde (diğer yıldızlarla çarpışma neticesinde) izn-i İlahi ile Kıyamet kopar” diyor. Bu çarpmadan sonra Allah-u alem saatler içerisinde Kıyamet tırmanacak ve Kıyamet kopacak, inşaAllah. Belki 10 saat, belki 12 saat, yani 24 saate kadar çıkmayabilir. Çok şiddetli korku yaşayacak insanlar. Çok çok şiddetli korku yaşayacaklar. Hamile kadınların çocuğunu düşürmesi var. İmtihan bittiği için artık dünyanın kalmasının bir anlamı yok. Güneş batıdan doğduktan sonra yani Kıyamet başladıktan sonra zaten tevbe kapısı kapanıyor. İbadetler yok artık. Adamlar zaten ne konuştuğunu bilmiyor. Allah söylüyor ayette, “Siz onları sarhoş zannedersiniz, onlar sarhoş değillerdir” diyor. yani cümle kuramıyor adam, korkunun şiddetinden. Adını sorsan söyleyemez. Bir sesler çıkarıyor ama bir şeyler, konuşma değil, cümleyi oluşturamıyor. Saatlerce böyle korkarak can çekişecekler. “Hamile kadınlar da çocuklarını düşürürler” diyor. Bütün vücut kontrolünü kaybedecek, vücut. Pilokronik hareketler yapıyor. Küçük çocukların saçları bembeyaz oluyor. Onların ruhları önceden alınıyor, küçük çocukların. Ama bembeyaz oluyor saçları, zaten bu Kıyametin alametlerinden bir tanesidir, harika olarak. Süt beyaz oluyor saçları çocukların. Normalde simsiyah saçları. Melekler inmeye başlıyor. Cübbeli’nin dediği Melekler işte o zaman iniyor. Mehdi (a.s.)’nin zamanında değil. Görünür şekilde, alenen gökten inmeye başlıyor. “Gökler artık parçalanmıştır” diyor Allah. Yani atmosfer de açılıyor. Uzay görünüyor artık gündüz. O mavi tabaka var ya; o kalkıyor, parçalanıyor, gökyüzü görünüyor, o şekilde. Bu döneme doğru hızla ilerliyoruz, inşaAllah. Ama 2012 ile ilgili söz yanlış, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bir selam almamışsınız galiba Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. Ayla Hanım’ın selamını da alayım. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Bana da sizi çok sevdiklerini söyleyenler ve çok selam gönderenler oluyor Hocam. Hepsini toptan söyleyebilir miyiz?
ADNAN OKTAR:Hepsine aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü diyorum. Hepsine saygılarımı, sevgilerimi, muhabbetlerimi ifade ediyorum, inşaAllah.
OKTAR BABUNA:Benim için sizin yanınızda olmamın ne büyük nimet olduğunu da söylüyorlar Hocam. Allah razı olsun. Elhamdülillah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet.
“Hayırlı cumalar” diyen kardeşimiz, Bediüzzaman’la ilgili, Mehdiyetle ilgili bilgileri hepsi çok samimi anlatmış. Ama konu bu, buradan kardeşlerimiz teker teker, teker teker her gördüklerine soracaklar. En sonunda samimi olarak, o kadar da vicdanları tefessüh etmemiştir. Mutlaka kabul edeceklerdir, eninde sonunda. Çünkü burada o kadar kötü bir duruma düşüyorlar ki aksi durumda, o kadar kötü duruma düşüyorlar ki, öyle bir insana saygı duymak mümkün değil. Çünkü alenen doğru söylememiş oluyor, alenen. Şaşırmış olabilir, yanılmış olabilir, ama artık ispat edip gösterdikten sonra, anlattıktan sonra kaçıyorsa, zaten kaçıyorsa, “ben doğru olduğunu biliyorum ama menfaat icabı gizliyorum” anlamı çıkar. Oradaki konumumu muhafaza etmek için gizliyorum anlamı çıkar. O zaman kardeşim sen meslek olarak mı edindin onu? Nur talebesi olmak meslek değildir. Nedir o zaman amacın? Niye doğruyu söylemiyorsun? Bediüzzaman ne diyorsa olduğu gibi aktar. Niye yalan söylüyorsun? Yalan da demeyeyim de niye doğruyu söylemiyorsun?
Bak diyor ki; “Risale-i Nur’un şahs-ı manevisini haklı olarak Hz. Mehdi (a.s.) telakki ediyorlar.” “Böyle zannediyorlar” diyor talebelerim. “Ve o şahs-ı maneviden bir nevi mümessili (temsilcisi) olan bir çare tercümanı zannettiklerinden,” “beni Mehdi (a.s.) zannediyorlar” diyor Bediüzzaman. “Bazen o ismi,” Hz. Mehdi (a.s.) ismini, “ona veriyorlar.” “O şahs-ı maneviyi bana veriyorlar bazen” diyor. “Gerçi bu, bir iltibas (karıştırma) ve bir sehivdir (hatadır)” diyor. “Yok, Bediüzzaman’ın öyle demesi önemli değil” diyor. Kardeşim daha nasıl desin? “Gelecek” diyor. “Bu dediğiniz yanlış” diyor. “Şahs-ı manevi Mehdi (a.s.) değildir” diyor. “Ben de Mehdi (a.s.) değilim” diyor. “Mehdi (a.s.) ileride gelecek,” tarif ediyor. “İstanbul’da çıkacak” diyor. “Küfrü ortadan kaldıracak, İslam’ı uygulayacak, bütün Müslümanlar onun etrafında birleşecekler. İttihad-ı İslam olacak” diyor. “Hz. İsa (a.s.) ile bir araya gelecekler. Hz. İsa (a.s.) zamanında herkes Müslüman olacak. Hristiyan alemi ona bağlanacak. Hıristiyanlar da Müslüman olacak” diyor. “Mehdi (a.s.) ile birleşip İslam ahlakını dünyaya hakim edecekler” diyor. “Yok, onun alakası yok onun. Bak burada bir ağabey var, o sana anlatsın” diyor. Bıyığına adam kendince bir şekil veriyor, orada oturup konuşuyor.
Bak, “Kıyamet alametlerinden ve Ahir zaman vukuatından (olaylarından) ve bâzı a’malin (amellerin) fazilet ve sevablarından bahseden hâdîs-i şerife güzelce anlaşılmadığından, akıllarına güvenen bir kısım ehl-i ilim (ilim sahibi),” bak, “akıllarına güvenen bir kısım ehl-i ilim,” Şeşer Beşer mesela, Şeşer Beşer Hoca. Bak diyor ki; “akıllarına güvenen,” görüyorsun, böyle acayip kendine güveniyor. “Akıllarına güvenen bir kısım ehl-i ilim (ilim sahibi) onların bir kısmına zaîf (zayıf) veya mevzu (hadis),” uydurma hadis, “demişler” diyor. Şaşar Beşer Hoca, bu konuyu çok iyi dinlemesi lazım. Bakın diyor ki; “Akıllarına güvenen bir kısım ehl-i ilim (ilim sahibi),” aklına güveniyor, “onların bir kısmına zaîf (zayıf) veya mevzu (hadis) demişler. İmanı zayıf ve enaniyeti kavi;” “imanı zayıf,” Allah’a ve Ahirete iman edemiyor “ve enaniyeti kavi” acayip kendini beğeniyor. Enaniyet kesilmiş, kavi. “Bir kısımda inkara kadar gitmişler” diyor. Bakın, Şaşar Beşer Hoca bu konuyu çok iyi bilecek. Buradaki Bediüzzaman bunu kime ithaf ediyor, bunu çok iyi kavraması lazım. İnşaAllah. Sözler, sayfa 355, o kısmı ezberlesin Şaşar Beşer Hoca.
Bak, “Hz. İsa (a.s.)’yı nur-u iman ile tanıyan ve tabi olan,” “şahs-ı maneviyi nur-u iman ile tanıyan” demiyor, “İsa (a.s.)’yı” diyor. “Nur-u iman ile tanıyan ve tabi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin kemmiyeti Deccal'in mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nispeten az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir” diyor. Nerede burada şahs-ı manevi?
OKTAR BABUNA:Yok Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak kardeşim, başları bir tek Mehdi (a.s.) ile açmazda değil. Hz. İsa (a.s.) konusu da olduğu için tam bir bozgun havasındalar. Hz. İsa (a.s.)’yı da kendilerince teville, tabirle kapatmaya çalışıyorlar. Fakat kapanacak gibi bir konu değil. Bu sefer Kütüb-i Sitte’ye dil uzatmaya kalkıyorlar. Kütüb-i Sitte’de en sahih hadisler onlar. Tevatür var artık. Ama bak, bizim Şaşar Beşer Hoca onları da reddediyor. Bunaldı, çok bunalmış belli. Ne yapacağını şaşırmış durumda.
Bak diyor ki, Tasdik-i Gaybi, sayfa 172’de, kardeşlerimiz sorsunlar; “Tâ Ahir zamanda,” “Hocam” diyecekler, “bu ‘ta Ahir zaman’ ne zaman?” Sırf bu cümleyi bile sorabilirler. “Ta ahir zamanda” değil mi? Kardeşim, işleri çok zor, bayağı zor. Bak, “tâ ahir zamanda hayatın geniş dairesinde,” “Hocam, bu ‘hayatın geniş dairesi’ ne zaman olacak? Oldu mu? Ne demek?” diye sorsunlar. “Anlamak istiyoruz” desinler. “Asıl sahipleri,” “Risale-i Nur’un ‘asıl sahibi’ kim Hocam?” diyecekler. Bak bir sahibi varmış, bir de asıl sahibi. “Asıl sahibi kim?” “Yani” diyor, asıl sahibini açıklıyor Bediüzzaman; “yani Mehdî ve şakirtleri (talebeleri).” Kardeşim, nerede burada şahs-ı manevi, hani? Mehdi (a.s.) var, şakirtleri var. Mehdi (a.s.) ve şakirtlerini kabul edince zaten şahs-ı manevi doğal olarak, tabi olarak olur o. Bak, diyor ki; “Mehdî ve şakirtleri (talebeleri) Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir.” Bak, “Cenab-ı Hakk’ın izniyle gelir.” Gelmiş adama ‘gelecek’ denir mi? Gelecek kişiye?
OKTAR BABUNA:Denmez Hocam.
ADNAN OKTAR:Gelecek insana ‘gelir’ denir. Gelmişe ‘gelir’ denir mi?
OKTAR BABUNA:Denmez Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Gelir, o daireyi genişlendirir.” Mehdi (a.s.)’nin görevi ne? Mevcut daireyi genişlendiriyor. “ Ve o tohumlar sümbüllenir.” Demek ki Nur talebeleri tohum halindeler. Açılmamışlar, “onlar sümbüllenir” diyor. “Bizler de kabrimizde” diyor, Mehdi (a.s.) kabrinde olur mu?
OKTAR BABUNA:Olmaz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Değil mi? Kabirde Mehdilik olur mu? “Kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz” diyor. “Ben o zaman vefat etmiş olacağım” diyor Bediüzzaman. Bunları sorsunlar.
Bak ne diyor? “O ileride gelecek acib şahsın” (Barla Lahikası, 162) “O ileride gelecek acib şahsın,” sorsun; “Hocam, o ileride gelecek acib şahıs kim?” Şahs-ı manevi demiyor, “şahıs” diyor. “Kim?” “Bir hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı ve o büyük kumandanın pişdar bir neferi (bir askeri) olduğumu zannediyorum.” Bediüzzaman söylüyor bunu. “O büyük kumandan kim?” diyecek, “Bediüzzaman’ın askeri olduğu o büyük kumandan kim?” Birisi var, yani o büyük kumandan dediği birisi var Bediüzzaman’ın, değil mi? “Bu kişi kim?” diyecekler. “Pişdar bir neferi olduğu kişi kim?” diyecekler. Bediüzzaman, “ben onun pişdar bir neferiyim” diyor. “Önden giden askeriyim” diyor. “Kim bu kişi?” diyecekler. “Sonradan gelecek bu kişi kim?” diyecekler. “Ben Mehdi (a.s)’nin hizmetkarıyım” diyor Bediüzzaman. Nur talebeleri de Mehdi (a.s.)’nin hizmetkarı olması gerekiyor. “Yok, biz hizmetkarı olmayız” diyorlar. Bediüzzaman, “Ben hizmetkarıyım” diyor. Değil mi? “Biz Mehdi (a.s.)’nin hizmetkarı olmak istemiyoruz” diyorlar. Bediüzzaman da, “ben de zaten hizmetkarıyım” diyor. “Ama ben Nur talebesiyim” diyorlar arkasından da. Olmaz. Nur talebesiysen sen de Mehdi (a.s.)’nin hizmetkarı olacaksın. Ben mesela Mehdi (a.s.)’nin hizmetkarıyım. “Hizmetkarı ve ona yer hazır edecek bir dümdarı.” “Hocam” diyecekler, “"ona yer hazır edecek" diyor burada, ‘ona’ dediği bu kişi kim? Kime yer hazır ediyor Bediüzzaman?” diyecekler. “Kime yer hazır ediyor? Bunu bize açıklayın” diyecekler. Değil mi? Bak, “onun dümdarıyım ben” diyor. “Yardımcı kuvvetiyim” diyor. “Kimin dümdarı?” diyeceksiniz. Değil mi? Mehdi (a.s.)’nin dümdarı. Ama bilmiyormuş gibi sorabilirler. “Kimin dümdarı?” diyecek, Bediüzzaman. “Bu acib şahsı bize açıklayın” diyecekler, soracaklar.
Bak, “Fen ve felsefenin tasallutiyle (etkisiyle) ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu, (materyalizm, Darwinizm) beşer içinde intişar etmesiyle,” bizim Şaşar Beşer Hoca zaten “böyle bir konu yok” diyor. Yani, “maddiyun ve tabiyyun taunu beşer içinde intişar etmedi. Böyle bir konu yok. Bana, karşıma gelsinler, zaten ben hallederim” diyor. “Ama karşıma çıkmıyorlar” diyor. Kardeşim, daha karşına nasıl çıksınlar? Dünyaya hakim olmuş adamlar. Daha nasıl karşına çıksın? Dünya üniversitelerine hakim olmuşlar. Darwinizm, materyalizm bütün dünyayı kaplamış. “Ama yine de ihtiyaten, bomba gibi bir delilim var” diyor. Enaniyetinden kendisi de söylemiş gibi yapmıyor da, “Bak bir çocuk söylüyor bunu” diyor. “Çocuk söyler bunu” diyor. “Madem insan maymundan geliyor, maymunlar niye insan olmuyor ha?” diyor. “Bakın size, alın bomba gibi delil” diyor. İlmi bir cevap veriyor alim hazretleri, büyük müceddid hazretleri. “Ve bu konu böyle hallolmuştur, teşekkür ederim” diyor. “Şimdi diğer konuları anlatacağım size” diyor. Mehdi (a.s.) de gelmeyecek, İsa (a.s.) da inmeyecek. İttihad-ı İslam da yok” diyor. “Darwinizm, materyalizm diye de bir şey yok” diyor. “Deccal de çıkmamış” diyor. “Hiçbir şey yok” diyor. “Ama deccal madem Darwinizm ve materyalizmdir, o zaman karşıma çıksınlar bilimsel metotlarla” diyor. Kardeşim, dünya üniversitelerine nasıl hakim oldu peki bunlar? Fen ve felsefe görünümünde hakim oldular. Deccaliyetin gerçek bilimle karşına çıkmayacağı belli. Sahte bilimle çıkacak tabii ki. Sen de onu çürüteceksin. Diyor ki; “bilimle karşıma çıksınlar” diyor. Senin karşına bilimle çıkmayacak o, sahte bilimle çıkacak. Sen de onu yenmek durumundasın. Ama bilgin yok, genel kültürün yok. Paleontoloji bilmiyorsun, jeoloji bilmiyorsun, mikrobiyoloji bilmiyorsun, bilmiyorsun oğlu bilmiyorsun. Bilmediğin için de, yenemeyeceğini bildiğin için, geriye çekilmişsin. “Karşıma çıksınlar.” Senin karşına daha nasıl çıksın adam? Adam seni avucunun içine almış, gezdiriyor. Haberin yok senin, değil mi?
OKTAR BABUNA:İnşaAllah. “Karşısına on tane lise öğrencisi çıksa, perişan eder” demiştiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, herhangi bir Saint Benoit’dan veyahut Robert Kolej’den 5 öğrenci çıksa, çıkartın isterseniz televizyona, deneyin. Darmadağın olur, darmadağın olur yani o. Konuşacak hiçbir şeyi kalmaz. Yani perişan ederler. Çünkü yok, adamda bilgi yok. Konuşacağı bir şey yok. Yani genel kültür yok. Kuran bilgisi var, hadis bilgisi var. Onların da işine gelenleri alıyor hadislerden. Mesela Kütüb-i Sitte’yi istediği gibi bölümlere ayırmış. Mesela “şu olur” diyor, “şu olmaz.” Mesela Hz. İsa (a.s.) ile ilglii olan Kütüb-i Sitte’deki hadisler mütevatirdir, sahih ve mütevatir. Külliyen reddediyor. Mehdi (a.s.) ile ilgili hadisleri de külliyen reddediyor. Zaten İttihad-ı İslam diye de bir konu da yok ona göre. “Eğer öyle bir şey olsa, Peygamberimiz (s.a.v.) dünyaya hakim ederdi” diyor. Sanki Mehdi (a.s.) Peygamberimiz (s.a.v.)’in kumandanı değil, Hz. İsa (a.s.) Peygamberimiz (s.a.v.)’in kumandanı değil. Ayrı bir şeymiş gibi görüyor. Bak Bediüzzaman ne diyor? “Fen ve felsefenin tasallutiyle (etkisiyle) ve maddiyyun ve tabiiyyun taunu, (materyalizm, Darwinizm ve ateizm hastalığı) beşer (insanlık) içine intişar etmesiyle,” bütün dünyayı kaplamış ve senin karşına bilim görünümüyle çıkmışlar. Bana diyor ki, “gerçek bilimle karşıma çıksınlar” diyor. Gerçek bilimle çıksa, o Darwinizm, materyalizm olur mu zaten o? O zaten hak olmuş oluyor o zaman. Hiç olmayacak bir şeyi söylüyor. “O zaman ben de onu yenerim” diyor. İşte bak, sahte bilimi daha yenemiyorsun sen. Gerçek bilimle zaten karşısına çıksalar; gerçek bilime, gerçek bilimle karşılık verilir mi? Gerçek bilimle çıkıyorsa zaten doğrudur o, değil mi? Sen sahte bilime, gerçek bilimle karşılık vereceksin. Sende de bilgi yok, genel kültür yok.
OKTAR BABUNA:Darwinistler güler o ifadesine zaten. “Maymun niye insana dönüşmüyor?” diye.
ADNAN OKTAR:Üsluba bak da anla yani durumu. Bak diyor ki; “Her şeyden evvel,” Mehdi (a.s.) ne yapacakmış? “Her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyyun fikrini (materyalizm, Darwinizm ve ateizm gibi Allah'ı inkar eden dinsiz akımları) tam susturacak tarzda imanı kurtarmaktır” diyor. Hoca orada, “Mehdi (a.s.) gelmeyecek, İsa (a.s.) inmeyecek” derken Mehdi (a.s.) bu görevi yapacak işte. Dünyada materyalizm ve Darwinizmi yerle bir edecek. Sahte bilimi yerle bir edecek. Bakın, ne kadar pasif ve ne kadar kendince uyanık yöntem kullanıyor; “bilimle karşıma çıksınlar” diyor. Bilimle karşına çıksa adam, ne olmuş olur o? Hak olmuş olur zaten. Hakka hak ile karşılık verilir mi? Hak kabul edilir zaten. İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Selam” diyor kardeşimiz. Aleyküm selam ve berekatühü. “Çok hürmetli Hocamız, Adnan Hocam, ilk önce hepinize dolu dolu Azerbaycan’dan selamlar.”
OKTAR BABUNA:Aleyküm selam.
ADNAN OKTAR:Hepimize olmasın da buradakilere olsun. Sen de “aleyküm selam” de.
SUNUCU:Aleyküm selam.
ADNAN OKTAR:“Sizi Azerbaycan’da çok çok sevirler. Men Azerbaycan’ın Uçkar bir kentinde yaşiyrem. Babam, yani dedem 12 kentin imamıydı. Çok da sevilen biriydi. Men özümü bilemden beri her zaman "namaz kılın, Kuran okuyun, ibadet edin" derdi. Bu kentlerde hiç kimse dinlemezdi. Neyse, yıllar önce Risale-i Nur Azerbaycan’a geldi. Bir külliyat da bize geldi. Hem okuyor, hem hiç kimse hiç anlamıyor. Çok geçmedi, Sungur Ağabeyler bizim eve geldiler. Asvam kentin hepsi bize geldi. Ders başladı. Kentimizde 48 ev var. 46 ev bir gecede iman getirdi.” Hay maşaAllah, Sungur Ağabeyimiz Mehdi (a.s.) gibi maşaAllah. Allah vesile ediyor. Allah ömrünü uzun etsin. “Şimdi namaz, oruç ibadetlerindedirler. Elhamdülillah. Men de o günden beri Nur talebesi olmaya çalışıram. Tabii ki Nur talebesi olmak çok çetindir Hocam. Size sualim bu, bize Hz. Mehdi (a.s.)’yi daha çok anlatın. Sizden Mehdi (a.s.) hazretleri ile ligili inanın çok malumat toplayirik. İmanımız artiyir. Çok sağolun. Allah’a emanet olun. Elnur Esadov.” Azeri lehçesi şahane. Bana sakın Türkçe yazmasınlar Azerbaycanlılar. Şahane bir üslup, maşaAllah.
“Günlerdir yazıyorum size Hocam” diyor. Yasemin kardeşin yazısı bana niye gelmedi, Yasemin Hanım’ın? “Hocam Müslümanlar fena halde yıllardır iç içe yaşadığımız ve Müslümanlığından emin olduğumuz insanlara heyecanla gelişmeleri anlatmak istiyoruz, sevincimize ortak etmek istiyoruz ama aldığımız tepkiler içler acısı ya da deliye bakar gibi bakıyorlar. Ya ilgisizler, ya da "Mehdi ne?" diye soruyorlar. Mehdi (a.s.)’yi müjdeleyen Hocalarla, bilakis örtmeye çalışanları iyice incelerlerse gerçek ortaya çıkacak tahmin ediyorum.” “Müslümanlar fena halde.” Evet, Azerbaycan’dan tut Türkistan’dan çık; Türkiye’de de, dünyanın her yerinde Müslümanlar zor durumdalar, bu doğru. Bu Mehdi (a.s.) alametidir zaten. “Yıllardır iç içe yaşadığımız ve Müslümanlığından emin olduğumuz insanlara heyecanla gelişmeleri anlatmak istiyoruz, sevincimize ortak etmek istiyoruz ama aldığımız tepkiler içler acısı.” Yani Mehdiyeti bir anda kavramayacakları zaten Mehdiyeti iyi bilen insanlar tarafından bilinir. Mehdi talebelerinin sayısının az olması da bu yüzdendir. Dolayısıyla içler acısı değil, şevk arttırıcıdır bu. Heyecanlarını arttırsın. “Ve deliye bakar gibi bakıyorlar.” O da normal. Ahir zamanda insanların basiretinde, ferasetinde bir donukluk olacak. Yani zaten Mehdi (a.s.)’nin çıkma amacı o. O deliye bakar gibi bakanları tedavi etmek için Mehdi (a.s.) çıkıyor. Yoksa onlar hemen duyar duymaz hemen tabi olsalar, deliye bakar gibi değil de böyle anlamlı ve akıllı baksalar, hoş baksalar -bir kısmını diyorum, hepsini tenzih ederim- zaten Mehdi (a.s.)’ye gerek kalmazdı. Mehdi talebelerine gerek kalmazdı. Mehdi (a.s.)’nin çıkış amacı zaten, bu tarz hastalığın hakim olmasından dolayıdır. Allah onu özel meydana getiriyor. Mehdi (a.s.)’ye hasta hazırlıyor; o da doktor, tedavi ettiriyor Allah. Mehdi (a.s.)’nin ilacı Kuran’dır. İlaçla geliyor, tedavi ediyor. Hastayı yaratan da Allah, doktoru yaratan da Allah’tır, ilacı yaratan da Allah’tır. O bir dünyanın zenginliğidir. “Ya da ilgisizler,” Allah onların ilgisini açar. En ilgisizler bile ilgili hale geliyorlar. İlgisizlik özel meydana getirilmiştir. Deccaliyet insanları hipnotize etti, ilgisiz hale getirdi ama o gittikçe açılacaktır; gayretle, anlatımla. “Ya da "Mehdi ne?" diye soruyorlar.” İşte güzel, anlatacaksınız. Bir kişi, bir süre sonra binler olur. Ben İstanbul’a geldiğimde bir kişiydim, 79’da. Şu an milyonlar bak, demek ki oluyor, inşaAllah. “Mehdi (a.s.)’yi müjdeleyen Hocalarla, bilakis örtmeye çalışanları iyice incelerlerse gerçek ortaya çıkacak.” Evet. Örtmeye çalışanlar da görevlidir. Mehdi (a.s.)’yi müjdeleyenler de görevlidir. Ahir zamanda bu bir kaderdir. “Allah sabrınızı arttırsın Hocam, inşaAllah. Bununla müjdelenmeyen kalmayana kadar.” EvelAllah, evelAllah. Seyyid Battal Gazi nasıldı, vazgeçiyor muydu mübarek? Hz. Ali (r.a.) vazgeçiyor muydu?
OKTAR BABUNA:Geçmiyordu.
ADNAN OKTAR:Hayber’in kalesinin kapısını söktü, aşkla. Allah aşkıyla. Sonra dediler Hz. Ali (r.a.)’ye; “kaldır kapıyı” dediler, yerinden bile oynatamadı kapıyı. Ama o an, Allah aşkından, aldı kaldırdı kapıyı, kale kapısını, kalkan diye kullandı.
“Affınıza sığınarak yazıyorum” Estağfurullah bizim ne haddimize affetmek, inşaAllah, “çok ilginç bunu paylaşmak istiyorum. Benim 2 ve 4 yaşında iki çocuğum var.” Allah onlara uzun ömür, hidayet, güzellik, sağlık, sıhhat versin. “Onlar sakallı insanlardan korkuyorlar. Ama ilginç olan o ki sizi çok seviyorlar.” Ben de o iki kediyi çok seviyorum, minik kedileri. “Kaç kez sorduysam çok iyi olduğunuzu, sizi sevdiklerini söylediler. Bunu üzerine Cübbeli’yi gösterdim.” Onu söylemeyeyim. “Hocam, onların halini görmeniz lazımdı” diyor Yasemin Hanım. Ne güzel insansınız siz, maşaAllah. Allah hidayetinizi arttırsın, şevkinizi arttırsın. Kısa sürede ortalığın güllük gülistanlık olduğunu göreceksiniz. Biraz sabırlı olun, o da bizim kardeşimiz, inşaAllah. Hepsi bizim kardeşimiz, inşaAllah.
Numan Kurtulmuş Hoca kaç oyla başkan oldu, biliyor musun?
OKTAR BABUNA:Bulayım hemen Hocam, inşaAllah. Bakayım.
ADNAN OKTAR:Yani kaç delegenin oyunu aldı? Çünkü Erbakan Hocamız ısrarla bu seçimin yenilenmesini istiyor. Kongre talebinde bulunmuş Erbakan Hocamız. Israrla da kabul görmemiş gördüğüm kadarıyla. Numan Kurtulmuş hiçbir şekilde kabul etmiyormuş. Onu bana bir söyleyin bakayım. Yani bir sebebi vardır herhalde Erbakan Hocamız öyle diyorsa. “Sizler de kongre talebini yeniden gözden geçirin” demiş.
Oktar Hocam, bizim en çok ihtiyacımız olan konulardan bir tanesi de Darwinist ve materyalistlerin moralini bozmamızdır. Yani hoşuma gidiyor işin doğrusu. Yani insan kızdırmayı sevmem ama Darwinist, materyalistleri kızdırmak, morallerini bozmak hoşuma gidiyor. Çünkü gerçekleri görünce felç oluyorlar. Gururlarına ağır geliyor, debelenmeye başlıyorlar. Ben de debelendireceğim. Çünkü biz hakkı, doğruyu, bilimsel gerçekleri söylüyoruz. Bilimsel olmayan hiçbir delil sunmuyoruz. O yüzden zaten kızdırma etkimiz. Biz gerçek bilime dayandırmasak, gerçek delilleri sunmasak kızmazlar. İnsanlar gerçeklerde çok kızarlar zaten. Değil mi?
OKTAR BABUNA:Evet.
ADNAN OKTAR:Hakkı, hakikati söylediğinde çok kızarlar. İnşaAllah. Bir kısım insanlar tabii, hepsi değil. Biz de devam edeceğiz doğruları söylemeye.
OKTAR BABUNA:Felç ettiniz zaten Hocam inşaAllah, Darwinistleri dünya çapında. Sizin adınızı duyunca ki karşısında siz de yoksunuz ben varım yani sizin öğrenciniz var, normal kül gibi bembeyaz oldu dünyanın en ünlü evrimcilerinden Douglas Futuyma. Gözümle gördüm. Ve kaçtı kürsüden, geri döndü daha sonra.
ADNAN OKTAR:Kül gibi beyazı nasıl açıklıyoruz Oktar Hocam? Tansiyon düşmesiyle mi oluyor?
OKTAR BABUNA:Şok geçirme gibi bir şey oldu Hocam, inşaAllah. Ama normal kıpkırmızıydı yüzü. Gayet neşeliydi, kürsüde konuşma yaptı hatta böyle. Benim kim olduğumu bilmiyordu Hocam. Ben gelip de, “ben Harun Yahya’nın öğrencisiyim” diye başlayınca bembeyaz oldu böyle.
ADNAN OKTAR:Allah, Allah. İsmimi çok iyi biliyor demek ki, ezberlemiş. Yani çünkü ilmi yönümü, bilgi yönümü, etki yönümü bilmese, adam tansiyonu niye 5, herhalde 6’ya 3 gibi falan olmuştur tansiyonu. Büyük 6, küçüğü 3.
OKTAR BABUNA:Kimyası değişti, bütün kimyası.
ADNAN OKTAR:Hatta 2,5. İyi, güzel, tansiyon düşürücü özelliğim varsa ne güzel. Tansiyon çıkarıcı ve tansiyon düşürücü özelliğim var demek ki. Neden? Çünkü bilimsel, gerçek delillerle ortaya çıkıyorum, inşaAllah. Şaşar Beşer Hoca gibi de, öyle kaçak bir üslup da kullanmıyorum. Net delil kullanıyorum. Şaşar Beşer Hoca diyor ki; “bana ilmi delillerle gelirlerse, ben onlarla tartışırım” diyor. Şimdi biz onun sözüne inandık. Hocam şimdi üniversitede profesör, gelsin Habertürk’e veyahut Kanal 7’ye, herhangi bir yere gelsin. Veyahut biz buraya da çıkarabiliriz. Yahut herhangi bir yere gitsin; karşısına bir Darwinist çıkartacağız, herhangi bir. Var ya senin şu pilokronik, neyse ismini vermeyeyim veyahut o tombulu çıkarabiliriz, tombul Hocayı. Bakın ki en zayıf insanlar bunlar, bilgi kültür yönünden en düşük insanlar. Düşük derken, kültür düzeyleri düşük. Onlar pestilini çıkarırlar bunun, Hocanın. Yani yerle bir ederler. Hatta herhangi bir, iki tane lise öğrencisi Darwinist, iki tane alelade herhangi bir lise, yerle bir ederler. Yani sanki karşısına çıksalar konuşacakmış gibi bir üslup kullanıyor. Bu doğru değil. Genel kültürü, bilgisi yok. Yani Darwinizme ve materyalizme karşı cevap verebilecek bir gücü yok, felsefe hakkında bilgisi yok. Materyalist felsefeyi bilmiyor, marksist felsefeyi bilmiyor. Diyalektik felsefe hakkında bilgisi yok, Darwinizm konusunda bilgisi yok, paleontoloji bilgisi yok, mikrobiyoloji hakkında bilgisi yok. Yok, yok, yok, yok, yok. Onun için böyle kaçamak bir üslup kullanıyor. Madem öyle bir yönün var, en hayati konu Darwinizmin, materyalizmin yıkılmasıdır. Bediüzzaman da bunu söylüyor. Gerçi Bediüzzaman’ı kabul etmiyor da ama Bediüzzaman’ı kabul etmese bile kendi ifadesi var. Darwinizmin, materyalizmin en önemli olay olduğuna dair, Allah ona söyletmiş bunu. Onu getirip göstereceğim. Sen önce bu karşı güce karşı gücünü göster bakalım. Hazır Müslüman’ı, garibanları veyahut bilgisi az olanları veyahut işte hüsn-ü niyetle bakanları karşısına alıp onlara enaniyet yapmakla mesele hallolmaz. Eğer bir yiğitliğin varsa, bir mücahitliğin varsa, cehd yönün varsa, faydalı olmak istiyorsan en vahim konunun üzerine git; Darwinizm’in, materyalizmin üzerine git, diyalektik felsefenin üzerine git. PKK’nın bir numaralı felsefesi bu. Dünya devletlerinin %95’inin devlet felsefesi Darwinizmdir. Bakın, dünya devletlerinin %95’inin devlet felsefesi Darwinizm ve Darwinizm devletler tarafından resmi olarak korunuyor. Bütün dünya devletleri tarafından resmi olarak korunuyor. Hemen hemen bütün dünya, yani çok azdır, 3-5 devlet vardır resmi korumayan Darwinizmi, hepsi resmi koruyor. Ve dünyayı felakete götüren ana felsefedir. 1. Dünya Harbi’ni, 2. Dünya Harbi’ni çıkaran felsefedir. Marksizmin, Leninizmin, faşizmin, satanizmin ve bütün sapkın düşüncelerin ana temeli, ana omurgasıdır. Böyle dev bir güç, şeytani bir yapılanma, senin ana hedefin olması gerekiyor, değil mi? Karşı hedefin. Hocanın hedefi değil. Hoca buradan tamamen çekilmiş. Çünkü İttihad-ı İslam talebi de yok. Karşısına alıyor insanları, kendi enaniyetini, kendi gururunu tatmin eden bir üslup içerisinde bir şeyler anlatıyor, bazı konular anlatıyor. Faydalı şeyler de anlatıyor. Yani sırf boş değil tabii, faydalı şeyler de var anlattığı. Ama acil olan bu konuyu, tamamen kenarda bırakmış durumda. Ve Ehl-i Sünnet alimlerinin de %95’ini bir kenara koymuş durumda. Kabul etmiyor, Bediüzzaman başta olmak üzere. Kütüb-i Sitte’nin büyük bir bölümünü kabul etmiyor. Bambaşka bir ekol ve mantık içerisinde. Dolayısıyla burada Müslümanların çok uyanık ve akılcı olaya bakması gerekiyor. Samanyolu Tv’nin de bu olayı akılcı kritik etmesi gerekir. Mehtap Tv’nin de aynı şekilde bu konuya samimi bir yaklaşımı olması lazım. Yani risk yönünü görmesi gerekiyor. Eksiklikleri de görmesi gerekiyor. İnşaAllah.
OKTAR BABUNA:Oyları sormuştunuz Hocam.
OKTAR BABUNA:Yaklaşık dörtte biri Hocam, 1250’de 310. Son turu saydım.
ADNAN OKTAR:Yaklaşık dörtte bir oyla?
OKTAR BABUNA:Evet, dörtte bir oyla.
ADNAN OKTAR:Genel Başkan olmuş?
OKTAR BABUNA:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Demek ki Erbakan Hocamız, oradan onu biraz garip buldu, o yüzden söylüyor. “Yeniden seçim yapılsın” demesi, o demek. Çünkü pek rastlanan bir şey değil. Çünkü genellikle genel başkanlar, ezici çoğunlukla kazanırlar. Yani delege sayısının büyük bir bölümünü alırlar. Genellikle öyle oluyor, inşaAllah. Ezici çoğunlukla alırlar. Dörtte birle aldığı için, biraz yeterli görmemiş olabilir Erbakan Hocamız, anlamlı bulmuş demek ki. Özel bir anlamı olduğunu düşünüyor, o yüzden “yenileyelim” demiş. Evet. Ama tabii takdir onların, parti yönetiminin. Orada kimsenin bir şey diyecek durumu yok. Ama sebebi buymuş demek ki, onu anladık.
Oktar Hocam şimdi ne yapalım biliyor musun? Evrim konusunda uzman olan arkadaşlar gelsinler, vakit de geliyor. Bir şöyle 20 dakika kadar biraz tansiyon yükseltmesi, tansiyon alçaltması yapalım. Anlaşıldı mı? Evrimcilere. Yüksek olanlarınki düşer, düşük olanlarınki yükselir falan, bir açılırlar kendilerine gelirler. Kafaları açılır. Şimdi kısa bir ara verelim. Ondan sonra evrimle ilgili konuşalım. İnşaAllah.
Yeni Bilgiler 2
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...